Etiket: Gebelik

  • Gebelikte tiroid

    Gebelikte tiroid

    Eski Mısır ve Roma döneminde, genç bir kadında tiroid bezinin büyümesi gebeliğin bir işareti olarak kabul edilmiştir(500). Gebelik sırasında tiroid bezinde bazı değişikliklerin meydana geldiği daha binlerce yıl önce fark edilmiş. Günümüzde, her gebenin tiroid bezinin fizyolojik olarak büyüyüp büyümediği tartışmalı bir konudur.

    Tiroid hastalıkları doğurgan yaştaki kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmektedir. Bu nedenle hamilelik esnasında da tiroid ile ilgili bir problemle karşı karşıya kalma olasılığı oldukça yüksektir. Herhangi bir tiroid hastalığının tanısı ilk kez gebelik esnasında konulabilir veya daha önce bir tiroid hastalığı olduğu bilinen ve bu nedenle takip edilen bir kadın, bu takip sırasında gebe kalabilir. Ayrıca normal bir gebelik tiroid hormonlarının yapımını, dolaşımını ve yıkımını değişikliğe uğratmakta, bu durum ise, bazı tanı güçlüklerine neden olmaktadır.

    Diğer taraftan gebe bir kadında tiroid fonksiyonlarını değerlendirirken gebeliğin süresinin de göz önünde bulundurulması zorunluluğu vardır. Çünkü meydana gelen fizyolojik değişiklikler gebeliğin evresine göre farklılık göstermektedir. Örneğin serum tiroksin bağlayan globulin (TBG) düzeyindeki değişiklik en çok ilk trimesterde meydana gelirken, plasentanın tiroid hormonlarını hızlı olarak metabolize etme işlemi ise gebeliğin sonlarına doğru başlamaktadır. Bütün bunlara ilave olarak, gebeliğin daha önce mevcut olan otoimmün bir tiroid hastalığının seyrini değiştirdiği bilinmektedir.

    Böyle bir hastalığın seyri gebeliğin erken evresinde, sonlarına doğru ve postpartum dönemde birbirinden farklı olabilir. Postpartum dönem tiroid hastalıkları için önemli bir zaman dilimidir. Doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde tiroidin primer hastalıkları ve hipofiz hastalıkları sonucunda birçok tiroid disfonksiyonu meydana gelmektedir.

    Son yıllarda tiroid hastalığı ve gebelik hakkında çok önemli bilgiler elde edildi. Günümüzde gebelik öncesi ve gebelik sırasında görülen tiroid hastalıklarının kolayca tanınması ve erken tedavi edilmesi, hem anne, hem de bebek için çok iyi sonuçlar vermektedir.

  • GEBELİKTE CİNSEL YAŞAM

    GEBELİKTE CİNSEL YAŞAM

    Gebelikte cinsel yaşam dönemi çiftin bütün düşüncelerini doğacak bebek üzerine yoğunlaştırdıkları bir dönem olmaktan çok çiftin birbirleriyle olan ilişkilerini olgunlaştırdıkları bir dönemdir. Bazı kadınlar bu dönemde cinsel ilişkiye aşırı bir düşkünlük gösterirler. Bazıları da kocalarına karşı soğuk ve isteksiz olurlar. Erkek, cinsel organıyla bebeğe hiçbir zarar veremez. Gebelik döneminde cinsel ilişki zarar vermek bir yana kadının rahatlamasına yardım eder. Gebelik sevişmede değişik pozisyonları denemek için en uygun dönemdir. Ek yastıklar büyük ölçüde yardımcı olabilir. Bedenin bozulduğu duygusuna kapılan kadına eşi yardımcı olmalıdır. En önemlisi erkek kadına çok çekici olduğu ve istendiği duygusunu vermelidir. Bunu karısını yemeğe çıkararak, ufak tefek armağanlar alarak verebilir. Kadındaki gebelik döneminde ortaya çıkan cinsel ilişkiye girme isteksizliği gebelikten sonra da devam ederse vakit geçirmeden bir psikologa başvurmak gereklidir. Bazen de erkek gebelik süresinde eşi ile cinsel ilişkiye girmekte zorlanabilir. Böyle bir durumda da bir psikologa danışmak doğru olacaktır. Hamilelikte düşük tehlikesi varsa bu tehlike doktor tarafından bildirilir. Genel olarak bu tehlike ilk üç ayda biter. Gebelik döneminde birçok çift cinsel ilişkide bulunmaktan büyük zevk alırlar. Gebeliğin herhangi bir anında sevişmeye ara vermeleri konusunda kesin kurarlar yoktur. Her çiftin kurallarını koyması ve hayatın tadını çıkarmaları en iyi yoldur.

  • Gebelikte tekrarlayan düşüklerde genetik değerlendirme

    Tanımlama: Gebelikte tekrarlayan düşükler, birbirini izleyen en az iki ya da daha fazla gebeliğin 20. gebelik haftasından önce kendiliğinden sonlanması olarak tanımlanmaktadır.

    Gebelikte tekrarlayan düşükler altında bir çok faktör olduğundan, nedenin belirlenmesi uzun ve maliyetli çalışmalar gerektirmektedir. Özellikle geçmiş düşüklerde sebep olan faktörün saptanması sürecinde, fetüse ait materyalin bulunmaması nedeniyle araştırmalar daha çok anne ve babaya ait analizlerle sınırlı kalmakta ve tanı başarısı düşmektedir.

    Görülme sıklığı: Gebelerde kendiliğinden düşük görülme sıklığı %1’dir, kendiliğinden düşük görülen tedavi almayan kadınlarda %60-70 oranında canlı doğum gerçekleşir

    Anne yaşı ve gebelik öyküsü bağımsız ve önemli risk faktörleridir. Düşük riski; 1. Düşük sonrası % 15, 2. Düşük sonrası % 24, 3 . Düşük sonrası % 30, 4. Düşük sonrası % 40-50 sıklıkta giderek artmaktadır.

    Anne yaşının önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Elde edilen veriler 25 yaşından sonra yükselmeye başlayan düşük riskinin, 45 yaş üstü kadınlarda %75-80’lere ulaşabilir.

    Gebelikte Tekrarlayan Düşük Nedenleri:

    1) Nedeni bilinmeyen düşükler

    2)Genetik Faktörler

    a)Kromozom Hastalıklar
    b) Tek Gen Hastalıkları

    c) Kalıtsal Trombofili (damar tıkanklığı)
    3)Endokrin faktörler
    4)Otoimmün faktörler
    5)Anatomik faktörler
    6) Enfeksiyonlar

    GenetikNedenler:

    Genetik anomaliler fetal veya anne-baba kaynaklı olabilmektedir.

    Kromozomal Hastalıklar:

    i. Fetüse veya düşük materyalinde kromozomal anomaliler:

    Gebelik kayıplarının %80’inden fazlası birinci trimesterde meydana gelmekte ve bu vakaların %53’ünde kromozom anomalisi saptanmaktadır.

    Tekrarlayan düşüklere neden olan fetal anomalilerin araştırılması amacıyla düşük materyalinden, koriyonik villus, amnion sıvısı ve kordon kanından kromozom analizleri yapılmaktadır.

    ii. Eşlerde kromozomalar anomaliler:

    Tekrarlayan gebelik kayıpları öyküsü olan eşlerde kromozom anomalisi saptanma sıklığı %3-10 olarak bildirilmiştir.

    b) Tek Gen Hastalıkları :

    Tek gen hastalıkları içinde kistik fibrozis, talasemi ve orak hücre anemisi gibi, özellikle aile öyküsü olan bireylerde tekrarlayan gebelik kayıplarına yol açabilmektedir.

    Tek gen hastalıkların tanısının koyulmasında aile öyküsü, fizik muayene, patolojik inceleme, fetüs ve ebeveynlerde yapılan genetik araştırmalar büyük önem taşımaktadır. Ayrıntılı aile ağacı çıkarılmalı ve genetik danışma verilmelidir.

    B) Kalıtsal Trombofili (damar tıkanıklığı)

    Tekrarlayan gebelik kayıpları görülen ailelerde trombofili insidansı %60’lara kadar çıkabilmektedir. Kalıtsal ve/veya kazanılmış trombofilik bozukluklar nedeniyle gelişen plasental damar tıkanıklığı tekrarlayan gebelik kayıpları ve gebelik komplikasyonları riskini önemli oranda arttırmaktadır.

    Toplumda diğer trombofilik faktörlere göre çok daha sık rastlanan Faktör II (PTH) G20210A, Faktör V G1691A, Faktör V H1299R, Faktör XIII V34L, MTHFR C677T, MTHFR A1298C, PAI-1 (4G/5G),EPCR A4600G (A3), EPCR G4678C (A1) tromboza yatkınlığı belirlemekte kullanılan başlıca genlerdir.

    Tüm genetik testler (kromozom analizi ve Trombofili testleri) anne ve baba da birlikte yapılmalıdır. Anne- baba nın genetik durumuna bakarak fetüste olası genetik yapıya göre, genetik danışma yapılmaktadır. Örneğin adı geçen genlerden birisinde anne ve baba taşıyıcı ise, fetüste %25 hastalık, %50 taşıyıcılık ve %25 sağlıklı olma olasılığı vardır. Anne taşıyıcı fetüs hasta ise durum daha ciddi, anne taşıyıcı fetüs taşıyıcıdurum orta, anne taşıyıcı fetüs sağlıklı ise durum hafif seyreder. Tüm genler bu çerçevede değerlendirilerek ona göre, gebelik süresince önlem olarak anneye verilecek ilaçlar ve dozları seçilmelidir.

    Önlem olarak; tekrarlayan gebelik kaybı, intrauterin fetal ölüm, şiddetli preeklampsi, Intra Uterin Gelişme Geriliği gibi komplikasyon gelişen kalıtsal trombofilili gebelere; 4 saatten uzun süren uçak yolculuklarında elastik kompresyon çorapları ile, bol sıvı, hareket ve birlikte ilaç tedavisi önerilmektedir.

    Tedavi olarak; aspirin hafif olgularda, düşük moleküler ağırlıklı heparin ( DMAH) tekrarlayan gebelik kayıplarında etkili bulunmuştur.

    İlaç dozları annenin ve bebeğin olası genetik yapısına göre düzenlenmelidir. Kadın doğum uzmanları genetik uzmanı ve hematoloji uzmanları ile konsültasyon yapmalıdır, gerektiğinde gebelik süresini beraber izlemelidir.

  • Gebelikte tekrarlayan düşüklerde genetik

    Tanımlama: Gebelikte tekrarlayan düşükler, birbirini izleyen en az iki ya da daha fazla gebeliğin 20. gebelik haftasından önce kendiliğinden sonlanması olarak tanımlanmaktadır.

    Gebelikte tekrarlayan düşükler altında bir çok faktör olduğundan, nedenin belirlenmesi uzun ve maliyetli çalışmalar gerektirmektedir. Özellikle geçmiş düşüklerde sebep olan faktörün saptanması sürecinde, fetüse ait materyalin bulunmaması nedeniyle araştırmalar daha çok anne ve babaya ait analizlerle sınırlı kalmakta ve tanı başarısı düşmektedir.

    Görülme sıklığı: Gebelerde kendiliğinden düşük görülme sıklığı %1’dir, kendiliğinden düşük görülen tedavi almayan kadınlarda %60-70 oranında canlı doğum gerçekleşir

    Anne yaşı ve gebelik öyküsü bağımsız ve önemli risk faktörleridir. Düşük riski; 1. Düşük sonrası % 15, 2. Düşük sonrası % 24, 3 . Düşük sonrası % 30, 4. Düşük sonrası % 40-50 sıklıkta giderek artmaktadır.

    Anne yaşının önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Elde edilen veriler 25 yaşından sonra yükselmeye başlayan düşük riskinin, 45 yaş üstü kadınlarda %75-80’lere ulaşabilir.

    Gebelikte Tekrarlayan Düşük Nedenleri:

    1) Nedeni bilinmeyen düşükler

    2)Genetik Faktörler

    a)Kromozom Hastalıklar
    b) Tek Gen Hastalıkları

    c) Kalıtsal Trombofili (damar tıkanklığı)
    3)Endokrin faktörler
    4)Otoimmün faktörler
    5)Anatomik faktörler
    6) Enfeksiyonlar

    Genetik Nedenler:

    Genetik anomaliler fetal veya anne-baba kaynaklı olabilmektedir.

    Kromozomal Hastalıklar:

    i. Fetüse veya düşük materyalinde kromozomal anomaliler:

    Gebelik kayıplarının %80’inden fazlası birinci trimesterde meydana gelmekte ve bu vakaların %53’ünde kromozom anomalisi saptanmaktadır.

    Tekrarlayan düşüklere neden olan fetal anomalilerin araştırılması amacıyla düşük materyalinden, koriyonik villus, amnion sıvısı ve kordon kanından kromozom analizleri yapılmaktadır.

    ii. Eşlerde kromozomalar anomaliler:

    Tekrarlayan gebelik kayıpları öyküsü olan eşlerde kromozom anomalisi saptanma sıklığı %3-10 olarak bildirilmiştir.

    b) Tek Gen Hastalıkları :

    Tek gen hastalıkları içinde kistik fibrozis, talasemi ve orak hücre anemisi gibi, özellikle aile öyküsü olan bireylerde tekrarlayan gebelik kayıplarına yol açabilmektedir.

    Tek gen hastalıkların tanısının koyulmasında aile öyküsü, fizik muayene, patolojik inceleme, fetüs ve ebeveynlerde yapılan genetik araştırmalar büyük önem taşımaktadır. Ayrıntılı aile ağacı çıkarılmalı ve genetik danışma verilmelidir.

    B) Kalıtsal Trombofili (damar tıkanıklığı)

    Tekrarlayan gebelik kayıpları görülen ailelerde trombofili insidansı %60’lara kadar çıkabilmektedir. Kalıtsal ve/veya kazanılmış trombofilik bozukluklar nedeniyle gelişen plasental damar tıkanıklığı tekrarlayan gebelik kayıpları ve gebelik komplikasyonları riskini önemli oranda arttırmaktadır.

    Toplumda diğer trombofilik faktörlere göre çok daha sık rastlanan Faktör II (PTH) G20210A, Faktör V G1691A, Faktör V H1299R, Faktör XIII V34L, MTHFR C677T, MTHFR A1298C, PAI-1 (4G/5G),EPCR A4600G (A3), EPCR G4678C (A1) tromboza yatkınlığı belirlemekte kullanılan başlıca genlerdir.

    Tüm genetik testler (kromozom analizi ve Trombofili testleri) anne ve baba da birlikte yapılmalıdır. Anne- baba nın genetik durumuna bakarak fetüste olası genetik yapıya göre, genetik danışma yapılmaktadır. Örneğin adı geçen genlerden birisinde anne ve baba taşıyıcı ise, fetüste %25 hastalık, %50 taşıyıcılık ve %25 sağlıklı olma olasılığı vardır. Anne taşıyıcı fetüs hasta ise durum daha ciddi, anne taşıyıcı fetüs taşıyıcıdurum orta, anne taşıyıcı fetüs sağlıklı ise durum hafif seyreder. Tüm genler bu çerçevede değerlendirilerek ona göre, gebelik süresince önlem olarak anneye verilecek ilaçlar ve dozları seçilmelidir.

    Önlem olarak; tekrarlayan gebelik kaybı, intrauterin fetal ölüm, şiddetli preeklampsi, Intra Uterin Gelişme Geriliği gibi komplikasyon gelişen kalıtsal trombofilili gebelere; 4 saatten uzun süren uçak yolculuklarında elastik kompresyon çorapları ile, bol sıvı, hareket ve birlikte ilaç tedavisi önerilmektedir.

    Tedavi olarak; aspirin hafif olgularda, düşük moleküler ağırlıklı heparin ( DMAH) tekrarlayan gebelik kayıplarında etkili bulunmuştur.

    İlaç dozları annenin ve bebeğin olası genetik yapısına göre düzenlenmelidir. Kadın doğum uzmanları genetik uzmanı ve hematoloji uzmanları ile konsültasyon yapmalıdır, gerektiğinde gebelik süresini beraber izlemelidir.

  • Fetal ekokardiyografi gereken durumlar nelerdir?

    A. Anne ile ilgili durumlar;

    a. Annede diyabetes mellitus (şeker hastalığı veya gebelikte şekerin yüksek olması) olması durumunda bebekte kalp hastalığı ortaya çıkma insidansı %3-7 arasındadır. Kan şekerinin iyi kontrol edilememesi halinde risk en yüksektir.
    b. Kollajen doku hastalıkları: Annede sistemik lupus eritematozus gibi otoantikor üretimi görülen bir hastalığın olması fötusta ritim sorunlarına neden olabilir.
    c. Fenilketonüri: Bebekte kalp hastalığı riski %25-50 arasındadır. Fenilalanin düzeyi yüksek olan annelerin çocuklarında kalp hastalığı sıklığı normal popülasyonun 10 katıdır.
    d. Kan uyuşmazlığı: Fötuste kansızlığa ve kalp yetmezliğine neden olabilir.
    e. İleri anne yaşı: 35 yaş üstündeki annelerin bebeklerinde doğumsal bozukluklar daha sıktır (özellikle trizomi 21).
    f. Gebelik sırasında kullanılan bazı ilaçlar fötusta organ gelişimini bozabilir.
    g. Gebelikte enfeksiyon
    h. Daha önce anomalili bebeklerin doğmuş olması

    B. Fetusla ilgili durumlar;

    a. Gebelik sırasında yapılan ultrasonografik incelemelerde kalpte anormallikten kuşkulanılması. Kalbin dört-boşluk pozisyonunda anormal görüntü, doğumsal kalp hastalığı olasılığını düşündürür.
    b. Ultrasonografide kromozom anomalisi düşündüren bir bulgu olması kalbin de ayrıntılı incelenmesini gerektirir.

    C. Fötal kalp hızında anormallik;

    D. Ailede doğumsal kalp hastalığı öyküsü;

    Fötal ekokardiyografi 16. haftadan itibaren her gebelik haftasında yapılabilir. İlk inceleme için 18-20. haftaların seçilme nedeni görüntünün daha iyi olması ve anormallik saptandığında gebeliği sonlandırma şansı vermesidir.

  • Gebelikte psikolojik rahatsızlıklar tedavi edilebilir mi?

    Gebelikte psikolojik rahatsızlıklar tedavi edilebilir mi?

    Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de çok sayıda kadın psikolojik destek alıyor. Bazı psikolojik
    rahatsızlıklar ise kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Örneğin; depresyon, bipolar hastalıklar,
    şizofreni, duygulanım bozuklukları, kişilik bozuklukları.

    Psikolojik tedavi gören birçok kadın sağlıklı gebelik geçirebileceği gibi gebeliğe bu hastalıkların olumsuz
    etkisi de olabiliyor. Gebelikte stres veya hormonal salgılar bazı ruhsal probleminizin şiddetlenmesine ya
    da daha önce geçirdiğiniz ve iyileştiğiniz eski bir hastalığınızın tekrarlamasına sebep olabilir. Eğer bu
    sorun tedavi edilmezse kendinize gerektiği gibi bakamazsınız. Hastalığı bağlı olarak yeterli
    beslenemezsiniz, düzenli uyuyamaz ve uyuyamadığınız için yeterli dinlenemezsiniz, bu yüzden de
    gebelik kontrollerinizi aksatabilirsiniz.

    Herhangi bir ruh sağlığı probleminiz varsa bunu mutlaka gebeliğinizi takip eden doktorunuza söyleyin ve
    kullandığınız ilaçlarla ilgili bilgi verin. Bazı ilaçların gebelikte kullanımı uygun olsa da bazılarının
    kullanılması bebeğinize zarar verebiliyor. Eğer kullandığınız ilaç varsa gebeliğinizi takip eden doktor ve
    psikiyatristiniz ilacın gebelikte kullanımı veya bırakmanız hakkında size bilgi verecektir. İlaca devam
    kararlılığı hastalığınızın şiddeti, iyileşmiş olmanız veya halen bazı belirtilere sahip olmanıza göre
    değerlendirilecektir. Gebelik sırasında ruh hastalığı tedavisi yapılırken tek bir ilacın yüksek dozda
    kullanımı birden fazla ilaç kullanımına tercih edilir. Doktorunuz ve siz ilacın size katacağı artı ve eksileri
    konuşarak tedavi hakkında karar vereceksiniz. Eğer ilaç tedaviniz kesilirse farklı tedavi yaklaşımları
    mesela piskoterapi gibi tedavileri gerektiğinde uygulayabilirsiniz.

    Gebelik sonrasında da psikolojik sorunlar yaşayan kadınlar vardır. Daha önce ruh sağlığı problemi olan
    kadınların psikiyatrik sebepten hastaneye yatma ihtimalleri doğumdan sonra eskiye yani son 2 yıla göre
    20 kat arttı. Bu kişilerin doğum sonrası depresyon geçirme ihtimalleri de arttı.

    Doğum sonrası ilk bir hafta tüm anneler için stresli bir dönemdir. Doğumdan sonra bebeğe alışma
    sürecinde aileniz veya arkadaşlarınız tarafından desteklenmeniz bu süreci daha rahat atlatmanıza
    yardımcı olacaktır.

  • Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik sürecinde vücutta ki hormonların değişimi gibi kadının psikolojisi de değişmeye başlar hem de ilk
    günlerden itibaren. Mutlaka bu süreçte hormonların psikolojiye etkisi yadsınamaz. Gebe kadın
    hassaslaşmaya, duygusallaşmaya başlar. Önceden onu kırmayan, incitmeyen sözler artık incitebilir hale
    gelebilir. Gebelik öncesinde’’ aman boşver’’ diyebildiği ve umursamadığı şeyler artık onun için önemli bir
    hal alabilir. Duygu durumu dalgalı deniz gibidir adeta, gülümserken bir anda ağlamaya başlayabilir ya da
    tam tersi.

    Henüz karnında büyüttüğü ve taşıdığı bebeği için şimdiden kaygılanmaya başlayabilir. Bir de yanına
    doğumun nasıl yapılacağı, doğum sırasında herhangi bir komplikasyonun gelişip gelişmeyeceği, doğum
    sırasında canının çok mu az mı yanacağı, doğumun hangi hastanede yapılacağı gibi çok çeşitli ve ek
    kaygılar da yaşanabilir. Mutlaka bu süreçte zorluk yaşayan sadece kadın yani anne değildir. Eş yani
    baba da anne gibi zorluklar yaşamaktadır.Karşısında günden güne değişen bir kadın (hem fiziksel hem
    ruhsal ),değişen bir cinsel hayat, bebeğe ve doğuma endeksli bir yaşam, eşle yapılan sohbetlerin büyük
    bir kısmının sadece bebekle ilgili olması eşi de oldukça olumsuz etkileyebilir.

    Bu süreçle başlayıp doğum sonrası süreçle devam eden bir takım sorunlar bütünün de bebeğimizle
    birlikte hastaneden yanımıza alınan bir dolu poşet gibi bizimle gelir. Eşler arasında sıklıkla gebelik sonra
    ki süreçlerde de kopuşlar yaşanabilir. Yeni doğan bebeğimizin hayata adapte olması, annenin anne
    olmaya, emzirmeye , babanın baba olmaya adapte olması için geçen süreçte kadının kendini sadece
    ayaklı meme halinde görmesi ve onun dışında ki herşeyi unutması eşin sürekli saçı tepeden
    tutturulmuş,bazen yüzünü yıkamayı bile unutan bir kadın görmesi, ayrıca sıklıkla ağlayan, gaz sorunları
    yaşayan bir bebek sesi duyması bebeğin dünyaya geldiği ilk bir kaç ay da gerçekten son derece zorlu
    olabilir.

    Eşlerin bu zor ama bir o kadar da güzel şeyi yaşayabilmesi için iyi ve kaliteli devam eden bir ilişkilerinin
    olması son derece önemlidir. Bebek bir evliliği kurtarmaz, iyi giden bir ilişkiyi daha da güzelleştirir.
    İzmir’de yaşıyor ve gebelik öncesi, gebelik ve sonrası süreçlerde zorluk yaşadığınızı farkediyorsanız
    mutlaka bir uzmandan destek alınız.

    Sağlıkla, mutlulukla ve huzurla büyüyecek çocuklarınız olması dileğimle.

  • Doğum Psikoloğu (Doula) kimdir?

    Doğum Psikoloğu (Doula) kimdir?

    Doğum psikoloğu ne yapar, nasıl çalışır?

    Dünyada doğum öncesinde ve doğum sonrasında çalışan psikologlar var. Fakat bundan farklı olarak Dünya’da ilk Türkiye’de doğum anında doğuma giren psikologlar çalışmaktadır. Doğum psikoloğu, doğum sırasında doğumu bütün yönleriyle ele alan ve doğum ekibinin, gebenin, bebeğin ruh sağlığını koruyacak olan bir psikoterapisttir. İhtiyaç kısmına baktığımızda çok yeni bir alan olduğu için doğum psikoloğunu nasıl bulabilirim, ne kadar gerekli diye düşünebilirsiniz. Yanımda olur mu? Olursa bana destek verir mi? gibi sorular gelebilir aklınıza…

    Burada hikâye gebelik sürecinde başlıyor. Psikologların önerdiği ise mümkünse kadının gebe kalmadan önce kendi süreçleriyle çalışmış olması ama bu her zaman mümkün olmayabiliyor. O yüzden de gebelik sürecinde gebeyle çalışmaya başlıyoruz. Terapiler 3-4 seans sürüyor, anne adayı, baba adayı ve hatta anneanneyle de görüşülüyor. Bunun nedeni ise RNA‘lar dediğimiz kuşaklar arası aktarımların olması. Yani anneanneniz annenize hamileyken siz de anneanneniniz karnında küçük bir hücreydiniz. Çünkü kadınların yumurtalıkları anne karnında oluşmaya başlıyor. Anneannenizin nasıl bir gebelik süreci geçirdiği sizi de etkiliyor. Gebelik süreci 3 kuşağı da etkileyen bir süreç aslında. Anneanneyle görüşmemizin nedeni de buradan gelecek olan kayıtları toplamak çünkü doğum anında tüm o korkular, kaygılar, travmalar daha fazla ortaya çıkmaya meyilli. Biz de bu çalışmayı yaparak bebeğe aktarılmasını engellemeye çalışıyoruz. Eğer doula doktorla tanışmıyorsa, bir muayeneye gebeyle birlikte gidiyor çünkü doğum sadece gebe, baba ve bebekten ibaret değil aslında doğum ekibine de destek vereceği için onlarla da tanışmak durumundadır.

    Sonra o süreçle ve aileyle ilgili tüm bilgileri cebine koyuyor, doğum esnasında ortaya çıkabilecek herhangi bir tıkanıklık, doğumun uzaması, doğumun durması gibi durumlarda o bilgileri doğumun yararına kullanıyor. Bazen küçük seanslar, gevşemeler, zihin alanı çalışmaları yaptırarak doğumu durduran, akışını bozan durumlara müdahale ediyor. Doğum takımının rahat, huzurlu ve keşke demeden ayrılmasını sağlıyor.

    Doğum destekçisi (doula) ne iş yapar?

    Kelime anlamıyla doğumda annenin yanında olan ona destek veren kişidir. Eski doğumları hatırladığınız zaman annenin yanında doğum yapmış tecrübeli kişiler gelir onlara el verir, yapabilirsin gibi ona destek verirlerdi. Hatta rahat doğum yapmış kadınların doğum yapacak kadınlarla deneyimlerini paylaştıkları ritüeller vardı. Şimdi modern doğumda bu yoğun çalışan şehirlerdeki hastanelerde maalesef bu bire bir destek büyük bir ihtiyaçtır giderilememektedir. İşte doula denilen kişiler aldıkları eğitimle, doğum bilgisi ve doğumda ilaç dışı rahatlatıcı teknikleri öğrenirler. Ve ailelere destek olurlar. Tıbbi bir sorumlulukları yoktur. Tıbbi hiçbir şeye karışmazlar. Tek hedefleri, ailelerin doğum tercihlerine saygılı olarak onu doğum boyunca birebir ve kesintisiz desteklemektedir. Masaj yaparlar, nefes çalıştırırlar, bazen aromaterapi kullanırlar. Bazen bazı pozisyonları gösterirler. Ebe ve doktorla çalışan sağlık dışı kişilerdir. Doğuma katıldıklarında sezaryen oranlarının azaldığı gözlenmiştir.

    Psikolojik olarak doğuma nasıl hazırlanılmalıdır?

    Doğuma hazırlıkta fiziksel ve zihinsel hazırlıklarla beraber en önemli hazırlanma psikolojik hazırlıktır. Hatta bazen gebenin psikolojisi tüm fiziksel ve zihinsel hazırlığı bile olumsuz anlamda etkileyebilir. O yüzden  psikolojik hazırlık çok önemlidir.

    Bazıları doğuma hazırlığın gebelik esnasında ve hatta doğuma yakın olmasını sanar. Fakat asıl hazırlık gebelikten bile önce başlamalıdır.

    Psk. Aslı Çağla Döner

    Klinik Psikolog ve Aile Danışmanı

    Özel Optimed Hastanesi

  • Otizm ve Çevresel Faktörler

    Otizm ve Çevresel Faktörler

    Otizm spektrum bozukluğu, sosyal etkileşim ve iletişim bozukluğu ile kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bozukluklardan biridir. Son yapılan çalışmalara göre her 68 çocuktan birinde Otizm görülmektedir.

    Otizm sebepleri arasında genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalarda bazı çevresel faktörlerin otizm riskini arttırdığı gösterilmiş olup bu yazı da otizmle ilişkili olduğu ya da olmadığı gösterilen başlıca çevresel faktörlere bilimsel veriler ışığında değinilmiştir.

    1960’larda bulantı kusma için kullanılan Talidomid, epilepsi için kullanılan Valproik asid, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasında kullanılan Misoprostol’ün otizm riskini arttırdığı bilinmektedir. Ağır metallerden Civanın  otizm riskinin arttırdığı bilinmektedir. Yine Otistik çocukların bazı metallere duyarlılıklarının artmış olduğu düşünülmektedir.

    Gebelikte gelişen şeker hastalığı, kanama, prematüre doğum otizm riskini arttırabilmektedir. Gebeliğin ilk 3 ayında Kızamıkçık gibi teratojen ajanlara maruz kalan annelerin bebeklerinde otizm gelişme riski artmaktadır. Kızamık, Kabakulak, Su çiçeği, CMV, HSV’nin otizme yol açtığına dair yeterli kanıt bulunmamaktadır. D vitamin düzeyi düşük toplumlarla otizm sıklığı yüksek olduğu gözlenmiş olup D vitamini eksikliğinin Otizme yol açtığına dair bilgiler halen kesin netlik kazanmamıştır. 

    Sigara kullanımının otizme yol açtığı bilinmekte olup hamilelik sırasında sigara kullanımı otizm riskini 2 kat arttırmaktadır. Buna karşın, alkol tüketiminin otizme  yol açtığına dair bilgi bulunmamaktadır.

    İleri yaşta çocuk sahibi olan babaların çocuklarında otizm riski yüksektir. Tüp bebek gibi yardımcı üreme teknikleri de otizm ile potansiyel ilişkili olduğu öne sürülmüştür. Ancak yapılan çalışmalarda zihinsel gerilikle ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Gebelik dönemini kış ayında geçiren annelerin bebeklerinde otizm riskinin artmaktadır. Kış aylarındaki gebeliklerde yaza kıyasla otizm riskinde %6 artış olduğu gösterilmiştir. Kış ayının otizmle olan ilişkisi D vitamini düzeyindeki düşüklükle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Gebelikte depresyonu olan annelerin çocuklarında da otizm riski artmaktadır.

    Gebelik döneminde hava kirliliği maruziyeti, otizm riskinde artışa yol açmaktadır.  Özellikle de ağır metaller ve partiküllü madde içeren havanın bu risk artışında önemli payı bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda, yüksek seviyede hava kirliliğine maruz kalan çocuklarda, en düşük seviyede hava kirliliğine maruz kalan çocuklara göre otizm riski 3 kat fazla olduğu bulunmuştur.

    Kapalı çevre faktörlerini araştıran bir çalışmada, çocuk ve ebeveyn yatak odası Polivinilklorid  (PVC) döşeme olan evlerde otizm riskinin iki kat arttığı gösterilmiştir. 

  • Bebeğinizin beyin gelişimine yön verebilirsiniz

    Anne ve baba adayları gebelik süreci boyunca bebeklerini kucaklarına alacakları günün heyecanını yaşıyor. Bu tatlı heyecanın yanında, bebeklerinin dünyaya sağlıklı gelip gelmeyeceği endişeleri de doğuma kadar sürüyor. Diğer organlar gibi bebeklerin beyin gelişimi de anne karnında başlıyor.

    Gebeliğin ilk ayları çok önemli

    Anne karnındaki bebeğin beyin ve sinir gelişiminin en önemli periyodu 4. ve 10. haftalar arasıdır. Bu dönemin ilk zamanlarında anne adayı gebeliğinin farkında olmayabilir. Diğer organlarla birlikte bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişiminin gerçekleştiği bu kritik zaman diliminde annenin kullandığı ilaçlar, beslenme durumu ve ruh sağlığı çok önemlidir.

    En iyi koruyucu folik asit

    Bebeğin beyin ve sinir sisteminin gelişimi gebeliğin ilk aylarında başlasa da gebelik boyunca sürmektedir. Anne ve babanın genetik durumundan doğuma kadar her koşul bebeğin sinirsel ve bedensel gelişimini etkileyebilmektedir. Gebelik öncesi ve gebelik süresince kullanılan folik asit, bebeği olası beyin hastalıkları ve omurilik rahatsızlıklarından koruyan en iyi vitamin olarak bilinmektedir. Folik asit eksikliğinde organ ve doku gelişiminde yetersiz kalınabilmektedir. Hatta hidrosefali ya da omurilik gelişim bozuklukları gibi rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Gebelik planlı gerçekleşmişse önceden folik asit alımına başlamak daha faydalı olmaktadır. Böylece bebeğin gelişimi için gerekli olan folik asitin annenin vücudunda yeterli oranda bulunması sağlanmaktadır. Gebelikte hayati önem taşıyan folik asitin hekimlerce önerildiği durumlarda ve oranlarda kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.

    Beslenmenizi ihmal etmeyin

    Gebelikte bebeğin gelişimi için folik asit tek başına yeterli olmamaktadır. Bunun yanında sağlıklı ve çeşitli beslenme ile su alımına dikkat etmek gerekmektedir. Sadece belli vitamin ve minerallerin alımı yeterli görülmemelidir. Protein ve enerji içeren gıdalar ile taze meyve-sebze tüketmek bebeğin sağlıklı gelişimi adına önemlidir. Bunların yanı sıra ağır olmayan egzersizler ve ruh hali de bebeğin beyin gelişimde önemli etkenler arasında bulunmaktadır. Bu konularda mutlaka kadın hastalıkları ve doğum doktorlarından yardım alınmalıdır.

    Beyin gelişimi testlerle takip edilebilir

    Gebelik sırasındaki tüm testler bebeğin sinir sistemi ve beyni ile ilgili bilgi vermektedir. Sinir sisteminin normal gelişebilmesi için gebeliğin sağlıklı ilerlemesi çok önemlidir. Buradaki en önemli konu, bebekte kalıtsal hastalık olmamasıdır. Bununla ilgili gebelikte yapılan kan testleri ve ultrasonlar önem taşımaktadır. Gebeliğin 11-14. haftalarında yapılan ikili ve 16-18. haftasında yapılan üçlü testler bebeğin olası bir genetik problem taşımasındaki riski belirtmesi açısından önemlidir. Burada alınacak sonuçlarda riskli bir durum görülürse farklı testlerde yapılabilmektedir. Son zamanlarda gündeme gelen fetal DNA analizi de bu konuda adı geçen testlerden biridir. Bebeğin anne kanına geçen DNA’sının analiz edilerek bakılan bir testtir. Ayrıca bebeğin genetik yapısının çıkarıldığı amniyosentez, koryosentez ve koryok villüs biyopsisinin sonuçları da beyin gelişimi ile ilgili direkt ve önemli bilgiler vermektedir.

    Risk durumu MR ile tespit edilebilir

    Gebelik takibinde yapılan ultrason görüntülemeler bebeğin sinir ve beyin gelişimi için çok önemli bilgiler vermektedir. Beyinin temel yapısı ve ventrikül adı verilen beyindeki karıncıkların genişliğinin belirlenmesi için önemlidir. Ayrıca omurga bütünlüğü de ultrason görüntülemelerle az bir yanılma payı ile saptanabilmektedir. Gebeliğin 21-22. haftalarında yapılan ayrıntılı USG bebeğin sinirsel gelişimini göstermektedir. Riskli gebeliklerde çocukta bir sorun olduğu şüphesi varsa gebelikte MR çekilebilmektedir. Bu bebeğin sinirsel gelişimini daha net olarak göstermektedir. Ancak MR uygun hastalara uygun koşullarda çekilmesi durumunda faydalı olmaktadır.

    Beyin hastalıklarına erken cerrahi müdahale hayat kurtarıcıdır

    Bebeğin sinirsel gelişiminde sorun olabileceği düşünüldüğünde, aileyi karşılaşabilecek sorunlar hakkında bilgilendirmek gerekmektedir. Doğumdan hemen sonra bebeği değerlendirip, düzeltici cerrahi tedavi planlanacaksa kazançların ve risklerin aileye anlatılması gerekmektedir. Bebeklerde, omurilik kaynaklı kese ile doğum (meningosel, meningomyelosel) ve beyindeki su karıncıklarının gelişmesi olarak tanımlanan hidrosefali, en sık karşılaşılan sinir sistemi problemleridir. Bu problemlerin cerrahi olarak çözümü mümkündür ancak hastaları yakın takip etmek gerekmektedir. Tekrarlayan ameliyatlar gerekebilmektedir. Kese ile doğan bebeklerde ilk aşamada keseler kapatılmakta, ilerleyen zamanlarda omurga veya gergin omurilik için ek cerrahi düzeltmelerin yapılması gerekmektedir. Hidrosefali hastalarında beyindeki fazla suyun ince yumuşak hortumlarla karın boşluğuna aktarılması işleminin gerçekleştirildiği şant ameliyatı gerekmektedir. Yapılacak tedavilerin vakaya özel olduğu, her hasta için değişik bir yol seçilebileceği bilinmelidir.