Etiket: Gebelik

  • AİLE PLANLAMASI ( DOĞUM KONTROLÜ)

    AİLE PLANLAMASI ( DOĞUM KONTROLÜ)

    Çeşitli doğum kontrol yöntemleri vardır. Doğum kontrolü “Aile Planlaması” anlamını da taşır. Çiftlerin istedikleri zamanda istedikleri sayıda çocuk sahibi olabilmeleri için kullanılır. Aynı zamanda istenilmeyen olumsuzlukları da giderir. Örn. kadınlardaki kansızlık; gebelik ve doğuma bağlı ölüm riski; kadınlarda iltihabi pelvik hastalıklar ve buna bağlı kısırlık; erken yaş gebelikleri ve buna bağlı risk; sağlıksız zayıf bebek doğurma riski; bebek ölümleri azalır. Ayrıca; eğitim ve bunun beraberinde çiftlerde mutlu ve güvenli ilişki artar.

    Doğum kontrol yöntemleri; kişilerin yaşına, daha önce doğum yapıp yapmadığına, adet düzenine, cinsel yaşantılara göre seçilerek çiftler tarafından karar verilmelidir. Bilinçsiz doğum kontrollerinin olumsuz tarafları olduğu gibi başarısız sonuçları da olabilir.

    Değişik doğum kontrollerinden kısaca şu şekilde bahsedilebilir:
     

    Doğal Yöntemler

    1. Takvim Yöntemi : Amerikan Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü’nün araştırmalarına göre, kadınların adet sikluslarının 10-17 gün arasında gebe kalma riskinin çok yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. 25-35 yaş arasındaki kadınlar için geçerli olan bu araştırma, ergenlik ve menapozdaki kadınlarda adetten bir gün öncesinde bile gebe kalma riski oldugu görülmüştür. Buna rağmen; adeti düzenli olsa da takvim yöntemi gebelikten korunmak için riskli bir yöntem olup etkisizdir.
    2. Emzirme : Süt salgılanması yani laktasyon, belirlenemeyen bir süre ile yumurtalık fonksiyonlarını durdurur. Emzirmenin sıklığı ve kalitesi yumurtlamanın süresini etkiler. Doğum yapmadığı halde göğüslerinden süt gelen kadınların bazılarında da yumurtlama olmamakta ve hatta adet görmemektedirler. Bazen süt veren kadınlar 2 yıla kadar adet görmeyip, yumurtlama yapmamalarına rağmen genelde doğumdan sonraki 1-2 ay içinde yumurtlama başlar ve gebelik riski artar. Ek gıdalara başlandığı zaman emzirme sıklığı azalacağından gebelik riski hemen başlar. Emzirmeyen kadınlar ise hemen gebe kalabilirler. Bu dönemde doğum kontrol yöntemlerine başlamak gerekir. Ancak; doğum kontrol hapları sütün kalitesini ve miktarını olumsuz yönde etkileyeceğinden bunlardan uzak durulmalı ve diğer yöntemlere başvurulmalıdır.
    3. Geri Çekme : En yaygın kullanılan bir yöntemdir. Ancak; çoğu zaman başarısızdır. Kesinlikle çocuk istenmeyen durumlarda bu yönteme başvurmak son derece risklidir.

    Doğum Kontrol Hapları

    Güvenliği yüksek olan bir yöntemdir. Kullanılacak hapın çeşidi kişi ile jinekoloğu arasında verilecek bir karardır. Düzenli kullanıldığında %97.96 başarılıdır. Pratik koruyuculuk oranı %97 dir. Riski %01 den azdır. Bu oranlara bakıldığında tercih edilecek güvenli bir yöntem olduğu ortaya çıkar. Çocuk yapmaya karar verene kadar ara vermeden kullanılabilecek bir yöntemdir. Ancak; hap yutmayı sevmeyenler ve dalgın olup bu ilacı almayı unutanlar için pek uygun bir yöntem değildir. Hap alması unutulduğu zamanlarda telafisi olmakla beraber, korunmak gerekebilir. Detaylar jinekolog ile görüşülmelidir.

    Doğum kontrol hapları şu durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır :
     

    • Bilinen ya da şüphe edilen gebelik olduğunda;
    • Damar iltihabi olan trambofilebit görüldüğünde ya da daha önce bu tür hastalık geçirmiş kişilerde;
    • Tramboembolik bozukluk ya da serebrovasküler hastalık varlığı ya da daha önceden geçirilmiş olma riski taşıdığında;
    • Koroner arter hastalığı ya da iskemik kalp hastalığı öyküsü olduğunda;
    • Belirgin karaciğer bozukluğu (hepatit problemi olanlar da bu gruba dahildir.) olduğunda;
    • Bilinen ya da şüphe edilen meme kanseri;
    • Tanısı konmamış anormal kanamalar;
    • 35 yaş üzeri sigara içenler;

    Aşağıdaki durumlarda ise, klinik değerlendirme sonrasında hastanın onayı ile dikkatli şekilde kullanılmalıdır :
     

    • Migren;
    • Yüksek tansiyon;
    • Miyomlar;
    • Gebeliğe bağlı şeker hastalığı;
    • Şeker hastalığı;
    • Epilepsi (Sara);
    • Gebelikte görülen tıkanma sarılığı;
    • Orak hücreli anemi;
    • Safra kesesi hastalığı ya da sarılık ile birlikte seyreden hastalıklar;
    • Kan lipide değerlerinin yüksekliği;
    • Büyük cerrahi girişim geçirecek olanlarda veya ameliyat sonrası damar tıkanıklığı geçirme riski olanlarda her türlü doğum kontrol hapı kullanılmamalıdır. Genelde, doğum kontrol hapları kanın pıhtılaşma mekanizmasını etkilediğinden ameliyattan 4 hafta önce bırakılması uygun olur.

    Emzirmeyen ya da düzensiz emziren anneler doğumdan sonra 6. haftadan itibaren düşük doz hap kullanabilirler. Haplar sütün miktarını ve kalitesini düşürdüğünden emziren annelerde 3. aydan önce kullanılması tavsiye edilmez.

    Aşağıdaki durumlarda doğum kontrol hapları kesilmelidir :
     

    • Uzun süren başağrısı;
    • Başağrısı ile birlikte görülen bas dönmesi, bulantı, kusma;
    • Bulanık görme;
    • Ani görme kayıpları, geçici körlük;
    • Tek taraflı ve kesilmeyen başağrısı;
    • Tedaviye yanıt vermeyen başağrisi;
    • Bacaklarda kızarıklık ve ağrı;
    • İnme ya da felç;
    • Şiddetli karın ağrısı;
    • Şiddetli göğüs ağrısı ve nefes almada güçlük;
    • Kan basıncında yükseklik;

    Burada konu edilmeyen diğer durumlar jinekolog ile görüşülmelidir.

  • GEBELİK ÖNCESİ DEĞERLENDİRME

    GEBELİK ÖNCESİ DEĞERLENDİRME

    Gebelik teşhisi konulduğu andan doğuma kadar geçen süre, kadın yaşamındaki en büyük psikolojik ve fiziksel değişimlerin yaşandığı dönemdir. Bu dönemde kadın doğum hekimi anne ve bebeğin sağlığını değerlendirir, annenin sağlığının devamı için önerilerde bulunur. Yani, gebelik takibinin iki ana unsuru vardır; birincisi fetusun büyüme ve gelişiminin değerlendirilmesi, ikincisi annede gebeliğe adaptasyona bağlı oluşan fiziksel ve psikolojik değişikliklerin etkilerinin değerlendirilmesidir.
    Gebelik her biri 3’er aylık bölümlerden oluşan 3 döneme (trimester) ayrılır. Her dönem ayrı bir öneme sahiptir. Örneğin, bebekle ilgili anomalilerin taramaları ilk iki dönemde yapılır. Gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği ve şeker hastalıkları ise son üç ayda ortaya çıkar. Gebe kadınların ultrasonografik muayenesi de bir seromoniye dönüşebilir. Bu muayeneye anne-kayınvalide, kardeş ve yakın arkadaşlar da katılarak, bebeği görme meraklarını gidermek isteyeceklerdir. Bu nedenle bir kadın yıllık smear kontrollerini atlayabilir, fakat gebelik muayenesini çok nadir olarak unutur. 

    Gebelik öncesi (Prekonsepsiyonel) muayene: Aslında ideal olan, çiftin gebeliğe karar verdiğinde kadının gebelik öncesi muayenesinin yapılmasıdır. Bu muayenede ayrıntılı bir öykü alınır ve sistemik muayene yapılır, yakın zamanda yapılmadıysa smear testi alınır. Tiroid bezi (Guatr) ve meme muayenesi bu dönemde önemlidir. Çünkü tiroid bezi (guatr) bozuklukları gebelikte ciddi sorunlara yol açar. Ayrıca gebelikte memelerde büyüme ve ödem nedeniyle değerlendirme yapmak ve mamografi çekmek zorlaşır. Ailesinde menopoz öncesi meme kanseri olan kadınlarda, 40 yaşın altında olsa dahi mamografi çekilmelidir. Kadının aşılanma durumu belirlenir, eksikse, kızamıkçık (rubella), hepatit-B, tetanos aşılar yapılır. Riskli bölgelerde yaşayan kadınlarda tüberküloz taraması yapılmalıdır. 
    Gebelik öncesi muayenenin en önemli aşamalarından birisi hastanın risklerinin değerlendirilmesidir. Bu risklerin bazıları değiştirilemez, bazıları da çeşitli önlemlerle değiştirilebilir. Hastanın boy, yaş, ırk, eğitim düzeyi, genetik yapısı, sosyoekonomik seviyesi değiştirilemeyecek risk faktörlerindendir. Buna karşın, tansiyon yüksekliği (hipertansiyonu ), şeker hastalığı, tiroid bezi bozuklukları (guatr hastalığı), astım, epilepsi (sara), aşırı zayıflık ve şişmanlık değiştirilebilen risk faktörlerine girer. Bu kadınların gebelik öncesi mevcut hastalıkları tedavi edilmeli veya kontrol altına alınmalıdır. Fetusta anomalilere yol açan teratojen dediğimiz A vitamini (accutane), pıhtılaşma önleyici kumadin (coumadin), bazı sara (epilepsi) ilaçları gebelik öncesi bırakılmalıdır. İş ortamında ağır metallere (cıva, kurşun) veya uçucu toksik maddelere maruz kalan kadınlar uyarılmalı, aile içi şiddetin mevcudiyeti araştırılmalıdır. Bu konularda iyileştirici önlemler alınmalıdır. Alkolün fetus üzerine zararlı etkileri kesin olarak kanıtlanmıştır. Bu zararlı etki kullanılan alkol miktarıyla orantılı olarak artmaktadır. Bu nedenle gebelik planlayan kadınların alkol alımını bırakması önerilir. Sigaranın da gebelik üzerine olumsuz etkileri bilinmektedir. Bebekte düşük doğum ağırlığına yol açması, erken doğum ve bebek ölümü bilinen yan etkileridir. Sadece gebe kadınların değil, aynı evdeki diğer aile üyelerinin de sigarayı bırakması önerilmelidir. Kadındaki dişeti iltihapları da önemlidir. Çünkü bunlar erken doğum riski oluşturur. Bu nedenle gebelik öncesi dönemde tedavisi yapılmalıdır. Gebelik öncesi dönemde kadınlara folik asit kullanımı önerilmelidir. Çünkü folik asit, bebeklerdeki doğumsal beyin ve omurilik anomalilerini önemli oranda azaltmaktadır. Bu etki özellikle önceki gebeliklerinde beyin ve omurilik anomalili bebek doğurmuş kadınlarda çok önemlidir. Bu kadınlarda, gebelikten 1 ay önce başlamak üzere gebeliğin ilk üç ayı boyunca, günde 4 mg. folik asit kullanmaları önerilmelidir. Risk kategorisi yüksek olmayan kadınlar ise 400 mcg-1mg arası folik asit kullanabilirler.

    Normal doğumu engelleyebilecek iskelet sistemine ait (ortopedik) bir problemin varlığı araştırılmalıdır. Eğer mevcutsa, doğumun sezaryenle gerçekleştirilmesi planlanır. Yaşla birlikte gebeliğe ait bazı riskler de artmaktadır. Örneğin 40 yaşının üzerindeki kadınlarda düşük yapma, düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma, erken doğum, ve bebek ölümü riskleri artmıştır. Bu bilgiler de kadınlarla paylaşılmalıdır.
    İdeal olarak gebelik öncesi konuşulması gereken konulardan birisi de genetik hastalıklardır. Türkiye gibi akraba evliliklerinin sık olduğu ülkelerde maalesef genetik hastalık riski de artmaktadır. Ayrıca yaşadığımız coğrafyadan dolayı toplumda sıklığı artmış genetik hastalıklar da vardır (Akdeniz anemisi gibi). Son olarak, kadınların eğitim ve iş planlamaları nedeniyle, çocuk sahibi olma yaşının ötelenmeye başlanması da, ileri anne yaşına bağlı gelişen Down sendromu (Mongolizm) gibi genetik hastalıkların oranında artışa neden olur. Dolayısı ile çiftin ailelerini de kapsayacak şekilde ayrıntılı bir öykü alınması gereklidir.

  • Gebelik & Doğum

    Eğer hamile kalmayı planlıyorsanız yada şu anda hamile iseniz hem bebek hem de kendiniz için riskleri azaltmak, gelişen fetus için sağlıklı bir ortam oluşturmak ve sağlıklı bir bebek elde etmek için birçok şey yapmanız gerekmektedir.

    Gebelik takibi ve doğumunuz için tecrübeli uygun bir doktor bulmak sağlıklı bir bebek için en önemli adım olacaktır.

    Gebelik sadece 9 aylık bir yolculuk değildir. Gebeliğin ilk haftaları bebek için en önemli zaman olup zararlı alışkanlıklardan ve yiyeceklerden uzak durmak bu dönemde çok önemlidir.

    Çocuk istediğimizde kendimizi hazırlamamız gerekir. Gebelik planından 3 ay önce doktorunuza muayene olmanız tavsiye edilir. Bu muayenede annenin sağlık durumu ve hamilelikle ilgili planlar yapılır.

    Gebe kalmadan önce kadın hastalıkları ve doğum uzmanına görülmek önemlidir. Gebelik sürecinizi etkileyecek sağlık problemleriniz olabilir.

    Diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon, anemi (kansızlık), tiroit hastalıklar gibi sık görülen hastalıkların gebeliğe ve gebeliğin bu hastalıklara olan etkileri hakkında yeterli bilgi alınmalıdır. Smear ve kan testleri gibi testlerin ve meme muayenesinin ve gerekirse aşıların gebelik öncesi yaptırılması gerekir.

    İlk birkaç hafta bebek gelişimi için en önemli zamandır. Fakat birçok kadın bu dönemde gebe kaldığının farkına bile varmamaktadır.

    Kendi sağlığınızı kontrol etmek gebelik planlanmadan önce yapılması gereken en önemli şey olup gebelik öncesi muayenenizi (prekonsepsiyonel muayene) mutlaka yaptırmalısınız.

    Bu muayene şunları kapsamalıdır:

    Ailenin tıbbi hikâyesi: Hipertansiyon, diyabet, mental gerilik gibi durumların tespiti

    Genetik test: Kalıtsal genetik hastalıkların araştırılması

    Kişisel tıbbi hikâye: Epilepsi, diyabet, hipertansiyon, anemi, alerji gibi gebelikte özel bakım gerektiren durumların tespiti

    Önceki ameliyatlar: Eğer varsa geçirilmiş ameliyatların gebeliğe etkisi

    Önceki gebelikler: Önceki gebeliklerdeki sorunlar

    Aşı durumu:Kızamıkçık tetanos gibi hastalıklara karşı aşılı olup olmadığı

    Enfeksiyon durumu: Bebeğe zarar verebilecek cinsel yolla bulaşan yada başka bir enfeksiyon varlığının tespiti.

    Gebe kalmadan önce sağlıklı gebelik ve fetal gelişim için önemli 3 besin desteği var. Çoğu kadın gebelik süresince ve süt verme döneminde beslenmenin önemini bilir. Ancak gebelik öncesi dönemde aşağıdaki 3 besin desteği fetal gelişim ve sağlıklı gebelik için önemlidir.

    Folik Asid: Gebelik boyunca iki kat ihtiyaç duyulan tek vitamindir. Yüksek risk grubundaki kadınlarda (daha önce nöral tüp defekti olan kadınlar) folik asid % 72 koruyucu etki göstererek nöral tüp defekt (omurlarda açıklık) oluşumunu azaltmıştır. Başka bir çalışmada bebeklerin doğum ağırlığında artış ve bebek gelişme geriliğinde ve annede enfeksiyon oluşmasında azalma sağlar.

    Çinko: Fetal gelişim ve savunma mekanizmaları için gereklidir. Kanda çinko seviyesi %30 altına düştüğünde ve çinko alımı gebelikte azaldığında düşük, erken doğum ve doğum problemlerinde artma olmaktadır. Ayrıca çinko seviyesi düşüklüğünde beyin anomalileri, nöral tüp defekt oranında artışla birlikte düşük doğum ağırlığı ve gebelik zehirlenmesi (preeklampsi ve eklampsi) oranında artış olmaktadır.

    Esansiyel Yağ Asitleri: Gebelikte önemlidir çünkü yeni oluşan hücrelerin gelişiminde, yeni doku oluşumunda ve organ sistemleri oluşumunda önemli rolleri vardır. Gebelikte esansiyel yağ asitleri seviyelerinde azalma olduğunda sinir sistemi ve vücut gelişiminde yavaşlama olmaktadır. Omega-3 desteği alan kadınlarda erken doğumda azalma ve bebek doğum ağırlıklarında artma gözlenmiştir.
    3 ay önceden hayatımızda sağlıklı değişiklikler yapmak iyi olacaktır. Kadın ve erkeğin sağlıklı beslenmesi gebe kalma olasılığını arttırmaktadır.

    Sağlıklı Beslenme İçin

    Folik asid: Her gün 400 mikrogram almak gerekir. Bu B vitamini bebekte nöral tüp defektini azaltarak spina bifida (belde açıklık) riskini azaltır. Eğer ailede nöral tüp defekti hikayesi varsa folik asid dozu arttırılmalıdır. Folik asid doğal olarak koyu yeşil yapraklı sebze ve meyvelerde (turunçgiller, ceviz, fındık, baklagiller, tahıllar) bulunur. Bu yiyeceklerle birlikte günlük 800 mikrogram folik asid desteği yapılmalıdır. Folik asid suda eriyebilen bir vitamin olduğu için fazlası vücuttan atılacaktır.

    Kalsiyum: Gebe kalmayı planlayan kadın günlük 1000 mg kalsiyuma ihtiyaç duyar. Peynir, yoğurt, sardalye, somon ve pirinçten kolaylıkla alınabilir.

    Vitaminler: Diyet yanında multivitamin desteği gereklidir.

    Kafein: Kahve ve çikolatadan uzaklaşmak önemlidir. Günlük 200-300 mg kafein fertiliteyi azaltır.

    Ayrıca demir ve kalsiyum emilimini azaltır.

    Uzak Durulacaklar: Yapay tatlandırıcılar, alkol, sigara, keyif verici içecekler, teratojenik ilaçlar. Sigara %20-30 oranında düşük doğum ağırlıklı bebek doğumlarına sebep olmaktadır. Alkol tüketiminde bebeğe zarar vermeyecek bir miktar yoktur. Maruiana gibi keyif verici ilaçlar gebelik kayıpları, düşük doğum ağırlığı, erken doğum, gelişme geriliği, davranışsal problemler ve öğrenme zorluğu gibi sorunlara sebep olmaktadır. Teratojenik ilaçlar ve maddeler gebeliğin 3-8 haftalarında fetusta yüksek oranda problem oluşturma ihtimalleri vardır. Toksoplazma enfeksiyonundan uzak durmak için aşısız kedi köpekle temas olmamalı. Zararlı maddelerden uzak durulmalı; toksit ve kimyasal maddeler (kurşun gibi) ve radyasyon fetus için tehlikelidir.
    Stres ovulasyonun geciktirebilir veya olmasını engelleyerek gebe kalmanızı engeller. Mümkün olduğu kadar stresten uzak olunmalıdır.

    Bazı alışkanlıklarımız değişmeli

    Egzersiz: Kendinize en uygun bir egzersize başlamalısınız. Kilo kaybederseniz hamilelikte kilo almaktan eskisi kadar korkmazsınız. Yürüme, yüzme, bisiklete binme ve aerobik tercih edebileceğiniz sporlardır.

    Uyku: Günde 8 saat yada sizin için yeterli olacak kadar uyumaya gayret gösterin.

    Beslenme: Sağlıklı beslenmeye başlamalısınız. Zararlı yiyeceklerden uzak durmalısınız. Çiğ yada az pişmiş et, çiğ yumurta yenmemeli.

  • GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    Unutulmamalıdır ki bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve dengeli beslenmesiyle orantılıdır. Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve yaşı, hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek, annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için gerekeni seçip alarak beslenir. Normal bir gebelik sürecinde annenin yaklaşık 10-12 kg alması yeterlidir.

    KALSİYUM: Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8. haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir. Gebelikte, normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir. Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır. Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Brucella, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve iyi pastörize olmasına özen gösterin.

    PROTEİNLER: Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya..) gibi proteinden zengin besinler önerilir. Balıkta proteinden başka bulunan omega 3 ve omega 6 yağ asitlerinin de bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etkili mevcuttur. Tüketilen balık taze ve iyi pişirilmiş olmalıdır.

    DEMİR: Gebelikte demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve özellikle de 4-4.5 aylardan sonra folik asitli demir ilaçlarının kullanımı önemlidir. Çünkü özellikle bu aylardan sonra demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık ortaya çıkabilir. Aşırı derecede kansızlığı olan kişilerde demir haplarına gebeliğin erken dönemlerinde de başlanabilir. Ancak bu durumda zaten ilk aylarda sık olarak görülen bulantı, kusma ve mide şikayetlerinde artış olabileceğinden tedaviye başlangıç süresi bir kaç hafta ertelenebilir.

    Gebelerde demir eksikliği halsizlik, bitkinlik, nefes darlığı, uykuya meyillilik ve çarpıntı gibi şikayetler oluşturabileceği gibi gebelikle ilgili olarak da erken doğum, bebeğin rahim içinde gelişememesi, ölü doğum ve düşük gibi komplikasyonlara zemin hazırlar. Ayrıca ileri derecede kansız bir gebe doğum sonrası lohusalık döneminde de sıkıntı çeker. Demir eksikliğini en aza indirebilmek için kan yapıcı; pekmez, kuru üzüm, kırmızı et, yumurta ve kuru baklagillerden zengin gıdaların tüketilmesine önem verilmelidir. Ayrıca C vitamininden zengin meyve ve sebzeler de barsaklardan demir emilimini arttıracaklardır. Demir hapları kesinlikle sütle birlikte içilmemelidir.

    C VİTAMİNİ: C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde, vucudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı bağışıklık direncinin arttırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir. C vitamini portakal, limon, kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, karnıbahar, lahana, brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır. Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur.

    FOLİK ASİT: Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren folik asit alınması çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır, ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardafolik asit miktarı azalır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnıbahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bebeklerde “nöral tüp defektleri” adı altında toplanan bir takım anormalliklerin ortaya çıkabileceği gösterilmiştir. Daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar, gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren folik asit alımına başlamalıdırlar.

    LİFLİ GIDALAR (Posalı gıdalar):  Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır. Genellikle tüm sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir, ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir.

    GEBELİKTE SIVI ALIMI: Gebelik süresince bol miktarda su ve sıvı alımı sizin ve gebeliğiniz açısından son derecede yararlıdır. Özellikle bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu, bebeğin sıvısının normalden az oluşu, erken doğum eylemi, solunum yolu enfeksiyonları, kabızlık, ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir. Gebelikte çay, kahve, kola ve kakao önerilmez. Çay içerdiği ‘tein’ maddesiyle demir eksikliğine yol açarken, diğer maddeler ‘kafein’ içerdiğinden ötürü bebek üzerine olumsuz etkileri olabilmektedir . Maden suyu (soda) içilmesinin ise hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Tamamen doğal ve hiçbir katkı maddesi içermeyen nane, limon, adaçayı, ıhlamur, kuşburnu, papatya gibi bitki çayları da gebelikte içilebilir. Ancak, “sinemaki çayı” nın içimi konusunda bazı endişeler vardır. O yüzden bu bitkisel çayın gebelik sırasında tüketilmesi önerilmemektedir.

    Alkol, gebelikte kullanıldığında bebekte ‘fetal alkol sendromu’ olarak tanımlanıp, zeka geriliği ve bir takım yapısal anormalliklerle kendini gösteren problemlere yol açtığından ötürü kesinlikle zararlıdır. Aşırı tuz tüketiminden de kaçınılmalıdır. Özellikle son aylarda aşırı tuzlu yeme ile vucütta ödem artabilir, tansiyon yükselebilir ve kendinizi daha rahatsız hissedebilirsiniz.

    BESLENME İÇİN İPUÇLARI

    • Öğünleriniz sık ve az az porsiyonlar halinde olmalıdır. Ne uzun süre aç kalın, ne de yediğinizde tıka basa midenizi doldurun.
    • Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunarak saklanan gıdalar yerine taze ve doğal maddeleri tüketmeye özen gösterin.
    • Yediğiniz gıdalarda “çeşitliliğe” önem verin. Bu şekilde pek çok vitamin ve minerali almanız mümkün olacaktır.
    • Aşırı yağlı, tatlı, baharatlı ve kalorili gıdalar yerine protein ve karbonhidrattan zengin, yağ oranı düşük besin öğelerine yönelin. Unutmayın ki önemli olan sizin kilo almanız değil bebeğin içeride yeterli şekilde beslenebilmesidir.
    • Gebelikte dışarıdan hap olarak alınması gereken iki madde folik asit ve demirdir.Bunlar harici vitamin veya mineral alımı da önemlidir.
    • Gebeliğin ilk aylarında yapılan “Toxoplasma testleri” sonucunda vücudunuz bu parazitle önceden hiç karşılaşmamışsa bazı önlemleri almanız şarttır. Özellikle kedi ve köpek dışkılarıyla bulaşan bu rahatsızlık gebelik döneminde ortaya çıkarsa bebekte ölümcül veya sakatlıklara yol açan problemlere neden olabilir. Toxoplasma özellikle iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile iyi pişmemiş çiğ etlerden geçer..
    • Beslenmede suyu asla ihmal etmeyin. Günde en az 8-10 bardak su için. Yaz aylarında bu miktar 15 bardağa kadar çıkılabilir. Özellikle ileri aylarda kabızlık şikayeti varsa bol su içerek, kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek, her öğünde sebze ile salataya yer vererek ve yürüyüş yaparak bu sorunun önüne geçebilirsiniz.
    • Günde 1-2 bardak süt içmeniz gebelikte ortaya çıkan kalsiyum kayıplarını yerine koymak içindir. Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir veya çökelek de tüketebilirsiniz. Süt ve süt ürünlerinin pastörize olmasına dikkat edin.
    • Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Yüksek tansiyon varsa yemekleri az tuzlu pişirin.
    • Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlayabilir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında olan bu bulantı ve kusmalardan kendinizi korumak için bu dönemde katı, kuru ve yağsız gıdaları tercih edin. Mutfak kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun.
    • Gebelik diyet yapmak için uygun bir zaman değildir. Hamilelikte belli miktarda kilo alımı şarttır. Zayıf bir bünyeye sahipseniz daha fazla, kilolu bir bünyeniz varsa daha az kilo almanız uygun olacaktır.
  • Gebelikte Aşılar

    Gebelikte Aşılar

    Her anne adayı dışarıdan alınan ilaçların gelişmekte olan bebeğine zarar verip vermeyeceğini merak eder. Belki de en merak edilenlerden biri aşılardır. Gebelik döneminde maruz kalınan bazı hastalıklar anne ve bebek için dışarıdan alınan ilaçlardan çok daha zararlı olabilir.

    Özellikle çocuklukta geçirilen kızamıkçık, suçiçeği gibi hastalıklar, çocukluk çağında geçirildiklerinde çok büyük bir tehlike yaratmasalar da gebelikte geçirildiklerinde anne karnındaki bebeğin ağır şekilde hastalanmasına, sakat doğmasına veya düşüklere ve erken doğuma neden olabilirler. Neyse ki bu hastalıkların pek çoğu çocukluk çağında atlatıldığından gebelik döneminde ilk kez karşılaşma olasılığı çok azdır. Öte yandan tetanoz mikrobunun anne tarafından alınması  bağışıklığı olmayan annede ölümcül sonuçlar doğurabilir.

    Aslında en güzeli hamile kalmadan önce doktora başvurarak bu hastalıklarla ilgili bilgi almak, geçirilmiş olan hastalıkların belirlenmesi, geçirilmemiş olanlar içinse aşılanmadır. Bir hastalıkla daha önceden karşılaşıp karşılaşmadığınızı, bağışıklığınız olup olmadığını kesin olarak bilemiyorsanız, doktorunuz hamileliğin ilk aylarında kanınızda antikor adı verilen maddeleri araştırmak için test yapacak ve bu test gerekirse belli aralıklarla tekrarlanacaktır.

    Kızamıkçık, suçiçeği, kabakulak gibi hastalıkların aşıları canlı virus içerdiklerinden gebelikten en az 1 ay önce yapılmalıdırlar ve gebelikte yapılmaları önerilmez.

    Hepatit B, tetanoz ve grip aşısı ise gebelikte yapılmasında sakınca olmayan ölü virus ya da bakteri içeriğine sahip aşılardır. Tetanoz aşısı ülkemizde gebeliğin 20.-24. haftasında  Aile Sağlığı Merkezleri tarafından uygulanmaktadır. Hepatit B uygulaması ise isteğe bağlıdır. Grip aşısına gelince, gebelikte yapılması özellikle kalp hastalığı, şeker hastalığı veya bağışıklık sistemi problemleri gibi özel sorunları olan hamilelere mutlaka önerilirken, tüm hamilelere mutlaka uygulanıp uygulanmaması tartışmalıdır.

    Toksoplazmoz, CMV gibi bazı önemli hastalıkların ise aşısı yoktur. Bu hastalıklardan korunmak için çiğ etlerden gebelikte uzak durmak, sebze ve meyveleri çok iyi yıkamak, sık sık ellerin yıkanması, üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerle çok yakın temasta kalmamak gibi tedbirler alınmalıdır…

  • GEBELİKTE ZAMANLAMA

    GEBELİKTE ZAMANLAMA

    1-Gebeliğe karar veren kadın ne yapmalıdır?
    Günümüzde kadınların eğitim ve kariyerle ilgili hedef ve beklentileri oldukça ilerlediği için evlilik yaşı artmakta ve planlanan çocuk sayısı azalmaktadır. Bu nedenle çocukla ilgili planlamaları doğru zamanda yapmak çok önemlidir. Gebelik planlayan kadın gebe kalmadan önce mutlaka jinekolojik muayeneden geçmeli, meme muayenesi ve smear testi yapılmalı ve gebelikten 2-3 ay önce folik asit kullanmaya başlamalıdır. Jinekolojik muayene ile gebeliği engelleyebilecek veya gebelik sırasında ciddi sorunlara yol açabilecek myom, polip, kist gibi problemlerin varlığı açığa çıkartılır. Gerekirse bu problemlerin tedavisi yoluna gidilir. Meme muayenesi önemlidir. Çünkü gerek gebeliğin ileri aylarında, gerekse emzirme döneminde göğüslerdeki değişikliklerden dolayı memede ortaya çıkacak kitleleri doğru değerlendirmek pek kolay değildir. Smear testi ile rahim ağzında hücresel değişiklik veya kanser öncüsü değişiklerin tespiti ve uygun tedavisi mümkündür. Oysa gebelik sırasında tespit edilecek bu tür problemlerin tedavisi, gebelikte bazı ciddi sorunlara yol açabilir. Gebelikten 2-3 ay önce kullanılmaya başlanan folik asit, bebekte oluşabilecek beyin-omurilik sistemi anomalilerinin önemli ölçüde azalmasını sağlayacaktır. Jinekolojik muayene sırasına kadının önceden bilinen hastalıkları varsa, bunlar da değerlendirilmeli ve gerekirse ilgili uzmanlık dallarından değerlendirme istenmelidir. Gebelik öncesinde kadının fazla kilolarından kurtulması da çok önemlidir. Böylece kadın, gebeliğin vücudunda oluşturabileceği olumsuz fiziksel etkilerden korunabilir.

    2- Doğru zamanlama ve en uygun yaş nedir?
    Her şeyden önce kadının kendisini gebeliğe ve anneliğe hazır hissetmesi gereklidir. 20-35 yaş aralığını en uygun doğurganlık yaşı olarak söyleyebiliriz.

    3- Erken ve ileri yaş gebeliklerle ilgili problemleri değerlendirirecek olursak ..
    Hem erken yaş (19 yaş altı) hem de ileri yaş (35 üzeri) gebelikleri çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir.
    Adölesan dediğimiz erken yaş (19 yaş altı) gebeliklerinin çoğunluğu plansız gebeliklerdir. Plansız olduğu için bu gebeliklerin önemli bir kısmı düşükle sonuçlandırılır. Bu dönem gebeliklerinde hem anne hem bebek açısından bazı riskler söz konusudur. Gebelikte ortaya çıkan tansiyon yüksekliği (gebelik zehirlenmesi) ve buna bağlı hastalıklar nedeniyle anne ve bebek ölümleri artmıştır. Bebeklerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek ihtimali de artmıştır. Bu yaş grubu doğumlarda, hem anne hem de bebek ölüm oranları da daha fazladır.
    İleri anne yaşı dediğimiz 35 yaş üzeri gebelikler de riskli gruba girmektedir. Bu gruptaki gebeliklerde de düşük riski artmıştır. Anne yaşına bağlı olarak bebekte gelişebilecek anomali oranları artmıştır. Bunların başında Down sendromu dediğimiz Mongol bebek olguları gelmektedir. 30 yaşın altındaki kadınlarda Mongol bebek doğurma ihtimali 1/1000 iken, 35 yaşında bu oran 1/400, 40 yaşlarında ise 1/100 kadardır. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı hastalıklar (gebelik zehirlenmesi), gebelikteki şeker hastalıkları, erken doğum oranları artmıştır. Doğumda sezaryen oranları, anne ve bebek ölüm oranları yüksektir. Tabii ki kadının evlilik yaşı veya eğitim veya kariyer nedenleriyle gecikmiş bir gebelik planlaması yapılabilir ve sağlıklı bebekler dünyaya getirilebilir. Burada önemli olan, gelişebilecek riskleri ortaya çıkaracak uygun bir gebelik takip programını uygulamaktır.

    4- Gebe kalmak için yaz mı, kış mı, bahar mı? Hangi mevsim?
    Gebelikte kadın vücudundaki metabolik faaliyetler, kalbin iş yükü ve nabız sayısı artar. Hormonal değişikliklerden dolayı vücut ısısı bir miktar artar. Bu kaçınılmaz değişiklikler gebeliğin ikinci yarısında daha belirgindir. Dolayısıyla yaz aylarında gebeliğin ileri dönemlerini yaşamak kadın için biraz daha sıkıntılı olacaktır. Zaten artmış hava sıcaklıkları, kadının vücut ısısının artması nedeniyle daha fazla hissedilecektir. Varisi olan kadınlarda önerdiğimiz varis çoraplarının yaz aylarında kullanımı pek mümkün olmamaktadır. Sonbahar ve kış aylarında başlayan gebeliklerin son ayları yaz mevsimine denk gelmektedir. Oysa ilkbahar ve yaz aylarında başlayan gebeliklerin ileri ayları sonbahar ve kış aylarında olmaktadır. Gebelik planlanırken bunlara dikkat edilebilir.

    5- Hangi saat? Saatin önemi var mı?
    Gebeliğin oluş saatinin gebeliğin sağlığı üzerine bilinen bir etkisi yoktur. 

    6- Sağlıklı hamilelik için kadınla erkek arasında yaş farkı ne olmalıdır?
    Böyle bir yaş farkı tanımlaması yapılamaz. Fakat kadınlarda 19-35 yaş aralığı dışındaki gebelikler riskli gruba girmektedir. Erkeklerde 40 yaşlarından itibaren üreme kapasitesi çok hafifte olsa azalmaya başlar ve 70’li yaşlara kadar devam eder. İleri erkek yaşı da, gebelik üzerine azda olsa olumsuz etkiler yapar.

  • İstenmeyen Gebelikten Nasıl Korunmalı?

    İstenmeyen Gebelikten Nasıl Korunmalı?

    Gebelikten korunmak için organize ve bilinçli tedbir almak gerekir aksi halde en beklenmedik anda istenmeyen sürpriz bir gebelik başınıza gelebilir.

    A-Kontrasepsiyon yöntemleri (yöntem kullanıldığı sürece gebeliğe karşı korur, kullanım bırakıldığında gebe kalma yeteneği geri döner)

    Doğum kontrol yöntemlerinde aranan özellikler şöyle sıralanabilir; Uygulaması kolay ve ucuz olmalıdır, Geri dönüşü olan bir yöntem olmalıdır, yani yöntemin kullanımı bırakıldığında gebe kalma yeteneği tekrar başlamalıdır, Yan etkileri olmamalıdır, Güvenilir olmalıdır.

    1-Hormonal kontrasepsiyon: OK’ler (doğum kontrol hapları) enjeksiyon uygulamaları, cilt altına yerleştirilen implantlar, vajen içine yerleştirilen hormon salgılayan maddeler sayılabilir. 

    Ağız yolu ile alına doğum kontrol hapları düzenli kullanılmak koşulu ile en güvenli yöntemlerden biridi. Kullanıma başlanılan ilk aydan sonraki sürede koruyuculuğu en yüksek noktaya çıkar ve kullanıldığı sürece devam eder. Bugün dünyada en yaygın olarak kullanılan kontrasepsiyon yöntemi budur. Modern oral kontraseptifler yan etkilerden oldukça arınmış olsa bile uzun süreli kullanımlarında yine de göz önünde bulundurulması gereken bazı durumlar vardır. Bunlardan en önemlisi kardiyovasküler (kalp ve damarlar üzerine olan yan etkileri) yan etkileridir. Bu ilaçlarda aynı şeker hastalığı, hipertansiyon ve sigara kullanımı gibi arteriosklerotik yan etkilere sahiptir. Vücuttan atılımları ise karaciğer yoluyla olmaktadır. Dolayısı ile kadında yukarıda sayılan arteriosklerotik faktörlerden herhangibiri varsa veya karaciğer problemi olanlarda kullanımı sınırlandırılmalıdır. Bu konuda doktorunuz yol gösterici olacaktır.

    Enjeksiyon uygulamaları da ağızdan alınan haplar ile aynı mekanizma ile doğum kontrolü yaparlar. Çok uzun yıllardan beri piyasada bulunmalarına rağmen dünyanın hiçbiryerinde yaygın olarak kullanılmamışlardır. Bunun en önemli sebebi uygulamadan sonra vücutta sertbestleşmesindeki düzensizlik nedeniyle sıklıkla adet düzensizliklerine yol açması ve daha önemlisi uygulamadan ilaç etkisi kendiliğinden ortadan kalkana kadar vazgeçme şansının bulunmamasıdır.

    Cilt alına konulan implantlar da kontraseptif tabletler yada enjektable ilaçlar gibi hormonal yol ile yumurtalıklardan yumurta çıkışını önleyerek kontraseptif etki oluştururlar. Bunlarda da durum enjektable preparatlarda olduğu gibidir. Tedaviden vazgeçmek için küçük te olsa bir cerrahi girişim ile implantın çıkartılması gerekir kullanımı süresince adet düzensizliğine sık rastlanır. Gerek implantlar gerek enjektable preparatlar düzenli olarak ilaç alamıyacak olan hastalarda düşünülen yöntemlerdir.

    Son zamanlarda vajen içine konulan ve vücutta kaldığı sürece belli dozda hormon salgılayarak yumurtalık fonksiyonlarını geçici olarak durduran maddeler de kullanıma sunulmuştur. Bunlar kısa bir eğitim ile hastanın kendisi tarafından her ay vajen içine yerleştirilir ve bir ay süre ile vajende bırakılır. Henüz kullanımı yaygınlaşmamıştır.

    2-Rahim içi araçlar.

    Klasik olarak “spiral” olarak bilinen bu araçlar da uzun yıllardır kullanımdadır. Güvenilirlikleri doğum kontrol ilaçlarına göre daha az olmasına rağmen kullanımındaki kolaylık nedenyile yaygın olarak kullanılrler. Mantığı rahim içine yabancı cisim etkisi oluşturarak bölgede vücut savunmasında yer alan birçok hücrenin bulunmasını sağlamak ve bu hücreler tarafından spermlerin yok edilmesini temin etmektir. 7 yıla kadar rahim içinde bırakılabilir. Koruyucu etkisinin yok olması aracın rahim içi dokusu ile kaplanıp yabancı cisim etkisi oluşturamaması veya uygulanan hastanın bünyesel özellikleri gereği cihazı yabancı cisim gibi algılamamasından dolayıdır. Toplumda rahim içi araçlar ile ilgili birçok spekülasyon mevcuttur. Bunlardan birisi az öncede sözettiğim gibi güvenilirliğinin %100 olmamasıdır. Hastalar genellikle bunun uygulama hatasından yada spiralin kalitesinden olduğunu düşünür ama gerçek mekanizma yukarıda bahsettiğim gibidir. Yani ne uygulama yöntemi, ne uygulayıcının kim olduğu ne de RIA nın kalitesi direkt olarak koruyuculuğunu etkilemez. Kullanımın sınırlandıran bir başka spekülatif faktör toplumun inanışları dır. Özellikle anadoluda birtakım din adamları halkı “RIA ile ölürsen cenabet sayılırsın” şeklinde düşüncelerle etkilemektedirler, uygulamadaki bir aşka sorun halk hala rahim içi araçların (RIA) sadece adet zamanında takılabildiğini düşünmektedir. Halbuki RIA nın adet zamnında takılmasının en büyük espirisi kadının gebe olmadığının en önemli göstergelerinden birinin adet görüyor olması olduğundandır. Günümüzde gebe olmadığı başka yöntemlerle de kolayca tespit edilen kadınlara her zaman RIA uygulanabilir. Uygulamayı sınırlandıran bir diğer faktör işlemin hastalara korkutucu bir işlem olarak gelmesindendir ki bu kesinlikle doğru değildir bu konuda eğitim almış ebe ve doktorlar istisnai birkaç durumu göz ardı edersek çok kolaylıkla ve hastanın canını acıtmadan cihazı rahim içine yerleştirebilirler.

    Yan etkileri arasında zaman zaman görülen adet dışı kanamalar veya adet kanamalarının şiddetli olması ve kasık ağrıları, dış gebelik görülme ihtimalinin RIA kullananlarda biraz daha yüksek olması sayılabilir. Özellikle dış gebelik kadın doğum biliminin önemli sorunlarından birini teşkil ettiği için RIA uygulanan hastalrın mutlaka bu konuda uyarılması gerekmektedir. Olası bir adet gecikmesinde “nasıl olsa bende RIA var” düşüncesiyle doktora gitmemezlik etmemeliler tam tersine bu konuda daha bir hassas olmalıdırlar. 

    3-Bariyer yöntemleri

    Spermlerin rahim içine ve oradan da yumurtaya ulaşmasını engelleyecek yöntemlerdir. Bu amaç ile en yaygın kullanılan condom (prezervatif) dir. Aynı amaç ile vejen içine yerleştirilen diyaframlarda vardır ama uygulama zorlukları nedeniyle yaygınlaşamamıştır. Condom istenmeyen gebeliklerden korunma dışında daha yaygın olarak cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklardan kaçınmak amacıyla da kullanılmaktadır.

    4-Takvim yöntemi ve dışarıya çekme.

    Güvenilirliği en az olan yöntemlerdir. Takvim yöntemi muhtemel ovulasyon tarihinden 3-4 gün önce ve 3-4 gün sonrasındaki periyodlarda ilişkiden kaçınmak olarak özetlenebilir. Ovulasyon gününün yanlış veya tam olarak hesaplanamaması nedeniyle güvenilirliği oldukça zayıf bir yöntemdir. Aynı şekilde dışarıya çekme yada dışarıya boşalma denilen uygulamalar da toplumdan çok yaygın kullanılmasına rağmen analitik bir yöntem olmaktan çok uzaktır.

    5-“Ertesi gün hapları”

    Halk arasında “ertesi gün hapı” olarak bilinen ilaçlar uygun bir kontraseptif yönteminin kullanılmadığı vakalarda gebelik olasılığı açısından şüpheli bir ilişki sonrasında ilişkiyi takip eden 24 saat içinde alınan ilaçlardır. Hormonal etki ile kadının endometriumunu yani rahim içi dokusunu adeti taklit edercesine bir kanama ile dökerek olası gebelikten kaçınmayı sağlar. Düzenli olarak bu yöntem ile korunmak mümkün değildir. Kanama bozukluklarına da sebep olabilir. Ancak olağanüstü durumlarda bir adet döneminde sadece bir kez başvurulabilecek tali yöntemlerden biridir.

    6-Küretaj (Karmen Aspirasyonu) :

    İstenmeyen gebeliklerden kurtulabilmenin son çaresidir. Hiçbir klasik kitapta Korunma Yöntemleri arasında yer almaz çünkü gerçekten korunmanın uygun olmayan yollarından biridir. Karmen aspirasyonu denilen uygulama rahim içine plastik bir kanül ile girilerek rahim içeriğinin bir vakum sistemi ile çekilerek boşaltılmasıdır. Kolayca birkaç cümle ile anlatılabilmesine rağmen uygulama invaziv bir uygulamadır. Yani küçücük te olsa cerrahi bir işlemdir. Cerrahi işlemlerin hepsinde olduğu gibi bunda da bazı riskler vardır (kısaca ve anlaşılabilir şekilde özetlemeye çalışırsak yapılan işleme rağmen gebeliğin bozulmadan devam etmesi, gebelik mahsulünün bir bölümünün uterus içinde kalması, enfeksiyonlar, işlem surasında rahimin delinmesi, yapılan işleme bağlı olarak rahim duvarının birbirine yapışması vs sayılabilir.) Bunun dışında kadında yaptığı olumsuz psikolojik etkiyi de unutmamak gerekir. Hiçbirzaman düzenli korunma amacıyla kullanılamaz olağanüstü durumlarda sık olmayarak başvurulabilecek son çare olarak akılda tutulmasında yarar vardır. Yasalara göre 10 haftaya kadar olan gebeliklerin bu yöntemle uzaklaştırılması mümkündür. Yasal sınırlama olmasa bile daha büyük gebeliklerin bu ve benzeri yöntemlerle yok edilebilmesi daha ciddi tıbbi riskler yaratır.

    B-Sterilizasyon yöntemleri (yöntem bir kez uygulandıktan sonra etki kalıcı şekilde devam eder çift ancak özel yöntemler kullanılarak yapılan tedaviler ile gebelik elde edebilir) 
    Bu kapsamda kadınlarda “Tüp ligasyonu” denilen tüplerin bağlanması işlemi yapılabildiği gibi erkeklerde de “vasektomi” denilen cerrahi bir işlem yapılabilir. Gördüğünüz gibi elimizde erkekte de uygulanabilen bir yöntem olmasına rağmen maalesef ülkemizde “korunmak” kadının sorumluluğunda olan bir uygulama gibi algılandığından genel olarak ülkemiz erkekleri kendilerinde yapılacak olan bu uygulamaya izin vermeme eğilimindedir. Kadınlarda uygulanan tüp ligasyonu yaygın olarak ailenin çocuk sayısını tamamlayacak olduğu son gebeliğinde sezeryan ameliyatının bir parçası olarak yapılmaktaysa da gebelik dışında herhangibir zamanda laparoskopik olarak yani karın duvarına her biri 0,5 cm çaplı iki delik açılarak hastanın karnında büyük bir kesi olmadan da yapılabilir. Hastanede kalmayı gerektirmez aynı gün içinde hasta evine gönderilebilir. Unutulmaması gereken bu yöntemin geri dönüşünün olmadığıdır. Zorunlu hallerde yeni bir gebelik ancak IVF (tüp bebek) yöntemi ile elde edilebilir.
    İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi temel olarak iki başlık altında incelenir

  • Gebelik Takibi

    Gebelik Takibi

    Gebelik TakibiHanımlar gebeliklerini öğrendikleri ilk günden itibaren sağlıklı bir gebelik ve doğum için gerekli bilgilendirme ve periodik takiplerine dair mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir.
    Adet gecikmesinin oluşması ile evde yapılan gebelik testi ve kanda bakılan BHCG testi ile anne adayları gebelik oluşumunu öğrenebilirler. Ancak bu testler gebeliğin sağlıklı ilerlediğini net olarak göstermez dış gebelik, mol hidatiform, sağlıklı gelişim göstermeyen gebeliklerde de bu testlet pozitif çıkar. Toplumumuzun bazı kesimlerinde erken dönem ultrasonun zararlı olabileceği ve bebeğin 3-4 aylık olmasına kadar ultrasonun geciktirilip aynı anda cinsiyetin de öğrenilmesi gibi bir inanış söz konusudur. İlk muayenenin geciktirilmesi dış gebelik, ölü gebelik ve mol gebelik tanısının konulmasını ve tedaviyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ilk 2 ay içerisinde yapılan ultrason çok önemlidir. 
    Normal bir gebelikte ideal takip şeması aşağıda gösterilmiş olup riskli gebeliklerde ve hastaya göre hekimin gerekli gördüğü durumlarda ek tahlil ve uygulamalar gerekebilir.
    6-8 hafta
    Genel sistemik muayene, kan basıncı ve kilo ölçümü
    Gebelikte Risk Tayini:
    Önceki gebelikteki olumsuzluklar: düşük, dış gebelik, kan uyuşmazlığı, troid bezi ile ilgili bozukluklar, diabet, erken doğum tehditi, sezaryan ile doğum, akraba evliliği, kan uyuşmazlığı…
    Gebelik kesesi ve fetus kalp atımının ultrasonografi ile saptanması
    Gerekli kan ve idrar tetkiklerinin istenmesi
    Gebelikte beslenme önerilerinde bulunulması
    11-14 hafta
    İkili tarama testi ve ultrasonografi ile fetusun ense kalınlığının ( nuchal translusensi) ölçülmesi
    16-18 hafta
    Üçlü tarama testi ve ultrasonografi ile fetal organ taraması
    20-21 hafta
    Fetal anomaliler yönünden ikinci basamak obstetrik ultrasonografi ile iler değerlendirmeler, gerekli durumlarda fetal ekokardiografi incelemesi
    24-28 hafta
    Gebeliğe bağlı diabet ( gebelik şekeri) taraması için 50 gr glukoz tarama testi ve 100 gram OGTT yapılması
    32-34 hafta
    Fetusun iyilik halinin, amnion sıvı miktarının ( fetusun içinde bulunduğu sıvı) , plasenta yerleşim ve yapısının, fetusun gelişimi ve kilo alımının ultrasonografi ile değerlendirilmesi
    Gebenin beslenme ve egzersiz önerileri ile doğuma hazırlanması
    36-40 hafta
    Annenin pelvik yapısının değerlendirilip normal doğum için engel olup olmadığı, rahim ağzı açıklığının değerlendirilir
    Haftalık NST takibi
    Gerekli durumlarda haftalık ultrason ve doppler ultrasonografi ile fetusa giden kan akımının değerlendirilmesi
    40 hafta ve üstü

    Fetusun değerlendirilmesi sonucu anne karnında daha fazla kalmasında sakınca yok ise: amnion mai azalması ( fetusun içinde bulunduğu sıvıda azalma), gelişme geriliği, doppler kan akımındaki bozulma olmaması ve bebeğin kilosunun normal doğuma uygun olması durumunda 41-42. Gebelik haftalarına kadar beklenebilir. Ancak bu süreyi de dolduran hastalarda gebeliğin ve rahim ağzının muayenesine göre suni sancı veya sezaryan önerilir

  • VAJİNİSMUS VE GEBELİK

    VAJİNİSMUS VE GEBELİK

    Vajinismus ve Kısırlık Tedavileri

    Cocuk sahibi olmak isteyen Vajinismus hastalarının bir kısmı tüp bebek veya aşılama tedavileri ile gebelik elde etme  yoluna gitmektedir.vajinismus cinsel bir sorun olup tedavisi kısa ve etkin bir şekilde yapılmaktadır.  kısırlık tedavileri çok daha uzun sürmektedir  ve tedavi  sırasında kullanılan ilaçların yan etkileri de düşünülürse çocuk tedavisi için infertilite tedavisi almak hiç akılcı bir yaklaşım değildir. Tüp bebek maliyet ve başarı oranıda göz önünde bulundurularak hasta doktor tarafından vajinismus tedavisine yönlendirilmelidir.

    Vajinismus ve Gebelik

    Vajinismus sorunu yaşayan, hiç bir ilişkiye girmeden nadiren  gebelik  ile karşılaşan çiftler vardır. gebelik yönünden riskli durumları olmayan yani düşük tehtidi, kanama ,erken doğum riski gibi durumlar yoksa  vajinismus hastalarının gebelik dönemlerinde bile, vajinismus tedavisi mümkündür. Bu hastanın  normal doğum yapmasına, kendine güveninin gelmesie yol açar.

    Vajinismus Hastası Nasıl Hamile Kalabilir?

     Sürtünme ile dışa boşalan meni içindeki spermlerin yüzerek tüplere ulaşması

     Penisin uç kısmı vajina girişindeyken boşalma ile spermlerin az bir miktarının vajina içerisine atılması

     Yarım ilişki (penisin uç kısmının vajinaya girmesi) sonucunda gerçekleşen boşalma sonucunda hamile kalınması

     Tek bir veya bir kaç cinsel ilişki sonrasında hamile kalınması, ancak daha sonraki ilişkilerde korkuya bağlı kasılmaların ilişkiye hiçbir şekilde izin vermemesi

  • Folik Asit Hakkında …

    Folik asit (B9), B grubu suda çözünebilen bir vitamindir. Gebelikte bebeğin merkezi sinir sistemi gelişiminde çok önemli bir role sahiptir. Eksikliğinde, Nöral Tüp Defektleri adı altında, Spina Bifida (Omurganın tam kapanmaması) ve Anansefali (Kafatası kemiklerinin gelişmemesi) gibi anomalilere rastlanır. Ayrıca folik asit kırmızı kan hücrelerinin yapımına da katılarak kansızlığı önler.

    Folik asit ne zaman başlanmalı ve ne dozda ve sürede alınmalıdır ?

    Folik asit, gebelik planlanıyorsa, gebelikten en az 1 ay, tercihen 3 ay önce başlanmalıdır. Günlük 400 mikrogram (0,4 miligram) Folik asit alımı önerilmektedir. Eğer sürpriz bir gebelik oluşursa , gebeliğin varlığı tespit edilir edilmez başlanmalıdır. 12. gebelik haftasına kadar devam edilmelidir. 12. haftadan sonra devam edilmesinin de sakıncası yoktur.

    Kimler daha yüksek doz folik asit almalıdır ?

    • Anne veya babadan birisinde Nöral Tüp Defekti varsa
    • Daha önce Nöral Tüp Defektli bir gebelik geçirilmişse
    • Anne veya babanın ailesinde Nöral Tüp Defekti öyküsü varsa
    • Annede Diabet varsa
    • Anne fazla kilolu ise (BMI >30)
    • Annede epilepsi (sara) hastalığı var ve tedavi oluyorsa

    Bu durumlarda günlük 5 miligram Folik asit alınması önerilmektedir.

    Folik asit hangi yiyeceklerde bulunur?

    Yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, brokoli, kuşkonmaz, brüksel lahanası, pancar, tahıllı ekmekler, mercimek, fasulye, mısır, badem, fıstık, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, portakal, greyfurt, mandalina, avakado folik asit açısından oldukça zengin yiyeceklerdir.

    Folik asit suda eriyen bir vitamin olduğundan, buharda veya mikrodalga fırında pişirilerek tüketilmesi daha yararlı olacaktır. Uzun süre ve suda haşlama şeklinde pişirildiğinde, Folik asit yararsız hale gelecektir..