Etiket: Genital

  • Hıv ve cybh

    HIV ‘ den korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılmasının ve tedavisinin önemi

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılıp tedavi edilmesi HIV ‘ in ( AİDS ‘ e neden olan virüsün ) yayılmasını önlemesi açısından çok önemlidir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV enfeksiyonu arasındaki ilişkinin anlaşılması yüksek risk içeren cinsel eylemlerde bulunan kişilerin HIV ‘ den korunması yönünde etkin önlemlerin alınmasını sağlar.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV enfeksiyonu arasındaki ilişki

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklarla enfekte olmuş kişiler cinsel ilişki sırasında HIV ile karşı karşıya gelirlerse bu kişilerin HIV enfeksiyonu olma şansı, cinsel yolla bulaşan hastalığı olmayan kişilere göre 2 – 5 kat daha fazladır.

    Ek olarak, HIV enfeksiyonu olan kişide diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklardan varsa, bu kişinin HIV enfeksiyonunu cinsel yolla bulaştırma oranı ,diğer HIV ( + ) cinsel yolla bulaşan hastalığı olmayan kişilere göre daha fazladır.

    Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların varlığının hem HIV ‘ i bulaştırmada hem de HIV enfeksiyonunu kapmada etkin olduğu biyolojik kanıtlarla gösterilmiştir.

    Artmış eğilim

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar HIV enfeksiyonuna olan eğilimi iki mekanizmayla arttırırlar.

    Genital ülserler ( frengi, uçuk ülseri gibi ) genital bölgedeki derinin bütünlüğünü bozarlar. Bu bozulma sonucu HIV için bir giriş kapısı açılmış olur.

    İkinci olarak, genital ülserli veya ülsersiz ( klamidya, bel soğukluğu, trikomonas gibi ) cinsel yolla bulaşan hastalıklarda oluşan enflamasyon sonucunda genital akıntılarda hücre yoğunluğu artarak HIV ‘ i çekici hücreler ortaya çıkabilir ( CD4+ hücreleri ).

    Artmış enfeksiyon:

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar HIV ‘li kişinin, virüsünü cinsel eşine bulaştırma riskini arttırır. Yapılan çalışmalarda, HIV ‘ li kişiler aynı zamanda diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklara da sahipseler HIV (virüs ) bu kişilerin genital akıntılarında bulunur.

    Örneğin, bir erkekte hem gonore ( bel soğukluğu ) hem HIV varsa bu kişinin genital akıntısında HIV (virüs ) oranı yalnız HIV ‘i olan bir kişiye göre 10 kat fazladır. Spermde ( menide) veya genital akıntılarda HIV yoğunluğunun artması demek HIV ‘ in ( virüsün ) cinsel eşe bulaşma olasılığının artması demektir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavi edilmesi ile HIV enfeksiyonunun yayılımının azaltılması

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılması ve tedavisi ile HIV bulaşıcılığının azaldığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisi kişinin HIV ( virüsü ) bulaştırmasını azaltır.

    Yapılan çalışmalarda HIV ‘ li kişilerin cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklarının tedavisi sonucunda genital akıntılarındaki HIV miktarının ve HIV ( virüsünün ) görülme sıklığının azaldığı saptanmıştır.

    Genital herpes varsa HIV enfeksiyonuna yakalanma eğilimi artar. HIV ‘ li kişilerin de bulaştırıcılığını arttırır. Bu nedenle, herkesin özellikle genital herpesi olanların HIV enfeksiyonuna sahip olup olmadıklarını bilmesi gerekir. Eğer HIV enfeksiyonu yoksa HIV ‘den korunma önlemlerini alması gerekir.

    Deneyimler sonucu görülmüştür ki, hem genital herpesi hem de HIV ‘ i olan kişilerin genital herpeslerinin tedavi edllmesi sonucu HIV ‘ in eşe bulaşma riski azalmaktadır.

    HIV ‘ den korunma

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan sıkı sıkıya korunma, test yaptırma ve tedavi cinsel yolla HIV bulaşmasını önlemede hayati rol oynar. Dahası, cinsel yolla bulaşan hastalıkların arttığı bölgelerde HIV salgınının da artabileceğinin bilinmesi önemlidir. HIV ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan birlikte korunmak bu iki tip hastalıkların salgınlarını önler.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların erken tanı ve tedavilerinin yapılması HIV ‘ den korunmada etkindir.

    HIV ‘ in bulaşmasını kolaylaştıran cinsel yolla bulaşan hastalıkların yoğun olduğu bölgelerde tanı ve tedavi programlarının uygulanması önemlidir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalığı olanlara veya şüphelenenlere her zaman HIV testi yapılmalıdır.

  • Kadın Genital Sistem Enfeksiyonları ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

    Kadın Genital Sistem Enfeksiyonları ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

    Kadın Genital sistem iltihapları alt genital sistem ve üst genital sistem enfeksiyonları diye ikiye ayrılır.

    Alt genital sistem enfeksiyonları: Vulva(dış dudaklar), Vajen(Hazne), Servix(rahim ağzı), Üretra(idrar yolu) iltihaplarını kapsamaktadır.

    Vulvar Enfeksiyonlar
    Vulvada kaşıntı veya yanma hissi jinekolojk muayeneye başvuran hastaların %10’unda görülür. Vulvada kaşıntı, enfeksiyon, ülser(yara) yapan hastalıklar:

    Vulvar Bit ve Uyuz: Cinsel yolla veya cinsel olmayan yakın temasla geçer. Ayrıca havlu veya çarşaf ortak kullanımındada bulaşıcıdır. Pubik bölgede (kasıklarda) yaygın ve şiddetli kaşıntı yanısıra makülopapüler lezyonlar görülür. Tanı muayeneyle konulup uygun ilaç tedavisi (krem ve şampuanlar) ile kolaylıkla tedavi edilir.

    Molluscum Contagiosum: Pox virusunun yaptığı selim ve iyi huylu olan bir enfeksiyondur. Cinsel veya cinsel olmayan yakın temas veya kendiliğinden(otoinokulasyon) ile geçiş gösterir. Vulvada 1-5 mm arasında ortası çukurlanmış kubbe şeklinde papüller içerir. Tanı nodülden alınan biyopsi ile mikroskopik incelemede konur. Aslıdan muayene sırasında doktor tarafından sıkılarak gelen mumsu materyalın görülmesi ile de tanı konulabilir. Tedavisi özel solusyonlar veya koter veya kriyo ile yapılır.

    Condiloma Acuminata: Genital siğiller dediğimiz bu hastalık sadece vulvada değil Vajen ve servixtede görülebilir. HPV virusun (insan papillom virusu) sorumlu olduğu bu hastalık en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyondur. Bu virus aynı zamanda skuamoz kanser ve adenokanserle ilişkisi bulunmaktadır. En sık 15-25 yaşlar arasında görülür. Gebelik, şeker hastalığı ve bağışıklık sisteminin baskı altında olduğu kişiler risk altındadırlar. Siğiller mukoza veya deri yüzeyinde büyüklük ve formasyon farklılığı gösteren pedikullu (saplı) lezyonlardır. Çok yaygın ve bitişik olduğunda karnıbahar görünümü sergiler. Tanı gözle muayene, siğilden alınan biyopsi ile mikroskopik inceleme, Servixten alınan smaerde HPV ile ilgili değişiklikler ile konur. DNA tiplemesi yapılabilir.

    Tedavi: virusu tamamen eradike etmek (vücüttan yok edilmesi) mümkün değil. Ancak semptomatik olarak siğiller asitli solusyon (doktor tarafından uygulanır), Podifilinli krem kullanarak veya koter&kriyo ile lezyonlar tedavi edilir.

    Genital Ülserler(Yaralar)
    Genital Herpes: Uçuk adı ile bilinen genital herpesin etkeni Herpes Simplex tip II dir.

    Cinsel yolla bulaşan bu virus tekrarlayan karakterde olup genital yaralara neden olur. Genital yara dışında sistemik bulgularda eşlik edip hastada ateş ve halsizliğe yol açabilir. Lezyonlar genellikle çok sayıda ve vezikül (içi sulu küçük kesecik) şeklindedir. Veziküller derin olmayıp ağrılıdır. Genellikle birleşme eğlimi gösterir. Bulgular 2 hafta boyuncu kendini gösterir. Bir haftanın sonunda en üst düzeye ulaşır. Daha sonra kendini snırlayarak iz bırkamdan iyileşir. Bağışıklık sistemin baskılandığı durumlarda Lezyonlar tekrarlanabilir. Tanı muayene sırasında gözle konur. Tedavisi ağızdan antiviral tabletler ve lokal krem ile sağlanır. Virusun tamamen yokedlmesi söz konusu değil.

    Granuloma inguinale: Etkeni bir bakteri olup vulvada kronik ülseratif lezyona neden olur. Daha çok Tropikal bölgelerde yaşayanlarda görülür. Çok bulaşıcı olmayıp cinsel temasla veya cinsel temas olmadanda gelişebilir. Belirtiler nodul (et beni) ile başlar daha sonra kırmızı et renginde birbirleriyle birleşen ağrısız ülsere dönüşür. Tanı biyopsi takiben mikroskopik inceleme ile konur. Tedavisi cerrahi olarak lezyonun çıkarılması ve antibiyotik ile yapılır.

    Lenfogranuloma Venerum: Clamidianın lenf dokusunda oluşturduğu enfeksiyondur. Erkeklerde kadınlara göre 4-5 kat daha sık görülür. Genital bölgede önce ağrısız ülser oluşur. Kendiliğinden geçer. 1-4 hafta sonra lenf bezlerinde ağrılı şişlik oluşur. Tanı biyopsi ile konur. Tedavsi cerrahi ve antibiyoik ile yapılır.

    Şankroid (Yumuşak şankr) : Cinsel yolla bulaşan akut bir enfeksiyondur. Gelişemkte olan ülkelerde daha sık görülür. Erkeklerde kadınlara göre 5-10 kat daha fazla görülür. Bu enfeksiyon HIV’ın (AİDS) bulaşmasını kolaylaştırır. Çok bulaşıcı olmasına rağmen ancak zedelenmiş cilt ve mukozadan geçebilir. Önce küçük bir papül şeklinde başlar. Daha sonra sulanıp yaraya dönüşür. Yaralar yüzeyel olup sınırları belli olmayıp çok ağrılıdır. Daha sonra kasık lenf bezlerinde de şişlik ve iltihap oluşabilir. Tanı kültür ile konulur. Tedavisi antibiyotiktir.

    Sifilis: Frengi adı ile bilinen kronik bir hastalıktır. Bulguları çok şiddetli olmasına karşın orta derecede bulaşıcı bir hastalıktır. Etken Treponema pallidum cinsel yolla bulaşır. Enfekte olmuş bir hastayla birkez cinsel temasta bulunmakla karşılaşılan risk %10 dur. Sifilisin jinekolojik olmayan çok sayıda belirtisi vardır. Mikrop cilt ve mukoza yüzeylerinden geçebilir. İlk bulgusu sert ağrısız tek bir Şankır (yara)dır. Bu yara vulva (dış dudak), vajen(hazne) veya servixte(rahim ağzı) görülebilir. Eğer vajen veya servixe yerleşmişse özellikle ağrısız olması nedeniyle farkedilmeyebilir. Bu yara kendiliğinden iyileşir. 6 hfata ile 6 ay süre içerisinde mikrop kan yoluyla vücüda yayılır. Ellerde ve ayak tabanlarında makulopapuler(etbeni benzeri) lezyonlar vulvada cillten kabarık grimsi plak(condiloma lata) oluşumu olur. Bu lezyonlar genellikle ağrısızdır fakat ağrılı lenf bezi büyümesi buna eşlik edebilir. Bu lezyonlarda 2-6 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşir. Hasta tedavi edilmezse mikrop 2 ile 20 yıl boyunca vücütta gizli yaşamaya devam eder. Ara ara cilt bulguları tekrarlanabilir. Tedavi edilmeyen hastaların üçte birinde üçüncü evre bulguları gelişir. Bunlar kalp damar sistemi,kas iskelet tutulumu,sinir sistemi tutulumu ve ölümcül aort anevrizması olabilir.

    • Tanı: lezyondan alınan örneğin mikroskopta incelenmesi ve özel kan tahlilleri ile konur.
    • Tedavi:Penisilin ve alternatif antibiyotik tedavisidir.
  • KADINLARDA GENİTAL ESTETİK

    KADINLARDA GENİTAL ESTETİK

    Genital Estetik Nedir?

    Kadınlarda dış genital organların yani vajen, labia minore ( küçük dudaklar ), labia majore ( yağlı dokudan zengin büyük dudaklar ), mons pubis ( pubik kemiğin üzerindeki kıllı deri alanı ), klitoral deri ve perinenin kalıtsal olarak veya sonradan oluşan nedenlerle meydana gelen renk ve şekil bozukluklarının cerrahi veya medikal yöntemlerle düzeltilmesi ( restore edilmesi ) işlemidir.

    Genital Estetik Neden Yapılır?

    Kadınlarda dış genital bölgede çeşitli nedenlerle zamanla oluşan veya doğuştan itibaren varolan görsel ve fonksiyonel anormallikler kadınların psikolojisini, hayat kalitesini ve cinsel yaşam kalitesini bozabilmektedir. Bu hastalar bize ilişki sırasında ağrı, dar kıyafetler giyememe, hijyen problemleri ve görsel rahatsızlık şikayetleri ile başvurmaktadır. Genital estetik operasyonları genital bölge görünümünü ve fonksiyonunu düzeltmek, hastaların psikolojisini iyileştirmek, cinsel yaşam kalitesini arttırmak için yapılmaktadır.

    Labia Majore Plasti ( Büyük Dudakların Düzeltilmesi )

    Büyük dudaklardaki anormallikler: Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya doğuştan yapısal olarak varolan küçük dudakların etrafındaki yağlı dokudan zengin deri tabakasının yani büyük dudakların normalden büyük, çökük, şeklinin asimetrik veya renginin farklı olmasıdır. Labia majore plasti ise büyük veya çökmüş veya asimetrik olan bu deri tabakasının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde büyük dudaklarda ki asimetrik ve fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Büyük dudaklar anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir. Çökmüş yapıda olan büyük dudaklar ise dolgu maddeleri ile tekrar restore edilir.

    Labia Minore Plasti ( Küçük Dudakların Düzeltilmesi )

    Küçük dudaklardaki anormallikler: Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya doğuştan yapısal olarak varolan vajen etrafındaki deri katlantısının normalden büyük, şeklinin asimetrik veya renginin farklı olmasıdır. Labia minore plasti ise büyük veya asimetrik olan bu deri katlantısının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde küçük dudaklarda ki asimetrik ve fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Küçük dudaklar anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

    Vajinoplasti ( Vajen Dokusunun Daraltılması )

    Kadınlarda yaşlanma ile birlikte östrojen hormonunun azalması sonucu olarak vajen dokusu gevşeyebilir veya sarkabilir. Yine doğum esnasında, iri doğum, zor doğum ve müdahaleli doğumlarda kendiliğinden oluşan veya hekimin doğumu kolaylaştırmak için yaptığı kontrollü kesiler, vajen dokusunda genişlemelere ve yapısal bozukluklara neden olabilir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşayabilir. Lazer Tedavi Uygulaması: Çevre vajen dokuları lazer uygulaması ile sıkılaştırılır. Bu teknikte cerrahi işlem uygulanmaz. Hasta aynı gün sosyal hayatına devam edebilir. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde vajen dokusunda ki zarar görmüş dokular onarılır. Fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Vajen dokuları anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

    Klitoral Hoodaplasti ( Klitoris Deri Katlantısının Düzeltilmesi )

    Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya genç hastalarda doğuştan itibaren yapısal olarak varolan klitoris üzerindeki deri katlantısının normalden fazla olmasıdır. Klitoral hoodaplasti ise fazla olan bu deri katlantısının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde klitoris üzerinde bulunan derideki fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Klitoral deri katlantısı anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

  • GENİTAL SİĞİLLER KADINDA CİDDİ SORUNA YOL AÇIYOR

    GENİTAL SİĞİLLER KADINDA CİDDİ SORUNA YOL AÇIYOR

    Genital siğiller; hem kadında hem de erkekte genital bölgede Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonu sonucu gelişen karnabahar görünümündeki siğillerdir. 
    Ülkemizde giderek artan sıklıkta görülen bu cinsel yolla bulaşan enfeksiyonun hem erkekte hem de kadında yaratması muhtemel pek çok ciddi sorun bulunmaktadır. Bu nedenle her bireyin bu enfeksiyon hakkında bilgi sahibi olması ve kendisinde ya da eşinde bu enfeksiyondan şüphelendiğinde derhal doktora başvurması gerekmektedir. Özellikle kadınlarda daha fazla soruna yol açtığı görülen genital siğiller bazen tek bir bölgede, bazen birkaç bölgede, bazen toplu iğne başı kadar ufak, bazen de 5 cm çapına (ender durumlarda 15-20 cm. çaplı olabilir) erişebilen ağrısız kitlelerdir. Çoğu virüs hastalığında olduğu gibi HPV de bir kez vücuda girdiğinde hücreler içinde yerleşir ve zaman zaman alevlenmelere yol açar. Bu yüzden HPV enfeksiyonu kesin tedavisi olmayan bir hastalık olarak kabul edilir. HPV enfeksiyonu, özellikle çok sayıda cinsel eşi olan (veya öncesinde olmuş olan) bireyler ve bu bireylerin eşlerinde yaygındır. Virüsün bulaşması başka bir bireyin enfekte bölgesinin (penis gibi) mukozalara (ağız ve vajina gibi) ya da doğal olarak nemli bölgelere (anüs gibi) temasıyla olur. 

    Erkeklerde belirtisiz seyredebilir

    HPV bulaştıktan sonra 2-6 aylık bir kuluçka devresini takiben genital bölgede ve/veya anüs etrafında sayıları ve büyüklükleri değişken kondilom (siğil) adlı kitlelerin oluşmasıyla belirti verir. Belirtiler bireysel özelliklerden oldukça etkilenir ve özellikle erkeklerde enfeksiyon tümüyle belirtisiz seyredebilir. Kadında da belirtisiz seyredebilir, ancak “belirtisiz” seyreden bu durumlarda büyüteçle (kolposkopi) yapılan ayrıntılı incelemelerde dış genital bölge, vajina ya da servikste çok ufak çaplı kitleler çoğu kadında saptanır. Özellikle kadınlarda bazı durumlarda vajina-anüs arası bölgeyi, anüsü ya da vajinayı tümüyle dolduran karnabahar görünümlü dev kitlelere de rastlamak mümkündür. Oral (ağız yoluyla) genital seks uygulamalarında ağız mukozasında da lezyonlar ortaya çıkabilir. Kadınlarda bazen HPV enfeksiyonunun tek belirtisi jinekolojik muayenede papsmear incelemesinde HPV enfeksiyonuna özgü hücresel anormallikler (koilositoz) bulunmasıdır. HPV oldukça bulaşıcı bir virüstür ve genital bölgedeki lezyonların mukozalar ya da genital bölgelerle (cinsel ilişkide olduğu gibi) kısa süreli teması bile bulaşması için yeterlidir. Genital bölge mukozasının vajina yoluyla dış ortama açık olması nedeniyle özellikle erkekten kadına daha kolay bulaşır. 

    Hücrenin genetik yapısını etkiliyor

    Genital bölgede kondilom (siğil) oluşumuna neden olan HPV, hücrelerin içine yerleşerek hücrenin genetik yapısını etkileyebilme özelliğine sahip bir virüstür. HPV’nin çok sayıda alt tipi vardır. Bu alt tiplerden bazıları hücrelere olan etkileriyle hücrelerin kendi kendine hızla ve kontrolsüzce çoğalabilen hücrelere dönüşmesine neden olmaktadır. Gebelik döneminden önce varolan ya da gebelikte yeni çıkan kondilom kitlelerinin aşırı büyümesi bazen doğum kanalının tıkanmasına neden olur ve vajinal yolla normal doğum imkansız hale gelir. Genital bölgedeki kitlelerin tipik görünümü tanı koymak için yeterlidir. Şüpheli durumlarda kitlelerden biyopsi alınarak tanı koymak gerekebilir. 

    Nasıl tedavi edilir? 

    HPV enfeksiyonunun tedavisinde temel prensip, nüksleri en aza indirmek için kitlelerin mümkün olduğunca temizlenmesidir. Bu amaçla virüslere etkili ilaçlar kullanılarak lokal (bölgesel) tedavi ve büyük lezyonların koterizasyon yoluyla yakılması şeklinde tedavi uygulanır. Hatırda tutulması gereken nokta, tedavinin yalnızca görünen lezyonları ortadan kaldırmakla sınırlı olduğudur. HPV enfeksiyonu kronik seyreder ve kitleler ortadan tümüyle kalksa da hücrelerin içinde gizli bir şekilde yaşamını sürdüren virüsler sayesinde bulaştırıcılık devam eder. 

    İlişkide dikkatli olunmalı 

    HPV cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğundan bu konuda alınan genel önlemlerin alınması HPV enfeksiyonundan korunmada tek yoldur. Ancak HPV’nin bulaştırıcılığı o kadar yüksektir ki, şüpheli ilişkilerde kondom kullanımı bile koruyamayabilmektedir. Cinsel temas esnasında erkek genital bölgesinin prezervatifle korunmayan kısımlarından kadına ya da tam tersi kadından erkeğe bulaşma söz konusu olabilir. Bu yüzden bariz kondilom lezyonları olanlarla ilişkiye girmemek çok önemlidir.

    Genital kondilom yapan HPV virusunun birçok alt tipi vardır ve bunların bazıları servikal kanserler(rahim ağzı kanserleri) ile çok yakın ilişkilidir.Tüm cinsel aktif kadınlarda, ilk ilişkiden itibaren 3 yıl geçtikten sonra smear taramaları başlanması gerekirken özellikle HPV kaynaklı siğilleri olan kadınlar ile partnerlerinde bir zamanda siğil olan kadınlar bu kanserler açısından çok daha yüksek risk altındadır ve özellikle bu gurup kadınlar yıllık jinekolojik kontrollerini ve smear taramalarını kesinlikle ihmal etmemelidirler.

  • HPV Enfeksiyonları ..

    HPV Enfeksiyonları ..

    1-HPV enfeksiyonları niçin önemlidir?

    İnsan Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonları günümüzde en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyon grubunu oluşturur. Kadınların % 70 kadarının hayatında 1 kez HPV enfeksiyonu geçireceği tahmin edilmektedir.
    Günümüzde HPV’nin 200’ün üzerinde alt tipi tanımlanmıştır. Bunlardan 40 kadarı kadın genital sisteminde enfeksiyon oluşturmaktadır. Genital sistemde enfeksiyon yapan tiplerden 15 kadarı (Tip 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 68, 73, 82) yüksek kanserojen riskli tipler olarak kabul edilir. Yani bu tiplerle enfeksiyon geçiren kişilerde bazı genital kanserlerin gelişme riski artmaktadır. Bu tiplerden de özellikle tip 16 ve 18 rahim ağzı kanseri oluşumunda en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Genital siğile yol açanlar ise 6, 11, 42, 44, 54 tipleridir. Özellikle 6 ve 11 tipleri en sık genital siğil nedenleridir.

    2- Virüsün bulaşma yolları nelerdir?

    Bu virüsler direkt ve indirekt olarak iki şekilde bulaşabilir.
    A-Direkt yol: Cinsel yönden aktif ve güvenli seks kriterlerine uymayan kişilere, genital bölgedeki mukoza çatlaklarından girerek bulaşır. Ayrıca enfekte cilde temas ve enfekte doğum kanalından bebeğin doğumu da direkt bulaşma yöntemlerindendir. Genellikle 3 ay içerisinde enfekte kişide lezyonlar görülür.
    B- İndirekt yol: Virüsle temas etmiş iç çamaşırı, havlu ve tuvaletlerle de bulaşma söz konusu olabilir. Bu virüsler hayatta kalabilmek için canlı hücreye ihtiyaç duyduklarından, canlı olmayan ortamlarda uzun süre varlıklarını sürdüremezler.

    3-Bu enfeksiyonu geçiren kişi nasıl farkedebilir?

    Siğile yol açan tiplerle enfeksiyon geçirenlerde genital bölgede karnıbahar şeklinde küçük kabarık lezyonlar belirir. Siğile yol açmayan tiplerle geçirilen enfeksiyonlarda ise genelikle herhangi bir yakınma yoktur.
    Enfeksiyonu geçiren kadınların % 70 kadarında 1 yıl içerisinde, % 90 kadarında da 2 yıl içerisinde, virüs vücuttan elimine edilir, yani atılır. Kalan %10 kadar kişide virus yaşamaya devam eder ve bunların bazılarında genital hücrelerde değişiklikler başlar. Söz konusu dğişiklikler Pap smear testiyle ortaya çıkarılabilir.

    4- HPV virüsünün kanserojen etkisi kimlerde daha sık görülür?

    Öncelikle erken yaşta cinsel yaşamı başlamış ve birden fazla partneri olan, başka cinsel yolla bulaşan hastalık geçirenlerde risk artmıştır. Ayrıca bağışıklık sisteminde bozukluk olanlar ve sigara içenler de risk grubuna girmektedir. Enfeksiyon özellikle 19-24 yaş grubu gençlerde çok yaygındır.

    5-HPV enfeksiyonlarından korunmak mümkün mü? Neler yapılmalı?

    Günümüzdeki en yaygın cinsel yolla bulaşan hastalık olan HPV enfeksiyonlarından tamamen korunmak maalesef mümkün değildir. Cinsel ilişkide bariyer yöntemler (prezervatif) kullanmak bu enfeksiyonları % 100 engellemez. Çünkü cilt teması ile de bulaşabilir. Ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkatli olunmalıdır. Kadın tek eşli ve eşi de tek eşli ise o zaman risk çok azdır.
    Son yıllarda bulunan HPV aşılarının bu konuda önemli bir koruyucuğu söz konusudur. Piyasada iki tip aşı vardır;
    1. aşı iki HPV tipine karşı geliştirilmiştir. HPV tip 16 ve 18 e karşı % 90 ın üzerinde korunma sağlar. 0,1 ve 6. ayda olmak üzere 3 doz şeklinde uygulanır.
    2. aşı dört HPV tipine karşı geliştirilmiştir. Genital siğil yapan tip 6 ve 11 tipleri ve rahim ağzı kanserine neden olan tip 16 ve 18 tiplerine karşı %90 ın üzerinde koruyuculuk sağlamaktadır. Aşı 0, 2 ve 6. aylarda olmak üzere 3 doz halinde uygulanmaktadır.

    Aşıların 9-26 yaşları arası kız çocuklarında, özellikle cinsel yaşam başlamadan önce uygulanması önerilmektedir. Oluşan koruyuculuk 10 lu yaşlar cıvarında daha yüksektir. Bazı ülkelerde erkek çocukların da aşılanması önerilmektedir. Aslında toplumdaki bulaştırıcılığı azaltmak için erkeklerin de aşılanması doğru bir yaklaşım olacaktır.
    HPV kadınlarda rahim ağzı kanseri, vagina ve vulva kanseri, anus kanseri, genital siğil etkeni olabilirken, erkeklerde anal kanser riskini artırır. Ayrıca enfekte doğum kanalında vajinal yolla doğan bebeklerde laringeal papillom gelişebilir. Aşılarla bütün bu hastalıkların önemli oranda azaltılması mümkündür.

    6- HPV enfeksiyonları nasıl kanser oluşumuna yol açabiliyor?

    Yukarıda da bahsettiğimiz gibi her HPV enfeksiyonu geçirende kansere dönüşüm olmadığı gibi, enfeksiyonu her geçiren kişide de kalıcı bir enfeksiyon gelişmez. Riskli grupta daha fazla olmak üzere enfeksiyonu geçiren kişilerin % 10 kadarında enfeksiyonu etkileri 2 yıldan uzun devam eder. Kişi yüksek onkojenik riskli bir HPV tipiyle enfekte olduysa, bu virüsler rahim ağzı epitel hücrelerinin DNA yapısını değiştirmeye başlar. 12-20 yıl kadar süren bir zaman diliminde hücredeki değişikliklerin bir kısmı rahim ağzı kanserine kadar ilerler. Tabii ki her hücresel değişiklikte kansere dönüşmez. Ayrıca riskli grupta her yıl, risksiz grupta 2-3 yılda bir yapılan smear testleri hücresel değişimdeki erken safhaları tespit etmemizi sağlar. Böylece hem tedavi, hem de takip çok kolay bir şekilde gerçekleştirilebilir. Yani smear testi daha rahim ağzı kanseri gelişmeden 10 yıl kadar önceki hücresel değişiklikleri tespit etmemizi sağlar.

  • VAJİNAL KAŞINTILAR

    VAJİNAL KAŞINTILAR

    (DIŞ GENİTAL ORGANLARDA KAŞINTI)

    Vajina ve vulvada olan kaşıntılar genellikle vajinal akıntılar ile birlikte olabilir, bazı

    durumlar da ise akıntı olmadan da kaşıntı olabilir.

    Özellikle üreme çağında olan kadınlarda servikal bezlerden ve vajina duvarından berrak

    bir mukus salgısı olur. Üretilen bu mukusun miktarı, adet günlerine bağlı olarak salgılanan hormon

    düzeylerine göre sürekli olarak değişir. Sevikal mukus, hava ile temas edince beyaz veya sarı

    yönünde renk değiştirir. Cinsel ilişki sırasında, ovülasyon (yumurtlama) döneminde ve gebelik

    olduğunda servikal mukus miktarı artar. Çeşitli genital enfeksiyonlar akıntının renk ve miktarını

    değişmesine, kötü kokuya ve kaşıntıya neden olabilir.

    Genital Organlarda Kaşıntı Yapan Nedenler

    ­Vajinal mantar enfeksiyonları: Peynir, süt kesiği tarzında vajina ve vulvada kaşıntılı

    akıntıya neden olur.

    ­Bakterial vajinozis: Cinsel yolla bulaşmayan, normal vajinada yaşayan bakterilerin

    uygunsuz şartlarda aşırı artması sonucu krem tarzında kötü kokulu, genital organlarda kaşıntı ve

    irritasyon yaratan bir akıntının ortaya çıkmasına neden olur.

    ­Tricomonas, klamidya, gonore gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar akıntı ve aşırı

    kaşıntıya neden olabilir.

    ­Genital bölge temizliği için kullanılan deterjanlar, sprey, krem, jel, kontraseptif köpükler

    vajina ve vulvada irritasyon ve kaşıntıya neden olurlar.

    ­Vajinal tampon kullanmak ve uzun süre vajinada unutmak kötü koku ve kaşıntı

    ­Menopoz döneminde östrojen seviyelerinin düşmesi (atrofik vajina) vajinada darlık,

    kuruluk, irritasyon ve kaşıntıya neden olabilir.

    ­Nadiren genital kanserler kaşıntı nedenidir.

    ­Dış genital organlarda HPV etkisi ile oluşan siğiller, liken planus gibi dermatolojik

    hastalıklar da genital kaşıntı nedenidir.

    Genital Kaşıntılar için Önlem

    Genital bölge daima temiz ve kuru tutulmalıdır.

    Vajinal sprey, pudra çok tehlikelidir. Daima pamuklu iç çamaşırı giyilmeli, sentetik üretilen

    eşyalar asla kullanılmamalıdır.

    Tuvalat temizliği daima önden arkaya doğru olmalı. Banyoda ise genital bölge uygun bir

    şekilde tam olarak temizlenmelidir.

    Vajinal duştan sakınmak gerekir. Çünkü, vajinal duş, vajinada mevcut olan flora

    bakterilerini ortadan kaldırır. Halbuki bu bakteriler vajina enfeksiyonlara karşı vücudu korur. Kan

    şekeri de daima kontrol altında tutulmalıdır. Kan şekeri yükselirse vajinal enfeksiyonlar (özellikle

    vajinal mantar enfeksiyonu) artar.

    Vajinal enfeksiyondan şüphe edildiğinde öncelikle muayene olarak; gerekirse vajinal

    kültür ve servikovaginal smear testi yapılarak ya da inatçı enfeksiyonlarda HPV DNA ve cinsel

    yolla bulaşan hastalıkların etkenini tespit etmek için vajinadan örnekler alınarak PCR yöntemi ile

    kesin tanı konulduktan sonra uygun tedaviler yapılarak bu enfeksiyondan ve bunların neden

    olduğu kaşıntılardan kurtulmak mümkündür. Vajinal enfeksiyon devam ederken vajinal tampon

    asla kullanılmamalıdır. Enfeksiyonların yayılmasını önlemek için cinsel birliktelik sırasında

    gerekirse mutlaka kondom kullanılmalıdır.

    Makale Yazım Tarihi: 29.07.2016

    Op. Dr. Kutlugül Yüksel

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

    Eskişehir yolu, 9. Km, No: 266, Tepe Prime

    C Blok No: 45 Ankara

    Tel: 0312 4258530

    Cep: 0532 6121783

    www.kutlugulyuksel.com.tr

    www.ankarakadindogumcu.com

  • Reaktif artrit

    Reaktif artrit, son bir ay içinde veya halihazırda bir enfeksiyona tepki olarak gelişen inflamatuar (yangılı/iltihaplı) artrit şeklidir. Geçmişte, “Reiter sendromu” adı verilirdi; ancak şimdilerde “spondiloartrit” ailesinin bir üyesi olarak kabul edilmektedir.

    Kısa Notlar:

    Reaktif artrit, özellikle diz veya ayak bilekleri gibi eklemleri, topuklar, parmaklar ve beli etkileyebilir.

    Reaktif artrit, genellikle ishal ya da cinsel yolla bulaşan bir hastalıktan sonra görülür. Ancak hemen her enfeksiyona reaksiyon olarak da gelişebilir. Bazen enfeksiyona ait belirti olmadan da (asemptomatik denir) gelişebilir.

    Reaktif artrit nedir?

    Reaktif artrit, akut (ani başlayan ve 6 haftadan kısa süreli) başlangıçlı iltihabi bir artrittir. Belli bakteriyel enfeksiyonlardan sonra, ortaya çıkar. Çoğu zaman, bu bakteriler genital (Chlamydia trachomatis) veya bağırsak (Campylobacter, Salmonella, Shigella ve Yersinia) enfeksiyonudur. Klamidya, genellikle cinsel yolla geçer. Genellikle hiçbir belirtisi yoktur veya genital akıntıya neden olabilir. Bağırsaktaki enfeksiyonlar ise, ishale neden olabilir.

    Reaktif artritte, bu özelliklerin herhangi biri veya tümü olabilir:

    Sıklıkla diz ve / veya ayak bilekleri gibi belli eklemlerde ağrı ve şişlik

    Topukta şişme ve ağrı

    Ayak veya el parmaklarında şişme

    Geceleri veya sabahları artan sürekli bel ağrısı,

    Artritin bu türünün bulunduğu bazı hastalarda, gözlerde yanma ve kızarıklık olabilir. Yine diğer belirti ve bulgular içinde; avuç içi veya ayak tabanında döküntü ve idrara çıkarken yanma sayılabilir.

    Reaktif artritin nedeni nedir?

    Tam olarak nasıl ortaya çıktığı bilinmiyor. Genetik yapı ve çevresel nedenlerin yanı sıra, bazı bakteriyel enfeksiyonlara karşı vücudun savunma mekanizmasında bozulmayla birlikte artrit gelişir.

    Reaktif artrit kimlerde gelişir?

    Reaktif artrit yaşları 20 ile 50 arasındaki genç erişkinlerde daha sıktır. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat fazladır. Reaktif artrit, her enfeksiyonla olabilse de bazı bakteriyel enfeksiyonlardan sonra gelişmesi daha fazladır. Bakteriyel diyarelerden sonra, hiç belirti vermeden veya genital akıntıyla bulgu veren klamidyal enfeksiyonlardan sonra görülür. Bazen A-grubu beta-hemolitik streptokok bakterisinin yaptığı, üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra da reaktif artrit gelişebilir. Reaktif artritli bazı hastalar, HLA-B27 denen bir geni taşırlar. HLA-B27 testi pozitif hastalarda, sıklıkla semptomlar daha ani ve şiddetli başlar. Onlar da kronik (uzun süreli) semptomların olması daha muhtemeldir. Ancak, HLA-B27 negatif olan (bu geni taşımayan) hastalarda da reaktif artrit gelişebilir.

    İmmün yetmezliğe rağmen, HIV’le enfekte AIDS hastalarında da reaktif artrit gelişebilir.

    Reaktif artrit nasıl teşhis edilir?

    Tanı çoğunlukla enfeksiyon (halen var olan veya son bir ay içinde geçirilmiş) varlığıyla birlikte tipik kas-iskelet sistemi tutulumunun olmasına dayanır. HLA-B27 geni, Klamidya için idrar ve genital akıntı örneği alınabilir. Salmonella serolojik testi, gaitada (büyük abdest) kültürü, idrar kültürü, gibi testler yapılabilir.

    Reaktif artrit nasıl tedavi edilir?

    Tedavinin tipi, reaktif artritin evresine bağlıdır.

    Erken evre tedavi: Akut (erken evre) enflamasyonda, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ’lar) ile tedavi edilir. Şişlik ve ağrıyı baskılamak için, naproksen, diklofenak, indometazin gibi NSAİİ’lar kullanılır. Bu ilaçlar, mutlaka mide koruyucu tedavilerle verilmelidir. Tek eklem tutulumlarında, eklem içine kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir.

    Geç evre tedavi: Kronik reaktif artritte, sulfasalazin veya metotreksat gibi hastalığı modifiye edici antiromatizmal ilaçlar (DMARD denir) ile tedavi gereklidir. Reaktif artrit, gastrointestinal enfeksiyonlar tarafından tetiklendiğinden sülfasalazin, daha yararlı olabilir.

    Yeni araştırmalar, klamidyaya bağlı kronik reaktif artrit hastalarında, uzun süreli antibiyotik kullanımının nüksleri azaltabileceği gösterilmiştir. Ancak bu sonuçlar, daha çok Kuzey Avrupa ülkelerinde doğrulanmıştır.

    Hatırlanması gereken noktalar

    İshal ya da genital infeksiyonun bir ayı içinde artritiniz gelişmişse, reaktif artrit olabilirsiniz.

    Reaktif artrit vakalarının çoğu, kısa sürede oluşur geçer. Bazen, kronikleşebilir.

    Reaktif artriti kontrol eden etkin tedavisi vardır.

  • Genital estetik ve yağ dolgusu /neleri başarır?

    Doğuştan veya doğumların travmasıyla ya da zamanın yıpratıcı etkisiyle kadın genital bölgesinde bir dolu estetik sorunlar baş gösterebiliyor. Cinsel yaşamı etkileyen, günlük hayatta ya da giyim kuşamda problemler yaratan ve bazen psikolojik yansımaları da olan, mutsuz edici bir değişimdir bu:’’Vagina genişlemiştir, vagina iç dudakları dışarı sarkık, iri ya da buruşuktur, dış dudaklar ise bazen aşırı büyük ve şiş ,bazen ise zayıf ve sönüktür, klitoris bölgesi sorunludur, G noktası sizin için aslında bir efsaneye dönüşmüştür’’… gibi. Modern zamanlar ,artan iletişim olanakları ve kazanılan ekonomik pozisyon ile özgürleşen kadın ‘ artık bu sorunlara karşılık gelen genital estetik çözüm biçimlerini plastik cerrahlarında bulmaya başlamıştır. Vaginoplasti teknikleriyle daraltılıp, sıkılaştırılıp/ normalleştirilen bir vaginaya aynı seansta Labioplasti girişimleriyle daha estetik görünüm kazandırılmaktadır. Klitoris cerrahisi ve G noktasına yapılan müdahalelerle de kadın bedeniyle orgazm arasındaki ilişki dizayn edilebilmektedir.

    Eskiden beri kullanılagelse de son yıllarda özellikle kök hücre biliminin gelişmesi, anlaşılması ve değerinin bilinir hale gelmesiyle etkinliği ve popülerliği daha da artan yağ dolguları genital estetik yaklaşımın da temel ögelerinden biri sayılmaktadır artık. Vagina duvarına yapılan yağ enjeksiyonlarıyla sıkılaşma, toparlanma ve gençleşme sağlanabilmektedir. Pörsük, zayıf ve cılız duran iç ya da dış dudaklar benzer şekilde yağ dolgularıyla daha canlı bir görünüm kazandırılarak, normalleştirilmektedir. Klitoris denilen haz bölgesi yağ ya da benzeri dolgu maddeleriyle gerektiği zaman dizayn edilebilmektedir. G Shot ya da orgazm aşısı popülerleşen bir terimse de:aslında vaginanın girişinde ,4-5 cm üst /iç kadranda /mesane duvarına bitişik yer alan Grafenberg (G) noktasının daha belirginleştirilmesi işlemidir. Haz kuşağının bir parçası olarak kabul edilen bu bölge yapılan sentetik ya da yağ dolgularıyla fark edilebilir bir mecraya dönüştürülmektedir. Tüm bu işlemlerde gerekli olan yağ bedeninizdeki fazlalıklardan alınmakta, laboratuar koşullarında enjeksiyona uygun ve kök hücreden zengin hale dönüştürülüp, uygulanmaktadır. Ameliyathane koşullarında, 30-45 dk arası sürecek ve lokal anesteziyle de gerçekleştirilebilecek bir süreçtir bahis olunan. Doğuma, Hymene ya da cinsel yaşamınıza olumsuz bir etkisi yoktur bu girişimlerin. Klasik 8-10 günlük iyileşme döneminiz de basit ağrı kesicilerle idare edebileceğiniz,1-2 günde işinize gidebileceğiniz, 2-4 haftada normal cinsel hayatınıza başlayabileceğiniz bu zaman dilimi sizin için asla zor geçmeyecektir. Tabii ki hastanede ve evde klasik hijyen kurallarına uyacak ve gerekliyse bazen pansumanınızı kendiniz bile yapabileceksiniz. İdrar yollarıyla ilgili bir problem beklenmez. Olası şiş ve ödem klasik yağ dolgularında olduğu gibi 3-5 günlük bir dönemi kapsar. Genital bölgenin iyileştirici /görünümü dizayn edici ve performans arttırıcı bu estetik girişimleri genellikle yüz güldürücüdür.

    İyi karar verilmiş ve başarılı bir operasyon: yerine gelen özgüven, daha iyi bir dış görünüm ve performansı artan bir cinsel yaşam demektir. Yıllarca ayıp, günah gibi önkabüllerle ötelenen, bir çözümü olabileceği pek bilinmeyen, sıkıştırılmış ve ekonomik bağımlılığı olmayan kadınlarımızın pek de aklına gelemeyen bir dolu sorunlar yumağına ışık tutmaktadır genital estetik yaklaşımlar. Kaşınız, gözünüz, memeniz, fazla yağlarınız ya da zamana direnemeyen bedeniniz…! Bunların her biri kadar önemli ve değerlidir artık. Genital bölge estetik sorunları ve aydınlanma yolunda size sunulan bu bilgi ve çözüm biçimleri, umarız kadının özgürleşmesine de bir nebze katkı yapar.