Etiket: Gelişim

  • Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları

    Çocuklar doğdukları dönemden itibaren farklı gelişim dönemlerinde farklı özellikler gösterirler. Bu dönemlerde belli yetenek ve becerileri kazanırlar. Bu becerileri kazanırken ebeveynlerin ilgi destek ve uyarılmalarına ihtiyaç duyar, bu ilgi vedestekle bu yeteneklerini basitten karmaşığa doğru geliştirirler. Örneğin agulamaya başlayan çocuk heceleri, sonra kelimeleri, sonra da cümleleri söyler. Anne ve baba çocuğun bu dönemlerdeki özelliklerini bildiğinde ve bu özelliklere uygun davrandığında çocuğun ruhsal gelişimi sağlıklı bir şekilde devam eder. Ancak uygun destek ve yaklaşımlar olmadığında ise ruhsal gelişimde sorunlar ortaya çıkabilir. Çocuk ruh sağlığı uzmanları sorun olduğu dönemlerde ebeveynlere sorunların çözümünde yol gösterir ve çocuğun gelişimini tekrar sağlıklı bir yola girmesini sağlar.

    Genetik ve çevresel nedenlerle çocuklarda bazı ruhsal rahatsızlıklar görülebilir. Bazen genetik yatkınlığı olan çocuklarda, uygun olmayan ebeveyn tutumları ve olumsuz yaşam olayları bu ruhsal hastalıkların ortaya çıkışını tetikleyebilir. Bazen de genetik yatkınlık nedeniyle ortaya çıkan ruhsal belirtiler, uygun olmayan ebeveyn tutumları ve olumsuz yaşam olayları ile şiddetlenebilir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu, tik bozukluğu, konuşma bozuklukları, çiş- kaka kaçırma, otistik bozukluk, gelişim geriliği, depresyon, iki uçlu bozukluk, intihar, takıntılar, madde kullanımı, yeme bozuklukları, kaygı bozuklukları (sosyal fobi, yaygın anksiyete bozukluğu, ayrılık anksiyetesi, okul fobisi, panik bozukluk), travma sonrası stres bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, uyku bozuklukları, psikotik bozukluklar… çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar olup bu bozukluklar başta çocuğun, uyumunu, ilişkilerini, akademik becerilerini aynı zamanda ailenin yaşamını olumsuz etkiler. Bu bozukluklar ortaya çıktığında çocuk psikiyatrisine başvurulduğunda, yapılan değerlendirmeler sonrasında, uygun destek, yaklaşım ve tedavi ile çocuğun okul, sosyal ve aile yaşamındaki olumsuz etkilenmesi azaltılabilir ya da düzeltilebilir. Ancak bu ruhsal rahatsızlıklar tedavi edilmediğinde ise, çocuğun şimdiki ve gelecekteki yaşamını olumsuz etkiler. Bu nedenle ailelerin çocuklarındaki ruhsal belirtiler için dikkatli olması, bu belirtiler çocuğun yaşamında olumsuz sonuçlar doğurmadan psikiyatrik destek almaları önemlidir.

    Aileler çocuklarında ruhsal sorunlar olup olmadığını anlamak için yaşıtlarından farklı özelliklerinin olup olmadığına (geç konuşma, fazla hareketli olma, derslerde dikkatini sürdürememe, öğrenmede güçlük yaşama, kurallara uymakta güçlük çekme gibi) dikkat etmeleri, bunları fark etmeleri ve bu sorunların çözümü için çocuk psikiyatristlerinden yardım almaları önemlidir. Yine çocuklarının her zamankinden (eskiden beri olan özelliklerinden farklı olarak) daha fazla sinirli olması, mutsuz olması, isteksiz olması, uyku sorunları yaşaması, takıntılarının, tiklerinin olması, sıkıntılı ve kaygılı olması, daha fazla hareketlenmesi, çok konuşması, enerjik olması, yeme sorunlarının olması, kilo alması, madde kullanması, kendine güvensiz olması, endişeli, korkulu olması, çiş-kaka kaçırması, tırnak yemesi, kendine ve çevresine zarar vermesi şeklindeki yakınmaları başladığında bunların ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanıyor olabileceğini fark ederek uygun psikiyatrik destek için baş vurmalıdırlar. Bu yakınmalarla baş vuran çocukların ayrıntılı değerlendirmesi yapılıp, neden olan durumlar araştırılıp uygun tedavi desteği sağlandığıda yakınmaları büyük olasılıkla azalacak yada düzelecektir. Aileler bilmelidir ki ruhsal rahatsızlıklarla çocuğun uzun zaman geçirmesi hem bu ruhsal rahatsızlığının çocuğa daha fazla zarar vermesine neden olacak hem de yeni ruhsal rahatsızlıkların gelişmesine zemin yaratacaktır. Bu nedenle aileler çocuklarında olan davranış ve duygusal değişiklikleri zamanında fark edip zaman geçirmeden psikiyatrik destek almalı, ruhsal sorunlar daha şiddetlenmeden ve yeni ruhsal rahatsızlıklar tabloya eklenmeden hızla tedavi arayışına girmelidirler.

    Çocuk ve ergenler gelişim özelliklerinde yada ruhsal nedenlerle sorun yaşadıklarında aile okul ve sosyal ilişkileri de olumsuz etkilenir. Bu sorunlarla baş etmek çocuk ve aile için güçleşir. Aileler kendilerini çaresiz, tükenmiş hissedebilir ve çocuklarıyla yoğun çatışmalar yaşayabilirler. Yine bazen anne babalar, sorunlar karşısında çocuklarına nasıl davranacakları konusunda güçlük yaşayabilirler. Aynı şekilde çocuklar da aileleriyle didişir, yoğun sorunlu bir ilişki tarzı geliştirebilirler. Bu gelişimsel ve ruhsal sorunlar bir aile çatışması, ilişki sorunu yumağı haline gelebilir. Gelişimsel ve ruhsal sorunlar hakkında ailenin bilgilendirilmesi, uygun yaklaşımlar konusunda rehberlik edilmesi, primer ruhsal sorunun çözümü, aynı zamanda ailenin çocukla-çocuğun aile ile karşılıklı yaşadığı ilişki sorunu yumağını da çözecektir. O nedenle aileler hem gelişimsel ve ruhsal sorunların aile ilişkisine olumsuz etkisinin farkına varmalı ve uygun psikiyatrik desteği almak için bir çocuk psikiyatristi uzmanına başvurmakta gecikmemelidirler.

    Çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğinde, çocuk ve gençlere gelişim özellikleri, gelişim sorunları ve tüm ruhsal sorunları açısından gerekli psikometrik testler ve kapsamlı ruhsal değerlendirme yapılarak uygun tedavi yaklaşımlarıyla çocuk ve gençlerin ruhsal sorunlarının azaltılmasında yada düzeltilmesinde destek sağlanacaktır.

  • Bebeklerin ve Çocukların Gelişim Takibi Nasıl Yapılır?

    Bebeklerin ve Çocukların Gelişim Takibi Nasıl Yapılır?

    Anne ve babalar, bebeklerinin ya da çocuklarının gelişim aşamalarını özenle takip etmektedir. Bu gelişimsel süreçleri takip etmek hem onları heyecanlandırmakta hem de herhangi bir gecikme durumuna karşı tetikte olmalarını sağlamaktadır. Çocuklarının gelişim sürecini doktora sorarak ya da çocuklarının akranlarının becerilerine bakarak değerlendirmektedirler. Gelişim aşamalarının birinde gecikme ile karşılaşıldığında bir problem olduğunu düşünmekte ve problem olarak gördükleri bu durumun neden kaynaklandığına ilişkin cevap aramaktadırlar.

    Ebeveynlerin en çok merak ettikleri soruların başında; çocuklarının ne zaman yürüyeceği, ne zaman konuşabileceği ya da ne zaman tuvalet alışkanlığı kazanabileceğine ilişkin olanları gelmektedir. Bu sorular için net bir zaman belirtmek doğru değildir. Bazı bebekler 10. Ayda yürüyebildiği gibi bazıları 1.5 yaş civarında yürüyebilmektedir. Bu nedenle bebekler ya da çocuklar arasında gelişim farklılıkları olması olağandır. Anne ve babalar endişe etmemeli ancak önemli bir gelişim geriliğinden şüphelenirlerse gerekli değerlendirmeleri yaptırmalı ve uzmanlardan yardım almalıdırlar. Örneğin; 2 yaşına kadar çocukların yürümesi beklenir ancak bu yaş döneminde çocukta yürümeye ilişkin herhangi bir belirti görülmez ise aileler konu ile ilgili uzmanlarla görüşmeli ve gerekli gelişim taramalarından geçirmelidirler.

    Bebeklerin ve çocukların gelişim sürecini takip etmek ve bulundukları yaş grubuna göre herhangi bir gecikme olup olmadığını belirlemek amacıyla oluşturulmuş bir takım gelişim testleri bulunmaktadır. Bu testlere örnek olarak; AGTE, Denver, Gessel, Bayley gösterilebilir.

    Bu testler içinde Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE)’ den bahsedecek olursak AGTE, 0-6 yaş arası bebek ve çocukların gelişimi ilgili derinlemesine ve sistemli bilgi sağlayan bir değerlendirme aracıdır.

    Envanter, gelişimsel gecikme yaşayan bebek ve çocukların erken dönemde fark edilmesine ve gerekli önlemlerin alınmasına olanak sağlar. Dil-bilişsel, kaba motor, ince motor ve sosyal beceri-öz bakım gibi gelişimin farklı alanlarını değerlendirir.

    Değerlendirme neticesinde şüpheli ya da riskli durumla karşılaşıldığında, erken tanı konulmasına ve gerekli tedavinin başlamasına olanak sağlamaktadır. Bu sebeple aileler çocuklarındaki gelişim aşamalarını iyi takip etmeli ve çocuklarını düzenli olarak kontrollerden geçirmelidirler.

  • Çocuklarda duygular ve duygusal gelişim

    İnsanların duygularıyla birlikte doğduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalarda, doğumdan itibaren, öfke, eğlence/mutluluk ve korku duygusu vardır. Duyguların oluşması için bilişsel gelişim şart değildir. Örneğin beyini oluşmadan doğan (anensefalik) bebeklerin ekşi tatlarda iğrendiği, tatlı tatlardan zevk aldığı izlenmiştir. Bununla birlikte, yaşam tecrübeleri ve beyin gelişimi arttıkça çocuğun duygularının çeşitliliğinde, duygularını ayırt edilmesinde, isimlendirebilmesinde ve düzenleyebilme becerisinde, duygularını sosyal ortamda kullanma yetisinde artma gözlenir. Yaklaşık 15 nci ayda bebek ağlayan birisini gördüğünde empati yapar ve üzgün görünür.

    Duygularımız, davranışlarımızı, düşüncelerimizi, motivasyonumuzu, yaşam enerjimizi, başarımızı ve insanlar arasındaki ilişkilerimizi ve daha birçok alanı etkiler. Duyguların kişinin yaşantısındaki önemi ve yeri aşağıda özetlenmiştir.

    Duyguların iletişimsel yönü vardır. Örneğin dil gelişim gelişmemiş bir bebek ağlamasıyla, açlığını ve sevgi ihtiyacını anlatabilir.

    Duyguların yaşamda koruyucu etkileri vardır; bu nedenle yaşamsaldırlar.

    Duygular sosyal işlevleri etkiler kişiler arası ilişkileri düzenler.

    Duygular, motivasyonu oluştururlar; motivasyonel durum, bilişsel gelişimde, motor ve sosyal becerilerin gelişiminde önemlidir. Bu nedenle sağlıklı duygu gelişimi doğrudan ve dolaylı yollar ile diğer gelişimsel alanları etkiler.

    Duygular bilişsel süreçlerin ve şemaların oluşumunda önemlidir.

    Duygular bir olayın önemini ölçer.

    Duyguların, kendini yönetmede ve yürütücü işlevlerde rolü vardır.

    Duygular, bağlanma süreçlerinde önemlidir.

    Duyguların sağlıklı düzenlenmediği durumlarda, günlük işlevselliğin sosyal, mesleki, öğrenme gibi çeşitli boyutlarında olumsuz etkilenmeler ve verimlilikte azalma meydana gelebilir.

    Duyguların adaptasyonda ve amaca yönelik davranışların düzenlenmesinde ve organizasyonda rolü vardır.

    Duyguların kişilik gelişimi üzerine etkileri vardır.

    Sağlıklı bir duygusal gelişim olabilmesi için

    Bebekte dikkat işlevlerinin ve yüze göze bakma becerisinin gelişimine uygun bir şekilde var olması gerekir. Bu ancak, sağlıklı duyu organları ve beyin bölgeleri ile mümkündür.

    Bakım verenin, göz teması kurması ve duruma uygun duygusal tepkiler verebilmesi gerekir.

    Bakım verenin ruh sağlığı yönünden bir sorununun olmaması gereklidir.

    Bakım veren duygusal tepkilerini yaşayabilmeli, tanıyabilmeli ve sözelleştirebilmelidir.

    Bakım beren duygularını kontrol edebilmeli ve yönetebilmelidir.

    Bakım verenin duygusal tepkilerin yoğunluğu ve süresi dış uyaranlar ve çevre ile uyumlu olmalıdır.

    Bakım verenler, bebeklerinin fiziksel, sosyal, duygusal ve dokunsal ihtiyaçlarını karşılarken ilgili ve güler yüzlü olmalıdırlar. Mümkün olduğu kadar fazla göz teması kurarak pozitif duygularını gösterebilmelidirler.

    Bakım veren çocuğunun çeşitli alanlardaki ihtiyaçlarına yanıt verici olmalıdırlar.

    Bakım verenler olaylar karşısındaki duygusal tepkilerinin kontrolünde çocuklarına örnek olmalıdırlar.

    Çocuklar, fiziksel, duygusal veya cinsel örselenmelerden korunmalıdırlar; travma sağlıklı duygusal gelişimi bozar.

    Duygular ile düşünceler arasındaki entegrasyon sağlanmış olmalıdır. Duygular ile düşünceler arasında uygun entegrasyonun sağlanması, sağlıklı gelişen beyin bölgelerinin olması ve ortama uygun duygusal tepkilerin ve düşüncelerin verilmesi ve tanımlanması (uygun uyaranların sunulması) ile mümkündür. Travma sağlıklı entegrasyonu bozabilir.

    Duygusal gelişimde başlıca sorunlar aşağıdaki şekillerde görülebilir:

    Kendi veya başkalarının duygularını algılamakta, anlamada ve adlandırmadaki güçlükler

    Duyguların yanlış yorumlanması (bilişsel çarpıklıklar)

    Duyguların çok az veya yoğun yaşanması

    Duygularda ani hızlı değişikliklerin olması –duygu durumu düzenleme güçlükleri-

    Duyguların düşünce içeriğine veya olaylara uygunsuz yaşanması

    Duygu ifadesindeki yetersizlikler veya uygunsuzluklar

    Duyguların ve dikkatin düzenlenmesi, kendinin düzenleme becerilerinin önemli parçalarını oluşturur: Kendini düzenleme becerilerinin, psikososyal işlevsellikte ve okul/iş başarısının elde edilmesinde önemli rolü vardır. Duyguların düzenlenmesi, uyum becerilerini ve davranışlarını geliştirirken; duyguların iyi düzenlenememesi, uyum becerilerinde ve davranışlarda kötüleşme ile birliktedir. Çocukluk çağı travmaları, ihmalleri ve olumsuz yaşam olayları, duygu düzenleme becerilerini bozar. Sıklıkla duygu düzenleme güçlükleri empati becerilerinin ve prososyal yanıtların gelişimine engel olur. Post travmatik stres bozukluğu gibi çeşitli psikiyatrik bozukluklarda bu durum açıkça gözlenebilir. Başka bir deyişle duyguların düzenlenmesi, sağlıklı bir gelişimde merkezi rol oynarken, duyguların iyi düzenlenememesi, psikiyatrik bozuklukların gelişimine zemin hazırlayabilir.

    Duyguların düzenlenmesinde, nörobiyolojik sistemler, duyguların yoğunluğu (emosyonalite), mizaç özellikleri (temperament), kişilik, yürütücü işlevler, bilişsel süreçler, kişiler arası ilişkiler, sistemler arası ilişkiler ve bağlantılar rol oynar.

    Duygusal gelişiminde aksamaların olduğu durumlarda çocuğun mutlaka bir çocuk ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Kendini Tanımak

    Kendini Tanımak

    Çoğu anne babalar çocuklarını sahip oldukları beceri ve yeteneklerle onların en yüksek potansiyele ulaşmalarını isterler. Çocuklarımızın her yönden gelişimleri,ilgi ve yeteneklerinin farkında olan bireyler olmaları onların kendilerine olan güvenleri üzerinde de son derece etkilidir. Bu anlamda çocukların doğuştan sahip oldukları potansiyelleri zorlayarak kendilerini geliştirmeleri onların kendini tanıma becerisine sahip olmaları ile gerçekleşir.

    Kendini tanıma, kişinin kendisi hakkında bazı bilgilerin farkında olması demektir. Bu beceri,kişilik gelişiminde bireyin doğru ‘ben’i  bulması anlamında en önemli etkenlerden biridir. Kendini tanıma becerisinden yoksun bireyler başkalarının onlar için hazırladıkları dünyayı yaşayarak kendisi olma şanslarını kaybederler. İlgi ve yetenek alanlarımızın farkında olmak bizlere doğru kararlar almada en büyük yardımcıdır.

    Çocuklarda kendini tanıma becerisinin gelişiminde anne babaların ve eğitimcilerin ‘bilinçli çabalarının’ rolü büyüktür. Anne babalar, hem çocuklarına sevgilerini gösterme hem de onlara yeni beceriler kazandırma şansına sahip olurlar. Çocuklar kendilerini tam olarak tanıyamazlarsa, sırf büyüklerini memnun etmek amacı ile ‘yalancı’ bir ben geliştirip,kendini keşfetme ilgisini kaybedebilirler ve kendilerini rahat hissetmezler. Bu ‘yalancı benlik’ bireylerde rahatlayamamaya bağlı olarak hırçınlık,öfke,davranış problemleri,madde kötüye kullanımı vs. gibi pek çok psikolojik kökenli soruna yol açabilir. En önemlisi de, kendine güven için hayati önem taşıyan kendisi olma becerisini kaybedebilirler.

    ÇOCUKLARIN KENDİNİ TANIMA BECERİSİ GELİŞTİRMEYE YARDIMCI OLMADA ANNE BABALARA ÖNERİLER:

    • Çocuğunuzla birlikte geçireceğiniz özel zamanlar düzenleyin. Bu özel zamanlar, aile olabileceği gibi bazen de anne-çocuk,baba-çocuk gibi farklı şekillerde de olabilir. Geçireceğiniz özel zamanlar sizin anne baba olarak çocuğunuzu tanımanıza yardımcı olurken,aranızdaki bağında güçlenmesini sağlayacaktır.

    • Çocuğunuzu farklı sosyal aktivitelere katılması için destekleyin (müzk,tiyatro,spor.. ).

    • Çocuklarınız kendileri hakkında konuşurken,onları etkili bir şekilde,gözlerine bakarak,dinlediğinizi gösteren ifadeler kullanarak (seni anlıyorum,……. düşünüyorsun) dinleyin.

    • Farklı konularla ilgili çocuklarınızın görüşlerini alın.

    Örneğin: ‘Bu konuda sen ne düşünüyorsun?’ ‘Senin bu konuda ki görüşün benim için önemli.’

    • Çocuklarınızla ilgili gözlemlerinizi onlarla paylaşın.

    Örneğin:’Elektrikli araçları tamir etmekten sanırım zevk alıyorsun.’ ‘Arkadaşını incitmemek için ne kadar çaba harcadığını görmek beni mutlu ediyor.’

    • Çocuklarınıza seçim yapma hakkı tanıyın. Kendilerini rahatlıkla ortaya koyabilmeleri için,onlara açık uçlu sorular sorun. Örneğin: ‘ En çok hangisini beğendin.’ ‘ Bu filmde en çok ne hoşuna gitti.’

    • Aile içinde karşılıklı saygının hakim olduğu aile akşam toplantıları düzenleyin. Ailenizle ilgili alınacak her karar aile toplantısına konu olabilir. Yapacağınız akşam toplantıları aranızdaki bağı kuvvetlendirir.

    • Çocuklarınızın yaptıkları işler hakkında olumlu tepkiler vererek onların kendilerini daha iyi tanımalarına ve güçlü oldukları anları fark etmelerine yardımcı olun.  

    Örneğin: ‘Yaptığın resmi çok beğendim,renk seçimin çok güzel.’

    • Sadece kuru bir aferin yerine güzel olanı ve başarılan şeyi ifade edin.

    KENDİNİ TANIMA BECERİSİNİN GELİŞİMİNDE EĞİTİMCİLERE ÖNERİLER:

    • Öğrencilerinizin her birine özel zaman ayırın.

    • Öğrencilerinizle birlikte olduğunuz her an onları dikkatle gözlemleyin.

    • Öğrencinize dair gözlemleri onlarla paylaşın.

    • Okul ile ilgili etkinliklerde öğrencilerinizin hangi alanlarda daha güçlü,hangi alanlarda daha gelişime ihtiyaçları olduğunu tespit edin.

    • Her öğrenci için ayrı ayrı gelişim dosyaları hazırlayın.

    • Öğrencilerinizin kendileri hakkında konuşmalarına fırsat verin.

    • Öğrencilerin ders dışı sosyal etkinliklerden hangilerini daha çok tercih ettiklerini takip edin.

    • Yetenekli olduğuna inandığınız öğrencileri yetenekleri doğrultusunda kendilerini geliştirebilecekleri alanlara yönlendirin.

    • Kendi gelişim süreciniz hakkında,anılarınızı,deneyimlerinizi öğrencilerinizle paylaşın. Kendinizi zayıf hissettiğiniz alanlarla ilgili sonradan kişisel çabalarınızla nasıl geliştiğinizi öğrencilerinize anlatın.

  • Çocuklukta Beynin Duygusal Gelişimi

    Çocuklukta Beynin Duygusal Gelişimi

    ‘Çocuğum 10 yaşında. Galiba biz geç kaldık çünkü çocuk gelişimini 0-6 yaşta tamamlarmış. Bu doğru mu?’

    Gelişim konusunda istekli ve bilinçlenmeye hazır her insan için asla geç değildir. Fakat bilinçlenme dediğimiz şey ne kadar erken yaşlarda olursa, yaşamı o kadar etkisi altına alabilir. Gelişim ve bilinçlenme yaşamın her anında bizimle ve bizim bunu fark edişimiz ne zaman başlarsa,daha sonraki anlar için yeni fırsatlar doğmuş olur. Asıl konu olan nörolojik olarak büyüme ve gelişme çocukluk döneminde yoğun olarak gerçekleşse de, beyin yaşam boyu bizi biçimlendirmeye devam eder. Beynin sinir hücrelerinde ki çoğalmalar, yani yeni bağların oluşması çocuklukta yaşanan tecrübeler doğrultusunda gerçekleşir ve 0-10 yaş arası dönem beynin en yoğun çalıştığı dönemdir. Çocukluk döneminde beynin farklı alanları gelişse de ergenlik döneminde bu gelişim hızlanabilir.

    Duygusal gelişim gelişim öz bilinç derslerinin en anlamlı ve en değerli olanları anne baba tarafından çocuğa verilenlerdir. Çocuklar doğduğu andan itibaren yaşamın farklı alanlarında farklı becerileri kazanma konusunda eğilim gösterirler. Örneğin; 5-6 yaşlarında bir çocuğa merhamet duygusunun öğretilmesi gerekirken,9 yaşında bir çocuğa zaman yönetiminin öğretilmesi gerekir.

    Goleman, duygusal zeka gelişimde aile ortamının önemini şu şekilde vurgulamıştır; ‘Duygusal zeka gelişimi açısından çocuğun yetiştiği aile ortamı da çok önemlidir. Aile yaşamı, duygusal derslerin verildiği ilk okuldur. Bu duygusal dersler sadece anne-babanın çocuklarına doğrudan söyledikleri ve yaptıkları ile değil, kendi hislerini ifade edişleriyle ve aralarındaki etkileşim modeliyle de verilir.’

    Eğer anne babanın hedefi sağlıklı çocuklar yetiştirmek ise duygusal zeka gelişimi küçük yaşlardan desteklenmelidir. Çocuklarımıza yaşamlarının sonraki yılları için gerekli olabilecek değerli becerileri bilinçli olarak öğretmek, onların gelecekleri adına yapabileceğimiz en büyük adımdır.

    DUYGUSAL OLARAK SAĞLIKLI ÇOCUKLAR;

    • Daha iyi öğrenirler.

    • Daha az davranış problemleri vardır.

    • Kendileri hakkında daha iyi hissederler.

    • Baskıya karşı koymada daha iyidirler.

    • Daha çok empatik,daha az şiddete meyillidirler.

    • Uyum problmeleri ile baş edebileme de daha iyidirler.

    • Kendilerine zarar veren şeylere karşı daha bilinçli hareket ederler.

    • Akran ilişkileri kuvvetlidir.

    • Ani hareketleri kontrol etmede iyidirler.

  • Anaokulu Seçimi

    Anaokulu Seçimi

    Eğitim doğumdan itibaren ailede başlar, çocuklar 3 yaşına gelinceye kadar ailede aldığı eğitimi, kuralları, kazanımları bu yaşlardan sonra da anaokullarında devam ettirirler. Anaokulu, 3-6 yaş çocuklarının renkli dünyalarını, kendilerini toplumun belirli kurallarına uymak şartıyla evden sonra en özgür biçimde ifade edebildikleri yerlerdir. Anaokullarının başlıca amacı çocukları ilkokula hazırlamak olduğu gibi hem de çocukları öğrenmemeye, keşfetmeye, sorumluluk almaya, ‘’ben’’ yerine ‘’biz’’ demeye, içinde var olan yeteneklerini, yaratıcılıklarını ortaya çıkartmaya yardımcı olduğu yerlerdir. Çocuklar renkli dünyalarını en güzel oyun ile açığa çıkarırlar. Çocuk bu yerlerde yaşıtlarıyla ilişki içerisinde olur, grupça oyunlar oynarlar, sorumluluk alırlar, paylaşmayı, kendi haklarını korumayı ve başkalarının haklarına saygı göstermeyi, uzlaşmayı öğrenirler. Kendi ihtiyaçlarını kendileri görmeyi öğrenirler, yemek yeme, ayakkabılarını bağlama gibi sorumluluklar kazanırlar bu gibi etkinlikler gelişimlerine büyük oranda destek sağlar. Anaokulları çocuklar için bir uyarıcı nitelik taşır, çocuklar sınıf ve arkadaş ortamlarında kendilerini ifade etmek, anlatım gibi dil becerilerini büyük oranda geliştirirler.

    Çocuklar anaokullarında dillerini daha doğru kullanım, renkler, şekiller, ikinci bir dil kazanımı, meslekler, ülkeler, bayraklar, resim, müzik gibi sanatsal ve bedensel faaliyetler, oyunlar içeren çeşitli etkinliklerle iç içe olurlar bu tür faaliyetler onların bedensel, bilişsel ve psikolojik gelişimine büyük oranda katkı sağlar.

    Anaokulunun diğer bir niteliği, öğretmenin bu yaş çocuklarının ihtiyacını bilmesi, onların gelişim düzeylerini bilmesi, pedagojik formasyona sahip olması ve psikolojik rehberlik alabileceği bir danışman ile çocukların psikolojik ve gelişimsel sorunlarının erkenden fark edilebileceği ve çözüm getirilebileceği yerlerdir. Anaokuluna başlama yaşı genelde 3, 3-5 yaş civarındadır. Çocukların bu yaşlarda yavaş yavaş ebeveynlerinden ayrı kalmaya alışırlar, arkadaşlarıyla daha çok zaman geçirmeye başlarlar. Bazı çocuklar ise ebeveynlerinden ayrılmakta güçlük çekerler anaokulları bu tür çocukları topluma kazandırmaya ve yaşıtlarıyla sosyalleştirmeye destek olur.

    Anaokullarının çocukları ilkokul eğitimine hazırladıkları gibi çocukların okul öncesi eğitime hazır olduğunu belirleyen belirli kriterler vardır, bu makalede: okul öncesi çocukların gelişimsel süreçleri ve bağlanma kuramı hakkında bilgi verilerek çocukların anaokuluna hazır olup olmadığı hakkında, bunun yanında doğru anaokulu seçimi için gerekli kriterler nelerdir bunlar hakkında bilgi verilecektir.
    Anaokulu Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    Doğru öğretmen seçimi:

    Birçok araştırma, eğitime ne kadar erken başlanılırsa daha sonraki akademik hayatta, sosyal hayatta ve topluma katkı konusunda daha girişken ve istekli olunacağını savunmaktadır. (Eser, 2010; Şahin, 2010; Tezcan, 2011, Kıldan, 2012). Bu yüzden bu yaşlardaki eğitim, eğitimin kalitesi büyük bir önem arz etmektedir. Yaşamın ilk yıllarının, kişilerin bilişsel, davranışsal ve duygusal gelişiminde belirleyici rol oynaması, okul öncesi eğitim öğretmenlerinin çocuklar üzerindeki etkisini ön plana çıkartmaktadır. Okul öncesi eğitim öğretmenlerinin niteliklerinin yüksek olması gerekmektedir. Bu denli önemli ve kritik bir dönemin sorumlulukları ancak yüksek nitelikli öğretmenler yerine getirilebilir (Gürkan, 2005). Bu konudaki en büyük görev aileden sonra okul öncesi öğretmenlerine düşmektedir. Okul öncesi öğretmenleri, tecrübeli, iyi iletişim kurabilen, çocuklarla birlikte oyun oynayan, onlarla şarkı söyleyen, onlarla empati kurabilen, şarkı söyleyebilen, onlara öğrettiği kadar onlarla birlikte öğrenebilen kişiler olmalıdır.

    Okul öncesi öğretmenler çocukların ihtiyaçlarına gerektiği zaman doğru yanıtı vermeyi bilen kişidir. Çocuklar bu yaşlarda anne ve babalarından sonra en çok öğretmenleriyle zaman geçirdikleri için ebeveynlerinden sonra örnek alacağı ilk kişi öğretmenleridir bu yüzden okul öncesi öğretmenler çocuk gelişimine ve psikolojisine hakim ve onlara gerektiğinde çok yönlü destek sunan kişiler olmalıdır.

    Okul öncesi öğretmen çocuklar ona sorular sorduğunda sıkılmadan cevap vermeli bunun yanında çocukların meraklarını daha da çok irdelemelidir onlarla deneyler yapmalı, onların sorumluluk almalarına katkı sağlamalı, diğer çocuklarla takım çalışmasında bulunmasına ve kritik düşünmelerine katkı sağlamalıdır. Öğretmenin sıcak ve güvenilir tavrı çocuk ile güvenli bir bağlantı kurarak çocuğun ilişkilerinde katkı sağlamalıdır. Çocuk öğretmeni ile güvenli bir ilişki içerisinde olursa diğer yetişkinlerle de daha rahat sosyalleşebilecektir.

    Denetim ve Rehberlik:

    Bütün kaliteli kurum ve kuruluşlar performanslarının değerlendirilmesine ihtiyaç duyarlar ve denetleme okulların başarısının ölçülmesinde kullanılan en yaygın yöntemdir. (Yavuz, 2010).

    Denetim ve rehberlik eğitimdeki kaliteyi arttırmayı sağlayan en önemli dinamik etkenlerden birisidir. Ayrıca sınıf içindeki öğrenme ve öğretme etkinliklerinin yinelenmesinde önemli bir rolü vardır. Kurumlar kadar o kurumda çalışan öğretmenlerin de denetlenmesi hem de kendi performanslarını ölçmeleri için geri bildirime ihtiyaçları vardır. Bu konuda öğretmenler dışardan destek alarak daha fazla akademik ve pratik bilgiler kazanmalıdır.

    Anaokullarında diğer bir önemli konu ise rehberliktir. Öğrencilerin herhangi bir sorununda ya da aile ve öğretmenlerin yardıma ihtiyaçları olduğu konularda bir psikolojik danışmana ihtiyaç duyarlar. Bu kişiler çocuk gelişimi ve psikolojisinden anlayan deneyimli uzmanlar olmalıdır. Anaokuluna giden çocuklarda saldırganlık, altını ıslatma, altına kaçırma, yeme bozuklukları gibi psikolojik rahatsızlıklar görülebilir bu gibi durumlarda en doğru şey bir uzmana başvurmaktır.

    Çevre, Sınıf Ortamı, Açık Alan ve Çocuk Sayısı:

    Loris Malaguzzi’ye göre ‘’Çevre üçüncü öğretmendir.’’

    Steiner ise çevrenin öğrenmeye etkisini şu sözüyle açıklar: “Çocuk, ancak gelişimine uygun donatılmış bir öğrenme ortamında asıl potansiyeline ulaşabilir. Bu nedenle, erken yaşlarda uygun mekanların tasarlanmasında, duyuşsal çeşitliliğe önem veren bir tasarım anlayışının benimsenmesi gereklidir.” Bu yüzden çocuğun renkli dünyasını daha da çok uyaracak, çocuklar gibi maceracı, renkli ortamlar eğitime önemli derecede katkı sağlar. Çocukların fiziksel ve zihinsel yeteneklerini doğru bir potansiyelde kullanmasına olanak tanır.

    Yapılan bazı araştırmalar, eğitim yapılan bina koşulları ile öğrenci başarısı arasında ilişkinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Çocuk-çevre ilişkisi çalışmalarında mekanın önemi özellikle erken çocukluk eğitiminde önemli bir yer tutar. (Biçer, 1993 ; Akgül&Yıldırım, 1995 ; Aydın, 2000 ; Şener, 2001 ; Uludağ&Odacı, 2002 ; Terzioğlu, 2005 ; Steiner, 2008).

    Araştırmalar, oyun alanlarının sadece fiziksel güç için değil, aynı zamanda zihinsel, sosyal ve duygusal becerilerin gelişimi için de önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oyun mekânı, yaratıcı oyunlar, doğal elemanlarla oyunlar, su ve kum oyunları, gibi farklı oyun türlerini içermelidir. Mekân bilincinin oluşması, algı ve motor gelişiminin uyarılması için çocuk çeşitli mekânları deneyimlemelidir. Çocuğun mekân duygusuna sahip olabilmesi için üstünde-altında, içinde-dışında, açık-kapalı, sağ-sol, yakın uzak gibi çeşitli kavramları öğrenmesi gerekir. Biçimlerin, dokuların, renklerin, tasarımların ve seslerin tekrarı çocukların öğrenmesini sağlamak için önemlidir. Bir oyun alanı çocuğa biçim, boyut, sayı, parçalar arası ilişki vb. kavramları geliştirmesi için yardımcı olmalıdır (Dönmez, 1992 ; Wilson, 1996 ; Aral, Gürsoy&Köksal, 2000 ; Tekkaya, 2001; Yılmaz&Bulut, 2003 ; Tuğrul, 2005 ; Güler, 2009 ; Duman, 2010 ; Gülay, 2011).

    Sınıf ortamından bahsetmek gerekirse ise sınıf mevcudu en fazla 12-15 kişilik olmalı ve iki öğretmen bulunmalıdır. Masa, sandalye, oyuncak ve malzeme dolaplarının çocukların ulaşabileceği boyutlarda olmalıdır. Masalar farklı alanlarda( sanat, fen, kutu oyunları, okuma yazma) şeklinde konumlandırılmalıdır. Postane, kahve dükkanı, uzay üssü, tekne gibi hayal gücüne dayalı oyun alanları olmalıdır. Davranış ve sınıf yönetimi ile ilgi posterler, görseller ve uygulamalar olmalıdır. Günlük akış çocukların anlayabileceği şekilde görselleştirilmelidir. Görselliğin önem verildiği, çocukların eserleri bulunan panolar olmalıdır.

    Beslenme:

    Çocuğun bedensel, duygusal gelişmesini ve sosyal davranışların doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biri yaşına, cinsine ve aktivitesine uygun yeterli ve dengeli beslenmesidir.(UNICEF 2002) Beslenme çocukluk yaş dönemlerinde büyüme ve gelişmeyi etkileyen en önemli faktörlerin başında gelir. Beslenmenin zeka ile ilgisi olduğu düşünülen bir çok araştırma da bulunmaktadır. Okul öncesi çağ çocuklar besinlerden çok çevre ile ilgilenirler, bu yaşlarda besin seçmeye başlarlar o yüzden çocukları yemeğe zorlamak yerine acıktıklarında beslemek, onlara besinleri tanıtmak, yararlarını içerdikleri vitaminleri anlatmak doğru bir karardır.

    Okul öncesi dönemdeki beslenmenin amacı; yeterli besin çeşitliliği ile büyüme ve gelişmenin sağlanmasıdır. Büyüme hızının yavaş olduğu, motor gelişimin hızla gerçekleştiği bu dönemde beslenmenin planlanması, yemek yeme davranışı geliştirilmesi ve yaşam boyu pozitif beslenme alışkanlıklarının kazandırılması hedef olmalıdır (ADA 1998).

    Oyun :

    Çocukların oyun oynadıkça ince ve kaba motor becerileri gelişmektedir. Kum, kil, su, hamur, kesme, yapıştırma, çizme, boyama vb. oyunlar çocukların küçük kaslarının gelişimine; top atma, kule yapma, ip atlama vb. oyunlar ise büyük kaslarının gelişimine çok önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür oyunlar çocuklarda el ve göz koordinasyonunun gelişimine önemli katkılar sağlarlar. Aynı zamanda çocuklar, günlük hayatta gerekli olan becerileri oyun yoluyla deneme imkanı bulmaktadır. (Sevinç 2004, Koçyiğit ve ark. 2007).

    Çocuklar, oyun yoluyla sevincini, nefretini, sevgi arayışını ve saldırganlık gibi duygularını dışa vurabilmekte ve ifade edebilmektedir. Çocuklar, toplum kurallarını, kişiler arası ilişkileri ve iletişimi en kolay ve zararsız biçimde oyun yoluyla öğrenir. Sıra beklemeyi, paylaşmayı, başkalarının hakkına saygı duymayı, kurallara ve sınırlamalara saygı göstermeyi, düzen ve temizlik alışkanlıklarını edinmeyi, söylenenleri dinlemeyi, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeyi, empati kurmayı, başkalarıyla etkili iletişime geçmeyi toplumsal hayata hazırlanmada en etkili araçlardan olan oyun sırasında öğrenir. (Seyrek 2003).

    Program ve Okula Hazır Oluş:

    Kullanılacak olan program çocuğun gelişim düzeyine paralel, çoklu zeka ilkeleri doğrultusunda hazırlanan çocukların gelişimlerine katkı sağlayacak düzeyde olmalıdır.

    Uygulanması gereken programlar çocuğun birden çok duyu organını harekete geçirmeli ve çocuğa deneyim kazandırmalıdır.

    Bu programların diğer bir amacı ise çocuğun okula hazır oluşunu sağlamalıdır. Okula hazır olma becerisi çocuğun tüm eğitim hayatı üzerinde bir etkiye sahiptir ve bu becerinin temelleri en iyi anaokullarında atılır.

    Oktay ve Unutkan’a göre ise; bu dönemde çocukların okula hazır olmalarını sağlayabilmek için sesleri tanıma ve el-göz koordinasyonu gibi okumaya hazırlık becerileri, 0-20 arası rakamları tanıma ve şekilleri öğrenme gibi matematik becerileri, paylaşma ve sıra bekleme gibi sosyal beceriler, büyük ve küçük kas gelişimi gibi motor beceriler, kendi duygularını ifade etme ve empati kurabilme gibi duygusal beceriler, temizlik ve beslenme gibi alanlarla ilgili işleri yapabilme gibi öz bakım becerilerin geliştirilmesi gerekmektedir.

    Okula hazır bulunuşlukla ilgili Ulusal Eğitim Hedefleri Panelinde karara varılan kriterler ise Kagan (1992,12-18) tarafından aşağıdaki şekilde sıralanmaktadır:

    • Fiziksel ve Motor Gelişimi: Çocukların doğru beslenmiş ve iyi dinlenmiş olması. Motor gelişimleri ise kalemi düzgün tutabilecek kadar olması.
    • Sosyal ve Duygusal Gelişim: Çocukların yetişkinler ile güvenli ilişkilere girmeleri ve başka çocuklarla oyun oynayıp çalışabilmeleri.
    • Dil Kullanımı: Çocukların, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeleri ve başlangıç okuma hecelerini kavrayabilmeleri.
    • Biliş ve Genel Bilgi: Çocukların, renk, şekil, sıcak-soğuk gibi genel bilgileri kavrayabilmesi.
    • Öğrenmeye Yönelik Yaklaşımlar: Çocuklar; merak, yaratıcılık, sebat etme, bağımsızlık gibi davranışlar göstermelidir.
  • Zeka gelişimi

    Çocukluk çağında zeka ve bilişsel gelişmeyi açıklayabilmek için Piaget teorisini bilmek gerekir. ( Dr Piaget ilk defa zeka kavramını kulanan ve tanımlayan İsviçreli bilim adamıdır)

    Bu teorinin esasını operasyon yani işlem oluşturur. Yani çocuk başladığı yeri bilir.İşlemleri öğrenmek çocuklar için zeka gelişiminin bir göstergesidir.

    Diğer bir unsur ise çocuk öğrendiği bir şekli veya düşünceyi eski öğrendiklerin e ekleyebilir. Buna uyum adı verilir. Yani bebek her şeyi ağzına götürerek algılar, ve tüm yeni objelerde aynı hareketi tekrarlar. Aynı zamanda yeni bir eşyaya karşı uyum da gösterir. Örneğin iki yaşındaki bir çocuk eline aldığı mıknatısı- eski şemaya göre-önce ağzına götürür. Ama daha sonra mıknatısın işlevini keşfettiği andan itibaren o işlevi uygular ve dener.

    Piaget in teorilerine göre zeka gelişimi 4 ana dönemde incelenir:

    1.Duyu.motor gelişim:( 0-18ay)

    İlk aylarda kendini emme refleksi ile gösterir. Bir sonraki ayda hareketler tekrarlanır.Örneğin emmenin tekrarlanması gibi. Daha sonra çocuk sonucu kendine ilginç gelen hareketleri tekrarlar. Örneğin yatağın kenarındaki zıplayan oyuncağı zıplatana kadar çocuk bacaklarını çırpar.7.ay ile 10.ay arasındaki dönemde çocuk basit çözümler dener. Örneğin yastığın arkasındaki oyuncağı alabilmek için yastığı yere atar.11.ile 18.ayda deneme yanılma hareketleri başlar. Yani aynı hareketleri farklı objelere dener. Önceden yastığı yumruğu ile yere atıyorken şimdi ayakları ile yere atmaya çalışır. Son dönemde ise yeni ardı ardına gelen hareketler bulur ve sorunlar için ilkel çözümler geliştirir.

    Duyu motor gelişim sürecinde obje devamlılığı gelişir. Çocukda ilk aylarda resimler vardır faj-kat çok fazla devamlılığı yoktur. Gelecek aylarda duyu gelişimi ile birlikte çocuk ojeleri daha iyi algılar, dokunur, çeperlerini ve sınırlarını tanımlar. Bu dönemin sonunda objeler görme alanından kaybolsalar bile çocuk için varlıklarını devam ettirirler.

    2.işlem öncesi dönem (18ay – 7yaş)

    Dil gelişimi ile paralel gelişir. Davranış biçimi sembolik bir karakter kazanır. Örneğin çocuk tahta parçaları ile bir arabaymış gibi oynar ve araba sesleri çıkarır. Bu objelerle sembolik olarak ilgilenme bu dönemin en belirgin özelliğidir.Çocuk bu dönemde objeleri daha sınıflayamaz.

    3.Belirli İşlem Dönemi ( 7-12 yaş)

    7 yaşından itibaren öğrenme deneme yanılma gibi rastgele metotlarla değil, belirli kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Konseptler ve ardışık ilişkiler gelişir. Buna dayalı olarak çocuk objeleri ağırlıklarına ve büyüklüklerine göre sıralayabilir. Yavaş yavaş plan geliştirebilir ve bunu öğrenebilir. Tek ve çoğul kavramları gelişir. Bunun gelişmesi de matematiksel ilişkileri anlaması açısından bir koşuldur. Birçok olay öğrenme ve deneyim sonucu öğrenilir.

    4.Formal işlem dönemi (12yaşdan itibaren)

    Özet çıkarma, mantıklı düşünme ve uygulama dönemidir. Artık çocuk hipotezler üretebilir ve sonuçları karşılaştırabilir. Karışık işlemler sıraya konularak çözümlenebilir.

    Gençler kendi sorun çözme yeteneklerini geliştirirler. Sorum elemanlarını ayırt ederek sistematik olarak çözümler üretirler.Bunun sonucunda ileride kendi kendilerini daha iyi ifade ederler.

  • Gelişimsel pediatri

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama), duygusal, hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır. Gelişim devamlı ilerleyen ve çok yönlü bir süreçtir ve tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler. Dolayısıyla özellikle bu en kıymetli zamanda çocukların gelişimin tüm alanlarında izlenmesi ve ortaya çıkan sorunların en erken zamanda tespit edilip destek verilmesi çok önemlidir.

    Gelişimsel pediatri; gelişimin izlenmesi, gelişimsel sorunların değerlendirilmesi, tanı konulması, erken destek ve tedavi hizmetlerinin sağlanmasının yürütüldüğü bir bilim dalıdır.

    Gelişimsel Pediatri Hizmet Alanları

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) tüm çocukların normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmesi ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmesi

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk ve ailelerin değerlendirilmesi, erken tanılanması, erken destek ve tedavilerinin sağlanması

    Gelişimsel Pediatriye Kimler Başvurabilir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) nedeniyle gelişimsel açıdan risk altında olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

    Gelişimsel pediatriye danışabilirler.

  • Gelişimsel izlem

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama, problem çözme), duygusal (bağlanma, başetme, uyum sağlama), hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır.

    Gelişim süreci devamlı ilerleyen bir süreçtir ve sosyal bir çevre içinde oluşur. Tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler.

    GELİŞİM ALANLARI NELERDİR?

    BİLİŞSEL GELİŞİM: Çocuğun gerçeğe uyum sağlama, yaşına uygun şekilde öğrenme ve sorun çözme becerilerini kapsar. Dikkat, algılama, bellek, soyutlama ve genelleme gibi kavramları içerir.

    HAREKET GELİŞİMİ: İnce harekete ve kaba hareket olarak iki başlıkta incelenir. Kaba hareket becerileri 0-3 yaş aralığında sırasıyla; baş kontrolü, destekli-desteksiz oturma, dönem, tutunup ayağa kalkma, sıralama, yürüme, koşma ve zıplama şeklindedir. İnce hareket becerileri ise aynı yaş aralığında sırasıyla; nesneye uzanma-kavram- elden ele geçirme, baş ve işaret parmaklarını kullanarak küçük objeleri tutma, kule yapma, kalem tutma ve kalem ile düzgün şekilde çizme şeklindedir.

    DİL GELİŞİMİ: Dil, kuralları olan, duyguların ve düşüncelerin paylaşıldığı ve iletişim kurmayı sağlayan bir anlaşma sistemidir. Alıcı dil ve ifade edici dil olarak ikiye ayrılır. Alıcı dil; dili anlayabilme yeteneğidir. İfade edici dil; dili üretme ve kullanabilme yeteneğidir. Konuşma, dilin solunum sistemi, larenks, farenks, ağız ve burun yapılarının ve kaslarının bir arada kullanımı ile ses, hece, sözcük ve cümlelere dönüşmesidir. Erken çocukluk döneminde dil ve konuşma gelişimi hızlı ilerleyen bir süreçtir. Anlamsız seslerle başlayan bu dönem mırıldanma ve hece tekrarları ile devam eder, 12 ay civarında ilk anlamlı sözcük, 18-24 ay civarında iki sözcüklü cümleciklere geçiş ve 3 yaş civarı 3-4 sözcüklü cümlelerle devam eder.

    SOSYAL-İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞİMİ: İletişim bilginin, duygu ve düşüncelerin transferini ifade eder. Bu transferi; ses tonunu, yüz ifadesini, jest ve mimiklerini ve vücut dilini kullanarak yapar. Sürekli gelişen çocuk, doğumdan başlayarak çevresi ile ilişki ve iletişim halinde yaşayan sosyal bir bireydir. İlişki kurma ve iletişim becerilerinin sağlıklı kazanılması çocuğun gelişiminin diğer alanlarının da sağlıklı ilerlemesi için gereklidir.

    GELİŞİMSEL İZLEM

    Çocuğun gelişimsel izlemi; onun bilişsel, hareket, dil, duygusal ve sosyal alanlarda gelişimini değerlendirmek, gelişimini en uygun şekilde destekleyecek güç kaynaklarını ve öğrenmesini sağlayan ortamları belirlemek ve çocuğun gelişiminin tüm alanlarında sağlıklı ilerlemesini sağlamaktır. Gelişimsel izlem ortaya çıkabilecek sorunların erken fark edilmesi ve erken destek verilmesine imkân sağlar.

    Gelişimsel izlem; doğumdan sonra belli aralıklarla (1-2.ayda, 4-6.ayda, 9-12.ayda, 18.ayda, 24.ayda ve yılda bir kez) konunu uzmanı bir hekim tarafından, aile ile gerçek ortaklık kuran aile merkezli bir yaklaşımla, ve kanıta dayalı bir araç kullanarak yapılmalıdır. İzlemde çocuklar normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmeli, gelişimi etkileyebilecek biyolojik ve psikososyal riskler araştırılmalı ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmelidir. Bunun yanı sıra gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun belirlenen çocuklar erken tanılanarak, tedavileri ve erken destek hizmetlerine ulaşımları sağlanmalıdır.

    Gelişimsel izlem kimlere yapılmalıdır?

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan tüm çocuklar

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk

    Gelişimsel açıdan risk altındaki bebek ve çocuklar kimlerdir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Çoğul gebelikten doğan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

  • Zamanında doğan çocuklarda nörolojik gelişim basamakları

    Bir memeli hayvan (örneğin inek) doğumdan çok kısa süre sonra ayağa kalkıp annesini emmeye ve yiyecek aramaya başlamasına rağmen insan diğer hayvanlar gibi olmayıp sinir sistemi yeterince gelişmemiş olarak doğar. Beynin ve sinir sisteminin ana gelişimi doğum öncesi son iki ayda başlamak üzere en önemli gelişim aşamaları doğum sonrasında tamamlanır. Genetik yapı ve çevresel etmenlerin katkılarıyla beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yeni deneyimlerle iletişimini kuvvetlendirir ve beyin giderek olgunlaşır.

    Büyüme; vücut hacminin ve kitlesinin artması demektir. Gelişme ise biyolojik işlevlerin kazanılmasını ifade eder. Büyüme ve gelişme sürecinin belirli bir sıra düzeni vardır. Örneğin vücut kısımlarının büyümesinde başlangıçta en hızlı büyüyen baştır. İlk altı aydan sonra göğüs çevresi büyüme hızı artar. 9-12 aydan sonra ise kol- bacaklarda uzama ön plana geçer. Ergenlikte görülen büyüme hızlanmasında da önce ayak ve bacak uzunluğunda bir artış görülür. Bunu kalçaların enine büyümesi, daha sonra göğüs ön arka çapında artma, omuzların genişlemesi ve gövde uzunluğunun artması izler.

    Doğumdan sonra çocuğun büyüme gelişmesini etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Bugün gelişmiş ülkelerde çocuklar daha iyi beslenmekte, daha iyi sağlığa uygun koşullarda büyümekte, hastalıklardan daha iyi korunabilmekte, daha iyi eğitim görmüş anne-babalar tarafından büyütülmektedir. Ülkemizde de zaman içinde bu çarpıcı gelişme çocukların büyüme ve gelişiminde önemli bir rol oynamakta, olanakların ve ebeveynlerin farkındalığının artması ile geçmiş yıllara göre daha sağlıklı çocuklar yetiştirmekteyiz.

    Çocukların nörolojik olgunlaşmasını; 1) Kaba motor 2) İnce motor 3) Dil ve 4) Sosyal alanlardaki gelişmeler olmak üzere incelemekteyiz. Bu şekilde aşağıda yenidoğan döneminden altı yaşa kadar olan dönemde çocukların gelişimi ana hatlarıyla aktarılmaktadır. Gelişim evrelerinde belirtilen basamaklar genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Çocuğunuzun bu basamakların herhangi bir maddesini karşılayamaması çocuğun geri kaldığını göstermez. Çocukların gelişim düzeylerini bilimsel olarak göstermek için hazırlanmış profesyonel testler ve ölçekler (Denver I-II, Bayley, AGTE vb) mevcuttur. Okuyucularımıza ve anne babalara; kendi çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalarını, yazılanları genel bilgi amacıyla kullanmalarını ve şüphelenilen durumlarda da çocuk gelişim uzmanı veya çocuk hekimlerine başvurmalarını özellikle belirtmek isterim.

    Yenidoğan dönemi ve 1. ay:

    Kollar ve bacaklar hafif bükülü olarak gövdeye doğru toplanmış durumdadır (fleksion postürü).
    En önemli refleksi doğuştan itibaren kısa süreli ışığa ve objeye göz odaklanmasının olmasıdır.
    Yakalama refleksi kuvvetli olup ellerini yumruk yapar. Seslere reaksiyon verir

    2. ay:

    Yüzükoyun yatırıldığında başını yerden kaldırabilir. Dik tutulduğunda baş daha az düşer.
    Ellerini genelde yumruk yapar.
    Işığı ve objeyi gözleri ve başı ile 900 izleyebilir.
    Anneyi tanır, yüksek sesle irkilir.

    3. ay:
    Başını sürekli dik tutabilir. Yüzükoyun yerden başını kaldırıp direnebilir.
    Ellerini ve bacaklarını istemli olarak tek tek hareket ettirebilir.
    Nadiren ellerini yumruk yapar. Eline verilen objeyi kısa süre tutabilir.
    Elindeki objeye bakabilir ve cisimleri 1800 izler, yüze odaklanabilir.
    Memnuniyetini ses çıkararak belirtebilir. Sesli gülebilir.

    4-5. aylar:

    Kendi etrafında dönme çabası ile başlar ve dönebilir.
    Yüz üstü pozisyonda el bilekleriyle kendini destekleyerek başını ve göğsünü yataktan kaldırabilir.
    Her iki eli ile yakalar ve elleriyle objeye ulaşmaya çalışır. Objeyi ağzına götürür.
    Çıngırağı uzun süre sallayarak oynar ama düşürünce alamaz
    Sesli gülebilir, Çevreye bakarak eğlenir.
    Aktif olarak etrafına bakar, başını sesin geldiği yöne çevirebilir.

    6. ay:

    Destekle oturur. Baş kontrolü tamdır.
    Yüzükoyun pozisyondan sırt üstü dönebilir.
    Başparmağını kullanır. Biberonunu tutabilir, ayaklarını yakalar.
    Objeyi bir elinden diğerine geçirir
    Yiyecekleri gördüğünde ve tanıdık ses duyduğunda heyecanlanır, kendi kelimeleri ile konuşur (agucuk yapar).
    Yabancıları ve aile fertlerini tanır

    7-8. aylar:

    Ellerini destekleyerek kısa süreli oturabilir.
    Objeleri masaya vurur.
    Da-da, ba-ba/dede gibi iki heceli kelimeleri söyler
    Bütün objeleri ağzına götürür.
    Kolları ile kişilere uzanır

    9-10. aylar:

    Desteksiz ve bağımsız oturur, oturma pozisyonuna geçer.
    Emekler, sürünür, tutunarak ayağa kalkar. Tutunarak ayakta durabilir.
    Başparmağı ile işaret parmağı arası yakalama yapabilir
    Yardımla bardaktan içebilir
    Bay bay diye el sallar.

    11-12. aylar:

    Düzgün olarak emekleyebilir.
    Tek başına ayakta durur
    Tek elinden tutarak gezer
    Basit emirleri anlar
    2-4 anlamlı kelime söyler, anne/baba anlamlı söyler
    Müzik dinler

    13-15. aylar:

    Tutunmadan yürür ama kolay düşer.
    Sürünerek merdivenleri çıkabilir.
    Kalemle anlamsız çizgiler çizer, karalar.
    4-6 tane mantıklı kelime kullanır, kendine özgü konuşur.
    İsteklerini eliyle gösterir. İşaretle cisimleri gösterebilir

    18. ay:

    Yardımla merdivene, yardımsız sandalyeye çıkabilir.
    Ayağa kalkar, oyuncağını taşıyarak yürüyebilir
    İki dört küpü üst üste koyabilir
    Topu karşısındakine atabilir.
    Yemeğin tümünü yardımsız yiyebilir.
    10-20 kelime haznesi vardır, sorulduğunda 2-3 organını işaret eder.
    Giysilerini, çoraplarını, eldivenlerini çıkarabilir.

    24. ay:

    Koşabilir, merdiveni her iki ayağıyla inip çıkabilir.
    İki ayağı üzerine zıplayabilir
    Kitap sayfalarını beceriksizce çevirebilir, bildiği objelerin resmini gösterir
    Ben ve sen kelimelerinin kullanır
    İki-üç kelimelik cümle kurar

    2-3 yaşlar:

    Rahatça koşar, merdiven çıkıp inebilir.
    Objeleri düşürmeden yerden toplar,
    Topa ayağıyla vurabilir, atlar
    Geri geri yürüyebilir
    Ellerini yıkar, kurular
    7-8 küpü üst üste dizer, tren yapar
    İdrar ve gaita kontrolü kazanır, tuvalet terbiyesi başlar.

    3-4 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde durabilir, üç tekerlekli bisiklete binip pedal çevirebilir.
    Kalemi güzel tutar, daire ve artı çizebilir.
    İsmini, yaşını ve cinsiyetini bilir
    İki renk bilir, vücudunun tüm parçalarını bilir
    Ona kadar sayabilir.

    4-6 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde sıçrayabilir.
    Kendisi giyinip soyunabilir.
    Başı ve gövdesi belirli insan resmi çizer. Üçgen çizebilir
    Yarışma ve grup oyunlarını oynar, ağır olan cismi fark edebilir.
    Otoriteye direnir, disiplin sorunları yaşar.