Etiket: Geçmiş

  • Bağlanma ve Öfke

    Bağlanma ve Öfke

    Öfke ve bağlanma ile ilgili yapılan araştırmalarda çocuğun ebeveyn ayrılması veya ayrılma tehdidinin varlığı karşısından gösterdiği öfke üzerinde durulmuştur. Heinecke ve Westheimer (1966) tarafından gerçekleştirirken popüler deneyde; 13-32 aylık olan bir kısım bebek iki haftadan az olmayan bir süre için bakım gurubuna alınmış ve davranışları gözlemlenmiştir. Buna paralel olarak da bazı çocuklar kontrol grubu olarak aileleri yanında gözlemlenmiştir. Gözlem sonucunda ortaya çıkan sonuç; ailelerinden alınan çocukların aşırı agresifliğidir. Devam niteliği taşıyan bir diğer çalışmada denek ve kontrol grubunda bulunan çocuklara bir süreliğine aynı oyuncak ile oynamaları imkânı tanınmış ve sonuç olarak; bakım grubundaki çocuklarda 4 kat daha fazla öfke gözlemlenmiştir. Deney grubundaki çocuklar evlerine döndükten sonra oyuncak testi 10 hafta sonra tekrar gerçekleştirilmiş ve iki grup arasında saldırgan tavırlar açısından bir fark görülmemiştir. Birleşmeden altı hafta ve sonra çocuklar agresif tavırlarını bırakmaktadırlar. Çocukların eve dönüşünü takip eden aylarda anneye karşı düşmanca tavırlar sergiledikleri ve annelerine karşı duygu ikilemi yaşadıkları, gözlemci anne raporları ile kayda geçmiştir. Main ve arkadaşlarının yaptığı başka bir çalışmada (1995) üç türlü bağlanma stillerindeki kişiliklerini ifade ederken, bağımsız bireyler geçmişteki bağlanma yaşantılarına ve onların şimdiki kişilikleri üzerindeki etkisine değer veren geçmişteki ilişkileri olumlu olsun ya da olmasın betimlemelerinde genel olarak tutarlı ve açık olduklarını gözlemlemiştir. Saplantılı bağlanma stillerine sahip bireylerin geçmiş yaşantılarıyla çok meşgul olan ve bunları takınaklı bir şekilde anlatan ancak anlatımlarında tutarlılık ve açıklık gözlenmeyen ve ebeveynleriyle geçmişteki yaşantılarını tasvir ederken kızgınlık duygusunu gösteren kişiler olduklarını gözlemlemişlerdir. Kayıtsız bireyler ise özgürlüklerine aşırı derecede önem veren çocukluğuna dair anılarını hatırlamada güçlük çeken ve betimlemelerinde tutarlılık göstermeyen, ebeveynlerini idealleştiren ve geçmişteki olumsuz yaşantılarının kişilik üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını vurgulayanlardır.Bebeklik döneminden gelen aksaklıklar veya duyguların yeterince verilmemesi kişilerde patolojileri ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu saplantılı bağlanma stilindeki kişiler sahte ve savunmacı bir kendilik yapısında olurken kendisi kötü, değersiz bir kişi olarak gördüğü durumlarda canı yandığını hissederek öfkesini ifade etme yönünde kullandığı gözlenebilmektedir. Burada hissettiği duygu bireyin karakteristik olarak kendisi için önemli birincil başkasının verdiği ilgi ve hizmet olmaksızın yaşamını idame ettirmekte zorlanacağını hissetmeleridir. Bireyin ayrılma-bireyselleşme çabası terk edilme depresyonuna yol açar ki burada savunmacı harekete geçmesine neden olmaktadır. Savunmaya geçen bireyler öfkesini ifade ederken farklı ifade biçimlerini(öfkesini içe atma, kontrol etme veya dışa yöneltme gibi eğilimlerde)kullanmaktadırlar ve bireyden bireye değişkenlik göstermektedir. Güvenli bağlanma stiline sahip kişiler partnerlerine yaklaşma konusunda kolaylıkla yaklaşabilir ve bağlı olmaktan mutlu olabilmektedirler. Terk edilme ve kişilerin onların istediğinden fazla yaklaşmaları yönünde kaygılar barındırmamaktadırlar. Uzun süreli ilişkiler kurmakta ve bu ilişkilerdeki partnerlerle cinsellik yaşamaktan hoşnut kalabilmekte, hem kendilerine hem de insanlara duydukları saygı ve güven unsurları yüksektir, dışarıdan gelen stres faktörlerine karşı destek alabilmekte ve kendilerini açmaktan (self-disclosure) ve karşı taraftaki inşaların kendilerini açmalarından hoşnut kalmaktadırlar, kişilerarası ilişkilerinde pozitif, iyimser/yapıcı bir tutum sergilemekte ve diğer bağlanma stilindeki kişilere oranla daha az fiziksel belirtiler ve ölüm kaygısı yaşamaktadırlar.

  • Şimdi Güçlüsün

    Şimdi Güçlüsün

    Birçok insan yaşamakta olduğu anın gücünü kaybetmiştir. Ya geçmişlerinin yasını tutarlar, bitmeyen “keşke”lerle boğuşurlar ya da gelecek planlarıyla kendilerini meşgul ederler.

    Hâlbuki insanlar kaderlerini etkileyebilecekleri, belki de değiştirebilecekleri gücü sadece şimdi ve burada yani yaşadıkları an ve yerde bulabilirler.

    Bazen insan, hayatının sonbaharını yaşayan biri olur ve geçmişinin muhasebesini yapar, bazen de kendisi için önemli bir sınavın arefesinde bir genç olur ve hayatının yol ayrımında olduğunu zannederek kendisini işlevsel olmayan bir kaygının ortasında bulur.

    Aklımızın hep bir köşesinde, ya hayatımızın önceki dönemlerinden kalan uktelerimiz, bitmemiş işlerimiz ya da henüz başlamamış ama hayalimizde çoktan yaşamaya hatta sonuçlandırmaya başladığımız planlarımız vardır. Adı ne olursa olsun, bitmeyen işlerimiz ya da henüz başlayan planlarımız, bizi çevremizdeki kaynakları fark etmekten, anı yaşamaktan ve değerlendirmekten alıkoyar.

    Elbette geçmişimizden dersler çıkarmalıyız. Değişim için hatalarımızı, eksiklerimizi sahiplenmeli ve böylece farkındalık düzeyimizi artırmalıyız. Fakat bunu, geçmişe saplanıp kalarak, yönümüzü tamamen geride bıraktıklarımıza çevirerek yaparsak bütün enerjimizi harcamış oluruz, suçluluk duygusu ve pişmanlıklar bir süre sonra bütün benliğimizi kaplar. İşte o zaman anın gücünden uzaklaşır, sürekli geçmişinin olumsuzluklarıyla yaşayan biri oluruz.

    Bunun yanında şimdiden uzaklaşıp, sürekli gelecekle meşgul olduğumuzda da, bizi henüz yaşanmamış olayların kaygısı rahatsız etmeye başlar. Sürekli bir adım sonrasını düşünmeye çalışmak, bir süre sonra bizde olaylara karşı iki ihtimalli bir bakış açısı gelişmesine neden olur. “Sınavı kazanmak ya da kazanamamak”, ”Bu işi başarmak ya da başaramamak”, ”Olmak ya da olmamak” gibi siyah beyaz cümleler kurmaya başlarız ve gri bizim için artık önemini yitirmiştir.

    Hâlbuki bizlere bir saniye sonrasını bile görme yeteneği verilmemiştir. Hayatın bizlere neler sunduğunu yaşamadan bilemeyiz. Sürekli bir adım öncesini ya da sonrasını düşünmek yerine “şimdi”ye odaklanmak bizi ileriye götürür, yarına taşır.
    Anı yaşamak, gününü gün etmek, keyfe keder yaşamak değildir. Etrafımızı fark etmek, yaşadıklarımızı değerlendirip, sindirmek ve duygu, düşünce ve davranışlarımız ile ilgili sorumluluk sahibi olmaktır. 

    Biz, duygu, düşünce ve davranışlarımızı yaşadığımız anda hisseder ve sahiplenirsek ancak değiştirebilir ve sağlıklı bir gelecek inşa edebiliriz, geriye döndüğümüzde de gülümsediğimiz bir geçmiş bırakabiliriz. Zamanımızdan 900 yıl önce bu bahsettiğimiz kavramı rubaileriyle ünlü İranlı şair Ömer Hayyam(1048- 1131) ne kadar da yalın bir biçimde ifade etmiş:

    Bu kubbe altındaki bin bir belayı gör;
    Dostlar gideli boşalan dünyayı gör;
    Tek soluk yitirme kendini bilmeden;
    Bırak yarını, dünü, yaşadığın anı gör.

    Sürekli düne ya da yarına odaklanarak geçen hayatımızın ne zaman son bulacağını, hangi günümüzün son günümüz olacağını bilemeyiz. 
    Şimdi bir düşünün. Bugün uyandığınızda son gününüz olsa ne yapardınız, bugünü nasıl geçirmek isterdiniz? Son gününüz olduğunu bile bile anne- babanıza ya da sevdiklerinize kötü davranır mıydınız, eşinizin veya çocuğunuzun uzun zamandır geçirmeyi istediği eğlenceli bir günü erteler miydiniz? 

    Bugününüzün son gününüz olmadığını nereden biliyorsunuz?

  • Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizden kurtulmak, bir ölümü, boşanmayı veya bir kaybı ele almak, geçmiş hatalarımızla yüzleşmek ve onlara hoşça kal diyerek hayatımıza devam etmeyi içeriyor.

    Bağımlılık yaratan bir ilişkiyi bitirmek de olsa, bir ölümün arkasından tuttuğumuz yas da, geçmişimizden kurtulmak aslında yapması en zor şeylerden biri olabilir. Örneğin, yaşadığımız bir sorunlu ilişkiyi bitirsek ve kendi iyiliğimiz için o kişiden uzaklaşmış olsak bile, gerçek anlamda “hoşça kal” diyebilme konusunda hala sıkıntılar yaşıyor olabiliriz.

    Geçmişten kurtulmak çok kolay olmasa da, onu geride bırakmanın ve artık ilerlemenin bazı pratik yöntemleri vardır. Yine de, tamamen kurtulma aşamasına girmeden ve geçmişimize hoşça kal demeden önce, hatıralarımız ve anılarımızla yüzleşip onları bir kez daha yaşamamız doğru olacaktır. Eğer bize sıkıntı yaratan şey yaptığımız hatalar ise, mutlaka bu davranışlarımız için sorumluluk almamız gerekecektir.

    İşte geçmişimizi sağlıklı bir şekilde geride bırakmanın 6 adımı:
     

    1. Geçmişe ait düşüncelerimizi ve hatıralarımızı yazalım, anlatalım, çizelim, boyayalım veya herhangi uygun bir şekilde ifade edelim. Geçmişi sağlıklı bir şekilde geride bırakabilmek için mutlaka bu anıların saygıyla uğurlanması gerekir.
    2. Bize acı veren geçmiş deneyimlerimizin bizde yarattığı duyguları ve hisleri olduğu gibi yaşayalım. Bunu yaparken büyük ihtimalle kendimizi rezil bir halde hissedeceğiz ve hatta belki salya sümük ağlayacağız. Ancak fırtına dindiğinde, kendimizi rahat ve huzurlu hissedeceğiz.
    3. Eğer mümkünse, bu tatsız deneyimleri yaşadığımız kişilerle tekrar konuşalım. Geçmişimizden kurtulmak zaten bir nevi geriye dönmektir.
    4. Hissettiklerimizi paylaşalım ve eğer uygunsa içimizde kalanları itiraf edelim. Geçmişten kurtulmanın önemli noktalarından biri, duygularımızı doğru bir şekilde ifade edebilmemizdir. Eğer yaptığımız yanlışları ele alıyorsak ve başkalarına attığımız suçlamalar varsa, gerekli utanç ve suçluluk duygusu ile yüzleşelim ve onlara sahip çıkalım.
    5. Eğer gerekiyorsa, özür dileyelim ve affedilmeyi isteyelim. Geçmişten kurtulmak bir yerde, savunmasız kalmayı becerebilmek anlamına gelir.
    6. Kontrolümüz dışında bir aşırı yemek, aşırı içki veya başka şekillerde kendimize zarar verme eğilimimiz varsa, bu konuda yardım alalım. Geçmişimizden kurtulmak için artık gururumuzu bırakmamız gerekir.

    Boşandığımız bir eşimiz, yaşamını yitiren bir çocuğumuz, aramızın açıldığı bir kardeşimiz, veya uyuttuğumuz bir hayvanımız bile olsa, sevdiklerimizi geçmişte bırakmak kolay değildir. Ancak her ne kadar geçmişimizden kurtulmak bu yüzden yüksek miktarlarda uğraş ve enerji gerektirse de, kararlı olduğumuzda kuvvetimiz ve cesaretimiz devreye girerek bize gerekli desteği sağlayacaktır. Bunu başardığımızda ise, sadece hayatta kalmaya devam etmeyip, aynı zamanda daha erdemli, huzurlu ve kendimizden emin bir yaşam elde etmiş olacağız.

    Geçmişimizden kurtulmak tam olarak nedir?

    Geçmişimizden kurtulmak, onu hiç bir şekilde değiştirme şansımızın olmadığını kabul etmektir. Zamanında elimizden gelenin en iyisini yaptık. Yanlışlarımızla yüzleşirken, hatırlayalım ki o anda elimizden geldiğince iyi niyetli, sevecen ve doğru davranmaya çalıştık. Eğer bir şekilde geçmişe dönebilseydik, inanın o anda yaptığımızdan daha farklı bir şey yapamazdık, çünkü o anki bilinç boyutumuz ancak o şekilde davranmaya müsaitti. Bir kere olan oldu. Artık onu geride bırakma zamanı geldi.

    Geçmişimizden kurtulmak, düşüncelerimizin farkında olmaktır. Kendimizi geçmiş olaylar veya kaybettiğimiz kişilerle ilgili takılmış düşünceler içinde bulduğumuzda, kendimizi fazla hırpalamadan düşüncelerimizi şimdiki ana döndürebiliriz. Bağımlılık yapıcı bir ilişki de olsa, kaybettiğimiz bir evlat da, şimdi bu takıntılarımızdan kurtulma zamanı.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanın doğasına güvenmektir. İyileşeceğiz ve devam edeceğiz. Geçmişi geride bıraktığımızda, yaralarımız zaman içinde kapanacak ve ardından sadece küçük bir iz kalacak.

    Geçmişimizden kurtulmak, yaşamımıza yeni insanlar katmaktır. İlle de yepyeni insanlarla tanışmamız gerekmiyor. İş ortamından bir tanıdığımızla sohbetimizi ilerletebilir, apartmanımızdaki bir komşumuzu kahveye davet edebiliriz. Eğer hatalarımızla yüzleşmemiz hakkında konuşabilirsek, kendi yaşamımızda da bu yüzleşmeyi daha kolay bir hale gelebiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, daha dengeli paylaşımlarda bulunmaktır. Kendimizi açmak ve bizi üzen, bize acı veren şeyleri anlatmak önemli olduğu kadar, başkalarına da ilgi göstermek ve onların hikayelerini de dinlemek önemlidir. Geçmişi geride bırakmak için bazen kendimizi de geri plana almamız gerekebilir.

    Geçmişimizden kurtulmak, yeni arayışlardır. Yeni kurslara yazılıp bir hobimizi ilerletebilir veya yeni ve keyif verecek uğraşları hayatımıza sokabiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanımızı gönüllü olarak vermektir.Geçmiş yaşantımıza hoşça kal diyebilmek için etrafımızda yüzlerce ilginç fırsat bizi bekliyor. Gönüllü çalışmanın, sosyal derneklere destekte bulunmanın, yardıma ihtiyacı olan insanlarla ilgilenmenin geçmişi geride bırakmamız konusunda bize çok büyük katkısı olacaktır.

  • Regresyon Geçmişin Kötü Anılarını Temizlemek Mümkün Mü?

    Regresyon Geçmişin Kötü Anılarını Temizlemek Mümkün Mü?

    Geçmişi unutmak isteyenler geleceklerinde geçmişte öğrenmedikleri dersleri hayatlarında bir daha yaşamak zorunda kalırlar. Geçmişi unutmaya çalışmak bankadaki birikimlerinizden vazgeçmek gibidir. Vazgeçmek ise geçici sorunları kalıcı yapar. Geçmişi unutmadan olumsuz hatıralarını temizlemenin yolu regresyondur.

    Sizce regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün müdür? Öncelikle regresyon psikolojide bazı kabul edilmeyen davranışlara karşı geliştirilen koruyucu dürtüler olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda kişinin geçmiş veya çocukluk dönemindeki davranışlarını tekrarlaması durumu olarakta bilinmektedir.

    Regresyon Nedenleri

    Çocuklar ve ergenler bebeksi davranışları çoğu zaman sergileyebilir ve bu gelişimlerinin doğal bir süreci olarak görülebilir.. Özellikle ilgi odanın dışına çıkması durumunda çocuklar sırf ilgi çekmek için bazı gerileme davranışları sergileyebilirler. Aynı zamanda geçirilen bazı rahatsızlıklar da gerilemeye neden olabilir. Bu rahatsızlıklar:

    • Nörolojik durumlar,

    • Azheimer

    • Tümör

    • Parkinson hastalığı olarak sıralanabilir. Ayrıca kişi eğer aşırı stres altında kalmışsa ve kaygı travmaları yaşıyorsa geçmişte çevresine yansıttığı kişilik bozukluklarını tekrardan sergilemesi oldukça doğaldır.

    Tedavi Nasıldır?

    Psikolojik bir tedavidir. Özellikle çocuklarda gösterilen gerileme davranışlarına normal bir parça olarak sezinlendiğinden dolayı bu konunun üstünde fazla durulmaz. Ama bu rahatsızlıkta yaş ayrımı yoktur. Hem psikoterapi hem de ilaç tedavisiyle birlikte bu süreç devam ettirilir. Peki ya regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü? Benim cevabım evet olacaktır. Birçok psikolojik rahatsızlıkta kullanılan tedavi metodlarından biride budur. Geçmişe dön, kötü anıları sil. Geçmişe dön, eskiden kötü gözüken ve beyinde yer eden anıyı normal bir hale getirerek sun. Aslında gerçekten bu tarz rahatsızlıklarda bu mümkündür.

    Kişinin geçmişinde yaşadığı travma, travmanın gerçekleştiğinde içinde bulunduğu ortama, düşünce yapısına ve özellikle de yaşına göre değişiklik gösterir. Yaşımız, önemli bir etken gibi gözükmüyor olsa bile aslında tetikleyen en büyük sebeptir. Çünkü zaman ilerledikçe, biz değişiriz. Korkularımız değişir. Bakış açılarımız değişir. Regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü? Aslında geçmişte sergilediğimiz bu gibi durumlar tipik olarak kabul edilebilir ve sorumlusu olarak o an ki korkularımız gösterilebilir. Kaygı korkusu içinde bulunan bir kişinin tırnaklarını yemeye başlaması veya kaybetme korkusu olan birinin saçlarını kıvırmaya başlaması bunlara örnek olarak gösterilebilir.

    Genel olarak regresyon tedavisi bilindiği üzere hipnoz ile yapılır. Ve oldukça da meşhurdur. Hipnoz ise psikoloji ve tıp konularında alanında uzman bir doktor istemektedir. Aksi takdirde geçmişe dönüldüğünde, süreç iyi bir şekilde kontrol edilmez ise hastanın içinden çıkılmaz bir duruma girmesi kaçınılmaz olacaktır. Hastadan istenilen bu alışkanlığın kazanılmasında hangi ortamda bulunduğunu eksiksiz bir biçimde anlatmasıdır. Ortamda ki koku dahi oldukça önem arz etmektedir. Bu yöntemi kullanmak isteyen her hastanın öncelikle kontrolleri yapılır. Birkaç seans sonrasında hipnoz yöntemine başvurulur. Hastanın bünyesi kaldıramayacak şekilde zayıf ise hipnoz öncesinde yapılan seanslarda ruh halinin gardının alınması sağlanmaya çalışılır. Regresyon geçmişin kötü anıları aslında sadece gerginlik anında ortaya çıkan bir tür sinirsel göstergelerdir. Ve bunu yenmek, ortadan kaldırmak için birçok seçenek vardır. Regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü değil mi? Sorusuna cevabınızı almış bulunmaktasınız.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.