Etiket: Gece

  • Uyku Sorunları Önemli Sağlık Sorunlarına Yol Açabilir

    Uyku Sorunları Önemli Sağlık Sorunlarına Yol Açabilir

    İnsanın en temel ihtiyaçlarından biri olan uyku, beyindeki dikkat ve öğrenme süreçlerinin gelişiminde çok önemlidir. Mental aktivitenin özel bir formudur. Aktif ve nöronal bir süreçtir. Beyinde uykunun başlatılması ve sürdürülmesi ile ilgili özel alanlar vardır. Hayatın her döneminde önemli olsa da özellikle beyin gelişimi ve büyümenin en hızlı olduğu dönem olan bebeklik ve çocukluk dönemlerinde daha da ciddi önem kazanmaktadır. Normal bir uykunun tarifini yapmak zordur. Çünkü uyku – uyanıklık döngüsü yaşa, cinsiyete, aydınlık – karanlık durumuna, egzersiz durumuna, stres ve hastalıklara göre değişkenlik göstermektedir. Güne başlarken fiziksel ve ruhsal açıdan hazır hissettiren, dinlendiren uyku normal bir uykudur.

    Yaşamın ilk yıllarında günün çoğu saati uykuda geçer. Yenidoğan bebekler günde ortalama 14 – 16 saat uyurlar. Hem gündüz hem de gece uyudukları için gece uykusu kavramı tam olarak yoktur. 1 yaş civarı gece uykusu kavramı netleşmeye başlar. Gündüz uyku ihtiyacı 3 yaş civarı azalarak son bulur. Sabah uykuları ise 1 – 2 yaştan sonra devam etmez. Yaş büyüdükçe vücudun uyku ihtiyacı azalır ve ergenlik döneminde erişkine yakın uyku saatleri (8 – 10 saat) yerleşmiş olur.

    Çoğumuz hayatımızın yaklaşık üçte birini uyuyarak geçirmekteyiz. Uyku süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte bu süre 4- 11 saat arasında değiştiği bilinmektedir. Uyku süreleri genetik faktörlerin etkisi ile kişiden kişiye değişiklik gösterir. Doğuştan itibaren belirlenmiş olan bu süreyi belli limitler dışında değiştirmek mümkün olmamaktadır. Süreyi kısaltmak zorunda kaldığımızda “uyku yoksunluğu” sonucu görülen istenmeyen belirtilerle karşılaşmaktayız. İş hayatı, verimlilik ve trafik kazaları ile uyku ve uyku bozukluklarının ilişkilerinin ortaya konması uyku bozukluklarının ayrı bir disiplin olmasında önemli kaldırım taşlarını oluşturmuştur.

    Uykunuzu Test Edin!

    • Haftada 2-3 gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorum.
    • Akşam saatlerinde veya yatağa girdiğimde bacaklarımda isimlendiremediğim bir huzursuzluk hissediyorum.
    • Yatakta sürekli bacaklarımı hareket ettirmek zorunda kalıyorum.
    • Yeterli süre uyumama rağmen gün içinde yorgun ve uykulu oluyorum.
    • Gece içinde nefes alamama hissi ile uyanıyorum.
    • Horlamamın yan odalardan duyulacak kadar şiddetli olduğu söyleniyor.
    • Uykuda nefesimin durduğu söyleniyor.
    • Gece içinde en az bir kez tuvalete gitmek zorunda kalıyorum.
    • Geceleri baş, boyun veya göğsümde terleme oluyor.
    • Sabah yorgun ve baş ağrısı ile uyanıyorum.
    • Toplantılarda, okurken veya TV seyrederken uyuyakalabiliyorum.
    • Uykululuk nedeniyle eskisi kadar uzun süre araba kullanamıyorum.
    • Çok sık rüya görüyorum.
    • Geceleri uykudan bağırarak ve korku ile uyandığım ve saldırgan hareketlerim olduğu söyleniyor.

    Yukarıdaki sorulardan üç veya daha fazlasına evet cevabı veriyorsanız, bir uyku hastalığınız olabilir. Uyku hastalıkları günlük aktivitenizi ve sosyal yaşantınızı bozmasının yanı sıra; çok daha ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir.

  • Uyku hakkında ne biliyorsunuz?

    Doğru bildiğimiz yanlışlar

    Uyku ve sağlık hakkında bildiklerimizin çoğu, doğru bildiğimiz yanlışlardır. Hatta uyku ile ilgili hakim fikirlerimizin bazıları tehlikeli bile olabilir. İşte uyku hakkında bazı genel inançlar ve ardındaki gerçekler.

    Horlamak sinir bozucu olabilir ama tehlikesizdir!

    Pek çok kişi için bu doğru olabilir ama bazen de horlama, uyku apnesi olarak bilinen bir hastalığın habercisidir. Bu durum uyku sırasında nefes almayı durdurur. Uyku apnesi çeken kişiler sıklıkla horlarlar ve ileri vakalarda geceleri defalarca nefessiz kalarak uyanırlar. Uyku apnesinin ciddi sonuçları olabilir. Horlama ayrıca obeziteyle de ilgili olup hava yolunu kapatabilir.
    Kronik olarak horlayan kişilerin bir doktora görünüp hayatlarını tehdit edecek düzeyde potansiyel bir sorun yaşayıp yaşamadıklarını kontrol ettirmeleri gerekir.

    Tüm gece sürecek bir uyku tavsiye edilir ama daha azıyla da yetinebilirsiniz.

    İhtiyacınız olandan daha az uyku uyumak sadece sizi yorgun hissettirmekle kalmaz aynı zamanda sağlığınıza da zararı olabilir. Obezite, tansiyon, depresyon, düşük verimlilik ve zihinsel aktivite uykusuzluğun sonuçlarındandır.

    Araç kullanırken uykunuz gelirse, radyoyu ya da camı açmanız uyanık kalmanıza yardımcı olur

    Bu taktikler sizi kandırabilir; sizi birkaç dakikalığına canlandırabilir ama yorgun bir beden kısa süre sonra uyaranları algılayamayacaktır. Bunun sonunda da yine kafanız önünüze düşmeye başlar. Araç kullanırken uykunuz geldiğinde yapılacak en iyi şey, aracınızı uygun ve güvenli bir bölgeye çekmek ve en azından 15 dakika kestirmektir. Bu bile aslında geçici bir önlemdir. Uykulu araç kullanmanın tehlikelerinden korunmanın yegane yolu, bir önceki gece iyice uyumuş olmaktır.

    Ergenlik dönemindekiler yeterince büyümüş olduğundan yetişkinler kadar uykuyla yetinebilirler.

    Sınıfta uyuklayan bir ergen, tembellik ya da dikkatsizlik belirtileri gösteriyor diyemeyiz. Uyku uzmanları, ergenlik dönemindeki gençlerin, ortalama bir yetişkinden daha fazla uykuya ihtiyaçları olduğunu bildiriyor –en az 8,5 – 9,5 saat. Tek sorun şu ki ergenlik dönemindekilerin biyolojik saati yetişkin ritmine daha yakındır: akşamın geç saatlerinde uyanık olmak ve sabah daha geç saatlere kadar uyumak şeklinde. Pek çok okul çok erken saatte eğitime başladığından, bu öğrenciler kronik olarak uykusuzluk çekiyor olabilirler.

    Uykuya dalmakta sorun yaşamıyorsanız, uykusuzluk da çekmezsiniz

    Uykuya dalmakta çekilen güçlük, uykusuzluk ile bağlantılı dört semptomdan sadece biridir. Diğerleri; çok erken uyanmak ve tekrar uyuyamamak, sık uyanmak ve yorgun uyanmaktır. Bu uykusuzluk tiplerinden herhangi biri uyku bozukluğunun bir semptomu veya bir başka medikal sorun olabilir.

    Obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve depresyon gibi sağlık sorunları ya genetiktir ya da yaşam tarzı ile ilgilidir, uyku ile bir ilgisi yoktur.

    Aksine, bilimsel çalışmalar, pek çok sağlık sorunu ile uyku arasındaki bağlantıyı kanıtlamıştır. Örneğin, yetersiz uyku, kilo kontrolü ile ilgili büyüme hormonlarının üretimini etkiler. Kardiyovasküler sorunlar, diyabete yatkınlık ve diğer sağlık durumları kötü uyku ile bağlantılı görünmektedir.

    Yaşlandıkça daha az uykuya ihtiyacımız olur.

    Yaşlandıkça değişen uyku düzenimizdir, ihtiyacımız olan uyku miktarı değil. Yaşlılar gece daha sık uyanabilir ama gündüz de daha fazla şekerleme yapma eğilimindedirler.

    Uyku, beyninizin dinlendiği bir zaman parçasıdır.

    Aslında uykunun belli bazı aşamalarında önemli miktarda zihinsel aktivite gerçekleşir. Her bir 90 dakikalık uyku çevriminde pek çok aşama bulunur. Her çevrimin en derin bölümünde bile beyin bilgi işlemekte ya da rüya görmektedir. Bilim insanları halen neden rüya gördüğümüz konusunda emin değil ancak şu biliniyor ki; beyin aktivitesinin periyotları yaşamsal bir onarım fonksiyonuna hizmet etmektedir.
    Geceyarısı uyanırsanız, koyun sayarak ya da başka bir yöntem kullanarak uykuya dalmaya çalışın.

    Geceyarısı uyanıp da kendinize uyumak zorunda olduğunuzu söylediyseniz, bunun ne kadar imkansız olduğunu bilirsiniz. 15 dakika içinde yeniden uykuya dalamazsanız, yataktan kalkın ve sizi rahatlatacak bir şeyler yapın. Böylece yeniden uykunuzun geldiğini hissedebilir ve yatağa dönebilirsiniz.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Yaşamda cinsel ifade ve davranış olarak yer alan cinsellik, insanların çoğu tarafından insanın yaşayabileceği en güzel zihinsel ve bedensel eylemlerin bir bütünü olarak kabul edilebilir. İnsanın var olmasının ya da varlığını ötekine hissettirebilmesinin başka tür anlatımıdır. Cinsel ifade ve davranış biyolojik yapıdan, genel kendilik algısından, kişilik özelliklerinden ve içinde yaşadığı kültürden büyük ölçüde etkilenir. Bu nedenle de cinsellik; biyolojik yapı, içinde yaşadığı kültürel yapı ve genel kendilik algısı gibi kavramlarla iç içedir.

         Peki, nasıl oluyor da bu kadar büyük bir hevesle beklenen ve zevk veren bu zihinsel ve bedensel eylemler, bazı kadınlar/çiftler için büyük bir korku kaynağı olabiliyor? Kızlık zarının temiz kalmayla eşdeğer ve erkeğe saklanmaya değer görüldüğü, evlenene kadar bakireliğin korunmasını uygun gören kültürlerde kadınların çoğu için evlendikleri gece, cinsel birleşmenin olup olmayacağı, çok kanlı ve ağrılı olacağı endişesi ile büyük korku yaşanmaktadır. Büyük beklentilerin olduğu bu ilk gecede birleşme sağlanamadığında çiftler ve bazen de yakınları için durum dramatik olmaktadır. Bu korkuyla değil eyleme geçmek, eylemi düşünmek bile bu konudaki sorunların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu korku sonucunda kadın istemsiz olarak baldırlarını, bazen de bacaklarını sıkıca kapatmaktadır. En kötü senaryoları yazmakta ve cinsel birleşme gerçekleşememektedir. Bunların yanı sıra bundan sonraki zamanlarda da cinsel birleşme girişimi bir eziyete dönüşmektedir. 

         İlk gece ile ilgili erkeklerin ve özellikle kadınların asıl olarak ne beklediklerini ya da ne yapacaklarını bilmedikleri için korkuları yaşamaktadırlar. Gerçek dışı bir ilk gece yaşayacağı anlayışında olan toplumlarda, doğal olarak cinsellik olumsuz etkilenmektedir. Halbuki ilk gecede kadınlar için cinsel ilişki deneyimi, ne yüksek derecede ağrılı ne de daha sonraki cinsel birleşmelerinden daha çok zevkli olacaktır. Deneyimsizlik ve ilk olması nedeniyle sonrakilerden biraz daha heyecan taşıması kabul edilebilir bir durumdur. Öpüşme, öpme, karşılıklı okşama, cinsel konuşma ve cinsel oyunları içeren yeterli bir sevişme olmadığında ya da kadın uyarılmaya açık olmadığında vücut psikolojik ve fizyolojik olarak cinsel birleşmeye hazır hale gelmemektedir. Sonuç olarak cinsel birleşmenin gerçekleşmesi için gereken cinsel uyarılma düzeyi ve ıslanma oluşmaz. Normal cinsel tepkiler ortaya çıkmadığında cinsel birleşme gerçekleşmeyebilir ya da rahatsızlık içinde ağrılı bir şekilde gerçekleşebilir. 

         Vajinismus, kişinin zihninin yapmayı kararlaştırdığı, ama bedenin hayır dediği durumlara, yani zihin beden çatışmasından doğan klinik tablolara iyi bir örnektir. Sadece cinsel yaşamda değil, hayatın her alanında zihin beden etkileşiminin ve özellikle de bu ikisi arasındaki harmoninin ne kadar önemli olduğu üzerine çok fazla söz söylemeye gerek yoktur

  • Bebeklik, çocukluk ve ergenlik döneminde uyku

    Bebeklik döneminde uyku: Zamanında doğan sağlıklı bebekler genellikle toplam 16 saat kadar uyurlar. Ancak 16 saatlik uykuda, gece ve gündüz 2-4 saatlik aralarla uyanıklık dönemleri izlenir. Yenidoğanın uykusundan uyanma nedenleri, beslenme ihtiyacı, biyolojik günlük (sirkadian) ritmin henüz iyi gelişmemiş olması veya başka nedenlerden dolayı olabilir. Yenidoğanın uykusunda günden güne olan değişikler oldukça belirsiz olsa da haftalar ve aylar ile uyku süresinde ve organizasyonundaki değişiklikler daha çarpıcı hale gelir. Beyinin olgunlaşmasıyla çevresel ve sosyal uyaranlar daha iyi algılanmaya başlanır; uyku süresi yavaşça uzayarak gece uykusuna dönüşür. Kısa sürelerde bölünmeler ile karakterize yenidoğan uykusunun gece uykusuna dönüşüp pekişmesine (konsolide olmasına) yerleşme (settling) adı verilir. Üç aylık sağlıklı bebeklerin büyük kısmında uzun süren gece uykuları gözlenir; bu uyku dönemleri sadece kısa sürelerle beslenme amacıyla bölünebilir. 5-6 aylık bebeklerde gece beslenmesi biyolojik bir ihtiyaç olmasa da, bazılarında öğrenilmiş bir davranış olarak devam edebilir. 6 ile 12 aylık bebeklerde diş çıkarma ve ayrılık kaygısı uykuyu bozan olası etkenlerdir. On iki aylık bebeklerin sadece %10’unda gece uykusunda bölünme gözlenir.

    İkinci üçüncü aylarda sirkadian ritmin maturasyonuyla birlikte yenidoğanın polifazik uyku/uyanıklık örüntüsü, daha uzun süreli gündüz uyanıklığı ve gece uykusuna dönüşmeye başlar. İki haftalık bebekte en uzun uyku dönemi 4 saat iken, 5 aylıkta 7 saatir. 5 ve 12 ay arasında uyku süresi sabit kalma eğilimi gösterir. 6 -9 aylık bebeklerin çoğu artık tüm geceyi uyuyarak geçirir. Bu dönemde, gece uykusu yaklaşık 10-12 saattir; ayrıca 2-3 kez toplam 2-4 saat kadar gündüz şekerlemesi gözlenir. Gündüz şekerlemesi çocuğun yaşı arttıkça azalır. Yenidoğan ortalama 3.5 gündüz şekerlemesi gözlenirken, 12 aylıkta ortalama 2 kezdir.Gece uyanması yaş arttıkça azalır; 1 aylık bebek yaklaşık 2.5 kez uyanırken, 12 aylık ortalama 1 kezden azdır. Ayrıca gece uyanıklık dönemleri de kısalır.

    Yeniyürüyende ve okul öncesi dönemde uyku (1-5 yaş): Aktigrafi çalışmaları 12 aylık çocukların genellikle saat 20:00’de uyuduklarını, 18 aylık-5 yaş arası olanların 21:00 ile 21:30’da uyuduklarını göstermiştir. İlk 5 yılda uyanma zamanı genellikle 7’de olmaktadır. Yeni yürüyenlerde ve okul öncesi dönemde yaş arttıkça uyku miktarı azalır. 3 yaşındaki bir çocuk ortalama 13.2 saat uyur; 4 yaş için ortalama 11.8 saattir. İkinci yaşta gündüz uykusu bir kez gözlenir; birçok çocukta 3 yaşında gündüz uykusu ortadan kalkar. Gündüz uykusunun ortadan kalkması etkileyen başlıca etkenler, kreşe başlama, okul programları, kültürel tercihler, anne baba beklentileri, aile rutinleri ve bireysel farklılıklardır. Yeniyürüyen ve okul öncesi dönemde gece uyanmaları sıkça gözlenir. Bu dönemde ebeveynler ya da kardeşler ile birlikte uyuma bazı kültürlerde sıkça gözlenir. Birlikte uyuma durumunda, çocuğun gece uyanması ve uykuya gitmeyle ilgili çatışmalar daha sık gözlenir. Gece uyanmasını çeşitli etkenler etkileyebilir; ancak çocuğun uyanınca anne baba yardımı olmaksızın kendiliğinden uykuya geçebilmesi bu durumun sürekliliğini veya ebeveynler için sorun olup olmayacağını belirler.

    Orta çocukluk çağı / ergenlik öncesinde uyku: Okul çağı, ergenlik öncesi dönemde toplam uyku süresi azalmaya devam eder. 5 yaşındaki bir çocuk ortalama 11.4 saat uyurken, 8-10 yaşlarındaki çocuklar yaklaşık 9-10 saat uyur. 12 yaşındaki bir çocuk ortalama 9.3 saat uyur. Gündüz uykusu bu dönemde nadirdir. Gündüz uykusu sıklıkla gece uykusunun yetersizliğini veya diğer başka bir uyku bozukluğunu işaret eder. Çocuk büyüdükçe yatağa gitme saati gecikir, ancak sabah uyanma saati çoğunlukla okul programından etkilenir. Küçük çocuklara göre, orta çocukluk dönemindeki çocuklarda daha az uyumalarıyla birlikte daha fazla sabah uykululuğu gözlenir. Bu durum, uyku süresinde azalma olmasına karşın uyku ihtiyacının devam ettiğini düşündürmektedir. Ayrıca 4-12 yaşlar arasındaki kızlar erkeklere göre biraz daha fazla uyumaktadırlar.

    Ergenlerde uyku: Ergenlik döneminde uyku miktarı azalmaya devam eder. 13 yaşındaki ergenler ortalama 9 saat uyurlarken, 16 yaşındaki gençler 7.5-8 saat uyurlar. Bir çalışmada, ergenler aktigrafi sonuçları ile karşılaştırıldığında yaklaşık 30 dakika az uyuduklarını değerlendirmişlerdir. Ergenlik yıllarında uyku süresinde tedrici bir azalma olmasına karşın, sağlıklı ergenliğin erken dönemlerinde MSLT testinde ortalama uyku ya geçme süresinin ani bir şekilde azaldığı ve daha sonraki ergenlik dönemlerinde düşük düzeyini koruduğu bildirilmiştir. Bu durum ergenlikte uyku ihtiyacının daha önceki yıllardaki gibi devam ettiğini düşündürmektedir. Ergenliğin başlangıcı sırasında toplam uyku süresindeki azalma ile birlikte uyku/uyanıklık örüntüsünde bir kayma gözlenir. Ergenler daha geç saatlerde uyurlar ve daha erken uyanırlar. Okul ile ilgili beklentiler ve okul saatleri genellikle bu durumun nedenidir. Ergenlerde, geç yatma, ödev yapma, okul dışı aktivitelerde bulunma, eğlence aktiviteleri (TV; bilgisayar; internet; cep telefonu), bir işte çalışma, anne baba otoritesinin azalması ile birlikte yatağa gitme kararını kendilerinin vermesi, uyku/uyanıklık örüntüsündeki değişiklikler ile birliktedir. Ayrıca ergenlik döneminde olan çocuklar ergenlik öncesi dönemdeki çocuklara göre üç kat daha fazla kafeinli içecekler tüketirler ki bu içecekler uykuyu bozabilir. Bazı ilaçların alınımı (ör., stimulanlar) ve alkol/madde kullanımı ergen uykusunu olumsuz etkileyebilir. Hafta sonları ve tatillerde birçok ergen geç saatlerde uyuyup geç uyanırlar. Örneğin geç ergenlik döneminde hafta içi günlerine göre hafta sonu ortalama 1-2 saatlik uykuya geç gitme söz konudur. Hafta sonu uyanma zamanı gecikmesi, hafta içine göre, ortaokul yaşlarındaki çocuklarda 1.5-3 saat kadar iken, bu fark lise çağındakiler için 3-4 saattir. Bu veriler, ergenlerin geç yatıp geç kalkmaya eğilimli olduğunu gösterir. Düzensiz uyku alışkanlıkları bazı ergenlerde uyku bozukluklarının oluşumuna katkıda bulunabilirler.

    Uykuya geçme sırasında anne babanın varlığı, uyku saatlerinde değişikler yapma, tatile/yolculuğa çıkma, birlikte uyuma, aşırı müsaade edici ve sınırsız anne baba tutumları, anne baba arasında çelişik tutumların olması, gerçekçi olmayan anne baba beklentileri ve uyku öncesinde çocuğun beslenmesi/emzirmesi gece uyanmalarını etkileyebilir ve bakım verenler ile ilgili durumlardır. Benzer şekilde, küçük çocuklarda, güvensiz anne çocuk bağlanması, anne baba anksiyetesi ve depresyonu gece uyanmaları açısından risk etkenleridir.

    Tıbbi durumlar (ör. reflü, ağrı, enfeksiyon, alerjiler, huzursuz bacak sendromu, seperasyon anksiyetesi, diş çıkarma, karşı olma karşı gelme bozukluğu, ilaç kullanımı), tipik gelişim dönemlerinin kazanılması (örneğin hayal etme becerilerinin kazanılmasıyla gece korkuları artabilir; otonomi ve bağımsızlık ihtiyacının artmasıyla gece yatmaya direnç geliştirebilir), çocuğun biyolojik ritmi (gece kuşları) ile uyku döngüsü açısından anne baba beklentilerinin uyuşmaması, çocuğun zor bir mizacının olması uykuya yatmasını, uyanma sıklığını veya kendini yatıştırma becerisini olumsuz etkileyebilir ve daha çok çocukla ilgili etkenlerdir. Uyku odasının sessiz, ısısının ve ışığın uygun olması, yatağın rahatlığı gibi çevresel özellikler çocuğun uykusunu etkileyebilir.

    Uyku alanında sorun yaşayan çocukların ve ergenlerin mutlaka bir çocuk ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Bebeklerde Uyku Eğitimi

    Bebeklerde Uyku Eğitimi

    Yenidoğan bebekler, ebeveynlerinin yeni düzene adapte olmasında zorlandıkları gibi hiç bilmedikleri bu yeni ortama uyum sağlamakta zorlanırlar. Annelerini emerek rahatlamaya ve sıcacık geçen 9 aylık süreçten sonra da o sıcaklığı hissetmek için annelerine ihtiyaç duyarlar. Bu ilk aylarda bebeklerin sık sık uyanması olağan bir durumdur. Anneler yeni düzene adapte olurken zorluk yaşayabilmekte ve bu sık uyanmalar yorgun düşmelerine, uyku ihtiyaçlarının karşılanamayıp annelerin mutsuzlaşmasına neden  olabilmektedir. Uyku eğitimine hem anne ve baba hem de bebek hazır olduğunda başlanmalıdır. Bebeklere 4. aydan sonra uyku eğitimi verilebilir. (Çeşitli uyku eğitimleri vardır ancak yukarıda bebeğin hazır olduğu ay aralığı yatır-kaldır yöntemine göre olan uyku eğitimi aralığıdır.) Uyku eğitimi sabır gerektiren bir süreç olduğundan annenin ve babanın bu sürece inanması, eğitim verilmeden önceki süreçte çocuğun evden farklı yerde uyutulmaması, rutini bozacak durumlardan kaçınılması ve buna benzer koşulları sağladıktan sonra eğitime başlamaları gerekmektedir.

    UYKU EĞİTİMİ

    Uyku eğitimi vermek için bebeğinizin fiziksel herhangi bir rahatsızlığı bulunmuyorsa, anne ve baba sabır gerektiren bu sürece başlamaya hazır ise uyku eğitimi verilebilir. Bebeğinize uyku eğitimi vermeden yaklaşık 2 hafta önce (gerekirse daha fazla) bebeğinizin gün içindeki beslenme, aktivite, uyku zamanları not edilir. Not edilen bu alışkanlıklar aşağıdaki E.A.S.Y yöntemine göre düzenlenir.

    E. (Eat)= Beslenme

    A. (Activity)= Aktivite 

    S. (Sleep) = Uyku 

    Y. (Your Time) = Size kalan zaman

    Yukarıda verilen rutine göre bebeğinizin gün içinde yaptıkları düzenlenir. Örneğin; uyuması için emzirilmez, bebek uyku ve beslenmeyi birbirinden ayırmalıdır. Aksi durumda uyumak için emzirilmeye ya da biberon ile beslenmeye ihtiyaç duyar. 

    PEKİ UYKU EĞİTİMİ AŞAMASINDA NELER YAPMALIYIM?

    Gece uykusuna yatırmadan önce de bebeğinize belirli alışkanlıklar yaratmalısınız, bebekler düzeni sever. Bir gün 19:00 da ertesi gün 23:00 te yatırmamalısınız. Bebeğinizi gece uykusuna yatıracağınız zaman yatırmadan önce ılık bir duş yaptırabilirsiniz. Odasına girip ışığı kapatıp ona iyi geceler dileyebilirsiniz. Her gün aynı şeyleri yapmanız bebeğinizi sakinleştirir ve uyku zamanı geldiğini çağrıştırır. Bu rutinleri oluşturduktan sonra sıra geldi bebeğinizin kendi başına yatağında uyuması ve gece deliksiz uyumasına. Bebeğiniz uykusu geldiğinde size çeşitli sinyaller verecektir. Kulağını kaşıma, gözlerini ovuşturma, esneme, yüzünü çizme vs. Siz bebeğinizin uykusu geldiğini anladığınızda onu yatırmaya hazırsınız demektir. Bir önemli nokta da bebeğinizi yatırmadan önceki 20 dakika çok yoğun yorucu aktiviteler yaptırmamanızdır. Aksi durumda bebeğinizin uykusunun kaçmasına sebep olabilirsiniz. Odasına götürdüğünüzde uyku için nasıl bir rutin oluşturduysanız onu uygulayın. 5 dakika onu sakince oturur vaziyette kucağınızda tutun, konuşmayın ve sallamayın. Sonrasında yatağına sakince koyun. Bebeğiniz eski alışkanlığına adapte olduğundan size tepki verip ağlayacaktır ya da huysuzlaşacaktır. Ağladığında bebeğinizi hemen kucağınıza alın ve şşş.. sesi çıkarıp parmaklarınızla sırtına nazikçe pat pat yapın. Sakinleştiği an hemen yatağa geri bırakın.

    Tekrar ağlayınca yine kucağınıza alıp aynı işlemi uygulayın. Buradaki önemli nokta sustuğu an yatağa bırakmanız 5 saniye bile geçirmeyin. Birkaç gün sizin için yorucu olabilir bu nedenle size yardımcı olabilecek kişilerden destek isteyebilirsiniz. Bebeğiniz gece uyandığında da beslemeyip yatır kaldır yöntemine devam etmelisiniz. Ek gıdaya henüz geçmemiş bir bebeği 20:00 civarında yatırdığınızı düşündüğünüzde 23:00 civarı kaldırıp beslemelisiniz bu bebeğin gece öğünüdür ve rahat uyumasını sağlar. Ek gıdaya geçen, gün içerisinde iyi beslenen bir bebek gece uykusuna yattıktan sonra yetişkin gibi deliksiz uyuyabilir. Bebeğiniz 6 aydan küçükse ve gün içerisinde iyi beslendiğinden emin değilseniz gece öğününden 4-5 saat sonra uyandığında emzirebilirsiniz. Ancak gece öğününden 1-2 saat sonra kalkarsa bu açlık değil alışkanlık uyanmasıdır. Böyle bir durumda tekrar yatır kaldır yapmalısınız. Eğitimi verirken bebeğinizin ağlama sebebinin fiziksel bir durumla alakalı olmadığından emin olmalısınız. Bebeğinize ve size deliksiz uykular (6 aydan küçük bir bebeğe yarım saatten fazla yatır kaldır uygulamayınız.)

  • Bebeklerde uyku sorunları

    Bebeklerde uyku sorunları

    Uyku vücudun bir ihtiyacıdır. Uyku sırasında beyin ve vücut yenilenmektedir. Uyku EEG aktivitesi, göz hareketleri ve kas tonusuna göre REM ve nonREM evresine ayrılır.

    REM evresi hızlı göz hareketlerinin olduğu, kas tonusunun azaldığı ve EEGde yavaş alfa dalgalarnın olduğu aktif uyku dönemidir. Bu dönemde rüya görülmektedir.

    NonREM dönemi sesiz uyku dönemidir, nöronal aktivite ve beyin metabolizması en düşük seviyededir, kan basıncı ve nabız düşüktür, kas tonusu ve refleksler korunmuştur. EEG’de teta ve delta ativitesi vardır.

    Bu iki evre bir uyku siklüsünü oluşturur ve erişkinlerde gece boyu 90-120 dkikalık 6-7 siklüs olur. Siklüsler arasında kısa süreli uyanmalar olur ama bunlar hatırlanmaz. Uykuya başlangıç nonREM evresiyle başlar REM ile devam eder. Uyku siklüslerinin % 75-80’i nonREM, % 20-25i REM evresidir.

    Aktif uyku dediğimiz REM evresinin nöron plastisitesi üzerine önemli görevleri vardır. Uyanıkken öğrenilen bilgileri pekiştirme, bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleye aktarılması aktif uyku sırasında olmaktadır.

    Çocuklarda ise uykunun her yaş için farklı özellikleri vardır.

    Yeni doğan uykusu; ilk 1 ayda gece gündüz ayrımı yoktur. Toplam uyku süresi 16-20 saat arası değişir. 2-3 saat uykuyu 1-2 saat uyanıklık takip eder. REM/nonREM uyku siklüsleri yeni doğanda 50 dk iken okul çocuğunda süre 90-110 dk uzamaktadır. 2.-3. ayda gece gündüz ritmi oluşmaya ve gece uykusu daha yoğun ve uzun olmaya başlar.

    Her çocuğun uyku ihtiyacı farklıdır. Eğer çocuk uyanma saatinde kolaylıkla uyanıyor, gündüz yaşına uygun uyku saati dışında uyku hali ve kestirme ihtiyacı yoksa uykusu yeterlidir. Amerikan Uyku Akademisi’nin çocuklar için belirlediği minimum uyku süreleri:

    1 ay 16 saat

    2-3 ay 14 saat

    4-12 ay 12 saat

    1-2 yaş 11 saat

    3-5 yaş 10 saat

    6-12 yaş 9 saat

    13-18 yaş 8 saat

    Çocuklarda kronik uykusuzluk artmış dürtüsellik (dürtülerine engel olama), saldırganlık, hiperaktivite ve dikkat eksikliği, hafıza sorunları, büyüme ve gelişme sorunları, okul başarısında düşüklük gözlenir. Aynı zamanda ebeveynlerde de kronik yorgunluğa neden olduğu için aile içi sorunlara neden olur.

    Süt Çocuklarında Davranışsal Uyku Bozukluğu

    Çocukluk çağında çok sık karşılaşan bir uyku bozukluğu olan davranışsal insomnia uykunun başlatılması ve sürdürülmesinde zorluk olmasıdır. Bu çocuklar yatağa girmek istemezler, uykuya dalma süresi uzamıştır, uykuya dalmak için özel koşullara ( emme, sallama gibi) ihtiyaç duyarlar ve gece boyunca sık sık uyanıp tekrar uykuya dalmak için özel koşullar talep ederler. Uyku süreleri kısalmıştır. Süt çocuklarında 6. aydan sonra gecede 3 kereden fazla kalkma, uykuya dalarken ve gece uyandığında tekrar uykuya dalmada zorluk ve özel koşullara ihtiyaç duyma ve gece uyandığında toplam 1 saatten fazla uyanık kalma, 9 saatin altında uyuma varsa uyku bozukluğu düşünebiliriz. Ama bu tanıyı koyarken ikincil uyku bozukluklarına neden olan durumları da unutmamak gerekir. Bundan dolayı ayrıntılı hikaye ve fizik muayene yapmak gerekir. Besin alerjileri, reflü hastalığı, enfeksiyon, kolik, kronik hastalık ve nöbet dışlanması gerekir.

    Uyku bozukluğuna karşı alınacak önlemler

    Bebekler ilk 3 ayda gece gündüz ayrımı yapamaz. Bu ayrımı yapmasına yardımcı olmak için gündüz aydınlık ortamda uyutulurken, gece karanlık ve sakin ortam sağlanmalıdır. Gündüz bolca aktivite yaptırılmalıdır, ama uyku saati yaklaşınca daha sakin etkinlikler yapılmalıdır.

    Bu dönemde bebeğe uygun uyku rutinleri (banyo, masaj, ninni gibi) oluşturulmalıdır.

    Düzenli uyku saati belirlenmelidir. Her gün aynı saatte uyku rutinleri başlatılmalıdır.

    Her zaman kendi yatağında uyutulmalıdır. Memede kucakta da uyusa hemen yatağına alınmalıdır.

    Bebek gece uyandığında kendi kendine uyumasına fırsat verilmeli, hemen emzirilmemeli ya da kucağa alınmamalı, ışık açılmamalı, sallamadan uykuya dalması sağlanmalıdır. Eğer uykuya dalamadıysa dokunarak okşayarak sakinleştirilmeli, eğer bu da işe yaramazsa hafif sesli uyaran verilerek pişpişleyerek uyutulmalı, en son çare kucağa alınmalı ve en kısa zamanda tekrar yatağına alınmalıdır.

    Uyuyan melekler gece nerde uyumalı

    Bebeklerde uyku sorunu çok sık olmaktadır. Bazen bu durum anneyi çok bunaltıp yıpratabilir. Bebeklerin gece uykularının daha rahat ve uzun olması için bebekler kendilerine ait yatakta uyutulmalıdır.

    İlk 3 ay bebeklerin gece gündüz ritmi tam oluşmamıştır ve bundan dolayı sık sık uyanmaktadırlar. Bu dönemde bebeklerin sağlıklı gelişimi, anne-bebek arasında duygusal bağ ve güven duygusu oluşabilmesi için ihtiyaçlarının çok fazla ağlatılmadan karşılanması gerekmektedir. Bu gerekçelerle ilk 3 ayda bebeklerin anne ile aynı odada olmaları önerilmektedir. Bebeğin güvenliği açısından anne ile aynı yatakta yatırılmamalıdır. En uygun seçenek belki de anne yanı yatakları olabilir. Anne yanı yatakları bebeğe ait güvenli bir alan yaratması, aynı zamanda anneyi yormadan bebeğini emzirme imkanı sağladığından tercih edilmelidir.

    3-12 ay bebeğin artık gece-gündüz düzeni oturmuş, geceleri daha uzun ve derin uyuması ve gece emme ihtiyacının daha az olması nedeniyle bebek kendine ait farkı bir yatakta ama anne ile aynı odada uyutulmalıdır.

    1 yaşından sonra bebekler artık kendileri için hazırlanan odada uyutulmalıdır. Bu dönemde bebekler tek başına yürümeye başlayarak çocukluğa adım atmıştır ve artık daha özgür ve bireysel olmuştur. 1 yaş ile beraber çocukta benim duygusu başlar. Oyuncaklar ve eşyalar çocuğun tüm mal varlığıdır. Bu nedenle çocuğunuza ait oda ve yatak da çok değerlidir onun için. 1 yaş sonrası çocuğun odası düzenlenirken canlı renkler tercih edilmeli, odadaki eşyalar çok fazla olmamalıdır, çocuğa rahatlıkla oyun oynayacak alan bırakılmalı, gün içerisinde odasında ebeveynleri ile oyun oynayarak odasına alışması sağlanmalıdır. Geceleri uyku rutinleri yapıldıktan sonra bebek kendi odasında kendi yatağında uyutulmalıdır.

  • Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Bez bırakma süreci bazı ailelerin çok kolaylıkla atlattığı bir dönemken; hatta çocuğun bezden rahatsız olup kendisinin atmak istediği bir şeyken, bazı çocuklarda bu dönem çok krizli olarak yaşamaktadır.

    Öncelikle bez bırakmak için yazı beklemek yanlış görüşlerden birisidir. Bunun mevsimle bir ilgisi bulunmamaktadır. Önemli olan; çocuğunuz için doğru zaman olmasıdır ve sizin kararlılığınızdır.

    Çocuğunuz en az 24 ayını doldurmuş olmalıdır, en ideal süre 30 aylıkken olduğu dönemdir ve bu çocuğa ve hazır oluşuna göre değişkenlik göstermektedir. Ancak daha öncelerinde çocuk köşeye çekilip tuvaletini yapıyorsa ya da bezi çıkarmanızı istiyorsa sadece bunlar hazır olduğu anlamına gelmemektedir ve ailenin bu durumu yanlış algılamasına yol açmaktadır.

    İlk olarak çocuğunuza niçin bezi bırakmanın zamanının geldiğini çocuğunuzla konuşarak açıklamanız gerekmektedir. Somut olarak anlatmanız en etkili yöntem olacaktır. Çocuğunuzla parka çıktığınızda bebek arabasına denk geldiğinizde annesine bebekte bez olup olmadığını çocuğunuzun yanında sorun ve büyüyenlerin bez takıp takmadığını konuşun; somut olarak artık bebek olmadığını düşünen çocuğunuzdaki değişimi görüyor olacaksınız.

    Yapmamanız gereken şey ise; erkenden ısrarcı olmaktır. Çocuğunuzun hazır olup olmadığından emin olmanız gerekmektedir. Bu konuda tek başınıza karar vermede zorlanıyor iseniz; okul öncesi eğitimdeki öğretmenlerine ve okulun psikoloğuna danışarak, işbirliği ile kafanızdaki soru işaretlerini kaldırmanız kolaylaşacaktır.

    Bez bırakma sürecinde gece ve gündüz bezi bir arada bırakılmalıdır. Bu rastladığım en büyük hatalardan biridir. Gece altını ıslatmasın diye bez bağlayan aileler olmaktadır. Oysaki bu çok yanlış bir davranıştır. Çünkü çocuk bu sefer gece altını ıslatabilirsin komutunu dolaylı yoldan almaktadır ve gece tutma refleksleri gelişmemektedir. Sonrasında da 8 yaşına hatta ileriki yaşlara kadar yatağını ıslatan çocuklar olabiliyor.

    Çişi tuvalete yapma daha kolay kazanılan bir davranışken, kaka vücuttan ayrılan daha büyük bir parça olması nedeniyle kaka yapma davranışı daha geç kazanılmaktadır, bu sizleri endişelendirmesin.

    Ailelerin arada kaldığı bir diğer konu ise; lazımlık mı klozet üstü kapak mı? Tercihim öncelikli olarak klozet üstü kapaktır. Ancak tuvalete oturması için basamak desteği olması gereklidir ki çocuk kendisini güvende hissedebilsin. Bazı evlerdeki tuvaletin yapısı tuvalet üstü kapağa uygun olmamaktadır, bu gibi durumlarda lazımlık da kullanılabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta; lazımlığın portatif bir şey gibi oda oda gezebilen bir eşya haline getirilmemesi gerekmektedir. Bir diğer dikkat edilmesi gereken şey de, günümüzde hızla gelişen çocuk ürünlerindeki yaratıcılıkla; ışıklı ve müzikli lazımlıklar alınmamalıdır. Çünkü bu sefer çocuk sadece o lazımlığa tuvalet yapma davranışı geliştirmektedir ve başka bir yerde tuvaletini yapmamaktadır.

    Tuvaletini tuvalete ya da lazımlığa yaptığında onu övün ancak yapmadığı zamanda kınayıp, kızmayın.

    İlk olarak neler yapılmamalı kısmı ile başlıyor olalım; beklenti içerisine girmemek gerekmektedir yani ‘normalde komşumun çocuğu 5 günde öğrendi’ gibi ya da 2-3 gün iyiye gidince ‘oldu bu iş’ diye beklentiye girmemek gerekmektedir. Tuvalet eğitimi için 4-6 hafta kadar bir süre tanıyın kendinize ve 1 hafta boyunca düzenli şekilde alışkanlığını kazandığını fark edince artık oturttuk bunu diye düşünebilirsiniz.

    Bir diğer hataya düşülen ve bırakma sürecini zorlaştıran unsur; alıştırma külotları. Alıştırma külotuyla bırakan çocuklar da var ancak çoğu çocuk onu da bir bez olarak görüp tutma refleksini geciktirmektedir.

    Yapılmaması gereken bir diğer şey ise; ‘pis, iğrenç’ gibi söylemler. Bu söylemler süreci uzatmaktadır, çünkü çocuk kirlenecek diye tutma refleksi gelişmişken kirlenmesin diye bırakma refleksini geliştiremeyecektir. Sonrasında da son ana kadar tutup koltuğun arkasında çömelip altına yapmak durumunda kaldığı bir sahne ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

    Çocuk bez bırakma sürecinde kendini rahat hissetmelidir. Bu süre zarfında çocuğu azarlamamalıyız. Halıya, yere vs. yaptığında kızmamalıyız. Zaten doğal akışında çocuk yeri kirletmemesi gerektiğini anlayacak ve kendisi rahatsızlık duyacaktır.

    Yapılan en büyük hatalardan biri de gece bezini sonradan bırakmaya karar vermek. Ancak bu aileler için de çocuk için de daha sancılı bir süreç haline gelmektedir, gündüz altına yapmayan çocuk gece yapabileceğinin rahatlığı ile gününü geçirmektedir ve sonrasında gece bezi bırakmak aileyi çok zorlamaktadır. Gece de gündüz de bez bırakma süreci aynı anda olmalıdır. Gece çocuğun sağlığı açısından; özel bölgesinin hava alması gerektiği için alıştırma külotu giydirip yatırmamak gerekmektedir. Çarşafın üstüne ve altına hasta bezlerinden örterek çamaşır konusunda da rahatlığa ulaşabilirsiniz.

    Hava soğuk dahi olsa tuvalet eğitimi verdiğiniz çocuğunuz ile dışarıda aktiviteler yapmaya özen göstermelisiniz.

    Bir diğer yapılan hata ise özellikle yaz aylarında; yazlıkta-memlekette-tatil köyünde vs bıraktırırım düşüncesi. Çocuk alışık olduğu bir ortamda bez bırakma sürecine başlamalıdır. Yalnız bu demek değildir ki tatile çıkmadan1 hafta önce evde sürece başlanılsın ve sonra yolculuğa çıkıldığında bez bağlamak durumunda kalın, süreç bölünmemeli, bilinen bir ortamda devam edilmeli ve istikrarlı olunmalıdır.

    En önemli etkenlerden biri de çevredekilerin söylediklerinden etkilenmemeye gayret etmektir. Kendinizden emin bir şekilde araştırarak, okuyarak ve çevredekilerin ne dediğini duymamaya çalışarak bez bırakma sürecini sağlıklı bir şekilde atlatıyor olun.

    Bez bırakmaya karar verseniz dahi asıl önemli olan şey koşulların uygun olmasıdır. Bu sürece geçiş için 2 yaş çok önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü çocuğunuz konuşulanları anlamaya ve kendisini ifade etmeye başlamıştır. Bir diğer önemli nokta ise ebeveynlerini taklit etmeye başlar. Fiziksel olarak da tutma ve bırakma davranışı için kasları gelişmeye başlamıştır.

    Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu anlamanızı sağlayacak önemli unsurlar; çiş, kaka, tuvalet gibi kavramları ve anlamlarını biliyor olması gerekmektedir. Çiş ve kakasını tutabilecek kaslarının gelişmiş olması, kabızlık sorunu yaşamaması, bezinin ıslaklığından rahatsız olup değiştirilmesini istemesi, kısa bir süre için dahi olsa çişini ve kakasını yapmayı erteleyebiliyor olması, kendi çamaşırlarını indirip çekebilmesi, aileyle zıtlaşma döneminde olmaması gerekmektedir.

    Kesinlikle sert bir tutum sergilenmemelidir. Aksine tuvaletini söylediği ve yaptığı zamanlarda memnuniyetinizi belli etmek açısından ödül sistemini uygulamak gerekmektedir. Çişini ve kakasını söylediği zaman sevdiği şeyleri elde edebileceğini ancak söylemediğinde de bunlardan mahrum kalacağını anlamalıdır. Bu bilinci doğru şekilde oturttuğunuzda süreci krizsiz biçimde ilerletiyor olacaksınızdır. Ancak ailelerin mutlaka bu süre zarfında sabırlı olmaları gerekmektedir. Zorlanılan noktalarda bir psikologtan destek alınması önemlidir. Çünkü farkında olmadan çocuklarımıza baskı yapacak söylemler kullanılabilir, bunlar da çocuklarda birçok farklı davranışın oluşmasına neden olacaktır. Bu nedenle, mümkün olduğunca anlayışlı ve sakin ilerlemesi gereken bir süreç olduğunu tekrar vurgulamakta fayda olacaktır.

  • Bebeklerde Uyku Problemleri

    Bebeklerde Uyku Problemleri

    Yeni doğan bebekler günde 14 ile 18 saat arasında uyuyabilir. Büyüdükçe bu süre azalmaya başlar. Ama en fazla uyuduğu dönemlerde bile uyku süresi 4 saati geçmez. Dolayısıyla ebeveynlerin sık sık uyanması gerekir. 1 yaşına basan çocuklar gece boyunca sakin ve düzenli bir uykuya sahip olsalar da %10 oranında uyku bozuklukları görülebilir. Bunların fizyolojik sebepli olanları vardır. Kulak enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, mantarlar, süt alerjisi, nefes alıp vermede yaşanan zorluklar sonucunda uyku sorunları gözükebilir. Ama uyku bozukluklarının genelinde davranışsal faktörler bulunur.

    Bebeğinizin uykusunu düzene sokmak adına nelere dikkat etmek gerekir?

    Bebeğin biyolojik saati: Bebekler 12 haftaya kadar sağlıklı bir sirkadiyen saat kuramazlar. Gecenin uyumak ve gündüzün yaşamak için olduğunu farketmeyebilirler. Bunun için bebeğinizi sabah aynı saatlerde kaldırabilirsiniz. Gün içinde yapacağınız işleri beraber yapabilir, gitmeniz gereken yerlere beraber gidebilirsiniz ki bebeğiniz gün ışığının ne anlama geldiğini anlayabilsin. Geceleri yapay ışıklardan korumak da bir hayli önemlidir. Melatonin hormonunun doğru çalışması buna bağlıdır.

    Açlık: 3-6 aylık bebekler, 5-6 saat uyusa bile en az bir kere beslenme amacıyla uyanacaklardır. Bebeğinizi uyumadan hemen önce emzirebilirsiniz. Gece boyunca tok tutacak besinler verebilirsiniz. Bu size ve bebeğinize kesintiye uğramayan bir uyku düzeni sunacaktır.

    Yatmadan önce: Bebeğinizle yatmadan önce oynadığınız oyunlar, onların heyecanlarını arttırır. Eğer emeklemeyi veya konuşmayı yeni öğreniyorsa, yatmadan önce de bu denemelerine devam edecektir. Yeni araştırmalar, çok fazla ekrana bakan bebeklerin de onları canlı tutan sinir sistemlerini aktive ettiklerini bulgulamıştır. Dolayısıyla, uyku vaktinden 2-3 saat öncesine kadar, ortam sakinleştirilmeli, yapay ışıklar azaltılmalı, heyecan ve merak arttıran oyunlar oynanmamalıdır.

    Geri uyuma: Biz yetişkinler de geceleri birçok defa uyanıp tekrar uyuruz. Bu küçük uyanmaları hatırlamayız bile. Bebeğiniz de henüz bunu öğrenmemiş olabilir. Uyandığında sizi yanında göremeyince ayrılık anksiyetesi gösterebilir. Ama bazen bebeğiniz uykusunda yalnızca ses çıkarıyor veya ağlayıyordur. Eğer uyandıysa 1-2 dakika sonra uykuya dalabilir. Bebeğinizin uyandığından emin olmadan onu tekrar uyutmaya çalışırsanız aslında onu uyandıran siz olmuş olursunuz.

    Rahatlatma: Bebeğinizi yatıştırıp tekrar uyutmaya çalıştığınız zamanlarda yaptığınız şeyler, bebek için rahatlatıcı olmayabilir. Onunla konuşmak, renkli ve ilgi çekici nesneler kullanmak bebeğinizin uykusunu daha da açacaktır. Yatıştırmak için kullandığınız yöntemlerin gerçekten dinlendirici olup olmadığını kontrol etmelisiniz.

    Düzen: Bebeğinizin günün aynı saatinde uyanmalıdır. Bu bebeğin biyolojik saatini düzenleyebilmesi açısından çok önemlidir. Geceleri uyuma vaktininde belirli olması gerekmektedir. Çocuğunuz uyku vaktinin geldiğini anlamalıdır. Bunun için geceleri belirli rutinler oluşturmanız yararlı olur. Ilık bir duş, ninni söylemek ve rahatlatıcı oyunlar bebeğinize ve size yardımcı olabilir. Bu rutinleri gündüz vaktine de taşıyabilirsiniz. Böylece bebeğiniz gerekli ipuçlarını elde ederek ne zaman hangi davranışı göstermesi gerektiğini daha çabuk kavrayabilir. Eğer uyku düzeni bozulduysa, öğle uykusunun süresini arttırmalı ya da çok uyuduysa sabah daha erken bir saatte uyandırabilirsiniz.

    Belirli bir süre sonra çocuğunuzun kendi kendine uyuması için cesaretlendirmelisiniz. Düzenli ve dengeli bir yaşam, uyku problemlerini de çözecektir. Geceleri uyanan çocuğunuzun ayrılık anksiyetesi yaşamaması için yanında olduğunu gösterseniz de, konuşmamak, göz teması kurmamak ve fazla hareket etmemek onun daha hızlı uykuya dalmasını sağlayacaktır. Eğer bebeğinizi anlamsız saatlerde uyumaya zorlarsanız uykuya olan tavrını negatif şekilde değiştirebilirsiniz. Bu da ileride uykuya dalma problemleri ve başarısızlığın uyumayla özdeşleşmesi anlamına gelebilir.

  • Çocuklarda uykuda alt ıslatma

    Uykuda altını ıslatma milyonlarca çocuğun yaşadığı bir sağlık sorunudur. Bir çocuğun 5 yaşına kadar gece altını ıslatması normal kabul edilir. Bunun sebebi çocuklarda sinirsel (nörolojik) olgunluğun bu yaşta tamamlanmasıdır. Bu yaştan sonra uykuda idrar kaçırmaya enürezis nokturna denir.

    Sıklık

    Beş yaşındaki çocukların yaklaşık %15’inde gece altını ıslatma mevcuttur. Her yıl yaklaşık %15 azalarak 15 yaşında yaklaşık %1’e düşer. Erkeklerde kızlardan 1,5 kat daha fazladır.

    Sınıflandırma:
    Uykuda alt ıslatmanın iki farklı sınıflandırması mevcuttur.

    İlk sınıflandırma; alt ıslatmanın birincil (primer) veya ikincil (sekonder) mi olduğu ayırt edilir. Çocuğun uykuda idrar kontrolünü hiç bir zaman kazanamamış olması birincil, 5 yaşını bitirdikten sonra en az 6 aylık bir kuru dönem sonrası kaçırmaların başlamasına ikincil alt ıslatma denilir. Tüm vakaların yaklaşık %20’si ikincildir ve bunlarda psikolojik faktörler ön planda olabilir.

    İkinci sınıflandırmada ise, çocukta nörolojik veya ürolojik bir sorun olup olmadığına ve gece alt ıslatmaya gündüz işeme sorunlarının eşlik edip etmediğine göre tek belirtili ve çok belirtili olarak iki grupta inceleriz. Eğer çocuğun gündüz idrar kaçırması, aniden sıkışarak tuvalete gitmesi/tuvalete yetişemeden idrarını kaçırması, kesik kesik işemesi, işerken ıkınması, devamlı kabızlık gibi birtakım şikayetleri ile birlikte gece idrar kaçırması var ise buna çok belirtili alt ıslatma denir. Eşlik eden diğer durumlar yok sadece gece idrar kaçırıyorsa buna tek belirtili alt ıslatma denir. Bu ayrımın yapılması oldukça önemlidir çünkü bu iki durumun tedavisi birbirinden farklıdır.

    Altta yatan sebepler:

    Genetik faktörler: Birçok hastalıkta olduğu gibi, uykuda alt ıslatma ile genetik yatkınlık arasında yakın bir ilişki vardır. Bununla ilgili çok sayıda genler ortaya konmuştur. Anne ve baba geçmişte belirli bir yaşa kadar uykuda alt ıslatma sorunu yaşamış ise, bunların çocuklarında %75, birisinde varsa çocuklarında %45 oranında alt ıslatma görülür. Tek yumurta ikizlerinde %68, çift yumurta ikizlerinde %36 görülmesi de genetik yatkınlığın bir kanıtıdır.

    Uyku/Uyanma bozukluğu: Bu çocukların bir bölümünde mesane doluluğunu algılayamama veya algılandığı halde uyanamama problemi vardır. Bu durumun çocuğun gelişimiyle paralel olarak zamanla ortadan kalkabildiği varsayılmaktadır.

    Mesane kapasitesi: Uykudaki fonksiyonel mesane kapasitesinde bir azalma veya mesanenin gece aşırı aktivitesi, uykuda alt ıslatmanın önemli bir nedeni olabilir.

    Hormonal neden: Bu çocukların bir kısmında gece üretilen idrar miktarı olması gerekenden fazladır. Bunun sebebi antidiüretik hormon (ADH) salınımında gece beklenen artışın olmamasıdır. Tek belirtili uykuda alt ıslatmanın %75’inden bu sorumludur. Bu problem de yine çocuğun gelişimsel sürecindeki gecikmeye bağlıdır.

    Aşırı idrar üretimine neden olan hastalıklar: Diyabetes mellitus, diyabetes insipidus, kronik böbrek yetersizliği, orak hücreli anemi gibi hastalıklar ile bazı ilaçlar normalden fazla idrar çıkışına neden olabilir.

    Tanı:

    Öncelikle ayrıntılı bir öykü alınır. Sadece gece uykuda idrar kaçırmanın mı olduğu yoksa başka işeme sorunları / kabızlık gibi problemlerle birlikte mi olduğu aydınlatılmadır. Bunun daha objektif olarak belirlenmesi ve çocuğun günlük işeme alışkanlıklarının net ortaya konması için bir işeme çizelgesi doldurulması bu konuda değerli bilgiler verecektir.

    Kan basıncı ölçümü ve dikkatli bir genital muayenenin eşlik ettiği ayrıntılı fizik muayene yapılır. Altta yatan sebeplerin belirlenmesi açısından genellikle tam idrar testi ve üriner sistem ultrasonu yapılır. Çoğunlukla daha ileri tetkiklerin yapılmasına gerek duyulmaz.

    Tedavi:
    Erken yaşlarda uykuda alt ıslatma, çocuğun ve ailesinin hayat kalitesini bozacak düzeyde değilse bu durumun büyüdükçe geçebileceği düşünülerek tedavi bir müddet ertelenebilir. Yine bu çocuklara önerilebilecek olan ve genellikle ilk tedavi seçeneği olarak bilinen davranışsal tedavi uygulanabilir.

    Davranışsal tedavi: Oldukça sık rastlanan bu durumun psikolojik bir problem olmadığı, çocuğun büyümesi ve nörolojik olgunlaşmasıyla ortadan kaybolabileceği mantığına dayanır. Bu yöntemle, aileye mesanenin çalışma mekanizması ve alt ıslatmanın fizyolojisi tam olarak anlatılır, destekleyici ve motive edici bir yaklaşımda bulunması hedeflenir.

    Çocukların öncelikle gece yatmadan 2 saat öncesinden itibaren sıvı alımı (su, çay, meşrubat, meyve suyu gibi) kısıtlanmalıdır.

    Uyumadan önce ve uyuduktan 2 saat sonra kaldırılıp işemesi sağlanmalıdır.

    Akşam yemeğinde tuzlu gıdaların tüketiminden kaçınılmalıdır.

    Sıvı alımı gün içine eşit olarak dağıtılmalıdır.

    Kabızlık problemi varsa çözülmelidir. Bunun için bol lifli gıdalar ve yeterli miktarda sıvı alımı şarttır. Her sabah kaka yapmayı alışkanlık haline getirmek uygun bir yöntemdir ama eğer bu uygulanamıyorsa yemekten 15-20 dakika sonra çocuğun tuvalete gitmesi ve kaka yapmaya çalışması gereklidir.

    İşemenin düzenlenmesi de oldukça önemlidir. Çocuğun 2-3 saatte bir tuvalete gitmesi – okulda bir teneffüs gitmiyorsa diğer teneffüs gitmesi – ve bunun yanında eğer klozet kullanıyorsa (alafranga tip tuvalet) ayaklarının mutlaka desteklenmesi şarttır.

    Ödüllendirme yöntemi de çok etkilidir. Takvim tutarak kuru günlerin çokluğuna göre ödüllendirme yöntemi de çocukların bu konuda motivasyonlarını artırmakta ve problemin aile içinde kabul edilerek çocuğun üzerindeki psikolojik baskının azaltılmasını sağlayabilir.

    Aile desteği oldukça önemlidir. Başka bir sebebe bağlı olmayan uykuda altını ıslatma psikolojik kökenli olmamakla birlikte bu durumun çocuk üzerinde psikolojik olarak negatif bir etkisi inkar edilemez. Tedavinin belki de en önemli gerekçesi budur.
    Ancak eğer bu problem okul çağındaki bir çocukta sosyal açıdan bir problem yaratıyorsa o zaman bu aşamanın hızlı geçilmesi gerekebilir.

    İlaç tedavisi: Davranışsal tedaviye yanıt alınamayan çocuklarda veya bu tedavi ile birlikte kullanılabilir. Günümüzde en sık kullanılanı desmopressin hormonu analoğudur. Tedavide amaç eksik olan antidiüretik hormon (ADH)/desmopressinin yerine konması ve bu sayede vücudun uykuda su tutmasının artarak idrar çıkışının azaltılması hedeflenmektedir. Bu tedavinin en büyük avantajı ilk dozdan itibaren etkinliğin başlaması ve kullanımının kolay olmasıdır. Etkinliği yaklaşık %50 civarındadır. Gece yatmadan 1 saat önce alınması gereken ve dil altında eriyen bu ilacın en önemli dezavantajı ise ilacın bırakılmasını takiben şikayetin tekrar ortaya çıkabilmesidir. Dozu kademeli olarak azaltılarak birkaç ay içinde tedavi genellikle sonlandırılır. Mesane kapasitesinin uykuda azlığı veya aşırı aktivitesi düşünülüyorsa, antikolinerjik ilaçlar yararlı olacaktır.

    Alarm cihazı: Bu cihaz iç çamaşırı veya çarşafın üzerine konan ıslaklıkla birlikte alarm veren bir mekanizmaya sahiptir. En önemli avantajı tedaviye cevabın daha kalıcı olmasıdır. Yaklaşık olarak %80 etkin olan alarm tedavisinde ilaç tedavisine oranla yanıt daha geç ortaya çıkmakla birlikte tedavi bırakıldıktan sonra şikayetin geri gelme olasılığı daha düşüktür. En önemli dezavantajı olarak kullanımının zor olması (alarma çocuk dışındaki ev halkının uyanması gibi) gösterilebilir.

    Sonuç: olarak uykuda alt ıslatmanın bir problem olarak kabul edilmesi ve çocuğun bu konuda suçlanarak değil desteklenerek problemle başa çıkılması en doğrusudur. Bu problemin ilerleyen yaş ile birlikte büyük oranda kaybolacağını bilmek önemlidir. Bunun yanında gece idrar kaçırmanın sosyal ve psikolojik olarak etkileme düzeyine geldiği durumlarda ilaç (desmopressin) veya alarm tedavisinin veya seçilmiş vakalarda iki tedavinin birlikte kullanılmasıyla bu hastaların çok büyük kısmı erişkin yaşlara bu problemi atlatarak gelecektir.

  • Enürezis

    Çocukluk döneminde idrar kaçırma (inkontinans) sık karşılaşılan bir durumdur. Bu durum kendini yalnızca gece idrar kaçırma (nokturnal enürezis) , yalnızca gündüz kaçırma veya hem gece hem gündüz idrar kaçırma şeklinde gösterebilir . 1-2 yaş arası dönemde mesane dolgunluğunun bilinçli algılanması başlar. İşemenin istemli olarak başlatılması veya durdurulması 2 – 3 yaş arası gelişir. Gece idrar kontrolü ise 3-5 yaş civarında gelişir. Çocuk sosyal olarak uygun ortam bulunana kadar işemenin engellenmesi ve uygun ortam bulunduğunda işemenin gerçekleştirilmesini bu dönemde öğrenir. 7 yaşında bir çocuk günde 3-7 kez işerken,12 yaş üzerinde günde 4-6 kez tuvalete gider. İdrar inkontinansı, “gündüz ve gece inkontinansı,” “gündüz inkontinansı “ve “nokturnal enürezis” olarak sınıflandırılabilir.

    Birçok anotomik yada fonksiyonel üriner sistem anomalisi, tübüler hastalık yada sistemik hastalıkta idrar kaçırma görülebileceği için idrar kaçıran çocuğun değerlendirilmesi gerekir.

    Enürezis nedenleri nelerdir ?

    5 yaşındaki çocukların yüzde 15’i, 15 yaşındaki çocukların ise yüzde 1’i gece idrar kaçırmaktadır. Oluş nedenlerinde birden çok etkenin üzerinde durulmaktadır ve bir çocukta birden fazla neden olabilir. Bebeklikten itibaren hiç kuru kalma dönemi yoksa buna birincil EN, en az 6 ay tuvalet eğitimi sağlanmış sonra herhangi bir yaşta birdenbire uykuda işeme başlamışsa ikincil enürezis nokturna adı verilir

    Genetik etkenler: Genetik yatkınlık uykuda işemeye yol açan önemli faktörlerden biridir. Aile öyküsü olmayan çocukların %15’inde uykuda işeme gözlenirken, ebeveynlerden birinde öykü varsa bu oran %44’e, her ikisinde de öykü varsa bu oran %77’ e kadar çıkmaktadır.

    Uyku bozuklukları: Uyku bozukluklarının enürezisdeki rolleri tartışmalıdır. Uykuda işeyen çocukların sağlıklı çocuklara göre daha derin uyuduğuna dair kanıtlar elde edilmemiştir. Uykuda işemenin uykunun derin safhalarında olduğu bazı çalışmalarda gösterilmişse de yapılan ayrıntılı çalışmalarla uykunun her döneminde olabildiği bildirilmiştir.

    Hormonal etkenler: Uykuda işeyen çocukların bir kısmının sağlıklı çocuklara göre geceleri idrar idrar miktarlarının daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bu durumun mesane kapasitesini aşarak uykuda işemeye neden olduğu kabul edilmektedir.

    Mesane kapasitesinde azalma: Uykuda işeyen çocukların bir kısmının geceleri mesane kapasitelerinin daha düşük olduğu gösterilmiştir.

    Psikososyal etkenler: Özellikle ikincil enürezisi olan çocuklarda psikososyal faktörlerin rolü olduğu öne sürülmektedir.

    Tanı Nasıl koyulur ?

    Üriner sistem enfeksiyonları, tübüler hastalıklar , şeker hastalığı gibi durumlarda enürezise yol açabileceğinden öncelikle idrar tetkiki yapılması gerekir. Gündüz de idrar kaçıran hastalarda ileri ürolojik inceleme gerekebilir.

    Nasıl tedavi edilir ?

    Enürezis nokturna kendi kendine düzelen bir durum olmakla birlikte, çocuğu ve aileyi sosyal olarak etkileyen bir durumdur. Psikososyal sorunlara yol açabilmesi ve çocuğun özgüveninin azaltabilmesi nedeniyle tedavi edilmesi gerken bir durumdur.

    Destekleyici tedavi:

    Takvim tutma ve ödüllendirme: Her sabah çocuğun çeşitli sembollerle belirlediği kuru ve ıslak geceleri işaretlediği bir takvim doldurması sağlanır, takvimde kuru gün sayısı için bir hedef belirlenerek, bu sayıya ulaşınca ödüllendirilir.

    Sıvı alımının kısıtlanması:, akşamları yatmadan 2 saat önce sıvı alımı kısıtlanmalıdır öğle ve akşam tuz ve kalsiyum miktarı az olan yemekler faydalı olabilir.

    Mesane Eğitimi:Çocuğun yatmadan önce tuvalete gitmesi önerilir. Bu şekilde geceleri mesanedeki idrar miktarının azalması sağlanır. Benzer şekilde ailenin yatmadan önce çocuğu tuvalete götürmesi de gece mesane hacmini azaltmada etkilidir. Çocuğun gün boyu düzgün aralıklarla tuvalete gitmesi, idrarını son ana kadar tutmaması, uygun pozisyonda, mesanesini tam olarak boşaltması önerilir. Gündüz 3 saat ara ile tuvalete gitmesine yardım edilmeli, kabızlık sorunu varsa ona yönelik bir tedavi uygulanmalı, bez bağlamaktan kaçınılmalıdır.

    Yukarıda belirtilen yöntemler enürezisli hastalarda önerilmekle hastaların çoğunlığunda alarm yada ilaç tedavisine gereksinim vardır.

    Alarm tedavisi:

    Çocuk uykusunda işediğinde bir zil sisteminin çalmaya başlaması ve çocuğu uyandırması temeline dayanır. Mesane kapasitesini arttırdığı, gece idrar miktarını azalttığı ve uyanmayı kolaylaştırdığı öne sürülmüştür. Başlangıçta hasta mesane tamamen boşaldıktan sonra uyanır. Bir süre sonra daha erken, uykusunda idrarı geldiğinde uyanmaya başlar. Alarm çaldığı anda mesanelerini boşaltmayı durdurular. Böyle bir durumda ailenin çocuğu tuvalete götürmesi ve geri kalan idrarı yapmasını sağlaması önerilir. Çocuğun tamamen uyanık olması gerekli değildir. Alarm tedavisi tamamen kuruluk sağlandıktan 1 ay sonra bırakılmalıdır. Çeşitli çalışmalarda başarı oranı %65-90 olarak bulunmuş olup, diğer bütün yöntemler içinde en yüksek başarı ve en düşük relaps oranına sahip yöntemdir. Alarm tedavisinde amaç, uykuda işeme sıklığını azaltmak değil, tam kuruluğu sağlamaktır.

    İlaç tedavisi:

    Desmopressin tedavisi: Antidiüretik hormonun sentetik şeklidir. Tek semptomlu gece işemesi olan hastaların bir kısmında geceleri ADH salınımında beklenen artışın olmadığı ve bu hastaların geceleri fazla miktarda idrar yaptıkları gösterilmiştir. Bu çocuklarda oluşan idrar miktarı, mesane kapasitesini aşar ve gece işemesi olur. Kısa dönemde, desmopressine alarma göre daha hızlı yanıt alındığı bildirilmiştir, ancak yapılan çalışmalarda tedavi kesilmesinden tekrarlayabilir. Uygulama kolaylığı, düşük yan etkisi nedeniyle tercih edilen bir yöntemdir.

    Antikolinerjikler (Oxybutinine, tolterodine): Düz kasları gevşetici etkileri nedeniyle mesane instabilitesi ve işeme bozukluğu olan olgularda kullanılır. Mesane fonksiyonları normal olan gece uykuda kaçıran hastalarda etkili olması beklenmez.

    Kaynaklar

    1-Norgaard JP, van Gool HD, Hjalmas K, Djurhuus JC, Hellstrom AK. Standardization and definitions in lower urinary tract dysfunction in children BJU Int, suppl, 1998;81

    2-Hjalmas K, Arnold S, Bower W, Caione P, Chiozzaa M, Gontard A. Nocturnal Enuresis: An international evidence based management study. J Urol, 2004; 171;2545-2561

    3-Özkaya O. Enürezis (Derleme). Türkiye Klinikleri J Pediatr Sci. 2008; 4(1):106-110

    Alon US. Nocturnal enuresis. Pediatr Nephrol 1995;9: 94-103

    4-. Genc G, Özkaya O, Özden E, Varol S, Nalçacıoğlu H, Arslan S, Sarıkaya S. Enuresis: Is bedwetting really isolated or not ? J Exp. Clin. Med. 2013: 30:11-14

    5-Jalkut M W, Lerman S, Churchill BM. Enuresis.Pediatric Urology, Pediatrics Clinics of North America 2001;48, 1461-1488

    6-Fly Hansen A, Jorgensen TM. Treatment of nocturnal enuresis with the bell and pad system. Scand J Urol Nephrol, 1995;Suppl 173: 101-102.