Etiket: Genç

  • Akne oluşumu ve tedavisi

    Akne oluşumu ve tedavisi

    AKNE:

    Ergenlik sivilceleri ilk gençlik çağının normal belirtilerinden biri gibi algılansa da, sadece yağ bezleri aşırı üretim yapan gençlerde görülür. Ergenlik sivilceleri tedavi edilmezse gencin bu hassas döneminde psikolojisini, çevresi ve arkadaşlarıyla ilişkilerini olumsuz etkiler.

    Oluşumu
    Akne vulgaris, yani ergenlik sivilcesi aslında bir yağ bezi hastalığıdır. İlk görülme yaşı 12-15 arası olarak belirlenir. Bu dönemde aşırı yağ üretmeye başlayan cilt yeterince temizlenmezse yağ bezlerinin ucu tıkanır, içinde mikroplar üremeye başlar. Sonuçta siyah noktalar, pürüzler veya cerahatlı, ağrılı kist şeklinde sivilceler meydana gelebilir.

    Sebum diye adlandırılan cilt yağı üretimi hormon denetimi altında işlev görür. Hormonların en üst düzeyde çalıştığı gençlik yılları boyunca yoğun yağ üretiminin sürmesi sivilce gelişimini devam ettirebilir. Yağ bezlerinin fazla çalışması yıllar içinde yavaşlar. Ergenlik sivilceleri de zaman içinde azalır ya da tamamen kaybolur. Ancak bu düzelme yıllar sürebilir.

    Hormonların etkisi
    Genç kızlarda sivilcelere adet düzensizliği, aşırı tüylenme ve kilo alımı eşlik ediyorsa yumurtalıkta çok sayıda kistin görüldüğü ‘polikistik over sendromu’ denen durum söz konusu olabilir.

    Ergenlik döneminde sivilcesi olmadığı halde yirmili yaşlarında başlayan kadınlarda da hormon testleri yapılması önerilir. Bu durumlarda sivilce, aşırı hormon salgılayan kist ve tümörlerle ilişkili olabilir.

    Tetikleyiciler
    Adet öncesindeki bir haftalık dönemde ve stres ya da gerginlik varlığında sivilcelerde artma olur.

    Her ne kadar araştırmalar sivilce ve diyet arasında bağlantı kuramamışsa da, aşırı yağlı ve şekerli, kalori bakımından zengin bir diyetin sivilceleri hafifçe artırdığı gözlemlenir. Kabuklu yemişler, çikolata ve gazlı içeceklerin de çok miktarda alınmaması önerilir.

    Tedavi
    Tedavi iki yönden çok gereklidir. Sivilceli bireyler sosyal hayata katılmakta zorlanabilir. Aknesi olan gençlerin arkadaşlık, okul ve iş ortamlarında kendilerini mutlu hissetmeleri zorlaşır. Ayrıca tedavi edilmeyen sivilceler iz de bırakabilir. Çoğalan izler yüze girintili çıkıntılı, pürüzlü, yer yer esmer ve kırmızı bir görünüm verebilir.

    Lazer, peeling, mezoroller gibi yöntemlerle izler tedavi edilebilse de, zamanında sivilceyi tedavi etmek daha kolaydır.

    Sivilce tedavisinde başlıca iki yaklaşım bulunur. Öncelikle kalıcı ve köklü bir çözüm olan izotretionin içeren ilaçlar kullanılarak yağ salgısını azaltmak ya da oluşan fazla yağı sürekli olarak temizlemek üzere jeller, kremler, özel hazırlanmış solüsyonlar, antibiyotikler kullanmak gerekir.

    Bu uygulamanın yanı sıra, düzenli olarak yapılan cilt bakımı faydalı olur. Peeling, ultraviyole, lazer tedavisi gibi seçenekler de bulunur.

    En önemli konulardan biri, siyah nokta ve iltihaplı sivilcelerin sıkılmamasıdır. Elimizde, tırnaklarımızda bulunan mikroplar zaten hassas olan bu bölgede yaygın enfeksiyona sebep olabilir. Ayrıca sivilceleri sıkmak iz kalmasına yol açabilir. Diğer önemli nokta ise tedavinin düzenli olmasıdır.

    Kliniğimizde sivilceler ayrıntılı olarak değerlendirilir ve tedavinin yanı sıra gereken uygulamalar hijyenik koşullarda gerçekleştirilir.

  • Botoks ve dolgu hakkında

    Geçmiş tarihlerden beri genç görünmek insanların isteği olmuştur ve gençleştirme için de zaman şartlarına göre çeşitli teknikler kullanılmıştır. Son yıllarda cerrahi olmayan tekniklerle yüz gençleştirmede büyük mesafeler katedilmiştir. Botoks ve dolgu uygulamaları da bu tekniklerdendir.

    Cildimiz kişiden kişiye ve erkek ve kadınlar arasında farklılıklar gösteren özgün bir yapıdır. Çevresel ve genetik özelliklere göre kimi insanlar daha erken kimiyse daha geç yaşlanma belirtileri gösterir. Yaşlanma belirtileri; yer çekiminin neden olduğu sarkmalar ve yüz mimikleriyle oluşan kırışıklıklar nedeniyle olur.

    BOTOKS NEDİR?

    Clostridium botulinum adlı bakteriden salgılanan toksinin laboratuar ortamında işlenerek elde edilmesiyle üretilen bir maddedir. Kasların sinirler tarafından uyarılmasını geçici bir süre için engeller. 1980 yılında botoks resmi olarak ilk defa insanlar üzerinde şaşılığı giderme amaçlı kullanıldı. Günümüze kadar göz hastalıkları, nöroloji, fizik tedavi, gastroenteroloji, dermatoloji, plastik cerrahi gibi bir çok tıbbi alanda hemen hemen her ülkede kullanılmış ve kullanılmaktadır. Etki süresi yaklaşık 4-5 aydır ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Yüz mimikleriyle oluşan kırışıklıkları azaltmak için kullanımında etkisi o bölgedeki mimik kaslarının felç edilmesidir.

    DOLGU NEDİR?

    Dolgu yöntemi; doldurucu maddelerle kırışıklıklar ve doku eksikliklerini ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla çeşitli maddeler kullanılmaktadır. Sık kullanılan ürünler ortalama 9 ay 1yıl arası etki süresi olan geçici dolgu malzemeleridir. Geçici dolgular vücudumuzda bulunan yapısal maddelerden ya da bu yapısal maddelerin yerine konabilecek kimyasal maddelerden oluşur. Geçici dolgular sınırlı kalıcılık süreleri olduğundan; uygulamadan sonra oluşan istenmeyen etkilerin ortadan kolayca kalkabilmesi nedeniyle tercih edilirler. Allerji yapma potansiyelleri daha düşüktür. Kullanılan ürün steril ve uygun şartlarda saklanmalı, kişiye özel uygulanmalıdır.

    GENÇ GÖRÜNÜRKEN DOĞALLIĞINIZDAN ÖDÜN VERMEYİN

    Genç görünmek için yapılan bazı uygulamalarda kadınların birbirine benzer yüzlere sahip olduğunu fark ediyoruz. Oysaki bu uygulamalar doğal yüz yapısına uygun bir şekilde uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Genelde yüzün üst bölümünde örneğin alındaki, kaş arasındaki ve kaz ayağı bölgesindeki kırışıklıklar mimik kaslarıyla oluştuğu için bu bölgelere yapılan uygun miktarlarda botoks bu kırışıklıkların görünümünü azaltır veya yok eder. Fazla miktarda ve uygunsuz yapılan uygulamalar göz kapağı düşüklüğüne ve doğal olmayan mimiksiz bir görünüme yol açabilir.

    Dolgu uygulamaları için ise burundan dudak yan taraflarına inen çizgiler,dudak kenarlarından aşağıya inen çizgiler, dudak üstündeki mimik çizgileri, derin sivilce ve yara izleri, dudak dolgunlaştırma, elmacık kemiği ve yanak uygundur. Kırışıklıklar ve sivilce ve yara izlerindeki doku kayıpları hyalüronik asit maddesiyle doldurulur ve hyalüronik asit suyu çekerek bu bölgedeki cildin elastikiyetini sağlar. Uygunsuz yapılan dolguyla şiş ve aşırı dolgun görünüm oluşmakta, örneğin dudakta seksi ve doğal görünümden çok evet dolgu yapılmış! algısı yaratmaktadır.

    Sözün özü; her daim genç ve güzel görünmek herkesin hakkıdır. Uygulanan teknikler bizleri aynı görünümlerde değil, kendi özgünlüğümüzle genç ve güzel gösterirse amacına ulaşır.

    Gençlik ve mutluluğun bizlerle olması dileğiyle..

  • Cilde gençlik iksiri; prp

    İlerleyen yaşla birlikte ciltte oluşan kırışıklıklar birçok kişi için ciddi sorun olabiliyor. Cilt gençleştirme konusunda pek çok kozmetik ürün ve çeşitli tedavi yöntemi uygulanıyor. PRP (Trombositten Zengin Plazma) ile yaşlanma belirtileri, ciltteki lekeler sorun olmaktan çıkıyor. PRP ile ciltteki leke ve akne izlerinden kurtulabilir, daha parlak, sıkı ve canlı bir cilde sahip olabilirsiniz. Kişinin kendi kanından elde edilen plazmanın, cilde enjekte edilmesiyle yapılan PRP ile cilt daha parlak ve genç bir görünüme kavuşuyor. PRP, yaşlanma ile oluşan hasarlı dokuları onararak daha genç bir görünümün elde edilmesini sağlar ve yüz, boyun, dekolte ve ellerin dış yüzüne uygulamalar yapılabilir.

    PRP, trombositten zenginleştirilmiş plazma tedavisinin kısaltılmış ismidir. Bu yöntem, kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak bir dizi işlemden geçirildikten sonra elde edilen trombositten zengin plazmanın, yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesi şeklinde uygulanır. Trombosit denilen kan hücreleri, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımı ve doğal haline dönüşmelerini sağlamak için gerekli “büyüme faktörlerini” yapısında barındırmaktadır. Eğer dokularımızda herhangi bir hasar olursa bu kan hücreleri, hasarlı dokuya gelerek onarım sürecini başlatırlar. PRP tedavisinde ise normal şartlar altında toplanan trombositlerden daha çok miktarda hücre hasarlı dokuda birikmektedir ve böylece onarım süreci hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.

    PRP tedavisi nasıl uygulanır?

    Tedavi için hastadan yaklaşık 10 CC kan alınır. Özel bir tüpte santrifüj edilir. Bu işlem sonucu plazma içinde normalden daha fazla miktarda trombosit birikmiş olur. Trombositten zenginleştirilmiş bu plazma, aynı kişiye enjeksiyon yoluyla verilir. Kişinin kendi kan ürünü kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmez. Uygulama 4-6 hafta arayla 3-4 seans yapılmaktadır. Cilt gençleştirme tedavisinde lazer sistemleri, peeling, dermaroller yöntemleri ile birlikte kullanılabilir.

    Hangi durumlarda PRP uygulanmaz?

    Kişinin trombosit sayısı yetersiz olan hastalar

    Kanser hastaları

    Kan sulandırıcı ilaç alanlar

    Aktif enfeksiyonu olan hastalar

    Dermatolojide PRP’nin kullanıldığı alanlar

    Cilt gençleştirme: Yapılan çalışmalar PRP tedavisi ile ciltte yaşlanma ile azalan kollajen yapısının yenilendiğini göstermektedir. PRP, yaşlanma ile oluşan hasarlı dokuları onararak daha genç bir görünümün elde edilmesine olanak sağlar. Bu amaçla yüz, boyun, dekolte ve ellerin dış yüzüne uygulamalar yapılabilir.

    Saç dökülmesi: PRP, genetik olmayan saç dökülmelerinde tek başına etkili bir tedavidir. Genetik saç dökülmelerinde ise tek başına ya da saç ekimi yöntemleriyle birlikte kullanılmaktadır.

    Yara iyileşmesi: Vücutta iyileşmeyen uzun süreli yaralar, yatağa bağlı olan hastalarda görülen yatak yaraları, damar hastalığı sonucu oluşan bacak yaralarında iyileştirici etkileri bulunmaktadır.

    Sivilce izi ve ameliyat izi tedavisi

  • Balolar ve düğünler mevsiminde..

    Nisan, Mayıs, Haziran…
    Bu aylar mezuniyet balolarının, bahar konserlerinin, kışa veda, yaza merhaba buluşmalarının ve özellikle düğünlerin dönemidir. Ne yapsak da, daha iyi görünsek diye düşünüyorsanız, gençleşmenin en pratik ve en etkili iki kozmetiğini yeniden düşünün derim; Dolgu ve Botox!

    NASIL YARARLANABİLİRİZ?
    Botox’un en etkili olduğu yerler dinamik çizgiler yani mimikler sonucunda oluşan hareketli çizgilerdir. Bunlar genellikle alında, kaşların arasında ve göz kenarlarında ortaya çıkarlar. Gün boyunca sayısız mimik yaparız. Botox mimikleri ölçülü bir şekilde kısıtlar. Böylece hem görünümü düzeltir hem de çizgilerin derinleşmesini önler.

    Botox özellikle alın ve göz çevresindeki çizgilerde çok etkilidir. Ne var ki etkisini 3-4 ay içinde kaybeder ve yeniden yapılması gerekir. Düzenli olarak Botox yaptırılırsa, kırışıklıklar gerçekten azalır ve Botox ihtiyacı seyrekleşir. Bu nedenle çok fazla mimik yapan gençlere de koruyucu amaçlı Botox uygulaması yaparız.

    Dolgular ise,esas olarak, çöküntüye uğrayan, büzülen, cilt altı boşalan yerleri dolgunlaştırmak için kullanılır. Örneğin çöken elmacık kemikleri, yanaklar, burundan dudaklara, dudaklardan çeneye doğru uzanan çöküntü çizgileri, çenedeki deformasyon ve büzülen dudaklar dolguyla düzeltilir. Gençler de dolgudan yararlanabilirler. Yüz şeklini, dudaklarını, dengeli bir şekilde geliştirebilirler.

    Dolguların en güzel tarafı uzun süre dayanıklı olmalarıdır. Küçük rötuşlarla en az iki yıl etkisi devam eder. Özellikle yanaklarda ve dudaklarda harika sonuçlar yaratırlar.

    Biz genellikle göz çevresinde Botox, yanak ve ağız çevresinde Dolgu kullanmayı tercih ederiz.

    DOĞALLIK
    Yüzü değiştirmek yada gençleştirmek İsteriz tabii ama nasıl? Hem kırışıkları gidereceksiniz, hem doğal görüneceksiniz, hem değişecek, gençleşeceksiniz, hem de kimse size ne olduğunu anlamayacak.. Yapılan işlemler kişiliğinizle, yaşam tarzınızla uyumlu olacak, yüz biçiminiz, iskeletiniz, cilt tipiniz, renginiz, ağız-burun-göz- dudak gibi yüz hatlarınız ve aralarındaki mesafeler tüm ayrıntılarıyla doğallığını koruyacak..

    Kuşkusuz her işlem için farklı bir süre ile bir şeyleri kapatmanız gerekebilir. Ama birkaç gün geçtikten sonra sadece dinlenmiş, mutlu görünmeniz gerekir. İnanın bu kadarı kulağa az gelse bile o kadar büyük farklar yaratır ki..

    Kozmetik değişimlerde ilke, en azla yetinmektir. Tabii bu gibi müdahalelere ilk belirtilerle hemen başlanırsa, yaşam boyu daima azla yetinmek mümkün olur.
    Örneğin bazı gençlerin yüz mimikleri daha otuzuna gelmeden kaz ayakları oluşacağını, çatık kaşların yerleşik bir hale geleceğini ve marionette çizgilerin derinleşeceğini açıkça belli eder. Biz bunları sorun haline gelmeden önlemek için 17-18 yaşında Botox yaparız. Böylece mimikler değişir ve değişim kalıcı olur. Bu yaşta işlemi sadece 2-3 kere tekrarlamak yeter.

    DOLGU VE BOTOX’UN YERİ AYRIDIR
    Gerginlik ve dolgunluk için ister cerrahi yapılsın ister thermage yapılsın, ister fraxel yapılsın, dolgunun yeri çok farklıdır.

    · Dolgu direkt olarak belli bir hedefe yönelir. Doğru yere, doğru dozda, doğru derinlikte uygulanırsa tüm yüz konturunu onarır.

    · Botox da öyledir. O da kırışık mimiğinin özüne işler ve sorunu yerinde ortadan kaldırır.

    Ancak ikisi farklı yerlerde kullanılır ve birbirini tamamlar;

    Ağız çevresindeki ve yanaklardaki kırışıklıkların en iyi tedavisi dolgudur. Göz çevresi ve alındaki çizgilerin en iyi tedavisi ise botox’tur. Gevşeme- çöküntü miktarı arttı ise, bu tedavilere Fraxel laser, cerrahi veya thermage (Radyo frekansı) ilave edilebilir. Hastanın yaşı genç ise thermage, daha olgun kişiler için ise fraxel laser tercih edilir diyebiliriz. Cerrahi Fraxel’den sonra yapılırsa çok daha uzun ömürlü olur..

  • Bağımlı Olma Özgür Ol

    Bağımlı Olma Özgür Ol

    Çağımızın en önemli sorunları haline gelen madde bağımlılığı… Nice genç beyinlerimiz ölüyor. Oysaki bizim o genç beyinlere ihtiyacımız var! Geleceğe ışık tutan gençlerimiz gözümüzün önünde can çekişiyor. Türkiye’de hızla yayılan madde satış oranları artmakta, daha kötüsü de maddeye başlama yaşı ise gittikçe düşmektedir. Kişinin bedeninin yanı sıra ruhsal ve sosyal hayatını yok eden insanı insanlıktan çıkaran, hiçbir ahlaki yapıya uymayan uyuşturucu maddeler ile mücadele etmek, bizlerin geleceği olan çocuklarımızı korumak için daha çok çaba sarf etmeliyiz. Bu yüzden de madde bağımlılığı hakkında bilgi sahibi olmak ve bu durumu önlemek tedavi açısından çok önemlidir. Madde bağımlılığı toplum için sosyal, ekonomik, psikolojik gibi birçok problemi de beraberinde getirir. Bu konu tüm toplumu ilgilendirir. Ülkemizin genç nesillere sahip çıkması tüm toplumun görevidir. Gençlerimizi bilgilendirelim, yardımcı olalım vakit kaybetmeden bu işin üstesinden hep birlikte gelelim.

    Hemen hemen herkesin gözü ile şahit olduğu köprü altları, otobüs durakları, metrobüs geçişleri, ara sokaklar ve yığılıp kalan çocuklar… Televizyon kanallarında da şahit olduğumuz bu durum çocukları yürüyemeyecek hale getiriyor. Peki, bu nasıl oluyor beyni nasıl mı etkiliyor hep birlikte okuyalım ve paylaşalım. Sevgili okurlarım madde bağımlılığı aşağıda görmüş olduğunuz gibi bir döngü içerisindedir.

    Şimdi size adım adım nasıl oluştuğunu yazacağım. İlk olarak merak ve akran arası özentilik ile başlar. Daha sonrasında zevk almak için ara sıra kullanımlar başlar. Zamanla vaktinin büyük bir kısmını madde ile geçirir. Bırakmak ister fakat beyin buna izin vermez. Her ne kadar ben bırakayım dese de beyin, bu bırakılmaz der ve savaş içerisine girer. Hayatında yaşadığı her türlü olumsuz olayda maddeye başvurur. Onu iyileştireceğine inanır, kısa süreliğine rahatlamasına, gevşemesine neden olur fakat kısa süre bir ömrüne bedel olur farkında olmaz… Zaman geçer madde almaz o zamanda o yoksunluk belirtisi ortaya çıkar tekrar kullanmaya başlar. Bağımlı olduğunda da zevk için değil, yaşadıkları için değil normal hissetmek için kullanırlar. Beynimiz neden dur demez biliyor musunuz? Yemek yerken, çikolata yerken, eşinizle veya dostunuzla sevgi dolu bir anı paylaşırken güzel şeyler yaşarken beynimiz dopamin salgılıyor. Kendinizi mutlu ve huzurlu hissediyorsunuz sonrasında dopamin düzeyi eski haline dönüyor ve hayatınıza kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Madde kullanan kişilerde ise bu dopamin seviyesi çok yüksek miktarda ortaya çıkıyor. Zaman içerisinde maalesef ki dürtü eylemini kontrol edemeyecek duruma geliyor, beynin karar verme fonksiyonunu etkileyerek kişinin yanlış kararlar almasına sebep oluyor.

    Bunun yanı sıra beynin yeni edindiği bilgileri öğrenme, hatırlama gibi fonksiyonlarını bozuyor. Ve tekrarlayıcı yüksek miktarda ki dopamin artışı keyif veren şeylerden (çikolata, yemek, müzik dinlemek…) zevk alma duyusunu azaltıp kişinin kendisini depresif, cansız hissetmesine neden oluyor. Daha önceden zevk aldığı şeylerden zevk alamaz hale geliyor. Ve madde alma ihtiyacı şiddetli bir şekilde ortaya çıkıyor. Maalesef kişi değil madde kişiyi yönetmeye başlıyor. Üstüne bu da yetmezmiş gibi zombi hapı ortaya çıkıyor. Kimyasal sentetik uyuşturucu olan bu hap insanlarda duygu durumun aniden değişmesine ve hareketlerini kontrol edememesine neden oluyor. Saldırgan hareketlerinin farkında olmayan bu kişi haberlerde duyduğumuz ve gördüğümüz gibi kendisinden geçiyor, kalp atışları hızlanıyor, halüsinasyonlar görmeye başlıyor. Hatta kalp krizi geçiriyor.

    Şimdi sizlere daha önceden madde bağımlılığı olan kişilerle aynı hastane ortamında edinmiş olduğum bilgileri tüm samimiyetimle paylaşacağım;

    İlk olarak maddeye başlama sürecinin nedenleri neler olabilir diye düşünürken aslında şahit olduğum en büyük nedenlerden birisi aile. Yetersiz veya aşırı ilgi, düzenli veya düzensiz ciddi disiplin ve otorite, ebeveyn ve çocuk arasında ki iletişim, karşılıklı anlayış eksikliği, aile içi şiddet. Özellikle ergenlik döneminde çocuğa huzurlu bir aile ortamı oluşturmak gerekir. Çocuk ailede bulamadığını dışarda ararsa eğer kendisine en büyük kötülüğü yapmış olur ve buna sebep olan sizler olursunuz. Ve bunun sonuçları sizleri üzebilir. Kişilik sorunları; kendisine olan güven eksikliği, depresif, içe dönük, asosyal kişilerde madde bozukluğu görülme oranı fazladır. Hatta şu bilgiyi de bilmenizi isterim; maddeye bağımlı olan kişilerde kişilik bozukluğu ortaya çıkar. Bunun yanı sıra sosyal ortama değinmek istiyorum. Çevresel etkenler;  madde bağımlılığın yaygın olması akranlar arası özentilik şeklinde kişiyi bağımlılığa doğru sürükler. Arkadaş ortamında bağımlılığa yatkın olan kişilerin bir kereden bir şey olmaz demesiyle başlayan bu serüven olumsuz sonuçlara neden olur. Madde bağımlılığın genel sebepleri bu şekildedir

    Peki, bunun tedavisi nasıl olur derseniz buyurun;

    Madde bağımlılığı olan kişilerin yakınları genelde bu durumdan utanç duyar ve saklar. EL ALEM ne der toplumumuzun kültürü haline gelmiş maalesef ki… Bırakın bu sözü hayatınızın bir parçası haline getirmeyin. Siz kaçtıkça çocuğunuz daha çok maddeye bağımlı olacak. Öncelikle bunun bir hastalık olduğunu kabul edin ve çocuğunuzdan utanmak yerine onu sarıp sarmalayıp ona yardımcı olun. En önemli tedavi sosyal destektir. Destek olayım derken aman dikkat! Köstek olmayın. Eve geldiğinde yine içtin yine gittin gibi sözlerle üstüne düşmek kişiyi daha çok tetikler. Anne ve babalar çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde takip edin. Tedavi süreci uzun bir dönemdir ve tekrarlanma olasılığı çok yüksektir. Eğer kişi maddeden uzak duramıyorsa, hastane yatışı gerekebilir. Maddi olarak özel bir hastane tercihiniz olmazsa AMATEM birimlerine ücretsiz başvuru yapabilirsiniz. 

    Gençlerimizi korumak için onlara sorumluluk verin, özgüven aşılayın, çocuklarınıza karşı özellikle ergenlik döneminde aşırı korumacı veya aşırı sorumsuz davranışlar sergilemeyin. Tedavi inancı kişide başlar kişi ne kadar kararlı ve iradeli olursa tedavi de başarılı olma şansı yükselir. Kişiyi yeniden hayata ve topluma kazandırmak hepimizin esas amacı olsun. Unutmayın iyi bir gözlemci olmak bir hayatı kurtarmak demektir.

    İlginizi çekecek film önerilerim;

    City of God (2002) | IMDb: 8,7

    Requiem for a Dream (2000) | IMDb: 8,4

    Scarface (1983) | IMDb: 8,3

    Trainspotting (1996) | IMDb: 8,2

    The Wolf of Wall Street (2013) | IMDb: 8,2

  • Evlerimizdeki Gizli Zehir

    Evlerimizdeki Gizli Zehir

    Bu yazım 2015 yılında bir anaokulu için hazırladığım bir bültende yer almaktaydı. Aradan 4 yıl geçmiş ve okuduğumda şu an ne kadar da televizyondan bahsetmediğimizi fark ettim. Evet bu yazımda televizyon kısmını artık tablet, sosyal medya ve youtube olarak değiştirmek durumundayız. 

    Zira zehir artık gizli değil oldukça açıktan geliyor!!!

    Televizyon dünyası herkes için farklı amaca hizmet edebilirken genel anlamda pek çok kişi eğlenmek ve vakit geçirmek amacıyla faydalanmaktadır. Çocuklar için de geçerli olan bu dünyanın bir amacı daha vardır. Çocuklara farklı ve bilmedikleri pek çok şeyle tanıştırmaktır. Çocuklar televizyondaki yaşam biçimlerinden ve davranışlarından çeşitli mesajlar alırlar. Araştırmalara göre, 8 yaşın altındaki çocuklar gerçek ile kurgu arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanmaktadır. Bu da çocukların kendilerince “şiddet, aile, cinsellik…” kavramlarını oluşturmalarına sebep olmaktadır.

    Son zamanlarda giyim endüstrisinin çocuklar üzerindeki etkili olan reklam kampanyaları televizyonlarda yer alıyor. Çocuklarımız sürekli değişen modayı, yeni çıkan ürünleri televizyon reklamlarından öğreniyor ve tıpkı o hayatlar gibi yaşayabileceklerini düşünüyorlar. Çocuklar, televizyonda izledikleri programların etkisiyle, kendi kişilik özelliklerini, zevklerini, aile değerlerini düşünmeden gelecekte ne olacağına karar veriyorlar.

    Özellikle son zamanlarda ülkemizde oyuncu, manken, sanatçı olma hevesi gençler arasında hızla yayılmaktadır. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, bu gençlerin pek çoğu yeteneğinden dolayı değil, televizyonda gördükleri hayatların hem maddi hem de manevi yönünün cazibesinden etkileniyorlar. Sıradan bir üniversite mezunu olarak belirli bir maaşla yerinde sayacağına inanan pek çok genç daha kestirmeli ve cazibeli yolları denemek istiyor. Bu noktada bilinçli ebeveynlere ve güçlü aile iletişim ağına ihtiyaç duyuluyor.

    Gençlerin içinde bulunduğu bu tehlikeli sürecin tohumları, ne yazık ki okulöncesi dönemdeki çocuklarımızla atılıyor. Bilinçsizce televizyon başında vakit geçiren çocuklar her türlü yayına ulaşabiliyorlar. En kötüsü ise akşam kuşağında yayınlanan gençlerin ilişkilerinin yer aldığı dizilerin, sırf çocuk uyumuyor diye hep birlikte ailece izleniyor olmasıdır. Burada televizyon ile ilgili tehlikelerden çocuklarımızı korumanın yollarını konuşmadan önce ebeveynlerin de kendilerini ne ölçüde koruduğunu düşünmek gerekiyor.

    Hayatta herşeyin nasıl bir ölçüsü olması gerekiyorsa televizyon için de bir ölçü belirlemek gerekiyor. Ölçüsüzce tüketmeye ve acımasızca tükendiğimiz televizyon karşısında çocuklarımız için neler yapabiliriz?

    • Ebeveynler öncelikle televizyonun kendi dünyaları için ne ifade ettiğini düşünmeli. Evin en çok vakit geçirilen alanında ve herkesin en iyi şekilde izleyebileceği konum ve büyüklükte olan televizyonu çocuğun bir kenara atmasını beklemek çok da gerçekçi bir beklenti olmasa gerek. Siz televizyona ne kadar önem atfederseniz çocuğunuz da o derece önemseyecektir. Televizyonu hayatınızın bir kenarına çekmeye ne dersiniz?

    • Televizyon izlemeyi bıraktıpında veya daha yapıcı bir işe yöneldiğinde onlara iltifatta bulunun. Bir nevi pekiştireç olarak kabul ettiğimiz bu iltifatlar, olumlu davranışı yakalayarak artmasını mümkün kılmaktadır. “Televizyonu kapatarak bu legolarla bir çiftlik yapmayı tercih ettiğini görüyorum…”, “Televizyon sürene riayet ederek şimdi ödev aşamasına geçtiğini görüyorum ve artık zaman yönetimi yapabildiğin için çok mutlu oldum…” gibi ifadeler davranış tekrarı için olumludur.

    • Çocuğunuzla birlikte televizyon seyredin. Bu sayede neyi seyredebilecekleri neyi seyredemeyecekleri noktasında iletişim kurabilirsiniz. Pek çok ebeveyn çocuklarının ne izlediğini fark edemiyor ve çocuklar istediği gibi kanallar arası geçiş yapabiliyor.

    • Çocuğun odasında televizyonun olmaması gerektiğini düşünüyorum. Sırf evdeki televizyon tartışmalarının önüne geçmek için çocuğun odasına televizyon koyuluyor ve o odasında istediği gibi izliyor. Böyle bir davranış hiçbir şekilde anlaşılabilir değildir. Çözüm; ikinci televizyon değil, tek televizyonu herkesin adilane kullanmayı başarması olmalı.

  • Kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri neden gençleri hedef alıyor?

    Aralık 2015’te gerçekleşen 6. Ruesch Merkezi Sempozyumu’nun özel toplantısında uzmanlar erken yaşlarda görülen kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanserleri ile ilgili rahatsız edici bulguları dile getirdiler.

    36 yaşında diyaliz hastası bir baba, 25 yaşında pelvik inflamatuvar hastalık şüphesi olan sağlık konusunda bilinçli genç bir kadın ve 31 yaşında Crohn hastalığı geçmişi olan başka bir genç kadın… Tüm bu insanlar ortak paydada öngöremedikleri bir hastalığı paylaştı: kalın bağırsak kanseri!

    Bakıldığında ileri yaştaki bireylerde sık görülen bir hastalık olduğu düşünülse de, kalın bağırsak (kolorektal) kanserlerinin şimdilerde 50 yaşından genç bireyleri hedef aldığı gözlenmektedir. Hatta bazen ilk kolonoskopi taraması için önerilen yaş sınırından onlarca yıl önce.

    Kolonoskopi (kalın bağırsağın, ucunda küçük bir kamera bulunan esnek bir boru ile görüntülenmesi) ve dışkı testlerini içeren tarama testleri ve gözlem programlarının sıklığı sayesinde son yıllarda 50 yaş ve üzeri bireyler arasında kolorektal kanser görülme sıklığı ve bu hastalığa bağlı yaşam kaybı oranları azalmaktadır. Ancak nedense gelişmiş ülkelerde 50 yaş altı kolorektal kanser görülme sıklığı büyük bir hızla artış göstermektedir ve bunun nedenleri henüz anlaşılamamıştır.

    İstatistiki verilere bakıldığında 1992-2005 yılları arası Amerika’da her yıl kolorektal kanser görülme sıklığının her 100.000 genç bireyde erkeklerde 1.5%, kadınlarda 1.6% artış gösterdiği belirlenmiştir. Daha geriye gidildiğinde 1973-1999 yılları arası genç bireylerde kolon (17%) ve rektal kanser (75%) görülme sıklığı yükselmiştir.

    Bunun yanında kolorektal kanser olan genç bireylerde yaşam kaybı oranının yüksek olmasının, hastalığın ileri evrelerde teşhis edilmesinden kaynaklandığı görülmektedir. Yapılan bir çalışma kolorektal kanser teşhisi konan 50 yaş ve altı genç bireylerin %86’sının teşhis konulduğunda hastalığın semptomatik, yani artık çeşitli belirti ve şikayetlere yol açan bir aşamada olduğu belirlenmiştir.

    Genç yetişkinlerde kolorektal kanserin ileri evrelerde teşhis edilmesinin endişe vericidir. Gençler bu hastalığın belirtilerini her zaman anlayamamaktadır. Buna ek olarak doktorlar genç bireylerde kolorektal kanser olasılığının az olduğunu düşünmekte ve buna bağlı tedavi gecikebilmektedir. Öyle ki genç yaşlarda kolorektal kansere yakalanan vakaların yaklaşık 15%-50%’sinde ilk teşhis yanlış olmaktadır. Bu nedenle genç yetişkinlerde görülen kolorektal kanserin belli başlı özellikleri konusunda araştırmaların desteklenmesi ve bireylerin ve doktorların bilinçlendirilmesi önemlidir.

    Önceleri doktorlar genetik geçişli durumlarda özellikle Lynch sendromu olan genç yetişkinlerde kolorektal kanserin görüldüğünü düşünürken, şimdilerde kolorektal kanser olan genç hastaların 75%’inden fazlasında ailesel geçişli hastalık görülmediği ve genetik geçişli (herediter) olmadığı bilinmektedir. Dahası Lynch sendromu kolonun sağ tarafında gelişen tümörlerle ilişkilendirilirken; genetik geçişli olmayan, genç yetişkinlerde görülen kanserler kolon ve rektumun sol tarafında gelişen tümörlerden oluşmaktadır. Bu da gençlerde görülen ve genetik geçişli olmayan kolorektal kanserin biyolojik olarak oldukça farklı olduğunu göstermektedir.

    Genç yetişkinlerde görülen kolorektal kanserlerin kendine özgü biyolojisini araştıran bazı uzmanlar, kolon kanserinin herkes için aynı olmadığını, aynı organda bile gelişse tümörün kendine has bir genetik imzası olduğunu belirtmektedir.

    Kolorektal kanserin bu karışıklığının araştırılmak için yaklaşık 5000 hastada bulunan tümörlerin genetik profilleri incelenmiştir. Tümör farklılıkları genç ve yaşlı hastalarda ayrı ayrı tanımlanmıştır. Sonuçlar gelecek Amerikan Tıbbi Onkoloji Derneği Gastrointestinal Kanser Sempozyumu’nda paylaşılacaktır.

    Bilinen tüm bu faktörleri bir yana, uzmanlar erken yaşta kolorektal kanser görülme sıklığındaki artışa etki edebilecek diğer faktörleri araştırmaktadır. Buna göre 50 yaşından daha genç yetişkinlerin epidemiyolojik verilerine bağlı olarak bazı eğilimler ön plana çıkmıştır. Son 30 yıla bakıldığında genç yetişkinlerde artan obezite ve şeker hastalığı oranına paralel olarak aynı yaştaki yetişkinlerde kolorektal kanser oranlarının da arttığı görülmüştür. Obezitenin ve şeker hastalığının gerçekten sebep olup olmadığını sorgulamak gerekirse, oranlardaki paralel artış görmezden gelinemeyecek düzeydedir.

    Aynı şekilde tatlı içeceklerin tüketimindeki artış ve buna karşılık süt tüketiminin azalması (koruyucu kalsiyum) kolorektal kanser görülme oranını artıran diğer bir faktör olabilir. Bu nedenle genç yetişkinlerde dikkatli ve sağlıklı beslenme sadece şeker hastalığını değil kolorektal kanser riskini de azaltacaktır.

    Kaynak:

    Why Is Colorectal Cancer Targeting the Young?
    Cynthia J. Gordon, PhD. January 20, 2016
    http://www.medscape.com/

  • Madde Bağımlılığı ve Gençlik

    Madde Bağımlılığı ve Gençlik

    Alkol ve madde bağımlılığı, çok yönlü ele alınması gereken bir konudur. Tıbbi tedavi gerekliliklerinden psikolojik ve sosyal potansiyellerine, aile yapılanması ve kültür değerlerinden uluslararası uyuşturucu odaklarına ve bunlara karşı geliştiren politikalara kadar birçok parametreyi kapsamaktadır. Çok yönlü ele alınacak ve çok yönlü mücadele edilecek bir global sorun olan madde bağımlılığı, bireyleri aileleri toplumları olumsuz etkilemekte yeni nesilleri ve toplum hayatını tehdit etmektedir.

    Madde bağımlılığı bir beyin hastalığıdır ve bir şekilde bu bağımlılık sarmalına düşen kişiyi içindeki derin boşluklardan yakalayarak istila eder.

    Bir kez bu gizemli bahçeyi adımlayan genç bireyler, heyecanla örülmüş bu meraklarına bedel olarak geleceklerinden, düşlerinden, hislerinden, fiziksel ve ruhsal sağlıklarından feragat etmek zorunda kalırlar.

    Yapılan tarama araştırmaları madde bağımlığının en çok merak dürtüsüyle atılan adımlarla başladığını bildirmektedir.

    Uyuşturucu ve alkol bağımlıları, bu maddeleri kullanmaya genellikle genç yaşta başlarlar; ileride giderek kötüleşecek olan bağımlılık macerasının ilk adımları erken yaşlarda atılır. Bunun pek çok nedenleri vardır. Ergenlik döneminde psikososyal gelişim süreçlerinin niteliği ve buna bağlı olarak ortaya çıkma ihtimali taşıyan madde kullanımına zemin hazırlayan süreçler şöyle sıralanabilir.

    Gençlik, gelişimin değişimle en sert şekilde sınandığı dönemdir. Bu ruhsal ve fiziksel değişime uyum sağlama ve yeni bir kimlik oluşturma sürecinde gençler, kendilerine toplumda bir konum oluşturmak için çaba sarf ederler. Bir çeşit metamorfoz olarak değerlendirebileceğimiz bu değişim-dönüşüm süreci, insanoğlunun en kırılgan dönemidir. Bu kırılganlık toplum olarak en çok hassasiyet göstermemiz gereken toplum kesiminin gençler olduğunu bir kez daha vurgular.

    Gençler, doğumdan beri bağımlı oldukları ve yavaş yavaş ayrışmaya çalıştıkları anne-babalarından özerkleşmeye çalışırlar. Bunu da arkadaş gruplarına daha çok yakınlaşarak gerçekleştirirler. Kendilerine çocuklukta oluşturdukları ilke ve değerler sisteminden daha farklı ve kendilerine ait bir değerler sistemi oluşturmaya çalışırlar. Bunun yolu da arkadaş gruplarına dâhil olmaktan geçer.

    Ayrışma sürecine bu şekilde yön vermeye çalışan genç kişi, kendine ait değerler sistemini toplumun değerler sistemiyle uzlaştırmaya ve bu şekilde toplumda yer edinmeye ve kendini toplum içerisinde tanımlamaya yönelir. Ancak bu süreç kolay bir süreç değildir. Günümüz dünyasında da çoğu zaman sancılı bir şekilde gerçekleşir. Bu süreçte yaşanan zorluklar genç kişiyi bir yabancılaşma, toplumda kendine yer bulamama, kimliğini belirleyememe durumuna iter.

    Bir gruba dâhil olma ve onun tarafından kabul edilme ihtiyacı, ergenlikte çok elzemdir. Arkadaş gruplarının grubu tanımlayan sınırlarını çizen davranış ve düşünce kalıplarını belirleyen kuralları olur. Genç kişi de bu kuralların dışına çıkmayarak ve yılmaz bir savunucusu olarak kendini kabul ettirmek isteyecektir. Eğer grubun normları içerisinde alkol sigara ve maddeye dair yakınlık aşinalık varsa ve genç kişiye bu normlara uyması şart koşuluyorsa grubun diğer üyeleri tarafından alay edilip dışlanmamak ve grubun içerisinde kalabilmek için genç kişi bu şartı yerine getirebilir. Bir gruptan dışlanmanın acısı, madde kullanmanın tahmin edilen olumsuzluklarından daha korkutucu gelmektedir.

    Benzer şekilde ergenlikte çok daha fazla hacim kazanan kız-erkek ilişkileri de madde bağımlılığı konusunda belirleyici olabilmektedir. İlişki içerisinde bağlanma, kendini kabul ettirme, çekici görünme ya da tercih edilme gibi ihtiyaçlar da genç kişiyi madde kullanımına yönlendirebilmektedir.

    Bir diğer önemli pencere de gençlik dönemindeki zihinsel dönüşümdür. Somut düşünceden soyut düşünmeye geçen her genç zihin, hayatı yeniden kavramak ve anlamlandırmak için sorgulamaya başlar. Yetişkinler için günlük hayatın sıradan bir parçası haline gelmiş genel kabulleri, kendi süzgecinden geçirerek içselleştirmek ister. Çoğu zaman kendisini farklı bir birey olarak ortaya koyabilmek için yerleşik değerleri reddeder çünkü anne babasının bir uzantısı değil kendi başına bağımsız bir birey olduğunu kanıtlama ihtiyacı çok hayatidir.

    Ayrıca gençlik, hayatta birçok riski almak konusunda çok daha korkusuz olduğumuz bir dönemdir. Bana bir şey olmaz düşüncesi, davranışlarının sonuçlarının ve bedellerinin karşısına bir şekilde çıkmayacağına olan inanç, çevreyi etkileme ve kendini kanıtlama güdüsüyle birleşince risklere daha yakın ve kolay düşen bir yaşam stili benimsenir.

    Gelecek ve gelecekte olabilecek riskler çok uzak görülür. Genç, o anda oradaki sonuçlarla daha çok ilgilidir. Örneğin alkol ya da maddenin o anda vereceği doyum ya da çevrenin baskılarından kurtulma genç için önemliyken sigaraya bağlı yıllar sonra çıkabilecek sağlık sorunlarını pek de umursamaz.

    Bu ruhsal dönüşüm sürecinin dalgalı durakları, genç kişinin kimlik edinme sürecinde yapma ihtiyacı duyduğu yeni denemelerde ne dereceye kadar salınım göstereceğini belirler. Genç kişi, toplumda nasıl bir kimlik edineceğine bir kerede karar veremez. Toplum da ona bu süreyi ve yanılma şanslarını vermelidir. Bunun tersi bir durum, üzerinize en yakışan kıyafeti ilk denemede bulmanızı zorunlu koşmak gibidir. Oysa birçok denemeden sonra en iyi sonuca ulaşılacaktır. Gençler için kimlik edinme süreci de bu denemelerin gerçekleşeceği, zaman zaman yanılıp zaman zaman doğruya yaklaşılacağı bir süreçtir.

    Tabii doğru olanı, uygun olanı bulmak için yanlış ve kabul edilemez olana temas etme ihtiyacı da ortaya çıkabilmektedir. Özellikle toplumda bir kimlik edinip onu kabul ettirme süreçleri çatışmalı geçen birçok genç için olumlu bir kimlik edinilemediğinde olumsuz bir kimliğe bürünmek hiçbir şey olamamaktan daha yeğ bulunabilmektedir.

    Bu kimlik ediniminin deneme yanılma sürecinde gençlerin madde ile tanışmaları ve onu hayatlarına, hayatlarını ona yerleştirme ihtimalleri günümüz dünyasında giderek artan bir oranda karşımıza çıkmaktadır.

  • Ergenlik Dönemi Psikolojik Sorunlar

    Ergenlik Dönemi Psikolojik Sorunlar

    Ergenlik dönemi çocukluğunun bitişi ile başlayıp yetişkinliğe kadar süren (net olmamakla birlikte 11 – 21 yaş arası) bireyin bedensel, ruhsal ve sosyal değişimlerin belki de en hızlı ve çalkantılı yaşandığı dönemdir.

    Bu dönemde gençlerin en yoğun stres yaşadığı durumlar beden imajı, okul başarısı, aile, kardeş, arkadaş ilişkileri, meslek seçimi ve geleceği ile ilgili kararsızlıklardır.

    Bu dönemin başlangıcında yaşanan ani bedensel değişimler genci hazırlıksız yakalayabilir ve bu da öfke patlamalarına, durup dururken ağlamalara ve ani sinirlenmelere yol açabilir.

    İçinde bulunduğu gelişim dönemi nedeniyle genç “ben kimim?” sorusuna cevap arar ve bu cevaplar doğrultusunda bir kimlik inşaa etmeye başlar. Bu sebeple rol karmaşaları ile iç çatışmalar sık görülür.

    Bu dönemde gençler özerklik ihtiyacı hissederler ve arkadaş gruplarına yönelirler. Hem aileden bağımsızlaşmaya çalışırlar hem de ailenin sevgi ve desteğine çok ihtiyaç duyarlar. Gençlerin bu dönemde karşılaştığı başlıca duygu yalnızlık ve beraberinde getirdiği yabancılaşma hissidir. Anne babası tarafından anlaşılamadığını hissettiği zaman ebeveyn ile çatışmalar fazlaca yaşanabilir.

    Bu dönemde gençler hırçınlaşabilir, ders çalışmayı aksatabilir, sorumluluk alma duyguları azalabilir, içine kapanabilir, karamsarlaşabilir, nedensiz yere öfkelenip anormal tepkiler verebilir, olduğundan daha alıngan ve huzursuz olabilir, kendisine karışıldığı zaman sinirlenebilir, evde geçirdiği sürenin çoğunluğunda odasına kapanabilir, daha çok dışarıda arkadaşlarıyla vakit geçirmek isteyebilir, ev kurallarına uyumsuz davranışlar sergileyebilir, ebeveynlerini eleştirebilirler.

    Gencin içe kapandığı dönemin çok uzun, duygu dalgalanmalarının şiddetli olduğu, çok zıt huy değişikliklerinin yaşandığı, ders başarısının beklenmedik şekilde düştüğü, çok öfkeli ya da sürekli ağladığı ve baş etmekte zorlandığınızı hissettiğiniz durumlarda bir uzmana başvurabilirsiniz.

  • Herkes Bir Şansı Hak Eder

    Herkes Bir Şansı Hak Eder

    “Yaşamımız süresince bizler farkında olmadan, hayatımıza dair olumlu veya olumsuz olarak bir çok karar vermekteyiz. Verdiğimiz bu kararları, hayatımızın belirli alanlarında uygularız. Bizleri, olumlu veya olumsuz kararlarımızı verirken etkileyen bir çok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazılarına bakacak olursak; çevresel faktörler, o andaki duygu durumumuz, stres, önyargılarımız vb. bir çok faktör bulunmaktadır.

    Biz bugün kısaca,  Önyargı nedir? Önyargılarımız nasıl oluşur? Önyargılarımız bizi nasıl etkiler? Önyargılarımız değişebilir mi? Sorularına yanıt arayacağız.

    Önyargı; farklı olan durumlar, farklı olan düşünceler, tanımadığımız veya yeni tanıştığımız insanlarla ilgili, topladığımız genel bilgiler karşısında, bu bilgileri yorumladığımız bir süreçtir. Önyargılarımız biz farkında olmadan beynimiz tarafından otomatik olarak gerçekleşmektedir.

     Peki bu otomatik süreç tüm insanlarda  aynı şekilde mi gerçekleşmektedir?
    Cevabımız hayır. Çünkü önyargılar, bizlerin ihtiyaçları, geçmişte edindiğimiz deneyimlerimiz ve gereksinimlerimiz sonucunda şekillenmektedir.

     Örneğin: Genç bir adam, bir  partide, tek başına duran zarif ve genç bir kadını fark eder. Genç adam, aradan bir süre geçtikten sonra, dikkatini çekmiş olan genç kadının aslında ne kadar sıkıcı bir kişi olduğunu düşünür ve başka bir tarafa doğru yönelir. Bu sırada genç kadın adama doğru gelir ve genç adamla sohbete başlar. Ancak genç adam, kadının sorularına kısa cevaplar vererek kadını geçiştirir ve oradan uzaklaşır. Daha sonra genç adamın arkadaşı, kaçmaya çalıştığı kadının ne kadar zarif ve güzel olduğunu söyler. Ancak genç adam arkadaşına, onun çok sıkıcı biri olduğunu ve ona eski kız arkadaşını hatırlattığını söyler. Burada genç adamın başına gelen şey, farkında olmadan devreye giren önyargıları olmuştur. Bu durum genç adamda,  genç kadın hakkında yanlış bir ilk izlenim oluşmasına sebep olmuştur.

     Hayatımız boyunca, biz farkında olmadan oluşmuş pek çok  yanlış  ilk izlenimlerimiz vardır. Bu durum belki de bizleri pek çok fırsattan alıkoymaktadır. Bu yüzden ‘ilk intiba son intibadır’ sözü yerine, oluşmuş veya oluşacak olan yanlış izlenimlerimizi düzeltmek için neler yapmalıyıza bir bakalım:

    1- Karşınızdaki kişiye, onu daha iyi tanımak istediğinizi söyleyin ve onun hakkında ne düşündüğünüzü bilmesine izin verin.
    2- Karşınızdaki kişiden ne beklediğinizi ona ifade edin.
    3- Son olarak, karşınızdaki kişiye, yanlış anlaşılmaları düzeltmek  için bir şans verin.
    Herkes bir şansı hak eder.”