Etiket: Gelişim

  • Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    1) Miyom nedir?
    Miyomlar rahim ve rahim ağzı düz kas dokusundaki anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan iyi huylu kitlesel oluşumlardır. Bölgedeki düz kas dokusundaki hücrelerin bazı nedenlerden dolayı anormal gelişim göstergesi olarak kabul edilir. Miyomlar, üreme çağındaki kadınların genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak yaşadığı hormonal dengesizliğin bir ürünü olarak, rutin jinekolojik muayenelerde tesadüf eseri teşhis edilmektedir. İyi huylu bu oluşumlar herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. Bu nedenle çoğu zaman tedavi yerine takip altına alınması tercih edilir. Ancak genel olarak iyi huylu tümörler olarak adlandırılsa da, yerleştiği bölgeye ve gelişme evresine göre kötü huylu tümörler olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

    2) Miyomlar neden olur?
    Miyomların neden oluşum gösterdiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan bu olgunun, hormon seviyelerinin etkisi altında gerçekleştiği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre kadınların anatomik yapısında etkin role sahip olan östrojen hormonun artmasına bağlı olarak anormal hücre büyümelerinin gerçekleştiği konusunda bilgi yer almaktadır. Özellikle kadınların hamilelik döneminde artış gösteren östrojen hormonunun, mevcut miyomların büyümesinde etkili olduğu ve menopoz döneminden sonra yumurtlama fonksiyonlarının durması ile östrojen hormonun azalması, mevcut miyomlarda gerilemeye neden olarak zaman içerisinde kendiliğinden kaybolduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle miyomların oluşum ve gelişim aşamasında östrojen hormonu seviyeleri yer almaktadır. Bunun dışında genetik yatkınlığın olduğu da düşünülerek, annesinde ya da kız kardeşlerinde miyom teşhisi yapılmış olan kadınların miyoma daha yatkın olduğu belirlenmiştir.

    3) Miyom çeşitleri nelerdir?
    Miyomlar yerleştiği bölge, sayı ve büyüklüğüne göre farklı semptomlarla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle konumlandığı bölgeye göre sınıflandırılmakta ve tedavi seçenekleri belirlenmektedir.

    -Submukozal miyomlar (rahim iç tabakasında oluşum gösteren miyomlar)
    Genellikle nadir olarak karşılaşılan submuköz miyomlar, rahim kavitesinin alt kısmında meydana gelerek, gelişim gösterirler. Submuköz miyomların gelişim göstermesine bağlı olarak fallop tüplerinin tıkanmasına ve hamile kalamama gibi ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir. Çoğu zaman herhangi bir şikayete yol açmasa da adet dönemlerinin yoğun ve sancılı geçmesine neden olarak,  yoğun kanama ile birlikte anemi ve pıhtılaşma sorunları görülebilir.

    -İntramural miyomlar (rahmin orta tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Miyom çeşitleri arasında en sık karşılaşılan, rahim duvarında konumlanan intramural miyomlardır. Büyüme göstermesi halinde rahimde dolgunluk ve şişlik hissine neden olurlar. Ancak bu durum çoğu kadında kilo alma ya da gebelikle karıştırılabilmektedir. Semptomları arasında adet kanamalarının pıhtılı olması ve büyümesine bağlı olarak komşu organlara yaptığı bası ile pelvik ağrıya ve sık sık idrara çıkma ihtiyacına neden olmaktadır.

    -Subserozal miyomlar (rahmin dış tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Rahim duvarı üzerinden rahim dışına doğru gelişim gösteren miyomlardır. Büyümesi halinde çevre dokulara bası uygulayarak, pelvik ağrılara neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kanama ve anormal vajinal akıntı gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu miyomların saplı olması halinde rahim dışından rahme doğru uzanarak farklı bir kitle görünümü verebilir.

    -Saplı miyomlar
    Bu tür miyomlar genellikle bir sap üzerinde gelişim göstererek, rahim içinden dışarıya doğru sarkma eğilimi gösterirler. Sapları etrafında döndüklerinde, ağrıya ve baskıya neden olabilmektedir. Ayrıca bu davranışları dejenerasyona neden olarak, ortam şartlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

    4) Miyomların neden olduğu sorunlar nelerdir?
    Genellikle miyomların ağrı, şiddetli kanama ve sık sık idrara çıkma ihtiyacı gibi sorunlar, cerrahi müdahale ile çıkartılmasının ardından tedavisi gerçekleştirilmektedir. Ergenlik döneminde nadir olarak karşılaşılsa da, menopoz dönemine kadar kadınların bir bölümünde çeşitli sorunların yaşanmasına neden olur. Çoğunlukla rahim içini kaplayan mukoza tabakasında yer alan miyomlar rahim içi ortamını bozarak, düzensiz ve aşırı kanamalara neden olur. Rahmin dış yüzeyine doğru büyüme göstermiş olan miyomlar ise genellikle herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. En sık karşılaşılan miyom şikayetleri adet kanamalarını normalden daha uzun sürmesi ve daha şiddetli kanamanın olmasıdır. Kanamanın artışı ile anemi sorunları da eşlik etmektedir. Adet kanamalarının yoğun ve uzun sürmesinin yanı sıra, adet dönemleri dışındaki ara günlerde anormal vajinal kanamalara neden olmaktadır. 
    Miyomların neden olduğu şikayetlere ek olarak, rahim yapısının bozulması sonucunda embriyonun tutunacağı ve gelişim göstereceği uygun şartların olmaması nedeni ile hamile kalamama sorunları görülebilmektedir. 

    5) Miyomların ne zaman tedavi edilmesi gerekir?
    Miyomların teşhis edilmesinin ardından; konumlandığı bölge, şikayet ve büyüme davranışları göz önünde bulundurularak, tedavi şekli belirlenmektedir. Eğer yukarıdaki belirtiler şiddetli bir şekilde görülüyor ise, miyomların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekir. 

  • Çocuklarda Gelişim Evreleri

    Çocuklarda Gelişim Evreleri

    İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir.

    Bebeklik Dönemi (0-2)

    Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

    Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

  • 24-36 Ay Arası Çocukların Sosyal-Duygusal Gelişimi ve Psikolojik Sağlığı

    24-36 Ay Arası Çocukların Sosyal-Duygusal Gelişimi ve Psikolojik Sağlığı

    Her çocuğun-doğal ve farklı bir gelişim süreci olduğunu unutmamak kaydıyla- gelişim basamakları içerisinde gerçekleştirebileceği becerileri yakından tanımak siz ebeveynlere yardımcı olacaktır. Okul öncesi dönemde çocuğunuzun bireysel özelliklerini(ilgi,ihtiyaç,yetenek,içinde bulunduğu çevre şartları) yakından tanımanız, ‘sosyal-duygusal gelişimi’hakkında yeterli bilgi sahibi olmanız ve buna göre yaklaşım sergilemeniz onunpsikolojik sağlığının yapı taşlarını güçlendirecektir.

    0-24 ay arası bebekliğini tamamlamış ve 24-36 ay arası yavaş yavaş sosyal bir varlığa dönüşmeye başlayan ve çocukluk döneminin başladığı bu aylarda anne babaların anksiyete (kaygı) düzeylerinin arttığını gözlemlemekteyim. Mesela Bumin’e(2006) göre aşağıda sıralanan 24-36 ay arası sosyal- duygusal gelişim basamakları içinde yer alan üç ve yedinci maddeleri(inatçılık,hayali arkadaş) çocuğunda bir sorun varmış gibi algılayıp uzmana başvuran çok sayıda anne ve babaya rastlamaktayız. Oysaki bu durum gelişim döneminin doğal bir parçasıdır.

    Bu gelişim basamağı sürecinde çocuğunuza nasıl davranacağınızı bilemiyorsanız o zaman uzman görüşü almanız daha uygun olacaktır.

    • 24-36 Ay Sosyal Duygusal Gelişim

    1. Basit ev işlerinde anneme yardım edebilirim (Oyuncakları toplamak gibi) 
    2. Arkadaşlarımın yanında fakat tek başıma oyunlar oynayabilirim 
    3. İnatçılık yapabilirim (Bu yaş dönemindeki çocukların gelişim dönemi özelliğidir)
    4. Adımı, soyadımı söyleyebilirim 
    5. Kendi kendime oyunlar oynayabilirim 
    6. Cinsiyetimi (kız mı, erkek mi) bilirim 
    7. Hayali oyunlar kurup, oynayabilirim (Bu yaş dönemindeki çocukların hayali varlıklarla konuşmaları ve hayali oyun oynamaları gelişim dönemi özelliğidir.)
    8. Eşyalarımı tanıyabilirim 
    9. Kendimi bazı tehlikelere karşı koruyabilirim (Düşme,ev kazaları gibi)
  • Çocuklarda Dil ve Konuşmada Gerilik

    Çocuklarda Dil ve Konuşmada Gerilik

    Çocuklarda Konuşma Süreci

    Dil ve konuşma kavramları her ne kadar benzer olsa da birbirinde ayrı anlamlara gelmektedir. Dil, iletişim kurmak adına kullanılan kurallı bir sistem bütünü olarak tanımlanabilir. Konuşma ise bu sistemde iletilecek olan duygu ve düşüncenin gerekli organlar ile fiziksel olarak ifade edilmesini içerir. Çocuklarda konuşma üretimi; agulamak, babıldamak (ba-ba-ba vb.), gülmek, farklı sesler çıkarmak gibi davranışlar ile başlar. Ardından 12 ay civarında anlamlı olan kelimeler dökülmeye başlar. 18 ay civarında ortaya çıkan süreçte çocuğun konuşma gelişiminde kısa süreler içerisinde büyük farklar gözlemek mümkün olmaktadır. Bu dönemde yaşanan süreç ise sözcük patlaması olarak adlandırılabilmektedir. Bu süreci takiben 2,5 yaş civarında 2-3 kelimelik cümleler oluşmaya başlar. Konuşma gelişimi hızla sürmeye devam eder. Bu basamaklardan bir ya da birden fazlasında ortaya çıkan sapmalar uzmanlarca değerlendirilmektedir. Bu sapmalar sonucunda konuşma gelişiminde gerilikler gözlenebilmektedir. Konuşmanın gelişimindeki gecikme nörolojik, genetik, duyusal, nöropsikiyatrik sebeplerle görülebildiği gibi bazen de nedeni tam anlamıyla bilinmeyen bir biçimde ortaya çıkabilmektedir. 

    Çocuğun Yaşına Uygun Uyaran Alması

    Dil ve konuşma edinimi esnasında önemli bir diğer faktör ise çocuğun yaşına uygun uyaran ile karşılaşmasıdır. 3 yaşından önce çocukların yaşlarına uygun olmayan uyaranlar olarak tablet, telefon, televizyon üçlüsüne yoğun biçimde maruz kalmaları da dil ve konuşma gelişimi üzerinde olumsuz nitelikte etkilere sahip olmaktadır. Bunun yanı sıra bazı çocuklar yetersiz uyarana (oyuncak, etkinlik, sosyal etkileşim vb.) maruz kalarak gelişimsel olarak sekteye uğrayabilmektedir. Çünkü ekran içeren araçlar çocukların bir tepki vermesine gerek kalmadan onların oyalanmasına ve tek taraflı uyarana maruz kalmalarına neden olmaktadır. Dolayısıyla iletişim sağlanmamakta tek taraflı bir akış olmakta. Çocuk ise herhangi bir tepki ya da davranış ortaya koyma ihtiyacı duymamaktadır. Dolayısıyla yaşına uygun olarak sergilemesi beklenen davranışların ortaya çıkması gecikmektedir. Bu nedenlerle çocuğun gelişimi olumsuz etkilenmektedir. Aile içi iletişim ve etkileşimin güçlendirilmesi, çocuğun yaşına uygun somut materyaller (oyuncaklar, hikayeler vb.) ve sosyal ilişkiler ile karşılaşması gelişimsel anlamda destekleyici işlev görmektedir. 

    Aileler Nelere Dikkat Etmeli?

    Konuşma gelişiminde ailenin rolü tüm gelişim alanlarında karşılaşıldığı üzere elzemdir. Konuşma başlarken taklit yolu ile çocuğun tekrar etmesi ve onun tekrar edilmesi sonucu ortaya çıkan karşılıklı bir etkileşim gözlenir. Bu nedenle konuşma gelişimi esnasında çocukların, ekranlara (tablet, telefon, bilgisayar vb.) maruz kalma sıklığının düşük tutulması ve birebir karşılıklı insan etkileşimi ile desteklenmesi önemlidir. Dolayısıyla konuşma ediniminde çocukla iletişim; göz teması, duygusal ve fiziksel yakınlık, gösterilen ilgi önemli olmaktadır. Çocukların konuşmalarını tamamlamak ya da kelimeleri düşünmek için onlara

    zaman tanımak ailenin göstermesi gereken bir sabırdır. Bazı zamanlarda aceleci davranıp çocuğun cümlesini bitirmeden ya da gerekli kelimeyi ağzından çıkarmasını beklemeden beden dilinden ne istediğini anlayarak harekete geçen aileler olabilmektedir. Ancak konuşmayı desteklemek istiyorsak, çocuğa zaman ve rahat hissedeceği bir alan sağlamak önemlidir. Hızlıca isteklerine konuşmasını beklemeksizin yanıt vermek, konuşma ihtiyacını azaltarak ilerlemenin yavaşlamasına hatta engellenmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle çocuğu sabırla dinleme, hataları için hızlıca eleştirmek yerine konuşması için cesaretlendirme ve gergin ruh halinden uzaklaşma davranışları aileler için benimsenecek davranışlardır. 

    Çocuğunuzda dil ve konuşma gelişiminde bir gerilik söz konusu ise bu konu ile ilgili endişeleriniz var ise gelişim değerlendirmesi adına çocuklarla çalışan psikologlardan değerlendirme talep edebilirsiniz. Konuşma ve dil konusu ile ilgili çalışma gerektiren durumlarda bireye özgü çalışmalar; dil terapistleri, dil ve konuşma bozuklukları uzmanları tarafından gerçekleştirilmektedir.

  • Çocuğun Kişilik Gelişimi

    Çocuğun Kişilik Gelişimi

    Yaşam boyunca kişinin diğer insanlarla ilişkileri, deneyimleri ve bu yaşantılarına ilişkin yorumları ve kararları kişiliğin oluşumunu etkileyen önemli faktörlerdir. Örneğin çocukluk yıllarında topluluk karşısında konuşma denemeleri, deneyimleri ve bunlarla bağlantılı olarak çevresinden aldığı geri bildirimler ve kendisiyle ilgili yorumlarının sentezi kişinin gelecek yaşamında girişken, utangaç veya saldırgan kişilik özelliklerine sahip olup olamayacağına dair belirleyici etkenler olabilmektedir. Çünkü kişi bu bilgilere dayalı olarak kendisinin nasıl bir insan olduğuna ve olacağına karar verir; kendisinden beklentilerini bu bilgilere dayalı olarak temellendirir.

    Benlik kavramı olarak isimlendirilen bu yapı; kişinin kendine ilişkin duygu ve düşünceleri olarak şekillenip, davranışlar olarak diğer insanlarca gözlenebilir hale dönüşür. Dışarıdan gözlenebilen bu öğeler, kişinin diğer insanlarla ilişkilerinin şekillenmesinde de aracı olur.

    Çocukların çeşitli özelliklerine ve gelişim dönemlerine ilişkin bilgi edinmek, onları anlamada, onlarla daha iyi iletişim kurmada ve zaman zaman yaşanan güçlüklerle başa çıkmada çok önemlidir.

    Gelişim hızı, her gelişim basamağına ve her çocuğa göre iniş çıkışlar ve farklılıklar gösterebilir. Her çocuğun gelişim hızı ve şekli farklı olsa da, genel olarak her çocuk aynı gelişim basamaklarından geçerek büyür.

    Gelişim, bilişsel ve sosyal yönleriyle bir süreçtir. Gelişim süreci içinde çocuklar, bilişsel ve sosyal alanlarda eski bilgilerine yenilerini ekleyerek ve bu bilgileri içselleştirerek aktif birer rol oynarlar. Bu süreç içinde çocuklar;

    • bağımlılıktan özerkliğe,

    • ben-merkezcilikten paylaşmaya,

    • sabırsızlıktan, isteklerini ertelemeye ve beklemeyi öğrenmeye,

    • tutarsız davranışlardan tutarlılıklara,

    • duyguları ani değişmelerden daha dengeli bir duygu durumuna,

    • düşünceleri ise somut düşünceden soyut ve mantıklı düşünmeye doğru bir gelişim ve değişim gösterir.

    ANNE VE/VEYA BAKIM VEREN KİŞİNİN ÖNEMİ

    Anne ve/veya bakım veren kişinin sevgisinin dengeli, sürekli ve tutarlı bir biçimde verilmesi, en az çocuğun beslenmesi için gerekli olan besin maddeleri kadar önemlidir. Yapılan birçok araştırmada, kısa süreli de olsa anne-çocuk ayrılıklarının sonuçları ve etkileri incelenmiştir. Araştırma sonuçları, çocuğa iyi bir yedek bakım sağlandığı, bakım veren kişinin sık değişmediği ve çocuk ile iyi ilişkiler geliştirilmiş olması durumunda, çocukların bu ayrılıktan örselenmediği ve en az düzeyde etkilendikleri hatta yeni deneyimler kazandıkları için gelişimlerine olumlu katkıda bulunduğunu göstermektedir.

    Çocukları etkileyen ne annenin çalışması ne de yedek bakıcı ile büyümeleridir. Çocukları etkileyen, anne-çocuk arasında kurulan ilişkinin süresi değil niteliği, annenin tutumları ve çocuğunda uyandırdığı güven duygusudur.

    Çalışan anneler, evde ve işteki sorumluluklarından dolayı annelik görevlerini ihmal ettikleri ya da aksattıkları endişesi ile suçluluk duyabilmekte, gerginlik yaşayabilmekte ve bu nedenlerle çocukları ile ilişkilerinde daha hoşgörülü, daha az sınır koyan ve daha gevşek bir disiplin uygulayabilmektedirler. Bunlarla birlikte çocuklarının üzerine aşırı derecede düşmekte ve çocuklarını gereğinden fazla koruma eğiliminde olabilmektedirler. Genelde farkında olunmadan yapılan bu tür davranışlar, çocukların sosyal ve duygusal gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

    ÇOCUĞUN GELİŞİMİNDE BABANIN ÖNEMİ

    Çocuklar doğumdan itibaren anneyle olduğu gibi babalarıyla da bağlılık kurarlar ve bir güven duygusu geliştirirler. Araştırma sonuçları babalarıyla güvenli bir ilişki kuran çocukların daha sosyal, akademik olarak daha başarılı, kendilerine daha güvenli çocuklar olduklarını göstermektedir Araştırma sonuçları, baba yokluğunun çocukların özellikle zihinsel işlevlerini etkilediğine işaret etmektedir. Babanın yokluğuna çocuklar çeşitli psikolojik tepkiler vermektedir. Yapılan araştırmalar bu tepkilerin, babanın ailedeki rolüne, çocukla iletişimine, çocuğun yaşına, ayrılık süresine, annenin özelliklerine ve çocuğun ailedeki diğer bireylerle ilişkisinin niteliğine bağlı olarak değiştiğini vurgulamaktadır. Babanın uzun süreli yokluğunda çocuklarda daha çok saldırgan davranışlar, hırçınlık, okul başarısında düşme, antisosyal davranışlar ile uyum sorunları gözlenmiştir. Ayrıca babanın olumlu ve nitelikli ilgisinin, çocuklarda liderlik, uyum yeteneği, matematik başarısı ve olumlu cinsel kimlik gelişimi ile yüksek oranda ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Çocukların, anneleriyle olduğu kadar babalarıyla da bağlılık ve güven ilişkisine, ilgi ve sevgisine ihtiyaçları vardır.

    Çocuğun, aile içi ilişkilerde bir hiyerarşi olduğunu bilmesi çok önemlidir. Çocuklara söz hakkı tanınarak fikirleri ve duyguları öğrenilmeli, ancak aile bireylerini ilgilendiren kararlar anne-babalar tarafından alınmalıdır. 

     

    Çocuğun Kişilik Gelişiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Anne baba olarak çocuğunuza koşulsuz sevgi verin.

    Çocuk yetiştirirken mutlaka tutarlı davranın.

    Kendi içinizde de tutarlı ve davranışlarınızla örnek olun.

    Tartışma ve kaygılarınızı çocuğunuza yansıtmayın.

    Çocuğunuzun temel ihtiyaçlarını karşılayın.

    Güvenilir anne baba olun.

    Çocuğunuza güvenin ki, o da kendine güvensin.

    Çocuğunuzla nitelikli zaman geçirin.

    Çocuğunuza şiddet uygulamayın, haddini aşan ceza vermeyin.

    Olumlu davranışlarını onaylayın, ödüllendirin.

    Çocuğunuzun gerçekçi ve başarabileceği amaçlar edinmesine rehberlik edin.

    Çocuğunuzun başarı duygusunu yaşaması için fırsatlar yaratın.

    Kendi kişilik çatışmalarınızı çocuğunuza göstermeyin.

    Aşırı koruyucu, otoriter, ilgisiz anne baba olmayın.

    Çocuğunuza güvenin. Siz ona güvenirseniz, çocuk da kendine güvenecektir.

    Çocuklarınızı başka çocuklarla kıyaslamayın.

    Yeteneklerini ortaya koyabilecek fırsatlar yaratın.

    Başarısız olduklarında suçlamayın, aşağılayıcı kelimeler kullanmayın. Bunun altındaki nedenleri araştırın ve destekleyin.

    Çocuklarınızın sorumluluk almalarına izin verin.

    Çocuğunuzun kendi başına yapmak için çabaladığı işlerde ufak tefek hatalarına karşı hoşgörülü olun. Çocuklar, bu dönemde yaptıkları iyi işlerin sonunda beğenilmek ve takdir edilmek isterler.

    Çocuğunuza cesaret kırıcı değil, destekleyici yaklaşımlarda bulunun.

    Arkadaşlık ilişkilerini onlara belli etmeden uzaktan kontrol edin.

    Çocuğunuza ne yapacağını söylemek yerine, ona mümkün olduğunca seçenekler vermeye ve seçimlerine rehberlik etmeye çalışın.

    Bir şey yapmaya zorlamayın, ancak yapabilecekleri konusunda yüreklendirip, destek verin.

    Kendi korkularınızı çocuğunuza yansıtmayın.

    Çocuklarınıza yaşamı hiçbir zaman kötü, olumsuz olarak empoze etmeyin. Çocuklar dünyaya her zaman pozitif bakmalıdır.

    Çocuğunuzun duygusal gelişimine, duygularını dile getirmesine yardımcı olun.

    Çocuğunuzu fiziksel özellikleri ile değerlendirmeyin. Çocuğunuzun fiziksel özelliklerinin, kişisel gelişimini olumsuz etkilememesine dikkat edin. Düzenli ve sağlıklı beslenmesine özen gösterin.

    İçine kapanık, kendine güvensiz, sessiz ve alıngan çocukların bu yönlerini değiştirmelerine fırsat verecek etkinlikleri yapmaları için onları destekleyin; ancak onlar adına karar vererek girişimlerde bulunmayın. 

    Çocukların en büyük gereksinimlerinden biri mutlu bir yaşam sürme ihtiyacıdır ve anne-babanın da en büyük görevi, bunu çocuğa yaşatmaktır.

  • Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarımız, dünyadaki en değerli varlıklarımız. Onlar dünyaya geldikten sonra hayatımızda pek çok şeyi onların yararına olacak şekilde değiştiririz. İmkânlarımız doğrultusunda en iyi kıyafetleri, en iyi yiyecekleri, en iyi oyuncakları alır, evimizin her köşesini onlara uygun şekilde düzenleriz. En iyi okullara göndeririz. Bazı anne babalar çocukların gelişimsel yönünü çok iyi takip edebilmek ve doğru davranışlarda bulunabilmek için, çocuk eğitimi üzerine kitaplar okur, filmler izler ya da seminerlere katılarak onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirmek için ellerinden geleni yaparlar. Kuşkusuz bütün bunlar çok önemli ve gerekli ebeveynlik tutumlarıdır.

    Ancak göz ardı ettiğimiz ve aslında sağlıklı bir gelişimin olmazsa olmazlarından olan çocuklarımıza vermemiz gereken “ cinsel eğitim” konusudur.

    Cinsellik bir çok anne babanın, hatta öğretmenlerin bile yok saymayı tercih ettiği bir konudur. Bunun en önemli nedenlerinden biri, cinsel eğitimin seks eğitimi ile karıştırılmış olmasıdır. Toplum olarak sağlıklı nesiller yetiştirmek; bedensel, ruhsal, zihinsel, sosyal ve cinsel yönden kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirmekle mümkündür. Bu konuda yürütülmüş pek çok araştırmada ana babaların çoğunun üreme ve cinsiyet konusunda çocuklara küçük yaşta bilgi vermeyi savunduğunu, fakat yine bu aynı kişilerin çocuklarına hiçbir bilgi vermemiş olduğu görülmüştür. Bunun temel nedeninin, anne babaların konuyu nasıl ele alacaklarını bilemeyişlerine dayandığı düşünülmektedir. Çekingenlikleri, yaşamın bu doğal parçasını küçük yaşta öğrenmenin sakıncalı etkileri olabileceği düşüncesinden çok, bu konudaki bilgisizliklerden ve konunun onları tedirgin etmesinden kaynaklanır. İşte tipik tepkilerden birkaçı:

    • «Bu işi nasıl açıklayacağımı bilemiyorum.»,
    • «Acele etmeme gerek yok, nasıl olsa öğrenir.»,
    • «Bunu anlatırken hangi kelimeleri kullanmam gerektiğini bilmiyorum.»

    Anne babanın, kendisinin bu konudaki çekingenliği bilgi vermeyi hep yarına bırakma eğilimini doğurduğu gibi, çocuğun bu konudaki sorularının da yanıtsız kalmasına yol açmaktadır. Böylece çocuğun kadın- erkek olma konusundaki tutumu ve eğilimlerinin tohumları atılmış olacaktır. Şimdi bu yazımı okuyanların bazılarının “ Aman canım bize çocukken cinsel eğitim dersi mi verdiler, ne oldu? Kadın da olduk erkek de… “ diye söylediklerini duyar gibiyim. Fakat bilimsel araştırmalar bunun tam tersini söylüyor.

    Ülkemizde hem kadınlarda hem de erkeklerde çok yüksek bir oranda cinsel işlev bozuklarına rastlanmaktadır. Türkiye’ de ‘vajinismus’ her on kadından birinde, erken boşalma 18- 59 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yüzde 30’unda görülmektedir. Cinsel işlev bozuklarının en önemli nedenlerinden biri hep göz ardı ettiğimiz ve insanların yaşamı boyunca ihtiyaç duyduğu cinsel eğitimin olmamasıdır. İnsan doğduğu günden ölümüne kadar cinselliği olan bir varlıktır. Dolayısıyla cinsellik hakkında bilgilenmenin veya cinsel eğitimin yaşam boyunca sürmesi gerekir. Ancak cinsellikle ilgili bilmek istediklerimiz veya bilmemiz gerekenler her yaşta aynı değildir.

    Bunun için anne babalar ve eğitimciler, bilimsel kaynaklardan ve eğitim seminerlerinden faydalanarak bu konuda bilgi sahibi olmalıdırlar. Çocuğun bütün gelişim evrelerinde onun fiziksel gelişimi kadar ruhsal gelişimi de özenle takip edilmelidir. Çünkü bu, sağlıklı, ne istediğini bilen, güçlü, sosyal nesiller için kritik bir öneme sahiptir.

  • 2 Yaş Bir Sendrom mu?

    2 Yaş Bir Sendrom mu?

    2 yaş çocuğum bebeklikten çıkıp kendisini ispatlama evresidir, kendi kimliklerini ilişkin giderek artan bir farkındalığa ulaşırlar. 2 yaş dönemi çocuğu yürümeye koşmaya ve kendi benliğini çevresinden ayrı olarak algılamaya başlar. Kendi benliğinin farkına ulaşmaya başlayan çocukların anne babanın ricalarına, sözlerine ve komutlarına karşı koymaları görülmeye başlanır. Yaşamın 2. yılında ki hızlı gelişim çocuğu birçok açıdan bağımsız hale getirir.  Bu evrede çocuk artık motor yeteneklerin ve dil becerilerinin kazanılması ile kendisini kanıtlamaya çalışır. 2 yaş döneminden itibaren kendisinden başka birisinin bakış açısını görme ve toplumsallaşma gibi nitelikler görülmeye başlanır.

    Bu dönem çocuğun bağımsızlığına kavuşması kendisini ispat etmek istemesi ve kendisini tanıması sağlıklı gelişim süreçlerindendir. Bebeklik döneminin bitiminden sonra gelen 2 yaş dönemi ilk çocukluk döneminin başlangıcıdır. ilk çocukluk yıllarında fiziksel gelişim hızı bebeklik sürecine göre biraz azalmasına rağmen büyüme düzenli biçimde artmaya devam eder. ilk çocukluk yıllarında çocuklar kas gelişimlerine bağlı olarak yürüme, tırmanma, koşma, atlama gibi devinimsel becerilerinde ilerlemeler sergilerler. 2 yaş döneminde ince motor kaslarını oranla kaba motor becerileri sergileyen kaslar daha fazla gelişir ve bu dönem çocukları kaba motor becerilerinde daha başarılıdırlar.

    Normal gelişim evrelerine göre 2 yaş çocuklarının artık konuşmaya başlamış olmaları gerekir. Kendisini ifade edemeyen çocuk hırçınlaşma ya başlar, anne baba bu yaş dönemi ile birlikte çocuğa uyarıcı bir çevre oluşturarak konuşmasını desteklemelidir. Aynı zamanda bu yaş döneminde idrar ve dışkılama kasları gelişmeye başlar. Çocuğun kendi dışkılama süreci üzerinde egemenlik kurması, seçim yapabilme duygusunun da gelişmesini sağlar. Bu seçim yapabilme duygusu özerklik duygusunun temelini oluşturur. Özerklik duygusunun oluşması önemlidir. Bu dönemde  tuvalet alışkanlığının kazanılmasında çocuklar zorlanmamalıdır, zorlanan çocukta korku ve endişe duyguları artar.

    2 yaş çocukları resimli kitaplardan çok hoşlanır, kitaplardaki fotoğraflardaki ayrıntılara dikkat ederler, fotoğraflar ilgilerini çeker. Bu yaş dönemi çocukları tanıdığı yetişkinleri fotoğraflarla ayırt edebilirler, sözcükleri tekrarlamaya başlar çocuk şiirlerini şarkılarına eşlik etmek isterler.  2 aş döneminde artık çocuklar basit yönergeleri yerine getirebilirler, kendiliğinden basit dramatik oyunlar oynar taklitler yapabilirler. 2 yaş çocukları kızgınlığını ya da isteklerini anlatmaya çalıştığı zamanlar hırçınlaşırlar. Sahip oldukları şeyleri kararlılıkla korurlar istediklerini anlatmak yerine çoğunlukla ağlamayı seçerler. “Hayır istemiyorum –yapmam” ifadelerini bol bol kullanırlar. Zaman zaman istekleri yapılmadığında öfke patlamaları geçirirler. İsteklerinin anında yerine getirilmesini isterler, bu dönemde  erteleme becerileri henüz gelişmemiştir. Bu süreç her çocukta görülebilen doğal bir geçiş evresidir bu zorlu süreçte çocuk dengesiz isyankar ve olumsuzdur. Büyüklerin sözü dinlenmez hatta sürekli tersi yapılır, çünkü çocuk bu süreçte kendisini ispatlama eğilimindedir. İstedikleri kısıtlandığında öfkelenirler. Kendi istediği yemekleri yemeyi, kendi seçtiği kıyafetleri giymeyi bu dönemde tercih ederler. Bu dönemde çocuklar artık bazı şeyleri kendi başına başarmayı amaçlarlar, hem bağımsız olmaya hem de anne babalarının onayına ihtiyaçları vardır.

    2 yaş döneminde çocuğun olumsuz davranışlarını görmezden gelmek, bir süre ilgisiz kalmak çocuğun dikkatini başka etkinliğe yönlendirmek, çocuğun hırçınlaştığı  öfke nöbeti geçirdiği süreç de sakin ve sabırlı olmak, göz kontağı kurarak çocukla konuşmak ona “seni anlıyorum”mesajını vermek çok çok önemlidir. kurallar koyup onunla inatlaşmak yerine ona özgür bir alan sağlayın, bu süreçte çocuklara kendi kendine başarabilecekleri şeyler konusunda fırsatlar verin. Bu davranışlar özgüvenlerini destekleyerek kendilerine güven duymalarını sağlayacaktır, onlara küçük görevler verirseniz kendilerini önemli hissederler.  Çocuğa sen bilirsin demekten kaçınmayın. Sen bilirsin demek hem çocuğun isteklerine saygı göstermenizi sağlar hem de çocuğa davranışlarının sorumluluğunu almayı öğretir.

    <

  • Çocuklarda Gelişim Takibi

    Çocuklarda Gelişim Takibi

    Çocuklar dil-bilişsel, fiziksel (psikomotor), duygusal ve sosyal gelişimlerinin yüzde yetmişini 0-6 yaş döneminde tamamlarlar. Bu dönem çocukların kişiliklerinin ve öğrenmelerinin temelini oluşturan çok önemli bir dönemdir. Bir çok psikolojik sorunun kaynağı çocuğun bu dönemde yaşamış olduğu sıkıntılardır ve bu dönemde yapılan hatalar çocukların gelecekteki davranışlarını, öğrenmelerini ve kişilik yapılarını derinden etkiler. Bu yüzden bu yaş diliminde ailelerin çocuklarını iyi tanımaları, çocuğun gelişimine nasıl destek olacaklarını, doğru duygu-düşünce-davranış kalıplarını bilmeleri gerekir. Bu dönemde yapılan etkinliklerle çocukların bilişsel-duygusal-psikomotor ve psikososyal gelişimini desteklemek, istenmeden yapılan hataların önüne geçip zamanında müdahalede bulunmak, gelecekte çocuğun yaşamını olumsuz etkileyecek durumların önüne geçmemizi sağlayacaktır.

    Çocuk Gelişim Takibi Programımız, bu amaçlara hizmet ederek aileleri yönlendirmek üzere planlanmıştır. Bunun için öncelikle, çocuğun içinde bulunduğu döneme ait gelişim özelliklerine sahip olup olmadığı, çocuk için uygun testlerle belirlenir. Amaç gelişimsel olarak yaşıtlarının seviyesinde olup olmadığının belirlenmesidir. Gelişim testleri sonunda zeka puanı belirlenmez, gelişim düzeyi hakkında bilgi edinilir. Dil-bilişsel, psikomotor(ince-kaba motor), psikososyal, görsel dikkat, hafıza gibi temel gelişim alanlarının tümünü gözden geçirip, her bir gelişim alanında, çocuğunuzun ne düzeyde olduğunu tespit edip, çocuğun ihtiyaçları değerlendirilip, desteklendiğinde daha da parlayacak olan yeteneklerini ortaya çıkarıyoruz.

    Böylelikle çocuğunuzun gelişimsel gecikme yaşadığı alanlar evde sizler tarafından desteklenerek sorunlar büyümeden önlenecek, düzenli takip ve değerlendirmelerle gerekirse bir uzman desteği önerilecek, yaşıtlarından ileri seviyede ya da parlak olduğu alanlar varsa bu alanlarda özel olarak desteklenerek, özel yeteneklerinin güçlenmesi sağlanacaktır. Dolayısıyla , çocukların gelişim takibinin yapılması için, herhangi bir sağlık ya da gelişim probleminin olmasına gerek yoktur. Sağlıklı çocukların da gelişimleri takip edilerek desteklenmelidir.

    Unutulmamalıdır ki: Hiç bir ebeveyn, anne-baba olmayı bilerek dünyaya gelmez. Tıpkı yaşamdaki diğer öğrenmelerimiz gibi anne-baba olmakta sonradan edindiğimiz ve uyum sağlamakta zorlanabileceğimiz bir roldür. Anne babalar oyun, oyuncak, sınır koyma, doğru davranış kalıpları veya ihtiyaç duydukları diğer konularda bilgilenmek ve ihtiyaç duyduklarında bir uzmandan yardım almaktan çekinmemelidirler…

  • Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Büyüme sürecinde duygusal, zihinsel ya da davranışsal sorunlar yaşayan çocuk ve ergenlerle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetidir. Bu hizmette söz konusu sorunların altında yatan psikolojik rahatsızlıklara odaklanılır. Süreçte, ebeveynlerle de işbirliği yapılır ve düzenli görüşmeler yoluyla ebeveynlerin bilinçlenmelerine yardımcı olunur.

    Çocukta ya da ergende ortaya çıkmış problemler, çocuğun/ergenin yardım çağrısı olarak düşünülür. Çocuğun ya da ergenin yaşadığı problem “bir sıkıntım var, bunu kendi başıma çözemiyorum, desteğinize ihtiyacım var, yolunda gitmeyen bir şeyler var, bana yardım edin” çağrısıdır.

    Çocukla/ergenle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetlerinde; probleme yönelik çalışıldığı gibi, çocuğun/ergenin sosyal ve duygusal açıdan güçlenebilmesi, gelişimsel becerilerini arttırabilmesi, yaşına ve gelişim özelliklerine uygun olarak yaşadığı sorunların üstesinden gelebilmesi ve ailesiyle ve arkadaşlarıyla sağlıklı ve besleyici ilişkiler kurabilmesi amaçlanılır.

    Çocukluk ve ergenlik dönemi; bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimin hızla devam ettiği dönemlerdir. Çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan sorunlara hemen müdahale edilmesi çocuğun/ergenin gelişim sürecinde tıkanıklıklar oluşmasını engelleyebileceği gibi gelişimin arzulanan çerçevede sürekliliğini sağlar.

    Bir sorun uzun süre çözülemediğinde çocuğun/ergenin tüm gelişim alanları bu sorundan olumsuz bir şekilde etkilenir ve diğer gelişim alanlarında da farklı sorunlar oluşur. Sorunlar büyümeden yapılabilecek erken müdahale hem çözüm sürecinin kısalmasında hem de başka sorunların oluşumunun önlenmesinde belirleyici rol oynar.

    Çocuğa/ergene yönelik danışmanlık hizmetlerinin en önemli yararlarından biri de, ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ve kişiliğin oluşumunu olumsuz etkileyebilecek problemlerin; zamanında ve büyümeden çözülebilmesine ve krizlerle baş ederek atlatılabilmesine imkan sağlamasıdır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Danışmanlık Hizmetleri

    • Travma (ölüm, şiddet, istismar, boşanma, hastalık, kaza, ameliyat vb.)
    • Davranış ve uyum problemleri
    • Risk içeren davranışlar
    • Sosyal beceri eksiklikleri
    • Bağımlılıklar
    • Ders başarısızlığı
    • Çekingenlik ve kendine güvensizlik
    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
    • Özel öğrenme güçlüğü
    • Alt ıslatma
    • İnatçılık
    • Parmak emme, tırnak yeme,
    • Kardeş kıskançlığı
    • Yeme problemleri
    • Konuşma bozuklukları
    • Gecikmiş konuşma
    • Tikler
    • Okul problemleri
    • Öğrenme performansını arttırma vb.

    Çocukla / Ergenle Çalışma Sistemi

    • Verilen danışmanlık hizmetinde öncelikle çocuk/ergen hakkında aileden ayrıntılı bir şekilde bilgi edinilir.
    • Çocuğun/ergenin yaşadığı sorunun kaynağını belirlemek ve çocuğu/ergeni tanımak amacıyla ihtiyaç duyulan konularda psikolojik testler uygulanır.
    • Çocukla/ergenle bire bir çalışılarak ve gözlem yoluyla ihtiyaç duyulan bilgiler edinilir.
    • Sorunun kaynağı belirlendikten sonra çocuğun ya da ergenin sorununun çözümüne yönelik psikoterapi yöntemleri belirlenir.
    • Problemin niteliğine ve ihtiyaca yönelik olarak çocukla/ergenle bire bir danışmanlık hizmeti sürdürülür.
    • Ailede ve okulda düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunda aileyle ve okulla gerekli işbirliği yapılır.
    • Çocuklarla ve ergenlerle çalışırken; oyun terapisi, EMDR terapisi, psikodrama, sanat terapisi, çözüm odaklı terapi, ebeveyn danışmanlığı, aile terapisi vb. birçok terapi yönteminden yararlanılmaktadır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Grup Çalışmaları

    Çocuklara ve ergenlere yönelik yardım hizmetleri, bire bir danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra grup çalışmaları yardımıyla da yürütülebilir. Grupla psikolojik danışma, benzer problemlere sahip 6-15 kişiden oluşan en az bir uzman kontrolünde yürütülen sistematik danışmanlık faaliyetleridir. Grup dinamizminden de yararlanılarak, çocuğun/ergenin yaşanılan sorunlarda yalnız olmadığını fark etmesi, benzer sorunlarla başa çıkma konusunda sosyal öğrenme olanakları sunması ve bir gruba aidiyet duygusu yaşatması ,yardım sürecinde iyileştirici etkiler yaratmaktadır. Yapılabilecek grup çalışmalarına ait konu başlıklarından bazıları aşağıda sıralanmaktadır;

    Psikodrama Grup Çalışması: Dramatik canlandırmalar yoluyla sorunlarını, çatışmalarını, kaygı ve güçlüklerini ele alarak, çocuğa ve ergene başa çıkma becerilerini geliştirme ve bunları deneme olanağını sağlar.

    Sosyal Beceri Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin yaşına ve gelişim özelliklerine uygun; kendini grup içinde ifade etme, iletişimi başlatma ve sürdürme, öfkesini kontrol etme ve öfkesini yapıcı şekilde yönlendirme gibi sosyal becerileri edinebilmesi amaçlanmaktadır.

    Yaratıcılık Becerilerini Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin gündelik yaşam içinde karşısına çıkabilecek sorunlara ilişkin özgün çözümler geliştirebilmesi, farklı alternatifler üretebilmesi amaçlanmaktadır.
    Sınava Hazırlanma ve Sınav Performansı Arttırma Grubu: Çocuğun/ergenin akademik başarının ölçüldüğü sınavlara etkin şekilde hazırlanabilmesi ve sınav esnasında yaşanabilecek olumsuz kaygıyı kontrol edebilmesinin amaçlandığı faaliyetlerdir.

  • Yeni Eğitim Sistemi ve Anne- Babaların Yapması Gerekenler

    Yeni Eğitim Sistemi ve Anne- Babaların Yapması Gerekenler

    11 Nisan 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni eğitim yasası ile okula başlama yaşı bir yaş erkene alınmış ve 60 ayını dolduran çocukların okula başlaması kararlaştırılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı Mayıs ayında yayınladığı genelgede 30 Eylül 2012 tarihi itibariyle 66 ayını doldurmuş olan çocukların okula kaydının zorunlu olarak yapılacağını, bu tarihte 60-66 ay arasında olan çocukların ise anne-babaların tercihine göre okula kaydedileceklerini belirtmiştir. 1 Haziran 2012 tarihinde ilkokul birinci sınıfa kayıtlar başlayacaktır. Çocuğu 60-72 ay arasında olan anne-babalar önemli bir karar aşamasındadır.Psikolojik Danışman Yasemin ATEŞ bu konuda anne-babalara yol gösterici bir açıklama hazırlamayı gerekli görmüştür.

    ÇOCUĞUM 60-66 AYLIK

    Psikolojik Danışman Yasemin ATEŞ,2012-2013 sezonunda 60-66 ay arasındaki çocukların ilkokul eğitimine başlamasında sakıncalar görmektedir. Çünkü eğitimdeki sistem değişikliği bu sene yapılmış ve hemen uygulamaya geçilmiştir. Bu da aynı sınıfta hem 60 aylık hem de 80 aylık çocukların bir arada bulunması sonucunu doğurmuştur. Eski sistemin birinci sınıfları ile yeni sistemin birinci sınıfları aynı sınıfta eğitim görecektir. 20 aylık bir fark çocukluk döneminde büyük bir farktır. Bunun yanında 60-66 aylık çocuklar bilişsel (zihin) gelişimi, psikomotor (kas) gelişimi, sosyal gelişim ve duygusal gelişim açıdan okula başlamaya hazır olmayabilir. Bu çocuklar 80 aylık çocukların yanında kendini geride kalmış hissedebilir. Bu nedenle 60-66 ay arasındaki çocukların okula başlaması sakıncalı olabilir. Ancak aşağıda belirttiğimiz durumlardan beşi birden bir çocukta mevcutsa aileler bir uzmana danışarak çocuğunu okula başlatabilir.

    1. Çocuğunuz anaokulu eğitimi aldıysa;
    2. Anaokulu öğretmenleri veya okul psikologları çocuğunuzun fiziksel, sosyal ve duygusal gelişimini okula başlamaya yeterli görüyorsa;
    3. Çocuğunuz ileri gelişim özellikleri gösteriyorsa (harfleri kendiliğinden öğrendiyse, adını yardımsız yazabiliyorsa, basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapmaya başladıysa, uzay, doğa gibi sıradışı konulara ilgisi varsa)
    4. Çocuğunuz uygulanan gelişim ölçeklerinde*** yaşının üstünde gelişim özellikler gösterdiyse;
    5. Metropolitan Okul Olgunluğu Testi’nde okula başlamaya uygun tanısı aldıysa;

    Eğer çocuğunuz bu beş şartı birden taşıyorsa o zaman onu okula başlatmak doğru olabilir. Çocuğunuz bu maddelerden birini taşımaması halinde okul kaydının önümüzdeki seneye ertelenmesi daha uygun olacaktır. Psikolojik Danışman Yasemin ATEŞ bu konudaki kararın bir uzman eşliğinde verilmesini önermektedir ve ailelerin Metropolitan Okul Olgunluğu Testi’ni çocukları için yaptırmalarını önermektedir.

    Yanlış Düşünceler

    30 Eylül 2012 tarihi itibariyle çocuğu 60-66 aylık olan anne-babalar çocuklarını okula başlatırken kimi yanlış düşüncelere sahip olabilmektedir. Bu düşüncelerden birkaçı şöyledir:

    • Çocuğum bir an önce okula başlasın. Erken başlasın, erken bitirsin.
    • Abisi/ablası da başlayacak, onunla birlikte başlasın. Beraber gidip gelsinler.
    • Bir sene daha anaokuluna ücret ödemeyelim.
    • Filancanın çocuğu erken başladı da ne oldu? Zamanla alışır.
    • Evde canı sıkılıyor. Bari okula gitsin.
    • Komşunun çocuğu başladı, bizim çocuk da başlasın. Beraber gitsinler.

    Yukarıdaki düşünceleri göz önüne alarak çocuklarını okula başlatmak anne-babaların yapacağı en büyük yanlışlardan biridir. Okula başlamada en önemli kriter çocuğun gelişim özelliklerinin okula başlamayı desteklemesidir. Erken okula başlama, çocukta okula karşı soğumaya neden olabilir ve uzun vadede çocuğun eğitimden uzaklaşmasını netice verebilir.

    ÇOCUĞUM 66-72 AYLIK

    30 Eylül 2012 tarihi itibariyle 66 ayını doldurmuş olan çocuklar otomatik olarak ilkokul birinci sınıfa kaydedilecektir. Ancak bu çocuklardan bazıları gelişim özellikleri (fiziksel, duygusal, zihinsel, psikomotor, sosyal) nedeni ile okula hazır olmayabilir. Eğer anne-baba olarak gözlemlerinize ya da anaokulu öğretmenlerinin ve psikologların gözlemlerine dayanarak çocuğunuzun okula hazır olmadığı kanaatine vardıysanız, çocuğunuzun okula başlamasını bir yıl geciktirebilirsiniz. Öncelikle yapmanız gereken çocuğunuzun gelişim özelliklerini ve okula uygunluğunu çeşitli testler ve gözlemler ile kontrol etmektir. Bu konuda çevrenizdeki anaokulları, ilçenizdeki RAM (Rehberlik Araştırma Merkezi), okullardaki okul psikolojik danışmanları ve psikologlar size yardımcı olacaktır. Burada uygulanan testler ya da gözlemler sonucunda gerçekten çocuğunuzun okula uygun olmadığı anlaşılırsa, o zaman bu test-gözlem sonucu ve dilekçe ile okul yönetimine başvurup çocuğunuzun okula başlamasını bir sonraki seneye alabilirsiniz. Test-gözlem sonuçları çocuğunuzun okula başlamasını uygun göstermediği halde, çocuğunuzu yine de okula göndermek isterseniz ona zarar vermiş olursunuz.

    Özetle, ilkokula başlama deneyimi her çocuk için aslında eğitim hayatına başlama dönemidir. Çocuk eğitim ve okumak hakkındaki ilk duygularını birinci sınıfta oluşturacaktır. Bu sınıfta atılacak olumlu ve pozitif ilk adımlar çocukların tüm eğitim hayatını olumlu etkiler. Bu dönemde atılacak yanlış adımlar ise çocuğun eğitimden soğumasına neden olabilir. Ailelere düşen görev, çocukları için doğru kararı uzmanlar eşliğinde, çocuğun gelişimini göz önüne alarak vermektir.