Etiket: Geç

  • Tik bozuklukları

    Tik bozuklukları


    Tikler bazen aileler tarafından çok önemsenmeye bilir.Fakat tik bozukluklarının çocukların sosyal,psikolojik hatta öğrenme becerilerini bile olumsuz etkileyebileceğini unutmamakta fayda vardır.Tikler motor ve/veya vokal kasların istemsiz,ani,tekrarlayıcı ve ritmik olmayan şekilde kasılmaları sonucunda oluşmaktadır.Tikler genelde 7-12 yaş aralığında görülse de daha erken başlangıçlı yada geç başlangıçlı olan örneklerde mevcuttur.

    TİKLER Motor ve Vokal tikler olarak görülebilir.Motor tikler tek başına,vokal tikler tek başına yada ikisinin bir arada görüldüğü durumlar olarak izlenebilir.

    Motor Tikler: göz kırpma,boyun germe,ağız açma,parmak şıklatma,karnı içine çekme,bacak kol esnetme gibi basitten karmaşığa doğru gitmektedir.

    Vokal tikler: Boğaz temizleme,anlamsız sesler çıkarma,psikojenik öksürük olmayan öksürme,hıçkırma,koprolali tarzında küfür etme olarak yine basitten karmaşığa doğru görülmektedir.

    Basit gelip geçici tikler: Bir veya daha fazla motor veya vokal tiklerin olduğu,en kısa 4 hafta ve en fazla bir yıldan uzun sürmeyen,zaman zaman azalan veya artan tiklerdir.

    Kronik tikler: Bir veya daha fazla motor ve vokal tiklerin olduğu,zaman zaman vokal ve motor tiklerin birlikte görüldüğü bir durumdur.Tikler 1 yıldan daha uzun süre devam etmektedir.Ve tiklerin olmadığı sürenin 3 aydan fazla olmadığı bilinmelidir.

    Tourette Sendromu: Vokal ve motor tiklerin birlikte görüldüğü ve tik çeşitliliğinin fazla olduğu bir kronik bozukluktur.Bu bozuklukta da tikler zaman zaman azalıp artabilirler.

    TİKLERİN NEDENLERİ:

    Basit gelip geçici tiklerde genelde çevresel ve stres faktörleri rol oynamaktadır.Ani korkular,kayıplar,taklit yoluyla öğrenmeler,katı aile tutumları,cezalar gibi nedenler sayılabilir.

    Fakat kronik yani uzun süreli motor tiklerde ve motor ve vokal tiklerin bir arada göründüğü Tourette Sendromunda genetik geçiş,yani ailede tik bozukluğu öyküsü bulunması,beyinde özellikle bazal ganglion bölgesinde bozukluklar olabileceği,beyinde dopamin,seratonin salınımıyla ilgili problemlerden kaynaklanacağı çalışmalar ile gösterilmiştir.

    Tik bozukluklarında aniden başlayan ve herhangi bir neden bulunamayan durumlarda nörolojik değerlendirme,tıbbi değerlendirme uygun olabilir.Aynı zamanda Tik Bozukluklarında Kaygı bozuklukları,Konuşma sorunları,Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu, Takıntı bozukluğu belirtileri de gözden geçirilmelidir.

    TEDAVİ:

    Tedavide her çocukla ilgili psikiyatrik sorunda olduğu gibi öncelikli olarak aileye durumun bir bozukluk olduğu,çocuğun kontrolünde olmadığı,zaman zaman uyarılarla bir süre konrtol etse de sonrasında bunun daha stres yaratacağı ve tiklerin artacağı belirtilmelidir.Çocuğun belli bir şeye odaklandığında Tv izleme,bilgisayarda oynama vs gibi tiklerin artabileceği de belirtilmelidir.Aileye uyarıcı ve katı tutumların işe yaramayacağı açıklanmalıdır.

    Tedavide ailenin sakin ve destekleyici davranması,çocukla da gevşeme egzersizleri ve davranışı dönüştürme gibi tekniklerle durumu kontrol etme becerileri üzerine çalışmakta fayda vardır.Tik bozuklukları okulda,sosyal yaşamda ve aile içinde sıkıntılara yol açabilir.Ve bu durum çocukta ciddi kaygı,güvensizlik,,duygu durum değişiklikleri yaratabilir.Ve yöntemler ile kontrol mümkün olmuyorsa ilaç tedavisi değerlendirilebilir.

  • Bebeklik, çocukluk ve ergenlik döneminde uyku

    Bebeklik döneminde uyku: Zamanında doğan sağlıklı bebekler genellikle toplam 16 saat kadar uyurlar. Ancak 16 saatlik uykuda, gece ve gündüz 2-4 saatlik aralarla uyanıklık dönemleri izlenir. Yenidoğanın uykusundan uyanma nedenleri, beslenme ihtiyacı, biyolojik günlük (sirkadian) ritmin henüz iyi gelişmemiş olması veya başka nedenlerden dolayı olabilir. Yenidoğanın uykusunda günden güne olan değişikler oldukça belirsiz olsa da haftalar ve aylar ile uyku süresinde ve organizasyonundaki değişiklikler daha çarpıcı hale gelir. Beyinin olgunlaşmasıyla çevresel ve sosyal uyaranlar daha iyi algılanmaya başlanır; uyku süresi yavaşça uzayarak gece uykusuna dönüşür. Kısa sürelerde bölünmeler ile karakterize yenidoğan uykusunun gece uykusuna dönüşüp pekişmesine (konsolide olmasına) yerleşme (settling) adı verilir. Üç aylık sağlıklı bebeklerin büyük kısmında uzun süren gece uykuları gözlenir; bu uyku dönemleri sadece kısa sürelerle beslenme amacıyla bölünebilir. 5-6 aylık bebeklerde gece beslenmesi biyolojik bir ihtiyaç olmasa da, bazılarında öğrenilmiş bir davranış olarak devam edebilir. 6 ile 12 aylık bebeklerde diş çıkarma ve ayrılık kaygısı uykuyu bozan olası etkenlerdir. On iki aylık bebeklerin sadece %10’unda gece uykusunda bölünme gözlenir.

    İkinci üçüncü aylarda sirkadian ritmin maturasyonuyla birlikte yenidoğanın polifazik uyku/uyanıklık örüntüsü, daha uzun süreli gündüz uyanıklığı ve gece uykusuna dönüşmeye başlar. İki haftalık bebekte en uzun uyku dönemi 4 saat iken, 5 aylıkta 7 saatir. 5 ve 12 ay arasında uyku süresi sabit kalma eğilimi gösterir. 6 -9 aylık bebeklerin çoğu artık tüm geceyi uyuyarak geçirir. Bu dönemde, gece uykusu yaklaşık 10-12 saattir; ayrıca 2-3 kez toplam 2-4 saat kadar gündüz şekerlemesi gözlenir. Gündüz şekerlemesi çocuğun yaşı arttıkça azalır. Yenidoğan ortalama 3.5 gündüz şekerlemesi gözlenirken, 12 aylıkta ortalama 2 kezdir.Gece uyanması yaş arttıkça azalır; 1 aylık bebek yaklaşık 2.5 kez uyanırken, 12 aylık ortalama 1 kezden azdır. Ayrıca gece uyanıklık dönemleri de kısalır.

    Yeniyürüyende ve okul öncesi dönemde uyku (1-5 yaş): Aktigrafi çalışmaları 12 aylık çocukların genellikle saat 20:00’de uyuduklarını, 18 aylık-5 yaş arası olanların 21:00 ile 21:30’da uyuduklarını göstermiştir. İlk 5 yılda uyanma zamanı genellikle 7’de olmaktadır. Yeni yürüyenlerde ve okul öncesi dönemde yaş arttıkça uyku miktarı azalır. 3 yaşındaki bir çocuk ortalama 13.2 saat uyur; 4 yaş için ortalama 11.8 saattir. İkinci yaşta gündüz uykusu bir kez gözlenir; birçok çocukta 3 yaşında gündüz uykusu ortadan kalkar. Gündüz uykusunun ortadan kalkması etkileyen başlıca etkenler, kreşe başlama, okul programları, kültürel tercihler, anne baba beklentileri, aile rutinleri ve bireysel farklılıklardır. Yeniyürüyen ve okul öncesi dönemde gece uyanmaları sıkça gözlenir. Bu dönemde ebeveynler ya da kardeşler ile birlikte uyuma bazı kültürlerde sıkça gözlenir. Birlikte uyuma durumunda, çocuğun gece uyanması ve uykuya gitmeyle ilgili çatışmalar daha sık gözlenir. Gece uyanmasını çeşitli etkenler etkileyebilir; ancak çocuğun uyanınca anne baba yardımı olmaksızın kendiliğinden uykuya geçebilmesi bu durumun sürekliliğini veya ebeveynler için sorun olup olmayacağını belirler.

    Orta çocukluk çağı / ergenlik öncesinde uyku: Okul çağı, ergenlik öncesi dönemde toplam uyku süresi azalmaya devam eder. 5 yaşındaki bir çocuk ortalama 11.4 saat uyurken, 8-10 yaşlarındaki çocuklar yaklaşık 9-10 saat uyur. 12 yaşındaki bir çocuk ortalama 9.3 saat uyur. Gündüz uykusu bu dönemde nadirdir. Gündüz uykusu sıklıkla gece uykusunun yetersizliğini veya diğer başka bir uyku bozukluğunu işaret eder. Çocuk büyüdükçe yatağa gitme saati gecikir, ancak sabah uyanma saati çoğunlukla okul programından etkilenir. Küçük çocuklara göre, orta çocukluk dönemindeki çocuklarda daha az uyumalarıyla birlikte daha fazla sabah uykululuğu gözlenir. Bu durum, uyku süresinde azalma olmasına karşın uyku ihtiyacının devam ettiğini düşündürmektedir. Ayrıca 4-12 yaşlar arasındaki kızlar erkeklere göre biraz daha fazla uyumaktadırlar.

    Ergenlerde uyku: Ergenlik döneminde uyku miktarı azalmaya devam eder. 13 yaşındaki ergenler ortalama 9 saat uyurlarken, 16 yaşındaki gençler 7.5-8 saat uyurlar. Bir çalışmada, ergenler aktigrafi sonuçları ile karşılaştırıldığında yaklaşık 30 dakika az uyuduklarını değerlendirmişlerdir. Ergenlik yıllarında uyku süresinde tedrici bir azalma olmasına karşın, sağlıklı ergenliğin erken dönemlerinde MSLT testinde ortalama uyku ya geçme süresinin ani bir şekilde azaldığı ve daha sonraki ergenlik dönemlerinde düşük düzeyini koruduğu bildirilmiştir. Bu durum ergenlikte uyku ihtiyacının daha önceki yıllardaki gibi devam ettiğini düşündürmektedir. Ergenliğin başlangıcı sırasında toplam uyku süresindeki azalma ile birlikte uyku/uyanıklık örüntüsünde bir kayma gözlenir. Ergenler daha geç saatlerde uyurlar ve daha erken uyanırlar. Okul ile ilgili beklentiler ve okul saatleri genellikle bu durumun nedenidir. Ergenlerde, geç yatma, ödev yapma, okul dışı aktivitelerde bulunma, eğlence aktiviteleri (TV; bilgisayar; internet; cep telefonu), bir işte çalışma, anne baba otoritesinin azalması ile birlikte yatağa gitme kararını kendilerinin vermesi, uyku/uyanıklık örüntüsündeki değişiklikler ile birliktedir. Ayrıca ergenlik döneminde olan çocuklar ergenlik öncesi dönemdeki çocuklara göre üç kat daha fazla kafeinli içecekler tüketirler ki bu içecekler uykuyu bozabilir. Bazı ilaçların alınımı (ör., stimulanlar) ve alkol/madde kullanımı ergen uykusunu olumsuz etkileyebilir. Hafta sonları ve tatillerde birçok ergen geç saatlerde uyuyup geç uyanırlar. Örneğin geç ergenlik döneminde hafta içi günlerine göre hafta sonu ortalama 1-2 saatlik uykuya geç gitme söz konudur. Hafta sonu uyanma zamanı gecikmesi, hafta içine göre, ortaokul yaşlarındaki çocuklarda 1.5-3 saat kadar iken, bu fark lise çağındakiler için 3-4 saattir. Bu veriler, ergenlerin geç yatıp geç kalkmaya eğilimli olduğunu gösterir. Düzensiz uyku alışkanlıkları bazı ergenlerde uyku bozukluklarının oluşumuna katkıda bulunabilirler.

    Uykuya geçme sırasında anne babanın varlığı, uyku saatlerinde değişikler yapma, tatile/yolculuğa çıkma, birlikte uyuma, aşırı müsaade edici ve sınırsız anne baba tutumları, anne baba arasında çelişik tutumların olması, gerçekçi olmayan anne baba beklentileri ve uyku öncesinde çocuğun beslenmesi/emzirmesi gece uyanmalarını etkileyebilir ve bakım verenler ile ilgili durumlardır. Benzer şekilde, küçük çocuklarda, güvensiz anne çocuk bağlanması, anne baba anksiyetesi ve depresyonu gece uyanmaları açısından risk etkenleridir.

    Tıbbi durumlar (ör. reflü, ağrı, enfeksiyon, alerjiler, huzursuz bacak sendromu, seperasyon anksiyetesi, diş çıkarma, karşı olma karşı gelme bozukluğu, ilaç kullanımı), tipik gelişim dönemlerinin kazanılması (örneğin hayal etme becerilerinin kazanılmasıyla gece korkuları artabilir; otonomi ve bağımsızlık ihtiyacının artmasıyla gece yatmaya direnç geliştirebilir), çocuğun biyolojik ritmi (gece kuşları) ile uyku döngüsü açısından anne baba beklentilerinin uyuşmaması, çocuğun zor bir mizacının olması uykuya yatmasını, uyanma sıklığını veya kendini yatıştırma becerisini olumsuz etkileyebilir ve daha çok çocukla ilgili etkenlerdir. Uyku odasının sessiz, ısısının ve ışığın uygun olması, yatağın rahatlığı gibi çevresel özellikler çocuğun uykusunu etkileyebilir.

    Uyku alanında sorun yaşayan çocukların ve ergenlerin mutlaka bir çocuk ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Oyun ve bilgisayar bağımlılığı

    BİLGİSAYAR VE OYUN BAĞIMLILIĞI

    Gelişen teknoloji, insanların yaşam tarzlarını ve alışkanlıklarını hızla değiştirmektedir. Hızımız arttı, şehirler birbirine yaklaştı, dünya küçüldü. Toplumların kültürleri de birbirine yaklaştı ve geçirgenlikler olmaya başladı. Bilgisayar başındaki çocuklar ve gençler, anne babasının yerel kültüründen etkilendiği gibi; sanal dünyada oluşan yeni bir kültürden de etkilenmektedirler.

    Oyun, çocuğun sosyal ve akademik olarak gelişmesini sağlayan araçtır. Çocuk için oyunlarda ödüller vardır ve bu durum çocuğun oyun oynamaktan zevk almasını sağlar. Çocuk, oyun oynarken kendini fiziksel ve zihinsel olarak kendini geliştirebilir ve yaşamda karşılaştığı her şeyi oyun haline getirerek bundan zevk alabilir. Çocuğun oyundaki ödülleri, bir aşamayı geçmek, arkadaşını yenmek ve takdir toplamak gibi örneklendirilebilir.

    Bilgisayar oyunları, dışarda oynanan oyunlardan daha fazla ödül ve renklilik içerir. Bütün oyunlar çocukların onlara bağlanması için beynin rekabetçi tarafına seslenmektedir.

    Artık günümüzde büyüyen şehirlerle kaybolan oyun ortamları çocukları eve kapatmıştır. Bilgisayar oyunlarına mecbur kalan çocuklar, oyun oynarken de arkadaşları ile sohbet etmektedir. Internet üzerinden sosyalleşme öyle bir duruma gelmiştir ki yan yana gelen çocuklar adeta konuşmayı unutmuş gibi sessiz kalmaya başlamışlardır. Önlerinde klavye ya da mikrofon olmadan konuşamaz olmuşlardır.

    Bilgisayar karşısında sanal bir dünyada yetişen gençler için gerçek dünya, erişkinlik dönemlerinde çok zor ve sıkıcı gelecektir. Bilgisayar oyunlarında, level geçince verilen ödüllere alışmış genç, artık uzun eğitim ve uzun çalışma saatlerinden sonra başarı yani ödül almak zorundadır. Uzun vadede bu gençler, hazıra alışkın hiçbir şey için emek vermek istemeyen, sebatsız insanlar olurlar.

    Her geçen gün internet kullanımı artmaktadır. 1993 yılında yaklaşık 1 milyon kişi internet kullanırken, günümüzde bu sayı 2 milyar kullanıcıyı geçmiştir. İnternet kullanımı arttıkça internet üzerinden oyun oynama, facebook, twitter gibi sanal ortamlarda vakit geçirme süreleri ve sanal dünya üzerinden tanışmalar da artmıştır. Hatta sanal ortamdan gençlere terör propagandaları yapılmakta ayrıca cinsel tacizlere uğramaktadırlar.

    İnternetin ölçüsüz ve bilinçsiz kullanımı çocuk ve gençlerin fiziksel ve ruhsal gelişimini bozar. Bilgisayar başında hareketsiz kalan çocuklarda şişmanlık problemi ve omurga sıkıntıları oluşabilir.

    Ayrıca internet çocukların ve gençlerin okul başarısını ciddi şekilde etkileyebilir. Ders çalışma zevki tamamen bitebilir ve yüksek not almak artık onu motive etmeyebilir.

    Artık dünyada bilgisayar ve internet bağımlılığı diye bir hastalık vardır ve git gide yayılmaktadır. Bilgisayar bağımlıları zamanlarının çok büyük bir kısmını bilgisayar başında geçirirler. Yemek yemek, ders çalışmak, aileyle sohbet ve hatta uyumak bile onlar için vakit kaybıdır. Bilgisayarı bırakıp okula gitmek bile istemezler. Rüyalarında hep oynadıkları oyunla ilgili şeyler görürler. Oyun içinde bütün duyguları yaşarlar. Oyun, gerçek dünyadan daha fazla önemli olmaya başlar. Artık bütün işleri aksamaya başlar, okuluna geç gider, ödevini yapmaz, gitmesi gereken randevularına gitmez… Arkadaşlarıyla görüşmeyi azaltır. Yetişkinlerde boşanmaya kadar giden süreçler olabilir.

    Uzun süre oynanan internet oyunları bağımlılığı çok arttırır. Özellikle strateji oyunları 24 saat oynanabilir ve bağımlı yapar. Ayrıca şiddet eğilimini arttırır. Evde anne babayla , kardeşlerle kavgalar başlayabilir.

    İnternet ve oyun bağımlılığı bazı hastalıklarla beraber görülür. Özellikle sosyal fobi, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu, alkol ve madde bozukluğuyla beraber sıktır.

    Hasta artık internet başında olmayınca, yoksunluk belirtileri gösterir. İşine konsantre olamaz. Oyun oynayabilmek , internetin başına geçebilmek için anne-babasına ve çevresine yalan söylemeye başlar. Çocuklarda oyundaki karakterleri yükseltebilmek için evden hırsızlık bile yapabilir. Duygulanımı değişir, depresyon, anksiyete gibi hastalıklar yaşayabilir. Oyunda bir aşamayı geçememek ciddi hayal kırıklıklarına ve depresyona neden olabilir.

    İlerleyen vakalarda oyundan artık eskisi kadar keyif almamaya başlar, oyun ve internet başındaki süreyi arttırır. Gerçek kişiliğinden farklı bambaşka bir insana dönüşmeye başlar.

    İnternette oyun bağımlılığı dışında sanal ortamlarda chat yapma, alışveriş, hackerlik yapma, internette kumar-iddia oynama gibi çeşitli bağımlılıklar da olabilir.

    Neler yapılmalıdır: İnternet ve oyun bağımlılığı olanların anne babalarıyla işbirliği yapmak gerekir. Tamamen interneti ve oyunu yasaklamak çözüm değildir.

    Aileler çocuğun ve gencin ilgisini çekebilecek başka faaliyetler bulabilmek için araştırma yapmalıdır. Bundan da önce bir doktora giderek hep beraber tedaviyi organize edecek bir plan oluşturulmalıdır. Çocuğun ve gencin, sosyal ve spor faaliyetleri bilgisayar başında en çok kaldığı saatlere kaydırılırsa, bilgisayar başında kaldığı süre bir miktar azaltılabilir. Hasta ile anlaşarak bilgisayar başında kalma süresi kısıtlanabilir. Kısıtlanan bu süre bitince anne-baba zorla da olsa bilgisayarı kapatır. Başta çok zorluk çekseler bile zamanla bu alışkanlık oturacaktır.

    Ayrıca eşlik eden dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, depresyon gibi hastalıklar doktor tarafında tedavi edilmelidir.

    Tatillerde, gezilerde özellikle çocukların bilgisayardan uzak tutulması gerekir. Anne baba da bilgisayardan uzak durmalıdır.

    Terapilerle hastanın internet başında geçirdiği süreler, kendisiyle de anlaşarak yavaş yavaş, dakika dakika azaltılmalıdır. Azaltılırken yaşadığı zorluklar konuşulmalı ve çözümler bulunmalıdır.

    Ailelerin çocuklarıyla birlikte internette biraz vakit geçirmesi faydalıdır. Çocukla internette sörf yapıp çocuğun durumunu takip eder ve oluşacak sorunlara yardım edebilir. Bilgisayar, salon gibi göz önünde bir yer de anne-babanın kontrolünde durmalıdır. Bilgisayar başındaki süreyi kısıtlayın. Çocuk ve gençleri internetten gelecek zararlar konusunda uyarın. İnternette neler yaptığını konuşun. Size bir şeyler öğretmesine izin verin. Güvenlik programları alın ve bu konularda bilgisayar uzmanlarına danışın.

    Özellikle sorunlu çocuk ve gençlerde, ailelerin bilgisayar bağımlılığı konusunda uyanık olmaları gerekir. Tam bir bağımlılık gelişmeden önce fark edilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır.

  • İştahsız çocuk ve reçete!

    Az besin tüketen, zor ve seçici yemek yiyen çocuklara iştahsız çocuk denir. Ailede özellikle annede ciddi kaygılara yol açar. Anneler, çocuğun kilosunun ve yeme alışkanlıklarının O’nun gelişimini ve ilerideki yaşam tarzını etkileyebileceği yönünde endişelere sahipler. Biz çocuk hekimleri içinse önemli olan; Ailenin bu konudaki algısının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve altta yatan organik bir hastalık olup olmadığıdır. İşin aslında iştahsız çocukların boy ve kiloları yaşıtlarına göre daha düşük olabilir. Ancak hayatta kalma güdüleri vücutlarının ihtiyacı olan gıdayı kendileri için uygun olan miktarlarda tüketmelerini sağlayacaktır. O’na güvenin … *İştahsızlığın temeli anne karnında başlar. Annenin gebeliği ve sonrasında da emzirme döneminde annenin beslenmesinde yer alan tat ve kokular, gebelikte amnion sıvısı ile sonrasında da süt yoluyla bebeğe geçer. Bu geçiş bebeğin ek gıdaya adaptasyonunu belirler.

    *Yapılan çalışmalara göre; Anne sütü kısa süreli alan çocuklarda iştahsızlık daha fazla olur.

    *Sindirim sisteminin yeterli olgunluğa erişmeden, erken ek gıdaya başlama besin allerjisi riskini ve iştahsızlığı kolaylaştırır. Böyle çocuklar yeni bir gıdaya zor alışırlar.

    *Uzun süren püreli beslenme, katı gıdaya geç başlama ve aile bireyleri ile sofrada birlikte yemek yemeye geçişin geç olması da iştahsızlığa zemin hazırlar.

    *Çocuk acıkma belirtisi göstermeden belli aralıklarla beslenmeye çalışmak da bu süreci tetikler. Özellikle erken doğan çocukların anne babalarında bu tür kaygılar sık görülür.

    *Boğulma, zorlayarak beslenme gibi yemek saatlerinin travmatik sürecide iştahsızlığı tetikleyebilir.

    SÜRECİ YÖNETME , TUTUMLAR

    Yemeye zorlamak, tehdit,rüşvet hiçbir zaman iyi bir fikir değildir. Her zaman kaybedersiniz.

    Sizin göreviniz ona sağlıklı yiyecek seçeneklerini uygun zaman ve uygun yerde sunmaktır.

    Onun ise ; Neyi, ne kadar yiyeceğine izin vermektir.

    Eğer sağlıklı seçenekler sunarsanız ; kendileri için gerekli yeterli besini kendiliğinden seçerler. Çünkü hayatta kalma güdüleri ihtiyacı olan gıdayı en uygun miktarda tüketmelerini sağlayacaktır. Bu yüzden onun doğal iştahına güvenmeniz ve yemeğini kendisinin düzenlenmesine izin vermeniz çok önemlidir. Onu zorlarsanız vücudun açlık-tokluk sinyallerini tanımasına ve vücuduna saygılı olmasına engel olursunuz. Buda ileride obezite ve hatta sigara bağımlılığı gibi bağımlılıkların oluşmasını sağlar.

    Ne yiyeceği konusunda zorlamaya, kandırmaya ve hatta yorum yapıp tehdit etmeye gerek yoktur. Sizin göreviniz sağlıklı yiyecekler sunmaktır ! Gece 23:00 ‘de o istedi diye makarna yapmak değildir !

    Bazı çocuklar belli yiyeceklere karşı nefret geliştirebilir yada zaman zaman belli yiyecekleri çok arzulayabilir. Bu seçimler fiziksel ihtiyaçlarını yansıtır, endişelenmeyi gerektirmez..

    Bazı çocuklar karışık yemeklerden hoşlanmaz o yiyecekleri teker teker daha zevkle yer. Bazıları yiyeceklerin görüntüsünden ve kıvamlarından etkilenir. Mesela karabiber serpilmiş yemek kirli gelebilir yada dışkıdan korkan bir çocuksa dışkıya benzettiği hiçbir yemeği yemez. Bazen de kardeşi olan çocuklar bebek maması gibi yemek isteyebilirler.

    Bu tür mızıldamaları sorun edip çatışma haline getirmezseniz bir süre sonra kendiliğinden geçer. Bu süreçte ona yardımcı olmak yemeğin görüntüsünü değiştirip cazip hale getirmek yeterli olur.

    Bir çoğumuz iş yada sosyal nedenlerle yemek yediğimiz için vücudumuzun açlık, tokluk sinyalini kaybetmişizdir. Üstelik çoğu zaman yemeğimizi sağlıksız ve hazım sorunlarına yol açan gıdalarla geçiştiririz. Aslında çocukların vücutlarının besin ihtiyacını belirleme ilişkileri biz yetişkinlerden daha iyidir.

    Kabul etmek zor olsada arada sırada yemek yiyen 4 yaşındaki çocuğunuz optimum besini alırken, günde 3 öğün yiyen bizler ihtiyacımız olandan daha az yada daha çok besin alıyor olabiliriz.

    İŞTAHSIZ ÇOCUĞA ÇÖZÜM

    1) Anne – Baba (YANİ SEN ) : Neyi ,Ne zaman, Nerede vereceğine

    Çocuk (YANİ O ) : Ne kadar , Neyi yiyeceğine karar vermeli !

    2) Yaşına uygun ve küçük miktarlarla başla ! sevmediği yiyeceği zorlama sonratekrar dene!

    3) Gürültüsüz sakin ortamda besle!

    Mama sandalyesinde ve masaya yakın tut! tv-oyuncak gibidikkatdağıtıcılardan uzak dur !

    4) Öğünler arası 3-4 saat (O’nun açlık sinyallerini öğren )

    Öğünler arası atıştırmaya izin verme!

    Öğün arası meyvesuyu-sütü kısıtla , susadığında sadece su ver.

    5) Yemeğe 15 dakika içinde başla! 30 dakikayı geçme !

    6) Yemek saati eğlenceli olmalı, çocuklar taklitle öğrenirler bu nedenle iyi bir rol model olmak adına yemekte eğlenceli zaman geçir ! Seni kızgın ve mutsuz görmek onu etkiler.

    Baskı, ikna, yalvarma, rüşvet, tehdit yok ! Yiyecekle ödüllendirme !Yiyecek dışı ödüller olabilir.

    Öğünler arası oyun, iştahı açar ancak ağır oyun olmamalı yorgunluk yapar

    Bağımsız yemesine izin ver ! çevreyi kirletmesine göz yum !

    Aşırı yemek seçiyorsa ilgili besini çok az vererek başla ! Önce sen kendi tabağına koy ve çocuk onları yemeye istekli olduğunu görsün ! O’nu zorlamamalı, en az 10 – 15 kez denenmeli, sevdiği yiyeceği az miktarda karıştırılıp verilmelisin

    2-5 yaş arasında ki çocukda büyüme hızı yavaşlar , iştah değişken olabilir.Ancak az ve seçici yesede genelde kendisi için gerekli besini alır. ENDİŞELENME ! SABIRLI OL !

  • Blw beslenme yöntemi

    BLW beslenme yöntemi son yıllarda ülkemizde oldukça moda olan bebeklerde ek gıdaya geçiş yöntemi olan bir beslenme şeklidir.

    Kelimenin anlamını inceleyecek olursak BLW İngilizce “ Baby Let Weaning” kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkçeye tercüme edersek “Bebeği Bırak Yesin “.

    BLW süreci bebeğin ek gıdaya geçiş süreciyle başlıyor ve bebeğe kendi kendine yemek yemeği öğretiyor.

    BLW Yöntemi (BKY) Neden Önemlidir?

    Tatile gittiğinizde görürsünüz, genellikle Türk çocuklarının anne-babaları sürekli ellerinde bir kaşıkla, çocuğa oyunlar yapıp kandırarak, bazen de peşinden koşarak, televizyonun önünde yemek yedirmeye çalışırlar. Yanındaki masaya bakarsınız bir Alman, Fransız veya Amerikalı aile yine 2-3 yaşlarında bir çocuk, elinde çatalıyla ya da bazen eliyle, hiçbir müdahale olmadan gayet rahat yemeğini yer. Sizce yabancı çocuklar çok akıllı da bizimkiler mi aptal? Tabii ki bizim çocuklarımız da en az yabancıların çocukları kadar akıllı. Aramızdaki tek fark yabancılar, özellikle gelişmiş ülkedeki yabancılar çocuklarına 7-8 aydan itibaren yemek konusunda özgürlük tanımış, mümkün olduğunca, çocuğun kendi kendine yemesine olanak sağlamışlardır. Eğer siz de Blender ile tatile gitmek, çocuğunuzun peşinde yemek yedirebilmek için koşturmak istemiyorsanız, çok da geç kalmadan BLW yöntemini denemenizi öneririm.

    Türkiye de BLW Yöntemi neden yeterince uygulanamıyor.

    1. Türk anneleri biraz titizdir ve etrafın kirlenmesi onları rahatsız eder.

    2. “Bırak kızım bu yöntemi bu daha bebek kendi kendine yemek yiyemez, ver bakin şu kaşığı bana” diyen anneanne ve babaanneleri duyar gibiyim.

    3. Henüz bu yöntem Türkiye de çok bilinmiyor

    4. Bunun en önemli sebeplerinden birine gelince, bir şeyler yerken bebeğin boğulacağına dair duyulan endişedir.

    BLW, aslında yeni bir yöntem değildir. Asırlarca bebekler bu şekilde ek gıdaya geçmiştir. Günümüz şartlarında Dünya Sağlık Örgütü, ilk 6 ay bebeklerin sadece anne sütüyle beslenmesini, yeterli anne sütü olmadığında mamalarla bu açığın kapatılmasını önerir. Bu şekilde tamamlayıcı beslenmeye 6. ayda geçildiğinde bebekler kendilerini besleyebilecek olgunluğa erişmiş olurlar.

    Bebek yemek yerken dik oturmalı

    BLW yöntemine başlarken bebeğin destekli ya da desteksiz olarak dik oturabilmesi

    Ve mama sandalyesinde tek başına oturabilir durumda olması önemlidir.

    Mevsim sebzelerine öncelik verin

    Bu şartlar sağlandığında, ilk olarak mevsim sebzeleri eliyle rahat tutabileceği (yaklaşık 5 cm uzunluğunda parmak şeklinde) büyüklükte hazırlanarak bebeğe sunulur. Öncelikle sebzelerle başlanmasında amaç; bebeğin ilk tattığı yiyecekler meyveler gibi şekerli besinler olduğunda şekerli gıdalara alışıp diğerlerini reddetmesine engel olmaktır.

    Bebekler besinleri ellerine almalı

    Buharda, fırında ya da tavada pişirme yöntemi kullanılsa da bebek kendine sunulan yiyeceği tutarak, koklayarak, tadına bakarak keşfeder. Bu süreç tamamen bebeğin yiyeceği tanıması ve öğrenmesiyle geçer.

    Zorla yemek yedirmeye çalışmayın. Damak tadına saygı duyun

    Bir yaşına kadar ana öğünü anne sütü veya formül mamadır. Ek gıda doyumluk değil tadımlıktır. BLW, bebeğin öncülüğünde ilerlemesi gereken bir yöntem olduğu için asla beslemek için zorlanmamalı, tercihlerine saygı duyulmalıdır.

    Aynı besinlerle beslenmesine özen gösterin

    Bebek, hazır olduğunda ve güvendiğinde aşama kaydedecek ve yiyecektir. İlk denemelerde üst üste aynı gıdanın bebeğe sunularak hem bebeğin tatları öğrenmesi hem de olası alerjik tepkilerin gözlemlenmesi sağlanır.

    Bebekler yemekleri nasıl yemeli?

    Başlangıçta bebeğin yiyeceği eline alıp hissetmesi, koklaması için eliyle yemesi uygun olacaktır. 9-10 aylık olan bebeğe, uygun kaşık ve çatalı yiyeceklerin yanında sunmak bu alışkanlığı kazanması için faydalıdır. Beraber yemek yediği erişkinleri model alarak öğrenmesi kolaylaşacaktır. Genellikle 12-14 aydan sonra bebekler önce çatal, sonra kaşık kullanacak yeterliliğe ulaşırlar. Bu yöntem sayesinde bebekler, kendi beslenmesinden sorumlu olan, neyi ne kadar yiyeceğine kendi karar veren, yemekle arasında olumlu bir bağ kuran bir birey olurlar.

    BLW’de besin nasıl hazırlanılır?

    • Bebekler ek gıdaya geçtikleri ilk aylarda genel olarak her şeyi ağızlarına götürürler. Bunu beslenme amaçlı yapmasalar da farklı gıdalar sunarak değerlendirmek faydalı olacaktır.

    • BLW’ye özel bir pişirme yöntemi bulunmuyor. Ancak ek gıdaya ilk geçiş aşamasında sunulan gıdalar, bebeklerin avuçlarıyla kavrayabilecekleri boyutta ve damaklarıyla ezebilecekleri yumuşaklıkta hazırlanmalıdır. Bu kıvamı sağlamak için en sağlıklı yöntem buharda pişirmedir. Gıdalar bu şekilde besin değerlerini önemli ölçüde korumuş olur. Ayrıca fırında pişirerek de lezzetli besinler hazırlanabilir.

    • Önemli olan, bebeklerin rahatlıkla kavrayıp tutabilecekleri ve yiyebilecekleri sağlıklı gıdalar sunmaktır. Meyveler, kesilerek ve buharda yumuşatılarak verilebildiği gibi, bütün halinde de sunulabilir. Bu bebeğin öğrenme sürecini de destekleyecektir. Öncelikle meyvenin şeklini ve dokusunu öğrenerek başlar, sonrasında görebileceği bir yerde kesilerek tadını da öğrenmesi sağlanabilir.

    Sıvı gıdalar nasıl verilmeli?

    BLW yönteminde, kaşıkla beslemek uygun olmadığı için sıvı gıdalar küçük, kırılmayacak fincan ya da bardaklarla bebeğe sunulur. İlk denemede; bebek yaklaştığında, bardağa eğim vererek, sıvıyı ağzına doğru yönlendirmesine yardımcı olunur. İstediği kadar içmesi sağlanır, istemediğini gösteren hareketler yaptığında kesilir. İlerleyen günlerde bebeğin bardağı tutup ağzına götürmesine de izin verilmelidir.

    BLW Yönteminin Faydaları

    *Özgüven oluşumunu sağlama. Kendi başına yemek yemesi, ne yiyeceğine ve ne kadar yiyeceğine kendi karar vermesi ile birey oluşumunun alt yapısı hazırlanmaktadır. Bu sayede kaşık ile beslemek yerine kendi kendine yemesini izlemek ebeveynler için de mucize gibi görülmektedir.

    * Çiğneme becerisini elde etme. Çiğneme ve yutma eylemlerini yapabilmek bebeklerin daha kısa sürede normal hayata adapte olmasını sağlayacaktır.

    *Pütürlü yiyeceklere hızla alışma. Püreye alışan çocuklar küçük pütürleri dahi kabul etmeyecek ve midesi bulanacaktır. Ama BLW yöntemini tercih eden bebekler daha çabuk pütürler ile tanışacak bu sayede de yemek yerken mide bulantısı yaşamayacaklardır.

    * Aynı anda yemek yeme saati oluşturma. Hem siz hem de bebeğiniz eğlenceli bir ek gıda saati geçirebilirsiniz. Bebeğinizin ağzına devamlı dolu bir kaşığı uzatmakla, ağzından geri attıklarını toplayarak yeniden yedirmeye çalışmakla uğraşmadan aynı anda ikiniz de yiyebilecek ve keyifli anlar yaşayabileceksiniz.

    * Pozitif ek gıda saatleri oluşturma. Yemek saatlerini iple çeken ve mama sandalyesine otururken ağlamayan bebekler hayal ediyorsanız mutlaka ona bu özgürlüğü tattırın. Çoğu bebek mama sandalyesine otururken hatta gördüğü anda ağlamaya başlamaktadır. Mama sandalyesi, bebeğin gözünde bir işkence koltuğu gibi hal aldıysa sorunu bebeğinizde değil kendinizde aramalısınız.

    Damak tadı oluşumunu sağlama. Örneğin bir sebze çorbası veya püresi hazırlıyorsunuz. İçinde bezelye, patates ve havuç var diyelim. Pişirip blender ile püre haline getirdiğiniz bu gıdaların tek tek tatlarından habersiz olan bebeğiniz karışık renkli ve tatlı bir besin ile karşılaşacaktır. Fakat aynı sebzeleri blender ile geçirmeden önüne koyduğunuzda bezelyenin yuvarlak yeşil bir besin olduğunu görebilecek, parmakları ile tutmaya çalışıp yiyecek ve tadına varacaktır.

    İnce motor gelişimi destekleme. Az önceki örnekte verdiğim bezelyeyi düşünün. Bebeğinizin parmakları ile bezelyeyi tutma eylemi göstermesi onun için erken gelen büyük bir başarı olacak ve ince motor gelişimi desteklenmiş olacaktır.

    *5 duyu organı da harekete geçirme. BLW Yöntemi sayesinde bebekler tüm duyu organlarını kullanarak yemek yemekte ve daha hızlı öğrenebilmektedir.

    *El göz koordinasyonu sağlama. Eliyle tuttuğu bir yiyeceği ağzına götürmesi onun dengeli hareketler yapmasını desteklemektedir.

    Bebeği kandırma çabasını sona erdirme. Ebeveynlerin ödül, ceza, oyun, yalan gibi hiçbir zararlı yönteme başvurmasına gerek kalmayacaktır. Yersen bunu sana veririm, yemezsen bunu izleyemezsin, yemezsen arkandan ağlar, yemezsen öcü gelir vs. gibi klasik ama bir o kadar da yanlış yöntemlere gerek kalmayacaktır.

  • Ailelerin Korkulu Rüyası Olan Uyku

    Ailelerin Korkulu Rüyası Olan Uyku

    Uyku hem çocuklar için aileden uzak kaldıkları süreler demektir, hem de aileler açısından çocuğun temel ihtiyacı olduğundan korkulu rüyaları olabilmektedir. Her şeyden önce anne ve babanın çocuklarının yanında sakin, yapıcı ve pozitif olmaları gerekmektedir. Eğer uyku çocuğa bir ceza gibi yansıtılırsa bu çocuğunuzda olumsuz bir izlenim bırakacaktır. Bunun doğal bir süreç olduğu ve her ailenin zorluklar çektiğini kendinize hatırlatınız.

    Uyku eğitimi verirken nelere dikkat etmeliyim?

    Uyku-uyanıklık döngüsünü düzene oturtmanın zaman alacağı unutulmamalıdır. Bu düzeni sağlarken de yatak zamanını çağrıştıracak ritüeller geliştirilebilir. Örneğin; uyku öncesinde bir masal okunması, diş fırçalanması vb. gibi düzenli yapılan aktiviteler uykuya geçişi sağlamada kolaylık sağlayacaktır.

    Sabırlı olmanız gereken bu önemli evrede çocuğunuza yeni bir davranış kazandırmak adına ona eğitim verdiğinizi unutmayınız. Burada yapılmaya çalışan şey; nasıl ki ayakkabısını giymeyi çocuğunuza aşama aşama ve sabırla; tekrar tekrar deneyerek öğretiyorsanız, burada da yeni bir davranış kazandırıyorsunuz.

    Evde bir uyku saati düzeni oturtulması da gereklidir. Örneğin; öğle uykusu 13.00 ve akşam 21.00 gibi. Diğer aile bireylerinin de bu saatlere uyumu söz konusu olursa rahatlıkla ilerleme kaydedilecektir. Ancak; bir gün düzen oturtup bir gün başka saatte yatırılıyorsa bu çocuğun o rutinini bozan bir davranış olacaktır ve ne kadar süre uygulamış olursanız olun sürece en başından başlıyor noktasına varacaksınızdır.

    Uyku saati öncesinde hareketli aktiviteler, onun sevdiği şeyler ve aklının kalacağı etkinliklerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışınız. Siz enerjisini atsın ve uykusu gelsin gibi düşünebilirsiniz fakat uyku bu sefer çocuğa sanki onu o eğlenceli aktivitelerden mahrum bıraktıran bir ceza gibi gelecektir ve uykuya geçmemek için direnç gösterecektir.

    Yatağında uykuya dalma davranışı geliştirilmelidir. Çünkü evin başka kısımlarında uyuyakalıp sonrasında ebeveynleri tarafından odasına taşınıyorsa bu ileride sık sık uyanma sorununa neden olabilmektedir.

    Tüketilen yiyecekler de uyku üzerinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Uykuya geçmeden birkaç saat öncesinde kesinlikle yemek miktarının fazla olduğu, özellikle uykuyu bozabilecek; cips, çikolata, kola gibi gaz yapan yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalıdır ki uykunun sürdürülmesi de rahat olsun.

    Uykuya geçişi kolaylaştırıcı içecekler olarak ballı süt ve rezene çayı tüketilebilir. Ancak çocuğunuzun süt hassasiyeti olup olmadığından emin olarak ona içirmelisiniz.

    Çocuğunuzun yattığı odanın ortamı da bu bünyede çok önemli bir yere sahiptir. Odada beyaz ışık olmaması –sarı & mavi gece lambası kullanılabilir-, diğer odalardan gelen ışığın odaya yansımaması, gürültü olmaması(insan sesi, televizyon sesi gibi) ve oda ısısının 24 derece civarında olması uykunun geçişini ve kalitesini arttırmaktadır.

    Uyku sorunu bazı çocuklarda fobiler nedeniyle ortaya çıkıyor olabilir. Karanlık ve hırsız fobisi olan çocuklar uyumayarak ya da aileleriyle birlikte uyuyarak güvende kalmaya çabalıyor olabilirler. Bazı çocuklar ise ayrılık kaygısı yaşadığı için uykuya dalmada ya da uykuyu sürdürmede sorun yaşıyor olabilirler. Aileyle olan ilişki burada büyük önem taşımaktadır. Bu gibi durumlarda mutlaka psikolojik destek alınması gerekmektedir.

    Bazı çocukların cildi hassas olması nedeniyle uykuya geçiş zor olmaktadır. Burada kullanılan yastık kılıfı, nevresim ve seçilen örtünün kumaş dokusu rahatsız etmeyecek şekilde olmalıdır.

    Çocuğa güven vermesi açısından uyurken yanında bulundurduğu bir oyuncak ayı, yastık, bebek, hayvan figürü gibi şeyler uykuyu sürdürmesi açısından da yardımcı birer unsur olacaktır.

    Gece uykularının bölünmesi ve tekrar kendiliğinden uykuya dalma normal bir davranıştır. Ancak aileler gece uykusu bölününce; yanına alma, ayakta sallama, sarılarak uyutma gibi davranışlar geliştirirse bu sefer ileride bu davranışı kırmak zor bir hal alacaktır. Eğer bahsedilen bir bebekse; 4 aylıktan sonra geceleri emzirmek gerekli değildir, hatta bebeğin kaliteli bir uyku almasını engelleyici bir davranış olacaktır.

    Gündüz uyku saatleri için de 6 aylıktan sonra 1 kez gündüz uykusu yeterlidir. Buna da aşamalı olarak azaltarak geçilmelidir. Çünkü yaş ilerledikçe uzun saatler gündüz uykusu devam ederse bu sefer gece uykuya geçiş saati çok geç olacaktır.

    Çalışan anne-babaların çocuklarındaki uyku problemlerinde ise anne-babanın gün içerisinde çocukları ile zaman geçirmeleri çok önemlidir. Çünkü sadece anne-babasına akşam kavuşan çocuk, onları bırakıp uykuya geçmeyi tercih etmeyecektir.

    Unutmayın, uyku eğitiminde sistemin oturtuncaya kadar her şey ilk başta daha kötüye gidebilir. Ama çocuğunuzun yaşına ve karakterine göre uzun olmayan bir sürede sonuç alırsınız. Rutine girdiğini düşünürken zaman zaman geriye dönüşler de olabilir. Bunların sizi yıldırmasına izin vermeyin.

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel davranışçı kurama göre bireyler yaşadığı sorunları, olumsuz duyguları ve düşünceleri objektif olarak algılayamadıklarından ruhsal problemler ortaya çıkmaktadır.

    • Psikolojide bilişsel davranışçı için yapılan diğer bir tanım ise; “olayları olduğu gibi değil, olduğunuz gibi algılarsınız”.

    Bilişsel davranışçı terapinin asıl amacı;

    Danışanın aklındaki yanlış algılanmış, çarpıtılmış, olumsuzlaştırılmış düşünceleri fark etmesini sağlamak ve yerine gerçekçi, sorun çıkartmaktan ziyade sorun çözmeye odaklı bir düşünce biçimi yaratmaya çalışmaktır.

    Bir vaka örneği ile açıklamak gerekirse ;

    Mehmet Bey daha önce çalıştığı iş yerinden “ekonomik zorluklar nedeni ile küçülmeye gidilecektir” açıklaması ile çıkarılmıştır. Tamda o gün işe geç kalmıştır ve patronu ile aralarında ufak bir tartışma çıkmıştır. Bu yüzden de Mehmet bey işten çıkarılma sebebinin işe geç kalması olduğunu, yapılan açıklamanın bir bahane olduğunu düşünmektedir. Şuanda yeni iş yerinde mesai saatlerine çok dikkat etmektedir. Sürekli geç kalma endişesi yaşadığından sabahları işyerine erkenden gitmekte, alarmın çalmama ihtimaline karşı birden çok, farklı alarmlar kurmaktadır.

    • Böyle bir durumda psikoterapide terapist danışanın olumsuzlaştırdığı çarpıttığı düşünceyi tekrardan yapılandırmasını sağlamaktadır.

    Örneğin patronun aslında o gün çok farklı sebeplerden dolayı sinirli olabileceğini, çıkan tartışmanın işe geç kalmaktan kaynaklı olmama ihtimalini, tamamen tesadüfi denk geldiğini dolayısıyla işten çıkarılma sebebinin işe geç kalma ile hiçbir alakası olmadığını danışanın mantığına oturtarak daha gerçekçi algılamasını sağlamaya çalışmaktadır.

    BDT Terapilerinde danışan ve terapist iş birliği içindedir.

    • Terapist, danışanın öğrendiği bilgileri uygulamaya aktarabilmesi ve sorumluluk duygusu kazanarak sonraki sorunlar ile baş etme becerisini öğrenmesi için “ev ödevleri/görevleri” verebilmektedir.
    • Psikoterapi süreci geçmiş ve gelecek değil “Şimdiki An’a ve Mevcut Soruna” odaklıdır.
    • Mevcut durumdaki sorunları ile baş etme becerilerini öğrenen bireyler geçmiş ve gelecek sorunlarınıda çözümleme becerisi elde edebilmektedirler.

      Bilişsel Davranışcı Terapi’nin Etkili olduğu Alanlar

      Yapılan araştırmalar Bilişsel Davranışcı Terapinin etkinliğini kanıtlamıştır.

      İçgörü sahibi olan her yaş grubundan bireylere uygulanabilmektedir.

    • Yeme Bozuklukları (anoreksiya nevroza,bulimia vs.)
    • Fobiler
    • Depresyon
    • Cinsel işlev Bozukluğu
    • Somatik (bedensel) bozukluklar
    • Öfke Kontrolü
    • Anksiyete bozukluğu
    • Panik Atak
    • İletişim sorunları.
  • Grip olma aşı ol

    Grip olma aşı ol

    Neden Grip Aşısı Olmalıyız?

    Grip aşısı gribe yakalanma riskini azaltarak grip olsak ta hastalığı hafif geçirmemize olanak sağlar. Grip aşısı kalp krizi riskini yarı yarıya düşürür. Grip vücutta akut enflamasyona neden olur, koroner damarlardaki aterosklerotik plakların stabilizasyonunu bozar ve bu durum pıhtı oluşumunu kolaylaştırarak kalp krizine yol açar.

    Grip aşısı yaptırmak kalp krizinin önlenmesinde en az sigarayı bırakmak ve kolestrol ilaçları kullanmak kadar etkilidir. Kalp krizinin önlenmesinde genel öneriler şunlardır; sigara içilmemesi, sağlıklı beslenme, egzersiz, stresin azaltılması, kalp krizi riskini artıran diyabet gibi hastalıkların kontrolü, bazı hastalarda da aspirin kullanımıdır.

    Ayrıca kalp hastalarına kalp krizinden korunmada grip aşısı önerilmeli ve bunun önemi vurgulanmalıdır. Yapılan çalışmalarda kalp yetersizliği, doğumsal kalp hastalığı ve kapak hastalığı olanlarda aşı yapıldığı takdirde grip nedeniyle hastaneye yatırılma ve ölüm oranının önemli ölçüde azaldığı gösterilmiştir. Aşı yaptırmamız durumunda kendimizin yanı sıra çevremizde bulunan ve hastalığı ağır geçirme riski olan kalp hastalarını, akciğer hastalarını, küçük çocuklarımızı ve yaşlı yakınlarımızı da gribe karşı korumuş oluruz

    Grip Nasıl Önlenir?

    Grip aşısı gripten korunmada en etkili ve güvenli yöntemdir. Amerikan Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi ve Amerikan Pediatri Akademisi 6 aydan büyük tüm bireylereher yıl grip aşısı yapılmasını önermektedir. Gripten korunmada başka genel önerilerde bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla; gripli insanlardan uzak durmak, grip salgını başladığında aşısız iseniz kalabalıktan uzak durmak, elleri sık yıkamak ve yüzden uzak tutmaktır. Grip olduğunuzu düşündüğünüzde hemen doktorunuza müracaat ederek erken tedaviyle hastalığın uzun sürmesi önlenebilir.

    Kimler Mutlaka Grip Aşısı olmalıdır ?

    Gebeler

    5 yaşından küçük çocuklar (aşı 6 ay üzerindeki çocuklara yapılabilir)

    50 yaşın üzerindekiler

    Kronik hastalığı olanlar (Özellikle kalp hastaları, doğumsal kalp hastalıkları (tıklayınız), kronik akciğer ve böbrek hastaları, diyabetikler vb.)

    Bakım evlerinde yaşayanlar

    Yüksek riskli hastalarla birlikte yaşayanlar ve sağlık hizmeti sunanlar

    Gebeler Neden Grip Aşısı Olmalıdır ?

    Gebelerin grip hastalığını ağır geçirme ve hastaneye yatırılma oranı yaşıtlarından 4 kat daha fazladır. Bu nedenle tüm gebeler ve grip sezonunda hamilelik planlayan tüm kadınlar aşı olmalıdır. Aşı yapılan gebenin bebeği de 6 ay süreyle ve en az %50 oranda gripten korunmaktadır. Gebeye aşı yapıldığında bir taşla iki kuş vurma misali aşı hem anneyi hem de bebeği gripten koruyucu etki göstermektedir.

    Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalıdır ?

    Ülkemizde grip sezonu Aralık ayında başlar ve Nisan ayına kadar devam eder. Aşı için en uygun zaman Ekim-Kasım aylarıdır. Çocuklar 9 yaşın altında ve ilk kez aşı oluyorsa 4 hafta arayla 2 doz aşı yapılmalıdır. Bu nedenle ilk aşı en geç ekim aynın son haftalarında yapılmalıdır. Ancak riskli bireylerin bu ayları geçirmiş olsa bile grip sezonu boyunca grip aşısı yaptırarak kendilerini korumaya almaları önerilir.

    Grip Aşısı Grip Yapar mı ?

    Günümüzde en yaygın kullanılan aşı adaleye yapılan inaktif grip aşısıdır. Aşıda kullanılan virüsün proteinleri bağışıklık oluştururlar. Bu proteinler grip yapacak özellik taşımamaktadır. Diğer bir ifadeyle grip aşısı grip yapmaz. Ancak aşı yerinde hassasiyet, nadiren de hafif ateş ve sırtta kas ağrısı oluşturabilir.

    Grip aşısındaki yumurta proteini, alerjik reaksiyon yapamayacak kadar küçük miktardadır. Eski görüşün aksine yapılan çalışmaların ışığında yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı önerilmektedir.

    Grip Aşısının Kesinlikle Yapılmaması Gereken Durumlar Nedir ?

    Günümüzde en yaygın kullanılan aşı adaleye yapılan inaktif aşıdır. Kesinlikle aşı yapılmaması gereken durumlar;

    Grip aşısına bağlı daha önce gelişmiş tehlikeli alerjik reaksiyon (anaflaksi)

    Orta ya da ağır şiddette hastalık durumunda (aşının yan etkileriyle mevcut hastalığın bulguların karıştırmamak için iyileşme beklenmelidir)

    Grip aşısından sonraki ilk 6 hafta içinde Guillain-Barre sendromu denilen nörolojk bir hastalık geçirmiş olmak

  • Zamanı Neden Planlayamıyoruz?

    Zamanı Neden Planlayamıyoruz?

    Sosyal canlılar olmamız nedeniyle sorumluluklarımıza ayıracağımız zamanın yanında yakınlarımıza, arkadaşlarımıza da zaman ayırmak ve hoşlandığımız işleri yapmak, hobilerimizle ilgilenmek gibi gereksinimlerimiz de vardır. Ancak bu sorumlulukları yerine getirmek ya da sosyal ihtiyaçları karşılamak için zaman bulamadığından şikayet eden pek çok kişiyle karşılaşırız. Öte yandan pek çok kez çocuklarımızın, eşlerimizin, arkadaşlarımızın işlerini zamanında yetiştirememelerinden, söz verdikleri halde bekletmelerinden ve randevularına geç kalmalarından şikâyet eder dururuz. Bu şikâyetlere karşılık, işini yetiştiremeyen, karşıdakini bekleten ve randevusuna geç kalan bu kişilerin ise bunlara mazeret olarak sundukları mutlaka bir sorun vardır. Bu sorun kimi zaman trafik kimi zaman işlerin uzaması kimi zaman ise son anda yüklenen sorumluluklardır. Ancak zaman zaman olabilecek istisnalar dışında yapılacak olan işin, gidilecek olan yolun ne kadar zaman alacağı önceden kestirilebilir ve aslında hepimizin, yapmak istediğimiz işler için (elbette kabul edilebilir düzeyde) yeterli zamanı vardır. Peki, neden bir türlü işler yetiştirilemez ya da geç kalınır? Bu sorunun yanıtı “sunulan mazeretler” değil “zamanın yeterince planlanmaması” olacaktır. Zamanı doğru biçimde planlamayı öğrenmek, yaşamda sorumlulukların yanında ihtiyaçlarla da ilgilenebilmek ve stresten mümkün olduğunca uzak yaşayabilmek için gerekli bir adımdır.

    Amaçlarımızı, sorumluluklarımızı, kişisel ilgilerimizi ve sosyal yaşamımızın içerdiği etkinlikleri bir arada yürütebilecek bir biçimde organize edebilme becerisi “zaman planlaması” olarak adlandırılır. Bu beceri pek çok avantaj sağlamaktadır. Düzenli bir yaşam, başarı hissi, gereksiz yorgunluktan kaçınma, unutma, geç kalma durumlarının önüne geçilmesi, suçluluk duygusunun önlenmesi, hayatı kontrol duygusu ve belirsizliklerin oluşturduğu stresi ortadan kaldırma gibi pek çok avantajından söz edilebilir.

    Hepimiz, özellikle de belirli dönemlerde zamanımızı planlama konusunda çaba göstermişizdir. Ancak kimimiz için bu çaba çoğu kez boşa gitmiştir. Peki bu neden böyle oluyor? Bizi zamanımızı planlayabilmekten alıkoyan nedenler neler? Herkes için farklı nedenler olabileceğini unutmamak kaydıyla bazı etkenlerin daha yaygın olduğu görülmektedir. Örneğin, mükemmeliyetçilik. Zaman yönetiminde de “mükemmel zaman planlaması” gibi bir hedefe sahip olmak, kısa bir süre sonra hayal kırıklığı yaşamak ve vazgeçmekle aynı anlama gelmektedir. Çünkü esneklikten yoksun ya da kişisel ihtiyaçlara yer vermeyen bir plan, uyulması herkes için zor hatta mümkün olmayan bir plandır. Zamanı planlama karşısındaki önemli engellerden bir diğeri ise erteleme davranışıdır. Erteleme zaman planlamasını yapmak konusunda kendini göstereceği gibi yapılan planlamaya ayak uydurmak konusunda da bozucu bir rol üstlenmektedir. Ertelemenin ve yarattığı sonuçların günlük hayatımızda pek çok örneğine rastlayabiliriz; faizle sonuçlanan ertelenmiş ödemeler, düşük notlarla sonuçlanan ertelenmiş ödevler, kişilerarası kırgınlıklarla sonuçlanan ertelenmiş ziyaret ve telefonlar, ilerlemiş sağlık sorunlarıyla sonuçlanan ertelenmiş sağlıklı beslenme, spor ve diğer sağlık davranışları… Görüldüğü gibi erteleme davranışı, bizi büyük sıkıntıya sokan ve bizde yaşamımızın kontrolümüzden çıktığı duygusunu uyandıran zararlı bir alışkanlıktır. Öte yandan kendine aşırı güvenmek ya da kendine güvensizlik de zamanı planlama becerisinin gelişmesinde engel teşkil etmektedir. Kendine güvenmek iyi ve yararlı bir özellik olmakla birlikte fazlası “boş vermelere”, eksikliği ise “cesaretsizliğe” ve “hiç denememeye” yol açmaktadır. Son olarak zaman planlamamızın yolunda gidebilmesi için ihtiyaç duyacağımız bir başka beceri daha var. Planlamamızda yer vermediğimiz konuların ve oluşabilecek aksaklıkların önüne geçmemizi sağlayacak olan “hayır diyebilme” maharetimiz önemli görünmektedir. Çevremizden gelen taleplere gerektiğinde “hayır” diyemiyorsak, birçok işimiz bu yüzden aksamaya mahkûm diyebiliriz.

    Şüphesiz daha pek çok etken zamanın doğru planlanmasının önünde engel teşkil ediyor olabilir. Burada bahsedilenlerin ve bireysel olarak keşfedilecek olan başka etkenlerin saptanması ve önlem alınması zamanın planlanması ve yapılan planlamaların sürekliliği ve işleyişi açısından son derece yararlı olacaktır. Unutmayalım “zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok, zamanın kısalığından şikâyet ederler” (La Bruyere).

  • Epilepsi ve nöbet

    ~~Nöbet nedir? Nöbet çocukluk çağında sık görülen nörolojik bir semptomdur. Yaşanması aile için korkunç ve dehşet verici bir olaydır. Nöbet ani olarak meydana gelen bilincin açık ya da kapalı olduğu bir durumdur. İnsanın vücudunda kasılma, atılma, yüzünde seyirme şeklinde olabileceği gibi bir korku hissi, buruna kötü koku gelmesi, hayaller görme, bulanık görme, bir olayı yaşamış gibi hissetme, baş ağrısı, baş dönmesi şeklinde olabilir.
    Nöbet ateşli mi olur? Nöbetler ateşli olabileceği gibi ateşsiz de olabilir. 5 yaş altı çocuklarda en sık ateşli nöbetleri görürüz. Ateşli nöbetler genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrası görülmektedir. Genellikle masum nöbetlerdir. Ancak, ateşli nöbetler menenjit gibi ciddi beyinsel hastalığın bir semptomu olabilir. Ateşsiz nöbetler halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi hastalığının da bir bulgusu olabilir. Epilepsi hastalığı tekrarlayıcı nöbetler ile karakterize bir hastalıktır. Genellikle ateşsiz nöbetler şeklinde bulgu verir. Nadir olarak ateşin tetiklediği nöbetler ile de bulgu verebilir.
    Her nöbet tehlikeli midir? Nöbetlerin çoğu kısa süreli olup tehlikesizdir. Uzun süren nöbetler tehlikeli olabilir. 5 dakikadan kısa süren nöbetler genellikle masum nöbetlerdir. 5 dakikadan uzun süreli nöbetler müdahale gerektirmektedir.
    Nöbet ile karşılaşıldığında ne yapılmalıdır? Nöbet aileleri korkutan bir durum olduğu için genellikle yanlış uygulamalar yapılmaktadır. Nöbet geçiren hastaların %90’ından fazlası ilk beş dakika içerisinde kendiliğinden durduğu için hasta yan çevrilir. Etrafında zarar verebilecek objeler uzaklaştırılır. Hasta kusar ise ağzı temizlenir. Nöbet durmaz ise 112 acil servisi arayarak yardım talep edilmelidir. Nöbet esnasında çeneyi açmaya çalışmak, ağız içerisine kaşık gibi cisimler sokmak tehlikelidir. Çene çıkılarına ve diş kırılmalarına neden olunabilir. Hasta dilini ısırmış ise dili geriye itilir. Nöbet esnasında suyun altına sokulma, birşeyler yedirip içirmeye çalışmak tehlikeli ve zararlıdır.
    Nöbet ciddi bir hastalığın bulgusu olabilir mi? Evet, kesinlikle olabilir. Beyin tümörleri, menenjit, ansefalit (beyin iltihabı), elektrolit bozukluğu, kalsiyum düşüklüğü, D-vitamini eksikliğinin ilk bulgusu nöbet olabilir. Her nöbet ciddiye alınmalı bu açıdan tetkik edilmelidir. Nöbet geçirmiş olan her hasta nöbet sonrası bir Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından görülmelidir. Nöbet sonrası beyin filmi (tomografi, emar) çekilmeli, beyin EEG’si yapılmalıdır. Her hasta Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından takibe alınmalıdır.
    Nöbet hastalarına öneriler şu şekilde sıralanabilir: Açlık, uykusuzluk, ateşli hastalıklar,, anksiyete ve depresyon, titrek ve parlak ışıklar nöbetleri tetikler. Özel bir beslenme şekli önerisi veya yapmaları için özel bir spor önerisi bulunmamaktadır. Televizyon, bilgisayar, tablet ve cep telefonu çok kullanılmamalıdır. Ağır sporlar önerilmemektedir. Kola, cips gibi abur cuburlar yenmemelidir. Nöbet ilaçları aniden kesilmemelidir. Nöbet ilaçları ile antibiyotik, ağrı kesici ve ateş düşürücüler birlikte kullanılabilmektedir. Bazı nöbet ilaçları acı tadda olabilmektedir. Bu ilaçları meyva suyu ile karıştırarak içirebilirsiniz. Düzenli bir hayat düzeni faydalı olacaktır.
    Nöbet anında yapılması gerekenler: Hasta nöbet geçirdiği sürece hastaya hiçbir şekilde müdahale edilmemelidir. Hastanın ağzını açmak için dişlerinin arasına parmak, kaşık sokmaya çalışmak veya kasılmalara engel olmak için tutmak bastırmak ile hastaya zarar verilebilir. Normal şartlar altında atak kendiliğinden maksimum 1-5 dk içinde sonlanır. Eğer epileptik atak bu sürede sonlanmıyorsa hasta mutlaka hastaneye götürülmelidir. Hasta epilepsi nöbeti geçirdiği sırada sadece çevre faktörlerin ona zarar vermesini engellemek adına önlem almak gerekebilir. Hastanın nöbet geçirdiği sırada düşme ve kasılma gibi durumlarda etrafta hastaya zarar verebilecek keskin bir obje veya sert bir cisim varsa hasta o tehlikeden uzaklaştırılmalıdır. Kriz anında hastanın boğazını sıkan, sıkı bağlanmış kravat, eşarp gibi giysiler hastanın rahat nefes alabilmesi için gevşetilmelidir. Hastaya soğan, kolonya vb koklatmanın tedavi edici hiçbir anlamı yoktur. Nöbet geçiren bir hastanın yakınları ya da çevresindeki insanlar tarafından kol ve bacaklarının tutulması, bastırarak kontrol altına alınmaya çalışılması omuz çıkığı oluşması gibi ortopedik sorunlara sebebiyet verebilir. Hasta kasılırken ağzını açmaya çalışmak; çene çıkığı, dişlerini kırma, açmaya çalışan kişinin parmaklarının hasta tarafından ısırılması, kanamaya sebep olma gibi pek çok olumsuzluklara sebebiyet verebilir. Kişi kendine geldikten sonra yorgunluk hissedebilir, geçici olarak bilinç kaybı, sersemlik durumu söz konusu olabilir. Bu yüzden hasta bir süre dinlendirilmelidir.
    Epilepsi nedir?: Epilepsi nöbeti beyin normal aktivitesinin, sinir hücrelerinde geçici olarak meydana gelen anormal elektriksel aktivite sonucu bozulması ile oluşan klinik bir durumdur. Halk arasında “Sara Hastalığı” olarak da bilinen epilepsi, kendini epileptik nöbetler ile göstermektedir. Epileptik nöbet gerçekleştiğinde hastada gelip geçici bilinç kaybı veya farklı özelliklerde belirtiler olmaktadır. Epilepsi oldukça yaygın bir hastalıktır. Epilepsi belli bir yaş grubunda değil herhangi bir yaş ve zamanda ortaya çıkabilmektedir. Hastalığın sık görüldüğü çocuk yaşlarda anne ve babanın gözlemleri teşhis için önemli rol oynamaktadır. Çocuğun arada bir ağzını şapırdatması, kol ve bacaklarında ani sıçramalar-irkilmeler olması, burnuna kimsenin duymadığı kötü koku gelmesi (örneğin yanmış lastik kokusu) veya çocuğun arada bir gözünün dalması, bir yere birkaç saniye boş boş bakması gibi durumlar gözlenebilir. Bu gibi davranışların bir kısmı normal değildir ve şüphelenirlerse bir nöroloji hekimine başvurmakta fayda vardır.
    Epilepsinin çeşitleri var mı?: Evet vardır. Temelde epilepsi basit ve komplike diye ikiye ayrılır. Basit demek nöbet esnasında bireyin bilincinin açık olduğu, nöbetinin farkında olduğu nöbettir. Komplike ise bilincin kapalı olduğu nöbetlerdir. Ayrıca vücudun bir yerinde lokalize yada tüm vücudunda jeneralize şekilde de olabilmektedir. Parsiyel dediğimiz nöbetler kendi içinde farklı gruplara ayrılmaktadır. Parsiyel nöbetlerde işitsel, baş dönmesi şeklinde, hayaller görme, yaşanmış bir olayı yaşamış gibi hissetme, bir şeyi iki kez yaşama hissi, buruna kötü koku gelmesi, korku, öfke, heyecanlanma, dil tutulması, illüzyonlar görme, mide bulantısı, karın ağrısı gibi nöbetler görülebilir. Jeneralize dediğimiz nöbetlerde ise dalma, ellerde atılma, düşme, tüm vücutta kasılma, ağızda şapırdatma, ağızda birşeyler yeme haraketleri şeklinde nöbetler olabilmektedir.
    İLAÇ TEDAVİSİ ALAN VE KONTROLE GELECEK HASTALAR: Hasta kontrole sabahleyin tok karnına gelmelidir. Kan tahlili yapılacaksa ilaçını içmeyecek. Ancak ilacı yanınızda getirmeniz gerekmektedir. Kan verildikten sonra çocuğunuza ilacını içirmelisiniz.
    EEG ÇEKİMİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR: Hastaların uykusuz gelmesi çekim için önemlidir. Gece geç yatırılarak sabah erken uyandırılmalıdır. Küçük çocuklara uyku ilacı verilebilir (aileden olur alınır ve velisi imza atar). Saçlar temiz olmalı. Toka ve küpeler çıkarılmalıdır. EEG çekiminde hastaya bir kişi refakat etmelidir.