Etiket: Gereken

  • Gebelik ve Gebe Takibi

    Gebelik ve Gebe Takibi

    Normal bir hamilelik süresi 40 haftadır. Başka bir deyişle 40 hafta, 280 gün yada 9 ay 10 gündür. İster bebekteki gelişmeler,ister anne vücudundaki değişiklikler ve şikayetler, aynı zamanda tıbbi olarak yapılması gereken tetkik ve tedaviler bu haftalara bağlı olarak değişir.

    40 haftalık gebelik süresi 3 aşamada değerlendirilir:
    1.Aşama: İlk 12 haftalık süre birinci trimestr dediğimiz embriyogenezis dönemidir.

    Bebeğe ait değişiklikler
    Anne’nin yumurtası baba’nın spermi tarafından döllendikten 72 saat sonra,döllenmiş yumurta anne rahmine ulaşarak rahim tabakasının içine yerleşir.Bu dönemdeki canlıya Embriyo,geçirdiği evreleri ise Embriyogenezis denir.Embriyo’nun yerleştiği rahim tabakasına,embriodan çıkan uzantılar ilerleyip plasenta (Halk dilinde bebeğin eşi) oluşmaya başlar.Plasenta bebek ve anne arasında bariyer görevi yaparak oksijen ve besin transferini gerçekleştirir.Embriyo plasentaya göbek kordonu ile bağlıdır.Bebeğin sağlıklı gelişmesi için en büyük görev plasntaya aittir.Embriyo su ile dolu olan kesenin içinde büyümeye devam eder.8 haftanın sonunda embriyo yaklaşık 25 mm boyutundadır.Embriogenezis döneminde bebeğin tüm doku ve organları oluşmaktadır.Dolaysıyla dış etkenlerden,anne’nin kullandığı ilaçlardan, geçirdiği hastalıklardan, maruz kaldığı zararlı dış etkenlerden en çok etkilenen dönemdir. Bebeğin bir takım sinir sistemi hastalıklardan ve Nöral Tüp defekti dediğimiz anomaliden korunmak amacıyla bu dönemde anne’nin folik asit kullanımı önerilir.

    Anne’inin son adet tarihinden yaklaşık 5 hafta sonra Ultrasonda(Batından) gebelik kesesi ve içindeki yolc sac dediğimiz bebeğin ilkel barsakları görülür.Bu gebelik kesesinin boş olmadığını ve büyük olasılıkla normal bir hamilelik sürecinin devam edeceğinin en büyük göstergesidir. Bu tarihten iki hafta sonra embriyo ve kalp atışları görülür.12 haftanın sonunda ise bebeğin tüm organları oluşmuş adeta minyatür bir insan şeklini almıştır.ve embriyo yerine Fetüs olarak adlandırılır.Plasnta ise gelişmesini tamamlayıp tüm fonksiyonlarını yerine getirmeye başlamıştır. 12 haftanın sonunda fetüs 60-65mm boyunda,yaklaşık 20 gr ağırlığındadır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    İlk 12 haftada herkesçe bilinen en sık görülen şikayet hiperemezis dediğimiz bulantı ve kusmadır. Bunun yanı sıra halsizlik,Uyku düzeninde değişikliler(uykusuzluk veya uykuya eğilim),kasık ve bel ağrısı,sık idrara çıkma,vajinal akıntıda artış,göğüslerde gerginlik,baş dönmesi,başağrısı,ruhsal gerginlik,mide şikayetleri,vücütta genel bir şişkinlik ve ödem hali görülebilecek olağan şikayetlerdir.

    Yapılması gereken tetkikler
    Bu dönemde eğer anne adayının ciddi ve kronik bir hastalığı yoksa doğum uzmanın muayenesinde her hangi bir probleme rastlanmyorsa,çok fazla ve detaylı bir tetkik’e gerek yoktur. Rutin kan tablosu,ve temel tetkiklerin yapılması yeterlidir. Ancak muayene bulgusunda bir sorun tespit edilirse Doğum Uzmanın uygun gördüğü tetkikler yapılmalıdır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    İlk 12 hafta daha önceden bahs ettiğimiz gibi biraz daha dikkatkli olunması gereken haftalardir.Örneğin mecbur kalmadıkça yolculuğa çıkmamak,ağır fiziksel aktiviteden uzak durmak,cinsel ilişkide temkinli olmak vs.

    12 ila 28 haftalar ikinci trimestr

    Bebeğe ait değişiklikler
    16 hafta civarında bebek ince bir cilde sahip olup,tüylenmeye başalmıştır.Bu tüyler daha sonra dökülecektir.Boyu 15-20cm,ağırlığı 100 gr’a ulaşmıştır.kemikler sertleşmeye başlamıştır.20 haftadan sonra cilt alıtı yağ dokusu gelişmeye başlar.Bebeğin hareketleri bu haftadan sonra anne tarafından hisedilmeye başlar(İkinci ve sonraki gebeliklerde bebeğin hareketlerini 18 haftadan itibaren anne hisedebilir.).Bu dönemin sonunda bebeğin ağırlığı 800-1000 gr arasındadır. Bebek’te olası konjenital(Doğumsal) anomalilerin çoğunun tesbit edilebileceği haftalar 16-20 haftalar arasıdır.23-24 haftalarda bebeğin kulağı duymaya başlar.ve dışardan gelen sesli uyarılara tepki verir. Bu haftadan itibaren doğuma kadar geçen sürede bebek anne’nin sesini tanımaya ve alışmaya başlar. Doğduğunda bebek annesini sesinden tanır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    Bu haftalar anne’nin hamileliğe adapte olduğu haftalardır. Rahim’in kasığın dışına taşması ile karında büyüme, omurgan’ın bu duruma adaptasyonu sonucu kavisinin artması dolaysıyla sırt ve bel ağrılarının baş gösterdiği dönem dir.Bulantı kusmaların hafiflediği bu dönemde,onun yerine mide yanması ve ekşime şikayetleri başlar.Bebeğin hareketleri anne’nin ilk hamileliği ise 20 hafta civarında,ikinci ve sonraki hamilelikleri ise 18 haftalar civari anne tarafından hisedilmeye başlar.Bu dönem anne açısından belkide hamileliğin en rahat dönemidir.Bebeğin hareketlerini hisettiği için heran bebeğinin hayatta olduğunun huzurunu taşır ve kendisi henüz çok ağırlaşmadığı içinde yaşam kalitesi fazla etkilenmemiştir. Ciltte ve meme ucunda,göbekten kasığa doğru koyulaşma olur.İlk süt (kolostrum) salgısı 20 hafta civarında başlar.

    Yapılması gereken tetkikler
    12-14 haftalar arası İkili Tarama testi:Bebeğin ense kalınlığı ölçülür.Anne kanında PAPP-A ve b-HCG değerleri bakılır.Bu iki parite ikili tarama testi adı altında birleşerek risk hesabı yapılır.Eğer bu testin sonucu olumsuz olursa(Bu sadece istatistiksel bir test tir),anne ve bebeğe özgüleştirilerek daha ileri testler yapılması önerilir(Chorion villus biyopsisi)

    16-20 haftalar arası (Tercihen 18.hafta) Üçlü tarama testi:Tripple test denilen bu tetkikte ikili tarama testinde olduğu gibi anne kanındaki hormon ölçümleri ve bebeğin baş çevre ölçümü esas alınarak yapılır.Şayet bu test olumsuz olursa Amniosentez dediğimiz bebeği suyundan örnek alınarak bebeğe özgü ileri tetkik yapılması önerilir.

    15-22 haftalar arası Dörtlü tarama testi: (Henüz deneme aşamasındadır.)

    24-28 haftalar arsında anne’de şeker testi yapılarak gebelik’te gizli Diabet araştırılır.

    Kullanılması gereken ilaçlar
    Anne adayının dengeli beslendiği düşünülerek demir takviyesi(Kansızlık tedavisi) dışında herhangi bir ilaca gerek yoktur.Şayet anne adayı yeterli miktarda süt ve süt ürünleri tüketemiyorsa kalsiyum takviyesi Yapılabilir.Annede kas krampları mevcut ise kalsiyum yanı sıra magnezyum verilir. Şayet anne adayı iştahsiz olup bebek’te yeteri kadar kilo alamıyorsa o zaman multivitamin ilavesi yapılabilir. Gebelik’te yapılması önerilen tek aşı Tetanoz aşısıdır.Anne aday’ı evde doğum yapmayı düşünmüyörsa 10 yıl içinde herhangi bir nedenle Tetanoz aşısı yapıldıysa bu aşının yapılmasına gerek yoktur. Anne ve baba arasında kan uyuşmazlığı varsa 28. haftada Rhrh aşısı yapılır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    Anne adayı bu dönemden itibaren rahat gevşek giysileri tercih etmeli.Diş problemi varsa en uygun tedavi zamanı 20-28 haftalar arasıdır.Meme’den süt salgısı varsa temiz bezle silmek yeterlidir.Ciltte çatlak oluşmayı azaltıcı nemlendirici kremler kullanılabilir.

    28 ila 40 haftalar üçüncü trimestr

    Bebeğe ait değişiklikler
    28 haftadan doğuma kadar geçen sürede bebeğin kilosu boyuyla oranla daha fazla artar.Ortalama hafta başı 150-250 gr arası kilo artışı gösterir.Tırnak oluşumu ,ayak tabanında çizigiler şekillenir.34 haftada Akciğer gelişimi tamamlanır ve doğarsa dış ortamda yaşayabilecek düzeyde olur.(Bu durum teorik olarak kabul edilir.İdael olarak bebek 37. haftayı tamamlamasıdır.)Bebeğin hareketleri daha güçlü olup bazen anne’nin canını yakacak düzeye gelebilir.Gebelik süresini tamamlayan bebeğin kilosu 2500-4000 gr arası boyu 50cm civarındadır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    Bu dönemde bebeğin büyümesine paralel olarak annede karın içi basınç’ta artış olur.Buna bağlı Mide barsak şikayetlei,sık idrara çıkma,idrar kaçırma,akciğerlere bası sonucu solunum güçlüğü,öksürük, Çarpıntı şikayetleri olabilir.Lenf yollarına bası sonucu alt extremitelerde(Bacaklarda) şişlik,varis oluşumu,anne dış genital bölgede şişlik veağrı buna bağlı olarak yürüme şekil değişikliği(Ördek tipi yürüyüşü) olabilir.34 haftadan itibaren Braxton-Hicks kasılmaları(yalancı doğum sancılar) başlar.Geçek doğum sancılarından farkı seyrek,düzensiz,kısa süreli ve hafif olmasıdır.Bu kasılmalar bir nevi rahimin doğuma hazırlık egzersizleridir.

    Yapılması gereken tetkikler
    34 haftadan itibaren Ultrasonla bebeğin suyunun miktarı daha sık ölçülmeli,Non-Stress-Test(NST) dediğimiz bebeğin kalp atışlarının takibi yapılır.

    Kullanılması gereken ilaçlar
    Bu döneme özel farklı herhangi bir ilaç kullanması söz konusu değildir.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    30 haftadan itibaren anne’ye sırt üstü yatışı önerilmez.Bu yatış şekli anne’nin sırt ve bel ağrılarını arttırır.Daha önemlisi anne karnındaki ana damarlara basıya bağlı hem bebeğe giden kan miktarı azalır hemde anne’nin tansiyonu düşüp nefes almakta zorlanır.Tercih edilen yatış pozisyonu sol yandır. Anne bacaklarını hafif karnına doğru çekip iki bacak arasına yastık kullanırsa bel ağrılarının hafiflemesini sağlar. Anne’ye bebek hareketlerini sayması öğütlenir.Bebek 24 saat’te 10 kereden az hareket ederse veya 2 saat’ten fazla hareketsiz kalırsa hemen doktoruna haber verilmesi istenir.Bu durum iki olaydan kaynaklanabilir.Ya bebeğin suyu azalmış dolaysıyla bebeğin hareket kabiliyeti azalmıştır veya bebek doğum kanalına yerleşip doğuma hazırlanıyordur.

    Hamilelik boyunca hatırlanması gereken hususlar
    Beslenme:
    Hamilelik boyunca anne adayından istenilen beslenme şekli sık sık az az yemek yemesi Yiyeceklerinin besin değeri yüksek kalorisinin düşük olmasıdır.Şeker hastalığın dışında hamilelikte diyet yasaktır.Bu şekilde beslenmenin yararları:Anne tansiyonunun,kan şekerinin hep aynı düzeyde kalması,bebeğe giden kan miktarı hep aynı düzeyde ve dengeli olması,anne’deki mide şikayetlerinin azalması ve annedeki kilo artışının ideal olmasının sağlar.Hamilelik boyunca ideal kilo artışı 13 kilo civarında olup bunun 3 kilosu ilk 20 hafta,geri kalan 10 kilo ikinci 20 haftada olmasıdır.

    Gebelik’te egzersiz:
    Bilimsel olarak anne ve bebeğe faydası kanıtlanmış tek egzersiz yürüyüştür. Yürüyüş günlük yarım saat’i aşmamalı,düz yolda yürüyüp,10 dakika yürüdükten sonra 10-15 dakika mola verip dinlenilmelidir.

  • Vajinal akıntılar

    Vajinal akıntılar

    Öncelikle bilinmesi gereken her vaginal akıntı bir hastalık değildir. Vajen normalde, içinde bir miktar akıntı barındırır. O halde hangi akıntı hastalık, hangi akıntı fizyolojik, yani normal akıntıdır bunu ayırd etmek gerekir.

    Normalde vajen, ancak geç menapoz dönemlerinde tamamen kuru bir hal alabilir ki esas tedavi edilmesi gereken rahatsız edici durum budur. Menapoz öncesi dönemde vajen kup-kuru olmaz. Tıpkı ağzımızın içinin kupkuru olmadığı gibi. 

    Farklı olarak vaginal akıntı miktarı bir adetin bitimiden diğer adetin başlamasına kadar olan süre içinde de farklı miktarlarda ve nitelikte olur. Yani kadının vaginal akıntı miktarı hergün aynı değildir. Örneğin iki adetin ortasına rastlayan günlerde miktarı artar ve daha yapışkan bir hal alır. Adetten birkaç gün önce de miktarda artış olur , cinsel uyaranlar yine vaginal akıntı miktarını arttırır. Normal yani fizyolojik kabul ettiğimiz bu tür akıntılara topluca Fluor Genitalis denilir. 

    Özelliği başlangıçta renksiz, kumaş üzerinde kuruduğunda kumaşta “saman kağıdı” rengine benzer lekelenme yapan rahatsız edici bir kokuya da sahip olmayan fizyolojik bir akıntıdır. Adete yakın günlerde ve iki adetin tam ortasındaki günlerde biraz daha artar.

    Bu durumda hangi tür akıntılar patolojik yani bir hastalık düşündürecek akıntılardır?

    Eğer akıntınız yukarıda tanımladığım niteliklerden başka bir nitelikteyse mesela koyu kahverengi, sarı-yeşil-kirli görünümlü, içinde süt kesiği gibi partiküller bulunduruyorsa veya kokulu ise, vajen içinde kaşınma veya yanma gibi şikayetlere sebep oluyorsa ozaman bu akıntı tedavi edilmesi gereken bir akıntı olarak değerlendirilebilir ve birçlk zaman tedavi gerektiri.

    Normal Vaginal Akıntı olarak tanımladığımız Fluor Genitalis türü akıntılar, kusurlu kıyafet ve uygulamalar nedeniyle artarak nitelik olarak normal olmasına rağmen, rahatsız edici bir hal alabilir. Vajen normalde havayla temas etmesi gereken bir organdır. Bu yüzden nesiller boyu ve hemen her kültürde kadın kıyafetleri vajen havalanmasını sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Etekler, entariler böyledir. Ancak son yüzyılda kadınların sosyal hayatta işgal ettikleri yer ister istemez kullandıkları kıyafetlere de yansımakta bu anlamda daha sağlıksız giyinmek zorunda kalmaktadırlar. Kilotlu çoraplar, taytlar, sentetik materyalden imal edilmiş iç çamaşırları, pedler hatta oturarak çalışan hanımların kullandıkları sandalye ve koltukların sentetik kumaşları vaginal akıntı miktarını arttırır. Artmış bir vaginal akıntı heryerde bolca bulunan bakteriler mantarlar için bir besi yeri haline gelir. Bu ortamda üreyen bakteriler enfeksiyona sebep olurlar. 

    Vaginal enfeksiyonlara ve akıntıya sebep olan önemli faktörlerden biri de gebeliktir. Normalde vajen içinde bulunan bir tür mikroorganizma, burada hastalık yapıcı diğer mikroorganizmaların üremesini ve hastalık oluşturmasını önler. Gbelikte değişen hormonal işleyiş nedeniyle normal vaginal akıntının asitliği artar artan asidite sözü edilen bu koruyucu mikroorganizmaların azalmasına böylelikle vagenin savunmasının düşmesine neden olur. Özellikle mantar enfeksiyonları kolayca oluşur. Tedavi edilse bile gebelik süresince tekrarlama eğilimi çok yüksektir. Sık rastlanılan şeker hastalığı da benzer bie etki ile vajen savunmasını olumsuz yönde etkileyerek vaginal enfeksiyonlarda artışa sebep olabilir.
    Günümüzde sık kullanılan antibiyotiklerden bazıları (özellikle penisilin grubu antibiyotikler), cortisol ve kanser ilaçları gibi vücudun top yekün savunma sistemiini olumsuz etkileyen ilaçlar da sözü edilen, vajende normalde bulunması gereken mikroorganizmaları yok ederek, vajenin savunma gücünü azaltır ve akıntıların ortaya çıkmasına sebep olabilir.
    Bilinmesi gereken bir diğer önemli konu da her vaginal akıntı cinsel yolla bulaşan bir hastalık değildir. Evli çiftlerde zaman zaman çatışmalara sebep olabilen bu durumu da akılda tutmak gerekir.

  • Farkında Ebeveyn Olmak

    Farkında Ebeveyn Olmak

    Ebeveyn olmak beraberinde çok fazla sorumluluk getiriyor. Bir anda neye uğradığımızı şaşırıyor, yapılması gereken bunca sorumluluğa nasıl yetişeceğimizi hesap etmeye çalışıyoruz. Kafamızda durmadan yapılması gerekenler listesiyle yaşamaya başlıyoruz.

    Çocuklar büyüdükçe ve bireyselliklerini kazanmaya başladıkça sorumluluğun yönü de değişmeye başlıyor. Alışveriş merkezlerine bunu istiyorum diye girilen krizler, kışın ortasında mayo giyeceğim diye tutturmalar, uyku saatlerinin değişmesi ile kendimize ayırdığımız vakitlerin azalması tüm yüklerin birikmesine sebep oluyor.

    Bu süreçte anne- baba olarak sabrımızın tükendiği anlar fazlalaşmaya başlıyor. Kendimizi aniden bağırırken, sinirden kızarmış bir durumda bulabiliyoruz. Bu süreçlerde ne yapabileceğimizi, bu sorunların çözümünün ne olduğuna bu yazımızda değinmek istedim.

    Son zamanlarda bu konuyla ilgili karşımıza sık sık çıkan bir kavram var ‘farkında ebeveynlik’ Popüler bir kavram olmanın ötesinde, hayatımıza gerçekten yerleştirebildiğimizde kriz anlarını azaltan ve sakinleştiren bir yaklaşım farkındalık.

    Peki nedir bu farkındalık? 

    Farkındalık; çocuklarımızdan sorumlu olduğumuzu düşündüğümüz zamanlarda, odak noktamızı çocuktan uzaklaştırmak ve kendimize çevirmekle başlıyor. Çünkü ebeveyn olmak çocuğunuzla ilgili değil, sizinle ilgili bir durum. Kriz yaşadığımız ve gerginleştiğimiz anlarda, ilk yapmaya çalıştığımız, çocuğumuzu sakinleştirmek oluyor. Yolun ortasında kırmızı top isterken, ona mavi top aldığınız için ağlamaya başlayan ve kendini yere atan çocuğunuz düşünün. O anda, tüm gözler sizin üzerinizdeymiş gibi hissedebilirsiniz.

    Ebeveynliğe dair tatlı hayalleriniz yavaşça beyninizden uzaklaşır. Yapmanız gereken tek şey çocuğunuzu yerden kaldırmak, sakinleştirmek ve böylece size çevrilen tüm gözlerin hemen önüne dönmesini sağlamaktır. Farkındalık dediğimiz duruma tam o anda başvurabilirsiniz. Yapmanız gereken ilk şey durumu kabullenmek. Büyüyen, gelişen, bağımsızlığını kanıtlamaya çalışan ve bu yolla özgüveni gelişen çocuğunuz bir yetişkin değil. Büyüme sürecinde bu davranışları sergilemesi onun için bir fırsat.  Bu yolla nasıl sakinleşeceğini, problem durumlarla nasıl başa çıkacağını öğrenme olanağı yakalıyor.

    O anda yapmanız gereken çocuğunuzu değil, kendinizi sakinleştirmek. Derin bir nefes almak, bunun bir kriz değil, çocuğunuzun büyüme sürecinde atladığı bir basamak gibi düşünmek. Hazırsanız, en önemli noktaya geldik:  ‘durumu kabullenmek’. 

    Çocuğunuz yerde yatıyor, sokak ortasında bağırıyor ve bu geçici bir durum. O ‘an’dan bir süre sonra, sakinleşecek ve size bakan gözler sizi unutacak. Kendinizi başarısız hissetmek yerine, bu durumun geçici olduğun hatırlamaya çalışın. Göreceksiniz, kendinize odaklandığınızda ve kendinizi sakinleştirmeye çalıştığınızda her şey daha rahat olacak. Çünkü gergin bir şekilde çocuğunuza yaklaşmamız olacaksınız. 

    Sonrasında, dikkatini dağıtmaya çalışarak, ‘sakinleştiğinde seninle konuşabiliriz’ diyerek gerekli adımlara giriş yapmış olacaksınız.

    Farkındalık sadece ebeveynlikle ilgili değildir. Kendimizi gergin hissettiğimiz, depresif hissettiğimiz durumlarda da başvurabileceğimiz bir kaynak.

    Dilerseniz hemen bugün farkındalığa giriş yapabilirsiniz. İşe veya okula gitmek için her gün yürüdüğünüz yoldan bugün daha yavaş yürüyerek başlayın.  Etrafınıza daha dikkatli bakın, akşam ne pişireceğinizi, çocuğun ödevinin ne olduğunu, hafta sonu nereye gideceğinizi düşünmek  yerine , yürümenin ne güzel olduğunu düşünün. Daha önce hiç fark etmediğiniz binalar, tabelalar, belki de bir köşede aşmış minik bir çiçek göreceksiniz…

  • EVLENMEDEN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

    EVLENMEDEN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

    Aşk ve evlilik birbirinden farklıdır. Aşk evliliği yapmak güzel bir şeydir. Fakat aşkın tek başına yeterli gelmeyeceği durumlar vardır. Evlilik de buna dâhildir. Çünkü imzalar atıldıktan sonra sadece âşık olduğunuz kişi ile değil; onun ailesiyle, arkadaşlarıyla, çevresiyle ve sorumlulukları ile de evlenmiş olursunuz. Bunun bilincinde olmak size evlilik kararı almak için avantaj sağlayacaktır.

    Evlenmeden önce dikkat edilmesi gereken hususların başında flört dönemi gelir. Flört döneminde her şey olduğundan daha güzel gözükür insanın gözüne. Deyim yerindeyse midenizde kelebekler uçuşur, ayaklarınız yerden kesilir, gözleriniz ışık saçar. Flört güzel bir dönemdir fakat şunun da bilincinde olmak gerekir. Flört, yeni bir hayata başlamak, yeni bir hayata hazırlanmak ve iki kişinin birbirini tanıması için bir fırsattır. Evlenmek isteyen kişiler bu dönemin bilincinde olup buna göre davranırlarsa eğer mutlu bir evliliğe adım atmayı düşünebilirler. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise flört, nişan gibi dönemleri çok uzun tutmamaya çalışmaktır. Özellikle ülkemiz şartlarında evliliğe karar verildiğinde işin içine aileler de girecek evlilik düşüncesi iki kişinin düşüncesindeki halinden çıkıp başka boyutlara ulaşacaktır. Bu dönemler uzadıkça çatışmaya yol açma ihtimali yüksektir.

    Peki, evlilik kararı almadan önce nelere dikkat edilmelidir?

    Evliliğe karar veren çiftlerin hayatlarını birleştirmeden önce dikkat etmesi gereken önemli hususlar vardır. Bu hususlar dikkate alınmadığı takdirde sorunlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden, eş olarak seçilecek kişinin hayat görüşüyle kişinin kendi görüşünün aynı paralelde olması, aile yapılarının birbirine benzer yapıda olması, inanç yapılarının aynı dengede olması, cinsel uyum, aradaki sevgi bağı gibi hususlar dikkat edilmesi gereken önemli noktalardır. Fakat bunların da üzerinde başta olması gereken şey karşılıklı saygıdır. Eşlerin birbirlerine ve birbirlerinin farklılıklarına olan saygıları sağlam bir ilişkinin temelidir.

    Evlenme yaşı da bir diğer önemli husustur. Evlilik baştan sona sorumluluk gerektiren bir olgudur. Bu sorumluluğun bilincinde olabilmek için de kişinin belirli bir olgunluğa ulaşmış olması sorumluluklarının farkında olmasını sağlar. Ailesinden kopamayan, kendi kurduğu aile yerine ebeveynlerini önceliğine alan kişiler evliliğe uygun değildir. Evlendikten sonra her insan kendi ailesini kurar. Ebeveynler deneyimli oldukları için elbette yol gösterici olmalıdır. Ancak bu hayatlarının her alanına müdahale edebilecekleri anlamına gelmemelidir.

    Evlilik kararı almadan önce dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da neden evlenmek istenildiğinin bilincinde olmaktır. Bunun için kendinize şunları sormanız gerekir:

    -Neden evlenmek istiyorum?

    -Benim için ideal eş kimdir? Nasıl biri olmalıdır?

    -Neden bu kişiyle evlenmek istiyorum?

    -Hayata bakış açımız benzer mi?

    Bunlar evliliğin temelini oluşturan sorulardır ve bunları objektif şekilde yanıtlayabilmek size büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

    Evleneceğiniz kişinin dört dörtlük olmasını beklemeyin ve asla evlenince nasıl olsa değişir düşüncesiyle bir ilişkiye yaklaşmayın. Değişim dışarıdan zorlamalarla değil kişinin kendi isteğiyle içinden gelerek gerçekleşecek bir olgudur. Partnerinizi olduğu gibi kabul edebiliyor ve farklılıklarına saygı duyabiliyorsanız bir şeyleri başarabilirsiniz.

    Mükemmeli aramak yerine göze batmayan kusurları örtmek daha işe yarar olacaktır. Mükemmeli aramak yıldızlara dokunmaya çalışmak gibidir. Çünkü dünya üzerinde mükemmel tanımına uygun ne bir insan ne de bir evlilik vardır.

  • Çocuklarımız kimlere emanet

    Çocuklarımız, öncelikle aile içinde anneye emanet oluyor. Günlük yaşam içinde, yurdumuz koşullarında ve alışıldığı şekliyle… Anneler, bebeklerini dünyaya getirdikten sonra, kendileri ile özdeş bir şekilde büyütürler… Sanki, ikisi bir bütündür. Onunla birlikteliğini, onu anlamayı, ihtiyaçlarını bilmeyi hormonlarınında etkisiyle başarmaya çalışır. Ağlıyorsa, neden ağladığını, neye ihtiyacının olduğunu en iyi anne keşfeder. Anne ağlamadaki nüans farklılıklarından karnı ağrıdığı için mi ağlıyor, yoksa acıktığı için mi ağlıyor bilir. Uyumayan bebeğine eşlik ederken, çözüm yolu ararken sabaha kadar uykusuz kalan, hastalıklarında birkaç gece uykusuz geceler geçiren yine annedir. Toplumda genel anlayışta bebeği ile öncelikle ilgilenmesi gereken kişidir, anne.

    Babalar ise olağanüstü durumlarda belki anneye yardımcı olabilirler. Genellikle baba evin geçimini sağlıyor gerekçesi ile o, bu işlerden muaftır. Yani ayrıcalıklı bir yeri vardır ve bunu kullanır. Pekçok baba yarın işe gideceğim gerekçesi ile bebeğin sesinin bir an önce kısılmasını ( ! )bekler, anneden.

    Maddi koşulları uygun olanlar, gece bakıcısı ile çözüm yoluna gidebilirler. Bu durumda anne kendisine dinlenme için uygun zaman yaratabilir. Genellikle gece bakıcısı denetim altındadır. Evde aile bireyleri bulunur. Gece işlerinde çalışan, vardiya sistemi ile çalışanlar için; bebeğin ya da çocuğun belli bir uyku düzeni sağlanmışsa pek sorun yaşanmayabilir. Ama gece uyku düzeni olmayan bebekler için, bakıcının fedakarlık yapması ve kendi uykusuna galip gelebilmesi problem olabilir. Pekçok gece çalışılan iş kolu olmasına rağmen bebekle birebir olmak ve onun ağlamalarını anlayıp, çözüm bulabilmek ve sessizliğe kavuşturmak çok kolay değildir. Yapılan yanlışlar, bebeğin hayatını ilgilendiriyor boyutlarında bile olabilir.

    Bebek bakımında, annelik sabrını yaşamış olmak, kendi yaşamında psikolojik sıkıntılar yaşayan bir aileden gelmemiş olmak, genel beden sağlığının dayanıklı ve mücadeleci bir yapıya sahip olması çok önemlidir. Ayrıca vicdani yapısının gelişmiş olması, ahlaki değer yargılarını benimsiyor olmak ve bu değer yargıları ile büyümüş olmak ve bunları içine sindirmiş olmak, üzerinde hassasiyetle durulması gereken hususlardır.

    Bebek bakım işi profesyonelce yapılan bir iş olsada içinde mutlaka duygusallık vardır. Cansız bir işle çalışıyor olmaktan çok farklıdır. Bakıcının kişilik özellikleri, karakter yapısı dikkat edilecek özelliklerdendir ve mümkünse yakın tanıdıklardan referans alınmalıdır. Bakıcı deneyimli olmalı ve hastalık vb. durumlarda uyanık olmalıdır. İlkyardım bilgisi olması tercih nedeni olmalıdır. Evde alınması gereken güvenlik tedbirleri tamamlanmış olmalı , ancak bakıcı tarafından da bu güvenlik tedbirlerinin devamlı olması ve kontrollerin yaplıyor olması gereklidir.

    Bebek bakıcısı temiz ve hijyenik olmalı, bebek içinde gereken temizlik önlemlerini uyguluyor olmalıdır. Kendiside sağlık kontrolünden geçmeli, röntgeni çekilmeli ve bu şekilde işe alınmalıdır. Bakıcı eve misafir kabul etmemelidir. Yaptığı işi severek yapıyor olmalıdır ve en önemli özelliklerden bir tanesidir. İşi severek yapıyor olmak, gönlünü ortaya koyarak yapıyor demektir ve bu da en az hata ile iş yapmak demektir. Sorumluluk sahibi olmak, zamanında işe geliyor olmak ve yaptığı işin önemini kavramış olmak çok önemlidir.

    Gece bakıcısı, gündüz bakıcısı ve bakıcıya götürmek farklı dikkat gerektiren konulardır. Bakıcıya götürülen bebekler için, bakıcının ev ortamı nasıldır, evde hangi aile bireyleri bulunmaktadır, bebeğimize yeteri kadar ilgi gösterilebilecek mi, evde bulunan kişilerin ruh sağlıkları yerinde mi, bebeği kıskanan çocuklar olabilir mi, evde bebek sesine tahammülsüz bir aile bireyi var mı- bu genellikle baba ve genç yetişkinler olabilir. Bakıcının evinde güvenlik önlemleri nasıl, açıkta ilaç, deterjan vb. Bulunuyor mu, merdiven, yataktan düşme, kesici cisimlerle yaralanma durumları olabilir mi, elektrik prizleri kapalı mı, ütü, soba, elektrikli soba, katalitik, tüplü soba kullanımı durumu nedir dikkate alınmalıdır. Evde doğalgaz kullanımı ve alınması gereken tedbirler uygulanıyormu, gaz sızıntısı olabilir mi, çaydanlık , çay servisi, sıcak içecekler güvenli şekilde tüketiliyor mu, evde köşeleri sivri, batıcı, delici cisimler mevcut mu, ele geçebilecek durumdalar mı , içi su dolu kovalar, küvetler kullanılıyor mu, böcek ilaçları vb. Bulunuyor mu… Tüm bu ayrıntılar, bebeğimizin ayları ve yaşları ile ilişkili olarak dikkate alınmalıdır. Emekleyen, yürüyen, en meraklı, hareketli yaşlarını yaşayan çocukların özelliklerine göre düzenlenmelidir.

    Çocuk, kendini ifade edemeyecek yaştayken emanet edilecek kişinin özellikleri, cinsel sapkınlıklarının olup olmadığı çok önemlidir. Genellikle yakın aile çevresinden tahmin edilmeyecek kişilerden bu vakalara rastlanır. Bu kişiler, aile çevresinde güvenilen ve güvensizlik durumu akla pek gelmeyecek kişilerdir. Cinsel istismar çok dikkat edilmesi gereken bir konudur ve hayati önemi vardır.

    Çocuk, anaokulu çağlarındayken genellikle okulöncesi kurumlarına yönlendirilir. Çocuğun arkadaş ihtiyacını karşılamak ve sosyalleşmesi için ortam sağlamak günümüzde okulöncesi kurumlara ilgiyi artırmıştır. Çalışan anneler için öncelikle tercih edilen bu kurumların çocuğun gelişimindeki katkıları gözlendikçe ve yararları anlaşıldıkça neredeyse çocuklar için olanaklar dahilinde sanki zorunlu birer kurum haline gelmişlerdir. Çocukların bu kurumlarla bağları kurulurken dikkat edilecek pekçok husus sözkonusudur. Ulaşımdan, verilen eğitime, beslenmeye ve kurumla kurulan iletişimin gücüne ve güvenirliğine kadar bir dizi dikkat edilecek durum vardır.

    İlköğretimde ise günün ne kadarını okulda geçecektir, evde onu kim karşılayacaktır, anne çalışan bir anne midir? Okulda etüd olanağı varmıdır? Yoksa başka bir etüd kurumu mu gündeme gelecektir? Tüm bu soruların yanıtlarını aramak gerekir. Bulunulan çevre neresidir? Kırsal kesim ise yeterli güvenlik koşulları uygun şekilde sağlanmış mıdır? Şehir ve büyük şehir ortamında yine alınması gereken önlemler farklılık göstermektedir. Çocuk, okulda herkesin bulunduğu ortamlarda bulunmalı, sessiz ve kuytu bölümlerde bulunmamalıdır.

    Okulun, özel yada devlet okulu olmasınında farklılıkları olacaktır. Kapılar, çerçeveler sağlam mı? Gözden kaçan tehlikeli durumlar var mı? Okulda ilkyardım tedbirlerinin alınabileceği hemşire, doktor gibi sağlık personeli yada bilgili kişiler var mı? Gereken hassasiyet gösteriliyor mu? tüm bunlar özel olarak düşünülmelidir.

    Çocuklar yada gençler okulda şiddete karşı korunuyorlar mı? Yeterli şekilde bilinçlendirme yapılıp, gereken önlemler ve yönlendirmeler yapılıyor mu? spor, müzik gibi etkinliklerle enerji boşalımı için ortam hazırlanıyor mu? Yanlarında silah, bıçak vs. taşıyorlar mı? Bunların kontrolü sık sık yapılıyor mu? çocuklar ve gençler bilinçlendiriliyor mu? Duygusal problemi olanlar dikkatle takip edilip, uzmanlara gereken yönlendirmeler yapılıyor mu?

    Akran zorbalığına karşı okulun tutumu nasıl? Duymazlıktan mı geliniyor, gerçekten gereken önlemler alınıyor mu? Çocuk ve gençlere gereken ilgi ve samimiyetin gösterilmesi gerekmekte. Tüm bunlar aile ile iyi bir işbirliği içinde mümkün olmakta. Çocuk ve gençler arasında bireysel farklılıkların dikkate alınması ve ailelere tutumlar hakkında bilinç kazandırılması önem kazanmaktadır. Çünkü, okulda verilen eğitim aile ile birlikte olmalıdır ki kalıcı olsun ve uygulanır olsun. Okullarda yalnızca öğretime değil; eğitime ve değerlerede önem verilmeli ve çocuğa kazandırmada çaba gösterilmelidir.

    SONUÇ olarak, çocuğumuzu emanet edeceğimiz kişi ve kurumlara gereken önem verilmeli ve gençlerimizin duygusal problemlerine sessiz kalmayıp, başkalarına ve kendilerine zarar vermelerinin önüne geçmeliyiz ve yardım almayı ertelememeliyiz. Herşey için GEÇ OLMADAN çözüm bulmalıyız.

    Pedagog ÖZNUR SİMAV
    Aile Danışmanı-KURUCU

  • Bel fıtığında ameliyat son çare ama…

    Bel fıtığında ameliyat son çare ama…

    Ağrıyla kendini belli eden, günlük hayatı çekilmez hale getirip, yaşam kalitesini düşüren bel fıtığı, ameliyat yerine pekçok yöntemle tedavi edilebiliyor. Fizik tedavi yöntemleri bel fıtığı hastalarını rahatlatıyor. Ancak,ameliyat gerektiren ve hastaların geç kalmaması gereken bazı durumlar var…

    Bel fıtığının ameliyatla tedavisi tüm dünyada son çare olarak görülüyor. Ancak; “kuvvet kaybı,şiddetli ağrı, MR görüntülerinde saptanan ciddi büyüklükte disk parçalarının varlığı gibi durumlarda ameliyat ilk ve tek çare olabiliyor.

    Doç. Dr. Volkan Aydın, “bazı yanlış anlamalar sonucunda, bel fıtığından dolayı ameliyat olması gereken hastaların en son çare olarak ameliyat olmak gerekliymiş diye düşünerek, ameliyat olması gerekli olduğu halde, geç kaldıklarını ve günümüz koşullarında hiç olmaması gereken ayak felci, idrar kaçırma, cinsel güç kaybı gibi kusurların geliştiğini belirtti.

    Uzmanlara göre, zamanında müdahale edilmeyen hastalarda kalıcı kayıpların gelişmesi kaçınılmaz. Bel fıtığında ameliyat çözümü ile ilgili görüş aldığımız Doç. Dr. Volkan Aydın şöyle diyor:

    “Tabiî ki her bel fıtığı hastası bu durumda değildir ve bel fıtığı hastalarının %85-90’ı ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilir. Gerekli durumlarda ise hasta doktorunun önerileri doğrultusunda ameliyat kararını vermekten korkmamalıdır. Günümüzde bel fıtığı ameliyatları, artık tüm dünyada bel ve boyun fıtığı cerrahi tedavisinde altın Standard olarak kabul edilen mikrodiskektomi tekniğiyle, deneyimli ellerde 15-30 dk süren riskleri minimum olan bir ameliyattır.” Bu ameliyattan sonra hastalar 4 saat sonra ayağa kalkabilmekte ve aynı gün akşamı veya ertesi sabah taburcu olabilmektedir.

    Mikrodiskektomi (mikrocerrahi) tekniğinde; Sadece 2-2,5 cm’ lik bir kesi sonrası mikroskop altında ameliyat bölgesindeki sinirler 20-30 kat büyütülerek, sinirlere zarar verme riski olmaksızın sinirlere bası yapan fıtık parçası çıkartılmakta ve cilt yüzeyinde dikiş bulunmayan hasta birkaç saat içinde ayağa kalkabilmekte, istediği zaman banyo yapabilmektedir.

    Gelişen teknoloji ve deneyim sonrası bel fıtığı ameliyatından sonra sakat kalırım, normale dönemem korkusu terk edilmeli ve özellikle gereken durumlarda ameliyat için geç kalınmamalıdır.

    Tekrarlamak gerekirse; Hastaların asıl korkması gereken, teknoloji ve cerrahi tekniklerdeki bu ilerlemeye rağmen, ameliyat olması gerektiği halde, çeşitli korkulardan dolayı, karar vermede geç kalarak; ayak felci, idrar kaçırma, cinsel güç kaybı gibi kusurların gelişmesine neden olmaktır