Etiket: Gebe

  • Gebelikte ilaç kullanımı

    Gebelikte ilaç kullanımı

    Kadınların hayatlarının pek çok döneminde farklı ilaçlar kullanmaktadır. Ancak hamilelik sürecinde gebelikte ilaç kullanımı, çok özen gösterilmesi gereken, kadın hastalıkları ve doğum uzman hekimin sadece önerdiği ilaçların ve takviye edici gıdaların kullanılması şeklinde gerçekleştirilmelidir. Gebelikte ilaç kullanımı, gebelerin kendi kararlarına göre ilaç kullanmamaları gereken yoksa bebeğe ciddi zarar veren sonuçlar ortaya çıkabilecek bir süreçtir.

    Gebelikte ilaç kullanımı çok dikkat edilmesi gereken bir konudur.

    Gebelikte ilaç kullanımı ilk paragrafta da bahsedildiği üzere üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Amerika’da hastalık kontrol merkezinin 2007’de New York’ta 493 gebe kadında yaptıkları bir araştırma kadınların %72’sinin gebelikleri sırasında 48 farklı sınıftan ilaç kullandıklarını ve ortalama 3.8 reçete yazıldığını ortaya koymuştur. Benzer örnekler ingiltere ve hindistan’da farklı örneklemleri ile yaşanmıştır. Burada durum Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekiminin ve diğer uzmanlık dalları ile ilgili yönlendirdiği hekimlerin önerdiği ve reçete ettiği ilaçlar dışında hiçbir ilacın kullanılmaması gerekliliğidir.

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması konusunda FDA (Amerika Gıda ve Sağlık Departmanı) bebekte gözlemlenen fetal yan etkilere göre ilaçları 5 ayrı sınıfta incelemektedir.

    • Kategori A (A sınıfı): Gebelerde kontrollü çalışmalarda ilk 3 ay ( ilk trimester) ve diğer dönemlerde fetuse etki edecek herhangi bir risk bulunmayan ilaçlardır. Prenatal vitamin ve mineraller bu gruptadır.
    • Kategori B (B Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanları ile yapılan çalışmalarda fetal risk yoktur ancak gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar yoktur ya da hayvanlardaki etkiler gebelerde gösterilememiştir. Penisilinler ve Sefalosporinler bu gruplarda incelenmektedir.
    • Kategori C (C Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanlarından fetusa zararlı olan fakat gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar olmayan ilaçlar. Gebelikte alınan ilaçların çoğu bu gruptadır.
    • Kategori D: İnsanlarda fetal risk olduğuna dair kanıtlar vardır. Fakat beklenen yarara göre risk göz alınabilir.
    • Kategori X: İnsan ve hayvanlarda fetal riskleri belirlenmiş ve gebelikte kesinlikle kullanılmaması gereken ilaçlardır.

    Gebelikte bitki çayları ve gıda takviyeleri de ancakt doktor uygun görürse ve tavsiye ederse kullanılmalıdır.

    Tıbbi bitkiler ve takviye edici gıdalarda sistemik etki yaratıp fetüste ciddi yan etki oluşturabilecek etkilere sahip olabilirler. Bu sebeple yalnızca Kadın hastalıkları ve Doğum uzmanı hekiminizin önerisi ve tavsiyesi olan ürünleri kullanmalısınız.

  • Gebelik

    Gebelik

    Hamilelik kadınlara bahşedilmiş en büyük ayrıcalıktır. Bu ayrıcalıklı ve özel zamanların sağlıklı ve sorunsuz tamamlanması için mutlaka hekim kontrolünde olmak gerekmektedir …

    Gebe kalmaya karar verdiyseniz eğer , öncesinde bir takım tetkiklerin yapılması gerekmektedir, bunda amaç tedavi edilebilir ve öncesinde tedbir alınabilecek bilinen veya bilinmeyen tüm hastalıkların tespit edilmesidir, Zira gebeliğin bağışıklık sistemini düşürücü etkisi vardır ve gebelik öncesi hafif yada farkedilmeyen hastalıklar gebelikte alevlenebilir,yine bu sebeblerden gebelik öncesi bir dişhekimi muayenesi de yapılması gerekir. Gebelikten 3 ay öncesinde 400 mg/gün folik asit te tüm dünyanın kabul ettiği bebeğin santral sinir sisteminin gelişimi için gerekli olan vitamin dozudur. 

    Gebelik takibi gebeden gebeye değişmektedir,öncelik gebeliğin tespitidir,adet gecikmesinden yaklaşık 2 hafta sonra bebeğiniz ve kalp atışı uterus (rahim) içerisinde tespit edilebilir , tespit edilememesi durumunda dış gebelik veyahut sağlıksız bir gebelik olabileceği gözönünde bulundurulmalıdır ,sağlıklı bir gebeliğiniz var ise bebeği etkileyebilecek bir hastalığınızın olup olmadığının tespiti için yine bir takım tetkikler gerekecektir. 

    Herşey yolunda ise aylık rutin kontroller yeterli olacaktır. Dogum yaklaştıkça (34. Hafta sonrası) görüşme sıklıkları 2 haftaya kadar düşecektir. 

    Tüm bu süreçte yapılması gerekenler ; 

    11-14 . Haftalar arası ense kalınlığı ölçümü ile ikili tarama testi ; halk arasında zeka testi diye isimlendirilen tarama testlerinden en güveniliri.. Bu testin bir nedenle yapılamaması veya hastanın istemesi durumunda 3 lü tarama testi 4 lü tarama testi yapılabilir. 

    18-22. Haftalar arasında bebeğin gelişiminin ayrıntılı değerlendirilmesi için Fetal Anomali Taraması (ayrıntılı ultrason) 

    24-28. Haftalar arasında 50 gr glikoz tarama testi ( şeker taraması) 

    34-42. Haftalar arasında Fetal iyilik halinin değerlendirilmesi için AFI (bebeğin suyu) ölçülmesi ve NST ( non stres test) takipleri 

  • Yumurtalık Kistleri ..

    Yumurtalık Kistleri ..

    – Yumurtalık kistleri tehlikeli midir?
    Yumurtalık kistleri de, pek çok kistlerde olduğu gibi, iyi ve kötü huylu olarak değişiyor. Ultrasonografik muayene, kistin iyi mi, kötü mü olduğuna dair fikir veriyor. Eğer şüphe oluşturacak bir görünüm söz konusuysa, kan testleri, tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle, kistin durumuyla ilgili yüzde 100’e yakın sonuça ulaşılır. 

    – İyi ve kötü huylu dediniz, bunları açabilir miyiz?
    Fonksiyonel kistler, yumurtalıkların döngüsel işlevleri sırasında oluşan kistlerdir ve genellikle birkaç aylık izlemeye alınarak, ilaçla tedavi edilebilirler. Üç aylık izleme sonucunda, ilaçla küçülme olmuyor ve aksine büyüme görülüyorsa ameliyat kararı verilir. Ancak, burada kadınların bilmesi gereken, 8 cm’e kadar olan basit kistlerin ilaçla tedavi edilme olasılığı çok yüksektir. Bu yüzden hemen ameliyat olmaları gerekmez. 

    – Peki ya fonksiyonel olmayan kistler nelerdir?
    Neoplazik dediğimiz fonksiyonel olmayan kistler ise genellikle ilaç tedavisine cevap vermezler. Örneğin edometrioma veya dermoid kistler kendiliğinden ya da ilaçla geçmezler. Fakat kist 2 -3 cm gibi küçük boyutta ise ve herhangibir yakınmaya yol açmıyorsa, ameliyat etmeye gerek yoktur ama mutlaka takibi yapılmalıdır. Fakat kötü hastalık şüphesi olan herhangibir kist tespit edilirse, boyut ve şikayete bakılmaksızın mutlaka ameliyat edilmelidir. 

    – Yumurtalık kistlerinde patlama söz konusu mudur?
    5 – 6 cm’in üzerinde yumurtalık kisti olan ve ilaç tedavisi uygulanan hastalar, cinsel ilişki sonrasında gelişebilecek patlama ihtimaline karşı uyarılmalıdır. Cinsel ilişki sonrası ani başlayan karın ağrısı, bulantı, kusma, soğuk terleme, tansiyon, bayılma gibi şikayetler söz konusu olursa, kişi acilen bir hastaneye kaldırılmalıdır. 

    – Son olarak, miyom saptanan bir kadında gebelik sorun olur mu?
    Bu tür vakalarda, bir gebelik söz konusu olursa, düşük, erken doğum, gelişme geriliği gibi riskler ortaya çıkabilir. Bu nedenle, gebe kalmadan önce kadınların jinekolojik muayene olmalarını öneririm. Belirli boyutun üzerindeki myomların gebelik öncesi çıkartılması gerekir. Cerrahi müdahale sonrasında ise bu riskler ortadan kalkmış olur. Fakat miyomu farketmeden hamile kalan kadınlarda ise, hamilelik süresince, miyom genellikle büyür, şiddetli ağrılara yol açabilir. Bu kadınlara gebelik süresince ve sezaryen sırasında myomektomi önerilmez.

  • GEBELİKTE ZAMANLAMA

    GEBELİKTE ZAMANLAMA

    1-Gebeliğe karar veren kadın ne yapmalıdır?
    Günümüzde kadınların eğitim ve kariyerle ilgili hedef ve beklentileri oldukça ilerlediği için evlilik yaşı artmakta ve planlanan çocuk sayısı azalmaktadır. Bu nedenle çocukla ilgili planlamaları doğru zamanda yapmak çok önemlidir. Gebelik planlayan kadın gebe kalmadan önce mutlaka jinekolojik muayeneden geçmeli, meme muayenesi ve smear testi yapılmalı ve gebelikten 2-3 ay önce folik asit kullanmaya başlamalıdır. Jinekolojik muayene ile gebeliği engelleyebilecek veya gebelik sırasında ciddi sorunlara yol açabilecek myom, polip, kist gibi problemlerin varlığı açığa çıkartılır. Gerekirse bu problemlerin tedavisi yoluna gidilir. Meme muayenesi önemlidir. Çünkü gerek gebeliğin ileri aylarında, gerekse emzirme döneminde göğüslerdeki değişikliklerden dolayı memede ortaya çıkacak kitleleri doğru değerlendirmek pek kolay değildir. Smear testi ile rahim ağzında hücresel değişiklik veya kanser öncüsü değişiklerin tespiti ve uygun tedavisi mümkündür. Oysa gebelik sırasında tespit edilecek bu tür problemlerin tedavisi, gebelikte bazı ciddi sorunlara yol açabilir. Gebelikten 2-3 ay önce kullanılmaya başlanan folik asit, bebekte oluşabilecek beyin-omurilik sistemi anomalilerinin önemli ölçüde azalmasını sağlayacaktır. Jinekolojik muayene sırasına kadının önceden bilinen hastalıkları varsa, bunlar da değerlendirilmeli ve gerekirse ilgili uzmanlık dallarından değerlendirme istenmelidir. Gebelik öncesinde kadının fazla kilolarından kurtulması da çok önemlidir. Böylece kadın, gebeliğin vücudunda oluşturabileceği olumsuz fiziksel etkilerden korunabilir.

    2- Doğru zamanlama ve en uygun yaş nedir?
    Her şeyden önce kadının kendisini gebeliğe ve anneliğe hazır hissetmesi gereklidir. 20-35 yaş aralığını en uygun doğurganlık yaşı olarak söyleyebiliriz.

    3- Erken ve ileri yaş gebeliklerle ilgili problemleri değerlendirirecek olursak ..
    Hem erken yaş (19 yaş altı) hem de ileri yaş (35 üzeri) gebelikleri çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir.
    Adölesan dediğimiz erken yaş (19 yaş altı) gebeliklerinin çoğunluğu plansız gebeliklerdir. Plansız olduğu için bu gebeliklerin önemli bir kısmı düşükle sonuçlandırılır. Bu dönem gebeliklerinde hem anne hem bebek açısından bazı riskler söz konusudur. Gebelikte ortaya çıkan tansiyon yüksekliği (gebelik zehirlenmesi) ve buna bağlı hastalıklar nedeniyle anne ve bebek ölümleri artmıştır. Bebeklerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek ihtimali de artmıştır. Bu yaş grubu doğumlarda, hem anne hem de bebek ölüm oranları da daha fazladır.
    İleri anne yaşı dediğimiz 35 yaş üzeri gebelikler de riskli gruba girmektedir. Bu gruptaki gebeliklerde de düşük riski artmıştır. Anne yaşına bağlı olarak bebekte gelişebilecek anomali oranları artmıştır. Bunların başında Down sendromu dediğimiz Mongol bebek olguları gelmektedir. 30 yaşın altındaki kadınlarda Mongol bebek doğurma ihtimali 1/1000 iken, 35 yaşında bu oran 1/400, 40 yaşlarında ise 1/100 kadardır. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı hastalıklar (gebelik zehirlenmesi), gebelikteki şeker hastalıkları, erken doğum oranları artmıştır. Doğumda sezaryen oranları, anne ve bebek ölüm oranları yüksektir. Tabii ki kadının evlilik yaşı veya eğitim veya kariyer nedenleriyle gecikmiş bir gebelik planlaması yapılabilir ve sağlıklı bebekler dünyaya getirilebilir. Burada önemli olan, gelişebilecek riskleri ortaya çıkaracak uygun bir gebelik takip programını uygulamaktır.

    4- Gebe kalmak için yaz mı, kış mı, bahar mı? Hangi mevsim?
    Gebelikte kadın vücudundaki metabolik faaliyetler, kalbin iş yükü ve nabız sayısı artar. Hormonal değişikliklerden dolayı vücut ısısı bir miktar artar. Bu kaçınılmaz değişiklikler gebeliğin ikinci yarısında daha belirgindir. Dolayısıyla yaz aylarında gebeliğin ileri dönemlerini yaşamak kadın için biraz daha sıkıntılı olacaktır. Zaten artmış hava sıcaklıkları, kadının vücut ısısının artması nedeniyle daha fazla hissedilecektir. Varisi olan kadınlarda önerdiğimiz varis çoraplarının yaz aylarında kullanımı pek mümkün olmamaktadır. Sonbahar ve kış aylarında başlayan gebeliklerin son ayları yaz mevsimine denk gelmektedir. Oysa ilkbahar ve yaz aylarında başlayan gebeliklerin ileri ayları sonbahar ve kış aylarında olmaktadır. Gebelik planlanırken bunlara dikkat edilebilir.

    5- Hangi saat? Saatin önemi var mı?
    Gebeliğin oluş saatinin gebeliğin sağlığı üzerine bilinen bir etkisi yoktur. 

    6- Sağlıklı hamilelik için kadınla erkek arasında yaş farkı ne olmalıdır?
    Böyle bir yaş farkı tanımlaması yapılamaz. Fakat kadınlarda 19-35 yaş aralığı dışındaki gebelikler riskli gruba girmektedir. Erkeklerde 40 yaşlarından itibaren üreme kapasitesi çok hafifte olsa azalmaya başlar ve 70’li yaşlara kadar devam eder. İleri erkek yaşı da, gebelik üzerine azda olsa olumsuz etkiler yapar.

  • Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç KullanımıGebelik döneminde kadınların en çok korktuğu konulardan bir tanesi ilaç kullanmak zorunda kalınması durumunda kullanılacak ilaçların bebeğe zararlı etkileridir.Kadın-Doğum hekimlerinin en sık karşılaştığı sorulardan bir tanesi de gebe olduğunu henüz anlamadığı dönemde kullanılan veya gebelik süresi içerisinde zorunlu olarak alınması gereken ilaçların bebek üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Gebelik döneminde ilaçların zararlı etkileri konusunda bir çalışma yapmak olası olmadığı için, bu konudaki bilgilerimiz daha çok vaka bildirimleri ve daha önceki kayıtların incelenmesine dayanmaktadır. Bu nedenle birçok ilacın bebek üzerindeki olumsuz etkileri konusunda kesin bir şey söylemek oldukça zordur. İlaç firmaları da bu konuda sorumluluk almak istemediği için prospektüste “gebelikte kullanımı sakıncalıdır” veya “hekiminize danışmadan almayınız” şeklinde ibareler koyarak sorumluluğu hekime yüklemektedir. Hekimler de yine aynı kaygıdan dolayı bazen gereksiz gebelik sonlandırması kararı verebilmektedir. En önemli kural gebelikte tıbbi durum ya da yakınmalar ilaç kullanımını gerektirmedikçe ilaç kullanmamak ve kullanılacak ilaçları mutlaka doktor önerisiyle kullanmaktır. Gebelik döneminde ilaç kullanımına karar verirken göz önünde bulundurulması gereken en önemli konu kar/zarar oranı ve ilacın güvenilirliğidir. İlacın potansiyel olarak bebeğe zararlı olduğu düşünülse bile, beklenen yarar daha yüksek ise ilaç kullanımına izin verilebilir. Gebeliğin ilk 10 gününde embryo dış uyaranlara duyarsız olduğu için bu dönemde alınan ilaçlar ya düşüğe neden olmakta, yada anomali yapmamaktadır. Yani “ya hep ya hiç” yasası geçerlidir. Gebelikte ilaç kullanımına karar verirken Amerikan Gıda ve İlaç Kullanımı (FDA) kriterleri göz önünde bulundurulmaktadır. Bu kriterlere göre ilaçlar aşağıdaki kategorilere ayrılmaktadır. Gebelik döneminde en sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler, antiasitler (mide asidini düşüren ilaçlar), antihistaminikler (allerji belirtilerine karşı kullanılan ilaçlar), analjezikler (ağrı kesici ilaçlar), antibiotikler, sakinleştirici ilaçlar, uyku ilaçları gibi ilaçlardır.
    Gebelik döneminde kullanılan ilaçların 0’e yakını plasentadan bebeğe geçmesine karşın, ilaçların çok az bir kısmının bebekte istenmeyen durumların oluşmasına neden olduğu belirlenmiştir. İlaç bebeğin dolaşımına geçtiği andan itibaren bebeğin bulunduğu gebelik haftasına, maruz kaldığı ilaç dozuna ve ilacın teratojen (anomali yapıcı) etkilerine göre bebekle ilaç arasında etkileşim başlar. 
    Gebelikte Sıklıkla Kullanılan İlaçlardan Örnekler
    Gebelik dönemi hiç bir şekilde ilaç kullanılmaması gereken bir dönem değildir. Anne adaylarının çeşitli yakınmaları olduğunda bu yakınmaları gidermek amacıyla (bulantı, mide yanması, başağrısı gibi) ya da bir hastalığa yakalandıklarında hastalığı tedavi etmek amacıyla (idrar yolu enfeksiyonları, şeker hastalığı gibi) ilaç tedavisi verilir.
    Analjezikler (Ağrı kesici, iltihap gidericiler)
    Salisilatlar (aspirin) ve parasetamol (asetaminofen) gebelerin en sık kullandıkları ilaçlardandır. Bunlardan parasetamol (asetaminofen diğer adıdır) gebelikte kullanılabilecek en güvenli ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçtır. Ancak çok yüksek dozlarda (intihar amacıyla alınması gibi) anne adayında karaciğer hasarına ve bebeğin ölmesine neden olabilmektedir.
    Düşük dozlarda (80) miligram aspirin ise bazı riskli gebeliklerde (gelişme geriliği, lupus hastalığı, önceden ağır preeklampsi geçirmiş anne adayları gibi) halen kullanılmaktadır.
    Diğer Ağrı Kesiciler
    Nonsteroid anti enflamatuar adı verilen grupta yeralan ağrı kesiciler (parasetamol hariç çoğu ağrı kesici bu grupta yeralır.) arasında gebelikte en sık ibuprofen ve naproksen kullanılmaktadır. Bu ilaçların bebekte anomali oluşturmadıkları kabul edilir. Ancak bebeğin ductus arteriosusun ( doğumdan sonra kapanması gereken bir kalp kapakcığı) erken kapanmasına ve bebekte pulmoner hipertansiyon gelişimine neden olabildiklerinden 34. gebelik haftasından sonra kullanılmamaları önerilir.
    Enfeksiyonlar
    Enfeksiyonlar tıbben tedavisi zorunlu olan hastalıklardır ve gebelikte kullanıma uygun çok sayıda ilaç arasından enfeksiyona en etkili olanı seçilir.
    Antibiotikler
    Penisilinler yıllardan beri kullanılan ve antibiotikler arasında gebelikte kullanım açısından en güvenli olanlardır. Bunlara yeni jenerasyon penisilin türevleri de dahildir.
    Eritromisin de özelllikle penisilin allerjisi olanlarda kullanılan diğer bir antibiotiktir.
    Sefalosporin grubu antibiotikler konusunda yapılan kısıtlı sayıda çalışmada fetus üzerine olumsuz bir etki bildirilmemiştir. Bu grubun yıllardan beri anne adaylarında kullanıldığı gözöüne alınırsa penisilinler kadar güvenli olduğu söylenebilir.
    Antiasitler
    Bu ilaçlar ( rennie, gaviscon) alimünyum hidroxide, kalsiyum veya magnezyum içermektedir. Genel olarak gebelikte güvenle kullanılan bir ilaç grubudur, ancak yüksek dozlarda kullanıldığında kalsiyum ve magnesium düzeyindeki yükselmeler anne için zararlı olabilir.
    Bulantı-Kusma İçin Kullanılan İlaçlar
    Gebelerin %80’ninde bulantı-kusma yakınmaları görülür ve bunların önemli bir bölümünde ilaç kullanımına gereksinim duyulur. Bulantı-kusma tedavisinde kullanılan H1-reseptör blokörleri, fenotiyazinler, metokoloropamid ve ondensatron gibi ilaçların çoğu B veya C grubundadır ve bu nedenle gebelik sırasında kullanımı bebek için önemli bir risk oluşturmamaktadır. Dramamine, Postadoxin ve Emedur gibi ilaçlar rahatlıkla kullanılabilmektedir. Metpamid ve Zofran gibi ilaçlar konusunda daha az veri olmakla birlikte B grubunda incelenmekte ve kullanınımında önemli bir sakınca bulunmamaktadır.
    Metformin
    Metformin son dönemlerde polikistik over sendromu olan hastalarda sıklıkla kullanılan bir ilaç olup, gebelik sırasında bebek üzerinde olumsuz bir etkisi bildirilmemiş ve bazı çalışmalarda düşük olasılığını azalttığına dair bulgulara rastlanmıştır. Ayrıca diyetle düzenlenemeyen gebelik diabetinde de insüline alternatif olarak kullanımı konusunda da çalışmalar devam etmektedir. Gebelik döneminde kullanımı konusunda henüz bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, gebe olduğunu bilmeden kullananlarda gebeliğin devam etmesinde bir sakınca yoktur.
    Epilepsi Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
    Anne adaylarının yaklaşık 200’de birinde sara hastalığı vardır ve gebelikte de sara ilaçlarının devam ettirilmesi gerekir. Bu ise ciddi bir problem oluşturur, zira sara ilaçlarının çoğu bebekte anomali meydana gelme riskini artırır.
    İlaç kullanan saralı anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riski 3-4 kat yüksektir. Ancak son çalışmalarda epilepsi hastalığının kendisinin de genetik yolla bebekte anomali oluşma eğilimini artırdığı yönünde fikirler öne sürülmektedir.
    Epilepsi Tedavisinde Anomali Riskinin Azaltılması İçin:
    Gebe kalmadan önce ilaç dozu azaltılmalı veya stoplanmalıdır
    Kombine ilaç kullanımı yerine sadece tek bir ilaç kullanılmalıdır
    Gebe kalmadan 1-2 ay önce günde 4-5 mg folik asit kullanılmalıdır
    Anomali riski en yüksek ilaç Valproat olduğu için mümkün olduğu kadar kullanılmamalı, eğer kullanımı zorunlu ise mümükün olan en düşük dozda kullanılmalıdır
    Diğer ilaç kesilip Lamotrigine kullanımına geçilebilir ve nöbetler kontrol edilebiliyorsa gebelikte devam edilir.
    Gebeliğin son 4 haftasında anneye K vitamini verilebilir
    Antidepressanlar
    Gebelik döneminde ağrı kesici ve antibiyotiklerden sonra belki de en sık kullanılan ilaç grubu antidepressanlardır. Antidepressanlar sadece psikiyatristler tarafından değil, diğer hekimler tarafından da reçete edilebildiği için oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Stresle başedebilmek, günlük kaygılardan uzaklaşma veya günlük basit reaktif ruhsal çökkünlüklerden kurtulmak için bile birçok kadın antidepressant kullanmaktadır. Bu konuda en çok kullanılan Prozac iile ilgili olarak bebekte önemli bir yan etkiye yol açmadığı yönünde birçok yayın bildirilmiştir.
    Sigara, Kokain, Esrar v.b Maddeler
    Sigara: Düşük, bebekte gelişme geriliği, erken doğum, plasentanın yerinden ayrılması, ani bebek ölümü ve doğum sonrasında solunum yolu hastalıklarına yol açabilir. Gebeliğin hangi döneminde bırakılırsa bırakılsın zararlı etkileri önemli ölçüde azalmaktadır. Özellikle 16. haftaya kadar bırakıldığında zararlı etkileri görülmemektedir.
    Kokain: Düşük, gelişme geriliğ, plasentanın yerinden erken ayrılması ve ani bebek ölümüne neden olabilir.Doğum sonrasında da bebekte öğrenme ve bazı becerilerde bozulmaya neden olabilir.
    Metamfetamine: Uyarıcı amaçlarla kullanılan bu grup ilaçların birçok anomaliye neden olduğu bildirilmekle birlikte, en önemli yan etkisi gelişme geriliğidir.
    Gebelikte Aşı Kullanımı
    Daha detaylı bilgi ve sorularınız için iletişim hattını ve e-mail adresimizi kullanabilirsiniz
    Aşı Adı Aşılanma Endikasyonları
    Tetanoz Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Difteri Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Kabakulak YAPILMAZ
    Kızamık YAPILMAZ
    Kızamıkcık YAPILMAZ
    Grip Hamileliğinin son dönemleri grip salgınına denk gelen kadınlarda önerilir
    Kuduz Gebelik düşünülmeden yapılır
    Hepatit A Ev halkında ya da yakın temas halinde olduğu kişilerde varsa yapılabilir
    Su Çiçeği Önerilmez

  • Aile Planlaması

    Aile Planlaması

    Ergenlikten başlayarak bir erkekte üreme yeteneği sperm üretiminin kesintisiz olmasına bağlı olarak sürekli iken, kadınlarda bu yetenek adet döngüsünün belli günleriyle sınırlıdır.Kadında karın içinde bulunan yumurtalıklarda, ergenlik sonrası üreme hormonlarının etkisiyle her ay bir yumurta gelişerek belli günlerde döllenmeye elverişli halde karın boşluğuna atılır. Yumurtlama dönemi olarak tanımlanan bu günlerde, kadın vücudunda gebeliğe hazırlık olarak düşünülebilecek bazı belirtiler de olur.
    Bu konuda bilinçlenerek doğurganlık belirtileri olan değişiklikler izlendiğinde kadınlar hangi günlerde gebe kalabileceklerini aslında anlayabilirler.

    Gebelik istendiğinde bu günlerde cinsel ilişkide bulunarak gebe kalmak, istenmiyorsa da cinsel ilişkiden kaçınarak gebelikten korunmak olanaklıdır.

    Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler
    Adet döngüsü boyunca doğurganlık dönemlerinde rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzının biçimi ve kıvamı ile vücut sıcaklığında değişiklikler olur.

    Rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı değişir.
    Vajinada (hazne) çok kıvamlı olmayan, bol, şeffaf, kaygan ve iki parmak arasında uzayan bir akıntı olduğu günler (mukus uzaması), gebelik için elverişli günlerdir.
    Rahim ağzının biçimi ve kıvamı değişir.
    Adet günlerinin bitiminde sert olan rahim ağzı yumurtanın olgunlaşmasından 4-5 gün önce yumuşamaya başlar, parmakla dokunulmak istendiğinde vajinanın üst bölümünde hissedilir, yumurtlama olduğu günlerde rahim ağzı iyice yumuşar ve zor ulaşılacak derinliktedir.
    Vücut sıcaklığı değişir.
    Yumurtlamadan hemen sonra vücut ısısı biraz (yarım derece kadar) artar ve yüksek kalır.
    Akıntının Niteliğini İzlemeye Dayalı Yöntem
    Adet kanaması tam olarak bitince birkaç gün vajinadan akıntı gelmez. Bu günler “KURU” günler sayılır.
    Kuru günlerden sonra yapışkan, koyu kıvamlı ve pürtüklü az miktarda bir akıntı hissedilir. Rengi sarı ya da beyazdır. Bu akıntı bazen fark edilemeyebilir.Yumurtlama günleri yaklaşırken akıntı artar, kıvamı incelir ve görünümü berraklaşır. İki parmak arasında uzayabilir. Vajinadan “ISLAKLIK” olarak hissedilen bu ortamda spermler rahatlıkla 3-5 gün yaşayabilir, rahim içine geçer ve yumurtayı dölleyebilirler.
    Islak günler doğurgan günlerdir. Gebelik isteniyorsa düzenli cinsel ilişkide bulunulur, istenmiyorsa ilişkiye girilmez.
    Yumurtlamadan sonra akıntı yine değişir. Azalır, pürtüklü ve yapışkan olur. Vajinada yine KURU hissedilir. Bu ortamda spermlerin hareketleri güçleşir, rahim ağzından geçemezler ve yaşayamazlar.

    Bu bulguları izleyerek gebelikten korunmak isteyenler üç ay süre ile yalnızca akıntılarını gözleyerek ve bulgularını kayıt edip gözden geçirdikten sonra korunmaya başlayabilirler. Bu sırada mutlaka bu konuda eğitim almış bir sağlık personelinin rehberliği gereklidir. Cinsel ilişki, sıvıların niteliğinin değişmesine yol açar, bu nedenle ilk ayda cinsel ilişkiye girilmez. Akıntı izlenemeyeceğinden adet kanaması sürerken de cinsel ilişkiye girilmemelidir.

    Adet sonrası hiç akıntı olmayan KURU GÜNLERDE GÜNAŞIRI İLİŞKİ OLABİLİR. DAHA SIK İLİŞKİ OLURSA GEÇERLİ İZLEM YAPILAMAZ.

    Vajinada ISLAKLIK hissedilince cinsel perhize başlanır. İNCE KIVAMLI, UZAYAN, BERRAK GÖRÜNTÜLÜ AKINTIDAN SONRAKİ DÖRT GÜN EN TEHLİKELİ GÜNLERDİR.

    Tehlikeli günler geçince adet görene kadar olan cinsel ilişkilerde artık gebelik riski yoktur.
    Arada kanama olursa, bu günlerde ve kanamanın en az üç gün sonrasına kadar yine ilişkide bulunulmaz.
    Yalnızca vücut ısısını ya da rahim ağzının değişimini izleyerek gebelikten korunma da olasıdır. Ancak bunlar etkililiği daha az olan yöntemlerdir.

    Pratik ancak daha uzun süreli cinsel perhizi gerektiren ve takvime dayalı bir yöntem olan Standart günler Yöntemi”nde adet sıklığı 26 ile 32 gün arasında değişen kadınlar adet başlangıcından itibaren 8 (sekiz) ile 19. (ondokuzuncu) günler arasında cinsel ilişkide bulunmayarak ya da bu günlerde kondom kullanarak da gebelikten korunabilirler. Bu yöntem eskiden önerilen takvim yönteminin daha geçerli bir uygulamasıdır.

    Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler ile Gebeliğe Karşı Etkili Bir Koruma Sağlanabilir mi?
    Özenle doğru uygulandığında bu yöntemler elbette koruyucudur. Kurallarına tam uyulmadığı takdirde ise koruyuculuk çok azalır. Bu yöntemlerin kadın ya da erkek kondomu, diyafram, spermisit gibi bariyer yöntemlerle birlikte uygulanması etkililiği artırır.

    Yumurtlama günleri bazı hastalıklarda, büyük sıkıntı ya da üzüntüler yaşandığında, tatil dönemlerinde değişiklik gösterebilir. Bu durumlarda izlem özel bir dikkat gerektirir. Genital yol enfeksiyonları varlığında akıntının niteliği değişeceğinden bu yöntemin uygulanması uygun değildir.

    Emzirmeyle Korunma (Laktasyon Amenoresi)
    Halk arasında süt koruması olarak adlandırılan yöntemdir. Doğumdan sonra ilk altı ay boyunca anne, bebeğini sadece anne sütü ile sık aralıklarla günde toplam en az 60 dakika emzirerek beslediği takdirde annede yumurtlama gerçekleşmeyebilir. Bu durumda cinsel ilişki olsa dahi gebelik meydana gelmez. Ancak bu süre sırasında adet kanaması görülür, ek gıdaya geçilir ya da anne emzirmeyi keserse bu yöntemin koruyuculuğu çok azalır. Bütün kurallarına uyulduğunda koruyuculuğu yüksektir. Emzirme ile korunmanın ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilmeli ve daha bu süre bitmeden mutlaka etkili ancak emzirmeyi etkilemeyecek bir yönteme geçilmelidir.

    Geri Çekme(Dışarı Boşalma)Yöntemi

    Cinsel ilişki sırasında vajina içine boşalma olmadan önce erkeğin cinsel organını kadının vajinasından çıkararak dışarıya boşalmasıdır. Bu yöntemin doğru uygulanabilmesi ve cinsel ilişkinin olumsuz etkilenmemesi için iki tarafın da bu konuda istekli ve kesin kararlı olması gerekir. Tam uygulanmadığında koruyuculuğu çok düşer.

    Cinsel ilişki sonrasında gebelikten korunma amacıyla vajinanın yıkanması tamamen etkisiz bir uygulamadır. Vajinanın yıkanması doğal korunmasını bozarak enfeksiyonların oluşma riskini artırdığından kesinlikle önerilmez.
    DoğalYöntemlerinVücuttaGebeliğiÖnlemeDışındaBaşkaBirEtkisiVar mı?

    Hiçbir yan etkisi olmayan bu yöntemleri özenle uygulamak için çok bilinçli ve kararlı olmak gerekir. Eşle tam uyum sağlamadan kullanılamazlar.

    Herhangi bir nedenle doğal korunma yöntemlerini uygularken kurallarına tam uyamazsanız ilişki sonrasında korunmak için en geç 72 saat içinde acil gebelikten korunma önlemlerinden faydalanmak üzere hekime başvurabilirsiniz.

    UNUTMAYIN!
    DOĞAL YÖNTEMLER CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARDAN KORUMAZ. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmanın tek yolu cinsel ilişki sırasında kadın ya da erkeğin kondom kullanmasıdır.

    Özetle, yaygın olan ama yanlış bilinen bazı noktaları hatırlatmakta yarar vardır.

    Erkeğin spermleri kadın vücudunda 2-3 gün kadar canlı kalabilirler. Bu da takvim metodunun güvenilirliğini azaltmaktadır.

    Spermlerin ilişkiden 2-3 dakika sonra rahim ağzındaki mukus adı verilen yapının içersine yerleştikleri ve rahim içine doğru yola almaya başladıkları bilinmektedir.Dolayısıyla ilişki sonrası vajinal duş koruyucu etkiye sahip değildir!..
    Geri çekme yöntemi ise güvenilir değildir ve bireysel olarak çok farklılıklar göstermektedir.
    Bu yöntemde başarısızlıklar % 30″lara varabilmektedir.

    Dolayısıyla günümüzde modern ve etkili korunma yöntemleri uygulanmalıdır.

  • Şeker Yükleme Hakkında Yanlış Bildikleriniz

    Şeker Yükleme Hakkında Yanlış Bildikleriniz

    Medyada sıkça şeker yükleme testi yapılmasının zararlı olduğu konusunda çeşitli yazılar ve konuşmalar görmekteyiz. Fakat bunlar tamamen gerçek dışıdır; Şeker yükleme testi, standart olması nedeni ile önerilmektedir. Açlık ve tokluk şeker ölçümü standart bir değer vermez, yediğimiz yiyecekteki karbonhidratın miktarı ve çeşidi ile toplam yediğimiz öğün içerisindeki oranı gibi faktörler ölçümü etkiler. Ayrıca ikinci saatte yapılan ölçüm tokluk ortalamasını verir ki, bizim açımızdanönemli olan unsur şekerin en çok ne kadar yükselip düştüğü değer olduğu için, maksimum ve minimum değerleri göremeyiz.

    Gebelikte yapılan şeker yükleme testi ile gebelik diyabeti olup olmadığının tespiti özellikle fetüs açısından büyük önem arz eder. İyi takip edilmeyen kişilerde fetüste anomali ve düşük riski artar. Şeker yükleme testinde verilen şeker miktarı 2 kutu kolanın, meyve suyunun ve benzerlerinin içerdiğinden daha düşüktür ve bu oranda alınan şeker miktarı hangi gebe kadında düşüğe neden olmaktadır, merak ediyorum. Aksine, tespit edilmemiş bir gebelik diyabetinde her öğünde ortaya çıkan şeker yükselmesi kıyıya vuran bir dalga gibi devamlı olarak fetüse zarar vermektedir.

    Son günlerde ne yazık ki sıkça tespit edilememiş gebelik diyabetine bağlı olarak düşük riski ile karşılaşmakta olduğumuz için lütfen özellikle internet ve medyadan aldığınız bilgilere lütfen çok fazla itibar etmeyiniz.  

    Doç. Dr. Adnan Gökçel

    Kaynak: http://www.adnangokcel.com/tr/news/desc/4874/seker-yukleme-hakkinda-yanlis-bildikleriniz.html

  • Doğurganlık – Fertilite

    Doğurganlık – Fertilite

    Kadınlarda doğurganlık, gebe kalabilme ve bebek sahibi olabilmektir. Bir kadında doğurganlık13 yaş civarında adetlerin başlamasıyla başlar ve genellikle bu 45 yaş civarında sonlanır. Fakat potansiyel olarak doğurganlık yaklaşık 51 yaş civarına dek yani menapoza kadar sürer.

    Kız çocuğunun anne karnında 5 aylıkken sahip olduğu yumurta sayısı yaklaşık 6-7 milyondur, bu sayı doğumda 1-2 milyona düşer, çocukluk çağında yavaş yavaş azalarak ergenlik döneminden itibaren ayda bir yumurta yumurtlamak suretiyle bu azalma menopoza kadar aylık ortalama 350-400 yumurta harcayarak devam eder. Bu yumurtalar  yumurtalıklar içerisinde follikül denen içi sıvı ile dolu boşluklarda saklanırlar. Küçük kız doğurganlık çağına girdiğinde aylık menstrual sikluslar (adet) başlar. Her siklus sırasında yumurtalık bir yumurta geliştirir. Nadiren birden çokta olabilir. Bu yumurta erkekten gelen sperm hücresi ile birleşirse gebelik oluşur.

    Yumurta hücresinin gelişimi beyinde hipotalamus ve hipofiz denen bölgelerden ve yumurtalıklardan  salgılanan bazı hormonların ve kimyasalların ince dengesine bağlıdır.

    Erkekte doğurganlık. Kadını hamile bırakabilme yetisi anlamına gelir. Bunu sağlayabilmek için. Erkeğin üreme sisteminin sperm üretebilme ve depolayabilmesi ayrıca depolanan  bu spermlerin vucut dışına taşınabilmesi gereklidir. 

    Kadının hayatı boyunca üreteceği yumurta hücreleriyle doğmasına karşın erkek hayatı boyunca sürekli yeni sperm üretebilme yeteneğine sahiptir. Erkek. Puberteye  eriştikten sonra . sperm depoları yaklaşık her 72 günde bir yenilenmektedir.

    Fertilizasyon: Sperm ve ovumun birleşmek üzere biraraya gelmesi

    Konsepsiyon:  Gebeliğin oluşması (döllenme)

    Gebelik: Ovum ve spermin birleşmesinden sonra. Kadın üreme sisteminde embriyo veya fetusun gelişmesi.

    İnsanlar hayata tek bir hücre, döllenmiş yumurta ya da zigot olarak başlarlar. Bu hücrelerin herbirinin çekirdekciklerinde DNA  denilen (deoxyribonucleic acid) ve biraraya gelerek genleri oluşturan bilgi kodları vardır. Bu genler’de kromozomlar olarak adlandırılan yapıları oluştururlar.

    Bir insan zigotu 23 çiftten oluşan 46 adet kromozom içerir. Bunların yarısı babadan diğer yarısı ise anneden gelir.

    DNA bilgi ile depolu olması yanında kendini kopyalama yeteneğine de sahiptir. Bu kopyalama yeteneği olmaksızın hücreler çoğalamazlar ve bilgileri kuşaklar boyunca iletemezler.

    Sigara

    Sigara kadınlarda fertiliteyi düşürebilir. Pasif içicilik de aynı şekilde etki eder.  Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına neden oluyor. Nikotin, yumurta hücrelerini bozmasının yanında menopozun beklenenden erken gelmesine de yol açabiliyor. Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır. Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranının yüksek olduğu bildiriliyor.

    Erkeklerde de sigara içmekle sperm kalitesinin düşüşü arasindaki bağ gösterilmiş olup bunun fertilite üzerindeki etkisi henüz çok açık değildir.  Sigaranin bırakılmasının genel olarak sağlık kalitesini yükselteceği açıktır.

    Eğer sigara kullanıyorsanız, tüm yaşantınız ve üreme sağlığınız için bırakmanızı öneririz.

    Stres

    Stresin infertilite üzerine etkisi belirgindir. Örneğin stres nedeniyle kadında anovulasyon (yumurtlamanın oluşmaması) olabilir. Çok açıktır ki  Kısırlık tedavisi, ister klasik ister tüp bebek yöntemleri ile olsun, çiftler üzerinde büyük stres, kaygı, gerginlik, korku, uykusuzluk, iç sıkıntısı, depresyon gibi değişik derecelerde psikolojik baskılara neden olabilmektedir.

    Bazı kısırlık vakalarında çok kısa tedavi süresi veya ilk denemede gebe kalma gerçekleştiğinde bu tür psikolojik sıkıntılar daha hafif atlatılabiliyor. Diğer taraftan, uzun süredir tedavi görmelerine rağmen gebe kalamayan çiftlerde sorunlar daha ağır hale gelebiliyor.

    Tedavi süresince merkezimizde psikoloğumuzdan bu konuda destek almanız bu stresi yenmekte önemli katkı sağlayacaktır. Yapılan çalışmalar, stresi azaltmanın başarı şansınızı artırabileceğini göstermiştir.

    Kafein

    Yapılan çalışmalar günlük kafein alımının   günde 50mg’ın altında tutulması gerektiğini göstermiştir. Böylece kafeinin gebelik şansını düşürücü etkisinden kaçınılabilir.  Kafein, kahve, kola. çay ve çikolatada değişik miktarlarda bulunmaktadır.

    Kilo

    Kadının kilosunun boyu ile uyumlu olup olmadığını belirlemek için ‘vücut kitle indeksi (BMI)’ kullanılır. Bir kadının BMI’sı 20-24 arasındaysa normal, 25-29 arasındaysa kilolu, 30-39 arasındaysa yüksek kilolu, 40 ve üzerindeyse aşırı kilolu olarak değerlendirilir.

    Vücut-kütle indeksi (BMI) 30’un üzerinde olan bayanlara kilo vermeleri gebelik şansını artıracağı gibi  gebe kalınması durumunda oluşacak aşırı kiloların sebep olduğu kilolu bebek doğurma, zor doğum ve sezeryanla doğuma gerek duyulma eğilimi gibi olumsuzluklar da önlenmektedir.

    Bunun yanısıra kilonun aşırı düşük oluşu da doğurganlığı olumsuz etkileyen faktörlerdendir. BMI’I 20nin altında olan bayanlarda menstrual siklus bozulabilmekte hatta bazı beslenme bozuklukları ve aşırı egzersiz ile oluşan ileri derecede kilo kayıplarında adetler tamamıyla kaybolmaktadır. Yapılan çalışmalar, düşük kilolu kadınların, ortalama 2.700 ila 3.600 kg aldıktan sonra yarısından fazlasınınkendiliğinden gebe kaldıklarını göstermiştir.

    Vitamin Desteği

    Yapılan çalışmalar, gebelik oluşmadan önce folik asit kullanımının, bebeklerde nöral tüp defekti görülme olasılığını neredeyse %50 azalttığını göstermiştir. Bu nedenle Gebe kalmayı planlayan kadınların Gebelikten 1-2 ay önce her gün en az 0.4 mg folik asit almalarını tavsiye ediyoruz.

    Marul, avocado. dere otu, ceviz, badem, brokoli, bezelye, ıspanak, kavun, , muz, portakal, lahana, yeşil biber, unlu mamuller ve ekmek çok iyi birer folik asit kaynağıdır. Yeterli folik asit alındığından emin olamıyorsanız, folik asit içeren multivitamin preparatlarını kullanabilirsiniz.

    Cinsel İlişki Planı

    Yirmisekiz günde adet gören bir hasta için ortalama yumurtlama günü 14. gün, 30 günde bir adet gören hasta için 16. gündür. Yani yumurtlama sonrası dönem sabit olup, genellikle 14 gündür. Bu nedenle yumurtlama dönemi düzenli adet gören hastalarda iki adet arası dönemden 14 çıkarılarak bulunabilir. Ancak yumurtlama günü +/- 3 gün değişiklik gösterebilir. Bu nedenle gebelik şansını artırmak için aktif cinsel ilişki dönemi uzatılmalıdır. Düzenli ve 28 günde bir adet gören hastalarda adetin 10-17 günlerinde (kanamanın 1.gününden saymak gerekir) iki günde bir ilişkide bulunulduğu takdirde sorun yoksa 6 ayın sonuunda çiftlerin %75’i gebe kalır.

  • Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelik sürecinin ilk aylarından itibariyle kadınlarda sıklıkla rastlanan şikayetlerden birisi karın ve kasık bölgelerinde hissedilen ağrıdır. Pek çok değişik nedenlerden ötürü bu ağrılar çoğu gebe kadınlarda farklı şiddette seyreder. Gündelik hayatı olumsuz yönde etkilemeyen hafif seviyedeki ağrı hissedilmesi durumunda tedavi uygulanmasına ihtiyaç duyulmaz. Gebelikte hafif seviyeli yaşanan karın ve kasık ağrılarında yalnızca dinlenmek yeterli gelebilir. Ancak tam tersi gebelik sürecinde gündelik hayatı aksatacak düzeyde şiddetli karın ve kasık bölgesi ağrıları söz konusu olduğunda tek başına dinlenme yeterli olmaz ve gebelik sürecindeki kadına tedavi uygulanır ve hatta hastanede yatarak tedaviye de gerek duyulur.

    Gebelik esnasında karın ve kasık ağrıları kas ve bağların gerilmesinden kaynaklı olarak oluşur. Söz konusu ağrılar kramp tarzında veya keskin, bıçak saplanır gibi seyretmektedir. Ayrıca karın ve kasık bölgesinde gebelik süresince rastlanan ağrılar; genellikle öksürürken, sandalyeden, yataktan kalkarken çok daha belirgin hale gelir. Bu gibi ağrılar kısa vadeli olarak veya saatlerce devam eden bir şekilde hissedilebilir.

    Peki, “gebelikte kasık ve karın ağrısı” ne zaman başlar?

    Gebelikte kadının adet kanaması geciktiği dönem itibariyle hafif şiddette karın ve kasık ağrıları hissedilmeye başlanır. Gebeliğin gerçekleştiğinin öğrenilmesi ve gebelikte ilk 3 aylık dönemde de nadiren bu ağrı hissedilir. Ancak gebeliğin ilerleyen aylarında bu ağrıların sıklığı ve de şiddetinde artış yaşanır.

    Kasık ağrıları gebeliğin ilk ayları itibariyle başlar. Anne adaylarının büyük  kısmında rahim büyümesine bağlı olarak 6. ila 8. gebelik haftalarında kasık ağrısı hissedilir. 
    Gebelikte karın ve kasık ağrıları gebeliğin son aylarında rahim kasılmalarından kaynaklı olarak hissedilir.

    Kadınların gebelikte karın ve kasık ağrısı şiddetini dindirmek için ayaklarını yukarı kaldırması, rahat bir pozisyonda dinlenmesi ve Ilık bir banyo yapması fayda sağlayacaktır.

    Hangi durumda hekime başvurmak gerekir:

    • Ağrılarla birlikte ateş, titreme, kanama veya artmış vajinal akıntı olduğu takdirde
    • Tansiyon ,halsizlik söz konusu ise
    • İdrar şikayetleri mevcutsa hekime danışmakta fayda vardır.

    6 saatten uzun süren gebelikte karın ve kasık ağrıları büyük ihtimalle bir komplikasyonun belirtisi olabilir. Bu yüzden mutlaka hekime danışılmalıdır.

    Kadınlarda “gebelikte karın ve kasık ağrısı” nedenleri nelerdir ?

    • Yalancı doğum ağrıları 
    • Kabızlık ,şişkinlik ve gaz 
    • Yumurtalıklarda kist oluşumu
    • İdrar yolu enfeksiyonu
    • Tansiyon yükselmesi (preeklampsi) 

    Gebelikte rahmin hızla büyümesi kasık ve karın ağrılarına sebep olur

    Gebelik ilerledikçe rahim hızla büyümekte ve rahmin etrafındaki bağlar da gerilmektedir. Bu ağrılar çoğunlukla sağ tarafta görülebilir ancak bazı gebelerde her iki tarafta da hissedilebilmektedir.

    Gebelik sürecinde yaşanan gaz, şişkinlik ve kabızlık da karın ve kasıklarda ağrı yapar

    Gebelik döneminde salgılanan hormonların etkisiyle sindirim ve boşaltım sistemi fonksiyonlarında farklılaşmalar gerçekleşir. Böbrek ve bağırsakların çalışma hızları bu yüzden yavaşlayabilir ve tüketilen besinler de gaz, şişkinliğe sebebiyet verebilir. Bu nedenle gebelik sürecinde kadınlarda karın ve kasık bölgesinde ağrı hissedilmesi normaldir.

    Gebeliğin sonuna doğru yaşanan yalancı doğum sancıları da karın ağrısına sebep olur

    Gebeliğin son aylarında Braxton-Hicks olarak adlandırılan yalancı doğum sancıları; sık aralıklarla rahim kasılır, sanki doğum başlıyormuş gibi izlenim vererek hissedilir. Kısa süreli dinlenmenin ardından geçtiği ve düzensiz aralıklarla seyrettiği için gerçek doğum sancıları olmadığı fark edilir. Ancak geçmemesi halinde erken doğum belirtisi olabileceği düşüncesi ile hekime başvurulmalıdır.

    Karın ve kasık ağrıları ateş, bulantı ve kusma ile birlikte ise enfeksiyon olabilir

    Gebelik döneminde vajinal akıntılara normal dönemlerden daha fazla rastlanır. Bu akıntılar kokusuz ve şeffaf renkli olduğu sürece bir tehlikeli değildir. Ancak pis kokulu ve kahverengimsi, kırmızımsı renklerde ise enfeksiyon ya da erken doğum işareti olabilir. Bu yüzden hekime başvurulmalı ve tedavi uygulanmalıdır.

    Karaciğerde ve yakınlarında ağrı hissedilmesi tansiyon yüksekliğine işaret olabilir

    Gebelikte tansiyon değerlerinin yükselmesi anne adayının karnının sağ üst kısmında, karaciğerin olduğu alanın yakın bölgesinde ağrıya sebebiyet vermektedir. Ağrı beraberinde bulantı, kusma, baş ağrısı ve nadiren bulanık görme şikayetleri mevcut olduğunda hekime başvurulması gerekmektedir.

    Gebelikle bağlantısı olmayan karın ve kasık ağrıları başka rahatsızlıkların belirtisidir

    Gebelikle bağlantılı olmayan ve tam olarak hangi sebepten kaynaklandığı bilinmeyen gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrıları durumunda gebeliğe olumsuz bir etkisi olup olmayacağının tespit edilmesi açısından muayene edilmesi gerekir. Muayenede öncelikle ağrının sebebin saptanması, ardından da bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması gerekmektedir. 
    Apandisit, mide ülseri, safra kesesi iltihabı gibi sağlık sorunları gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrılarına benzer şekilde seyredebilir. Gebelik süreci fazla ilerlemeden bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması, gebelik ve doğumun daha rahat gerçekleşmesini ve gebeliğin daha sağlıklı geçmesini sağlayacaktır. 
    Sonuç olarak “gebelikte karın ve kasık ağrısı” her ne kadar doğal bir durum olsa da şiddetine bağlı olarak dikkatli olunmalıdır. Gebelik sürecini olumsuz etkileyecek şekilde hissedilen ağrı durumunda da her ihtimale karşı hekimden destek alınmalıdır.

  • Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir?

    Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir?

    Rahim içerisinde bulunan; her ay gebelik oluşumu için hazırlanan ve gebelik olmadığı takdirde hormon desteğinden yoksun kaldığı için adet dönemi kanaması halinde vücuttan dışarı atılan özel hücre tabakasına endometrium adı verilir. Endometrium tabakası, vücutta yalnız rahim içinde yer alır. Bu tabakanın rahim dışında vücudun başka bir bölgesinde yer alması durumu ise “Endometriozis” yani çikolata kisti hastalığı olarak adlanmaktadır. Çikolata kisti olarak nitelendirilme sebebi ise; içeriğinde koyu kıvamlı adeta erimiş çikolatayı andıran bir sıvı bulunmasından kaynaklıdır. 

    Endometriozis yani çikolata kisti hastalığı özellikle genç kadınlarda yaygın olarak karşılaşılan bir problemdir. 25 ila 45 yaş arası kadınların yaklaşık oranla %10-15’inde çikolata kisti hastalığı görülmektedir. Yumurtalık ve kordonlara ulaşması halinde gebelik oluşumuna engel olabilen çikolata kistleri nadiren de olsa menopoz dönemindeki kadınlarda ve hatta erkeklerde de rastlanabilmektedir. 

    Adet döneminde endometrium kanamalı reaksiyonlar yaparak, organlarda yapışmaya sebebiyet verebilir. Adet döneminde hissedilen şiddetli sancı Endometriozis yani çikolata kisti hastalığına bağlı şikayetlerdir.

    Çikolata Kistinin Belirtileri 

    •  Adet ağrısı 
    •  Adetten bağımsız ağrı 
    •  Cinsel ilişki sırasında ağrı
    •  Kısırlık

    Genç kadınlarda sıklıkla karşılaşılan Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Midir? sorusuna yanıt vermemiz gerekirse:

    Gebelik oluşmayan kadınların yaklaşık oranla % 40’ında çikolata kisti (endometriozis) hastalığı görülmektedir. Çikolata kistleri, yumurtlama işlevinin bozulması ve tüplerin tıkanması gibi faktörlere bağlı olarak kısırlık oluşturabilir. Üreme çağındaki kadınları tehdit eden çikolata kisti; yumurtalıkları ve tüpleri etkilemesi halinde, gebelik için engel teşkil eder. 

    İnfertilite (kısırlık) tedavisi gören kadınların ise %20 ila %25’inde görülen çikolata kistinin; yumurtalıklarda azalmaya ve pelvik yapışıklıklara neden olması kadınlar üzerinde bıraktığı en olumsuz etkidir.

    İdrar kesesi ve bağırsaklar üzeri bölgelerde görülebilen çikolata kistleri;

    •  Fallop tüplerinde tıkanmaya 
    •  Tüplerde fonksiyon bozukluklarına 
    •  Döllenmiş olan yumurtanın rahmin içine transfer edilmesine engel olarak gebelik oluşumunu tehdit etmektedir.

    Evet, endometriozis hastalığı gebeliğe engel olur. Ancak çikolata kisti hastalığı olan kadınlarda gebelik oluşma olasılığı hastalığın var olmadığı kadınlara oranla yarısı kadardır. Buna bağlı olarak çikolata kisti olan kadınların tamamı gebe kalamaz diye bir kural yoktur. Çikolata kistinin olmasına rağmen gebe kalan kadınlarda, çikolata kistleri gebelik dönemi boyunca büyüyebilir veya mevcut boyutunda kalabilir. Gebeliğin ilerleyen süreçlerinde gebeliği olumsuz yönde etkilemeyen çikolata kistleri, gebeliğin ilk dönemlerinde ise düşük nedeni olabilmektedir.

    Çikolata kistleri görülebilir hale geldiğinde, operasyon konusu gündeme alınabilir. Fakat söz konusu hasta gebe kalmamış ve 35 yaş üstü ise yumurta rezervi azaldığı sebebiyle hekimine danışarak çikolata kistlerini alınmadan gebelik planlaması yapılmalıdır. Çünkü çikolata kistleri için yapılacak olan operasyonla yumurtaların kapasitesini azaltacaktır. Çikolata kistleri için daha az zarar veren laparoskopik uygulamalar yapılsa dahi çikolata kistlerinin alınması öncesinde gebe kalabilme koşulları detaylı olarak değerlendirilmelidir. 

    Çikolata kisti olan ve henüz gebe kalmamış kadınlarda öncelik ameliyat olmamalıdır. Doktorla durum değerlendirilmesinin yapılması ve buna göre karar verilmesi önemlidir. 40 yaş üstü ve çocuk sahibi olan ve çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlarda çikolata kistlerinin ameliyatla alınması için herhangi bir engel yoktur.

    Çikolata Kistlerinin Tanı ve Tedavisi 

    Endometriomalarda tanı koymak için yumurtalıklarda gelişen kistler içinde, tümör belirteçlerine ve doppler kan akımında direnç ve akım indekslerine bakılmaktadır. Ancak bu kesin bir tanı değildir. Çikolata kistlerinde kesin tanı koyabilmek için, ameliyatla çıkarılan dokunun patolojik incelemesinin yapılması gerekmektedir.

    Çikolata kistlerinin kalıcı tedavisi bulunmamaktadır. Yapılan tedavilerin amacı: çikolata kistlerinden kaynaklanan ağrının giderilmesi ve hastalığın ilerlemesinin durdurulmasıdır. Tedavi edilen çikolata kistlerinin tekrarlama olasılığı vardır. Endometriozis tedavisi için özellikle laparoskopi yönteminden faydalanılmaktadır.