Etiket: Gelişim

  • Çocuklarda beyin gelişimi ve korunması

    BEYNİN YAPISI

    Beyin yapısı ve fizyolojisi itibariyle oldukça karmaşık ve hassas olduğu için vücudumuzun en iyi korunan organıdır. Oluşum açısından diğer memeli hayvanlarla benzerliklerimiz olmasına rağmen insan beyni insanı diğer bütün canlılardan farklı kılar. Merkezde beyin olmak üzere bütün vücudumuzu bir ağ gibi saran bu muhteşem sistem farklı gelişim basamakları ve donanıma ihtiyaç duyar.

    Bir memeli hayvan (örneğin inek yavrusu) doğumdan çok kısa süre sonra ayağa kalkıp annesini emmeye ve yürümeye başlamasına rağmen insan yavrusu sinir sistemi yeterince gelişmemiş olarak doğar ve ebeveynlerine bağımlıdır. Beynin ve sinir sisteminin ana işlevsel gelişimi doğum öncesi son iki ayda başlamak üzere en önemli gelişim aşamaları doğum sonrasında tamamlanır. Genetik yapı ve çevresel etmenlerin katkılarıyla beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yeni deneyimlerle iletişimini kuvvetlendirir ve beyin giderek olgunlaşır.

    BEYNİN FİZİKSEL OLARAK KORUNMASI

    Beyinin sağlıklı gelişimini tamamlayabilmesi için yapısal, fizyolojik ve fonksiyonel olarak korunmalı ve hem gerçek hem mecazi anlamda iyi beslenmelidir.

    Beyinin oluşumu ve gelişimi anne karnında başlar. Gebeliğin ilk üçüncü haftası sonunda oluşmaya başlayan beyin doğuma kadar gelişimini devam ettirir. Sağlıklı bir gebeliğin sürdürülmesi ve zamanında tamamlanması bütün vücut organlarının olduğu gibi beyinin de sağlam olması için kaçınılmazdır.

    Zamanından çok erken doğum, annede çatı uygunsuzluğu, bebeğin anne karnındaki yerleşim anormallikleri (örn. makat gelişi), kordon dolanması, annede hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların olması, çoklu gebelikler, zor ve uzamış doğumlar, doğum travmaları yenidoğan bebeğin beyninde oksijensiz kalmaya neden olabilecek ve hasar yaratabilecek riskli durumlardır. Uygun yaşta gebelik, doktor kontrolünde gebelik takibi, annenin sağlıklı beslenmesi, gebelik süresinde annenin ilaç, radyasyon, travma ve enfeksiyonlardan korunması fetüs beyninin korunması için alınacak başlıca önleyici tedbirlerdir. Gelişmiş bebek yoğun bakım ünitelerinde uygulanan başın soğutulması (hipotermi) tedavisi sorunlu doğan ve beyin hasarı açısından risk altında ki bebekler için beyni koruyucu en etkin tıbbi tedavidir.

    Fiziki yapı kafatasının kompakt anatomisi sayesinde koruma altındadır. Ancak başta travmalar, bazı ilaçlar, zehirler hasar verebilmektedir. Bu hasarları daha olmadan bazı basit tedbirler ve öngörü ile önleyebilmek mümkündür. Örneğin yeni hareketlenen bir çocuk için evde eşyaları çarpmaya karşı ayarlamak, ev kazalarına karşı tedbir almak, açılır çekmece, elektrik prizleri, pencere ve kapıları muhafaza etmek, düşebilecek dolapları ve ev eşyalarını duvara sabitlemek bunlardan bir kaçıdır. Otomobilde bebeklerin bebek koltuğu olmadan, küçük çocukların emniyet kemeri takabilecek yaşa gelmeden ön koltukta seyahat etmemesi, bisiklet sürerken kask kullanılması, çok soğuk ve çok güneşli yerlerde başına şapka takılması da dışarıda beyni fiziki korumak için alınması gereken tedbirlere örnek oluşturur.

    SAĞLIKLI ÇOCUK YETİŞTİRME

    Doğumdan sonra çocuğun büyüme gelişmesini etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Yeterli beslenmeyen, yanlış beslenen bebeklerin beyin gelişiminin durduğu bilimsel olarak gösterilmiştir. Anne sütü dışında beyni geliştiren özel bir besin yoktur.

    Daha çok yaşa uygun, vitamin ve minerallerden zengin, doğal ve dengeli bir beslenme önerilir. Bugün gelişmiş ülkelerde çocuklar daha iyi beslenmekte, daha iyi sağlığa uygun koşullarda büyümekte, hastalıklardan daha iyi korunabilmekte, daha iyi eğitim görmüş anne-babalar tarafından büyütülmektedir. Ülkemizde de zaman içinde bu çarpıcı gelişme çocukların büyüme ve gelişiminde önemli bir rol oynamakta, olanakların ve ebeveynlerin farkındalığının artması ile geçmiş yıllara göre vücut ve beyin açısından daha sağlıklı çocuklar yetiştirmekteyiz.

    SOSYAL MEDYADAN BEYNİN KORUNMASI

    Çocukların beyni ilk iki yaşta en hızlı olmak üzere keşfetmeye ve öğrenmeye odaklı yoğun bir yapılanma içindedir. Kendinin farkında olma, vücut parçalarının keşfi, etrafını tanıma, yabancı olanı ayırt etme, kendini ifade etmeye başlama, kaslarını kontrol etme-yönetme, hareketlenmeye başlama ve dünyayı keşfetme aşamalı olarak gelişir.

    Bütün bunlar algılarının artması, elde ettiklerini analiz edebilmesi ve tepki gösterebilmesiyle mümkün olur. Özellikle bu dönemde doğal olmayan aşırı uyaranlar sağlıklı duyusal gelişimi etkiler. Her yeni doğan bebek insanlığın bugüne kadar olan birikimi ile karşılaşır. Televizyon, tablet, telefon vs. ekranları ve programlarının hızlı akışı bu dönemdeki bir çocuğun algı ve analiz edebilme kapasitesinin çok üzerindedir.

    Gördüğünü algılayabilmek ve anlama sırasında çok yoğun bir çaba sarf eder ve geri kalan dünyaya algılarını ve duyularını kapatır. Aşırı odaklanma yaşar. Çocuğun böyle programlar karşısında sabitlendiğini gören ebeveynler (sağlıksız bir tercih ile) çocuğu sakinleştirmek ve yemek yedirmek için bu programları (örn reklamlar) kullanırlar. Oysa çok fazla odaklanmaya çalışmak beyni yorar ve beyin sağlıklı gelişimini kısıtlar. Sonuçta devam eden bu durum çocukların ciddi iletişim ve dil problemlerine, sosyalleşme, öğrenme ve analiz yeteneklerinde sorunlara yol açabilir. Bu nedenlerle çocukların İlk iki yaştan önce mobil cihazlarla ilişki kurması tavsiye edilmez.

    BEYNİN SOSYAL ANLAMDA KORUNMASI ve AİLE

    Gelişmekte ve dünyayı tanımakta olan çocuk beyni soysal ve psikolojik anlamda da korunmalıdır. Ailesinde şiddet olan, sözlü veya fiziksel şiddete maruz kalan ve sevgiden yoksun büyüyen çocuklarda beyin gelişiminin geri kaldığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Öte yandan çocuk yetiştirmede mutlu ve bilinçli bir annenin çocuğa verebileceği katkılar çok fazla olur. Günümüzün değişen şartları nedeniyle iş-güç, sosyal medya ve trafik çok fazla vakit harcamaya ve çocuklara ayrılması gereken zamanın azalmasına yol açmaktadır.

    Her şeye rağmen ülkemizde geleneksel alışkanlıklar nedeniyle annelerin çocuklarıyla olabildiğince vakit geçirdiğini genelde toplumsal bir sorun olmadığını görüyoruz. Asıl bu konuda babalara çok iş düşmektedir. Çocuk yetiştirmede bütün yükü anneye bırakmamalı babalar da sorumluluk almalıdır. Çocukların beyin gelişiminde annenin rolü çocuklar tarafından kanıksanmıştır. Fakat babaların çocuklarla zaman geçirmesi, oyun oynaması, rol model olması ve eğitimine katkıda bulunması çocukların beyin gelişimde önemli fark yaratır. Aile içi ve dışı iletişimin iyi olması çok önemlidir. Mutlu ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirir.

  • Çocuklarda konuşma gecikmesi

    İnsanlar arasında iletişimin en önemli yolu konuşmaktır. Bebekler konuşma becerisini doğar doğmaz kazanamadıkları gibi belli bir beyin olgunlaşması, duyuların netleşmesi, deneyimin, farkındalığın artması, ihtiyaçların çeşitlenmesi ile birlikte kendini ifade edebilme gerekleri nedeniyle bir süreç içinde geliştirirler. Konuşma ve olgunlaşmanın istenen zaman sürecinde oluşabilmesi için beyin ve sinir sistemi, işitme, gırtlak ve ağız yapılarının yanında zekâ düzeylerinin de normal olması gerekir. Hayatlarının başında bebekler kendilerini ilk önce ağlama yoluyla ifade eder. Belli bir süre sonra annesi ağlama şeklinden bebeğin ne sebeple ağladığını anlar hale gelir.

    Bebeğin ağlaması, artık belirgin bir iletişim aracı halini almıştır. Sonrasında basit sesler üretmek, “A-E-I-O-U” gibi ünlü sesleri çıkararak konuşmanın ilk adımları atılmış olur. Ba-, da- gibi ünlü ünsüz sesleri üreterek babıldama (4-7 aylar arasında), birleştirerek de ba-ba, de-de gibi taklit sesleri 7-9 aylarında üretebilirler. İlk anlamlı sözcükler 12 ay civarında ortaya çıkar (8-18 ay arası). 18 ayda yaklaşık 20 kelime dağarcığına erişirler ve kelimeleri tekrar ederler. Bundan sonrasında;

    İki yaş civarında en az iki kelimeli, ekler ve bağlaçlar içermeyen tarzda cümle kurmaya başlar (baba gel, mama ver vb).

    2-3 yaş arası gramer hatalı da olsa “nerede”, “kim” ile başlayan sorular ve olumsuz cümleler kurmaya başlar.

    3-4 yaş arası öykü anlatıp soru sorabilirler.

    4-5 yaşlarında 6-8 sözcüklü düzgün cümlelerle konuşabilirler.

    Konuşma problemini tek başına değil daha çok iletişim sorunları içinde ele almak gerekir. İletişim sorunları içinde; anlatım bozukluğu (sözel anlatım bozukluğu, dil algılama bozukluğu), konuşma bozukluğu, fonasyon (ses çıkarma kabiliyeti bozuklukları), kekemelik problemleri yer alabilir.

    Bir çocuğun 18. ayda hiç kelimesi yoksa, 2 yaşında iki kelimeli bir cümle kuramıyorsa, üç yaşında normal bir cümle kuramıyor veya hiç konuşmuyorsa, anlaşılmaz konuşuyorsa mutlaka dil problemi ve konuşma gecikmesi açısından incelenmesi gerekir.

    Bu durumun sebepleri arasında;

    Beyin anomalilikleri,

    Nörolojik gelişim sorunları

    Genetik nedenler

    Çevresel faktörler

    Dil faktörleri

    İşitsel süreçler yer alabilir.

    İşitme sorunlarından, yapısal anormalliklerden (dudak-damak yarığı) ve nörolojik durumlardan kaynaklanan fonolojik bozukluklara artikulasyon bozukluğu ya da konuşma sesleri üretim bozukluğu diyoruz. Bu bozukluklar nadiren dil bağı ya da diş anormalliklerinden kaynaklanmaktadır.

    Yaşına uygun zamanda beklenen konuşma ve dil iletişim seviyesine ulaşamayan çocukların durumuna konuşma gecikmesi veya konuşma gelişim kusuru adını veriyoruz.

    Zekâ geriliği konuşma gecikmesi olan çocukların yarısında karşımıza çıkan bir nedendir. Ayrıca çocukların psikiatrik bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklar, çocukluk çağı otizm bozuklukları da konuşma gecikmesi olarak bulgu verebilir. Ancak bu hastalardaki konuşma sorununda daha çok iletişime yönelik olmayan sesler çıkarma, konuşmama ve öncelikle iletişim kuramama (göz teması yokluğu, ardışık ve tekrarlayıcı hareketler, önemsiz objelere takıntı boyutunda ilgi gösterme, ortak dikkat yokluğu vb) şeklindedir.

    Nörolojik ve epileptik bozukluklara bağlı konuşma problemleri altta yatan sebebe de bağlı olarak nadir görülürler.

    Çocukların istismar edildiği ve psikolojik travmaya uğradığı savaş, terör, ebeveyn kaybı- eksikliği, şiddet görme gibi durumlarda vücudunda bir problem olmasa da konuşma gecikmesi ve bozukluğu görülmektedir.

    Bir evde birden fazla lisan konuşulan ailelerde konuşma gecikmesi sık rastlanan bir durumdur. Seçilen ana dilin öncelikle konuşulması, basit konuşulması ve sabırlı davranılması ile rahatlıkla sorun çözülebilir.

    Günümüzde artan teknolojinin beraberinde getirdiği sorunların başında da iletişim olanaklarının dijital ortama kaymasıyla alakalıdır.

    Çocukların beyni ilk iki yaşta en hızlı olmak üzere keşfetmeye ve öğrenmeye odaklı yoğun bir yapılanma içindedir. Kendinin farkında olma, vücut parçalarının keşfi, etrafını tanıma, yabancı olanı ayırt etme, kendini ifade etmeye başlama, kaslarını kontrol etme-yönetme, hareketlenmeye başlama ve dünyayı keşfetme aşamalı olarak gelişir. Bütün bunlar algılarının artması, elde ettiklerini analiz edebilmesi ve tepki gösterebilmesiyle mümkün olur. Özellikle bu dönemde doğal olmayan aşırı uyaranlar sağlıklı duyusal gelişimi etkiler.

    Her yeni doğan bebek insanlığın bugüne kadar olan birikimi ile karşılaşır. Televizyon, tablet, telefon vs. ekranları ve programlarının hızlı akışı bu dönemdeki bir çocuğun algı ve analiz edebilme kapasitesinin çok üzerindedir. Gördüğünü algılayabilmek ve anlama sırasında çok yoğun bir çaba sarf eder ve geri kalan dünyaya algılarını ve duyularını kapatır. Aşırı odaklanma yaşar. Çocuğun böyle programlar karşısında sabitlendiğini gören ebeveynler (sağlıksız bir tercih ile) çocuğu sakinleştirmek ve yemek yedirmek için bu programları (örn reklamlar) kullanırlar. Oysa çok fazla odaklanmaya çalışmak beyni yorar ve beyin sağlıklı gelişimini kısıtlar. Sonuçta devam eden bu durum çocukların ciddi iletişim ve dil problemlerine, sosyalleşme, öğrenme ve analiz yeteneklerinde sorunlara yol açabilir. Bu nedenlerle çocukların İlk iki yaştan önce mobil cihazlarla ilişki kurması tavsiye edilmez.

    TV karşısında fazla zaman geçiren çocuk uygun olmayan aşırı uyaran almakla birlikte ebeveynlerinden ve çevresinde ki sağlıklı sosyal ortamlardan alması gereken birebir iletişimin sağladığı sağlıklı uyaranlardan da mahrum kalır.

    Gelişmekte ve dünyayı tanımakta olan çocuk beyni soysal ve psikolojik anlamda da korunmalıdır. Ailesinde şiddet olan, sözlü veya fiziksel şiddete maruz kalan ve sevgiden yoksun büyüyen çocuklarda beyin gelişiminin geri kaldığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    Öte yandan çocuk yetiştirmede mutlu ve bilinçli bir annenin çocuğa verebileceği katkılar çok fazla olur. Günümüzün değişen şartları nedeniyle iş-güç, sosyal medya ve trafik çok fazla vakit harcamaya ve çocuklara ayrılması gereken zamanın azalmasına yol açmaktadır. (TRAFİK SORUNUNU ÇÖZÜN, ÇOCUKLAR BABASINI ÖZLÜYOR) . Her şeye rağmen ülkemizde geleneksel alışkanlıklar nedeniyle annelerin çocuklarıyla olabildiğince vakit geçirdiğini genelde toplumsal bir sorun olmadığını görüyoruz.

    Asıl bu konuda babalara çok iş düşmektedir. Çocuk yetiştirmede bütün yükü anneye bırakmamalı babalar da sorumluluk almalıdır. Çocukların beyin gelişiminde annenin rolü çocuklar tarafından kanıksanmıştır. Fakat babaların çocuklarla zaman geçirmesi, oyun oynaması, rol model olması ve eğitimine katkıda bulunması çocukların beyin gelişimde önemli fark yaratır. Aile içi ve dışı iletişimin iyi olması çok önemlidir. Mutlu ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirir.

    Konuşma gecikmesi olan çocuklar için her hangi bir sağlık sorunu tespit edilmemişse öncelikle TV, tablet, bilgisayar, telefon gibi elektronik cihazlardan uzak durulması, ebeveynlerinin çocukla birlikte onun oyununa katılarak oyun oynaması, fırsat buldukça bir birey olarak çocukla sohbet edilmesi, öğretilmek istenen kelimelerin ve davranışların oyunla, yumuşak bir şekilde sık tekrarlayarak, sabırla ve bir süreç dâhilinde üstünde durulması gerektiği tarafımızdan önerilmektedir. Çocukların kreş gibi başka çocuklarla iletişim kurabileceği, paylaşımlarda bulunabileceği ortamları da dil ve sosyal gelişim açısından faydalı bulmaktayız. Bundan sonraki aşamada çocukların bazıları için profesyonel yardım, psikiyatrik inceleme, dil terapisi ve özel eğitim gerekebilmektedir.

  • 0-6 Yaş Bebek Gelişimi-Gelişim Testi

    0-6 Yaş Bebek Gelişimi-Gelişim Testi

    Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), bebek ve çocukların gelişimi ile ilgili derinlemesine ve sistemli bilgi sağlayan bir değerlendirme aracıdır. 0-6 yaş arasındaki bebek ve çocukların şu andaki gelişimini ve becerilerini değerlendirmektedir. Çocuğu en iyi tanıyan kişiler olarak çocuk hakkında verdikleri bilgiler uzun süreli gözlemlere dayandığı için test anneler ile yapılmaktadır. Anneler değerlendirme sürecine doğrudan katılmaktadırlar.

     Envanter, gelişimsel gecikme ve düzensizlik gösterme açısından risk altında olduğu düşünülen bebek ve çocukların erken dönemde tanınması ve gerekli önlemlerin alınabilmesine olanak sağlar. Gelişim geriliği tespit edilen çocuğun alınan ayrıntılı anamnezinde problemin nereden kaynaklandığı araştırılır ve özgül bir problemse gerekli yönlendirme-eğitim-tedavi için yönlendirilir. Özellikle Otizm, konuşma bozuklukları (konuşma gecikmesi), hiperaktivite ve özgül öğrenme güçlüğü gibi bazı çocukluk çağı hastalıklarında gelişim gerilikleri gözlenmektedir.

     Ayrıca testi belirli aralıklarla tekrar ederek, uygulanan tedavinin işe yarayıp yaramadığını, çocuğun ilerleyip ilerlemediğini de tespit etmek mümkün olmaktadır.

    Ankara Gelişim Tarama Envanteri genel gelişim ve dört alt test olmak üzere 5 ayrı skor vermektedir.

    Genel Gelişim (G.G) : Genel gelişimin düzeyini gösterir. Test sonucunda çocuğun kaç yaş diliminde bir çocuğun gelişim düzeyine sahip olduğu bulunur  ve çocuğun; dil, bilişsel, özbakım, sosyal, ince ve kaba motor becerilerde hangi aşamada olduğu belirlenir.

    Dil-Bilişsel (D-B) : Basit sözel davranışlar ile karmaşık dil ifadeleri, konuşma, dili anlama ve açık olarak ifade edebilme, basit problemleri çözme, zihinsel yetenekler ile sayı zaman kavramı  gibi becerileri kapsar. Dil bilişsel alan hem alıcı dil (konuşulan dili anlama), hem ifade edici dil (konuşma) becerilerini ölçer.

    İnce Motor (İM) : İşaret parmağını kullanma gibi basit el göz koordinasyonundan, makasla kesme gibi karmaşık ince motor davranışlara kadar uzanan görsel-motor becerileri kapsar. İnce motor beceriler; el ve parmaklardaki küçük kasların yönetilmesine verilen isimdir. İnce motor becerisi sayesinde çocuk kalemi, çatalı, makası uygun şekilde kullanabilir, düğmelerini ilikleyebilir, ayakkabısını bağlayabilir ve öz bakımını sağlayabilir.

     Kaba Motor (KM) : Bu alt test, hareket ve hareketle ilişkili kuvvet, denge ve koordinasyonu içerir. Kaba motor becerilerde hareket etmek için vücuttaki büyük kas grupları kullanılır (yürümek, koşmak, zıplamak, yüzmek, sekmek, tırmanmak, bisiklet sürmek, dans etmek, top atıp tutmak gibi. İstisnalar olsa da çoğu kez kendiliğinden gelişen hareketlerdir.

    Sosyal Beceri-Özbakım (SB-ÖB): Bu alt test yeme içme, tuvalet temizliği ve giyinme-soyunma gibi özbakım alışkanlıkları ile özerklik, kendine güven, kurallara uyma, sosyal etkileşim ve akranlarla oyun becerileri gibi özelliklerin genel bir ölçümüdür.

      Ankara Gelişim Tarama Envanteri ailelerin bazı mühim sorularına cevap vermektedir. Örneğin Çocuğum konuşmuyor normal mi, bir sorun mu var?, Yürümüyor bir sorun mu var? Yaşıtları renkleri öğrendi çocuğum öğrenemedi, gelişiminde bir sorun mu var?.. gibi soruların yanıtını bulmakta yardımcı olmaktadır.

      Sonuç olarak bu test ile çocuğun yaşına uygun gelişim seviyesinde olup olmadığı, yaşına uygun olan gelişim dönemine ait becerileri gerçekleştirip gerçekleştirmediğini saptarken, yaşlarından beklenenden daha düşük performans gösteren çocukların tespit edilmesine de olanak sağlamaktadır.

  • Otizm

    Otizm

    Otizm; nöro gelişimsel bir hastalıktır.

    Sözlü ve sözsüz iletişimde sıkıntı, basmakalıp ve yineleyici davranışlar, sosyal ilişkilerde sorunlar, kısıtlı ilgi alanları ile karakterize edilen ve bu sınırlılıkların zihinsel yetersizlik ve ya gelişimsel gerilik ile açıklanamadığı bir bozukluktur.

    Otizmin, Kanner (1943) tarafından tanımlanmasından bu yana uzun bir süre geçmesine karşın nedenleri tam olarak belirlenmiş değildir. Otizmli çocuklar yineleyici davranışlar sergilerler. Örneğin aynı yemeği yiyip aynı kıyafeti giyebilirler. Alıştıkları şeyin aynı kalmasını isteyebilir, tanıdık eşyalara bağımlılık gösterebilir, kendini sallama gibi bazı davranışlarda bulunabilirler. İlgi alanları çok dardır, göz teması kurmayabilir, yalnız kalmayı seçebilir, aniden kızabilir-korkabilir, değişken duygusal davranışlar gösterebilirler.Tanı ve kabullenme süreci bazı aileler için sıkıntılı olabilmektedir. Otizmle birlikte ortaya çıkan belirsizlik, otizm farkındalığı, toplumda görülme sıklığı ve otizmin şiddeti ve süresi gibi faktörlerin ailelerin uyumunu ve tanıyı kabullenmelerini zorlaştırdıkları bilinmektedir. Bu nedenle otizmli bir çocuğunvarlığına başarılı bir şekilde uyum sağlamayı kolaylaştıracak; sorunların azaltılmasına yardım edecek, bu sorunlar ile başa çıkmalarını kolaylaştıracak şekilde ailelerin psikolojik destek alması çok önemlidir.

    Erken tanı ve tedavi otistik çocukların tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olur. Otistik çocukta özel bireysel eğitim çok yararlı olmaktadır. Amaç çocuğun sorumluluklarını yerine getirebilmesini sağlayan becerileri geliştirmektir. Otizm belirtileri ve davranış örüntüleri farklı derecelerde olabilir ve yoğunlukları değişebilir. Ayrıca bireysel belirtiler zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Bu nedenle eğitim bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmalıdır.

    Otizmli çocuklar genellikle kendilerine uygun bireysel eğitime iyi yanıt vermektedirler. En başarılı eğitim çocuğun yaşamına iletişimsel, sosyal,davranışsal, uyum sağlayıcı yönler katan ve aileye yardımcı olan eğitimdir. Ayrıca konuşma, fizik ve uğraş terapileri uygulanabilir. Konuşma terapisi çocuğun dil ve sosyal becerilerini geliştirmesine ve daha iyi iletişim kurabilmesine yardımcı olabilir. Fizik terapi koordinasyon ve motor becerilerdeki yetersizlikleri geliştirmeye yardımcı olabilir.

    Uğraş terapisi otizmli çocukların duyma, görme, dokunma, koklama gibi duyulardan gelen bilgiyi daha yönetilebilir yollarla işlemelerine yardımcı olur. Otizmde en önemli şeylerden biri de ailenin çocuğa yaklaşımıdır. Hem normal gelişim gösteren çocuklar hem de gelişimsel yetersizlikleri olan çocuklarda anne-çocuk etkileşimi ile çocuğun bilişsel, dil ve sosyal gelişimi ile doğrudan ilişkili olduğu yönünde araştırmalar mevcuttur. Duyarlı olma, yanıtlayıcı olma, yönlendirici olma, başarı odaklı olma, etkileşimde sıcak olma gibi ebeveyn özelliklerinin çocukların gelişimlerine iyi geldikleri bilinmektedir.

    Ebeveynler çocuklarının gelişimini takip etmede diğer herkesten daha fazla etkiye sahiptir. Otizmli çocukların sınırlı düzeyde sosyal becerilere sahip olması günlük etkileşim içerisinde ebeveyn çocuk ilişkisinin değerini arttırmaktadır. Bu yüzden ebeveynin dengeli bir etkileşim geliştirmesi ve sürdürmesi gerekmektedir.

  • Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişiminde anne sütünün etkisi

    Doğadaki her memeli yavrusu için en doğal ve ideal besin kendi annesinin sütüdür. Anne sütü bebek beslenmesinde; büyüme ve gelişme için gerekli tüm sıvı, enerji ve besin öğelerini içinde bulunduran, sindirimi kolay, biyoyararlınımı yüksek, kolay ulaşılabilen doğal bir besindir. Günümüzde birçok uluslar arası organizasyon (Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF) ve bilimsel topluluklar tarafından anne sütü bebek için altın standart, en iyi besin kaynağı olduğu kabul edilmiştir. Başta beslenme olmak üzere anne sütünün bebek için sağlık, hastalıklara karşı bağışıklık, gelişimsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik pek çok yararı olduğu anlaşılmıştır. Bebek ilk altı ay tıbbi bir gerekçe olmadıkça su dahi verilmeden anne sütü ile beslenmelidir. Altı aydan sonra uygun ek besinlerin verilmesi ile birlikte en az 2 yaşına kadar anne sütüne devam edilmelidir.

    Anne sütü ile beslenme bebeklerin fiziksel gelişimini olumlu önde etkilemektedir. Bebeklik ve erken sebeplerindendir. Özellikle ilk 4-6 aylık dönemde yalnız anne sütü ile emzirme ve süt çocukluğunun ikinci döneminde anne sütü ile beslenmeye devam etme çocukluk çağında ve erişkin dönemde obezite gelişiminden korur. Anne sütü içindeki proteinler, bebeğin büyümesi açısından yeri doldurulamaz bir yere sahip olan esansiyel aminoasitleri sağlar. Daha ilginç olanı, protein konsantrasyonunun ilk ağız sütünden olgun süte büyük bir değişim göstermesidir. Anne sütü oldukça dinamiktir. Üretildiği zamana, salgılanma evresine, meme bölgesine, emzirmenin başında ve sonunda hatta çocuğun gün içindeki ihtiyacına göre değişim gösterir. Bazı çalışmalarda tam kanıtlanamasa bile cinsiyete göre yağ içeriğinin farklı olduğu bulunmuştur.

    Proteinler vücudun ana yapı taşlarıdır. Tüm canlı hücrelerde bulunur ve yaşamsal öneme sahiptir. Sağlıklı büyüme ve gelişme için şarttırlar. Bebeğin ilk yaşı hızlı büyüme ve gelişme için açısından kritik bir zamandır. Bu hızlı büyümenin yüksek protein sentezi ile desteklenmesi gerekir. Anne sütünde protein miktarı formül mamalara göre azdır. Ancak biyoyararlanımı yüksek olduğu için ideal düzeydedir. Anne sütüne uyarlanmaya çalışılan bebek mamalarında ise protein miktarı yüksektir. Bu yüzden mama ile beslenen bebekler hızlı kilo alırlar ve ileride obez olma riski ile karşılaşırlar. Eskiden bebeklikte kilo alımı iyi beslenmenin ve gelişmenin bir göstergesi kabul edilirken şimdi birçok hastalığın kaynağı kabul edilen obeziteye sebep olmaktadır.

    Bebeğin beslenme ihtiyaçları esas olarak çok özel ve tek besin kaynağı olan anne sütü ile karşılanır. Anne sütünün bileşimi bebeklik dönemindeki total protein ve esansiyel aminoasit ihtiyaçları için altın standarttır. Anne sütünde bulunan total protein içeriği ve her bir proteinin konsantrasyonu ilk yıl içinde bebeğin ihtiyaçları doğrultusunda değişikliğe uğrar.

    Formül sütler (mamalar) anne sütü alamayan bebekler için geliştirilmektedir. Bu mamalar hem bileşim olarak hem de yeterli büyüme ve gelişme, bağışıklık sisteminin olgunlaşması ve metabolik sistemin düzenli çalışması gibi fonksiyonel sonuçlar açısından anne sütüne benzer olması önemlidir. Bu yüzden son çalışmalar ile mamalardaki protein miktarı azaltılmakta daha fonksiyonel aminoasitler ile zenginleştirilmektedir. Yapılan birçok gözlemsel çalışmaların sonuçlarına göre anne sütü ile beslenen bebeklerdeki nörolojik gelişim formül sütle beslenenlere göre daha iyi olduğunu göstermektedir.

    Çocuklarda beyin gelişimi anne karnına düştükten sonra başlar ve ergenlik çağına kadar devam eder. Beyin gelişiminin en hızlı olduğu zaman dilimi ise anne karnından başlayarak ilk 2-3 yılda olur. Çocuklar 2 yaşındayken yetişkin ağırlığının %18’ine ulaşmışken, beyinleri ise yetişkin ağırlığının %80’ine ulaşmış olur. Dolayısıyla bu hızlı büyümenin desteklenmesi için beslenme çok önemlidir. İlk 6 ay boyunca anne sütü bebeğin beyin gelişimi için gerekli tüm besinsel ögeleri içerisinde bulundurur. Anne sütü emen çocukların matematiksel olarak daha başarılı ve psikolojik olarak da daha sağlıklı oldukları görülmüştür. Anne sütü ile ilgili çalışmalarda yeterli süre tek başına anne sütü alanların daha aktif oldukları, gelişim basamaklarına daha erken ulaştıkları, zekalarının ve öğrenme güçlerinin belirgin olarak yüksek olduğu belirlenmiştir. Yapılan çalışmalarda ayrıca anne sütü alan bebeklerin ortalama IQ puanları ile öğrenim hayatındaki başarıları da daha yüksek bulunmuştur. Anne sütü alan çocukların beş yaşına geldiklerinde bilişsel işlevlerinin diğer çocuklara göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Dört-dokuz ay anne sütü almış, 7-13 yaşındaki ilköğretim çağındaki çocukların mental ve fizik gelişimlerinin hiç anne sütü almayanlara göre daha iyi olduğu bildirilmiştir. Anne sütü ile beslenen çocuklarda konuşma sorunlarının daha az olduğu ve matematik puanlarının daha yüksek olduğu da bildirilmiştir. Düşük doğum ağırlıklı bebeklerde yapılan çalışmalarda da aynı şekilde tek başına olsun veya olmasın anne sütü ile beslenme süresinin çocuğun bilişsel gelişimini olumlu etkilediği gösterilmiştir. Anne sütünün uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri yönünden zengin olması da bilişsel gelişim üzerine olumlu etkisinde açıklayıcı bir faktördür. Bu nedenlerle anne sütü ile beslenmenin bilişsel gelişim üzerine olan etkisi küçük bile olsa toplum açısından düşünüldüğünde özellikle erken doğan ve düşük doğum ağırlıklı olan bebekler ile düşük sosyo-ekonomik düzeydeki bebekler için çok önemli bir etkendir.

    Anne sütü alan çocuklarda başta enfeksiyon hastalıkları olmak üzere birçok akut ve kronik hastalığın görülme sıklığı azalmakta beyin gelişimi daha iyi olmaktadır. Anne sütü sekretuar Ig A, laktoferrin, lizozim, bifidus faktör, proteaz inhibitörleri, kompleman, B12 ve folik asit bağlayan proteinler gibi içerikleri sayesinde hastalıklardan korur, bağışıklık sisteminin gelişmesini kolaylaştırır. Anne sütü alan bebeklerde zatürre, orta kulak iltihabı, menenjit, ishal gibi bulaşıcı hastalıklar ile atopik egzama, astım gibi alerjik hastalıklar daha az görülür veya daha hafif seyreder. Bu durum dolaylı olarak bebeğin ruhsal gelişimini de etkilemektedir. Az hastalanan bebeklerin ruhsal ve nörolojik gelişimi de daha iyi olmaktadır. Anne sütü ile beslenenlerde ileri yaşlarda da allerji, obezite, diyabet, kanser, multiple skleroz, kalp damar hastalıkları gibi hastalıklara daha az rastlanmaktadır.

    Emzirme annelik duygusunun gelişmesine yardımcı olur. Anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirir. Emziren annelerin kendilerine güvenleri fazladır ve bu durum süt verimini olumlu yönde etkiler. Emzirme anne için doğal bir sakinleştiricidir. Anne sütünün sosyal ve ekonomik, yadsınamaz yararları da vardır. Daha az hastalanan çocuk için tedavi giderleri, iş günü ve gücü kaybı sonucu para kaybı azalır.

    Anne sütünün bütün bu yararları yanında daha keşfedilmemiş birçok yararları da düşünülürse bebek için tek ve ideal bir besin kaynağı olduğu görülmektedir. Bu yüzden anne sütü ile emzirme konusunda anneler bilinçlendirilmeli, teşvik edici maddi ve manevi destek verilerek özendirilmelidirler.

  • Bebek gelişiminde duyarlı dönemler hakkında

    Çocuk beynini erişkin beyninin küçük hali olarak değil, birtakım yapısal ve işlevsel değişikliklerin sürekli yaşandığı dinamik bir ortam olarak düşünmek gerekir. Çocuğun gelişim evresinde kazandığı her yeni beceri şu etmenlerin birlikte çalışması ile olur: Beynin yapısal gelişimi, sağlıklı beyin bir yapısı, çevresel destek (uyaranlar ve deneyim). Bu etmenler arasında çocuğun anne ve babasından edindiği genler onun yeteneklerini ve gelişimsel olasılıklarını belirler. Sonuç sadece ne genetik yapıya ne de sadece çevresel uyaranlara bağlıdır. Sonucu ortaya çıkaran genler ve çevresel destek arasında yaşam boyunca devam eden etkileşimdir.

    Beyin gelişimi hayat boyu devam eden bir süreçtir. Beynimiz ağırlığının %98’ine 6 yaşta ulaşır. İç ve dış kabuk (beyaz ve gri cevher) oluşunun tamamlanması, arasında bağlantıların oluşması en fazla ilk 1 yaşta olur ve yaklaşık 18-20 yaşta tamamlanır. Sinaptik bağlantı dediğimiz beyin hücrelerinin arasındaki bağlantıların oluşumu yine ilk 1 yaşta en hızlıdır. Beyin hücreleri arasındaki bu bağlantılar 40’lı yaşlara kadar bir taraftan devam ederken bir taraftan budanma dediğimiz olay ile azalır. Beyindeki kimyasal maddelerin (nörotransmitter) salınımı hayat boyu sürer. Ayna nöron olarak adlandırılan kısaca empati ve taklit yeteneğinden sorumlu olduğu düşünülen yapıların oluşumu da hayat boyu sürer.

    Çocuk doğduğunda beyin; temeli atılmış, kaba inşaatı ve odaları bitmiş bir ev gibidir. Odalar arasında bağlantıların kurulması, evin içinin döşenmesi ve güzelleşmesi ise aslında hayat boyu devam eder. Çocuklar doğdukları andan itibaren kendi bireysel ihtiyaçları ve tercihlerine uygun gelişir. Beynimiz bazı yönlerden özel bir eğitime ihtiyaç duymaz. Örneğin; bebek doğar doğmaz emebilir, daha küçük bebekken bile karnı acıkınca ağlar. Çocuğunuzun beyni sağlıklı ise ihtiyaç duyduğu şeyleri dünyadan nasıl alacağını doğal olarak bilir. Aynı zamanda beyin, gelişimi süresince her kişinin çevresel özelliklerine göre şekillenir. Bu nedenle insanlar çok değişken koşullarda yaşayabilir. Bu gelişim beynin arka kısımlarından ön kısımlarına doğru olur. Kısacası doğduğumuzda beynimizin yaşamımızı devam ettirecek fonksiyonları ilk önce gelişir. Yaşamamızı daha güzelleştirecek olan kısımlar- olaylar karşısında çözüm bulabilme, mantıklı düşünebilme, ahlaklı davranma, matematiksel beceriler gibi -ise daha sonra gelişir. Bu kısımların gelişiminde uyaranların etkisi büyüktür. Yine beş duyumuz gelişiminde uyaranların etkisi çok büyüktür.

    Beyin gelişim süresince ilk bir yıl çok önemlidir. Bu yıllarda belirli davranış ve duyuların olgunlaşması için o gelişim dönemine uygun doğru çevresel desteğin (deneyimin) yaşanması gereklidir. İşte bu kaçırılmaması gereken bu dönemlere “duyarlı dönemler” denilir.

    Duyarlı dönemler bazı duyular açısından anne karnında iken başlar. Tat duyusu bunlardan birisidir. Annenin aldığı gıdalar çocuğun içinde bulunduğu sıvı ile çocuğa ulaşır. Doğum sonu erken dönemde anne sütü ile daha sonra ek gıdaya geçiş ile olgunlaşmaya başlar. Yaklaşık 3 yaşında tat tercihlerinin çoğu oluşmuştur. Çocuğa bu dönemler kaçırılmadan farklı tatlar defalarca sunulmalıdır. İşitme duyusu da anne karnında gelişmeye başlar. Annenin hamileyken dinlediği müzikler doğum sonu dönemde çocuğu sakinleştirmek için kullanılabilir. Doğumdan sonra işitme testi yapılarak kayıp varsa erken teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır. Konuşma bebeğin yaşamının ilk yıllarında en çok duyduğu (ana dilindeki) sesleri anlama ve çıkarma ile başlayarak gelişir. İleri yaşlarda yeni bir dil öğrenmek mümkün olsa da daha fazla uğraşı gerektirir. Yabancı dil eğitimine ne kadar erken yaşta başlanırsa çocuk o kadar kolay öğrenir. Dokunma duyusu deneyim ile kazanılır. Yetiştirme yurtlarında büyüyen çocuklara bu açıdan dikkat edilmelidir. Görme duyusu en erken kazanılan ve deneyimle artan duyulardandır. Göz tembelliği erken fark edilmez ise ileri yaşlarda geri dönüşü çok güçtür.

    Anne karnından başlayan ve ilk bir yılda çok önemli olan bu duyarlı dönemleri kaçırmayalım. Beyin gelişiminin bazı yönlerden hayat boyu devam ettiğini unutmayalım.

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı-Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • Bayley ııı gelişimsel tarama ölçeği

    Bayley ııı gelişimsel tarama ölçeği

    1-42 ay arası bebek ve küçük çocukların gelişimini takip amacıyla kullanılan bir ölçektir. Bir zeka testi değildir. Zihinsel,alıcı dil, ifade edici dil, ince motor ve kaba motor olarak beş gelişim alanını içermektedir. Sosyal gelişimi takip amaçlı kullanılan sosyal adaptif ölçeği de bulunmaktadır. Ölçeğin her bölümü tek başına kullanılabileceği gibi, bütün olarak değerlendirme yapılıp her bir gelişim alanının karşılaştırılmasına da fırsat vermektedir. Bebeklerin ve küçük çocukların yaşına göre değerlendirilmesi, takibinde, doğru yönlendirilmesinde ve koordineli çalışmada uzmanlara kolaylık sağlamaktadır.

    Bireysel Psikoterapi ve Aile Terapisi

    Gelişimsel geriliği olan ya da risk faktörleri nedeniyle takip edilen bebeklerin ve çocukların ailelerine psikoterapi desteği sağlanmaktadır. Birkaç nedenle psikoterapi desteği alınması gerekmektedir:

    * Aile bir sistemdir ve bu sisteme her bir birey eklendiğinde ailedeki ilişkisellik değişmektedir. iki kişinin ilişkisi üçken (sen,ben ve ilişkimiz), bebek doğunca ilişki sayısı iki katına çıkmaktadır. Bu yeni bir durumdur.

    * Sistemin parçalarından birinde sorun olursa (örneğin yoğun bakım süreci, gelişimsel risk faktörleri, vb..)sistem etkilenmektedir. Sistemde kaygı düzeyi yüksekse bunun düşürülmesi gerekir. Ailenin bireylerine bir bütün olarak ya da tek tek bakılmasında yarar vardır.

    * Yapılan çalışmalar özellikle annelerin depresyon düzeylerinin/puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu sonuç neden annelerin bireysel olarak psikoterapiye başvurduklarını da açıklamaktadır.

    * Özel gereksinimli bireylerin takipleri uzun dönemli olmalıdır. Genellikle psikolojik problemler es geçilmekte bu da uyum sorunlarına, mutsuzluğa,depresyona yol açmaktadır. Özel gereksinimli bireyler; gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde daha çok psikolojik desteğe ihtiyaç duymaktadır.

    * Uykuda düzensizlik (çok az ya da çok uyuma, dinlenmemiş olarak uyanma), iştah bozulmaları (ani kilo alma, kilo verme), cinsel problemler bedensel uyumun bozulduğunu haber vermektedir. Her birey bu durumların biri ya da bir kaçında problem olduğunda psikoterapi desteği almayı düşünmelidir.

  • Portage (0-6 yaş gelişim envanteri ölçeği)

    Portage (0-6 yaş gelişim envanteri ölçeği)

    Portage Nedir?

    Portage Erken Eğitim envanteri 0-6 yaş arasındaki çocukların gelişimsel olarak yaşına uygun becerilere sahip olup olmadığını tespit etmek için kullanılmaktadır. Çocuğun sosyal, dil, özbakım, bilişsel ve fiziksel gelişim açısından hangi aşamada olduğu tespit edilir ve çocuğun olduğu aşamadan itibaren, her bir beceriyle ilgili geliştirmeye yardımcı egzersizler, oyunlar anne-babaya öğretilerek çocuğun sağlıklı büyümesini sağlamak hedeflenir. Portage erken eğitim programı normal gelişim gösteren çocuklara uygulanabildiği gibi gelişiminin herhangi bir basamağında gecikme göstermiş veya gelişimsel geriliği olan çocuklar için de uygulanabilir.Portage envanteri 1969 yılında Amerika Birleşik Devleti’nde geliştirilmeye başlanmıştır ve uygulamalar sonucu gelen bilgilerle güncellenerek bugünkü halini almıştır. Anne ve babalar çocuğun eğitimcisi rolünü üstlenerek hem çocuklarını yakından takip edebilir, hem de eğitim sürecine tanıklık etmiş olurlar.

    Bu Envanterin Kapsadığı Alanlar:

    Bebek Gelişim Basamakları

    Dil gelişimi

    Özbakım gelişimi

    Bilişsel gelişim

    Fiziksel gelişimdir.

    600’e yakın beceri ve 3000’e yakın etkinlik örneği içerir. Uzman kişi tarafından belli sıklıklarla kontrol edilmesi ve hedeflerin her seferinde artarak ilerlemesinin hedeflendiği bir çalışma şeklidir.

  • Bebek gelişiminde duyarlı dönemler

    Çocuk beynini erişkin beyninin küçük hali olarak değil, birtakım yapısal ve işlevsel değişikliklerin sürekli yaşandığı dinamik bir ortam olarak düşünmek gerekir. Çocuğun gelişim evresinde kazandığı her yeni beceri şu etmenlerin birlikte çalışması ile olur: Beynin yapısal gelişimi, sağlıklı beyin bir yapısı, çevresel destek (uyaranlar ve deneyim). Bu etmenler arasında çocuğun anne ve babasından edindiği genler onun yeteneklerini ve gelişimsel olasılıklarını belirler. Sonuç sadece ne genetik yapıya ne de sadece çevresel uyaranlara bağlıdır. Sonucu ortaya çıkaran genler ve çevresel destek arasında yaşam boyunca devam eden etkileşimdir.

    Beyin gelişimi hayat boyu devam eden bir süreçtir. Beynimiz ağırlığının %98’ine 6 yaşta ulaşır. İç ve dış kabuk (beyaz ve gri cevher) oluşunun tamamlanması, arasında bağlantıların oluşması en fazla ilk 1 yaşta olur ve yaklaşık 18-20 yaşta tamamlanır. Sinaptik bağlantı dediğimiz beyin hücrelerinin arasındaki bağlantıların oluşumu yine ilk 1 yaşta en hızlıdır. Beyin hücreleri arasındaki bu bağlantılar 40’lı yaşlara kadar bir taraftan devam ederken bir taraftan budanma dediğimiz olay ile azalır. Beyindeki kimyasal maddelerin (nörotransmitter) salınımı hayat boyu sürer. Ayna nöron olarak adlandırılan kısaca empati ve taklit yeteneğinden sorumlu olduğu düşünülen yapıların oluşumu da hayat boyu sürer.

    Çocuk doğduğunda beyin; temeli atılmış, kaba inşaatı ve odaları bitmiş bir ev gibidir. Odalar arasında bağlantıların kurulması, evin içinin döşenmesi ve güzelleşmesi ise aslında hayat boyu devam eder. Çocuklar doğdukları andan itibaren kendi bireysel ihtiyaçları ve tercihlerine uygun gelişir. Beynimiz bazı yönlerden özel bir eğitime ihtiyaç duymaz. Örneğin; bebek doğar doğmaz emebilir, daha küçük bebekken bile karnı acıkınca ağlar. Çocuğunuzun beyni sağlıklı ise ihtiyaç duyduğu şeyleri dünyadan nasıl alacağını doğal olarak bilir. Aynı zamanda beyin, gelişimi süresince her kişinin çevresel özelliklerine göre şekillenir. Bu nedenle insanlar çok değişken koşullarda yaşayabilir. Bu gelişim beynin arka kısımlarından ön kısımlarına doğru olur. Kısacası doğduğumuzda beynimizin yaşamımızı devam ettirecek fonksiyonları ilk önce gelişir. Yaşamamızı daha güzelleştirecek olan kısımlar- olaylar karşısında çözüm bulabilme, mantıklı düşünebilme, ahlaklı davranma, matematiksel beceriler gibi -ise daha sonra gelişir. Bu kısımların gelişiminde uyaranların etkisi büyüktür. Yine beş duyumuz gelişiminde uyaranların etkisi çok büyüktür.

    Beyin gelişim süresince ilk bir yıl çok önemlidir. Bu yıllarda belirli davranış ve duyuların olgunlaşması için o gelişim dönemine uygun doğru çevresel desteğin (deneyimin) yaşanması gereklidir. İşte bu kaçırılmaması gereken bu dönemlere “duyarlı dönemler” denilir.

    Duyarlı dönemler bazı duyular açısından anne karnında iken başlar. Tat duyusu bunlardan birisidir. Annenin aldığı gıdalar çocuğun içinde bulunduğu sıvı ile çocuğa ulaşır. Doğum sonu erken dönemde anne sütü ile daha sonra ek gıdaya geçiş ile olgunlaşmaya başlar. Yaklaşık 3 yaşında tat tercihlerinin çoğu oluşmuştur. Çocuğa bu dönemler kaçırılmadan farklı tatlar defalarca sunulmalıdır. İşitme duyusu da anne karnında gelişmeye başlar. Annenin hamileyken dinlediği müzikler doğum sonu dönemde çocuğu sakinleştirmek için kullanılabilir. Doğumdan sonra işitme testi yapılarak kayıp varsa erken teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır. Konuşma bebeğin yaşamının ilk yıllarında en çok duyduğu (ana dilindeki) sesleri anlama ve çıkarma ile başlayarak gelişir. İleri yaşlarda yeni bir dil öğrenmek mümkün olsa da daha fazla uğraşı gerektirir. Yabancı dil eğitimine ne kadar erken yaşta başlanırsa çocuk o kadar kolay öğrenir. Dokunma duyusu deneyim ile kazanılır. Yetiştirme yurtlarında büyüyen çocuklara bu açıdan dikkat edilmelidir. Görme duyusu en erken kazanılan ve deneyimle artan duyulardandır. Göz tembelliği erken fark edilmez ise ileri yaşlarda geri dönüşü çok güçtür.

    Anne karnından başlayan ve ilk bir yılda çok önemli olan bu duyarlı dönemleri kaçırmayalım. Beyin gelişiminin bazı yönlerden hayat boyu devam ettiğini unutmayalım.

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı-Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

    Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

    Herhangi tıbbi bir hastalığa bağlı olmaksızın görülen motor koordinasyon bozukluğu problemidir. Motor koordinasyon problemi okul başarısına veya günlük yaşam aktivitelerine olumsuz etki eder. Bu problemin nedeni henüz tam anlaşılamamıştır. Toplumda görülme sıklığı %6-10 arasındadır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre 2-3 kat daha fazla görülür. Erken doğanlarda görülme sıklığı çok daha fazladır. Doğum haftası ve doğum kilosu azaldıkça görülme sıklığı daha da artmaktadır. 32 haftadan erken doğanlarda %50 oranında görülmektedir

    Erken tanı ve erken müdahale sayesinde problemin etkisi azaltılabilmektedir. Bu problemi uzmanlar ancak gelişim takibiyle erken dönemde fark edebilirler. 0- 3 yaş aralığında hamilelik ve doğum sonrası risk faktörleri ile motor gelişim basamakları, 3-5 yaş aralığında motor koordinasyon testleri problemi tanımlamada yol gösterici olmaktadır.

    Anne, Baba Çocuğunda GKB’ yi Nasıl Fark Edebilir?

    Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğunun belirtileri çok tipiktir ve kolayca fark edilir. Genel olarak 3-5 yaş aralığında;

    Sık düşme, hızlı koşamama, zıplayamama, el becerilerinde zayıflık, kötü el yazısı, ayakkabı bağcığını bağlayamama, atılan topu yakalayamama, belirli bir hedefe topu atmakta zorlanma, tek ayak üstünde duramama şeklinde belirtiler verir. Bu belirtilerin hepsi ya da bir kısmı görülebilir.

    GKB Çocukların ve Yetişkinlerin Hayatını Nasıl Etkiler?

    Gelişimsel koordinasyon problemi bulunan çocuklar spor aktivitelerinde başarısızdırlar. El becerilerinde ki zayıflığa bağlı kötü el yazısı ve günlük işlerde(ayakkabı bağcığı bağlama, elbise giyip-çıkarma, düğme ilikleme) ebeveyne daha fazla bağlılık görülmektedir. Özellikle spor aktivitelerinde başarısızlık öz güven problemlerine neden olmaktadır. Bu durum dolaylı olarak bütün gelişim alanlarını olumsuz etkilemektedir. Yeteneklerini yeni keşfetmekte olan çocukların motor hareketlerde arkadaşları kadar başarılı olamaması çocuklar ciddi bir hayal kırıklığı oluşturmaktadır.

    Eğitim hayatında özellikle matematik ve geometri derslerinde başarı kaybına neden olmaktadır. Gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan çocuklar ileride gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan yetişkinler olacaklardır. Bu sebeple çocukların erken dönemde yetenekleri hakkında farkındalıklarını arttırıp yönlendirmek gerekmektedir.

    GKB Tanısı Nasıl Koyulur?

    Çocukta bahsedilen bulgular mevcut ise çocuk nörolojisi muayenesi yapılmalıdır. Bu problemlere neden olabilecek tıbbi bir durumun varlığı araştırılmalıdır. Eğer koordinasyon bozukluğuna neden olabilecek bir hastalık yok ise akla gelişimsel koordinasyon bozukluğu gelmelidir. Bu problemin tanısı motor koordinasyon testleri ile koyulur. En sık kullanılan test “Movement Assesment Batery”’ dir. Çocuğun gelişim basamakları dikkatle incelenmeli, hamilelik dönemi risk faktörleri araştırılmalı ve uygulanan testlerin sonucu bu verilerle beraber incelenmelidir. Bazı durumlarda motor koordinasyon testinin yanında görsel algı testleri, duyusal bütünleme testleri de uygulamak gerekir. Ancak bu sayede koordinasyon bozukluğuna neden olan problem ortaya konabilir.

    GKB Erken Dönem Bulguları Nelerdir?

    Oturma, emekleme, yürüme gibi kaba motor gelişim basamaklarının geriden gelmesi. Gevşek bebek olmak yani kas dokusu sertliğinin olması gerekenden az olması. Kısa emekleme süresi. Tüylü kumaşlara, meyvelere dokunamama gibi duysal hassasiyetlerin bulunması gelişimsel koordinasyon bozukluğunun bebeklik çağındaki alarm işaretleridir.

    Bu bulgular özellikle erken doğanda veya erkek çocuğunda mevcut ise risk faktörü daha da yükselmektedir.

    GKB’ ye Eşlik Eden Problemler Nelerdir?

    Bu gruptaki çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite, duysal hassasiyet problemleri, problem çözme yeteneğinde azalma, öz güven eksikliği , genel ruh hali düşüklüğü (oyunlardan zevk alamama). Yön duygusu, beden algısı problemleri daha sık görülmektedir. Yine bu problemlerle bağlantılı olarak sayısal alanda başarı kaybı görülmektedir.

    GKB Nasıl Tedavi Edilir?

    Gelişimsel koordinasyon bozukluğunu bir hastalık olarak ele almamak gerekir. Çünkü genelde altta yatan tıbbi bir problem yoktur. Koordinasyon problemi o bireyin yaşantısında sürekli var olacaktır. Çocuğun başarılı olduğu ve yapmaktan hoşlandığı aktiviteleri belirleyerek genel koordinasyonu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak gerekir. Bu aktiviteler alanında uzman bir fizyoterapist tarafından belirlenmelidir. Çünkü aktivite çocuğun yeteneklerini geliştirecek kadar zor ancak, öz güveni düşürmeyecek kadar kolay olmalıdır. GKB’ ye eşlik eden diğer problemler de saptanmalı ve planlanan oyun aktivitelerinin içinde bu problemler de desteklenmelidir.

    Spor aktiviteleri çok faydalı olmaktadır. Spor aktiviteleri içinde özellikle yüzme ön plana çıkmaktadır. Diğer spor alanlarını ve başlama zamanını belirlemede; çocuğun ilgi alanı ve mevcut yeteneği göz ününe alınarak çocuk, anne-baba ve fizyoterapist ortak karar vermelidir.

    Bu çocuklarda yön duygusu gelişimi geciktiği için trafik eğitimi ve muhtemel kazalar üzerine özellikle yoğunlaşılmalıdır.

    Tedavi bir takım işidir. Takibi sağlayan fizyoterapist, çekirdek aile, büyük aile, okul çevresi iş birliği içinde olmalıdır.