Etiket: Gıda

  • GEBELİK VE BESLENME

    GEBELİK VE BESLENME

    Hamile olduğunu yeni öğrenen kadınların pek çoğunda,en çok ilgi çeken konulardan birisi beslenme şeklinin nasıl olması gerektiğidir.
    Çoğu kadın bebeğinin gelişimi için doğru ve dengeli beslenemediğini düşünür.Hatta ilk aylarında kilo alamayan gebeler endişelenebilirler.
    Aslında tüm bu endişeler çoğu zaman gereksizdir.Çünkü bulantı ve kusmalar ile iştahsizlık problemleri ilk aylarda kilo almayı doğal olarak engelleyebilir.
    Kimi zaman hastaların eline çeşitli diyetler verilmekte ve belli beslenme programlarına zorlanmaktadırlar.Bazı gebeliğin özel durumları haricinde bu tür yaklaşımların hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur.Kadınları korkutaraksevmedikleri veya tolere edemedikleri gıda maddelerini tüketmeye zorlamak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.Bu tür diyetler ancak konunun uzmanı diyetisyenler tarafından hastanın durumu göz önüne alınarak,doktorunun önerileri doğrultusunda ve kişiye özel olarak hazırlanabilir.
    Ancak yine unutulmamalıdır ki bebeğin büyümesi,sağlıklı olması,ruhsal,fiziksel,zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve dengeli beslenmesiyle orantılıdır.
    Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması,besin depolarının yeterli olması ve yaşı , hem bebeğinin hem de annenin sağlığını koruyacak en öenmli etkenlerdir.Çünkü bebek, annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için gerekeni seçip alarak,büyür beslenir.
    Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken doğal yollardan fazladan alacağı protein,enerji,vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.
    Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması için annenin yaklaşık 10-12 kg alması yeterlidir.Bu artışı sağlayabilmek için gebelik öncesine göre bir gebe ek olarak günlük 20gr. Protein , 15-20 mg.demir, 500 mg.kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji alması gereklidir.
    Gebelikte sıklıkla tüketilmesi gereken besin öğelerine göz atalım.
    KALSİYUM
    Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8.haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir.
    Gebelikte, normalde gerek duyduğunuzun miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir.Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır.Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt , yoğurt , ve yeşil yapraklı sebzelerdir.
    Brucello, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve iyi pastörize olmasına da özen gösterin.
    PROTEİN
    Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta , balık ,kuru baklagiller (fasulye,mercimek,barbunya…) gibi proteinden zengin besinler önerilir.
    Proteinler,hayvansal ve bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır.Diyetlerde bitkisel ve hayvansal proteinler eşit oranlarda tüketilmelidir.
    Hayvansal gıdalarda yağ mümkün ölçüde alınarak,etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir.Ayrıca balıkta proteinden başka bulunan Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri de bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etkili maddelerdir.Tüketilen balık taze ve iyi pişirilmiş olmalıdır.
    DEMİR
    Gebelikte ‘’kan yapıcı’’yani demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve özellikle de 4-4,5 aylardan sonra folik asitli demir ilaçlarının kullanımı önemlidir.Çünkü özellikle bu aylardan sonra demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık (anemi) ortaya çıkabilir.
    Aşırı derecede kansızlığı olan kişilerde kan haplarına (demir haplarına) gebeliğin erken dönemlerinde de başlanabilir.Ancak bu durumda zaten ilk aylarda sık olarak görülen bulantı,kusma ve mide şikayetlerinde artış olabileceğinden tedaviye başlangıç süresi bir kaç hafta ertelenebilir.
    Gebelerde demir eksikliği halsizlik , bitkinlik ,nefes darlığı ,uykuya meyillilik ve çarpıntı gibi şikayetler oluşturabileceği gibi gebelikle ilgili olarak da erken doğum ,bebeğin rahim içinde gelişememesi,ölü doğum ve düşükler gibi komplikasyonlara zemin hazırlar.Ayrıca C vitamininden zengin meyve ve sebzeler de barsaklardan demir emilimini arttıracaklardır.
    Genelde 4.aylardan sonra başlanılan demir hapları kesinlikle sütle birlikte içilmemelidir.Çünkü süt ,demirin emilimini azaltarak etkisizleştirmektedir.
    Verilen demir hapının dozu hekim tarafından kişiye özel olarak ayarlanmaktadır.Kişinin kanının ileri derecede düşüklüğü kan ilacının dozunun arttırılmasına neden olabilir.Veya örneğin ikiz gebeliklerde vücudun demir gereksinimini artacağından dolayı doz yükseltilmesine gidilebilir.
    Bazı kişiler demir haplarını mide şikayetlerinden dolayı gebelikleri boyunca kullanamayabilirler.Bu kişilerde,içilebilir (sıvı) demir solüsyonları kullanılabilir.Bazen de demir damar içi veya kas içi uygulamalarla hastalara yüklenebilirler.Çok ileri durumlarda ise kan veya eritrosit (kırmızı kan hücresi) tranfüzyonu (nakli) yapılması zorunlu hale gelebilir.
    Bir kişide yoğun bir şekilde yapılan demir tedavilerine rağmen halen kandaki hematokrit ve hemoglobin değerleri düşük kalıyorsa demir eksikliği anemisi dışındaki anemiler veya barsak emilim bozuklukları (malabsorbsiyon sendromları) aranmalıdır.
    C VİTAMİNİ
    C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde , vücudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı immun (bağışıklık) direncinin arttırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir.
    Gebelikte C vitamini gereksinimi metabolizmanın hızlanmasına bağlı olarak artmıştır;
    Ancak düzenli bir şekilde beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir.
    C vitamini portakal , limon, kırmızı ve yeşil biber , domates , çilek , greyfurt , karnıbahar , lahana , Brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur.vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır.
    Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur.Besinleri tazeyken tüketmeli , iyi yıkanmış sebzeleri çiğ ya da az haşlayarak yemelisiniz.ayrıca gebelerde uzun süre beklemiş ,doğal içerikli olmayan , konserve ve benzeri gıdalar da önerilmez.
    FOLİK ASİT
    Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren ‘’B9 vitamini’’ yani folik asit alınması çok önemlidir.Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır.
    Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır,ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır.En çok ıspanak,yer fıstığı,fındık ,karnabahar,kepekli ekmekte mevcuttur.
    Doğal gıdalar gebelerin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır.
    Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bebeklerde ‘’nöral tüp defektleri’’ adı altında toplanan bir takım anormalliklerin (hidrosefali,spina bifida,anensefali) ortaya çıkabileceği gösterilmiştir.Ayrıca bu gebelerde preeklampsinin (gebelik zehirlenmesi)daha sık geliştiği gözlenmiştir.
    Daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar,gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren folik asit alımına başlamalıdırlar.
    LİFLİ GIDALAR (Posalı gıdalar)
    Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler,gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır.
    Genellikle tüm sebzeler lif açısından zengindir.Her gün bolca yiyebilirsiniz.Kepekli besinler de lif içerir,ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir.
    Lifli gıdalar en sık olarak kepekli ekmek , yulaf ezmesi , barbunya , kepekli makarnalar , kayısı , kuru üzüm , bezelye , pırasa , esmer pirinç , ahududu , kuruyemişte bol miktarda vardır.
    GEBELİKTE SIVI ALIMI
    Gebelik süresince bol miktarda su ve sıvı alımı sizin ve gebeliğiniz açısından son derecede yararlıdır.
    Özellikle bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu , oligohidramnios (bebeğin amnion sıvısının normalden az oluşu), erken doğum eylemi , solunum yolu enfeksiyonları , kabızlık , ,ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir.
    Gebelikte meşrubatlar ve meyve suları önerilmez.Çay ; açık olarak günde 2 fincan olarak içilebilir.Kahve , kafein içerdiğinden ötürü günde 1 fincanı geçmemek kaydı ile içilebilir.
    Tamamen doğal ve hiçbir katkı maddesi içermeyen nane , limon , adaçayı , ıhlamur , kuşburnu , papatya gibi bitki çayları da gebelikte içilebilir.Ancak, ‘’sinemaki ve adaçayı’’nın içimi konusunda bazı endişeler vardır.O yüzden bu bitkisel çayın gebelik sırasında tüketilmesi önerilmemektedir.
    Alkol , gebelikte kullanıldığında bebekte ‘fetal alkol sendromu‘ olarak tanımlanıp , zeka geriliği ve bir takım yapısal anormalliklerle kendini gösteren problemlere yol açtığından ötürü kesinlikle zararlıdır.
    Gebelikte gereksiz kalori tüketimini de kısıtlamak gereklidir.Unutulmamalıdır ki, önemli olan annenin karnının yağ bağlaması değil içerideki bebeğin sağlıklı ve uygun gelişimidir.Bu yüzden kek , bisküvi , reçel ve meşrubat gibi temel besin öğelerinden yoksun şekerli yiyecek-içeceklerden mümkün olduğunca kaçınmak gereklidir.Ayrıca yağlı kızartmalar yerine haşlama türü gıdalar tercih edilmelidir.
    Aşırı tuz tüketiminden de kaçınmak uygundur.Özellikle son aylarda aşırı tuzlu yeme ile vücutta ödem artabilir, tansiyon yükselebilir ve kendinizi daha rahatsız hissedebilirsiniz.
    Hangi besin kaynakları ne işe yarar?
    Et,yumurta,kurubaklagilleri:Beyin , kas , kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir.Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.
    Süt ve süt ürünleri;Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler.Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.
    Sebze ve meyveler:Büyüme ve gelişme için vitamin ve minareleri sağlarlar.
    Tahıllar:Kalori ve B grubu vitamenleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye için önemlidirler
    Yağ ve şekerler: Sadece enerji içerirler ve enerji açığını kapatırlar.
    Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin gruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.
    ‘’Gebelik diyet yapmak için uygun zaman değildir’’
    Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlanmalıdır.Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak gebelik sürecinde doğru değildir,kilosunu korumaya çalışmak ve özellikle dördüncü aydan sonra kalori kısıtlamasına gitmemek gerekir.
    Beslenmede yüksek kalorili yiyeceklerin fazlaca almasına engel olmak,ancak gebelik için gerekli temel besin öğelerini alarak gereksinmeleri karşılamak esastır.
    Ergenlik çağında olan veya yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken,kilonun korunması ve ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanmasıdır.
    Gebelikte ağırlığın takibi çok önemlidir.İlk üç ayda 0,5-1kg , sonraki aylarda ise ortalama 1,5-2,0 kg ağırlık kazanması uygundur.

  • Diyet ve bağırsak sağlığımızı düzenlemek için önemli gerçekler ve öneriler

    1. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinde kabızlık ve şişkinlik gibi sindirim sistemi şikayetleri vardır. Bu semptomlar yapısal ve fonksiyonel bir anormallik olmadanda oluşabilir.

    ​2. Sindirim sisteminin rahat çalışması, gaytanın (dışkının) doğru içerik ve hacimde olarak rahat çıkarılması için yeterli miktarda fiber (lif) diyetle alınması gereklidir. İdeal olarak günlük diyetle 30-40 gr lif alınmalıdır. Baklagiller, meyve ve sebzeler lif kaynağıdır. Örnek olarak 100 gr fasülyede yaklaşık 20 gr, fındıkta 9 gr lif bulunur. Lifli diyetin divertikül ve bağırsak kanserinden koruduğu unutulmamalıdır. Ayrıca yüksek lifli diyet kolestrolü düşürmekte, kilo kaybı sağlamakta ve ayrıca şeker hastalarında kan şeker düzeyinin kontrolünde yardımcı olmaktadır.

    ​3. Sıvı alımınız yeterli olmalıdır. Diyetle yani gıdalarla alınan fiberin gaitayı (dışkıyı) hacimli ve yumuşak kılması için yeterli miktarda sıvı tüketilmelidir. Günlük en az iki litre sıvı tüketilmelidir. Sıvı tüketiminde tercih su olmalıdır ayrıca çay, kahve ve süt sıvı tüketimi olarak kabul edilebilir. Gazlı ve tatlandırılmış içeceklerden uzak durulmalıdır.

    ​4. Yüksek fruktoz ve yağ içeren gıdalar bağırsak bariyerini bozmakta, yağlı karaciğer hastalığına yol açarak metabolik bozukluklara neden olmaktadır.

    5. İşlenmiş gıdalar yeterli besin öğeleri ve fiber içermezler ve sıklıkla yüksek miktarda vücuda zararlı olan doymuş yağlar, tuz ve koruyucu maddeler içermektedir.

    ​6. Acele yemek tüketiminden kaçının. Sindirimin ağızdan başladığını unutmayın. Yemeklerinizi yavaş tüketin, her lokmayı iyi çiğneyin.

    ​7. Günlük 30 dakika orta dereceli egzersiz yapın. Hızlı tempolu yürüyüş öneriler arasındadır.

    ​8. Sigarayı bırakın. Sigara yemek borusu ve mide arasındaki sfinkterin basıncını düşürerek asitli mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına neden olmaktadır. Reflü denilen bu durum yanma ve diğer komplikasyonlara neden olabilmektedir. Ayrıca sigaranın birçok hastalığı kötüleştirdiği ve birçok kansere neden olduğu unutulmamalıdır.

    ​9. Mide asit salgısını azaltan ilaçları gereksiz kullanmayın. Mide ve bağırsak mukozasında hasar oluşturan ağrı kesici kullanımından uzak durun.

    ​10.Belirli besinler gıda alerjilerine neden olmaktadır. Deniz ürünleri, buğday, yerfıstığı, süt ve yumurta en sık alerjiye neden olan gıdalardır.

    ​11.Buğday, arpa ve çavdarda bir protein olarak bulunan glüten genetik olarak yatkın kişilerde çölyak hastalığına neden olmaktadır. Çölyak hastalığı toplumun %1’ini etkilemektedir.

    ​12. Bazı diyetler karında şişkinlik, karın ağrısı veya rahatsızlığı ve bağırsak alışkanlığında değişiklik yapabilmektedir. Bahsedilen bu şikayetleri hassas bağırsak sendromu ve fonksiyonel dispepsi gibi hastalıklarda azaltmak için bazı diyet önerileri yapılabilir.

  • Egzersize bağlı anafilaksi

    Alerjik hastalıklar içinde hayati tehdit eden en ciddi reaksiyon anafilaksidir. Egzersizin yol açtığı veya gıda ile ilişkili egzersize bağlı anafilaksi nadir görülen bir durumdur, ama giderek daha sık karşımıza çıkmaya başladı.

    Egzersize bağlı Anafilaksi Nedir ?

    Anafilaksi, başta deri, solunum yolu, gastrointestinal sistem ve kardiyovasküler sistem olmak üzere birçok organ ve sistemi tutan, potansiyel olarak hayatı tehdit eden sistemik hipersensitivite ( aşırı duyarlılık ) reaksiyonu olarak tanımlanmaktadır.

    Anafilaksi genel olarak toplumlara göre değişse de % 0,09–5,1 arasında değişmektedir. Egzersizin yol açtığı anafilaksi, toplumda görülen anafilaksinin nadir bir alt tipidir. Bazı araştırmacılar tarafından egzersizin neden olduğu anafilaksinin tüm anaflaksi vakalarının % 1,5’ini oluşturduğunu bildirmektedir.

    Egzersize bağlı anafilaksi egzersiz başladıktan sonra vücutta kaşıntı, kızarıklık, ürtiker, anjiyoödem, nefes darlığı, hırıltılı solunum, tansiyon düşüklüğü sonrasında baş dönmesi ve bayılma ile kendini gösterir. Bu klinik tablo ilk olarak sporcularda atletlerde karşımıza çıksa da daha sonra egzersiz yapan diğer kişilerde de ortaya çıktığı saptanmıştır.

    Özellikle egzersiz başladıktan sonra ortaya çıkması ve sıcak soğuk terleme gibi diğer fiziksel ürtiker nedenlerine bağlı olarak görülmemesi egzersize bağlı anafilaksi için önemli bir bulgudur.

    Egzersize bağlı gelişen bu klinik tablo iki grubu ayrılır:

    1. Sadece egzersiz sonrasında gelişen egzersizin yol açtığı anafilaksi

    2. Bazı gıdaların alınmasından sonra egzersizle birlikte ortaya çıkan gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksidir.

    Sadece egzersizin yol açtığı anafilaksi veya gıda bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi her yaştan ve etnik kökendeki hastaları etkileyebilir. Bugüne kadar ki vakalar, 4 ila 74 yaş arasındaki hastaları kapsayan geniş bir yaş aralığına yayılmaktadır. Genç yetişkinlerde görülme sıklığının artmış olduğu bildirilmektedir. Hem kadın hem de erkeklerin eşit olarak etkilendiği ve etkilenen kişilerin eş zamanlı alerjik hastalığa atopik bir yapıya sahip olduğu görülmektedir.

    Egzersize bağlı anafilaksi belirtileri genellikle orta şiddette egzersiz ile tetiklenir. En yaygın olarak neden olduğu düşünülen faaliyetler hafif yürüyüş, aerobik hareketler, koşma, basketbol bisiklete binme ve dans etmek olabilir. Egzersize bağlı anafilaksi hastaları için tamamen güvenli bir egzersiz yoktur. Semptomlar, aşırı şekilde egzersiz yapan sporcularda olduğu gibi, bahçe işleri gibi hafif fiziksel efor sarf eden bireylerde de gelişebilir.

    Egzersize bağlı anafilaksi önceden tahmin edilebilir değildir. Bazı hastaları etkilen, egzersizin yoğunluğun bazen aynı hastalarda aynı semptomlara neden olmayabilir. Ayrıca başka hastalarda ise aynı egzersizler semptomlara yol açmayabilir. Bazı dış faktörlerin egzersize bağlı anafilaksiyi etkileyebileceği düşünülmektedir. Sıcak ortam, yüksek nem ve soğuk ortam, belirtilerin oluşumuna katkısı olabileceği düşünülmektedir.

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi hastalarda anafilaksiyi tetiklemek için gıda ve fiziksel eforun birlikte olması gereklidir.

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi ile en çok ilişkili olan gıdalar buğday, özellikle de buğdayın içindeki ω5-gliadin ve karidestir, ancak diğer gıdalar, coğrafi dağılım ve kültürel diyet alışkanlıklarına göre farklılık gösterebilir.

    Akdeniz bölgesinde, sebzelerle anafilaksi daha çok görülür. Neden olarak sebzelerle polenler arasında çarpaz reaksiyona yol açan alerjenlerden olan lipid transfer proteinine (LTP) karşı duyarlılığın neden olduğu düşünülmektedir.

    Avrupa da domates, tahıl ve yer fıstığı en sık görülen alerjenik gıdalardır.

    Asya popülasyonlarında buğday ve kabuklu deniz ürünleri yaygındır.

    Japon popülasyonunda ise buğday ve özellikle omega-5 gliadin allerjeni en sık görülenlerdir. Diğer etken gıdalar arasında deniz mahsulleri (özellikle kabuklu deniz ürünleri), tohumlar, inek sütü, bazı sebzeler ve meyveler (örneğin portakal, veya üzüm), ev tozu akarı ve Penicillium gibi aeroalerjenlerin temas ettiği gıdalar, etler sayılabilir.

    Anafilaksi atakları, hastanın duyarlı olduğu spesifik gıdaları yutmasından sonra ortaya çıktığı için, spesifik gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi olarak tanımlanır. Herhangi bir yiyeceğin yutulmasından sonra meydana gelen anafilaksi nonspesifik gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi olarak tanımlanır.

    Gıdaların özellikle Nonsteroid anti-enflamatuar ilaçlar (NsAİD) gibi farklı ilaçlarla birlikte alınması gıdaların işlenmesi ve alınan gıda miktarları gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksinin ortaya çıkmasında ve ciddiyeti üzerinde etkili olabilir.

    Egzersize bağlı Anafilaksi sebepleri Nelerdir ?

    Egzersizin yol açtığı anafilaksi ve Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksinin nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Histamin salınımının artması anahtar olduğu konusunda genel bir anlaşma vardır. Artan plazma histamin seviyesi egzersizin yol açtığı anafilaksi ve Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksinin her ikisinde de belgelenmiştir.

    İyi anlaşılmayan hücre degranülasyonundan sorumlu egzersize özgü faktör veya muhtemelen faktörler nedir? Mevcut hipotezler şöyle sıralanabilir.

    Artmış Gastrointestinal Geçirgenlik

    Egzersiz gastrointestinal sistemden emilimini arttırır. Değişmiş bağırsak geçirgenliğinin önemi hala tartışmalı olsa da artan geçirgenlik, sadece kısmen tamamen sindirilmiş alerjenik proteinlerin emilmesine de neden olabilir. Bu alerjik proteinler reaksiyona yol açabilir.

    Aspirin ve NSAID ilaç alma

    NSAİİ’ler, ve aspirin ile gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksinin semptomlarına yol açtığı gösterilmiştir. İki mekanizma dikkate alınmalıdır. Birincisi, aspirinin gastrointestinal permeabilite ve antijen alımını arttırdığı kanıtlanmıştır. İkincisi, aspirin bağışıklık hücresi degranülasyonunu artırabilir.

    Artan Doku Enzim Aktivitesi

    Bağırsak mukozasındaki doku transglutaminaz, egzersiz ve aspirin ile aktive edilebilir. Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksiye yol açan buğday için majör bir alerjen olan Omega-5 gliadin, doku transglutaminaz ile çapraz bağlanır, bu da büyük peptit agregatlarının oluşumuyla sonuçlanır ve buna bağlı olarak IgE’lerin çapraz bağlanması kolaylaşır. Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi hastalarında buğdayın bu şekilde alerjik reaksiyonlara neden olabileceği düşünülmektedir.

    Kan Akışı Yeniden Dağılımı

    Hafif egzersizde bile, kan akışının yeniden dağıtılması ile birlikte bağırsaklardaki kan içindeki alerjenler dolaşımda deriye ve iskelet kasına hızlıca yayıldığı bununda semptomlara yol açtığı düşünülmektedir.

    Artan Osmolalite

    Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi ilk adımı büyük olasılıkla mikroçevrenin artan osmolalitesine bağlı olarak bağırsaklarda yer alan mast hücresi aktivasyonu gösterilebilir.

    Artan Endojen Endorfin Salımı

    Endojen endorfinlerin mast hücre degranülasyonunu arttırdığı bilinmektedir, ancak uzun süreli ve yorucu egzersizle serum endorfinlerinde anlamlı bir artış gözlenmiştir.

    Plazma pH’ındaki Değişiklikler

    Uzun süreli ve yorucu egzersizlerin aksine, orta şiddetteki egzersizin kan pH’sını önemli ölçüde değiştirmemesine rağmen sadece iki olgu gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi semptomlarının sodyum bikarbonat verilmesi ile inhibe olduğunu bildirmiştir. Plazma pH’sındaki bu değişikliklerinde anafilaksi oluşumuna yol açabileceği düşünülmektedir.

    Egzersize bağlı Anafilaksi Belirtileri Nedir ?

    Egzersize bağlı anafilaksi belirtileri egzersizin herhangi bir aşamasında veya sonrasında başlayabilir, ancak hastaların % 90’ında, egzersiz başlattıktan sonra 30 dakika içinde başlarlar.

    Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi semptomları en sık olarak, fiziksel aktivitenin başlangıcından itibaren 30 dakika içinde gelişir, ancak egzersizin herhangi bir aşamasında ve bazen de sonrasında başlayabilir. Suçlu yiyecekler genellikle egzersizden önceki 4 saat içinde tüketilir. Ancak, bazı araştırmacılar egzersizin tamamlanmasından kısa bir süre sonra yemek yutulursa da meydana gelebileceğini göstermektedir.

    Egzersizin yol açtığı anafilaksinin en belirgin özelliği egzersizin başlaması ile egzersiz sırasında kısa süre içinde belirtiler ortaya çıkmaya başlar.

    Egzersizle birlikte ortaya çıkan belirtiler

    Nefes darlığı (dispne),

    Öksürük,

    Vücutta kızarma, yaygın (jeneralize) kaşıntı,

    Karın ağrısı ve rinore (burun akıntısı) içerir

    Eforun sona ermesi genellikle semptomlarda iyileşme ile sonuçlanır.

    Egzersiz devam etmesi durumunda

    Yaygın ürtiker,

    Anjiyoödem,

    Bronkospazm ve hipotansif senkop ortaya çıkarabilir.

    Klinik tablo anafilaktik reaksiyona benzerdir. Tipik bir atak genellikle hasta, egzersiz yaparken, yaygın bir sıcaklık ve kızarma hissi ile başlar, ardından kaşıntı ve ürtiker ve çoğu durumda anjiyoödem (tipik olarak yüz ve eller) oluşur. Eğer egzersiz devam ederse, gastrointestinal (karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal), solunum bozukluğu semptomları, bronkospazm, laringeal ödem gibi başka semptomlar ortaya çıkabilir, bunu baş dönmesi, taşikardi, hipotansiyon ve vasküler kollaps takip eder. Aktivite ilk semptomlardan hemen sonra kesilirse, dakikalar içinde çoğunlukla iyileşme veya azalma görülür.

    Egzersizin yol açtığı anafilaksinin ortaya çıkmasında egzersiz seviyelerinin değişken olduğu bildirilmiştir. Koşu gibi yoğun aktivite en yaygın olanıdır. Semptomlar hafif aktivite ile de bildirilmiştir. Semptomların başlangıcı, hastalar arasında önemli ölçüde farklılık gösterir ve aynı hasta içinde bile değişebilir.

    Egzersiz, gıda alerjisinin ortaya çıkması için en yaygın tetikleyici faktör olarak kabul edilir. Bununla birlikte, diğer bazı tetikleyiciler immünolojik mekanizmaları etkileyerek bir anafilaktik reaksiyonun başlamasına yol açabilir.

    Nonsteroid anti-enflamatuar ilaçlar (NsAİD) içiren ağrı kesici ilaçlar

    Alkollü içecekler

    Adet döngüsünün adet öncesi veya yumurtlama evreleri

    Aşırı sıcaklık dereceleri (yüksek ısı ve nem veya soğuk maruz kalma

    Polen duyarlı hastalarda mevsimsel polen maruziyeti ve enfeksiyonlar anafilaksinin oluşumunu tetikleyebileceği unutulmamalıdır. Bunlar anafilaksinin oluşumunu kolaylaştırır.

    Egzersize bağlı Anafilaksi tanısı nasıl konulur?

    Egzersizin yol açtığı anafilaksinin tanısı klinik öykü ve fizik muayeneye dayalı olarak yapılır.

    Hastalarda, egzersize başladıktan sonra ürtiker ve/veya anjioödem ortaya çıkıyorsa, tansiyon düşüklüğü gibi kardiyovasküler kollaps belirtileri varsa, ishal karın ağrısı gibi gastrointestinal bozukluklar varsa ve üst veya alt solunum yolu tıkanıklığı gibi diğer anafilaktik semptomlar oluyorsa egzersizin yol açtığı anafilaksinin teşhisi konulabilir.

    Egzersize bağlı anafilaksi için tanı kriterleri

    1. Egzersiz sırasında (veya bir saat içinde) meydana gelen anafilaksi ile uyumlu belirti ve bulgular.

    2. Hastanın semptomlarını daha iyi açıklamak için alternatif bir tanı yoksa egzersize bağlı anafilaksi düşünmemiz gerekir.

    Anafilaktik semptomların egzersizle bir ilişkisi kanıtlanırsa, gıdaya bağımlı veya gıdadan bağımsız egzersizin yol açtığı anafilaksinin olup olmadığı açıkça belirtilmelidir. Bu, gelecekteki egzersizin yol açtığı anafilaksinin önlenmesi için çok önemlidir.

    Egzersizin yol açtığı anafilaksinin diğer anafilaksi nedenlerinden ayırmak için klinik öykü dikkatlice alınmalıdır. Bazı hastalarda, anafilaksi semptomları egzersiz sırasında ortaya çıkabilir. Fiziksel ürtikerler içinde yer alan soğuk ürtikeri gibi direkt egzersizle ilişkisi olmayan nedenler etkili olabilir. Örneğin soğuk ürtikeri olan birinin yüzme sırasında soğuğa maruz kalmasıyla, baş dönmesi ve hipotansiyon gelişmesine yol açabilir veya NSAID ağrı kesici alerjisi olan birinin egzersiz yapmadan önce ağrı kesiciler almasına bağlı gelişebilir veya lateks alerjisi olan birinin yüzme sırasında latekse temas etmesine bağlı olarak anafilaktik şok geçirmesi egzersize bağlı anafilaktik şok ile ilişkisinin olmadığı dikkatli bir anamnez ile aydınlatılmalıdır.

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi tanının konulmasında belirli kriterler oluşturulmuştur

    1.Dünya Alerji örgütünün kriterlerine göre anafilaksi ile uyumlu belirtiler ve semptomların varsa

    2.Semptomlar egzersiz sırasında veya bir saat içinde meydana geliyorsa

    3.Besin alımından sonra gelişen egzersizle ortaya çıkıyorsa ( semptomlar, gıdayı yuttuktan 4 saat sonra meydana gelebilir)

    4.Belirli bir gıda söz konusuysa o gıdalara spesifik IgE kanıtı (cilt testi veya gıdaya özgü spesifik IgE) saptandıysa

    5.Egzersizin yokluğunda o yiyeceğin yutulması ile hiçbir semptom gelişmiyorsa

    6.Bu şüpheli yiyecek yutulmadan egzersiz yapıldığında belirtiler oluşmuyorsa

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi tanısı konulabilir.

    Tanı koymak için bazı testlerin yapılması gerekebilir. Total ve spesifik IgE gibi kan testleri ve cillten yapılan alerji deri testleri (deri prick test ) alerjeni tespit etmek için yapılabilir.

    Deri prick testleri ve spesifik IgE ilk olarak yapılabilir. Gerekli görüldüğünde genellikle taze gıda ile yapılan prick to prick deri testleri yapılabilir, çünkü bu testler daha yüksek bir duyarlılığa sahiptir. Polen ve gıdalar araındaki çapraz reaksiyonlardan şüpheleniliyorsa sadece belirli polen mevsimlerinde meydana gelen reaksiyonlar varsa aeroallerjenlerin de test edilmesi gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi değerlendirilmesinde yararlı olabilir.

    Son zamanlarda, alerjen komponentlerinin saptanmasında kullanılan yeni yöntemler geliştirilmiştir. Bu testlerle özellikle ortak alerjenlerin önemi ortaya çıkmıştır. Alerjen komponent bakılan testlerle anafilaktik şoka neden olabilecek ortak bir alerjenik determinant olan lipid tranfer protein (LTP) gösterilebilir. Polenler ve gıdalar arasındaki çapraz reaksiyonu gösteren LTP’ler ısıya ve sindirimi dirençli proteinlerdir. Bu yüzden sistemik reaksiyona yol açabilir.

    Bazofil aktivasyon testi gibi testlerle neden olan gıda alerjeni saptansa da tek başına tanıyı doğrulayamamaktadır.

    Provokasyon testleri

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi teşhisi için altın standart gıda provokasyon testidir, önce egzersiz testi sonrasında gıda ile egzersiz birlikte yapıldığı provokasyon testlerinin yapılması gerekir. Provakasyon testlerinin diğer testleri gibi alerji uzmanları kontrolünde yapılması son derece önemlidir. Bu tür provakasyon testleri bile hastaların % 30’unda tanıyı doğrulayamamıştır.

    Yanlış negatiflerin yüksek oranını açıklamak için çeşitli nedenler ortaya atılmıştır. Bunlar içinde bazı ilaçlar (NSAID’ler), alkol, adet / ovulasyon fazı, stres veya elverişsiz atmosfer koşulları; gıda miktarı ve gıdanın işlenmesi ile aynı zamanda, kombine birçok gıdanın alınması sayılabilir. Ayrıca yemeğin zamanı ve egzersizin yoğunluğu, diğer sorunlar arasında yer alır. Tüm bunlar göze alındığında önceki reaksiyonlarının oluşması bireylere göre değişmektedir. Provokasyon testleri bireylere göre değiştirilmesi gerekebilir.

    Mastositozu dışlamak için serum triptaz seviyesine bakılması ve cilt muayenesi yapılması gereklidir.

    Egzersize bağlı Anafilaksi tedavisi nasıl yapılır?

    Anafilaksinin ana tedavisi akut atağın tedavisi ve atakların önlenmesine yöneliktir. Egzersize bağlı anafilaksi tedavisi de aynı şekilde yapılması gerekir.

    Tüm hastalara epinefrin oto enjektörleri reçete edilmeli ve anafilaksi eylem planı verilmelidir

    Birçok hasta, önceki anafilaksi ataklarına rağmen egzersiz yapmaya devam etmektedir. Uygun önlemler alındığında bu teşvik edilmelidir.

    İlk olarak, fiziksel aktivite yavaşça devam etmelidir.

    İkincisi, tüm hastalar bir “egzersiz ortağı” ile yani yanında biriyle birlikte egzersiz yapmalıdır. Bu kişi tanıdan, IM epinefrinin rahat bir şekilde uygulanmasından haberdar olması gerekir.

    Üçüncü olarak, gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksiyi tetikleyen kofaktörlerin farkında olması gerekir.

    Bunlar egzersizden 4-6 saat önce gıda tüketiminden kaçınmak.

    Aspirin gibi NSAİD ilaçlardan egzersizden 24-48 saat önce kaçınmak.

    Mevsimsel şikayetleri olan hastalarda polenlerin pik yaptığı mevsimde ve/veya yüksek sıcaklık ve nemde açık havada egzersiz yapmaktan çekinmek sayılabilir.

    Son olarak, hastalar semptomların ilk belirtisi ortaya çıktığında daima egzersizi kesmesi gerekir. Semptomlar başladıktan sonra egzersize devam etmek ölümcül anafilaksiyi hızlandırabilir.

    Egzersize bağlı anafilaksi tıbbi tedavisi için veriler sınırlıdır. Ancak antihistaminikler genellikle ilk basamak tedavi olarak reçete edilir. H1-antagonistleri semptomların ilerlemesini ve ciddiyeti geciktirebilir, ancak atakları önlemezler. Antihistaminikler, gerektiğinde (egzersizden en az 1-2 saat önce) veya semptomların sıklığına ve / veya egzersize bağlı olarak düzenli olarak kullanılabilir.

    Omalizumab egzersize bağlı anafilaksi için kullanılmıştır. Omalizumab, ile yayınlanan bazı vaka raporları, ilaçlara dirençli olan hastalarda düzelme olduğunu göstermektedir.

    Sonuç olarak

    – Egzersize bağlı anafilaksi egzersiz başladıktan sonra vücutta kaşıntı, kızarıklık, ürtiker, anjiyoödem, nefes darlığı, hırıltılı solunum, tansiyon düşüklüğü sonrasında baş dönmesi ve bayılma ile kendini gösterir.

    – Egzersizle ilişkili anafilaksi, sadece egzersiz sonrasında gelişen egzersizin yol açtığı anafilaksi ve bazı gıdaların alınmasından sonra egzersizle birlikte ortaya çıkan gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi olarak ikiye ayrılır

    – Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi ile en çok ilişkili olan gıdalar buğday, özellikle de buğdayın içinde yer alan ω5-gliadin ve karidestir, ancak diğer gıdalar, coğrafi dağılım ve kültürel diyet alışkanlıklarına göre farklılık gösterebilir.

    – Egzersize bağlı anafilaksi belirtileri egzersizin herhangi bir aşamasında veya sonrasında başlayabilir, ancak hastaların % 90’ında, egzersiz başlattıktan sonra 30 dakika içinde başlarlar.

    – Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi semptomları en sık olarak, fiziksel aktivitenin başlangıcından itibaren 30 dakika içinde gelişir, ancak egzersizin herhangi bir aşamasında ve bazen de sonrasında başlayabilir. Suçlu yiyecekler genellikle egzersizden önceki 4 saat içinde tüketilir. Ancak, bazı araştırmacılar egzersizin tamamlanmasından kısa bir süre sonra yemek yutulursa da meydana gelebileceğini göstermektedir.

    – Aktivite ilk semptomlardan hemen sonra kesilirse, dakikalar içinde çoğunlukla iyileşme veya azalma görülür.

    – Egzersizin yol açtığı anafilaksinin tanısı klinik öykü ve fizik muayeneye dayalı olarak yapılır.

    – Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi tanısını koymak için bazı testlerin yapılması gerekebilir. Total ve spesifik IgE gibi kan testleri ve cillten yapılan alerji deri testleri (deri prick test ) alerjeni tespit etmek için yapılabilir.

    – Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi teşhisi için altın standart gıda provokasyon testidir.

    – Anafilaksinin ana tedavisi akut atağın tedavisi ve atakların önlenmesine yöneliktir. Egzersize bağlı anafilaksi tedavisi de aynı şekilde yapılması gerekir.

    – Tüm hastalara epinefrin oto enjektörleri reçete edilmeli ve anafilaksi eylem planı verilmelidir.

    – Hastalar semptomların ilk belirtisi ortaya çıktığında daima egzersizi kesmesi gerekir. Semptomlar başladıktan sonra egzersize devam etmek ölümcül anafilaksiyi hızlandırabilir.

  • Kolonoskopi öncesi aç kalmayın!

    Toplumdaki inanışın aksine kolonoskopi yapılacak hastalar üç gün boyunca aç kalmamaktadır. İnsanlarda alınan besinler beslenme alışkanlığına göre 3-5 gün içerisinde sindirilmekte ve posası dışarı atılmaktadır. Bizim kolonoskopi öncesi 3 gün posasız gıda tüketilmesini önermemizin nedeni bu süreçte bağırsakta daha az posa birikmesi ve son gün içilecek müshil grubu ilacın tüm bağırsağı düzgün bir şekilde temizlenmesini sağlamaktır. Bağırsak temizliği ne kadar iyi yapılırsa hastanın işlem konforu ve bağırsak değerlendirilmesi o kadar iyi olacaktır. Bağırsağın kirli kalması durumunda işlemin tekrar yapılması gerekmektedir.

    Bu ne hastanın ne de doktorun istediği bir durumdur. Bu 3 günde posalı gıdalar kısıtlanmakla beraber proteinli gıdaların alınmasında sakınca yoktur. Kırmızı et, süt ve süt ürünleri, beyaz et ve yumurta bol protein içermesi nedeniyle besleyicidir. Tamamına yakını emilir ve posa bırakmaz bu nedenle serbestçe tüketilebilir. Bunun yanında bol posa bırakan sebze, meyve, kuruyemiş, baklagiller ve ekmek tüketmek uygun olmayacaktır. İşlemden önceki gün ise bol sulu, pürtüksüz gıdalar yemek daha uygundur. İşlem öncesindeki gün haşlama et ya da tavuk suyu, çay, nescafe, tanesiz komposto suyu, posasız meyve suları, ıhlamur gibi berrak içecekler tüketilebilir. Akşam 18.00 civarında hafif gıdalar aldıktan sonra çeşitli müshil grubu ilaçlar tüketmek gerekmektedir. Bu hastanın yaşına, beslenme özelliklerine günlük su tüketimine göre doktor ve hastanın kararı ile belirlenir.

  • Gizli tuz !

    Yiyeceklerdeki “gizli tuz” tehlikesi

    Sadece sofra tuzunun kısıtlanmasının, tuz alımının kontrolünü sağlamayabilir. Aşırı tuz tüketiminin birçok sağlık sorununa neden olduğunu biliyoruz, tuzun aşırı şekilde tüketilmesi yüksek tansiyon, kalp krizi, inme ve diğer kalp ile ilgili hastalıklara yol açabilir. Sorunun görünmeyen ve dikkat edilmeyen tarafı tuzun aynı zamanda salata soslarında ve soda, işlenmiş tavuk ürünleri gibi gıdalarda da bulunmasıdır. Biz, hastalara beslenmede günlük bir çay kaşığı kadar tuz (6 gram) alımını öneriyoruz.

    Ürün içeriklerini inceleyin

    Dondurulmuş gıda alırken veya uzun süre saklanmış gıdaları alırken içerisindeki tuz miktarları konusunda dikkatli olmamız gerekir.Ambalajlı tüketime sunulan gıdaların içeriği etiket bilgisinden okunmalı ve benzer gıdalarda tuz ve tuz yerine geçen maddelerin miktarları daha düşük olanlar tercih edilmelidir. Türk toplumu günde yaklaşık 19 gram tuz tüketiyor. Yani ortalamanın 3 katından daha fazla. Bu durum hastalık oranının 3 kat artması demek. Aşırı tuz tüketimi nedeniyle aile bireyleri içerisinde kalp damar ile diyabet hastaları ve çocuklar küçük yaşlarda riske maruz kalmaktadır.”

    Bu gıdalar tuz içeriyor

    Gizli tuz olan ürünler soya sosu, hamburger, bisküvi, simit, salata sosları, patates kızartması, pizza, bütün fastfoodlar, sosis, pastırma, peynir, ekmek, çörek, poğaça, konserve fasulye, konserve dolma, konserveli besinler, işlenmiş kümes hayvanı eti, işlenmiş etlerin ve şarküteri ürünlerin tümü ile salam ve çedar peyniri şeklinde sıralanabilir.

  • Yetişkinlerde besin alerjisi

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir. Besinlerin üretilmesi ve hazırlanmasında kullanılan katkı maddelerinin artmasına bağlı olarak besin ile ilgili şikayetler daha sık karşımıza çıkmaktadır.

    Toplumda insanların en az %15-20’sinin alınan bir besinin alımından sonra gıdaya bağlı olarak şikayetlerin oluştuğu belirtilmektedir. Ancak gıda alerjilerinin sıklığı toplumların gıda alışkanlıklarına göre değişse de genelde çocuklarda %2-8 arasında yetişkinlerde % 1-2 civarındadır. Tüm nüfusta ise %2 oranında görülmektedir. Dünyada yapılan birçok çalışmada yıllar içerisinde besin alerjisinde artış olduğu görülmektedir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ Mİ BESİN İNTOLERANSI MI ?

    Günlük hayatımızda aldığımız besinlerin neden olduğu her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak sıklıkla yapılan hatalardan biridir. Besinleri alırken bizzat besinin kendisinin ya da besinlerle birlikte alınan başka etkenlerin, bağışıklık sistemimiz üzerinde etkisi olsun veya olmasın oluşturduğu tüm anormal tabloları besin reaksiyonları başlığı altında toplamak doğru olur.

    Besin reaksiyonlarını iki gruba ayırabiliriz: Birinci grupta aldığımız besinin içeriğinin yapısal özelliklerine bağlı olarak bağışıklık sistemi üzerinde aşırı reaksiyona yol açmadan oluşturduğu, anormal yanıtların bulunduğu “besin (gıda) intoleransı” yer alır.

    Besin intoleransı, bir gıda yada gıda bileşeni tarafından tetiklenen vücudun gösterdiği ters tepkidir. Örnek olarak laktoz intoleransı verilebilir. Bu tür reaksiyonlar laktoz içeren süt ve süt ürünleri alındığında bağışıklık sisteminin etkisinin olmadığı, laktozun vücutta parçalanamamasına bağlı olarak sindirilemeyen veya emilemeyen besin yada besin bileşenlerinden dolayı meydana gelmektedir.

    Örneğin, laktoz intoleransına sahip kişilerin sütteki laktoz şekerini sindirecek laktaz enzimleri bulunmamaktadır. Laktoz intoleransı dünyadaki yetişkin insanların %50’sinde görülen ve en bilinen besin intoleransıdır.

    Bazı kişiler de lezzet artırıcılar ( monosodyum glutamat ) veya koruyucular (sülfit) gibi katkı maddelerine karşı intoleransa sahiptirler. Besin intoleransı semptomları besin alerjisi ile karıştırılabilir. Bu nedenle bir besine gösterilen reaksiyonun nedenlerini belirlemek amacıyla bir alerji uzmanının değerlendirmesi önemlidir.

    İkinci grup ise besinlerle birlikte aldığımızın alerjenlere karşı bağışıklık sistemi aracılığıyla ortaya çıkan aşırı duyarlılık reaksiyonlarının bulunduğu “besin alerjisi” yer alır. Bu aşırı duyarlılık reaksiyonları, bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan immünoglobulin E (IgE) moleküllerinin başrolünü oynadığı erken ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar şeklinde veya bağışıklık sisteminde İmmunglobulin IgE moleküllerinin rol almadığı geç tip reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkabilir. Ürtiker, anjiyoödem, anafilaksi, egzama, eosinofilik gastrit, kolit, enterokolit gibi hastalıkların hepsi besin alerjileri içinde yer alır.

    Besin alerjisi, alınan besinin içinde yer alan alerjene karşı olarak bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan aşırı yanıta bağlıdır. Örneğin süt aldıktan sonra vücutta kaşıntı kızarıklık göz kapağı dudakta şişlik sonrasında nefes darlığı, gibi şikayetler sütün içinde yer alan alerjenlere karşı IgE antikorlarının oluşmasına bağlı olarak gelişir. İnek sütüne alerji tanısı konulup daha ciddi reaksiyonlara yol açmadan tedavi edilmelidir.

    Besin alerjileri ölümle sonuçlanabilecek reaksiyonlara yol açabileceği için besinlerin alımından sonra oluşan reaksiyonunun besin intoleransı mı yoksa besin alerjisi mi olduğunun ayırımı mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ( GIDA ) İNTOLERANSI BELİRTİLERİ NEDİR ?

    Besin intoleransı yiyeceklere tahammülsüzlük modern dünyada yaygındır ve nüfusun % 15-20’sini etkilediğini gösteren çalışmalar vardır. Besin intoleransı bağışıklık sistemi üzerinden etkilerini göstermez. Gıda veya gıda bileşenlerinin yapısal özelliklerine, farmakolojik etkilerine, kimyasal yapılarına veya gıdaları parçalayan enzim eksikliklerine, enzim hatalarına yanıt olarak ortaya çıkabilir.

    Gıda intoleransı olanların çoğunda sindirim sistemi ile ilgili şikayetler görülür. Fonksiyonel gastrointestinal bozuklukları olan hastalara en sık görülen irritabl bağırsak sendromunda (IBS) şikayetlerin % 50-84’ü gıda intoleransı ile ilişkili olduğunu görülmektedir.

    Sindirim sistemi ile ilgili olarak artmış gaz, karın ağrısı, şişkinlik veya ishal gibi şikayetlere yol açar.

    Migren, Baş ağrısı, Öksürük, Burun akması, Havada hissetmek gibi sindirim sistemi dışında şikayetlere de yol açabilir.

    Gıda intoleransına yol açan en sık gıdalar içinde Buğday ekmeği , Lahana, Soğan, Bezelye / fasulye, Süt, Baharatlar, Yağ / kızarmış gıdalar ayrıca kahve gibi içecekler karşımıza çıkmaktadır.

    Yetişkinlerde Gıda intoleransının nedenleri nelerdir ?

    1.Gıdaları tamamen sindirmek için enzimler gereklidir. Sindirim sisteminde gıdaları parçalamak için salgılanan enzimlerden bazıları eksik veya yetersiz çalışıyorsa doğru sindirim olmaz.

    Laktoz intoleransı olan insanlarda, süt şekerini (laktoz) daha küçük parçalara ayıran ve bağırsak yoluyla emilmesini sağlayan bir enzim olan laktaz yeterince bulunmamaktadır. Laktoz sindirim sisteminde kalırsa mide ağrısı, spazm, şişkinlik, ishal ve gaz gibi şikayetlerin oluşmasına yol açar.

    Früktozu parçalayan enzimlerin eksikliğinde özellikle meyve veya meyve sularından sonra tekrarlayan karın ağrısı, bulantı, kusma ve kan şeker düşüklüğü gibi şikayetler ortaya çıkabilir.

    Tüm gıdaların sindirimi için bir enzim gerektirir. Früktoz intoleransı, laktoz intoleransı gibi enzim eksikliklerine bağlı şikayetleri besin alerji ile karışır. Enzim eksiklikleri gıda intoleransının bir nedenidir.

    2.Gıdalar ve içeceklerin içinde yer alan kimyasal maddeler, bazı peynirlerde bulunan aminler ve kahve, çay ve çikolata bulunan kafein çeşitli şikayetleri yol açabilir. Bazı kimseler bu kimyasallara diğerlerinden daha duyarlıdır. Örneğin kahve içtiğinde çarpıntı atakları oluşabilir.

    3.Gıdaların doğal yapıları içinde toksik etkiye sahip olan kimyasallara sahiptir ve bu da diyare, mide bulantısı ve kusmaya neden olur.

    Az pişmiş fasulye, son derece hoş olmayan sindirim problemlerine neden olabilecek aflatoksinleri içerir. Tamamen pişmiş fasulye toksin içermez. Dolayısıyla bazen fasulye yediklerinde tepki verebilirler.

    4.Düzgün depolanmamış olan balık gibi bazı gıdalar “çürüme ve bayatlaması” nedeniyle histamin birikimine neden olabilir. Gıdalar içinde biriken histamin cilt döküntüleri, karın krampları, ishal, kusma ve mide bulantısı yol açabilir. Genellikle belirtiler anaflaksiye benzer güçlü bir reaksiyona yol açar.

    5.Bazı gıdaların içinde yer alan salisilat normal kişilerde soruna yol açmazken bazı salisilat duyarlı kişilerde tepki olarak vücutta kaşıntı kızarıklık kabarıklık nefes darlığı baş dönmesi gibi şikayetler oluşur. Salisilatlar, zararlı bakterilere, mantarlara, böceklere ve hastalıklara karşı savunma mekanizması olarak bitkilerde doğal olarak üretilen salisilik asit türevleridir.

    Salisilatlar, meyve ve sebzelerin çoğunda, baharat, otlar, çay ve lezzet katkıları dahil çoğu bitki kaynaklı gıdada bulunur. Nane aroması, domates sosu, çilek ve narenciye özellikle yüksek seviyelerde salisilat içeriğine sahiptir. Tat katkılarıyla işlenmiş gıdalar genellikle yüksek düzeyde salisilatlarda içerirler.

    6.Gıdaları içine konulan katkı maddelerine intolerans son otuz yılda giderek artan bir sorun haline geldi, çünkü giderek daha fazla sayıda gıda katkı maddeleri içeriyor.

    Gıdaları içine konulan katkı maddeleri gıdaların tatlarını arttırmak, gıdaları çekici kılmak ve raf ömrünü uzatmak için kullanılır. Özellikle içlerinde nitritler, monosodyum glutamat, sülfitler, bazı renklendirici maddelerle reaksiyonlar tarif edilmiştir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ( GIDA ) ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NEDİR ?

    Besin alerjisi besinlerin alımından sonra bağışıklık sisteminin vermiş olduğu aşırı yanıta bağlı olarak ortaya çıkar. Besin alerjilerine bağlı şikayetler bağışıklık sistemi üzerinde IgE üzerinden veya IgE’ den bağımsız olarak ortaya çıkar. Çocukluk yıllarında itibaren görülen besin alerjileri hayatımız boyunca karşımıza çıkabilir ve hayatın geç döneminde ortaya çıkan besin alerjileri genellikle geçmez

    Besin alerjisi alerjik besinin çok az miktarda alımından sonra çok ciddi olabilen ve hayati tehlike oluşturabilen bir reaksiyonlara neden olabilir.

    Besin alerjileri ne gibi şikayetlerle karşımıza çıkar ?

    Besin alerjisinde, şikayetler vücudumuzun bir çok organında kendini farklı şekilde ortaya koyabilir. Besin alerjilerinde alerjik olunan besinin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, egzama belirtileri şeklinde görülebileceği gibi akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı dışkılama, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi daha ciddi hayatı tehdit eden şikayetlere neden olabilir.

    Besin alerjilerinde çıkan şikayetlerin sıklığı organlara göre bakılacak olursa cilt ve sindirim sistemini en çok etkilenen organdır fakat diğer sistemlerde de çeşitli şikayetleri yol açar

    Cilt üzerinde görülen şikayetlere bakacak olursak Ürtiker, anjiyoödem, Kaşıntı, Kızarıklık/Flushing, Atopik dermatit görülebilir

    Sindirim sisteminde görülen belirtiler :Dil dudak ve ağız içinde kaşıntı ve/veya ödem, Bulantı, Kusma Karın ağrısı, Kusma reflü, İshal sayılabilir

    Kardiyovasküler sistemde: Çarpıntı/Taşikardi, Baş dönmesi, Bilinç kaybı / bayılma, Hipotansiyon gibi ciddi hayatı tehdit eden şikayetler görülebilir.

    Solunum sisteminde: Burun tıkanıklığı, kaşıntısı, akıntısı hapşırma ve ses kısıklığı küçük dilde şişlik laringeal ödem gibi üst solunum yoluna ait şikayetler olabilir veya daha ciddi olan öksürük nefes darlığı hırıltı göğüs sıkışması gibi astım şikayetleri ile birlikte görülebilir.

    Gözlerde kaşıntı kızarıklık akıntı ile ağıda metalik, uterusda kasılma, fenalık hissi gibi şikayetlerde görülebilir.

    Besin alerjileri görüldüğü gibi birçok sistemde üzerinde çeşitli şikayetlerle kendini gösterebilir. Bazen bir ürtiker bazen de daha ciddi olan alerjik şok ile karşımıza çıkabilir.

    Besin alerjisi hangi klinik tablolarla karşımıza çıkar?

    Besin alerjilerinin ortaya çıkmasında bağışıklık sistemi üzerinde IgE ile bağlantılı erken tip (Tip I) mekanizmalar veya IgE ile bağlantılı olmayan gecikmiş tip (Tip IV) mekanizmalar son derece önemlidir ve buna bağlı çeşitli klinik tablolar ortaya çıkar. Ayrıca bu iki mekanizmanın eşlik ettiği klinik tablolarda görülür

    Besin alerjisinde erken tip (Tip I) bağışık sistemi ile ilişkili ortaya çıkan klinik tablolar

    Ürtiker ( kurdeşen ), Anjiyoödem, morbiliform rash ( cilt döküntüleri ), Oral alerji sendromu, akut gastrointestinal spazm, alerjik rinokonjuktivit, akut bronkospazm, baş dönmesi/ bayılma, gıda ile ilişkili egzersizin indüklediği anafilaksi veya anafilaktik şok sayılabilir.

    Besin alerjisinde gecikmiş tip ( TİP IV ) bağışıklık sistemi ile ilişkili ortaya çıkan klinik tablolar

    Kontakt dermatit, dermatitis herpetiformis, besin proteininin neden olduğu kolit, proktokolit ve enteropati senromu, ayrıca çölyak ( celiac ) hastalığı ve akciğerde besin proteinlerinin yol açtığı pulmoner hemosiderosiz ( heiner sendromu ) sayılabilir.

    İki mekanizmanın birlikte yol açtığı klinik tablolar içinde

    Atopik dermatit alerjik eosinofilik özofajit, gastroenterit ve astım yer almaktadır.

    Besin alerjilerinin hangi mekanizmalarla oluştuğu ayırt etmek özellikle tanı koyarken hangi testleri yapmamız gerektiğini ve nasıl bir tedavi planı oluşturacağımız konusunda yardımcı olur.

    Yetişkinlerde besin alerjisinin nedenleri nelerdir ?

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir.

    Besin alerjileri hayatımız boyunca karşılaştığımız her gıdaya bağlı olarak gelişebilir. Özellikle çocukluk yıllarında ilk karşılaştığımız gıda olan inek sütü alerjisi en sık görülen besin alerjisidir.

    Çocukluk yıllarında besin alerjisine yol açan gıdalar

    -İnek sütü ve diğer hayvanların sütleri

    -Yumurta

    -Soya

    -Buğday

    -Yer fıstığı

    -Ağaç fıstıkları (Badem, ceviz, fındık gibi)

    -Balık

    -Kabuklu deniz hayvanları olarak karşımıza çıkarken

    Yetişkin yaşlarda en sık besin alerjisine yol açan gıdalar

    -Yer fıstığı

    -Fıstık

    -Balık

    -Kabuklu deniz hayvanları

    -Buğday

    -Soya

    -Yumurta

    -İnek sütü olarak karşımıza çıkar

    Besin alerjileri hayatın her döneminde görülür çocukluk yıllarında oluşan besin alerjileri ileri yıllarda kaybolurken yetişkin yaşlarda görülen besin alerjisi kaybolmaz hatta anafilaktik şok gibi ciddi hayatı tehdit eden klinik tablolara yol açar.

    Yetişkinlerdeki besin alerjisi için risk faktörleri nelerdir ?

    Besin alerjisinin ortaya çıkmasında bazı risk faktörlerinin olduğu konusunda birçok çalışma vardır. Bunlar içinde en çok üzerinde durulanlar

    Cinsiyet özellikle çocukluk yıllarında erkeklerde daha sık görülür

    Irk / etnik yapı (beyaz çocuklarla karşılaştırıldığında Asya ve siyah çocuklar arasında artış göze çarpmaktadır),

    Genetik de yapı ailesinde besin alerjisi olanlarla daha sık görülmektedir.

    Atopik alerjik yapıya sahip kişilerde besin alerjisi daha sonraki yıllarda görülebilir. Alerjik astım olan özellikle ağır astım olan kişilerde daha şiddetli gıda alerjisi reaksiyonları görülür.

    D vitamini yetersizliği son yıllarda üzerinde daha fazla durulmaktadır. D vitamin yetersizliğinde besin alerjisinin daha sık görüldüğü konusunda çeşitli çalışmalar vardır. D vitamini besin alerjisine karşı koruyucu özelliği vardır.

    Tükettiğimiz gıdalardaki yağ asitleri (omega-3-çoklu doymamış yağ asitlerinin tüketiminin azalması),

    Antioksidan tüketiminin azalması,

    Mide asit azaltıcı ilaç kullanımı (alerjenlerin sindirimini azaltmak),

    Obezite

    Hijyen ortamda büyüyenlerde tüm alerjik hastalık gibi besin alerjisi riski de daha fazladır.

    Gıdalara maruz kalmanın zamanlaması ve yolu önemli risk faktörleri arasında sayılabilir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Günlük hayatımızda aldığımız besinlerin neden olduğu her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak sıklıkla yapılan hatalardan biridir. Besinleri alırken bizzat besinin kendisinin ya da besinlerle birlikte alınan başka etkenlerin, bağışıklık sistemimiz üzerinde etkisi olsun veya olmasın oluşturduğu tüm anormal tabloları besin reaksiyonları başlığı altında toplamak doğru olur.

    Besinlerin alımından sonra oluşan besin reaksiyonları besin intoleransı ve besin alerjisi olarak ikiye ayrılır bu yüzden hastanın şikayetlerinin hangisine bağlı olduğunun tespit edilmesi gereklidir.

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir. Bu yüzden besin alerjisinin tanısını koymak çok önemlidir.

    Besin alerjisinin tanısının koymak yapılması gerekenler dikkatli bir anamnez, fizik muayene ile birlikte eliminasyon diyeti, deri testler, kan testleri ve gıda provakasyon testlerinde oluşur.

    Besin alerjisi tansını koymak için en önemli basamak diğer tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi hastadan detaylı bir anamnez almaktır. Besin alerjisinde ortaya çıkan şikayetler çok çeşitli olabileceği için eğer şikayetlerini besinlerle ilişkilendiriyorsa bazı soruların sorulması ve cevaplarına göre testlerin yapılması gerekecektir.

    Besin alerjisi tanısında özellikle şu sorular çok önemlidir.

    -Alerjik reaksiyona yol açan gıda ve miktarının ne kadar olduğu

    -Alerjik reaksiyon ile gıda alımı arasındaki süre ayrıca ilk ortaya çıkan ve sonraki şikayetleri

    -Besin ile daha önce şikayetinin olup olmadığı

    -Besin alımı ile birlikte alerjinin ortaya çıkmasını kolaylaştıran nedenler var mı (Alkol/Egsersiz/İlaç )

    -Astım ve Alerjik rinit gibi diğer alerjik hastalıklarının olup olmadığı çünkü polenler ile mevye ve sebzeler arasında çapraz reaksiyon vardır.(Oral alerji sendromu )

    – Aynı besinle karşılaştığında tekrar olup olmadığı sorulabilir.

    Hastalardan bir günlük tutmaları önemlidir. Hangi gıdaları yediğini, belirtilerin neler olduğu ve ne zaman ortaya çıktıklarını yazmaları önerilir. Hastalar tarafından oluşturulan günlüğün doktora verilmesi sonrasında hangi gıdaların istenmeyen reaksiyonlara neden olduğu ve bu gıdanın diyetten uzaklaştırılması ile şikayetlerin ortadan kalkmasına bağlı olarak besin alerjisine yol açan sorunlu gıdanın saptanabilir.

    Yetişkinlerde besin alerjisi tanısı için yapılacak testler nelerdir?

    Besin alerjisini belirtileri olan kişiler için uygulanacak ciltten gıda alerji testi, kandan gıda alerji testi, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler sadece alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    Besin alerjisi testi ciltten yapılması çok değerlidir. Besin alerjisinde cilde uygulanan alerji deri testi le erken tip oluşan reaksiyonlar görülebilir. Ciltten yapılan testler 15-20 dakika içinde sonuç verir. Daha doğru sonuç verir. Bu nedenle besin alerjisi teşhisinde genellikle tercih edilen ciltten alerji testidir.

    Kanda gıda alerji testleri cilt testlerine göre daha az duyarlılığa sahiptir daha çok cilt testi yapılamadığı durumlarda ve riskli durumlarda tercih edilir.

    Besin alerjilerinin tanısında daha az tercih edilen fakat kesin tanı koyduran test gıda provakasyon testleridir. Alerjik olduğu düşündüğümüz gıdanın hastaya verilmesinin içeren bu testler sırasında ciddi reaksiyonlar görülebileceği için gerekmedikçe yapılması önerilmez ve mutlaka alerji hekimlerinin kontrolünde yapılması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir.

    Besin alerjisine bağlı şikayetleri olan hastaların tetkikleri yapıldıktan sonra tanısı konulduğunda tedavisinin nasıl yapılacağı da çok önemlidir.

    Besin alerjisinin tedavisinde mevcut yaklaşım, alerjenin önlenmesi ve alerjik reaksiyonların derhal tedavi edilmesine dayanmaktadır. Bu tedavi ilkelerinde en önemli kısmı hasta eğitimi oluşturur.

    Besin alerjisine sebep olan gıdaları ortadan kaldırmak, gıda alerjilerinin başlıca tedavisidir, ancak bu gıdaların aşırı derecede ortadan kaldırmak bazen bebeklerde büyüme gelişme geriliğine yol açabilir.

    Gıda eliminasyonu bazen de beslenme dengesizliğine neden olabilir. Hastalar, eliminasyonundan ötürü diyetlerinde eksilttiği gıdanın yerine alerjisi olmayan besin maddeleri ile tamamlamaya yönlendirilmelidir.

    Alerjik gıdaların diyetten kaldırılması hastaların ve ailelerinin yaşam kalitesini çok düşürür. Diyetisyen, yardım alarak hasta ile yaşayan alerjik olmayan aile bireyleri de göz önünde bulundurulmalı, alerjik gıdanın ortadan kaldırılması konusunda hastayı bilgilendirilmek gerekirken aynı zamanda ailenin diğer bireyleri ile birlikte nasıl yemekleri yiyebileceğinin yolları gösterilmelidir.

    Alerjik maddeler içeren işlenmiş gıdaların sebep olduğu sağlık tehlikelerini önlemek amacıyla paketlenmiş işlenmiş gıdalardaki alerjik maddeleri gösteren etiketlenmesi yapılır, fakat etiketleme de bulaş miktarda olanlar az olan gıdalar her zaman etiketlendirilmediğine dikkat edilmelidir. Hastalar, yanlışlıkla alerjisi olan gıdaları yememeleri için, yiyecek etiketlerini satın almadan önce mutlaka kontrol etmeleri gerekir.

    Bireyler birbirlerinden yaş, cinsiyet, aktivite, ailesel geçmiş ve hastalık durumları gibi çeşitli yönlerden farklılık göstermektedir. Bu yüzden genel ilkeler yanında planlanacak olan beslenme bireye özgü olmalıdır.

    Besin alerjilerin ilaç tedavisi erken reaksiyonları ortadan kaldırmak veya daha ciddi lezyonlara ilerlemesini engellemek için gereklidir.

    Besin alerjilerinde oluşan reaksiyonları ortadan kaldıran antihistaminikler hastanın sadece şikayetlerini ortadan kaldırır alerjik yapısını ortadan kaldırmaz. Antihistaminikler tedavide sadece şikayetleri olduğunda verilmelidir.

    Besin alerjilerinde alerjik reaksiyonlar bazen ölümcül hayatı tehdit edici düzeye oluşabilir. Alerjik şok tablosu acil hastanede tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Alerjik besinleri yanlışlıkla aldığında oluşabilecek böyle durumlar için hastaya mutlaka yanında taşıması gerekli olan adrenalin otoenjektörü yazılır.

    Adrenalin otoenjektörü hayat kurtarıcıdır ve hastanın kendisine ilacı nasıl ve hangi durumlarda yapacağı gösterilmelidir.

  • Yalnızca yiyecekler değil kozmetikler de hasta edebilir

    Karın ağrısı, şişkinlik ve kilo alamamak gibi masum şikayetlerle kendini belli eden çölyak hastalığı genellikle farklı hastalıklarla karıştırılıyor. Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunan glüten proteininden uzak durarak beslenmek, çölyak hastalığının tek tedavisi olarak biliniyor.

    Alerji ömür boyu devam eder

    Glüten enteropatisi yani çölyak hastalığı ince bağırsağın glüten proteinine karşı ömür boyu gösterdiği bir alerjidir. Çölyak hastalığı, yaşam boyu devam eden bir gıda alerjisi olarak bilinmektedir. Vücudun verdiği tepki neticesinde 12 parmak bağırsak yapısı bozulmakta ve ince bağırsağın özellikle başlangıç kısmı normal yeteneğini kaybetmektedir. Dolayısıyla kişiler bu noktada gelişmesi gereken emilim faaliyetlerinden yoksun kalmaktadır.

    Bu belirtiler varsa siz de çölyak olabilirsiniz

    Çölyak hastalığı farklı yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Çocukluk yaşlarında ortaya çıkabileceği gibi ilerleyen dönemlerde de kendini gösterebilmektedir. Hastalığın çok hafif ilerlemesi ve belirtilerin farklı rahatsızlıklarla karıştırılması teşhisin ileri yaşlarda konulmasına neden olabilmektedir. Çocukluk döneminde en bilinen belirtisi büyüme geriliği olan çölyak hastalığı;

    · Karın bölgesinde öne doğru şişkinlik

    · Yaşa göre kilo azlığı

    · Kas zayıflığı ve kansızlık

    · Gaz şikayetleri ve dışkıda anormallik

    · Kusma, halsizlik ve iştahsızlık

    · Ağız içinde oluşan aftlar

    · Eklem ve kemik ağrıları

    · Sinirlilik

    · Ciltte kaşıntılı ve döküntüler gibi belirtilerle kendisini göstermektedir.

    Çölyak hastalığının belirtileri farklı hastalıkları da akla getirebilir. Doğru tanının konulabilmesi için bazı özel kan testleri, endoskopi ve alınan doku örneklerinin patoloji tarafından incelenmesi gerekmektedir.

    Yiyeceklerinizi ayırın

    Çölyak hastalığının tek tedavisi glütensiz diyet olarak bilinmektedir. Glütensiz bir yaşama geçildiğinde hastalıkla ilgili bir sorun görülmemektedir. Burada önemli olan glütenli ve glütensiz gıdaların iyi ayrılmasıdır. Glüten daha çok buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunmaktadır. Ancak günümüzde hazır gıda sektöründe glüten sıklıkla kullanılmaktadır. Bisküviler, hazır çorba ve köfteler, malt içecekler, glüten içeren sakız ile çikolatalar çölyak hastaları için tehlikeli olabilmektedir. Hatta kadınların kullandığı bazı kozmetik ürünlerinin içinde bile gluten bulunabilmektedir. Bunların yanı sıra ilaç, şampuan, krem gibi ürünler glüten içerikleri nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Çok iyi bir etiket okuyucusu olunmalı, gıdaların etiketleri mutlaka okunmalıdır. Özellikle evde glütenli ve glütensiz gıdaların birbirinden ayrı ve uzak saklanması önemlidir. Yemek hazırlığı sırasında glütenli gıdalara değmiş veya bulaşmış çatal, kaşık, süzgeç, tabak gibi gereçler kesinlikle çölyaklı kişilerin gıdalarına dokundurulmamalıdır. Bir ton gıdada 2 kaşık glütenin bile tehlikeli olabileceği unutulmamalıdır.

    Bu gıdaları tercih edin

    Çölyak hastaları tükettikleri her gıdayı sorgulamak zorunda kalmaktadır. Glütensiz ama sağlıklı beslenme alışkanlığı yaşam şekli haline getirilmelidir. Mısır, pirinç, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık gibi besinleri ve bu besinlerden elde edilen un ve nişastaları tercih etmek gerekmektedir. Ceviz, fındık gibi kuruyemişler ile incir ve kuru üzümü beslenme zincirinden eksik etmemek önemlidir. Bunların yanı sıra kümes hayvanları ve kırmızı et, tüm sebze ve meyveler, bakliyatların tüm çeşitleri, yumurta, bal gibi gıdalar rahatlıkla tüketilebilmektedir. Buğday ekmeği yerine mısır ekmeği yenilebilir. Hazır alınan mısır ekmeklerinin içine farklı unların karışabileceği ihtimaline karşı mısır ekmeğini evde yapmak daha sağlıklıdır.

    Diyeti aksatmanın sonuçları ağır olabilir

    En sık görülen sıkıntı bağırsaklardaki emilimle ilgili sorunlardır. Kötü beslenme ve besin emilimi bozukluğu en sık görülen rahatsızlıklardır. Bunlarla birlikte halsizlik, kemik erimesi, osteoporoz, kısırlık, düşük ve depresyona neden olabilir. Tedavi edilmemiş çölyak hastalığı uzun dönemde ince bağırsak kanseri ve lenfoma gibi rahatsızlıkların ortaya çıkma riskini de artırır. Çocuklarda ise boy kısalığı, davranışsal sorunlar ve gelişme geriliğine neden olabilir. Kişi eğer diyetine gerekli dikkati gösteriyorsa ömrünün sonuna kadar rahatça yakınmasız yaşamını sürdürebilir. Ancak yine de belirli aralıklarla gerekli tetkikleri yaptırmak önemlidir.

  • Vitamin gereksinimi, kullanımı ve vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar

    *Vitaminler niçin vücudumuz için gereklidir?

    Vitaminler vücuttaki temel biyokimyasal tepkimelerin işleyebilmesi için gereklidir.Organizmanın normal fonksiyonları,büyüme-gelişme,doku onarımı için vitaminlere ihtiyaç vardır.

    Yetişkin ve çocukların günlük vitamin ihtiyaçları ne kadardır? Bu miktardan fazla almanın bir yararı var mıdır?

    Vitamin A :erkeklerde 1000,kadınlarda 800mikrogram

    Vitamin B1:erkeklerde 1,2-1,5 mg,kadınlarda 1-1,1 mg

    Vitamin B2: erkeklerde 1,3 mg,kadınlarda 1,1 mg

    Vitamin B3:erkeklerde 16 mg,kadınlarda 14 mg

    Vitamin B5 :Pantotenik asit:erkek ve kadınlarda 5 mg

    Vitamin B6: erkeklerde 1,7 mg kadınlarda 1,5 mg

    Vitamin B12: erkek ve kadınlarda 2,4 mikrogram

    Vitamin C:erkeklerde 90, kadınlarda 75 mg

    Vitamin D :erkek ve kadınlarda 5-10 mikrogram

    Vitamin E: erkeklerde 10 mg,kadınlarda 8 mg

    Vitamin K:erkek ve kadınlarda 70 mikrogram

    Pantotenik asit:erkek ve kadınlarda 5 mg

    Bu miktarlardan fazla alınmasının bir yararı yoktur.Aşırı miktarda alımlar toksik etki yapabilir.

    Hangi gıda hangi vitaminler açısından zengindir?

    Vitamin A:Karaciğer,balık,yumurta,süt,koyu yeşil sebzeler,koyu renkli meyvelerde bulunur.

    Vitamin B1:Baklagiller,kırmızı et,işlenmemiş tahıl ürünleri,fındık

    Vitamin B2:Süt ve süt ürünleri,tahıllar,balık,yumurta,karnabahar,baklagiller

    Vitamin B3: Süt ürünleri,balık,yumurta,fındık,kümes hayvanları

    Pantotenik asit:Karaciğer yumurta sarısı sebzeler

    Vitamin B6: Baklagiller,fındık,buğday kepeği,et,tavuk,muz,patates,kavun,ıspanak

    Vitamin B12:Süt ürünleri,alabalık,somon,kırmızı et,tavuk,yulaf ezmesi

    Vitamin C:Turunçgiller,yeşil sebzeler,domates,patates

    Vitamin D:Süt,yumurta,margarin,somon,yulaf ezmesi

    Vitamin E:Ayçiçek yağı,bugday tohumu yağı,fındık,badem,et,zeytin yağı

    Vitamin K:Yeşil yapraklı sebzeler,tereyağı,margarin,karaciğer,süt,kırmızı et,kahve,armut

    Sürekli vitamin almak doğru mudur?

    Vitamin eksikliğine yol açan bir hastalık ya da yetersiz gıda alımı,beslenme bozukluğu gibi bir durum yoksa sürekli vitamin alınmasına gerek yoktur.

    Bazı vitaminlerin fazla alınması vücutta toksik etkiye ve hastalığa neden olur.

    Vitaminin eksiklikleri nelere yol açar?

    Vitamin eksikliği,eksik olan vitaminin vücutta rol aldığı fonksiyonların bozulmasına neden olur.

    Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü,deri lezyonları,göz kuruluğu,çocuklarda enfeksiyonlara eğilim görülür.

    Vitamin B1 eksikliğinde kalp ve sinir sistemi bozuklukları,B2 eksikliğinde ağız ve deride yaralar,B3 eksikliğinde ağızda yaralar,cilt döküntüleri,depresyon,nöbetler,karın ağrısı,ishal,B5 eksikliğinde ayaklarda yanma,kronik yorgunluk,depresyon ve huzursuzluk,baş ağrısı karın ağrısı,enfeksiyonlara eğilim,B6 eksikliğinde cilt lezyonları,ağız ve dilde yaralar,depresyon,yaygın güçsüzlük,bebeklerde ishal,nöbetler ve kansızlık,B12 eksikliğinde kansızlık,el ve ayaklarda uyuşma,denge kaybı,hafıza kaybı,huzursuzluk,depresyon,halüsinasyon,tansiyon düşüklüğü görülür.

    Vitamin C eksikliğinde skorbüt denilen hastalık gelişir.Skorbüt belirtileri cilt içine,eklem aralığına,karın boşluğuna kanama,diş eti kanamasıdır.Halsizlik,güçsüzlük,depresyon,çocuklarda kemik gelişim bozukluğu görülebilir.

    Vitamin D eksikliğinde raşitizm ve osteomalazi denilen kemik gelişimi ile ilgili bozukluklar meydana gelir.

    Vitamin E eksikliğinde nörolojik bozukluklar, hemolitik anemi,bağışıklık sisteminde zayıflama,katarakt ve retina dejenerasyonu oluşur.

    Vitamin K eksikliğinde kolay kanama ve kanamaya ait bulgular gözlenir.

    Çocuklarda vitamin eksikliğinin belirtileri nelerdir?

    Vitamin eksikliği belirtileri eksik olan vitaminin vücutta oynadığı role göre değişir.Çocuklarda büyüme gelişme geriliği halsizlik davranış bozukluğu infeksiyonlara eğilim görülebilir.

    Yetişkinlerde vitamin eksikliği nasıl anlaşılır?

    Yetişkinlerde vitamin eksikliği kendisini en çok vitamin eksikliğine bağlı gelişen anemi sonucu halsizlik yorgunluk ile belli eder.Bunun yanı sıra saç dökülmesi,ağız ve dilde tekrarlayan yaralar,kas güçsüzlüğü,kilo kaybı,el ve ayaklarda uyuşma,unutkanlık,sinirlilik gibi belirtiler görülür.

    Vitaminlerin tamamını beslenerek almak mümkün müdür?
    Gıda emilim bozukluğu yoksa vitaminlerin beslenme yoluyla alınması mümkündür.Ancak Vitamin D için güneş ışığı gereklidir.Vücuttaki vitamin D oluşumu güneş ışığına yanıt olarak gerçekleşir

    Besinlerin vitaminlerinden daha iyi yararlanabilmek için ipuçları nelerdir?

    Vitaminler suda ve yağda eriyenler olmak üzere 2 gruptur.B vitaminleri ve C vitamini suda ,A,D,E,K vitaminleri yağda erir.Yağda eriyen vitaminleri içeren gıdaların bir miktar yağ ile alınması vitamin emilimini arttırır.Gıdalar ile birlikte fazla miktarda tüketilen çay kahve alkol vitamin emilimini azaltır.Sebze ve meyveleri taze olarak tüketmek,tahılları işlenmemiş olarak kullanmak vitaminlerden daha fazla yararlanmayı sağlar.

    Vitamin desteği yapılması gereken durumlar nelerdir?

    Besinlerle alınan vitaminlerin kana geçmesine engel olan emilim bozukluğu hastalıklarında,mide –barsak ameliyatı geçirenlerde,alkolizmde,kanserlerde,hemodializ hastalarında,beslenme sorunu olan yaşlılarda,gebelerde ,vejeteryan beslenenlerde,zayıflama rejimi yapanlarda vitamin desteği yapılmalıdır.

    İhtiyaç olmadığı halde vitamin alınmasının zararı var mıdır?
    Özellikle yağda eriyen vitaminlerin fazla alınması toksik etkilere neden olur.Bu yüzden gereksiz vitamin kullanılmamalıdır.

    Hangi vitaminlerin fazla alınması sağlık için risk oluşturur?

    Yağda eriyen vitaminlerin fazla alınması vücutta bazı zararlı etkilere neden olabilir.
    A vitamini fazlalığı kafa içi basınç artışı,karaciğer hastalığı,gebelerde düşüklere ve bebekte anomalilere yol açabilir.D vitamini fazlalığı kabızlık iştahsızlık bulantı böbrek yetmezliği yapabilir.K vitamini fazlalığı karaciğer hasarına neden olabilir.
    Vitaminlerin etkin bir şekilde emilmesi için nasıl kullanılması-tüketilmesi gerekir?
    Yağda eriyen vitamin içeren gıdaların bir miktar yağ ile alınmaları gerekir.Suda eriyen vitaminleri içeren gıdalar bu vitaminler ısı ışık alkali ortamlara duyarlı olmaları nedeniyle taze ve bekletilmeden,fazla işlemden geçirilmeden tüketilmeleri yararlanımı arttırır.
    Hangi gıdaların hangi vitaminlerle birlikte alınmaması gerekir?
    Çay kahve alkol tüketimi vitamin emilimini azaltır.
    Vitamin eksikliklerinden kaynaklanan hastalıklar var mıdır?

    Vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar:Skorbüt,Raşitizm,Osteomalazi,Beriberi,Pellegra,Pernisiyöz anemi

    Skorbüt:C vitamini eksikliği ile gelişir.Halsizlik kemik ağrıları deri ve diş etlerinde kanamalar enfeksiyonlara eğilim ile seyreder.

    Raşitizim:D vitamini eksikliğinin çocuklarda ortaya çıkan şeklidir.Çocuklarda kemik gelişiminde bozukluk,huzursuzluk,aşırı terleme,karın şişliği ishaller,diş çıkmasının gecikmesi ,kas güçsüzlüğü görülür.

    Osteomalazi:D vitamini eksikliğinin erişkinlerde görülen şeklidir.En önemli belirtisi bel kalça ve bacak ağrılarıdır.

    Beriberi:B1 vitamin eksikliği ile oluşur.İştahsızlık güçsüzlük ödem kalp büyümesi sinir sisteminde bozukluk meydana gelir.

    Pellegra:B3 vitamin (niasin) eksikliği ile gelişir.Deri lezyonları,ishal ve nörolojik bozukluk(demans) görülür.

    Pernisiyöz anemi:B12 eksikliği ile ortaya çıkan bir kansızlık tablosudur.Nörolojik belirtiler eşlik eder.

    Mevsimlere göre kullanacağımız vitaminler farklılaşır mı?

    Vitamin desteği almak vitamin eksikliğini ortaya çıkaran durumun varlığı ve ciddiyeti ile ilgilidir.Dolayısıyla mevsimsel değişiklik göstermez.Ancak belirgin kanıt olmasa da kış aylarında C vitamini tüketiminin infeksiyonlara karşı koruyucu ve iyileşmeyi hızlandırıcı olduğu düşünülmektedir.

  • Gıda zehirlenmeleri

    · Gıda zehirlenmesinin sebepleri nelerdir?

    Gıda zehirlenmeleri yaygın görülen,genellikle hafif seyreden ancak bazı durumlarda ölümcül olabilen hastalıklardır.

    Bakteri üremesi,bakterilerin ürettiği toksinler(zehirler),besinlere dışarıdan bulaşan zehirli maddeler ya da içeriğinde doğal toksin bulunan besinlerin yenmesi ile oluşur.

    · Gıda zehirlenmesi belirtileri nelerdir?

    Tipik belirtileri bulantı kusma ishal karın ağrısı ve ateşdir.

    Belirtiler besin tüketimini takiben 30 dk ile 72 saat arasında başlar.

    Belirtiler ve ortaya çıkış süresi besini kontamine eden etkene, yenilen miktara,kişinin duyarlılığına bağlı olarak değişir

    · Gıda zehirlenmesi ne gibi tehlikeli durumlara yol açar?

    Gıda zehirlenmeleri genellikle hafif seyreder ve kısa sürelidir.Ancak küçük çocuklar,bebekler,yaşlılar,gebeler ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde ağır seyredebilir.İshal ve kusma ile oluşan su ve tuz kaybı özellikle bu kişilerde ağır klinik tablolara yol açabilir.Şok ve ölüme neden olabilir.

    · Gıda zehirlenmesinden şüphelenen bir kişinin yapması gerekenler nelerdir?

    İshal bulantı kusma belirtilerinin ortaya çıkması ile gıda zehirlenmesinden şüphe ediliyorsa öncelikle zehirlenmeye neden olan etkenin vücuttan atılımını sağlayan kusma ya da ishal önleyici girişimlerde bulunulmamalıdır.

    İshal ve kusma ile kaybedilen sıvı ve tuz kaybının karşılanması önemlidir.Bu nedenle yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır.

    Belirtilerin şiddetinin artması,bulantı nedeniyle yetersiz sıvı ve gıda alımı,kanlı ishal,yüksek ateş gibi durumların görülmesi halinde doktora başvurulmalıdır.

    · Gıda zehirlenmesinin tedavisi nasıl olmalı?

    Tedavide en önemli nokta sıvı ve tuz kaybının karşılanmasıdır.

    Kısa süreli(24 saatten az süren) ve az sıklıkta olan kusma ve ishallerde evde bakım yapılabilir.Bol miktarda sıvı tüketilmeli (küçük ve sık yudumlar almak bulantı sırasında su kaybını karşılamak için en iyi yoldur).Kafein alkol ve şeker içeren sıvılardan kaçınılmalı.Bulantının azalması ile yavaş yavaş gıda alımına başlanabilir.Öncelikle patates,pirinç,beyaz ekmek,yağsız et ve tavuk ile başlanmalıdır.

    İshal ve kusmanın şiddetli olduğu ,bulantı nedeniyle sıvı kaybının ağızdan yeterince karşılanamadığı durumlarda damardan sıvı verilmesi gerekebilir.Bu hastalarda hastanede gözlem ihtiyacı vardır. Çocuklarda özellikle hastanede gözlem önemlidir.

    · Gıda zehirlenmesinden korunmak için nelere dikkat edilmeli? (Evde dikkat edilmesi gerekenler, marketlerde alışveriş sırasında dikkat edilmesi gerekenler, dışarıda açık alınmaması gereken gıdalara örnekler vb)

    Alışverişte dikkat edilmesi gerekenler:

    -Alışveriş sırasında ürünlerin son kullanım tarihleri kontrol edilmeli

    -Dondurulmuş gıdalar alışverişin en sonunda alınmalı ve bekletmeden eve getirilmeli.Sızıntı yapmış,yırtılmış paketler alınmamalı.İçinde buz parçaları olmamalı

    -Çiğ et ve kümes ürünleri diğer gıdalardan ayrı tutulmalı

    -Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri kullanılmamalı,açık olarak satılan süt peynir yoğurt alınmamalı

    -Yumurta alırken kabuğunun kırık çatlak kirli olmamasına dikkat edilmeli,yumurta kullanılmadan önce yıkanmalı

    Evde saklama ve pişirme sırasında dikkat edilmesi gerekenler

    – El temizliğine dikkat edilmeli,özellikle tuvalet sonrası el hijyenine önem verilmeli

    -Sebze ve meyveler bol suyla yıkanmalı

    -Güvenilir içme suyu kullanılmalı

    -Besinler buzdolabında saklanmalı,buzdolabı ısısı 4 derece,dondurucu -18 derece olmalı

    -Çiğ et balık ve tavuk buzdolabının en soğuk bölümünde saklanmalı

    -Tahıllar ve kurubaklagiller nemli ve sıcak ortamlarda saklanmamalı

    – Sıcak yiyecekler sıcak soğuk yiyecekler soğuk tutulmalı

    -Çiğ et ve kümes hayvanı ürünlerine dokunduktan sonra eller iyice yıkanmalı

    -Çiğ etler kesildikten sonra kullanılan kesme tahtası bıçak ve mutfak tezgahı dezenfekte edilmeli

    – Kıyma ve kıyma içeren ürünlerin iyi pişmesi sağlanmalı

    -Yemek pişirme ısısı bakteriyel etkenlerin ölmesi için 65 derecenin üzerinde olmalı

    -Pirinçli gıdalar günlük olarak hazırlanmalı ve bekletilmemeli

    – Yemekler tüketilmeye yakın zamanda pişirilmeli,hemen tüketilmeyecekse hızla soğutup buzdolabına kaldırılmalı,yeniden ısıtma işlemi sık tekrarlanmamalı

    – Dondurulmuş gıdalar uygun koşullarda çözdürülmeli (buzdolabı ısısında,soğuk suda ya da mikrodalga ile)

    – Pişmiş yemekler,oda sıcaklığında 2 saatten (yaz aylarında 1 saat) fazla bekletilmemeli

    · En çok hangi gıdalar zehirlenmeye yol açıyor?

    Protein içeriği yüksek olan gıdalarda bakteri üremesi kolaylaşır.Bu nedenle en sık et tavuk balık süt ve süt ürünleri yumurta ve yumurta içeren gıdalar zehirlenmeye neden olur.

    · Yazın daha sık görülüyor denebilir mi? Öyleyse sebebi nedir?

    Bakteriler sıcak ve nemli ortamlarda daha kolay ürerler.Bu nedenle yaz aylarında sıcaklık ve nemin artmasıyla besinlerde bakteri üremesi kolaylaşır.Besin zehirlenmeleri bu aylarda daha sık görülür.

    · Buzlar nasıl gıda zehirlenmelerine yol açar?

    Bakterilerin en iyi üredikleri sıcaklık aralığı 5-65 derece arasıdır.Besinlerin dondurulması bakterileri öldürmez ancak üremelerini durdurur.Uygun koşullarda ve temiz sulardan hazırlanmayan buzlar içindeki üremeleri durmuş ancak ölmemiş bakteriler buzların çözünmesi ile etkin hale geçebilir ve hastalık oluşturabilir.

    · Yiyecek ve içeceklerin dışında gıda zehirlenmesine neler sebep olabilir?

    Gıdalarda oluşan bakteriel üreme ya da bakteri toksinlerinin neden olduğu zehirlenmeler dışında besinlere bulaşan kimyasal maddeler,doğal besin toksinleri,uygun olmayan saklama koşullarından kaynaklanan zehirli maddelerin çözünmesiyle besine bulaşması sonucu da zehirlemeler görülebilir.

    Tarım ilaçları,gıdaların bakır,aluminyum,kurşun ya da boyalı plastik kaplarda bekletilmesi,içeriğinde doğal toksin bulunduran bazı besin türleri (mantar,bal,filizlenmiş patates gibi) bu tür zehirlenmelere yol açar.

    · Gıdaları görüntü, koku ya da tatlarında bir değişiklik olmadan da zehirlenmelere yol açabilir mi?

    Bakteriler gözle görülmez,kokusu ya da tatları yoktur.Dolayısıyla uygun koşulları bulduklarında hızla üreyebildiklerinden gıdanın görüntü koku ve tadında değişiklik olmadan da zehirlenmeler oluşabilir.Ayrıca üretim ve taşıma sırasında da kontaminasyon olabilir.

    · Aynı gıdayı tüketen herkes zehirlenir mi?

    Tüketilen gıda ile alınan bakteri ya da toksin miktarı aynı ise gıdayı tüketen herkes belirti verebilir. Ancak belirtilerin şiddeti kişinin tükettiği miktara, bakteri ya da toksine gösterdiği duyarlılığa göre değişebilir.

    · Hangi bakteriler gıda zehirlenmesine yol açar, bu bakteriler hangi yiyeceklerde bulunur?

    Gıda zehirlenmesine en sık yol açan bakteriler: Salmonella, Clostridium perfringens, Escherichia Coli, Campylobacter jejuniListeria monocytogenes, Shigella,Stafilokokkus aereus, Clostridium botulinum, Bacillus cereus, Vibrio cholera, Vibrio parahemoliticus

    Salmonella,en sık kümes hayvanlarının barsaklarında bulunur.İyi pişirilmemiş tavuk eti,yumurta ,pastörize edilmemiş süt ile bulaşır.

    E.Coli:İnsan ve hayvan barsaklarında bulunur.Çiğ et ve pastörize edilmemiş süt,dışkı ile kontamine olmuş sular,bu sular ile sulanmış meyve ve sebzelerden bulaşır.

    Clostridim Pefringens:İnsan ve hayvan barsaklarında,toprakta,dışkı ile kirlenmiş sularda bulunur. Et, et suyu, kümes hayvanları ile bulaşır

    Listeria monocytogenes: Donma derecesine yakın sıcaklıklarda bile üreyebilen bir bakteridir. Çiğ et ve tavuk, dondurulmuş gıdalar, krema ve peynirden bulaşabilir.

    Shigella: İnsan ve hayvan dışkısında bulunur. Kontamine olmuş sular ve bu sularla yıkanmış yiyecekler, tavuk ve balıktan bulaşır.

    Campylobacter: Hayvan dışkısında bulunur. Kontamine sular, kümes hayvanı ürünleri,süt ile bulaşır.

    Stafilokok aereus:Toksin üreterek zehirlenmelere neden olur.Özellikler kremalı gıdalar,süt ürünleri,salatalar,tatlılar,çiğ et ve kümes ürünlerinde ürer.

    Clostridium botulinum:Toprakta,kaynak sularında ve deniz suyunda bulunur.Özellikle konserve gıdalar ile bulaşır.

    Bacillus cereus:Toprak ve birçok bitkide bulunur.Özellikle pirinç,makarna,sütlü tatlılar,kremalar ile bulaşır.

    Vibrio cholera:Kontamine sular ile bulaşır

    Vibrio parahemoliticus:Kontamine deniz suyu ve çiğ ya da az pişmiş deniz ürünleri ile bulaşır.

  • Gıda ve gıda katkı maddelerine karşı alerji

    Gıda alerjileri toplumda son derece sık rastlanan durumlardır. Hastalar, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ciltte kaşıntı, kabarıklık, kurdeşen ve hatta ölümcül anafilaksi reaksiyonları gibi gıda alerjisi ile ilgili olabilecek bir çok bulgu ile doktora başvurabilirler.

    Toplum geneline bakıldığında, gıda alerjisine 3 yaşından küçüklerde %8, erişkinlerde ise %2 sıklığında rastlanır. Gıda alerjisinden başlıca şu gıdalar sorumludur: çocuklarda süt, yumurta, yer fıstığı, balık ve fındık; erişkinlerde ise yer fıstığı, fındık, balık ve kabuklu deniz hayvanları. Bu değişkenlik aslında normaldir. Yani kişi belirli yaşlarda belirli gıdalarla karşılaşır ve bu karşılaşma sıklığı ona karşı gelişebilecek alerjik hastalık sıklığını da artırır.

    Gıda ile ortaya çıkan alerjilerde, deri, mide barsak sistemi ve solunum sistemi bulguları ortaya çıkabilir. Gıdalar yaşam için elzemdir yani yaşamın devamı için mutlak gereklidir. Genellikle hemen tüm kültürlerde 3 ana öğün ve arada atıştırılan birçok ek gıda günlük menüyü oluşturur. Batılı ülkelerde ortalama bir insan yaşamı boyunca yaklaşık 2-3 ton kadar gıda tüketir. Bu yüzden gıda alerjisi gibi gıdalarla oluşacak rahatsızlıkların da sık görülmesi sürpriz olmamalıdır. Bugün birçok gazete, dergi, radyo, televizyon programı, kitap ve web siteleri ²gıda alerjisi² başlığını işlemektedir. Tıbbın babası olan Hipokrat 2000 yıl önce gıda ile oluşan reaksiyonları tanımlamıştır. Ancak; şu da bilinmelidir ki gıda ile oluşan reaksiyonların hepsi alerjik reaksiyon olmayabilir. Bazıları toksik reaksiyon dediğimiz “gıda zehirlenmesi” türüdür (örneğin; balık yenmesi ile oluşan zehirlenme). Yine bunun gibi bozulmuş veya beklemiş gıdaların tüketilmesi ile oluşan, kusma, bulantı, karın ağrısı gibi bulguların olduğu gıda zehirlenmeleri de alerjik reaksiyon değillerdir. Buradaki belki de en önemli ipucu bu gıdayı yiyen herkeste aynı tür bulguların görülmesidir. Hâlbuki gıda alerjisine bağlı reaksiyonlar yalnızca o kişiyi ilgilendirir ve aynı gıdanın her alındığında bulgular ortaya çıkar. Genellikle de reaksiyona ait bulgular giderek artar ve ciddileşir.

    Bulantı, karın ağrısı, kusma ve/veya ishal gibi gıda alerjisi bulguları, yemek yendikten 2 saat sonra ortaya çıkar. Çocuklarda; iştahsızlık, kilo alamama ve karın ağrısı gibi bulgular değerlidir. Uzun süreli devam eden gıda alerjileri sonunda çocuklarda büyüme gelişme geriliği de ortaya çıkabilir. Aslında gıdayı aldıktan belli bir süre sonra ortaya çıkan bu mide-barsak sistemi bulguları belki de durumun erkenden fark edilmesine yardımcı olabilir. Ancak; gıda alerjileri ile ortaya çıkan cilt reaksiyonları (kurdeşen=ürtiker gibi) gıdaya bağlanmayabilir. Bu nedenle bu tür cilt reaksiyonu olan hastalarda da mutlaka ve mutlaka gıda alerjilerini araştırmak gereklidir.

    Tüm bunlar dışında alerji pratiğinde “oral alerji sendromu” adı ile bir hastalık tablosu da tanımlanmıştır. Bu tür bir durum özellikle huş ağacı (betulla), Amerikan nezle otu (ragweed) ve pelin otu (artemisia) polenine alerjisi olanlarda oluşabilir. Reaksiyonlar genelde dudaklarda, dilde, boğazda görülmektedir; kaşıntı, gıcıklanma ve yanma hissi gibi bulgular dikkati çeker. Bu bulgular genellikle kısa sürer ve çoğunlukla kavun, karpuz ve muz yenmesinden sonra oluşur. Huş ağacı alerjisi olanlarda patates, havuç, kereviz, çeviz ve kiwi yedikten sonra da oluşabilir. Bunun nedeni huş ağacı poleni ile bu sebze ve meyvelerdeki alerjik proteinlerin benzemesidir.

    Hastaların tanıları için mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı ile görüşmesi şarttır. Yapılan deri testleri, bazı kan testleri veya gıdaların direk kendileri ile yapılan uyarı testleri tanı ile konulur.

    Tedavisinde en önemli şey bu gıdalardan uzak durmaktır. Gerektiğinde antihistaminik ilaçlar kullanılır. Gıda alerjileri için şu anda alerjen spesifik immünoterapi (aşı tedavisi) uygulaması halen mümkün değildir.

    Gıda Katkı Maddeleri İle Oluşan Alerjiler:

    Sizce bu gün için sıkça tükettiğimiz gıdalarda ne kadar katkı maddesi vardır? Tahmininiz nedir? Bir düzine? 50 tane? Belki 100 veya daha fazla? Bu sayının 2000 veya daha fazla olduğuna inanır mısınız? Bu gerçekten doğru! Koruyucular, kıvam arttırıcılar, lezzet arttırıcılar, renklendiriciler, tatlandırıcılar ve benzerleri her gün yediğimiz yiyeceklere eklenmektedir. Bu kadar çok katkı maddesine karşın sürpriz bir şekilde bu reaksiyonlar sadece bazı duyarlı kişilerde oluşmaktadır. Aşağıda sık kullanılan katkı maddeleri ve ortaya çıkardıkları hastalıklar bulunmaktadır.

    ASPARTAM- Yapay tatlandırıcı (diyet şekeri) olarak bilinir. Duyarlı olan kişilerde göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur. Ancak, bu bulguların görülme sıklığı azdır.

    BENZOATLAR- Muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır.

    BHA/BHT- Antioksidandırlar. BHA ve BHT özellikle katı ve sıvı yağlar ile hububat ürünlerinde kullanılır. Duyarlı kişilerde kurdeşene sebep olurlar.

    GIDA BOYALARI- Gıdalara renk vermek için kullanılırlar. Bunlar, E102 (Tartrazin) gibi numaralarla isimlendirilirler. Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, çikletler, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Kurdeşen veya astım ataklarına neden olur.

    MSG=Monosodyum glutamat (E621)- Özellikle uzak doğu (Çin, Japon) ve Türk mutfağında kullanılır. Bununla oluşan reaksiyona “Çin Restoranı Sendromu” da denir. Birçok imalathane ve restoranda da değişik gıdalarda lezzet arttırıcı olarak kullanılır. MSG ile oluşan reaksiyonlar şöyledir: Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma. Bu tür reaksiyonlar fazla miktarda MSG alınması sonrası oluşur. Bu maddeyi tüketen astımlı hastalarda ağır astım atakları oluşabilmektedir.

    NİTRAT/NİTRİTLER- Bu iki madde hem koruyucu olarak hem de renklendirici ve lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Nitrat ve nitritler özellikle sosis, salam gibi et ürünlerinde bulunur. Bazı kişilerde baş ağrısı ve kurdeşene neden olabilirler.

    PARABENLER- Gıda ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.

    SULFİTLER- SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür di oksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve mayalı içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında, bira şarap ve elma şarabı gibi içeceklerde bulunurlar. Göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir. Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

    Gıda Katkı Maddesi Duyarlılığının Kontrolü

    En iyi yol hangi gıdada hangi katkı maddesinin bulunduğunun bilinmesi ve bunlardan uzak durulmasıdır. Alerji ve immünoloji uzmanınız hangi gıdanın bu bulgularınızdan sorumlu olabileceği ve bunun diyetinizden çıkarılması konusunda size yardımcı olabilir. Bunun dışında ulusal gıda kontrol mekanizmalarının bu konu üzerine ciddi bir şekilde eğilmesi ve özellikle paketlenmiş hazır gıdalar içindeki katkı maddelerinin gıda ambalajı üzerine en ince ayrıntısına kadar yazılması sağlanmalıdır.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ