Etiket: Fotoğraf

  • Yüz estetik analizinde fotoğraf kullanımı

    Standart fotoğraf çekimleri mavi fon önünde hasta bir sandalyeye oturacak şekilde yapılmaktadır. Tüm fotoğraf çekimlerinde standart elde edilmesi için; çekimler tripod ile tüm hastalar için aynı yükseklik ve mesafe korunacak şekilde uygulanmaktadır. Çekilen fotoğraflar bilgisayar ortamına aktarılmakta ve estetik analiz ölçümler Klonk Image Mesurment Light programı kullanılarak gerçekleştirilmektedir.

    Klonk Image Mesurment Light programı ie yapılan estetik analiz uygulaması

    Fotoğraf çekiminden önce hastanın tüm kozmetikleri silinmekte ve takı ile aksesuarları çıkarılmaktadır. Hastanın saçları toplanarak yüz ve kulakları tam olarak ortaya çıkarılmaktadır. Fotoğraf çekimi sırasında hastanın yüzü, gülümseme görüntülerinin dışında gevşek ve ifadesiz olmalıdır. Hastadan alt ve üst dudakları birbirine değecek ve ağzı sıkmadan rahatça kapatabilecek bir pozisyon alması istenmektedir.

    Doğal baş pozisyonun verilmesi için cros line laser pointer kullandık.

    Cross line laser ile ideal baş pozisyonunun verilmesi

    Fonksiyonel ve estetik yüz değerlendirilmesi için hastaların en az 6 farklı pozisyonda fotoğrafları çekilmektedir.

    1. Tüm yüz ön fotoğraf;

    2. Tüm yüz sağ ve sol yan fotoğraf

    3. Tüm yüz sağ ve sol oblik fotoğraf

    4. Tüm yüz bazal görüntü (Solucan bakışı manzarası) fotoğraf

    Bunun dışında seçilmiş hastalarda gülümseme, gözlerin kapanması yada kulak gibi özel fotoğraflarda alınabilmektedir.

  • ÇARPIK KADRAJLAR

    ÇARPIK KADRAJLAR

    “…zor olsa da sorumluluğu ele almalı ve suçu iş hayatımızın ve stres yaratan diğer etmenlerin üstünden biraz hafifletmeli sanki ne dersiniz? Bu da başka bir yazının konusu olsun. “ demiştik en son…

    Öncelikle SİZ’den başlamalı. Siz’in kim olduğunuzu, isminizi bilmiyorum. Nerelisiniz, tipiniz nasıl, yaşınız kaç, sosyal statünüz nedir…beni de ilgilendirmiyor. Ancak benim tek bildiğim sevgili

    Maslow’un piramidinin en üst seviyesindeki Kendini Gerçekleştirme gereksinimine sahip olmaya layık olduğunuz.

    Maslow, bir ihtiyacın karşılanmadan diğerine geçilemediği gereksinimlerimizi şu şekilde sıralamıştır.

    1. Fizyolojik gereksinimler(yemek yemek, nefes almak, su içmek, cinsellik, uyku,denge,boşaltım)
    2. Güvenlik gereksinimi(can güvenliği, iş, aile, mülkiyet güvenliği)
    3. Bir gruba ait olma, sevgi, gereksinimi(şefkat, arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
    4. Saygınlık gereksinimi(tanınma, kendine saygı, özgüven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı, sosyal statü sahibi olma)
    5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi(potansiyelini gerçekleştirme, mükemmelleşme, erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü)

    Şimdi bu piramitte ilk 2 koşul zaten her birimizde var. Var ki şu anda bu yazıyı rahatlıkla okuyabiliyorsunuz. 3. şartla beraber biraz zorlanmalar başlıyor.

    • Son gereksinime kadar giderken yolda bazıları tekliyor, kimi öksürüp kimi aksırıp bir şekilde ilerlemeye çalışıyor… değil mi?
    • Peki nedir bizim yolumuza çakıl taşları dizenler?

    İşte biz bunlara “Bilişsel Çarpıtmalar ” diyoruz.

    • Elbette ki tek neden bunlar değil ama birazdan sayacağım gerçek dşı değerlendirmeler, başlamak için güzel bir konu değil mi?

    Hep ya da Düşüncesi: Halbuki hayat gri ve grinin tonlarından ibarettir siyah beyaz olmak yerine. Ama işte bazen zorlaştırıyoruz bu düşünce ile mükemmeliyetçiliği överken. Çektiğiniz fotoğraf ana sayfaya çıkmadıysa “ Ben işe yaramaz bir fotoğrafçıyım! X bile çıktı ana sayfaya bir ben yokum..” Halbuki daha önce benzer başarılar elde eden birbirinden hoş kareleriniz olsa bile…

    Zihinsel Filtre:

    • Yaşanan olaylardaki olumsuz detaylara odaklanmak sizi yormuyor mu? Örneğin X sitesinde fotoğrafları geziyorsunuz. Biri belki de gereksiz ve yersiz bir yorum yapmış her hangi bir kareye. “Herkes de böyle sanatçı kesildi. Bunlar hep böyle. İnsanlar hiç bir şeyi beğenmiyorlar. Şimdi ben yüklersem benim fotoğrafımı da kimse puanlamayacak!”

    Aşırı Genelleme:

    • O gün bulutlar pek yardımsever değil mi?
    • Modeller açısından şanslı hissetmiyor musunuz?
    • Yoksa her çekim günü mü böyle?
    • “Ne zaman çekime çıksam bunlar beni buluyor?
    • Ne şanssız insanım ben! Benden hayatta iyi kare çıkamaz!” mi diyorsunuz?
    • Şimdi tekrar gözlerinizi kapatın ve düşünün çıktığınız 30 çekimin kaçında birkaç aksilik oldu?

    Yazın günü gününe ve sesli okuyun. Okuyun ki çarpıtılmış bilişiniz ile yüzleşmenin dayanılmaz hafifliğini yaşayın.

    Etiketleme: Aşırı genellemenin hayatınızı daha zorlaştıran halini düşünün, işte etiketleme. “Benden hayatta iyi kare çıkmaz! Ben beceriksiz bir şipşakçıyım!”

    Büyütme ve Küçültme: Kusurlu olduğunuzu düşündüğünüz taraflarınızı büyütüp, olumlu yanlarınızı küçültmeyedir bu. “Ne yaptım ben! Mahvoldum! Nasıl olur da fotoğrafı bu ışıkta çekerim hem de bu diyaframla!” ya da “Ne olmuş yani iyi bir kare yakaladıysam maharet lenste!”… Mutsuzluuk, mutsuzluk gel kucağımıza…

    ”- meli, -malı” Cümleleri: Bu eklerle motive olmaz aksine mutsuz, kızgın, isteksiz hissedersiniz. “Bu gece çektiğim tüm fotoğrafları işlemeliyim. Hatta gruptaki tüm fotoğrafçılardan önce ve hatta hemen siteye eklemeliyim.”

    • Yorucu değil mi?

    Olumluyu Geçersiz Kılma: Sergi açtınız diyelim. Uğraştınız, emek verdiniz ve filanca yerde filanca gün filanca kişileri çağırıp sundunuz fotoğraflarınızı. Gelen konukların beğeni yorumlarını duydukça “Of.. Aslında kibar olmaya çalışıyorlar. Eminim beğendiklerinden değil bunlar!”

    • Tanıdık geldi mi?
    • Ne kadar yorucu ve yıkıcı bir biliş değil mi?

    Zihin Okuma: Aynı sergi açılışındayız. Diyelim ki gelenlerden biri bir köşede pencereden dışarıya bakıyor, dalmış uzaklara. “Gelenleri çok sıktım. O kadar sıkıcı bir sergi açmışım ki adam gezmek yerine dışarıyı izleyeyim daha iyi diyor kesin!” hmmm belki de şimdi aldığı bir telefondan dolayı düşüncelere dalmıştır, ki öyle, ama siz kendi düşüncenize öyle ikna olursunuz ki araştırma gereği duymadan tüm gününüzü hem de sergi açılışınızı mahvedersiniz.

    Falcılık Yapma: Fala inanma falsız da kalma derler ya, bu onlardan biri değil, acı veren bir bilişsel çarpıtma şeklidir. Sergide dışarıya dalıp giden adam var ya, işte o, telefonda kız arkadaşı ile tartıştı. Ancak daha da vahimi yapmakta olduğu falcılık, “Bundan sonra asla düzelmeyecek ilişkimiz. Hiçbir şekilde onu geri döndüremeyeceğim. Eminim bundan!” Gerçekçi olmamasına rağmen o buna inanıp çoktan ümitsizliğin pençesine düşmüştür bile.

    Kişiselleştirme: Hiçbir mantıksal açıklaması olmaksızın, bir temele dayandıramadan olumsuz bir olayın sorumluluğunu üstleniverirsiniz. Sonuç, büyük bir suçluluk hissidir. “Ben olmasaydım burada çıkmazdık çekime ve o daha iyi kareler çekerdi. Ben iyi bir çekim arkadaşı değilim. Hepsi benim hatam!” Hâlbuki başkalarının yaptığı sizin değil onların sorumluluğudur.

    Zor görünen insanların çoğunda, ya da yorucu hayatların büyük kısmında bilişsel çarpıtma örneklerini görebiliriz. İlk adım onların farkına varmaktır.
    Ve,
    Sevgili okuyucu, dünyanın en iyi terapistine de gitseniz, dünyanın en harika ilacını da kullansanız; iç görünüze giden patikayı reddederseniz, bir sonuç alamazsınız. Öncelikle SİZ istemelisiniz gelişmeyi, gelişmeye giden yola çıkmayı.

  • Algıların Takım Çalışması

    Algıların Takım Çalışması

    Bu yazı profesyonel olsun olmasın tüm fotoğraf merakı olanlara, yakın model ile çalışmayı sevenlere, insanın olduğu her yerde ben de varım makinemle diyenlere, “amcam/teyzem harika, şimdi buraya bir bakar mısın, evet çok iyi, bir kare daha”… diye hayatının bir anında çekim yapmış okuyucuya gelsin…

    Biz insanoğlu, hayvanlardan ve bitkilerden farklıyız. Bizler düşünür, hisseder ve bunları sözel olarak ifade edebiliriz. Davranışlarımızla kendimizi anlatırız. Zekâmızla medeniyetler kurarız ve yine aynı zekamızla yıkarız. Çalışırız, para kazanırız, severiz, aldatırız ya da aldanırız, vidan azabı duyarız, sonra yine severiz. Dolayısıyla biz diğer tüm canlılardan ayrıyız.

    Ey okuyucu, senden bir tane daha sen var mı?

    Belki ikizin vardır, belki de sana çok benzeyen birisi.

    • Ama ses tonu ile ismi ile cismi ile davranışları ile ya da hayatı ile senin birebir aynın biri daha var mı?
    • Yok, değil mi?

    Bu dünyada bir tane daha sen yok. Dolayısıyla en değerli elmastan bile daha değerlisin okuyucu, tıpkı fotoğrafını çektiğin veya günün birinde çekeceğin modelin gibi.

    Tıpkı konuna, kadrajına model olan bir diğer insanoğlu gibi…diğer her insan gibi… Dolayısıyla çekim sırasında o değeri hissettirdiğinde, inan karşıdaki amca, çocuk, teyze, kadın da ister doğal, ister yönlendirilmiş, birbirinden muhteşem pozlar verecektir. Çünkü fotoğraf çekimi, özellikle içinde yakın plan insan olan, bir takım çalışmasıdır. Takım çalışmasında da algıların, amaçların, beklentilerin (maddi olmak zorunda değil), düşüncelerin aynı olmasa bile benzer pencerelerden bakabilmesi gerekmektedir. Böylece sonuç da iki tarafı da memnun eder.

    Sadece komutlardan oluşan bir çekim süreci belki birkaç dakikada ortalama üstü birkaç poz verebilir fotoğrafçıya ancak, izleyenlere “işte bu ne güzel yakalamış, model ne içten bakıyor ya da burada bir duygu, yaşam var” dedirtebilir mi? “Neden olmasın.” diyenler var sanki. Her şeyi geçelim; diyelim ki muazzam kadrajlı, ışıklı bir kare çekildi. Çok başarılı işlendi. E peki ya model. O ne düşünmüş olabilir acaba… “Bir merhaba bile yok! Şuna bak.. Geldi, fotoğraf çekti ve gitti. Sanki hayvanat bahçesinde bir maymun var burada!” yoksa,

    • “Ne iyi etti beni sallamadan, soruma cevap vermeden, he teyze dedi çıktı gitti” mi?

    Halbuki inanın modelinizle ettiğiniz sohbet belki içtiğiniz çay, onun yaşadığı mekanı paylaşmanız en azından gülümsemeniz önce sahip olduğunuz değeri karşıdakine de hissettirir, ardından o kendi değerini hisseder ve bunun neticesinde de elimize birbirinden güzel fotoğraflar ve tabi ki en önemlisi hoş anılar geçer. Ve aslında her şey bir merhaba kadar yakın ve basittir.

    Ne diyorduk…Evet..Değerli olmandan bahsediyorduk okuyucu… bu değerlilik, bu biricik olma, sana büyük bir sorumluluk getiriyor. Yaptıklarından sen sorumlusun, başkası değil. Biliyorum bu büyük bir sorumluluk. Ama üzgünüm kimse seni zorla sinirlendirmiyor, sen sinirleniyorsun. Kimse o tercihi yapman, o yolu seçmen için seni zorlamıyor. İleride hangi tercihi yapacağını bilen bir güç olsa da, onu sen seçiyorsun, tıpkı modelinin tercih hakkı olduğu gibi. Çünkü senin bir nefsin var, çünkü bir iraden var ve çünkü sen insansın; yaptıklarından sen sorumlusun, tıpkı bizler gibi.
    İçinde bulunduğumuz durum ve şartlar yeri geldiğinde şekillendirse de bizleri halen daha etkimiz var hayatımıza. Ve bu etki bazen bir merhaba kadar kolay başlar…