Etiket: Gebe

  • Gebelik ve Şeker Hastalığı

    Gebelik ve Şeker Hastalığı

    Gebelik ve Şeker Hastalığı

    Şeker Hastalığı yani Diabet; kan şekerinin değişik derecelerde yüksek seyrettiği durumdur. Kandaki şekerin kaynağı ekmek, pirinç, patates, unlu ve nişastalı gıdalardır. İnsülin Pankreasın Langerhans adacıklarından salgılanan kandaki şeker düzeyini ayarlayan bir hormondur.

    Şeker hastalığı hamilelikte üç farklı şekilde problem yaratır. Tip 1 Diabetes Mellitus, Tip 2 Diabetes Mellitus ve Gestasyonel Diabet olarak sıralanır. Tip 1 ve Tip 2 Diabetes Mellitus hamilelik öncesinde var olan şeker hastalıklarıdır. Gestasyonel Diabet ise gebelik sırasında ortaya çıkan ve % 90 gebelikten sonra kaybolan bir hastalıktır.

    Tip 1 Diabet:Genellikle çocukluk çağında başlayan bir durumdur. Vücut insülin üretmez. Bu tip diabet İnsüline Bağımlı Diabetes Mellitus olarak adlandırılır. Hamile kalmadan önce bu durumun farkında olan Anne adayı İnsülin dozunu Endokrin Uzmanına ayarlatacak özellikle diyetine her zamankinden daha çok dikkat edecek ve bizimle birlikte sağlıklı bir gebelik sürecinden sonra sağlıklı bir doğum yapacaktır.

    Tip Diabet:Vücutta İnsülin üretimi vardır fakat işlevini yerine getiremez. Genellikle kilolu kişilerde ortaya çıkar. 40 yaş sonrası daha çok olsa da Asya ırklarında ve Siyahlarda da daha genç yaşta ortaya çıkar. Genellikle Hamilelik öncesi teşhis edilmiştir veya Hamilelik sırasında teşhis edilebilir. Gebelikten önce kan şekeri düzeyini ayarlayan tabletler kullanılırken, Gebelik sırasında İnsülin kullanılmalıdır.

    Gestasyonel Diabet: Gebeliğe has bir Diabettir. Yalnızca Gebelikte görülür. Gebeliğin herhangi bir döneminde ortaya çıksa da, ikinci üç aylık dönemde daha sık bir oranda ortaya çıkar. Vücudun Hamilelikteki taleplere yetecek kadar İnsülin üretememesi sonucu oluşur. Doğumdan sonra her şey yoluna girer ve normale döner. Fakat hamileliğinde Gestasyonel Diabet ortaya çıkan kişide, İleride Tip 2 Diabet gelişme riski yüksektir.

    Hamilelikte Şeker hastalığısiz ve bebeğiniz açısından artmış risk demektir. Riskin yüksekliği sahip olunan Şeker Hastalığının türüne bağlıdır.Bu riskler Tip 1 ve Tip 2 Diabet olgularında daha yüksektir.

    • Bebek iri olacağından doğum zor olacak, suni sancıyla doğum eylemi indüksiyonu yapılacak ve muhtemelen Sezaryen ile doğum gerçekleştirilecektir.
    • Diabetli Gebelerde Abortuslar yani Düşükler daha fazla görülür.
    • Tip 1 Diabetiniz varsa sizde Diabetik Retinopati gelişmesi sonucu Görme problemleri, Diabetik Nefropati gelişmesi sonucu ciddi Böbrek problemleri ortaya çıkabilir.
    • Bebekte Kalp ve Sinir Sisteminin Konjenital Anomalileri normal populasyondan fazla görülür.
    • Bebeğin anne karnında ölüm riski ve hemen doğum sorası ölüm riski artmıştır.
    • Bebek doğumdan kısa bir süre sonra Kalp ve Solunum problemleri gibi sağlık sorunları nedeniyle Hastaneye yatmak zorunda kalabilir.
    • Bebek ileriki yaşlarında Obez ve Diabet hastası olabilir.

    Gestasyonel Diabet Nasıl Tanınır?

    Hamileliğinin 24.haftasına gelmiş her gebeye 50 gr OGTT (Oral Glikoz Tolerans Testi) yapılır. Eğer değer 140 mg ‘ın üzerinde çıkarsa bu kez de 100 gr OGTT yapılır. 100 gr OGTT de Değerler; PLAZMADA 1.saat 190’ın üzeri, 2.saat 165’in üzeri,3.saat 145’in üzeri veya KANDA 1. saat 165’in üzeri, 2. saat 15’in üzeri, 3. saat 125’in üzeri ise GESTASYONEL DİABETtanısı konur.

    Kimler Gestasyonel Diabet Adayıdır?

    • Gebeliköncesi Vücut Kitle İndeksi 30′ un üzeride olanlar.
    • Daha önce 4500 gr ve üzeri bebek doğurmuş olanlar.
    • Daha önceGestasyonel Diabetyaşayanlar.
    • Genetik yatkınlık. (Ailede Diabet öyküsü)
    • Irksal yatkınlık.

    Diabetli Gebenin Tedavisi

    Diabetik tedaviprotokolü Hamilelikteki ihtiyaçlarınıza göre ayarlanır. Eğer önceden Antidiabetik ilaç alıyorsanız bugebelikte İnsülinile değiştirilir.

    Artık kan şekerinizi daha sık ve düzenli ölçeceksiniz. Diabetik Retinopati açısındanGöz HastalıklarıUzmanına daha sık görünmeli, diabetik Nefropati açısından daha sık İdrar Tahlili ve Böbrek kontrolleri yaptırmalısınız. Ayrıca kan şekerinizin sık kontrol ediliyor olması sizi Hipoglisemik Ataklara karşı korur. Hipoglisemik Ataklar Bebeğiniz için zararlı değildir. Ancak siz ve eşiniz bu ataklarla başa çıkmayı öğrenmelisiniz. Hipoglisemik Ataklarla başetme konusunda Endokrinoloji Uzmanınızdan gerekli eğitimi almalısınız.

    Diabetliyseniz Gebelikteki Riskinizi Nasıl Azaltırsınız?

    Bebeğiniz ve kendiniz için sağlık risklerini azaltmakta birinci koşul, Gebe kalmadan önceDiabet Hastalığınızıiyi bir şekilde kontrol altına almalısınız. YaniKan ŞekeriRegülasyonunuz cok iyi ayarlanmalı. Bunun için mutlaka planladığınızgebeliköncesi birEndokrinoloji Uzmanınabaşvurmalısınız. Kanda bakılan HbA1c düzeyi % 6,1 den az olmalıdır. Eğer daha yüksekse derhal kan şekerinizi ayarlamak için bir şeyler yapmanız gerekecek demektir.

    Diabetli Gebenin Folik Asit ihtiyacı, diğer gebelere göre çok fazladır. Spina Bifida gelişmemesi için Diabetli Gebeler 5 mg/gün Folik Asit almak zorundadırlar ( sağlıklı gebenin günlük Folik Asit ihtiyacı 400 mikrogram/gündür). Folik Asite hamilelik on iki haftalık oluncaya kadar devam etmek gerekir.

  • GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    Op. Dr.Yelda Doğan gebelikte beslenme üzerine sorularımıza şu şekilde cevap verdi. Biliyoruz ki tıp hergün biraz daha gelişip değişiyor. Bununla birlikte eskiden kabul gören inanışlarımız da birer birer yerini yeni öğrendiğimiz bilgilere bırakıyor.

    Artık hepimiz işlenmiş karbonhidratların, aşırı meyve tüketiminin, vücuda girdiğinde kolayca şekere dönüşen meyve ve sebzelerin, tatlı, börek, çörek, pasta gibi gıdaların metabolizmamızı alt üst ettiğini, bizleri obeziteye, diabete, kalp damar hastalıklarına, erken ihtiyarlamaya, allerjik hastalıklara ve kanser gelişimine adım adım yaklaştırmakta olduğunu biliyoruz. İşte bu bilgilerin eşliğinde gebelikte beslenme konusu sağlıklı beslenmek ile aynıdır eğer sağlıklı beslenme alışkanlığınız yok ise hamilelikte beslenme sizin için üzerinde durmanız gereken özel konudur.

    Yıllarca insanlara ”kibrit kutusu kadar peynir”,’‘ üç adet zeytin”,”ince bir dilim ekmek” gibi ölçüler verilerek açlıkla terbiye edildi. Şimdi ise herkes sadece sağlıksız yiyeceklerden uzak durarak doyuncaya kadar yemek yiyebilme özgürlüğüne sahip oldu. Bu tip beslenmede Proteinlerin önemi ortaya çıktı. Sağlıksız karbonhidratları tüketmeyen, bol protein ve sebze tüketen herkes doyuncaya kadar yemek yiyebilmekte ve kan şekeri dengede olduğu için 4-5 saatten önce acıkmamaktadır.Gebelikte beslenmesürecinde proteinli ve sebzeli sağlıklı yiyecekleri tüketmeliyiz zararlı işlenmiş karbonhidartlı yiyeceklerden uzak durmalıyız.

    Yine uzun yıllar insanlara ara öğün dayatması yapıldı ki bu sürekli insülin denilen hormonu salgılatıp, kan şekerini düşürmekte ve böyle beslenen insanları sık aralıklarla acıktırmakta ve yine insülinin yağ depolayıcı etkisi ile giderek yağlandırmaktaydı. Sağlıklı beslenen insanlar çok sık acıkmazlar.

    Akşam yemeklerini de en geç saat 19:30 gibi yemeli ve sonra sabaha kadar hiç bir şey yenilmemelidir. Kesinlikle işlenmiş şarküteri ürünü gıdalar yenmemelidir (sosis, salam, el yapımı hariç sucuklar, füme etler, hazır gıdalar, konserveler……).

    Anne adayının beslenmesinde Omega-3 yağ asitlerinin değerini bilmeyen yoktur. En iyi Omega-3 kaynağı besinler ; Deniz balıkları, kavrulmamış badem, fındık, ceviz, antep fıstığı, fıstık gibi yağlı kuruyemişler, kavrulmamış kabak ve ay çekirdekleri, semizotu, çayırlarda otlayan koyun keçi gibi hayvan etleri, yine çayırlarda dolaşan tavuk eti ve yumurtası,gibi yiyeceklerdir.

    Omega-9 kalp damar sağlığımız başta olmak üzere tüm sağlığımız için gerekli çok iyi bir yağ asididir ki Sızma Zeytinyağı ve Fındık yağında bulunur.

    Normal yaşantımızda nasıl sağlıklı beslenmek gerekiyorsastrong>hamilelikte beslenmeiçin aynı sağlıklı gıdaları tüketmemiz gerekmektedir.

    Örnek Gebe Beslenmesi;

    Sabah Kahvaltısı:Sarısı çok aşırı pişmemiş 1 veya 2 yumurta( haşlanmış veya tereyağda pişmiş olabilir veya pastırma,ev yapımı sucuk, kavurma et, kıyma vs..eklenebilir). Bir avuç içi kadar Peynir, 15-20 adet Ceviz ya da Badem ya da Fındık vs, 10 adet ev yapımı zeytin, bol domates, salatalık, yeşillik, şekersiz açık çay

    Öğle Yemeği:SIZMA Zetinyağlı bir sebze yemeği, Izgara veya haşlanmış et(her türlü doğal beslenmiş hayvan eti olabilir.)/ veya Etli bir sebze yemeği/ veya Etli bir Kuru Bakliyat yemeği, hormonsuz sebzelerle yapılmış ve limon ve sızma zeytinyağı ile soslanmış bir salata, bir kase yoğurt

    İkindi:Bir avuç ceviz ya da benzeri kuruyemiş/ veya bir elma ya da armut ya da portakal ya da iki mandalin ya da 4-5 gün kurusu kayısı ve büyük bir bardak pastörize günlük doğal süt

    Akşam:Öğlenin aynısı olup en geç 19:30 da bitmiş ve sofradan kalkılmış olmalı.

    Zaman zaman çok sık tekrarlanmamakla birlikte pilav olarak yalnızca buğday veya bulgur pilavı,bazen de evde yapılmış tarhana, buğdaylı ayran çorbası, kıymalı veya tavuklu sebze çorbaları, yeşil veya kırmızı mercimek çorbası, işkembe, beyin hariç kelle paça çorbaları içilebilir.

    Akşam yemeğini erken yemek hem gebenin kilo kontrolüne yardımcı olacak, hem de gebelikte çok sık bir sorun olan Reflü Özefajitinin önüne geçerek,gebenin mide ekşime ve yanmaları olmadan rahat bir gebelik geçirmesini ve rahat uyumasını sağlayacaktır.

    Görüldüğü gibi listelerimizde patates, mısır, ekmek, makarna, pilav, börek, tatlı,pasta vs yok. Çünkü bunlar kötü karbonhidratlardır ve kontrolsüzce İnsülin salgılanmasına sebep olup, öncelikle kan şekeri dengesizliklerine, Diabete ve yağ depolanmasına sebep olarak Obeziteye yol açarlar.

  • Gebelik Öncesi Danışma

    Gebelik Öncesi Danışma

    Kadın Doğum Uzmanı Jinekolog Yelda DOĞANgünümüzde çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, sağlıklı çocuk doğurmanın ilk şartının sağlıklı bir gebelik geçirmek olduğunu iyi biliyorlar. Bu sebeple bize başvuran hamilelik hazırlığındaki kadından mutlaka iyi bir anamnez (tıbbi öykü ve tıbbi özgeçmiş) almak zorundayız. Günümüzde çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, sağlıklı çocuk doğurmanın ilk şartının sağlıklı bir gebelik geçirmek olduğunu iyi biliyorlar. Bu sebeple bize başvuran hamilelik hazırlığındaki kadından mutlaka iyi bir anamnez (tıbbi ökü ve tıbbi özgeçmiş) almak zorundayız.

    Anne adayının sahip olduğu ve geçirdiği hastalıklar bizim için önemlidir. Örneğin ; Diabet, Epilepsi, Hipertansiyon, Astım, Tiroid Hastalıkları, Böbrek Hastalıkları, Kalp Hastalıkları, Kan Hastalıkları, Anemiler (Demir Eksikliği Anemisi, Talasemiler, Orak Hücre Anemileri gibi…).….gibi.

    Yine ; Akraba evlilikleri, Ailesel Hastalıklar, Baba adayının taşıdığı hastalıklar, Genetik Hastalıklar sorgulanmalıdır. Tüm bunlar sorgulandıktan sonra ayrıntılı bir Jinekolojik Muayene ve Tranvajinal Ultrasonografik Muayene ile Anne adayı değerlendirilir. Yapılan bu muayene sırasında mutlaka SMEAR TESTİ yapılmalıdır.

    Anne ve Baba adaylarının Kan Gruplarının belirlenmesi aslında çok basit ama bir o kadar da ÖNEMLİ bir ayrıntıdır. Anne adayımız Gebelik öncesi yapılan belli başlı bazı kan ve idrar tahlillerini yaptırmalı (Örn;Hemogram, TİT, TORCH Paneli, TSH, AKŞ…..), Gebelik Öncesi Dahili, Sistemik veya Enfeksiyöz bir hastalığı varsa tedavi edilmeli ve Gebeliğe başlamak için tüm Tıbbi engelleri ortadan kaldırmalıdır.

    Eğer gebelik öncesi kilo fazlalığımız mevcutsa diyet ve spor programı uygulanarak normal standartlarda bir vücut ağırlığı ile gebeliğe başlanmalıdır.

    Gebe kalmak isteyen Anne adayının yaşı da tıbbi öyküde önemli bir yer tutar. Günümüzde gebeliklerin %10-%15 ini 35 yaş ve üzeri grupta yer alan kadınlar oluşturur. İleri yaş grubunda bulunan bu kadınların Gebelik Öncesi Danışmanlık hizmetine daha fazla gereksinim duyduğu tespit edilmiştir. Çünkü bunlar ya gebeliklerini ertelemişler ve şimdi iyi bir sonuç elde etmek istemektedirler ya da daha önceden infertilite tedavisi görmüşlerdir. Geçmişte 35 yaş üzerindeki gebelere ” yaşlı gebe” denilse de günümüzde bu terim ortadan kaldırılmıştır. Fakat artan yaşla birlikte bazı gebelik problemlerinin ortaya çıkışı da artar. 35 yaş üzeri kadınlarda gebelikle ve doğumla ilgili riskler çalışmalarda yüksek olarak belirlenmiş olsa da normal ağırlıklı, tıbbi sorunları olmayan, fiziksel olarak uygun kadınlar için riskler son derece azdır. Yani sağlıklı beslenen, spor yapan, sağlıklı yaşayan kadınlar bu ileri yaş risklerini ortadan kaldırmış olurlar.

    Baktığım hasta populasyonu arasında çok sık rastlamasam da Alkol, Marihuana, Kokain, Amfetamin ve Eroin gibi madde bağımlılıkları olup olmadığı mutlaka her kadında sorgulanmalıdır. Bu maddeler kullanıldığı sürece kesinlikle gebe kalınmamalı, gebelik isteniyorsa en az altı ay önce anne madde bağımlılığı tedavisini bitirmiş olmalı, bir daha geri dönmemecesine madde bağımlılığıyla ilişkisini kesmiş olmalıdır. Bizim hastalarımızda en sık karşılaştığımız bağımlılık Sigara Bağımlılığı ki ; biz hastalarımıza gebe olmadan önce sigarayı bırakmalarını telkin ediyor, ancak gebe olduğunu öğrenir öğrenmez KESİN YASAK koyuyoruz.Çünkü bir insan kendine bilerek ve isteyerek zarar verebilir ama başka birine ki bu karnındaki savunmasız bir bebeği ise zarar verme hakkına sahip değildir.

    Gebe adayının yaşadığı ortamın sağlık koşulları da önemlidir. Örneğin ; Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan Hemşireler potansiyel olarak Sitomegalovirus ve Respiratuar Sinsitial Virus’a, bakımevi personelleri de Parvovirus ve Rubella’ya maruz kalırlar. Radyoloji bölümünde çalışan personeller kronik radyasyona maruz kalırlar. Endüstri işçileri Ağır metallere, organik çözücülere, kırsal kesimde yaşayanlar tarım ilaçlarına, kontamine kuyu sularına maruz kalabilirler. Gebe kalmayı planlayan kişi bu maddelerden bir şekilde uzaklaşmayı başarmalıdır.

    Yine Epilepsi, Tiroid hastalıkları, Hipertansiyon gibi önceden Kronik Hastalıkları olan adaylar takip eden ilgili branş hekimlerine gitmeli, kullandıkları ilaçları Gebelikte de rahatlıkla kullanıp bebeğe zarar zarar vermeyecek ilaçlarla değiştirtmelidir.

    Bütün bunlara ek olarak anne adayının psikolojik yapısı sağlıklı ve anne olmaya tam olarak hazırlanmış olmalı, evliliğinde huzuru ve düzeni tam olarak sağlanmış olmalıdır. Çünkü yeni bir bireyi her yönden sağlıklı bir ortamda yaşatmak tüm anne ve babaların birincil sorumluluğudur.

  • Cybh ve gebelik

    Gebe kadınlarda, gebe olmayan kadınlarda görülen cinsel yolla bulaşan hastalıkların aynısı olabilir. Gebelik, kadını veya bebeğini bu hastalıklardan korumaz. Gebelik döneminde bu hastalıklardan biri bulaşmışsa hem anne hem de bebek için çok ciddi, hatta hayatı tehdit edici bir durum ortaya çıkabilir. Kadınların cinsel yolla bulaşan hastalıkların zararlı etkilerine karşı uyanık olmaları, kendilerini ve bebeklerini nasıl koruyacaklarını bilmeleri gerekir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların gebe kadına ve bebeğe etkisi

    Kadın, gebe veya değil benzer etkilerle karşı karşıya kalır. Rahim ağzı kanseri veya diğer kanserlere neden olur. Kronik hepatit,PID ( kasık içi iltihabı ), kısırlık gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bu hastalıklar birçok kadında da sessiz seyredebilir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gebe kadından bebeğine doğum öncesi, sırası veya sonrasında bulaşabilir. Bazıları (frengi gibi) plasentayı geçer ve rahim içindeki bebeği enfekte eder. Diğerleri (gonore, klamidya, hepatit-B, genital herpes ) anneden bebeğe doğum sırasında doğum kanalından bulaşır. HIV gebelik sırasında plasentayı geçerek bebeğe bulaşır. Diğerlerinden farklı olarak emzirirken de bulaşır.

    Cinsel yolla bulaşan hastalığı olan gebelerin rahim içinde bebeği sarmalayan zarında yırtılma olur. Doğum sonrası, rahim içi enfeksiyonu oluşur.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en kötü etkileri: ölü bebek doğumu, düşük ağırlıklı bebek, konjoktivitis (göz enfeksiyonu ), pnomoni ( zatürre ), neonatal sepsis ( kan enfeksiyonu ), nörolojik bozukluklar, körlük, sağırlık, akut hepatit, menenjit, kronik karaciğer hastalığı, siroz.

    Bunların çoğu, anneye uygulanan erken prenatal bakımla engellenir. Bunlar, erken gebelik döneminde cinsel yönden bulaşan hastalıklar yönünden laboratuvar testlerinin yapılması ve gerekirse doğuma yakın bu testlerin tekrarı şeklindedir.Enfeksiyonlar doğum sırasında saptanmışsa hasta tedaviye alınır.

    Testler

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, her tür yaş, ırk, etnik köken, din, kültür ve sosyo-ekonomik düzeyden kadınları etkiler. Gebeler, ilk hekm ziyaretlerinde aşağıdaki cinsel yolla bulaşan hastalıklar yönünden incelenmelidir :

    Klamidya

    Gonore

    Hepatit B

    HIV

    Frengi

    Ek olarak, bazı uzmanlar, daha önce prematüre doğum yapmış kadınların bakteriyel vajinozis yönünden araştırılıp gerekirse tedavilerinin yapılmasını önerirler.

    Gebeler, cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili testleri hekimlerine sormalıdırlar. Çünkü, bazı hekimlerce bu testler rutin olarak istenmemektedir. Şimdi daha yeni ve etkin testler yapılmaktadır. Kadına geçmişte test yapılmış bile olsa gebeliğinde bunlar tekrarlanmalıdır.

    Gebelik sırasında tedavi

    Klamidya, gonore, frengi,trikomonas ve bakteriyel vajinozis gebelik sırasında antibiyotiklerle tedavi edilip iyileştirilirler.

    Viral olanlar (genital herpes ve HIV ) tedavi edilemezler. Ama antiviral ilaçlar herpeste uygun olup HIV ‘ da mutlaka gerekir.

    Doğum sırasında genital herpes aktif ise bebeği enfeksiyondan korumak için sezeryan doğum tercih edilmelidir.

    Sezeryan bazı HIV + kadınlarda da tercih edilebilir. Hepatit B (-) kadınlarda gebelik döneminde hepatit B aşısı yapılabilir.

    Korunma

    Korunmada en kesin yol cinsel temastan kaçınmaktır. Uzun süren, enfekte olmadığı testlerle de kanıtlanmış bir partner de korunmada etkindir.

    Kondom, cinsel ilişki boyunca sürekli ve doğru kullanıldığında HIV bulaşma riskini azaltır. Ayrıca, gonore, klamidya ve trikomonas,genital herpes, frengi, HPV bulaşma riski de azalır. HPV ‘ ye bağlı hastalıkların da( siğil, rahim ağzı kanseri gibi ) oluşma şansı azalır.

  • GEBELİK ve ORUÇ

    GEBELİK ve ORUÇ

     Gebelik, dengeli ve düzenli beslenilmesi gereken bir dönemdir. Gebelerin, özellikle öğün miktarını azaltıp, öğün sayısını arttırarak, 3 ana öğün ve 3 ara öğün şeklinde beslenmesini önerilir.  Ayrıca gebelerin bol miktarda sıvı tüketmesi, hem anne, hem de bebek sağlığı açısından çok önemlidir. Bu nedenlerle gebelik, anne ve bebek sağlığı gözetilerek, oruç için uygun bir dönem olarak genelde kabul edilmez. Günün çok uzun olduğu ve hava sıcaklığının yüksek seyrettiği aylarda bu durum daha da ön plana çıkar.

    Bu bilgiler ışığında, gebelikte oruç nedeniyle, anne ve bebekte oluşabilecek etkilerle ilgili anne adayına bilgi verilir. Ama bazı özel durumlarda mutlak bir şekilde gebenin oruç tutmasını önerilmez. Örneğin; şeker hastalığı, hipertansiyon, guatr vb. sistemik hastalıklarda, gebelik bulantı, kusmasında, gastrit gibi rahatsızlıkların olduğu hallerde, riskli gebeliklerde oruç tutulması sakıncalıdır.
    Tüm bunların yanı sıra oruç tutmak isteyen gebelere, iftar ile sahur arasında, mümkün olduğunca bölünmüş dozlarda, 3-4 öğün gıda almaları ve bol sıvı tüketmeleri tavsiye edilir. İftar ve sahur menülerinde, şekerli, tuzlu ve yağlı gıdalar ile kızartmalardan uzak durmaları önerilir.  Yine bu dönemde gebelerin, dengeli beslenirken, taze sebze ve bol meyve tüketmeleri gerekir. Ayrıca oruçlu gebelerin,  gün içinde mümkün olduğunca istirahat etmeleri ve güneşten uzak durmaları da önerilir.
    İslam dini gebelere oruç konusunda esneklik getirmiştir. Diyanet işleri başkanlığı, din işleri yüksek kurulu, gebelik ve oruçla ilgili olarak; “Ramazan orucunu tutmamak için geçerli mazeretlerden biri de gebelik veya çocuk emzirmektir. Gebe veya emzikli olan kadınlar, kendilerine yahut çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmayabilirler. Bunlar bir yönüyle hasta hükmünde oldukları gibi, onlara bu ruhsatı tanıyan hadisler de bulunmaktadır” şeklinde görüş bildirmiştir.
               Son olarak oruç tutmak isteyen her gebenin kendi hekimine danışarak, gebeliği hakkında bilgi alıp, olası riskleri değerlendirip, bu şekilde nihai karar vermesini önerilir. 

  • Normal Doğum mu, Sezaryen mi?

    Normal Doğum mu, Sezaryen mi?

    Çiftlerin gebelik boyunca doğum şekli konusu en çok düşündükleri konudur. Gebelerin doğum şekline karar verme konusunda onları en çok etkileyen yakın arkadaşları ve ailelerinin görüşleridir.

    Normal doğum yapmanın ya da Sezaryenla doğum yapmanın kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Önemli olan gebe bayan ve bebeği için hangi doğum şeklinin uygun olup olmadığına karar vermektir. Gebe kadınların ve ailelerinin doğum şekli konusunda doktorun bilgi ve tecrübesine güvenmeli ve doğum şekli konusundaki kararla ilgili israrcı olmamalıdırlar.

    Tam olarak doğumun sezaryen yada normal doğum şeklinden hangisi ile olup olmayacağı aslında gebeliğin 37-38 haftası civarında belli olmaktadır.Eğer gebelikte bebek baş ile geliyorsa,bebeğin kilosu 4000 gr dan az ise,bebeğin eşi yani plasenta aşağı yerleşimli değilse,muayenede bebeğin başı doğum kanalına yerleşmişse ve anne de normal doğum istiyorsa (buna fiziken ve ruhen hazır hissediyorsa) normal doğum planlanabilir.Normal doğum için son adet tarihine göre gebelik süresinin sonu olan beklenen doğum tarihinin son gününe kadar beklemek gerekir.Bazen bu bekleme süresi 41-42 haftayı da bulabilmektedir.Bu döneme kadar çok sıkı kontrol altında beklenebilmektedir.

    Gebelikte eğer bebek ters duruyorsa (makad yada ayak geliş),hastanın daha önceki doğumu sezaryen ile gerçekleşmişse,hasta normal doğum yapmaktan korkuyorsa,bebeğin kilosu 3500 gr dan fazla ise, plasenta aşağı yerleşimli ise ve muayenede bebeğin başı annenin doğum kanalına yerleşmemişse hastaya sezaryen planlanmalıdır.Sezaryen planlı bir şekilde yapılacaksa beklenen doğum tarihinden itibaren 1 hafta yada 10 gün önceki bir dönemde alınmalıdır.Bu süre içinde sezaryen yapılmazsa hastanın doğumu başlayabilir ve hasta strese girebilir.

    Normal Doğumun Avantajları ve Dezavantajları
    Normal doğumda bebek vaginal yoldan doğduğu için annenin doğum sonrasında daha çabuk toparlanıp normal hayatına dönmesi büyük bir avantajdır. Normal doğumdan sonra hastanede 24 saatlik bir kalma süresi yeterli olmaktadır. Anne evine daha kısa bir sürede dönmektedir.
    Normal doğum sancıları yaşanırken salgılanan Oksitosin denilen hormonun da devreye girmesiyle anne sütü daha kısa bir süre içerisinde gelmektedir. Anne bir operasyon olmadığı için daha çabuk beslenebilmekte ve buna bağlı olarak da daha çabuk sütü gelmektedir.
    Normal doğumda bebek dünyaya daha dar bir alandan geçerek çıktığı için akciğerleri önce sıkışıp sonra birden havayla temas ettiği için daha güçlü solunum yapabilmekte ve akciğerler daha iyi havalanmaktadır.
    Doğumda anne bebeğinin doğmasıyla birlikte hemen onu görmekte ve dokunarak temas edebilmekte ve daha kısa sürede emzirip, daha çabuk bir duygusal bağ kurabilmektedir.
    Normal doğumdaki en büyük risklerden birisi doğum takibi sırasında normal ilerleyen bir doğum eylemi sırasında her an bir problem gelişebilmekte ve aniden sezaryen yapılmaktadır. Bu problemleri şöyle sıralayabiliriz; doğum eylemi yavaşlayabilir,bebeğin ilerlemesi durabilir,bebek sıkıntıya girebilir,kalp atışlarında yavaşlama yada hızlanma olabilir,bebek kakasını yapabilir,tehlikeli bir vaginal kanama başlayabilir.Bu tehlikelerden dolayı sezaryen şartları her an hazır olmalıdır.Bu durumlarda acilen sezaryen yapılmazsa uzayan eylemlerde bebeğin oksijensiz kalması ileride zeka geriliğine ve kas gücü kayıplarına neden olabilmektedir.Bazen doğumda annenin ıkınması yetersiz kaldığı için bebeği çıkartabilmek için vakum uygulaması yapılmakta ve bu durum sonrasında bebekte önemli problemler gelişebilmektedir.Bazen doğumda bebeğin omuz kısmı takılmaktadır ve bebeğin boynundaki sinirler zarar görmekte ve omuz kemiğinde kırılmalar olabilmektedir.
    Normal doğum sırasında bebeğin çıkışını kolaylaştırmak ve annenin anatomik yapısının zarar görmemesi için epizyotomi denilen bir kesi yapılmaktadır. Bazen doğumda bebek çıkarken bu kesiyi büyüterek hastanın anüs ve rektum kısmında yırtıklara ve dışkısını tutamama gibi problemlere neden olmaktadır.
    Normal doğumda bazen ıkınma sırasında bebeğin de zorlamasıyla birlikte idrar torbasında sarkmalara (sistosel) ve operasyon gerektirecek kadar idrar kaçırma problemlerine yol açabilmektedir.
    Normal doğumdan gebe kadınları uzaklaştıran bir konu da doğumdaki duyulacak olan ağrılardır. Ancak epidural kateter takılarak yapılan normal doğumlarda ağrı duymadan normal doğum yapıldığı için bu korku aslında yersizdir.
    Bazı çiftler normal doğumun ne zaman başlayacağı bilinmediği için bu durum onları endişelendirmekte, gece doğumun başlaması hastaneye ve doktora ulaşma korkusu nedeniyle kendi istekleriyle sezaryen olmaktadırlar
    Sezaryen ile Doğumun Avantaj Ve Dezavantajları
    Sezaryen ameliyatında karın alt bölümünden yapılan bir kesi ile rahime ulaşılmakta ve rahime yapılan bir kesi ile de bebeğin dışarı alınmasıdır.

    Sezaryenin en büyük avantajı bebeğin normal doğum sırasında oluşabilecek riskleri yaşamadan direk sağlıklı bir şekilde dışarı alınmasıdır. Bebeğin sıkışması, oksijensiz kalması gibi kötü olasılıklar sezaryende yoktur. Bebek az riskli bir yoldan dışarı çıktığı için birçok aile bu yüzden sezaryeni tercih etmektedir. Bazen sezaryenle doğan bebeklerde doğumdan sonra birkaç gün sürebilen bir solunum sıkıntısı yada solunum sayısında artma (yeni doğanın geçici takipnesi) durumları görülebilmektedir. Fakat bu durum normal doğumlarda da yaşanabilir.

    Sezaryen olan kadınlarda anatomik bakımdan rektum bölgesinde ya da idrar kesesinde herhangi bir anatomik hasar oluşmamakta doğumdan sonra idrar yapma ve dışkılama bakımından bir sorun yaşanmamaktadır.

    Sezaryen ile doğum yapan annelerin kendine gelmesi, bebeği ile iletişim kurması biraz daha geç olmaktadır. Emzirme anne operasyondan sonra odaya gelince olacağı için bebek 1-2 saat annesini beklemektedir. Sezaryen olan anne operasyondan 6-8 saat sonra ayağa kalkmakta ve 4-6 saat içinde ağızdan beslenmektedir.Bu yüzden anne sütü gelmesi biraz daha gecikmektedir.Bu operasyondan sonra hastalar 2 gece hastanede tutulmaktadır.Annenin operasyondan sonra ağrıları daha fazla olduğu için normal hayatına dönmesi 1 haftayı bulmaktadır.

    Hem normal doğumda hem sezaryen doğumların kesi bölgelerinde enfeksiyon, kan birikmesi ve dikişlerin açılması ihtimali az da olsa görülebilmektedir.

    Sonuç olarak hem gebe için hem bebeği için en sağlıklı doğum şeklini kendisini tanıyan ve takip eden hastası için en iyi kararı ancak kendi doktoru verebilir.Hasta için en uygun doğum şeklinin kararını verdikten sonra da hastanın doğumu sağlıklı bir şekilde gerçekleşirse genellikle bir sorun yaşanmaz.

  • Gebelikte Hipertansiyon Nedir?

    Gebelikte Hipertansiyon Nedir?

    Gebelikte tansiyonun 140/90’dan yüksek olması Hipertansiyon olarak kabul edilir ve mutlaka tedavi edilmelidir. Hipertansiyon sırasında böbrekteki hasar nedeniyle idrarda protein (albumin) kaybı başlar ve bunun neticesinde de ödem ( vücutta su tutulması) oluşur.Bu durum gebelik zehirlenmesi denilen Preeklampsi gelişmesine neden olabilir.

    Gebelikte yüksek tansiyon denilen preeklampsi genelde hamileliğin 20. Haftasından sonra ortaya çıkar ve gebeliğe bağlı anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden birini oluşturur. Gebelik takibi sırasında erken dönemde doktor bu durumdan şüphelenip tanı koyarsa erken tedaviye başlanırsa tedavisi mümkün olan bir durumdur.

    Gebelikte tansiyon yükseldiği zaman bebeğin eşi denilen plasentada erken yıpranma ve buna bağlı bebekte gelişme geriliği ve erken doğuma neden olmaktadır. Tansiyon yüksekliği saptanan gebelerde Tam idrar testi, kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, pıhtılaşma testleri mutlaka bakılmalıdır. Hastaya hemen uygun bir antihipertansif ilaç başlanarak gebelik takibi daha sıkı bir şekilde yapılmalıdır.

    Gebelikte Hipertansiyon ve Gebelik zehirlenmesi bakımından kimler risk altındadır?

    • Gebe kalmadan önce tansiyon hastası olanlar
    • 20 yaşından küçük ,40 yaşından büyük gebeler
    • Çoğul gebelikler
    • Çok kilolu olanlar
    • Ailesinde tansiyon yüksekliği olanlar
    • Daha önceki gebeliklerinde tansiyon yüksekliği yaşamış olanlar
    • Sistemik bir hastalığı olan gebeler (Diyabet,böbrek hastalığı gibi)

    Gebelikte tansiyon yükselmesi ve preeklampsi için hangi önlemler alınmalıdır?

    • Gebelik boyunca doktor kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalı
    • Gebelik sırasında çok kilo alınmamalı
    • Gebelikte çok tuzlu gıda tüketmek,çok soda tüketmek ödem ve tansiyon yüksekliğine neden olur
    • Özellikle gebeliğin 20 haftasından sonra tansiyon yükselmesi durumunda bir iç hastalıkları uzmanına kontrol olmanızda fayda vardır
    • Ellerde, ayak ve bacaklarda şişme, yüzde şişlik olması durumunda mutlaka doktorunuzu arayın
    • Ani baş ağrısı krizleri yaşanıyorsa altta yatan bir tansiyon problemi olabilir ,baş ağrıları olduğunda mutlaka tansiyonunuzu kontrol ettirin
    • Bu riskleri taşıyan bir gebe iseniz gebelik sırasında mutlaka bebe asprinine başlamak gereklidir
  • Gebelik Öncesi Hazırlık

    Gebelik Öncesi Hazırlık

    Gebe kalmaya karar veren çiftlerin gebe kalmadan önce dikkat etmesi gereken bazı noktalar vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliiz:

    Doktorunuza gebe kalmadan önce başvurarak gebeliğe hazırlık döneminde neler yapılması gerektiği konusunda bilgiler almalı ve gerekli tahlilleri yaptırmalısınız.

    Gebelik planlayan anne adaylarının gebe kalmadan önce nöral tüp defekti denilen beyin-omurilik sistemi ile ilgili hastalıkları önlemek amacı ile Folik Asit kullanmaya başlaması gerekmektedir.

    Sigara ,alkol gibi alışkanlıklarınız varsa bunları gebeliğe hazırlık döneminde (en az 3 ay önce)kesilmesi gereklidir.

    Yine gebe kalma sürecinde Röntgen (radyasyon) alanından uzak durulmalıdır.

    Gebe kalma sürecinde her an gebe kalınabileceği için gebeliğe zarar verebilecek ilaçları kullanmamaya özen göstermek gereklidir.Kullanılması gereken ilaçlar olursa doktorunuza danışmadan kullanılmamalıdır.

    Gebe kalmayı kolaylaştırmak için özellikle ovulasyon (yumurtlama) günlerinde ilişkiye girilmelidir. Gebelik oluşması için ideal ilişki sıklığı haftada 2 gündür.

    Yeni evli ve gebelik arzulayan bir çift için gebe kalma süresi genellikle 1 yıl (12 ay düzenli ve korunmasız ilişki olmalıdır) içerisinde gerçekleşir.O yüzden çiftlerin 1 yıl içinde strese girmeden düzenli ilişki kurarak beklemeleri gerekmektedir.

    Yaşınız 35 ten büyükse gebe kalmak daha da zorlaştığı için 1 yıl beklemek yerine doktora başvurarak yumurtalık rezervleri değerlendirilmelidir.

    Kilolu bir bayansanız gebelik öncesinde aşırı kilolardan kurtulmak için bir diyetisyen yardımı alarak ideal kilonuza ulaşmaya gayret etmelisiniz.

    Anemi,Guatr,Hipertansiyon,Diabet gibi bir sistemik hastalığınız varsa bunlar açısından gebelik öncesinde bu durumlarla ilgili doktorunuzla görüşerek gebe kalma planınızdan bahsetmeli ve gebelik boyunca kullanılacak ilaçlarınız gebeliğe için uygun olarak seçilmelidir.Ağız ve diş sağlığı ile ilgili problemlerinizi gebelik öncesinde bir diş hekimine giderek çözümlemelisiniz.

    Yine gebelik öncesinde düzenli beslenmeye başlamalıdır.Protein,sebze ve meyve tüketilmelidir.Çiğ et tüketilmemelidir.Kafeinli içeceklerden uzak durulmalıdır.Kilo almamak için karbonhidrat fazla tüketilmemelidir.

  • Aile Planlaması

    Aile Planlaması

    Aile planlamasına daha geniş açıdan bakıldığında; bu yüzyılda insan nüfusundaki hızlı artış insanın varlığını tehdit etmektedir. Bugünkü hızıyla dünya nüfusu 47 yıl içinde iki katına çıkacaktır.

    Ergenlikten perimenopoza kadar kadınlar çocuk sahibi olma veya ondan kaçınmayla karşı karşıyalardır. Sonuçta her kadının istediği zamanda istediği sayıda çocuk sahibi olması en doğal hakkıdır.

    Oluşabilecek gebeliğin kalıcı olarak önlenmesine, tıp dilinde ”Sterilizasyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere “Sterilite”, geçici olarak önlenmesine “Kontrasepsiyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere ise “Kontraseptif” yöntemler denir.

    Aile planlamasında birincil hedef anne ve doğacak bebeklerin sağlığını korumaktır. Sık aralıklarla oluşan gebeliklerde anne vücut sağlığı riske girmekte aynı zamanda doğacak bebeklerde düşük doğum ağırlığı, anomali bebek, bebek ölümü gibi olaylarla daha sık karşılaşılmaktadır.

    Kontrasepsiyon Yöntemleri

    Doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Yüzyıllardan beri insanların kullandığı yöntemlerdir. Halk tarafından yaygın olarak kullanılmasına karşın güvenirliği düşük olup risk oranı %30 gibi küçümsenmeyecek düzeylerdedir.

    Kadında doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Vajen yıkanması: İlişki sonrası vajina (Hazne)’nın yıkanması, korunmak açısından tamamen etkisiz olmasının yanısıra, vajen Ph’sını bozmakta, bunun sonucunda vajinal enfeksiyon riski artmaktadır.

    Takvim yöntemi: Doğuganlık ve yumurtlama belirtilerine dayalı bir yöntemdir. Belirtiler izlenerek hangi günler hamile kalma olasılığı fazla olduğu tesbit edilir. Çocuk isteniyorsa bu günlerde korunmasız ilişkide bulunulur. Çocuk istenmiyorsa bu günlerde korunmaya dikkat edilir. Düzenli mensturel siklus’a (düzenli adet gören) sahip olan kadında adetin başladığı günden 14 gün sonra yumurtlama gerçekleşir. Vücut ısısında artış, göğuslerde gerginlik ve hassasiyet, kasık ağrısı, yumurta akı kıvamında beyaz sünen akıntı yumurtlamanın kadın tarafından fark edilebilen belirtileridir. Yumurtlamadan sonra akıntının niteliği değişir. Daha koyu kıvamda ve yapışkan olur. Takvim yönteminde adetin 11.-18.günleri (Adet’in başladığı gün 1. gün kabul edilir.) hamile kalma olasılığı en fazla olan günlerdir. Kadında adet düzensizliği ve belirtileri fark edememe durumlarında bu yöntemin geçerliliği azalıp risk oranı yükselir.

    Laktasyon Amenoresi: Halk arasında süt koruması diye bilinir. Emziren annelerde adet düzeni birkaç şekilde olabilir. Emzirdiği halde normal her ay düzenli adet görebilir. Emzirdiği sürece hiç adet görmeyebilir veya aralıklı düzensiz adet görebilir. Unutmamalı ki emziren annenin adet düzeni ne şekilde olursa olsun hamilelikten koruyucu özelliği yoktur. Özellikle emzirmenin 6. ayından sonra çiftler, emzirmeye engel olmayan etkin korunma yöntemlerinden birini seçmelidirler.

    Erkek’te doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Coitus İnterruptus: Halk dilinde geri çekilme veya dışarı boşalma olarak bilinen bu yöntem de gebe kalma riski yüksektir. Ayrıca uzun süre bu yöntemle korunan çiftlerde erkekte psikolojik sıkıntılara yol açabilmektedir

    Tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri
    Modern ve etkin korunma yöntemleri olup güvenirliği %99’a kadar varabilmektedir.

    Kadında modern ve tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri

    • Vajinal bariyerler: Diyafram,fitil,spermisid kremler;
    • Diyafram: Rahim ağzına takılır.Vajende bulunan spermlerin rahim içine girmesini engeller.
    • Spermisid kremler: Spermlerin döllenme kabiliyetini yokeder.
    • Vajinal fitiller: İlişkiden 10-15 dk önce vajene yerleştirilir,ilişkiden 6 saat sonrasına kadar vajen herhengi bir şekilde yıkanmaz. Her ilişkiden önce yeni bir fitil kullanılır. Bu yöntemler combine edilerek bir arada da kullanılabilir.Böylece etkinlikleri artar. Emzirmeye herhangi yan etkileri bulunmadığından emzirenlerde bu yöntemler önerilebilir.

    Rahim İçi Araç(RİA): Spiral diye bilinir.
    Gebelikte korunma mekanizması: Yumurtanın rahime ulaşmasını ,spermlerin yumurtaya ulaşmasını engeller. Buna rağmen yumurta döllense bile, spiral rahim içi ortamı bozarak döllenmiş yumurtanın yuvalanmasını önler. Spiral kullanım süresi maksimum 5 yıldır. 5 yıldan sonra RİA+gebelik, spiralın ipinin kopması, Spiral+Dış gebelik olasılıkları arttığından mutlaka değiştirilmelidir. Spiraller materyal bakımından bakırlı olanlar ve hormonlu olan tipleri mevcuttur. Hormonlu spiraller ancak hastaya özel durumlarda ve mutlaka jinekoğun uygun gördüğü zaman takılabilir. Spiral takılmadan önce jinekolog tarafndan hastanın detaylı muayenesi yapılmalı ve spiral takılmasına engel bir durum olmadığı tesbit edilmelidir. Vajinal enfeksiyon, Serviakl erozyon (Rahim ağzıında yara) varsa hastanın tedavisi yapıldıktan sonra spiral takılır.

    Spiral’ın önerilmediği durumlar:

    • Hiç doğum yapmamış kadınlar,
    • Geçirilmiş Pelvik enfeksiyon öyküsü (Kadın genital organ iltihapları),
    • Hipermenore (Adet’in bol ve uzun sürmesi),
    • Tanısı konulmamış vajinal kanamalar,
    • Daha önce Dış Gebelik geçiren kadınlar,
    • Dismenore (Ağrılı adet görme),
    • Myoma Uteri (Rahim’de iyi huylu ur),
    • Allergen bünyesi olanlar.

    Spiral ne zaman takılır?
    Spiral takılması için en uygun zaman hastanın adetli olduğu günlerdir. Bu günlerde kadının hamile olma olasılığı yoktur. Rahim ağzı açık olduğundan işlem daha kolay ve ağrısız geçer. Spiral takıldıktan birkaç gün sonrasına kadar kramp tarzında kasık ağrısı olabilir. İki hafta süresince cinsel ilişkide bulunulmamalı, her 6 ayda en geç 1 yılda spiral kontrol ettirilmelidir. Spiral süresi dolduğunda spiral çıkarılıp hemen yenisi takılabilir. Spiral çıkarıldıktan sonra 6 ay süreyle gebelik oluşamayabilir. Veya başka bir deyişle spiralini çıkartıp çoçuk isteyen kadınlarda 6 ay süreyle gebelik oluşmazsa herhangi bir tetkik yaptırmaya gerek yoktur. Spiral kullanan kadınlarda %2-3 oranında spiral+ gebelik olabilir. Bu nedenle spiral ile korunan kadınlar yinede adet günlerini takip etmelidirler. Spiral ile gebelik olursa, spiral mutlaka çıkarılmalıdır. Hamile kaldığında spiral çıkarılmazsa anne hayatı için tehlikeli olacak düzeyde enfeksiyon olabilir. Su kesesi erken yırtılıp erken doğum kaçınılmaz olur. Hamileyken spiral çıkarıldığında gebelik %50 oranında normal bir şekilde devam edebilir. %50 oranında düşük olabilir. Eğer spiralin ipi yoksa, operasyonla spiral mutlaka çıkarılmalı, gebelik kürtaj ile sonlandırılmalıdır.

    Hormonal kontrasepsiyon (Doğum kontrol hapları, iğneler)
    Etki mekanizması: Yumurtlamayı durdurma, yumurtalıkları baskılama esasına dayanır. Ayrıca rahim ağzı tıkacı koyulaştırarak spermlerin rahime geçmesini engeller. Rahim içi zarı inceltir. Doğum kontrol hapların içeriği Östrojen+Progesteron’dır. Bu hormonlar normalde kadında varolan kadınlık hormonlarıdır. İğnelerde ise aylık iğneler her iki hormonu da depo halinde içerir. 3 aylık iğneler ise sadece Progesteron içerir. Doğum kontrol tabletler ve aylık iğneler adet düzensizliği ve hormonal bozukluk yapmaz. Tam tersi adet düzenleyici etkisi vardır. 3 aylık iğneler ise sadece Progesteron içerdiğinden adet düzensizliği yapabilir. Ancak özel durumlarda, örneğin emziren annelere önerilir. Doğum kontrol hapları ve iğneler düzenli kullanıldığında %100’e yakın koruyuculuğu vardır.

    Doğum kontrol tabletlerin kullanım şekli: İlk kutu adetin 1.günü başlanır. Kutu bittikten sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta sonra yeni kutuya başlanır. (Adet günü sayılmaksızın) Her akşam yatmadan bir tablet alınır. Bir akşam unutulursa ertesi akşam çift tablet alınmalıdır. Bir kutuda bu şekilde iki kereden fazla unutkanlık olursa kutunun koruyucu özelliği kalmaz. İki akşam üst üste unutulursa kanama başlar. Görüldüğü gibi doğum kontrol tabletleri kullanılırken en önemli koşul düzenli kullanmaktır.

    Doğum kontrol tabletlerin Avantajları: Koruyuculuğu çok yüksektir. Adetlerin düzenli ve sancısız olmasını sağlar. Adet miktarını azaltarak kansızlığı önler. Rahim ve yumurtalık kanserlerinden koruyucu özelliği vardır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar: 5 yıldan daha uzun kullanılmamalıdır. Emziren annelerde sütün mikatarını azaltıp kalitesini bozduğundan önerilmez. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korumaz. Tabletler bırakıldığında 9 aya kadar hamilelik olmayabilir. Tabletler kullanılırken sigara içmemelidir. Aylık ve 3 aylık iğneler kas içine yapılır. Etki ve yan etkileri tabletlere benzer.

    Hormonal korunmanın önerilmediği durumlar: 35 yaş ve üzeri kadınlarda, ailede meme kanseri öyküsü varsa, tanı konulmamış vajinal kanamalar, Myom’u olan kadınlarda, Migren,Depresyon,Varis,Karaciğer hastalığı Tiroid hastalığı olanlarda önerilmez.

    Erkek’te modern ve tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri
    Prezervatif kullanımı: Diğer adıyla kondom kullanımı, dışarıya boşalmayla kıyasla daha güvenilir olup, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruma avantajina sahiptir. Kaliteli materyal olmaması durumunda, doğru kullanılmadığında (Sadece boşalma anında kullanılırsa) güvenirliği azalır. Kadında allerji yapma dezavantajina sahiptir.

    Hormonal kontrasepsiyon: Bu amaçla kullanılan preparatların ülkemizde bulunmaması ve erkeklerde cinsel isteksizlik ve cinsel disfonksiyon yaratabilmesi nedeniyle pek önerilmez.

    Sterilizasyon Yöntemi

    Kadında sterilizasyon yöntemi
    Tüp Ligasyonu: Rahim kanallarının cerrahi yollar bağlanmasına denir. Laparoskopik (Kapalı) veya Laparotomik (Açık) yöntemle rahim kanalları bağlanır, böylece yumurta ile sperm’in karşılaşması önlenir. Geri döünüşümü olmayan bu yöntem, çiftler kesin kararlı oldukalarında önerilir. Önemli bir yanetkisi yoktur.

    Erkekte tıbbı sterilizasyon yöntemi
    Vazektomi: Cerrahi müdahele ile erkeğin sperm kanallarının bağlanmsıdır. Operasyon riski çok azdır. Erkek cinsel fonksiyonlarında herhengi bir değişiklik olmaz. Tek dezavantaji bu işlemin geri dönüşümü olmamasıdır. Bu opersyon yapılmadan önce çiftler bir daha asla çocuk istemiyeceklerinin kararını kesin vermeleri gerekir.

  • KADINLARDA OVULASYON ( YUMURTLAMA ) VE GEBELİK

    KADINLARDA OVULASYON ( YUMURTLAMA ) VE GEBELİK

    Ovulasyon ( Yumurtlama ) : Yumurtalıklarda büyüyen ve olgunlaşan yumurtanın, yumurtalıklardan atılması olayıdır. Bu esnada rahim, rahim mukozası ile birlikte atılan yumurta için hazırlanır. Genelde bu yumurta 12-24 saat yaşar ve hamileliğin gerçekleşebilmesi için, erkeğin spermiyle, kadının yumurtasının birleşmesi gerekir.

    Hamilelik planlayan bir kadının, cinsel ilişki için yumurtlama zamanını seçmesi gerekir ki, bu iki adet dönemi arasındaki tek bir gün olarak bilinmektedir. Yani, yumurtlama gününde korunmasız bir cinsel ilişki yaşanması, aynı günde yumurtanın spermle döllenmesi ve embriyoya dönüşerek rahme tutunma olasılığı, hamilelik ihtimalini artırmaktadır.

    Eğer gebe kalma, döllenme oluşmaz ise, döllenmemiş yumurta, rahim mukozası ve diğer kan ürünleri ile adet dönemi boyunca akıntı ile dışarı atılır. Düzenli adet gören kadınlarda ovulasyon takibi yapmak gebelik şansını arttırır. Adetleri düzenli olan kadınlarda yumurtlama adet kanaması başlamadan yaklaşık 14 gün önce gerçekleşir, yumurtlama gününü tespit etmenin en pratik yolu budur. Bu hesapla adet dönemi 28 gün süren bir kadında yumurtlama adetin 14. günü olur, adet kanamasının başladığı ilk günden sayarak 14. güne denk gelir yaklaşık.

    Bu kadınlarda ovulasyonun ( yumurtlamanın ) belirtileri:

    * Vainal akıntıda artış, akıntının sıvılaşması
    * Vücut ısısında yarım derecelik hissedilir bir artış
    * Tek taraflı kasık ağrısı veya pelvik ağrı, kramp
    * Göğüslerde hassasiyet, dolgunluk, gerginlik
    * Karında şişkinlik hissi
    * Cinsel istekte artma

    Gebelik isteyen çiftlerde bu dönemde gün aşırı ilişkiye girmek gebelik şansını arttırır. Spermler ilişki sonrasında 72 saat canlı kaldıklarından haftada 2-3 kez düzenli ilişkileri bulunan çiftlerin gebelik için yumurtlama takinine ihtiyaçları yoktur.

    Diğer yandan hamilelik düşünmeyen çiftler, yumurtlama döneminin, adetin öncesinde ve sonrasında meydana gelmeyeceğini düşünerek, bu dönemde korunmasız cinsel ilişkiye girmekteler ve sonrasında istenmeyen gebelik durumları oluşmaktadır. Bu nedenle, adet kanamasından önce ve sonra veya yumurtlama dönemi dışında, hamile kalma ihtimali imkansız değildir, ama çok nadir görülmektedir. Bu durumda bebek sahibi olmayı düşünmeyen çiftler için ilişki esnasında geri çekme, takvim takibi yöntemi gibi yöntemler değil, doktorunuzun sizin için uygun bulduğu yöntemlerden kondom, doğum kontrol hapları, rahim içine araç yerleştirilmesi gibi yöntemler tercih edilmelidir.

    Sağlıklı bir gebelik dönemi ve sağlıklı bebekler için sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin.