Etiket: Gelişim

  • ÇOCUĞUNUZUN BEDENSEL VE RUHSAL GELİŞİMİ İÇİN DOĞRU KABUL EDİLEN “HURAFELER”

    ÇOCUĞUNUZUN BEDENSEL VE RUHSAL GELİŞİMİ İÇİN DOĞRU KABUL EDİLEN “HURAFELER”

    Siz de benim kadar birçok kez duymuşsunuzdur

    ” Benim çocuğum emeklemeden, yürümeye başladı”

    Öncelikle ilk doğru bilinen yanlışlardan kurtulalım.

    Emeklemek çocuğun geç gelişim gösterdiği ya da yaşıtlarının gerisinde kaldığı anlamına gelmiyor. Tam tersi sağlıklı bir gelişim gösterdiği anlamına gelir.

    Emeklemek, bacak kaslarının güçlenmesinde etkili olur. Tabi bazı çocuklar asla emeklemez. Bu onların da gelişim problemi yaşadığı anlamına gelmez.

    Bazı çocuklar emeklemeyi yürümekten çok daha sonra öğrenir.

    Çocuğunuzu serbest bırakın.

    Bırakın her evresini yaşasın. Bebeğin bacak kaslarından önce bel ve kol kasları gelişir.

    Sağa-sola dönerek hareket etmeye çalışır. Yüz üstü ya da sırt üstü dönmeyi öğrenir. Bu esnada kol ve bel kasları gelişir.

    Zamanla beraberinde emekleme evresi başlar. Böylelikle bacak kasları güçlenir. Bir yerlere tutunup kalkmaya, adım atmaya başlar.

    Bırakın sandalyeleri, sehpaları kaldırmayın. Düşmesinden korkmayın. Yavaş yavaş çevresindeki bütün eşyalar keşif kaynağı olacaktır.

    Onları anlamak, anlamlandırmak, keşfetmek eğlenceli hale gelecektir. Eşyaları kaldırmayın, cesaretlerini kırmayın. Fırsat tanıyın.

    Böylelikle eşyalara tutunup kalkmayı öğrenecektir. Buna rağmen bazı bebeklerin eşyalara tutunarak dolaşması aylar boyunca sürer.

    Çünkü cesaretlerini toplayamazlar.

    “Benim çocuğum fazla süt emmedi. Erken ek gıdalara geçti şimdi herşeyi yiyor”

    Anne sütünün saymakla bitmeyen faydaları vardır.

    Anne sütü alan bir bebek ek gıdalara ihtiyaç duymaz. Ne kadar erken emmeye başlarsa anne sütü o kadar erken gelecektir.

    Bebeğin anne sütü emmesi bağışıklık sistemini ( immün sistem ) güçlendirir.

    Zekâ, gelişim açısından son derece önemlidir.

    ” Emzik, verince susuyor”

    Emzik faydalı yanları olduğu kadar zararlı yanları bi hayli fazladır.

    Emzik, emme refleksini güçlendirir. Geçici bir avuntu sağlar.

    Ani bebek ölümlerini engellediği araştırmalar sonucu desteklenmiştir.

    Tabi bebek emziğe bağımlı hale gelmedikçe…

    Bebeğin emziğe bağımlı hale gelmesi anne sütünü erken terk etmesine neden olabilir.

    Emzik verdiğinde susan, emzik düştüğünde yaygarayı koparan bir bebek haline gelebilir.

    Uzun süren emzik kullanımı diş problemlerine de sebep olabilir. Orta kulak enfeksiyonunu arttırabilir.

    “Tekerlekli oyuncak zararlıdır, düşer zarar verir”

    Tam aksine! Tekerlekli oyuncaklar kas gelişimi için önemlidir.

    Ileri-geri iterek kol ve bacak kaslarını güçlendirir. Kaslar güçlendikçe çocuğunuzun cesareti artacaktır.

    Kendi ağırlığını taşıyabildiğini öğrendiğine göre, yürümek için adımlar atacak ve dünyayı keşfetmeye başlayacaktır.

    ” Daha çocuğunuz yürümeye başlamadıysa yürüteç alın. Iyi gelir”

    Bırakın bu hurafeleri !! Bebeğin serbest bırakılması gelişimini daha hızlı etkiler.

    Yürüteç doğal yürüme dönemleri sırasında (refleksif dönem) duraklamaya ve kesintiye neden olur.

    • Omurga eğrileri görülebilir.
    • Ayak deformiteleri oluşabilir.
    • Kalçaya yüklenme daha fazla olacağından kalça problemleri oluşabilir.
    • Yere tam basmama, parmak ucuna basma alışkanlığı gelişebilir
    • Nasıl olsa yürüteçte diye kendi başına, yalnız bırakılan bebekler ev içi tehlikeli kazalara maruz kalabilir.( üzerine bişeylerin devrilmesi, basamaklardan yuvarlanması vs…)

    ” Fazla kucağa alışmasın, şımarır

    Bu sefer hep kucak ister”

    Bu gerekçe doğrultusunda annenin çocuğunu kendinden uzakta büyütmesi, bebeğin en büyük gereksinimi olan kucaklanma karşılanmaz. Ve ilgiye aç bir birey olarak yetişir.

    İlgiyi dışarıda arar ya da farklı ruhsal problemler beraberinde gelişir.

    ” Kırkı çıkınca çocuk tuzlanır ki pişik olmasın, ileride teri kokmasın”

    Bebeği tuzlamanın ölümcül sonuçları olabilir Anadolu’da halen yaygın olarak kullanılan yeni doğan bebeğin tuzlanması adeti, son derece tehlikeli ve ölümcül sonuçları olabilecek çağdışı bir uygulamadır ve asla yapılmamalıdır.

    Bebeğinizi doğru ve sağlıklı yetiştirmek istiyorsanız komşularınızın söylediklerine kulaklarınızı kapatın.

    Bir uzmandan ya da çocuk ve anne sağlığı adı altında gelişime yönelik çok güzel kitaplar var.

    Temin edip doğru bildiğiniz yanlışları düzelterek daha sağlıklı ve mental olarak daha “iyi” çocuklar yetiştirebilirsiniz.

    Çocuğunuzun kulaktan dolma bilgilerle ruhunu zehirlemeyin. Herkesin doğrusu kendisine göredir.

    Yani herkesin doğrusu kendinedir.

    Sağlıklı çocuk yetiştirmek için kitaplardan, uzmanlardan yardım alabilirsiniz.

  • BAĞLANIM KURAMI VE PSİKANALİZ

    BAĞLANIM KURAMI VE PSİKANALİZ

    Bağlanım kuramının psikodinamik terapi konsepti içinde ancak elli yıl sonra kabul görmesi şaşırtıcı bir gelişmedir. Bu elli yıllık reddedişin sebebi, temelde, BK’nın kullandığı ve kendisini oturttuğu farklı bir kuram zemini ve metodolojik tasarımıdır. Çünkü, BK, psikanalitik bir temele sahip olmakla birlikte aslında sistemik psikoloji/psikiyatri yönelimlidir ve psikanaliz, bunu, kendi varlığına ilişkin bir tehdit olarak algılamıştır uzun bir süre. Ama bugün psikanaliz içerisinde de bebeklerin ve çocukların direkt olarak gözlemlenmesiyle kazanılan erken dönem psişik süreçlere yönelik olarak geniş bir kabul de mevcuttur. Özellikle Stern ve Lichtenberg’in çalışmaları psikanalize yeni bir düşünüş modeli getirmiş ve disiplinler arası diyalogu desteklemiştir. Günümüzde Psikanaliz ve BK arasındaki diyalog daha iyi bir durumdadır. Çünkü günümüzde öngörülemez hale gelmiş olan dünyamızın bizde yarattığı dezorganize oluşun duygusal zemindeki yansımalarıyla uğraşmak, psikanalizin (başlangıç) temel uğraşı olan, bireyin, bir kültürel yapı içinde (kendine özgü) arzu edilmeyen dürtülerini nasıl bastırdığıyla uğraşmayı anlamaktan evla hale gelmiştir. Çünkü günümüz postmodern insanının merkezi problemi güvensizlik ve bağlanamamaktır. BK da tam bu noktada kendi yaklaşımı içerisinde güven ve güvensizlik sorununa odaklanmaktadır.

    PSİKANALİZİN BAĞLANIM KURAMINA ELEŞTİRİSİ

    “Çok mekanik, dinamik değil ve psikanalizi yanlış anlayarak yorumlamaya dayanıyor.”. Bowlby, dürtü dinamiğini, ödipus komplexini, bilinç-dışı fantezileri ve süreçleri ve karmaşık bir yapıya sahip olan içselleştirilmiş motivasyon ve çatışma çözümleme süreçlerini/sistemlerini kaale almamıştır ve onaylamamıştır. BK, bedensel ayrılık deneyimini tek bir açıklayıcı değişken olarak ele almıştır kuramında. Olumsuz bağlanmayı, örneğin anne korkusunu, önemsememiştir, kuramında ona bir ağırlık vermemiştir. Ayrıca benlik gelişimindeki o bildik freudiyen evreleri de göz ardı etmiştir. Buradan bakıldığında Bowlby, psikanaliz camiasında kabul edilmesini güçleştirecek her şeyi de yapmıştır aslında :). Bowlby’nin buradaki amacı, gerçekliği gözlemlemek, araştırmak ve temsillerini yakalamak olmuştur; temsiller dünyasının gerçekliğini araştırmak değil! Ancak günümüzde BK, psikanaliz içinde bir işleve ve öneme sahiptir ve bunun yansımaları: dolaysız gözlem, bebek ve çocuk araştırmaları, kendilik/benlik deneyimi, empatinin (hemhal oluş) anlamı, duygusal ayna (yansıtma) katkılarıdır.

    Yukarıda saydığım bu alanlar psikanaliz içindeki mitolojik kavramlar olan ödipus ve elektra komplexleri ile sorgulanabilir metaforlar olan otizm, simbiyotik ilişki, içe alma gibi yorumları ideolojik olmayan bir sorgulamayla birlikte merak, şüphe ve bilimsel bir gereklilik yaklaşımıyla empirik olarak incelenmesine olanak sağlamıştır.

    PSİKODİNAMİK KURAMLAR

    Deneyim, davranışın birincil kaynağıdır ve bu deneyimlerin yorumlanması, bize, terapötik değişimin yolunu açar. Deneysel psikoloji, kendini yorumdan uzak tutar ve ağırlığı güvenilir gözlem’e verir. Spekülatif kuram oluşturmaktan kaçınır.

    1. Freud’un, 1,5 yaşındaki yeğeni Ernest Freud’u sistematik gözlemi. Haz İlkesinin Ötesinde kitabını yayınlaması. Yeni doğan servisindeki ve yoğun bakımdaki çocukları travma ve ayrılık kaygıları bağlamındaki gözlemleri.

    2. Anna Freud: Çocuk psikanalizinin kurucusu. Analitik çocuk gözlemleri. Çocuk gelişim evrelerinin gözlemleri. Alt gelir gruplarından gelen çocuklar için deneysel anaokullarını kurması.

    3. Rene Spitz: II. Dünya Savaşı sonrası, hapishaneler ve akıl hastanelerindeki çocukların direkt olarak gözlemlenmesine dayalı veriler sunmuştur. Anaklitik depresyon kavramını ilk kez kullanmış ve bir yaşındaki çocukların ben gelişiminde tanımladığı psişik organizatörler konseptini geliştirmiştir.

    4. Margareth Mahler: 60’lı yılların başında bir ve iki yaş çocuklarını ayrışma ve bireyleşme zemininde incelemiştir. Otistik ve simbiyotik gelişim evrelerini tanımlamıştır. Mahler’e kadar geçerli olan çocuk resmi, pasif, ayrışmamış ve kendini güdülerine bırakmış bir varlık olduğu yönündedir. Simbiyotik ilişki, burada, daha çok çocuğun ilişkisine dönük olarak kullanılmıştır. Ancak günümüzde çok açık bir perspektif ve paradigma değişimi söz konusudur. Bebek/çocuk, aktif bir varlık olarak tanımlanmaktadır. Dornes, yetkin bir bebek tanımı yapmıştır. Stern, organize edici prensip olarak bebekte/çocukta, benlik alımlamasının gelişmesinden bahsetmiştir. Mahler, bebeğin anne ile kaynaşması ve onunla bir olmasını birincil bir deneyim ve ayrışmayı, bu kaynaşmadan hareketle gelişen bir dürtü olarak tanımlamıştır. Stern ise, ayrı varlıklar olduğunu alımlamanın bebekte/çocukta birincil bir deneyim olduğunu ve bu deneyimin ortaklıklarımızın gelişiminde ve ayrı bir birey olabilmemizde bize güvenli bir zemin sunduğunu kavramsallaştırmıştır. Buna karşın BK araştırmacıları da psikanalize yakınlaşarak yakınlık ilişkileri araştırmaları, benlik psikolojisi ve narsisizm kuramıyla ilgilenmeye başlamışlardır.

    5. John Bowlby: BK’nın kurucusu. Bowlby, anne ve çocuğu -günümüzde bu ilişkiye baba da dahil edilmiştir- birbirine geçişken ve kendini düzenleyen bir sistemin katılımcıları olarak tanımlamıştır. Bu sistem içindeki anne ve çocuk arasında oluşan BAĞlanım, karmaşık bir sistem olan İLİŞKİnin yalnızca bir parçasıdır. BK, etoloji (gelişim biyolojisi) ve gelişim psikolojisi perspektifi içeren sistemik ve psikanalitik yaklaşımları birbirine bağlar. BK’nın temel postülası, çocuğun duygusal gelişimindeki erken dönem etkilere odaklanmaktadır ve bireyler arasında tüm yaşam biyografilerinde oluşan güçlü duygusal bağlanımların ortaya çıkışını ve değişimlerini açıklayabilmektedir. Bowlby, zamanla, başlangıçtaki patolojik bakış açısını normal gelişim psikolojisi bakış açısına doğru yönlendirmiştir. İlgilendiği soru şudur: “Anne ve çocuk arasındaki ilişkinin asli doğası nedir?”.

    Bowlby’nin bu soruya yanıt arayan üç makalesi vardır:

    1.Dürtü kuramı (S. Freud), bebeğin nesne ilişkilerini (benlik temsili) nasıl kurduğuna dair yeterli açıklama sunmamaktadır. Bebekler, nesneyle (yani anneyle) yalnızca dürtülerini doyuma ulaştırmak için bağ kurmamakta; ek olarak güvenlik ve ilişki sundukları için de o nesneye yaklaşmaktadır. Fairbairn, öncelikli olanın haz ilkesinin giderilmesinin olmadığını, aksine, nesne’nin (anne) kendisi olduğunu dile getirmiştir. Bowlby ise, bebeğin amacının nesne’nin (anne) kendisi olmadığını, aksine o’nun varolma ve duygu-durumu (emniyet, güvenlik) olduğunu vurgular.

    2. Ayrılık Kaygısı Üzerine. “Ayrılık kaygısı, bebeğin/çocuğun bağlanma ihtiyacı aktif hale geldiğinde ve ama bağlanım kişisi ulaşılamaz olduğunda ortaya çıkar.”.

    3. Küçük çocukların süreklilik içeren bir yitirme/kaybetmeye dair acı ve yas deneyimlerini irdeler. Bu deneyimlerin sonucu olan üç tipik tepki gözlemler: PROTESTO, ÇARESİZLİK VE AYRILIK. Protesto: çocuk tehdit edici ayrılığın farkındadır. Ağlama, öfke, ebeveyni arama, başkalarıyla bedensel temas kurmama davranışları sergileme. Çaresizlik: Aktivitelerden geri çekilme, monoton ağlamalar, hüzün, diğer çocuklara ve sevdiği oyuncaklarına dönük agresif davranışlar sergileme. Ayrılık: Toplumsallığa geri dönüş, ilişkisellik tekliflerini (artık) reddetmeme, temel ilişki nesnesine aşırı dikkat çekici sapkın davranışlar sergileme.

    Bowlby’nin psikanalistlerce eleştirilme nedenleri:

    1. Bağlanma ihtiyacını haklılamak adına dürtü kuramını eleştirmesi

    2. Motivasyon kuramının temeline ana kaynak olarak etolojiyi (gelişim biyolojisi) koyması

    3. Ödipus komplexinin anlamını aşağılayıcı tavrı

    4. Meta psikolojiyi reddetmesi

    5. Bilişsel psikolojiye önem vermesi (temsiller kuramı ve ilişki şemaları)

    6. İntrapsişik dinamik yerine kişilerarası ilişkileri vurgulaması

    7. Araştırmaya olan ilgisi ve klinik Kasuistik’e olan ilgisizliği

    Melanie Klein grubunun Bowlby eleştirisi: “Bizler, otoplastik olarak üretilen fantezilerin, gerçeklik algımızı ve gerçekliği işleme biçimimizi belirlediğine ve reel deneyimlerimizin içsel olarak ortaya çıkan fantezilerimizi yalnızca uyarladığına (modification) inanıyoruz.”. Bu eleştiriye Bowbly’nin cevabı ise şöyledir: “Fantezilerimin içeriği, dışımızdaki dünya ile kurduğumuz deneyimlerden etkilenir ve onlar tarafından şekillendirilir yalnızca!”.

    Bowlby’nin BK’na dair ifadeleri:

    1. BK, insan olarak bizlerin, diğer insanlara güçlü duygusal bağlar geliştirme eğilimimizi bir konsept içine taşımayı denemiştir.

    2. Bağlanım, bir insanın başka bir insana kendini bağlantılandırdığı ve birbiriyle zaman ve mekanı aşan bir bağ kurduğu duygu taşıyıcı bir banttır. Birden fazla kişiye bağlanılabilir ama onlarca değil. Ruhsal ve bedensel acılar, bağlanımın açık göstergeleridir. Bağlanım, duygusal gelişimi zorunlu kılar. Ayrılık kaygısı ve genel olarak kaygı, bağlanım ihtiyacını aktive eder, güçlendirir.

    3. Bağlanma davranışı, kendimizden daha güçlü ve daha akıllı olarak alımladığımız ve tercih edilmiş olan kişiyle yakınlık ve ilişkisellik üretme amacında olan her türdeki davranış formudur. Ağlamak ve çağırmak, aramak, peşinden gitmek, sürekli askıntı olmak, paçasına yapışmak ve protesto etmek gibi. Artan yaşla beraber bağlanma davranışı türlerinin sıklığı ve yoğunluğunda azalma olur. Ama bağlanma ihtiyacı temel olarak varlığını sürdürür. Yetişkinlerde, bağlanım davranışı türleri, eğer kişi mutsuz, hasta ya da kaygılı/korkulu ise daha bir belirginleşir. Yukarıdaki seçenek kişinin çocukluk deneyimleriyle bağlantılıdır.

    4. Her yaştan insan için gerçerli kural: herhangi bir zorluk/tehlike vs belirdiğinde, sosyal desteğe sahip olan, hayatında aradığı güveni sunan vs. insanlar bulunan insanlar hem çok mutlular hem de kendilerini daha kolay gerçekleştirebiliyorlar: a)arzuları engellenen bir çocukta öfke ortaya çıkar, kaygısı, güvensiz ilişkilerle artar, aradığı desteği ve güveni ardında bulduğunda dünyasını keşfe başlar.

    Bir Davranış Sistemi Olarak Bağlanım.

    1. Tebessüm, sesler çıkarmak /agu agu, konuşmak , bağırmak, çığlık atmak, bağlanım davranışının ifade biçimleridir. İster olumlu ister olumsuz algılansın bu repertuvarı duyanda bir cevap verme tepkisi uyandırır. Bu repertuvar hayatta kalmak için gereklidir, hem güvenlik ihtiyacını giderilmesini garantiler hem de temel ihtiyaçların giderilmesini güvenceye alır. “bebek ağlıyor acıktı galiba!”

    2. Bağlanım davranışı yakınlık ihtiyacı kurduğumuz ve devamını sağlamlaştırdığımız psikolojik mekanizmaları içerir. a)çocuk kendisine bakan kişinin ilgisini uyandırmak için sinyaller üretir (örn tebessüm). b) Ağlamak ve çığlık gibi kaçınmacı davranışlar c) çocuğun , yönelim kişisine yaklaşmak için hareket etmesiyle kaslarını aktif hale getirir.

    3. Çocuğun, kendi içsel sisteminin yönettiği amaç başlangıçta fizikseldir, yani annenin yakınlığının devamını sağlamak . bu fiziksel ihtiyaca olan yakınlık, sonrasında psikolojik bir ihtiyaç olan yakınlık duygusuyla yer değiştirir; çünkü amaç nesnenin kendisi değil aksine bebeğin kendi varoluşsal ve duygusal, durumsal dengesidir. Bu psikolojik ihtiyacın çocukta sağlıklı bir devamlılık kazanması yönelim kişisinin bağlanım davranışı repertuvarına bağlıdır. Bebek/çocuk ve ebeveyn arasındaki bağlanım türü, çocuğun daha sonraki yaşam biyografisine dair ilişkilerinde kullanacağı çalışma modellerini inşa eder (bilişsel davranışçı yaklaşım açısından düşünülürse, ilişki şemalarının gelişimine tekabül eder.

    Bu içsel çalışma modelleri ya da bağlanım türleri dört tanedir:

    1. Güvenli Bağlanım: Anne çocuğun tepkilerine duyarlı , anında tepki veren ve teskin eden; çocuğun ilişki ihtiyacını kabul eden , ama çocuğun ilgisi çevredeki nesnelere yayıldığında da destekleyen sağlıklı bağlanım.

    2. Güvensiz /Kaçınıcı Bağlanım: çocuğa istemeye istemeye bir ilgi. “dostlar alışverişte görsün”. Çocuğun yalnızlığını içe kapanmasını giderek pekiştirici ebeveyn tutumları (Buradaki psikodinamik: “yalnız başıma uslu uslu oynar ve annemi yardıma çağırıp rahatsız etmezsem annem beni sever ya da onun onayına mazhar olurum!”) Bu çocukların yakınlık ilişki ihtiyacına ebeveynler tarafından büyük bir ket vurulmuştur ve kendilerini reddedilmiş hissederler. Reddedilmeye dair hiç gösteremedikleri ve bir türlü ifade edemedikleri temel bir öfkeye sahiptirler. O yüzden yüzlerinde öfkelerini gizleyen bir maskeyle dolaşırlar.

    3. Güvensiz / İkircikli bağlanım: Keyfi anneler. bir var bir yoklar. bazen çok sıcak ve sevecen ve anında ilgili, teskin edici ve bazen de reddedici ilgisiz. sürekli talepkarlar ve askıntılar ve yetişkinliklerinde çevrelerine karşı ilgisiz ve meraksız. Bağlanım davranışı sistemleri , kronik olarak aktif halde. Labratuvar ortamı deneylerinde / gözlemlerde , yabancılara karşı çaresizlik davranışı içeren bir repertuvara sahipler. kaygı düzeyleri yüksek. Bağlanım kişisinden biraz uzak kaldıklarında çaresizlikleri, beceriksizlikleri, güvensizlikleri ve öfkeleri (anneye karşı) hemen su yüzüne çıkıyor ve sakinleştirilmeleri çok zor. Bu bağlanımdaki çocuklar ve sonrasındaki yetişkinler, güvensiz ve ikircikli (ambivalent), çünkü kişilik yapıları hem bir yakınlık arzusu ve hem de kızgınlık duygularının karışımından oluşmaktadır.

    4. Güvensiz-Dezorganize Bağlanım: Ebeveynlerle travmatik deneyimi olan çocuklar bunlar. Örneğin borderline kişilik gelişimi.Ebeveynlerin kendilerinin henüz çözümlememiş oldukları bir travma varken, çocuk sahibi olmaları ve bu travmayı çocuklarına aktarmaları söz konusu. Bağlanım davranışında hiç bir güvenli zemin yok. Yetişkinlikte kendi içsel bağlanım ihtiyacına tamamen ket vurma, empatik kur(a)mama (örn. anti-sosyal kişilik-sosyopati vs). Çok yüzeysel, genel, tek yönlü, katı ve biçimsel ve içinde bulundukları yaş ve gelişim evresiyle örtüşmeyen bağlanım kuruyorlar. Çocukluklarında suistimale/tacize/tecavüze uğramış ya da aşırı ihmal edilmiş çocuklar genellikler bu tipte bir bağlanım geliştiriyorlar. Klinik uygulamalarda bu bağlanım tipindekiler borderline kişilik bozukluğu ya da agorafobi tanısını sık alıyorlar. Forensik tanılar da sık konuluyor. Şizofreni tanıları da yine sıklıkla mevcut bu grupta.

    Birbirini tamamlayıcı ilişki kombinasyonları (güvenli-güvenli; kaçınıcı güvensiz-ambivalent güvensiz; dezorganize, travmatik-dezorganize,travmatik), bir yanıyla ideal partner ilişkilerini oluşturabilirler; öte yanıyla da bu partnerler birbirlerinde duygu durum küntlüğüne/katılaşmasına yol açabilirler. Özellikle kaçınıcı tipte kurulan partner ilişkilerinde. Wardetzki (2003), ambivalent tipin iki katlı kaygısından söz eder. Yakınlaşmadan duyduğu kaygı ve terk edilme kaygısı. Yakınlaşıldığında yutulacağından korkar ve kendinden uzaklaşıldığında da yalnız kalacağından. Onun partnerine olan bu ambivalent tutumu, sevgi duygularını göstermesi, vermesi ve kabul etmesinde yetersiz kalmasına yol açar.

     

  • 5 YAŞ ALTIN YAŞTIR ASLINDA

    5 YAŞ ALTIN YAŞTIR ASLINDA

    Belki de ilk çocukluk için en güzel dönemdir 5 yaş. 2 yaş gibi zorlu bir dönemi geride bıraktıktan sonra 5 yaş altın yaştır aslında. Çocukların daha olgun, sorumluluklarının bilincinde oldukları, çevreye uyum sağlamaya çalıştıkları bu yaş aileler için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. 5 yaşındaki çocuğa karşı iyi davranışlarını takdir edip, sınırlar ve kurallar konusunda tutarlı ve kararlı olursak onun gelişimi açısından olumlu sonuçlar almamız diğer yaşlara göre daha kolaydır.

    SOSYAL -DUYGUSAL GELİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Diğer yaşlara göre daha sosyal olan 5 yaş çocuğu çok rahat kendi kendine oyun kurabilir ve birçok oyuna katılabilir. Kendi başına bir grubun parçası olarak davranabilir, yönlendirilmeye ihtiyaç duymaz. Arkadaşları ile oyun oynarken üzerine düşen görevi yerine getirir ve başkalarıyla işbirliği de yapabilir. Oyunları zenginleşmiştir ve artık kurallı oyunlara uyum sağlayabilir.

    *5 yaş çocuğu oldukça yaratıcıdır ve yaratıcılığını geliştirebileceği en iyi ortam oyun ortamıdır. Çocuk arkadaşları ile dramatik oyun oynarken çeşitli rollere (anne, baba, öğretmen, doktor) girer ve bu rollerin detaylarını vurgular. Bu süreçte hem yaratıcılığını geliştirir hem de işbirliği yapabilmeyi pekiştirir.

    *Kendine güvenen 5 yaş çocuğunun bencilliği artık azalmıştır. Kendinden emindir. Uyumsuzluk ve huysuzluk dönemini geride bırakmıştır. Empati becerisi geliştiği için ve kendini daha iyi ifade edebildiği için daha iyi sosyal ilişkiler kurabilmektedir. Artık onları ikna edebilmek diğer yaşlardaki kadar zor değildir.

    *Bu yaş çocuğu sorumluluklarının farkında olduğu için genelde başladığı işi yarım bırakmadan tamamlamaya çalışır.

    *5 yaş çocuğu kolay utanır. Bu yüzden ona karşı eleştiriler yalnız ortamlarda yapılmalıdır. Eleştirinin kolay kabul edilmediği bu yaşta çocuklar olumlu geri bildirime (takdir edilme) daha iyi cevap verirler.

    *Bu yaşta kendine güveni arttığı için ailesinden bağımsız hareket etmeye başlar.

    *Cinsiyet kavramı belirgindir, kendi cinsiyetinin farkında olan 5 yaş çocuğu vücudunu ve cinselliği merak edip, sorgulayabilir.

    SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLEYEBİLİRİZ

    *Yaşıtlarıyla vakit geçirebileceği ortamlar sunabiliriz.

    *Oyunun faydalarından bahsettik. Biz de onun oyunlarına katılıp gelişimini olumlu yönde destekleyebiliriz. Kurallı oyunları öğrenebilmesi için birlikte yaşına uygun oyunlar oynayabiliriz.

    *Eleştirilerimize dikkat edip, iyi/güzel davranışlarını daha sık takdir ederek pekiştirebiliriz.

    *Duygularını ifade edebildiği bu dönemde onunla bol bol sohbet edebiliriz.

    *Merak ettiği konularda onunla yaşına uygun kısa konuşmalar yapabiliriz. Bize yönelttiği sorularını kafasını karıştırmayacak şekilde cevaplayabiliriz.

    *Sorumluluk almaktan keyif alan çocuğumuza bu davranışlarını pekiştirmesi için küçük sorumluluklar verebiliriz.

    DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    5 yaşındaki çocuk artık karmaşık ve uzun cümleler kurabilir, akıcı ve seri konuşabilir. Genel olarak bütün sesleri çıkartabilir ve konuşması herkes tarafından anlaşılırdır. Duyduklarını tekrarlamakta sıkıntı yaşamaz. Uzun uzun hikayeler anlatabilir. Dil gelişimi artık iyi seviyede olan bu yaş grubundaki çocuklar kendilerini rahat rahat ifade edebilirler.

    DİL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLERİZ

    *Düzenli olarak kitap okumak kelime haznelerinin gelişimine yardımcı olurken aynı zamanda kitap okuma alışkanlığı kazanmalarına da zemin hazırlar.

    *Onlar için yeni olan ve anlamını sordukları kelimeleri açıkladıktan sonra cümle içinde kullanmak öğrenmeleri açısından faydalı olabilir.

    *Günlük sohbetler de dil gelişimlerini olumlu anlamda desteklemektedir.

    *Tekerlemeler, bilmeceler bu yaş grubunun ilgisini çekerken dil gelişimine de hem telaffuz hem kelime dağarcığı açısından faydalı olmaktadır.

    BİLİŞSEL GELİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *5 yaş çocuğu bazı basit soyut kavramları (rüya) anlayabilir fakat hala soyut düşünemez.

    *Yaratıcılığı oldukça gelişmiştir.

    *Problem çözme becerileri gelişmiştir, size alternatifler sunabilir.

    *Artık şakaları anlayabilir ve kendisi de şakalar yapabilir.

    *Neden-sonuç ilişkisini kavrayabilir.

    *Zaman kavramını daha iyi anlar. Haftanın günlerini sayabilir.

    *Nesneleri bilir.

    *Renkleri, rakamları, geometrik şekilleri tanır ve kopyalayabilir.

    *İnsan çizebilir.

    BİLİŞSEL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLERİZ

    *Günlük hayatımıza devam ederken bilişsel gelişimini göz önünde bulundurarak çeşitli aktiviteler yapabiliriz.

    *Sohbet ederken neden-sonuç ilişkisini , zaman kavramını vurgulayabiliriz.

    *Hikayeler anlatmasını isteyerek, dramatik oyunlar oynayarak yaratıcılığını geliştirmesini destekleyebiliriz.

    *Kitap okuyarak sadece dil gelişimini değil bilişsel gelişimini de destekleyebiliriz.

    *Şakalarla mizah anlayışının gelişmesine zemin oluşturabiliriz.

    PSİKOMOTOR GELİŞİMİNİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *5 yaş çocuğu artık daha dengelidir, daha hızlı ve esnek hareket edebilir.

    *Tek ayak üzerinde uzun süre dengede durabilir, parmak ucunda yürüyebilir, zıplayabilir.

    *Çizgi üzerinde yürüyebilir.

    *Müziğin ritmine göre dans edebilir.

    *Kendisi giyinebilir, düğmelerini bağlayabilir.

    *Çatal-kaşık kullanabilir.

    *İnce motor becerileri de geliştiği için kalemi daha iyi tutabilir.

    *Çizginin dışına taşırmadan boyama yapabilir.

    ÖZBAKIM BECERİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    5 yaş çocuğu artık bir çok ihtiyacını kendisi karşılayabilecek durumdadır.

    *Tuvalet ihtiyacını kendisi karşılayabilir.

    *Elini yüzünü yıkayabilir, dişlerini fırçalayabilir.

    *Yardım almadan tek başına banyo yapabilir.

    *Kıyafetlerini hava durumuna göre kendisi seçebilir.

    *Kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyip çıkarabilir.

    *Üzerinden çıkardığı kıyafetlerini katlayabilir.

    *Yemeğini yardımsız yiyebilir.

    Özbakım becerilerini tek başına yapabilmesi için ona ortam sunup, fırsat vererek destekleyebiliriz. Yapamadıkları durumlarda eleştirmek yerine bir sonraki deneme için cesaretlendirmek daha doğrudur.

    Birçok zorlu dönemi geride bırakıp 5 yaşına gelen çocuğunuz için bu dönemi iyi değerlendirip bir fırsata çevirmek sizlerin elinde. Doğru tutum ve davranışlarla güzel sonuçlara ulaşabilmeniz dileğiyle…

  • Gelişimin dönüm noktaları: bebeklerde diş çıkarma

    Bebeklerde Diş çıkarma

    Diş çıkarma, tüm bebeklerin aynı anda yaşadığı dönüm noktalarından değildir. O dişsiz sırıtmadan, bir ağız dolusu parlak dişe geçiş, ufaklığınızın üç yıla kadar yaşayabileceği bir olgunlaşma törenidir. İlk diş kendini gösterir göstermez, resimler çekerek veya bu adımı bebeğinizin kitabına not ederek bir kutlama yapın.

    Ufaklığınız 3 yaşına geldiğinde, kendi kendine fırçalayabileceği bir ağız dolusu dişi olacak ve öz bakım yolunda önemli bir adım atacak. (Tabii ki, kendi başına pek de iyi bir iş çıkaramayacağı için, 6 yaşına gelene kadar ona yardımcı olmanız gerekecek.)

    Dişler ne zaman gelişir?

    Bu yolculuk rahimde başlar. Siz hamileyken, bebeğiniz bebek dişlerinin (veya süt dişlerinin) temelini oluşturan diş tomurcuklarını geliştirir. Bazı bebekler tek bir dişle doğar veya yaşamlarının ilk birkaç haftasında bir diş çıkarır. Ancak, bebeklerin büyük çoğunluğu ilk dişlerini 4 ila 7 aylıkken çıkarır.

    Bebeğiniz erken gelişim gösteriyorsa, ilk beyaz ucu (genellikle alt orta dişlerden birinde) 3 aya kadar erken bir dönemde görebilirsiniz. Bebeğiniz geç gelişim gösteriyorsa, bir yaşına, hatta daha sonrasına kadar beklemeniz gerekebilir. Son dişler (ağzın en arkasında alt ve üst kısımda bulunan ikinci azı dişleri) genellikle ikinci doğum gününde yerleşmeye başlar.

    3 yaşına vardığında, çocuğunuzun 20 süt dişi tamamlanmış olmalıdır.

    Dişler nasıl gelişir?

    Bazı bebekler diş çıkarma sürecini çok kolay atlatırken, birçok bebek bu dönemde zorluk ve rahatsızlık yaşar. Diş çıkaran bebeğinizde görebileceğiniz belirtiler:

    Salya akıtma (ki yüzde kızarıklığa neden olabilir)

    Diş etinde şişme ve hassasiyet

    Huzursuzluk veya huysuzluk

    Isırma davranışı

    Yemeği reddetme

    Uyku sorunları

    Diş çıkarma beraberinde hafif bir ateş veya mide rahatsızlığı da getirebilir. Bebeğinizin ateşi 38,3 dereceden yüksekse ve ishal ya da sizi endişelendirecek başka herhangi bir belirti varsa, bunu diş çıkarma sürecine bağlamayın. Doktorunuza danışın.

    Çoğu bebek, yeni dişlerini şu sırayla çıkarır: Önce alt ortada iki diş, sonrasında üst ortada iki diş ve ardından yanlardaki ve arkalardaki dişler gelişir.

    Peki, sonra?

    Süt dişleri çocuğunuzun kalıcı dişleri gelişmeye hazır olana – genellikle 6 yaş civarına – kadar düşmez.

    Siz ne yapacaksınız?

    Dişlerin gelişimi konusunda yapabileceğiniz bir şey yok ama sürecin onu rahatsız ettiğini düşünüyorsanız, bebeğinizi rahatlatmak için bazı adımlar atabilirsiniz. Ona diş halkası veya buzdolabında soğutulmuş ıslak bez gibi çiğneyebileceği bir şey verin. Aynı zamanda, elma püresi veya yoğurt gibi soğuk yiyecekler de onu rahatlatabilir.

    Diş etlerine masaj yapmak da rahatsızlığı giderebilir – ellerinizi yıkadıktan sonra, diş etlerini parmağınızla nazik ama sert bir dokunuşla ovun. Uygulayacağınız basınç sayesinde, bebeğinizin alttan gelen diş yüzünden hissettiği baskıyı dengeleyebilirsiniz.

    Bu yöntemlerden hiçbiri işe yaramazsa, doktorunuz ağrıyı ve yangıyı hafifletmek için bebeklere uygun bir ilaç (parasetamol) verebilir

    Bebeğinizin dişleri çıkmaya başladığında, onları temiz tutmak sizin görevinizdir. Dişler çıkmaya başlar başlamaz, macunsuz olarak bebek fırçasıyla dişlerini günde iki kez fırçalayın. Bebeğiniz 2 yaşına geldiğinde diş macunu kullanabilirsiniz.

    Çocuğunuzun birden fazla dişi çıktığında, diş fırçasıyla tüm diş yüzeylerine ulaşamıyorsanız, diş ipi kullanmanın zamanı gelmiştir. Bebeğinizi asla biberonla uykuya yatırmayın (tabii biberon suyla dolu değilse). Bebek maması ve anne sütündeki şekerler tüm gece dişlerinde kalacağından, biberon çürüklüğü adı verilen bir rahatsızlığa yol açabilir.

    Bu durumdan kaçınmak ve çürük riskini azaltmak için kullanabileceğiniz diğer bir yöntem de, bebeğinizi gerekli koordinasyon becerisini kazanacağı birinci doğum günü civarında biberondan bardağa geçirmektir. Ayrıca, biberonda olduğu gibi dişlerin uzun süreyle şekere maruz kalmasına ve zarar görmesine neden olabileceğinden, alıştırma bardağı kullanmaktan da kaçınmanız gerekebilir.

    18 ay civarında, çocuğunuz dişlerini kendi başına fırçalamayı öğrenmeye hazır olabilir. Henüz diş fırçasını kullanmak için gereken çevikliği veya konsantrasyonu kazanmadığı için, ona yardımcı olmanız gerekir.

    Dişleri belirli bir yönde fırçalamanıza gerek yoktur. Yalnızca dişleri her türlü yemek artığından temizlemeye çalışın. Çocuğunuz diş macununun tadını sevmediyse, başka bir marka deneyin.

    Çocuğunuza tatlı vermekten kaçının. Tatlı yediği durumlarda ise (örneğin bir doğum günü partisinde), yedikten hemen sonra dişlerini fırçalamayı ihmal etmeyin.

    Ne zaman endişelenmek gerekir?

    Birinci yaşın sonunda, herhangi bir diş gelişimi görmediyseniz, bu durumu çocuğunuzun 12 ay sağlık kontrolünde doktorunuza iletin. (Prematüre bebekler, diş gelişimini birkaç ay geriden takip edebilir.)

    Çocuğunuzda diş çıkarmanın tüm belirtileri – yoğun salya akıtma, diş etlerinde şişme – varsa ama olağandışı bir ağrı da görülüyorsa, doktorunu arayın (ağlamanın kontrol edilememesi önemli bir ipucudur). Diş çıkarma süreci, bebek için işkenceye dönüşmemelidir.

    Bebeğim henüz diş çıkarmaması normal mi?

    Bebekler ilk dişlerini çok farklı yaşlarda çıkarır. Ender durumlarda, bebekler dişle doğabilir – ya tek bir “doğum dişi” (ki ya düşer ya da boğulma tehlikesini önlemek için çekilir) veya çok erken gelmiş gerçek süt dişleri görülebilir. Öte yandan, bazı bebeklerin ilk dişi bir yaşına kadar çıkmayabilir. Bebeğiniz bu aralığın herhangi bir noktasındaysa bu kesinlikle normaldir.

    Bebekler ortalama 6 ayda diş çıkarırlar.ama ben 2.5-3 ayda çıkaranı gördüğüm gibi, ilk dişini 16 aylıkken çıkaran bebekte gördüm.

    Bebeğinizin ilk dişi 12 ila 15 aylıkken belirmediyse, büyük olasılıkla bir pediatrik diş hekimine yönlendirilmesi gerekecektir. Dişlerin çıkmak için doğru konumda olup olmadığını kontrol etmek için röntgen çekilmesi gerekebilir. Bebeğinizin diş gelişiminin gecikmesi genel gelişimi açısından herhangi bir sorun olduğu anlamına gelmez.

    Ebeveynler özellikle 3. ay civarında bebeğin salya akıtmasını ve çiğneme davranışını diş çıkarmanın bir göstergesi olarak görür. Ancak, bunlar aslında bu yaştaki bebeklerin tipik davranışlarıdır ve her zaman diş çıkarmanın belirtileri olmayabilir.

    Bebeğim sürekli bir şeyleri ısırıyor. Neden?

    Diş çıkarıyor olabilir mi? Bazı bebekler can sıkıntısından değil, diş etleri kaşındığı içim ısırma davranışı sergiler. Durum böyleyse, ona çiğnemesi için buzdolabında soğutulmuş havuç veya soğuk bir diş halkası verin.

    Isırma davranışının nedeni çıkmaya çalışan dişler değilse ve çocuğunuz belirli bir şey için huzursuzlanmıyorsa (ki bu huzursuzluk da ısırma davranışına neden olabilir), bu davranışa alışkanlık haline gelmeden son vermeye çalışın.

    Çocuğunuz bir şeyi ısırdığında hiç kimsenin gülmemesini ve kardeşleri dâhil hiç kimsenin ısırmayı bir oyun olarak göstermemesini veya bebeğinizi “sevgiden ısırmamasını” sağlayın. Ayrıca, bebeğinizin ısırma davranışını onun taleplerine uymak için bir bahane olarak kullanmayın. Gündüz bebeğinizle olan bakıcıların bu yaklaşımınızı anladığından ve takip ettiğinden emin olun.

  • Çocuğunuzun Gelişimi Yaşı ile Uyumlu mu?

    Çocuğunuzun Gelişimi Yaşı ile Uyumlu mu?

    Bebeğin varoluşunun gereği ruh sağlığının gelişimi yanında bir de fizyolojik gelişimi vardır;
    Fizyolojik Gelişim; belirli bir sırayı takip eder hiç bir şey zamanından önce ya da sonra olmaz. Hazır bulunuşluk ilkesi bunu gerektirir.
    Gelişim belli bir sırayla baştan ayağa ; içten dışa doğru uzanır.Önce iç organlar,sonra dış organlar gelişir.Başını tutamayan bebek oturamaz örneğin.
    Genel normlara göre bebeklerden beklediğimiz gelişime göre şunları izleyiniz:
    0-12 ay:
    -Yüz yüze bakışıp gülüşüyor mu?
    -Çıngırağı kavramak için uzanıyor mu?
    -Renkli nesneleri gözüyle takip ediyor ve arkanıza sakladığınızda yok olmadığının orada olduğunun farkında mı?
    -Kahkaha atabiliyor mu?
    -Tıkırtı gürültü gibi duyduğu seslere doğru dönüp bakar mı?
    -Yüz üstü yatırdığınızda göğsünü kollarından destek alarak kaldırabilir mi?
    -Yattığı yerde tam tur dönebilir mi?
    -Kendi başına bisküvi ekmek yiyebilir mi?
    -Heceleme biçiminde değil de bilinçli olarak anne-baba kelimelerini kullanabilir mi?
    -Hiçbir yere tutunmadan 5-6 sn ye kadar ayakta durabilir mi?
    Eğer bebeğiniz 1 yaşını doldurmuşsa bu becerilere sahip olmuş olması beklenir.
    24-36 ay:
    Bardaktan tek başına su içebiliyor mu?
    Evde işlere yardım edebilir mi? (Artık sofra kurarken ondan basit yardımlar alabilirsiniz)
    Kendisi hem çatal hem kaşığı kullanarak tamamen yemek yiyebilir mi?
    Kıyafetlerinin alt parçalarını (pijama vs) giyebilir mi?
    Adını soyadını söyleye bilir mi?
    Aile dışındaki bireyler tarafından konuşmaları net şekilde anlaşılabiliyor mu?
    Ayağını yerden keserek zıplayabilir mi?

    Ayaklarını yere sürümeden, pedal çevirerek bisiklete binebilir mi?
    Bebeğiniz 3 yaşını doldurmuşsa bu becerilere sahip olmuş olması beklenir.
    36-60 ay:
    -Kıyafetlerinin alt parçalarını kendisi giyinebilir
    -Ters de olsa kıyafetlerinin üst parçalarını kendisi giyinebilir.
    -Legolarla inşa ettiğiniz basit şekillerin bakarak aynısını yapabilir.
    -Kaba hatları ile uzuvları yerli yerinde insan resmi çizebilir.
    -Acıkınca , yorulunca ne yapman gerekir sorularına cevap verebilir.
    -Basit kelimelerin zıddını bilir(gece-gündüz, büyük küçük gibi)

    Bu yaş aralığı özellikle kritiktir, ebeveynin çocuğun yapamayacağını düşünerek ya da daha iyi anne olma kaygılarıyla çocuğun yerine yaptığı her türlü eylem onun girişimcilik duygusunu zedeleyecektir.Anneye bağımlı hale gelecektir.

    5 yaş itibariyle;
    Kendisi düğmelerini iliklemek dahil tamamen giyinebilir.
    İnsan resmi çizebilir (Baş gövde bacak olan resim yeterli kabul edilir)
    Tek ayağının üstünde (hem sağ hem sol) hiçbir yere tutunmadan 6-7 saniye kadar durabilir.
    Genelde 1 yaşına kadar normal gelişim göstermiş, gelişim görevlerini zamanında tamamlamış çocuklar da sonradan gelişim geriliği ortaya çıkmaz.

    Gelişimi sekteye uğratabilme ihtimali olan sıklıkla 6 aydan 5 yaşa kadar karşılaşılan ; febril/ afebril konvülsiyonun kalıcı etkisi harici durumlarda;
    Çocukların ebeveyn tarafından deneyimsiz bırakılması halinde gelişim gecikmiş gibi değerlendirilebilir. Bu yalancı bir gecikme durumudur. Ebeveynin kendi kaygılarından arınarak çocuğunun deneyimler yaşamasına fırsat vermesi normal gelişim düzeyine yaklaşması için çocuğun yerine yapması değil,yeteri kadar destekle kendisinin deneyim yaşamasına fırsat vermesi,çocuğun başarmışlık duygusunu tatmasını sağlaması yerinde bir tutum olacaktır.
    Eğer uygun tutumlarınıza rağmen çocuğunuzun gelişimi yukarıda belirtilen genel Dünya normlarından farklılık gösteriyor ise hiç vakit kaybetmeden çocuğunuzun gelişim değerlendirme ve takibini yaptırmanız erken teşhis ve erken müdahale açısından büyük önem arz eder.

  • Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluk

    Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluk

    Otizm Nedir?

    Otizm, yaşamın erken dönemlerinde başlayan ve yaşam boyu süren; sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişimde gecikmeye neden olan nörobiyolojik kökenli bir bozukluktur. Ortaya çıkan sendromun şiddeti ve problem davranışların bir araya gelme şekli her çocukta farklıdır.

    Otizm; Ruhsal Bozukluklar Tanı ve İstatistik El Kitabı’nda (DSM- 5) Yaygın Gelişimsel Bozukluklar başlığı altında tanımlanır.

    Yaygın gelişimsel bozukluklar başlığı altında otizmden başka yer alan bozukluklar şunlardır: Rett sendromu, asperger sendromu, çocukluğun dezintegratif bozukluğu, başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk.

    Otizmin Temel Belirtileri Nelerdir?

    Otizmde görülen belirtiler üç temel grupta yer alır.

    Toplumsal ilişkilerin gelişiminde bozukluk.
    Sözel ve sözel olmayan iletişimde bozukluk, sembolik oyun da dahil olmak üzere hayal gücünden yoksunluk.
    Takıntılı, tekrarlayıcı davranışlar; ilgi alanının kısıtlılığı ve darlığı.

    Otizimli Bir Çocukta Hangi Özellikler Gözlenir?

    Etkileşim içinde olmaktansa yalnız kalmayı, kendisi için ilginç olan bir tür faaliyet içinde olmayı yeğler.
    Çoğunlukla insanları değil de obje ve cansız varlıkları tercih eder.
    Sözel veya sözel olmayan (yüz ifadesi gibi) birtakım ifadelere tepki vermeyebilir.
    Göz teması zayıftır.
    Huzursuz görünür.
    İnsanları araç olarak kullanır.
    Kendisini karşısındaki insanın yerine koyamaz; vücut dilini kullanma ve anlamada sorunları vardır. Örneğin kişinin kaşlarını çatması onun için anlam taşımaz.
    Sembolik oyunlar denilen evcilik, doktorculuk gibi etkinlikler onun için cazip değildir.
    Genelde oyuncaklarla amacına uygun oynamak yerine detaylarla ilgilenir. Örneğin, oyuncak arabayı yerde sürmek yerine saatlerce tekerleklerini döndürmekten zevk alır.
    Eşyaları dizme eğilimi çok tipiktir. Yap-bozun parçalarını yerleştirmek yerine parçaları yan yana dizmek onun için daha eğlenceli olabilir.
    Parlayan yüzeyler, ışık, gölge, dönen cisimler (pervane, vantilatör, saat), insanların saç ve sakalları, nesnelerin parçaları (kapı kolu, düğmeler), hareketin kendisi (sürekli olarak kapıyı açma kapama) ilgisini çekebilir.
    Diğer çocuklar üzerinde etkili olan birtakım motive ediciler bu çocuklar üzerinde aynı etkiyi yapmaz.
    Yaşadıkları duygular anında ve kesindir, ihtiyaçlara odaklıdır.

    El-kol sallama, parmakların hareketlerini izleme, ayak parmakları ucunda yürüme, kendi etrafında dönme gibi hareketler çok tipiktir.

    Gündelik yaşamdaki değişikliklere karşı direnç gösterir (yemek masasında oturduğu yerin değişmesi gibi). Şiddete başvurabilir. Hayatın akışındaki her şeyin hep aynı kalmasını talep edebilir (okula her gün aynı yoldan gitmek gibi).

    Bazı ses, doku ve tatları çok rahatsız edici bulabilir. Evde oturup gürültülü bir filmi izlerken dışarıdan gelen bir motosikletin sesini fark etmeyebilirsiniz bu nedenle onun aniden kulaklarını kapaması ve hırçınlaşması size çok anlamsız gelebilir. Kimi otistikler pütürlü yiyecekleri yiyemez, kimisi krem süremez, oyun hamuru, kum gibi bulaşabilen nesnelerle oynamaktan kaçınır.

    İletişim için konuşmayı kullanmazlar. Kullandıkları kelimeler çok sınırlıdır ve genellikle etrafında sık duydukları kelimeleri kullanırlar.

    Otizimli çocukların yaklaşık yarısı konuşma becerisini hiçbir zaman geliştiremez. Konuşabilen çocuklar ise zamirleri karıştırır, kendisine “ben” yerine “sen” der, annesinden süt istediğinde “anne süt ver” değil de “süt istiyor musun ?” diyerek ister.

    Anında/gecikmeli ekolali görülür. Annesinin o anda söylediği “elini yıka” cümlesini monoton ve mekanik sesle tekrarlar. Annesi bir şeyler anlatmaya çalışırken daha önce duymuş olduğu “hayatın gerçek tadı” gibi ilgisiz bir reklam sloganını tekrarlayabilir.

    Gezmeyi, özellikle otomobil ile dolaşmayı, suyla oynamayı severler. Saatlerce akvaryumdaki balıklara bakabilirler.

    Genelde yeme bozuklukları vardır. Bazıları yenmez şeyleri yemekten hoşlanabilir.
    Elektronik eşyalara ve mutfak eşyalarına çok ilgi duyabilir, deterjan kutuları ve bunun gibi şeyleri toplayabilirler.

    Müziğe aşırı ilgi gösterebilirler. Reklam ve video kliplere çok düşkün olup akranlarının izleği çizgi filmlere ilgi göstermeyebilirler.

    Çevresindeki tehlikelerin farkında değildir. Yoğun trafikte karşıdan karşıya koşar, korku duymaksızın yüksek bir duvar üzerinde yürüyebilir. Sıcak nesnelere veya cam kırığına dokununca neler olacağını öngöremeyebilir.

    Çevresine/ kendisine zarar veren davranışlar sergileyebilir; kızdığı, endişelendiği, başarısız olduğu zamanlarda eşyaları fırlatma, çığlık atma, saçlarını çekme, yüzünü tırmalama, ellerini ısırma, başını duvara veya yere vurma gibi hareketler ve öfke nöbetleri görülebilir.
    Bazı yetenekleri arasında büyük uçurumlar olabilir. Motor gelişimde yaşına uygun hatta yaşının üstünde birtakım beceriler gösterebilirken, sosyal gelişimde ancak çok ufak bir çocuğun sosyal becerilerine sahip olabilir.

    Otizm ve Üstün Yetenek
    Soyutlama yetisi gerektirmeyen, belleğe dayalı becerilerde üstün özellikler gösteren bireyler tüm otistik grubun %10’u kadardır. Birçok yönden eksiklikleri de olan bu bireyler; matematik, sanat, müzik, mekanik gibi alanlarda üstün yeteneklere sahiptirler. Kendi kendine okuma yazma öğrenebilme, okuduğunu anlamadan akıcı bir şekilde okuyabilme (hiperleksi), kısa sürede ezberleme gibi yetilere de rastlanmaktadır. Otistiklerin % 10-20′ si aynı zamanda hiperleksiktir. Bu otistik çocuklar çok küçük yaşta, örneğin 2-3 yaşlarında kendi kendilerine okumayı öğrenirler, ancak okuduklarından anlam çıkaramazlar. Hiperleksik ve otistik olan çocukların daha az hiperaktif ve daha az beceriksiz olduğu saptanmıştır. Genellikle zekâları yüksek otistiklerde ve erkeklerde on kez daha fazla görülür. Hiperleksik bir çocuğu teşvik etmemek, yaşına uygun oyunlara ve erişkinler tarafından yönlendirilen sosyal etkinliklere yöneltmek gerekmektedir. Okuma yeteneğinden yararlanarak eğitiminde yazılı materyal kullanılabilir.
    Tanı ve tedavi

    Çocuğunuzda yukarıda sıralanan belirtiler varsa mutlaka bir uzmana başvurmanız gerekir. Ayırıcı tanıyı çocuk psikiyatri uzmanları koymakla beraber sizlerden mutlaka tanıya yardımcı test ve gözlemler isteyecektir. Tanı aşamasından sonra gerekiyorsa ilaç desteği ile beraber mutlaka bireysel eğitime de başlanmalı; çocuğunuzun gelişim alanlarını destekleyecek sosyal, iletişimsel, motor, zihinsel ve konuşma becerisi ile ilgili eğitimi zaman kaybetmeden planlanmalıdır.

  • ÇOCUKLARIN GELİŞİM DÖNEMLERİNE UYGUN DAVRANIŞLARI GELİŞTİRME VE  SONLANDIRMA

    ÇOCUKLARIN GELİŞİM DÖNEMLERİNE UYGUN DAVRANIŞLARI GELİŞTİRME VE SONLANDIRMA

    Çocukların gelişim dönemlerine dair bir çok teori vardır. Freud, Erikson, Bowlby, Piaget,

    Maslow ve Rogers gelişim dönemi kuramcılarıdır. Hepsinin temelini incelediğimizde çocukların

    gelişim dönemlerinin fiziksel gelişiminin sevgi ve güven duyguları ile harmanlanıp olumlu veya

    olumsuz olarak değişkenlik gösterebileceğini ve kişilik yapılanmalarını bu yönde

    etkileyebileceğini anlatırlar. Yeni nesil anne babalar daha bilinçli bir şekilde çocuklarının

    sinyallerini izleyerek çocuklarını gelişimsel olarak desteklemeye önem veriyorlar. Ancak ne

    zamanki ağlama süreleri uzuyor veya başa çıkmakta zorlandıkları bir tepki meydana çıkıyor o

    noktada geleneksel anneanne yöntemleri daha ön plana çıkmaya başlıyor.

    Bu noktada ne yapmalıyız? ‘biz sizi böyle büyüttük’ garantili anneanne önerileri mi? ‘en

    çok satanlar’ listesine girmiş kitaplara mı uymalıyız? Ya da internetteki anne blogları, arkadaş

    toplantılarındaki tecrübeler mi doğru? Belki de danışmanlık aldığınız bir pedagog önerisi daha

    mantıklı geliyordur kulağa… Tüm bu kafa karışıklığında anne babalar çocuğu ve kendi seslerini

    dinlemeyi unutabiliyorlar. Bazen de endişeyle çocuğun yaşına uygun sonlandırılması gereken bir

    davranışını devam ettirebiliyorlar. Örneğin emzirme, tuvalet alışkanlığını kazandıramayıp bez

    bağlamaya devam etme, tek başına uykuya dalamama; ayakta sallama, emzik verme, kendi

    özbakımı ile ilgili müdahale etme; yemek yedirme, üzerine giydirip çıkarma, elini ağzını yıkama.

    Birçok dönemin sonlandırılması için bir yaş sınırı vardır. Ancak çocuğun hazır olup

    olmadığını da takip etmek önemlidir. Örneğin 18 aylıkken çocukların üriner kaslarının geliştiğini

    biliriz. Ancak her çocuğun idrarını 18 ay itibari ile kontrol etmeyi öğrenebileceği anlamına

    gelmemektedir bu. Bu yazının amacı daha çok bu gibi durumların uzamasının aslında ebeveynlerin

    süreçle başa çıkmakta zorlanmasından kaynaklanan gecikmelere bir yüzleştirme yapmaktır. Gece

    sık uyanmak istemeyen anne veya baba çocuğu gece bezden kesmeyi erteleyebilir. Ya da

    temizlikle ilgili takıntıları olan ebeveyn çocuğun kendi başına yemek yemesine izin vermez hep o

    yedirir. Veya ağlamasına dayanamayıp meme ya da emziği bıraktırmakta zorlanabilir bazı anneler.

    Bazı vakalarda da yıllar öncesinde memeden kesilmesine rağmen çocuğun teklifi üzerine meme

    emmesine izin veren anneler de aslında çocuklarına sınır koymanın bu aşamada önemli olduğunu

    bilememektedirler. Durumu daha çok duygusal yakınlık olarak değerlendirmek bu aşamada

    istediğimiz bir düşünce tarzı değil.

    Çocuğun kendine güveni olan bir birey olarak yetişmesi, anneye duygusal olarak yapışık

    olmaması çok önemli durumlardır. Bunun için ise mümkün mertebe her konu ile ilgili çocuğun

    kendi yapabileceği noktaya kadar ona fırsat tanımak bu noktadaki en önemli faktör. Anne

    babaların ise çocuğun yapamadığı kısımla ilgili onun yerine yapmayıp, yapabilmesi için destek

    olmayı öğrenmeleri çocukları için yapabilecekleri en büyük iyilik olacaktır.

    Peki nasıl bıraktırıcaz bezi, memeyi? Veya kendi başına uyumasını nasıl sağlayacağız

    soruları ise en çok cevap arananlar arasında. Her çocuğun mizacı da sürece önemli miktardı dahi

    olmaktadır. Bu sebeple çocuğun karakterini göz önünde bulundurarak izleyeceğiniz yola karar

    vermenizi tavsiye ederim. Eğer birden fazla konuda sorun yaşıyorsanız tek tek ele almanız da

    sağlıklı olacaktır. En önemli nokta izleyeceğiniz yola karar verip o yolda tutarlı bir şekilde devam

    etmek. Çocuğunuzun memnun olmayacağı, ağlayacağı zamanlar olacaktır. Bunları kabul etmeyi

    öğrenmeli ve ona destek olmalı. Nihayetinde en sevdiği, rahatladığı, sakinleştiği, huzur bulduğu

    bir nesneden ayrılacak. Kendini güvensiz hissedeceği zamanlar olabilir. Bu zamanlarda ona

    kızmak cezalandırmak onu görmezden gelmek onun için sağlıklı olmayacağı gibi başka sorunlara

    da yol açılabilir. Diğer bir öneri ise eğer çocuğunuzla güvensiz bir ilişkiniz olduğuna inanıyorsanız

    veya çocuğunuzun kaygılı bir yapısı olduğunu düşünüyorsanız belki bu gibi önemli gelişim

    aşamalarında bir uzmandan destek almanız karşılaşabileceğiniz sorunların üstesinden gelmenizde

    size daha yardımcı olabilir.

    Unutmayın ki herşey kararında ve zamanında olunca onlar için daha güzel olacak

  • Psikomotor gerilik ve mental retardasyon zeka geriliği

    Normal motor gelişimde; baş kontrolü 3. ayda, desteksiz oturma en geç 8. ayda yürüme 15. ay bitene dek olması beklenir. İnce motor gelişimde ise objeye uzanma 6. aya dek gelişmeli, baş ve işaret parmağı ile küçük objeleri yakalama 9. ayda olmalıdır. 12-18 aylik dönemde kağıda karalama yapma, 2 yaş civari dik çizgiyi kopyalama, 3 yaşta daire çizme, 4 -4.5 yaşta üç kısımlı adam ve gösterilen kareyi çizme, 5 -6 yaş döneminde altı kısımlı adam ve kare çizme beklenir. Miyelinizasyon tamamlandığı iki-üç yaşta düğme ilikleme gibi ince, koşma zıplama gibi kaba motor hareketler kolaylaşır. Üç yaşta kendi başına merdiven inip çıkma oldukça beceriklidir. Dört- beş yaş döneminde tek ayak üstünde 5-10 saniye durabilir. Altı yaşta geri geri adımlayabilir.

    Normal mental gelişimde; 0-1 ayda yüze ve ışığa bakma, zil sesine tepki; 1-3 ayda gülümseme, agulama, göz takibinin 90-180 derece olması; 3-6 ayda agulama, sesli gülme; 6-9 ayda hece tekrarı, ismine dönüp bakma; 9-12 ayda özgül olmayan anne baba deme; 12-18 ayda özgül anne baba deme; 18-24 ayda vücut kısımlarını bilme ;24 ayda iki kelimelik cümle kurma; 2-3 yaşta gösterilen resmin adını söyleme (kedi,köpek,at,adam,kuş vs); 3-4 yaşta tam anlaşılır konuşma, bir işlev bilme, zıt anlamları bilme (sıcak-soğuk, büyük-küçük vs); 4-6 yaşta sözcük tanımlama (örn masa nedir?),tanımlanan sözcük ve zıt anlamları bilmede artış beklenir.

    Kişisel sosyal, ince motor,dil ve kaba motor alanlardan en az ikisinde belirgin gelişme geriliği durumu ‘psikomotor gerilik’ olarak tanımlanır. Sıklığı %5-10’dur. İlk beş yaşta bu terminoloji kullanılırken beş yaş sonrası dönemde ‘mental motor gerilik’ olarak adlandırılmaktadır. Altta yatan birçok neden olabilir. Kromozom anomalileri (down sendromu, frajil X),doğumsal metabolik hastalıklar, beyin gelişim bozuklukları, annenin kronik hastalığı ve gebelikte maruz kaldığı riskler, prematürelik, zor doğum ve doğumda oksijensiz kalma, santral sinir sistemi enfeksiyonları, malnütrisyon, geçirilmiş kafa travması bu duruma yol açabilir.

    Zeka geriliğinin toplumdaki sıklığı %2-3’dür. Sınır, hafif, orta, ağır ve çok ağır zeka geriliği olarak sınıflanır. Hastaların %80’i hafif zeka geriliği, %10’u orta zeka geriliği, %1-2’si ağır zeka geriliği grubundadır.

    Bazı hastalarda tüm basamaklarda gerilik olarak değil izole dil geriliği veya izole motor gerilik görülebilir. Diğer gelişim alanları normal olup motor gecikme (baş kontrolü, desteksiz oturma ve yürümede gecikme) gösteren süt çocuklarında sıklıkla hipotonisite (gevşeklik) mevcuttur. Bir kısmında ise kas hastalığı kendisini motor gelişim geriliği (özellikle yürümede gecikme) olarak gösterir.

    Altı ay ile 6 yaş arası çocuklarda Türk çocuklarına göre standardize edilmiş Denver II gelişim tarama testi kullanılarak kişisel sosyal, dil, ince ve kaba motor alanlarda yaşıtlarına göre durumu incelenmektedir. Altı yaştan sonrası çocuklarda WISC-R testi ile IQ değerlendirmesi yapılmaktadır.

  • Çocuklarda motor gelişim

    Gelişme; anlama, ifade etme, hareket ve günlük yaşam becerileri gibi alanlarda işlev kazanma sürecidir.

    Bebek anne karnında yaklaşık 40 haftalık bekleme süresi sonrası farklı bir dünyaya adımını atar. Bebeğin genetik tüm özellikleri onun sağlıklı doğması, normal zihinsel fonksiyonların devamını belirleyecektir. Gelişme süreci doğumdan sonra değil, temel bütün özellikleri ile anne karnında başlar ve devam eder.

    Gebeliğin 5-6. aylarında bebeğin sese duyarlı hale geldiğini biliyoruz.

    Görme duyusu en son gelişir. Anne karnında bebeğin gelişiminde destek olacak temel uyaranlar işitme ve dokunma duyularıdır. Annenin bedensel ve ruhsal sağlıklı olması bebeğin sağlığını birinci dereceden etkiler.

    Çocuklarda motor-mental gelişimin değerlendirilmesi rutin pediatri pratiğinde son derece önemlidir. Normal motor-mental gelişimi, bireysel farklılıkları ve gelişimsel veya davranışsal gecikmeleri ya da bozuklukları değerlendirmek genellikle önce pratisyen hekimlerin veya çocuk hekimlerinin incelemesiyle başlar. Gelişimsel veya davranışsal gecikmeler saptandığında , hekim tarafından tanısal bir yaklaşım başlatılır . Gerekli görüldüğünde ilgili bölümlere yönlendirilir.

    Gelişimde hareketlerin evrimi genel kaba hareketlerden ince motor hareketlere, baştan ayağa ve merkezden çevreye doğru gerçekleşir. Motor hareket gelişim sürecinde önce baş tutma , sonra gövde kontrolü ve elleri kullanma daha sonra yürüme gerçekleşir.

    Gelişimsel Değerlendirme

    Sağlığın devamlılığı için temel bileşenlerden birisi gelişimsel problemlerin hemen tanımlanması ve gelişimin desteklenmesidir. Gelişimsel değerlendirmenin ilk basamağı gözlem ve gerektiğinde yakın izlemdir. Anne, baba ve/veya çocuğun yakınlarının endişelerinin paylaşılması, gözlemler, tarama testleri, öğretmen veya bakıcısının izlenimlerinin değerlendirilmesi önemlidir. Eğer ciddi veya kalıcı olabileceği düşünülen bulgular varsa gelişimsel ileri değerlendirme planları yapılmalıdır.

    Denver Gelişimsel Tarama Testi gibi standardize edilmiş tarama testleri bu değerlendirmeler sırasında kullanılır. Psikometrik testler genel bilişsel işlevlerin yanı sıra dikkat, algılama, yargılama gibi özgül işlevler hakkında da bilgi verirler.

    İnceleme ve gözlem koşulları testteki performansı etkileyecektir. Bu nedenle güvenli bir değerlendirme için sakin ve huzurlu bir ortam oluşturulmalıdır. Çocuk aç, yorgun ve korkmuş olmamalıdır. Annenin gergin olması çocuğun ve doktorun rahat olmasını engeller.

    KABA MOTOR GELİŞİM

    a-Erken Refleks Özellikleri:
    Emme ve arama refleksi bebeğin beslenmesine yönelik yenidoğan refleksidir. Moro refleksi yüksek bir sesten veya uyarandan sonra oluşabilir . Kucaklamadaki gibi hareketler ile belirlenir ve sıklıkla ağlama eşlik eder. Moro refleksi 4-6 aya kadar devam eder. Parmak yakalam ve başparmak kavrama refleksi mutlaka saptanmalıdır.

    Daha sonra ilkel refleksler normal reaksiyonlarla yer değiştirir .

    b-Bebeklerde Yerçekimi Karşıtı Kas Kontrolü

    Baş Kontrolü
    Yenidoğanın en erken kontrolü yerçekimine karşı dengeli bir duruşu devam ettirmektir. Örneğin çocuk yatar durumdan oturma pozisyonuna çekildiği zaman boyun kasları yerçekimine karşı baş kontrolünü sağlar.

    Gövde Kontrolü ve Oturma
    Yenidoğan bebek yüzüstü pozisyonunda bırakıldığında, yüzünü kolayca bir taraftan diğer tarafa çevirir. Yaşamın ilk birkaç ayında omuzlar ve üst gövdenin artan kontrolü ve ek olarak bebeğin kollarının yardımıyla göğsünü yataktan kaldırmaya çalışmasını sağlar. Alt omurga sinirleri seviyesine doğru ilerleyen gelişimle gövde kontrolü ile bebeğin oturur duruma gelişi gözlenebilir

    Baş Doğrultma ve Paraşüt Cevabı
    Baş doğrultma, gövdenin eğikliğine rağmen başı dik olarak tutabilme yeteneğidir. Genellikle 6 aylık olunca ortaya çıkar. Bebek 8-9 aylık olduğunda paraşüt cevabı geliştirir. Bu cevap gövdesi aşağı yönde, baş önde olacak şekilde aniden hareket ettirildiğinde hem kolların hem de bacakların dışarı doğru açılması şeklindedir Bu denge cevabının kazanılması santral sinir sisteminin duyu ve motor yanıtlarının entegrasyonunu gösterir. Bu gelişim süreci ile çocuk kendi başına oturma ve ayakta durmaya başlar.

    c-Hareketin Gelişimi

    Sırt üstünden yüz üstüne yuvarlanma 4-5 aylık olunca başarılabilir . Kollar üzerinde kalkabilmesi omuz ve üst gövde kaslarının yeterli kontrolü elde edildikten sonra olur. 7-9 ayda, istemli kas kontrolü kalça ve bacaklara ilerlerken çocuk dört ayak üzeri emekleme pozisyonu alarak el ve dizler üzerinde kalkmaya yeterli hale gelir. . Sonraki gelişimsel basamak destekli olarak ayakta durabilmektir. 9-10. ayda, birçok çocuk, ebeveynin elinden tutarak veya eşyaya tutunarak sıralamaya başlar. Ayakların kontrolünün giderek artması ve ayak tabanı kavrama refleksinin kaybolması, çocuğun bağımsız yürümesini sağlar. Yalnız başına 3 adım atmak, ortalama olarak 12 aylıktan itibaren gerçekleşir, bu süre 10-17 aylar arasında değişebilir.

    İNCE MOTOR GELİŞİM

    a-İstemsiz Yakalama
    Yenidoğanın parmakları ve baş parmağı tipik olarak sıkıca yumruk yapma eğilimindedir. Yenidoğan, avucuna yerleştirilen herhangi bir objeyi sıkıca refleks olarak kavrar ve bırakmaz. Normal gelişim, istemli bir kavramanın oluşması ile sonuçlanır.

    b-İstemli Yakalama

    Bebek 3-4. ayında, orta hatta veya yakınında tutulan cisimlere elini savurmaya başlar. El oyunu için her iki elini bir araya getirir. Yaklaşık 4-5 aylıkken , cisimleri kendilerine çekmek için ellerini kullanmaya başlar ve işaret parmağını kullanır. Bu gelişim küçük cisimlerin tutulmasını sağlar.

    c-Kompleks İnce Becerilerin Gelişimi

    Cisimleri düşürmek ve atmak , cisimleri kabından çıkarıp tekrar koymak tabak ve kaşık kullanmak 2 yaş civarında belirgin hale gelir.

    Küçük küpleri dizmesi , çocuğun ince motor planlama ve kontrolündeki gelişmelerini gösterir. Çocuklar dizilimde ustalaştıktan sonra, gözlemcinin düzenlediklerini izleyerek taklit yapmaya başlar.

  • OKUL ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN GEREKLİDİR?

    OKUL ÖNCESİ EĞİTİM NEDEN GEREKLİDİR?

    İnsan biyokültürel ve sosyokültürel bir varlıktır. Çocuk doğumundan itibaren toplumla biraradadır. İlk önce bu toplum küçükken, zamanla genişleyip büyür. Bu toplumda sağlıklı bir birey olarak yetişebilmek için çocukluk dönemindeki gelişim çok önemlidir.

    Erken çocukluk dönemi çocuğun duygusal, fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimi gibi bir çok alanda önemli bir yere sahiptir. Yapılan araştırmalar özellikle 6 yaşına kadar olan dönemin önemini vurgulamaktadır. Bu dönemde çocuklar kaliteli kişisel bakıma ve öğrenme olanaklarına tabi tutulmalıdır. Çocuk doğumundan itibaren öğrenmeye başlar. Erken yaşta sunulan kaliteli bir eğitimin çocuğun hayatında uzun süreli bir etkiye sahiptir. Mesela, konuşma gelişimi çocuğun hayatının her alanında etkilidir. Karşılıklı konuşma ve kitaplarla çocuk kelimeyi daha iyi idrak eder ve kullanır. Kreş ve anasınıfı gibi okul öncesi eğitim veren yerler çocuğa daha keyifli bir öğrenme ortamı sunarlar. Bunun yanısıra, oyun çocukların öğrenme ve duygusal gelişiminde önemilidir. Oyun, çocuklara sosyal yetenek ve insanlarla iletişime geçme deneyimi kazandırır. Değerleri, etikleri geliştirir. Kesme, yapıştırma, boyama gibi etkinlikler çocukların motor becerilerini geliştirir. Oyunlar aracılığıyla çocuklar düşünmeyi, akıl yürütmeyi, problem çözmeyi ve yaratıcılık yeteneklerini ortaya çıkarır.

    Piaget; çocukların objelere, nesnelere farklı işlevler, görevler yüklemesini ”pretend play” olarak adlandırır. Mesela, bir çocuk, su şişesini telefon gibi kullanabilir. Piaget, bunun çocuğun kendisini ifade edebilmesine ve hayatındaki olayları yorumlayabilmesine olanak sağladığını söyler. Ayrıca bunu içeren oyunlar, çocuğa duygularını kullanmasını, sosyal yeteneklerini geliştirmesini ve zengin bir hayalgücü sağlar. Özel kurallara sahip oyunlar, çocuklara birlikte hareket etmeyi, birbirini anlamayı ve mantıklı düşünmeyi öğretir.

    Yaklaşık 50 yıldır araştırmacılar okul öncesi eğitimin çocuğun gelişimi üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Yapılan araştırmalar okul öncesi eğitimin, çocuğun sosyoekonomik gelişimi, okul başarısı ve bilişsel gelişimi üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca akıl sağlığı üzerindeki olumlu etkisi de gözlemlenmiştir. Sosyal yetenekleri geliştiriken, sınıf tekrarını, okul problemlerini ve özel eğitim ihtiyacını en aza indirdiği görülmüştür.

    Tulsa’da yapılan bir araştirmaya göre Head Start’ın (Amerika Birleşik Devletleri’nde düşük gelirli ailelerin çocuklarına sağlanan okul öncesi eğitim programı) okuryazarlık, matematik, bilişsel yetenekler ve dil gelişimi üzerinde büyük etkisi olduğu bulunmuştur. Perry Study olarak adlandırılan başka bir çalışma da okul öncesi eğitimin IQ üzerinde etkisine rastlamazken, ortaokuldaki başarı testlerinde kalıcı etkisini bulmuştur. Ayrıca okul öncesi eğitimin çocuk yaşta suç işleme oranını azalttığı, özel eğitim ihtiyacını aza indirdiği ve okuldaki başarısını artırdığı gözlemlenmiştir.

    Daha bir çok çalışma iyi dizaynlanmış bir okul öncesi eğitimin çocuğun gelişimi üzerinde etkisi olduğunu kanıtlamıştır. Bazıları okul öncesi eğitimi diğerleriyle karşılaştırmıştır; okul öncesi eğitim alanlar, ev dışı çocuk bakımı alanlar ve okul öncesi eğitim almayanlar. Okul öncesi eğitim çalışmalarının analizlerine göre , okul öncesi eğitimin çocukların bilişsel gelişimi üzerinde etkisi olduğu gösterilmiştir.

    Okul öncesi eğimin önemini vurgulayan bir çok çalışma ışığında Avustralya hükümeti 2008-2009 yıllarında, okula başlamadan önce çocukların okul öncesi eğitim almasını zorunlu kıldı. Ayrıca, Amerika’da ”Okul Öncesi Eğitimin Etkili Kuralları (EPPE)” olarak bilinen uzun süreli araştırmanın sonucunda çocuk ne kadar kaliteli bir eğitim alırsa dil gelişiminin o kadar iyi olduğu ve ayrıca okul öncesi eğitime erken başlamanın istatistiksel olarak erken okuryazarlık becerisinde, motor davranışların gelişiminde , bilişsel yeteneklerin, konuşma ve dil, çalışan hafıza, sosyal gelişim ve davranış gelişiminde büyük bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bunlar çocuğun, okul yaşamına hazırlanmasını ve onu daha rahat yürütmesini sağlayan özelliklerdir. Erken ve kaliteli bir okul öncesi eğitimle edinilen sonuçlar daha iyi ve etkilidir. Amerika’daki politika, okul öncesi eğitim için 4 yaş altındaki çocuklara erişmeyi hedeflerken, dezavantajlı bölgelerde büyüyen çocuklara bunun için daha fazla olanak sunmaktadır.

    La Greca, çocukların akranları tarafından kabul görmesinin hayatları üzerinde çok büyük etkisi olduğunu savunur. Bu aşamada kaynaşma ve insanlarla iletişime geçebilme çok önemlidir. Çocuklar 2-6 yaş döneminde sosyalleşmeye başladığı için, toplumda nasıl davranacağını öğrenmeye başlar. Oyun oynamayı, oyuncağını paylaşmayı, karşılıklı konuşmayı öğrenmesi problem çözme yetisinin gelişmesini sağlamaktadır.

    Özetle, çocuklarınızı kaliteli bir okul öncesi programına tabi tutmak ilerde onların hayatı boyunca istifade edecekleri bir yatırım olacaktır.