Etiket: Fobi

  • Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

    Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

    Kaygı; insanların hayatta kalmasını sağlayan tehlikeli durumlar karşısında hissedilen doğal bir duygu durumudur. Rahatsızlık verici olmakla beraber yeterli düzeyde bir kaygı sadece normal değil aynı zamanda uyumsal ve hatta sağlığımız ve normal işlevselliğimiz açısından da önemlidir. Günlük hayatta bizde kaygı uyandıran birçok olayla karşı karşıya geliriz. Örneğin, bir sınava girmek üzereyken veya topluluk önünde konuşma yapacağımız zaman, başarısız olma korkusu yeterli derecede hazırlanmamızı sağlar. Ancak her insanın olayları algılayış ve bunları yorumlama biçimleri farklıdır.  Bu nedenle kaygı çok hafifte yaşanabilir, panik derecesine varan yoğunlukta da olabilir.Hissedilen kaygı eğer kişinin denetimi dışına çıkıyorsa ve işlevselliğini bozuyorsa kaygı bozukluklarından söz edebiliriz.

    Bireyin birden fazla kaygı bozukluğu olabilir. Birincil kaygı bozuklukları;

    -Yaygın Kaygı Bozukluğu

    -Panik Bozukluk

    -Agorafobi

    -Özgül Fobi

    -Sosyal Kaygı Bozukluğu

    -Seçici Konuşmazlık (Selektif Mutizm)

    -Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    YAYGIN KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUĞU NEDİR?

    Yaygın kaygı bozukluğu tanısı alan bireyler, genelde kendi kendilerine ve hiçbir neden yokken endişe duyarlar. Sıradan günlük yaşam olaylarına karşı aşırı korku ve kaygı içerisindedirler. Ve bu kaygıyı kontrol etmek de zaman zaman zor olur. Tedirgin edici bu sıkıntılı durum bireyde pek çok fiziksel semptoma neden olur.  Yine bu durum kişide daha fazla kaygıya neden olarak kişiler, kalp, baş, boyun, mide rahatsızlıkları, omuz ağrıları gibi nedenlerle doktora başvururlar.  Nedensiz yorgunluk, yutma güçlüğü, titreme ve seyirmeler, bulantı, sıcak basması diğer fiziksel yakınmalardır. Pek çok farklı konu ile ilgili; uyku problemleri, zihinsel şikayetler,  ailevi problemler, aşırı ve kontrol edilmesi zor endişeler, huzursuzluk ve dikkat gibi problemlere yol açar.

    Yaygın kaygı bozukluğu genelde 30’lu yaşlarda başlar. Genel yetişkin nüfusunda görülme oranı %9 olup kadınlarda görülme olasılığı daha yüksektir. Yaygın kaygı bozukluğunda genetik faktörler önemli rol oynamaktadır.

    PANİK ATAK NEDİR?

    Panik atak aniden başlayan ve genelde yarım saatten az süren, göğüs ağrısı, ürperme, sıcak basması, tıkanma, nefes darlığı, hızlı veya düzensiz kalp atışı, karıncalanma, uyuşma, aşırı terleme, mide bulantısı, baş dönmesi ve titreme gibi sıkıntıların eşlik ettiği bir felaket hissidir. Panik atak geçiren kişiler gerçek dışı hissedebilir, akıllarını kaybediyor veya ölüyormuş gibi korku yaşarlar.

    Panik atak oldukça yaygındır. Yetişkinlerin %30’u en az bir kere yaşamıştır. Genelde kadınlarda erkeklere göre daha fazla rastlanır. Panik atak yaşama sıklığı açısında farklıdır. Kişiler hayatları boyunca birkaç kez yaşabilir veya haftada birkaç kez yaşabilirler. Panik atak geçirdiğinde kişi fiziksel olarak hasta olduğuna dair inanç geliştirilebilir ve bu durum daha fazla endişeye neden olur. Tedavi edilmezse ciddi düzeyde zarar verebilir.

    Panik ataklar başka bir semptom olmadan veya agorafobi, sosyal kaygı bozukluğu, özgül fobi, travma sonrası stres bozukluğu, duygudurum bozukluğu ve psikotik bozukluklar gibi gibi diğer farklı pek çok bozuklukla bağlantılı olarak, aynı zamanda, başka bir sağlık durumuna bağlı kaygı bozukluğunda maddenin/ilacın yol açtığı kaygı bozukluğunda da ortaya çıkabilir.

    PANİK BOZUKLUK ise kişi, aniden geçirdiği panik ataklar sonucunda tekrar panik atak geçirmekten korkar ve bunun sonuncunda atakları tetikleyen aktivitelerden, bir kere bile olsa, uzak durur veya panik atak yaşadığı yerlerden kaçınarak gelecekteki ataklardan kaçınmaya çalışır. Panik bozukluk olarak adlandırabilmek için bir aydan fazla ve sıkıntı veya yeti eksikliği yaşanmalıdır.

    AGORAFOBİ NEDİR?

    Kişinin yalnız kalması veya evden uzakta olmaları gereken durumlarda karşı karşıya kaldıkları aşırı endişe ve kaygı halidir. Bu duyguyu yaşadıkları durumlar; otobüse binmek, kamuya açık yerlerde bulunmak, alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlara girmek, sinema, tiyatro gibi etkinliklere katılmak, uçak ve otobüs gibi kalabalık ulaşım aracına binmek gibi oldukça fazladır. Agorafobi hızla gelişebilir. Sadece birkaç hafta içinde üst üste panik atak geçirdiyse yeniden geçirme korkusuyla evden çıkmaktan veya aktivite de bulunmaktan kaçınabilirler. Agorafobinin görülme olasılığı son yıllarda %1-2’ye yükselmiştir. Kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre daha fazladır. Genelde 20’li yaşlarda görülmeye başlar ve kalıtımsal yönü oldukça güçlüdür.

    ÖZGÜL FOBİ NEDİR?

    Özgül fobisi olan kişiler özgül nesneler ve durumlar karşısında aşırı ve mantıksız  bir dehşet ve korkuya kapılırlar. En çok rastlanan fobiler arasında hayvanlar, kan, uçakta seyahat etmek, kapalı alanda kalmak, yükseklik ve gök gürültüsünü sayabiliriz. Bu fobilerden birine maruz kalan kişi panik atak veya  kaygı yaşayabilir. Kişi korku uyandıran uyarana ne kadar yaklaşırsa ve kaçmaları ne kadar zor olursa kendisini o kadar kötü hisseder. Kişilerin genelde birden fazla fobisi olabilir.  Bu fobilerde kişilerin geçmişte yaşadığı olumsuz olayların rolü olduğu düşünülür ancak bu yanıltıcıdır. Asansörde mahsur kalan ya da bir köpek tarafından ısırılan kişi de bu tür fobilerin oluştuğunu görürüz ancak bu tür deneyimleri olmadan da bu tür fobi geliştiren birçok kişi vardır. Bazı araştırmacılar korkuların genetik olarak belirlendiği ve bazı durum ve nesnelerden korkacağımızın daha doğmadan belirlenmiş olduğunu söyler. Yani fobiler kalıtsaldır. Anne babada özgül fobi olan kişinin benzer fobi geliştirmesi olağandır.  Edindiğimiz deneyimler ve çevrenin etkisi de kişinin fobi geliştirmesi üzerinde etkilidir.

    Özgül fobi genel nüfusta en çok karşılaşılan kaygı bozukluklarından biridir. Başlama yaşı genellikle çocukluk dönemi ve ergenliktir. Özellikle hayvan fobileri daha erken başlama eğilimdedir. Bazı hayvan fobileri bir hayvan tarafından ısırılıp, zarar gördükten sonra başlar.

    SOSYAL KAYGI BOZUKLUĞU NEDİR?

    Sosyal kaygı bozukluğu insanlarla etkileşimde bulunurken utanç verici görünme korkusudur. Bu kişiler olumsuz olarak değerlendirilmekten büyük kaygı ve endişe duyarlar.  Sosyal kaygı bozukluğu bireyin bir kalabalık önünde konuşmasını veya bir performans sergilemeleri gerektiren durumlarda veya daha basit olan yemek yerken veya bir şeyler içerken, yazı yazarken belki de sadece biriyle konuşurken içinde bulunduğu durumlarda bile aşırı kaygı duyarak rezil olma korkusu taşımalarıdır. Sosyal kaygı bozukluğunda, yüz kızarması,  ses kısılması, titreme ve terleme gibi fiziksel semptomlar hem kadınlar hem de erkekler olmak üzere birçok kişide sıkça görülebilir.  Çocuklar ise kaygılarını, ağlayarak, öfke nöbetleri geçirerek, donarak veya konuşmayı reddederek ifade edebilir. Sosyal kaygıya sahip bireyler kaygılarının mantık dışı olduğunun farkındadırlar. Uygun psikoterapi tedavisiyle bu sorunun üstesinden gelebilirler.

    Sosyal kaygı bozukluğu genel nüfusta görülme sıklığı %4’ten %13’e kadar olan aralıkta değişmektedir.  Ortaya çıkışı genelde 10’lu yaşların ortasıdır.  Sosyal kaygı bozukluğunun genetik bir yapısı olup yıllarca sürme ihtimali vardır.

    SEÇİCİ KONUŞMAZLIK(MUTİZM) NEDİR?

    Seçici konuşmazlık olarak bilinen mutizm çok nadir görülen bir bozukluktur. Seçici konuşmazlık yaşayan çocuklar genelde yalnız kaldıkları zamanlar ve çok yakın birkaç kişi hariç, konuşmazlar ve sessiz dururlar. Genelde utangaç yapıya sahiptirler ancak normal bir zeka seviyesine ve duyma yetisine sahiptiler.  Konuştukları zaman yeterli cümle yapısı ve kelime dağarcına sahip oldukları görülür. Seçici konuşmalık 1000 kişiden 1’inde görülür. Erkek ve kızlarda görülme sıklığı eşittir.  Mutizme eşlik eden kaygı bozuklukları sosyal kaygı bozukluğu ve ayrılma kaygısı bozukluğudur. Aile geçmişi, okuldaki başarısı, arkadaşları ile ilişkileri ve şiddetle maruz kalması gibi faktörler etkilidir.

    AYRILMA KAYGISI BOZUKLUĞU NEDİR?

    Ayrılma kaygısı yaşayan kişiler anne-babaya ya da hayatlarındaki önemli insanların başına bir şey geleceği korkusu yaşarlar ve yalnız kalamazlar. Kendilerini veya bağlandıkları kişinin öleceğinden, kaybolacağından, kaza geçireceğinden veya hastalanacağından çok korkarlar. Bu korkularından dolayı okula, işe gitmeyi veya başka sebepten dolayı evden ayrılmayı hiç istemezler. Ayrılma düşüncesi bile bu kişilerde kaygıya, kabuslara, baş ağrısı, kusma veya başka fiziksel şikayetlere yol açabilir.  Başlama yaşı çocukluğun ilk dönemlerindeyse bu durumun azalma olasılığı daha yüksektir. Eğer başlangıcı daha geç ise kişi bunu yetişkinliğine de taşımakta ve işlevselliğinde daha büyük sıkıntılara yol açabilmektedir. Ayrılma kaygısı bozukluğuna duygudurum, kaygı ve madde kullanımı ile ilişkili bozukluklarda eşlik edebilir. Pek çok kaygı bozukluğunda olduğu gibi ayrılık kaygısı bozukluğunun da güçlü bir genetik alt yapısı bulunmaktadır.

    KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUKLARI TEDAVİSİ

    Kaygı (anksiyete) bozukluğu tedavisinde ilaç kullanımı oldukça önemlidir. Ancak ilaç tedavisi tek başına yeterli değildir. İlaç kullanımının uzun sürmesi beraberinde bağımlı olma riskini taşır. Bu nedenle kişinin kaygı yaratan düşünceleri ele alınarak daha sağlıklı bir iyileşme için psikoterapi alınmalıdır.  Psikoteröpatik müdahalelerde etkili olan bir yöntemde bilişsel-davranışçı terapi yöntemidir. Maruz bırakma, sistematik duyarsızlaştırma gibi tekniklerle kişilerin istenemeyen davranışların ortadan kalkmasına yardımcı olur. Nefes egzersizleri ve gevşeme egzersizleri ile de kişinin kendini rahatlamasını sağlamayı amaçlar.

  • Fobilerimizle Nasıl Baş Edebiliriz?

    Fobilerimizle Nasıl Baş Edebiliriz?

    Fobi, kişilerin farklı nesne, varlık ve durumlara karşı duyulan yoğun korku halidir. Mesela; yükseklik, karanlık, uçak, kedi, köpek gibi olgulara yönelik çok çeşitli bir fobi yelpazesi bulunmaktadır. Fobilerin gelişim hikayesine baktığımızda genellikle çocukluk çağında yaşanan olumsuz yaşantının bulunduğunu görürüz. Fakat bunun da istisnaları bulunmaktadır. Belirli bir fobiye sahip olan bir kişiyi gördükten sonrasında bile fobi gelişmesi mümkün olabiliyor. Çünkü davranışlarımız gibi korkularımızda öğrenilen birşeydir. Buna başka bir örnekte televizyon, bilgisayar gibi medya araçları da olabilir. Örneğin; bir dönem Jaws isimli köpek balığını konu alan bir korku filmi çok meşhurdu. Bu filmi izleyen insanların bazıları, hayatlarında hiç köpekbalığı görmemiş ve görme ihtimali de çok düşük olsa bile fobi ortaya çıktığı görülmüştür. Kişiler denize girmekten kaçınmış, girseler bile o kaygı halini yaşamışlardır. İşte, travmatik bir anı ve fobinin öğrenilmesi gibi durumlarda fobinin gelişmesi mümkündür.

    Peki, fobimizle nasıl baş edebiliriz?

    1. Fobinizi gerçekçi bir biçimde değerlendirin.

    Kişilerin aslında en çok zorlandıkları bölümdür burası. Çarpıtılmış bilişleri çalışmak gerekir ve farkındalık gerektiren bir bölümdür. Bu yazıyı yazarken belirli bir fobi örneği üzerinden ilerleyeceğim ki daha anlaşılır olsun. Örneğin kedi fobisini ele aldığımızı düşünelim. Bu aşamada öncelikle kendimize bazı sorular sormamız ve bunlara cevap vermemiz gerekir.

    • Yolun karşısında bile bir kedi gördüğümde çok korkuyorum ve koşarak uzaklaşıyorum.

    • Peki, kediye biraz yaklaşsaydım ne olurdu?

    • Bana saldırabilir beni tırmalayabilir.

    • Eğer kedi bana saldırsaydı ne yapardım?

    • Yardım isterdim, hastaneye giderdim

    Bu bölümde aslında fobinizin gerçekliği ile yüzleşirsiniz. Yıllarca hayatınızı etkileyen bu durumla karşılaştığınız zaman ne yapmanız gerektiğini bilmek sizi rahatlatacaktır.

    1. Korkunuzun boyutlarına ve şekline ilişkin hiyerarşisini oluşturun.

    Yine kedi fobisi örneğinden gidecek olursak, fobinizin durumlarına ilişkin puanlama yapmanız gerekmektedir. Öncelikle kedi fobisine ilişkin korktuğunuz ve kaçındığınız durumların listesini çıkarın. Size yardımcı olması adına örnek bir liste çıkaracağım.

    • Kedi resmine bakmak

    • Kedinin olduğu yolda durmak

    • Kedinin yakınından geçmek

    • Kedinin hemen yanında durmak

    • Kedinin yanına oturmak

    • Kedinin başını sevmek

    • Kediyi kucağına almak

    Bu durumları daha da arttırabilir ve kendinize uyarlayabilirsiniz. Oluşturduğunuz hiyerarşiye 100 üzerinden puan verin. Sonrasında yapmakta en az zorlanacağınız durumdan başlayarak yapın. Peki, fobilerimizle yüzleşirken kendimizi nasıl sakinleştireceğiz?

    1. Gevşeme egzersizleri öğrenin.

    Gevşeme egzersizi yazdığınızda internette çok içeriğe ulaşabilmeniz mümkün. Bunları uygulayıp hoşunuza gidenleri ya da size en çok iyi geleni seçip uygulayabilirsiniz. Fakat en basit egzersizler nefes egzersizine ve imajinasyona dayalıdır. Nefes egzersizinde herkes farklı bir yöntem uygular, benim en çok kullandığım yöntem ise, 4-2-4 kuralıdır. 4 saniye süresince nefes alıp 2 saniye tuttuktan sonra 4 saniye süresi boyunca nefesi verin ve bunu sakinleşinceye kadar devam ettirin. Bunun yanı sıra gözlerinizi kapatıp kendinizi huzurlu bir ortamda hayal etmeye çalışırsanız, gevşemenize yardımcı olacaktır.

  • Akrofobi

    Akrofobi

    Yerden oldukça yukarda olduğunuzda paniğe kapılır mısınız? Binaların en yüksek katlarındaki pencerelerden aşağı bakabilir misiniz? Uçağa bindiğinizde cam kenarları değil de iç taraftaki koltukları mı tercih edersiniz? Uçurumun kenarında oturan birinin fotoğrafına bile bakmak size rahatsızlık verir mi?

    Akrofobi (yükseklik korkusu) genel popülasyonun yaklaşık olarak %5’ini etkileyen bir anksiyete bozukluğudur. Yunanca yükseklik anlamındaki ‘’acron’’ ve korku anlamına gelen ‘’phobos’’ kelimelerinin birleşiminden gelir.

    Belirtileri:

    • Kişi zeminden yukarıda olduğunu algıladığında panik duymaya başlar. İstemsiz bir şekilde tutunacak bir yer arar ve vücudunun dengesinden şüphe duyar. Hızlı bir şekilde alçalmaya çalışır, örneğin emekler veya diz çöker.

    • Titremeye, terlemeye başlar, kalp çarpıntısı yaşar, hatta ağlama veya bağırma görülebilir.

    • Kendini dehşet içinde, korkmuş veya felç olmuş gibi hissedebilir.

    • Panik içinde olduğundan düşünmekte zorluk çeker.

    • Belirli bir kaygı ve kaçınma görülür. Örneğin kişiyi üst katlarda yaşayan ve balkonu veya büyük pencereleri olan bir yakınına ev ziyareti yapmak endişelendirir.

    Akrofobi ile İlişkili Fobiler ve Rahatsızlıklar:

    • Vertigo: Vertigo kişide çevresindeki objelerin hareket ettiği algısı oluşturan baş dönmesidir. Akrofobiden ayırt etmek için kan tahlili, tomografi, MRI gibi nörolojik testler yaptırılmalıdır.

    • Batmofobi: Merdiven veya yokuş korkusudur. Kişi bir dik yokuş gördüğünde orada tırmanmak zorunda olmasa bile paniğe kapılabilir. Batmofobi yaşayan birçok insan aynı zamanda akrofobi belirtileri de gösterebilir.

    • Klimakofobi: Merdiven korkusudur. Batmofobiden farkı; klimakofobide korku dik bir merdiveni çıkmak veya inmek tasarlandığında ortaya çıkar, kişi merdiveni gördüğünde zeminde olduğu sürece telaşa kapılmaz. Klimakofobi, akrofobi ile beraber görülebilir.

    • Aerofobi: Uçuş korkusudur. Korkunun şiddetine göre havalimanlarından, uçaklardan veya havada olmaktan korkmak şeklinde çeşitlilik gösterebilir. Aerofobi zaman zaman akrofobi ile beraber görülebilir.

    Sebepleri:

    • Tüm insanlar yükseklik korkusu yaşayabilir fakat bunun şiddeti kişiden kişiye göre değişkenlik gösterir. Bu korku aynı zamanda hayvanlarda da mevcuttur ve adaptiftir, onları yüksekten düşmekten korur. Yükseklik fobisi olan kişilerde nedenler değişkenlik gösterebilir:

    • Genellikle çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylardan veya düşme ile sonuçlanan, kişiyi çok etkileyen ciddi kazalardan kaynaklanır.

    • Kişiler bu kazaları birebir kendileri yaşayıp yara almasalar da bir kaza veya düşme anına tanık olan kişilerde de bu fobi oluşabilmektedir. Bu sürece ‘’temsili öğrenme’’ adı verilir.

    • Bu fobiye zemin hazırlayan faktörler arasında genetiğin de payı düşünülebilir. Ailesinde bu rahatsızlık olan çocuklar bu stresi gözlemleyerek büyürler ve deneyimleme ihtimalleri artar.

    • Bilişsel süreçlerde yaşanan sapmalar birçok fobinin kaynağını oluşturur. Yükseklik kavramıyla ilgili beyinde yanlış verilerin işlenmesi aşırı endişe oluşturur ve strese yol açar. Kazaların oluşumunu ve şiddetini kişilerin gözünde fazla büyütmesi ve zihinlerinde abartılı şekillerde canlandırmaları da bu fobinin oluşumunda etkilidir.

    Tedavi:

    • Bilişsel Davranışçı Terapi belirli fobiler için etkili bir yöntemdir. Korkulan duruma aşamalı olarak maruz bırakma (sistematik duyarsızlaştırma) gibi davranışçı teknikler uygulanabilir. Panik içerikli tepkileri azaltma ve duygusal kontrolün yeniden kazandırılması hedeflenir

    • Sanal gerçeklik (virtual reality) yöntemi uygulanabilir. Bilgisayar aracılığıyla üç boyutlu olarak kişiye korktuğu durumun olduğu ortamda bulunuyormuş algısı aşamalı olarak uygun tekniklerde oluşturulur ve bir çeşit maruz bırakma yöntemi uygulanmış olur. Mali ve zamansal açıdan avantajlıdır.

    • Medikal tedavi açısından bazı ilaçlar (sedatifler veya beta blokerleri) kısa süreli rahatlamada ve anksiyeteyi panik anında azaltmakta faydalı olabilir.

    • Yoga, nefes egzersizleri, meditasyon, kas gevşetme egzersizleri gibi rahatlama teknikleri de stres ve kaygı ile baş etmede etkili yöntemler olarak bilinmektedir.

  • Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete, şiddetli bir korku ve panik duygusu hissidir. Çoğu kişi yaşamdaki önemli olaylar öncesinde kendisini korkmuş, endişeli hissedebilir. Bu doğal bir duygu durumudur. Beklenen önemli olay sona erdiğinde korku, panik ve anksiyete duyguları da sona erer. Ancak kişi, korku ve panik duygusunu beklenen olay geçtikten sonra bile yaşam kalitesini bozacak, gündelik hayatındaki işlevselliğini etkileyecek düzeyde hissediyorsa kişide bir anksiyete problemi olduğundan söz edilebilir.

    Anksiyete belirtileri nelerdir?

    Kişide bir anksiyete bozukluğu olabileceğini gösteren genel belirtiler;
    • Sinirli, gergin, huzursuz hissetme
    • Sebepsiz yere kötü bir şey olacakmış gibi hissetme, panik duygusu
    • Kalp atışlarında hızlanma
    • Nefes alışın hızlanması
    • Rahatsız edecek düzeyde terleme
    • Ellerde titreme
    • Kendini zayıf, güçsüz hissetme
    • Dikkati kaygı yaratan düşünceden uzaklaştırmakta zorlanma, bu düşünceden kurtulamadığı için diğer işlere odaklanmada güçlük
    • Uykuya dalmakta güçlük
    • Mide problemleri, hazımsızlık
    • Kaygıyı kontrol etmede güçlük
    • Anksiyeteye neden olduğu düşünülen durumlardan kaçınma isteği veya bu durumdan kaçınma davranışı

    Anksiyete (kaygı) bozukluğu yaşayan kişilerde kaygı seviyesinin yükseldiği durumlarda yoğun bir panik duygusunun yanında ellerde aşırı terleme, kalp atışlarında hızlanma, nefes almakta zorluk çekme, şiddetli baş ağrıları, mide bulantıları ve krampları, sık idrara çıkma gibi fiziksel belirtiler de görülebilir.
    Araştırmalar, genellikle çocukluk çağında ortaya çıkan anksiyete (kaygı) bozukluklarında hem genetik hem de çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar özellikle erken yaşta yaşanan travmatik olayların bireylerin korku işleme mekanizmalarında hassasiyete yol açarak, ileri yaşamında stresörlere (stres nedenlerine, tetikleyicilerine) karşı fazla duyarlı hale gelmelerine yol açtığını da belirtiyor.
    Anksiyete, normal ve patolojik olmak üzere ikiye ayrılır. Normal anksiyete, tehdide tepki gösterme kapasitesinin bir anlatımıdır. Bu durumun nörofizyolojik bir temeli vardır, ancak burada hangi yaşantının tehdit edici olduğunun bilinmesi bireyin öğrenmesine, yaşamında karşılaştığı olaylara ve onların birey için olan etkisine ve önemine bağlıdır.
    Patolojik anksiyete, kaygı ile aynı anlamda kullanılır. Kişi, bunu içinde sanki kötü bir haber alacakmış, bir felaket olacakmış gibi nedeni bilinmeyen, içten gelen bir sıkıntı, bir endişe duygusu olarak algılar ve tanımlar. Çok hafif tedirginlik ve gerginlik duygusundan panik derecesine varan farklı yoğunlukta olabilir. Ağır derecelerinde, kişi en güçlü fiziksel ağrının dahi bu denli rahatsız edici olmadığını belirtir.
    Anksiyete, tehdide karşı gelişen bir tepki olup geleceğe yöneliktir. Korku; acı veren ve tehlikeli bir uyarana karşı gelişen bir tepkidir. Bir kendini savunma içgüdüsüdür. Kaygı, nesnesi belirlenememiş veya tanınmayan, tehlike olasılığı içeren durumlarda ortaya çıkan, korkuya benzer bir tepkidir. Korkudan farkı, kaygının nesnesinin belirsiz oluşudur ve asıl tehdit ve rahatsız edici olan bu belirsizliklerdir.
    Anksiyete rahatsız eden, yersiz korku duygusudur ve sıklıkla fizyolojik belirtilerle birliktedir. Anksiyete bozukluğu ise anksiyeteye bağlı belirgin sıkıntı ve işlev bozukluğu anlamındadır.
    Anksiyeteli hasta değerlendirilirken, anksiyetenin normal ve patolojik tipleri ayırt edilmelidir. Anksiyete büyümeye, yeni ve denenmemiş şeyleri denemeye ve bireyin kendi kimliğini ve yaşamın anlamını bulmaya doğal olarak eşlik eder ve bu son derece normal ve gereklidir. Patolojik anksiyete ise tersine, verilen uyarıya şiddet veya süre olarak uygunsuz bir yanıttır. Tehlike geçtikten sonra da devam eder veya ortada tehlike yokken dahi varmış gibi sebebi bilinmeyen yoğun bir kaygı hissedilir.
    Anksiyeteye üç farklı öge eşlik eder:
    Bedensel (somatik) öge anksiyetenin yarattığı kalp çarpıntısı, terleme, artmış uyarılmışlık (irritabilite) gibi fiziksel belirtileri; bilişsel öge zihni istemsiz meşgul eden, anksiyeteyi uyarıcı-artırıcı-sürdürücü olan tehlike odaklı belirtileri; davranışsal öge tehdit algısına yanıt olarak korunma amaçlı aktif kaçınma eylemini kapsar. Bu belirtiler değerlendirildiğinde, anksiyetenin sadece anksiyete bozukluklarına özel bir durum değil, diğer psikiyatrik bozukluklarda da görülebilecek bir belirti olabileceğini unutmamak gerekir.

    Anksiyete bozuklukları türleri nelerdir?

    Sık rastlanan anksiyete türleri:
    • Obsesif – kompulsif bozukluklar,
    • Panik atak,
    • Travmatik stres bozukluğu (TSSB)
    • Genel anksiyete bozukluları
    • Sosyal fobi
    • Özgül fobi

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu: Kişinin günlük aktivitelerini sürdürmesine engel olacak, işlevselliğini bozacak şiddette yoğun ve süreğen bir kaygı durumu yaşamasıyla kendisini gösterir. Bu şiddetli ve yoğun kaygı duygusuna, huzursuzluk, daimi yorgunluk hissi, konsantre olmakta güçlük, kaslarda istemsiz kasılma ve uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte güçlük gibi semptomlar da eşlik edebilir. Yoğun kaygı oluşturan durumlar çoğunlukla günlük ev işleri, rutin toplantılar, işle ilgili olağan durumlar gibi günlük hayatta da kendisini gösterir.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tanı Ölçütler (DSM 5 )

    • En az 6 ay süreyle, hemen her gün, birçok olay ya da etkinlik hakkında (iş başarısı, okul başarısı vs.) aşırı kaygılanma ve kuruntulara (evham) kapılma
    • Kendini kuruntulara kapılmaktan alıkoyamama
    • Kaygı ve kuruntu, aşağıdaki 6 belirtiden en az üçüne eşlik eder:
    (not: çocuklarda sadece bir tanesinin olması yeterlidir).
    1. Huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe (sürekli diken üstünde olma)
    2. Kolay yorulma
    3. Düşüncelerini odaklayamama ya da zihnin durmuş gibi olması,
    4. İrritabilite
    5. Kas gerginliği
    6. Uyku bozukluğu
    • Kaygı, kuruntu ve fiziksel yakınmalar klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
    • Bu bozukluk, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun (örn. hipertiroidi) fizyoloji ile ilgili etkilerine bağlanamaz.
    • Bu bozukluk, başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

    Panik Atak:

    Panik atak yaşayan kişiler ortada hiçbir neden ya da uyaran yokken birden ortaya çıkan yoğun bir korku ve panik hissine kapılırlar. Panik atak yaşayan kişilerde ayrıca ellerde terleme, göğüs ağrısı, fazla hızlı ya da düzensiz kalp atışları, nefes alamadığını hissetme gibi fiziksel belirtiler de görülebilir. Panik atak yaşayan kişiler çoğunlukla bu durumu “kalp krizi geçiriyorlarmış” ya da “boğuluyorlarmış” gibi ifade edebilirler.
    Sosyal Kaygı Bozukluğu: Sosyal fobi olarak da adlandırılan sosyal kaygı bozukluğunda bireyler sosyal hayata karşı aşağılanacakları, reddedilecekleri ya da kendilerine üstünlük taşlanacakları, beğenilmeyecekleri gibi endişelerle yoğun bir kaygı duygusuna kapılırlar. Bu nedenle sosyal kaygı bozukluğu yaşayan kişiler diğer insanlarla bir araya gelmekten kaçınabilirler. Sosyal kaygı bozukluğunun en belirgin örnekleri toplum önünde konuşmaktan aşırı korkma, yeni insanlarla tanışmaktan çekinme/kaçınma ya da toplum içinde yemek içmekten çekinme/kaçınma şeklinde kendisini gösterir.
    Fobiler: Fobiler, kişide belirli bir obje ye da durumlara karşı gösterilen aşırı korku olarak ifade edilir. En sık rastlanan fobiler uçak fobisi, yükseklik fobisi, kedi – köpek fobisi, kapalı yerde kalma fobisi (klostrofobi), açık alanlara çıkma fobisi (agorafobi) olarak sıralanabilir. Fobiye neden olan objeye karşı duyulan korku bazen o kadar şiddetli olabilir ki kişiler günlük aktivitelerinde zorlanmaya ve işlevselliğini yitirmeye başlayabilir.
    Agorafobi: Agorafobi, kişinin panik atağa neden olacağını düşündüğü yerlerden ve durumlardan uzak durmasına neden olan bir anksiyete bozukluğudur. Agorafobisi olan kişiler kendilerini savunmasız hissettikleri için açık alanlarda olmaktan kaçınırlar.
    Bir sağlık sorununa bağlı anksiyete bozukluğu: Fiziksel bir sağlık sorunun neden olduğu, şiddetli panik ve anksiyete semptomlarını içeren anksiyete bozukluğudur.

    Seçici Konuşmazlık Bozukluğu:

    Çocuklarda görülen bir anksiyete bozukluğudur. Seçici konuşma bozukluğu olan çocuklar konuşma yetilerinde fiziksel bir problem olmamasına rağmen bazı ve seçili durumlarda konuşmazlar. Belirli kişilere, ortamlara özel olabilir. Seçici konuşmazlık bozukluğu olan bir çocuk okulda hiç konuşmazken, evde ailesiyle rahatlıkla iletişim kurabilir. Bu durum çocuğun okuldaki başarısını ve sosyal uyumunu etkileyebilir.
    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Ayrılma kaygısı bozukluğu çocukluk çağında görülen, çocuğun ebeveynlerinden ayrılmaya karşı gösterdiği şiddetli kaygıyı ifade eden bir kaygı bozukluğu türüdür.
    DSM-IV-TR’ye göre travma ile ilişkili bozukluklar ve obsesif kompulsif bozukluk ayrı kategorilerinde yer alırken; panik bozukluğu, fobik bozukluklar, sosyal anksiyete bozukluğu ve yaygın anksiyete bozukluğu anksiyete bozuklukları kategorisini oluşturmaktadır. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu bu kategoriye yeni eklenmiştir.
    DSM beşinci baskısıyla kullanıma sunulmuş olup anksiyete (kaygı) bozuklukları, ayrılma anksiyetesi bozukluğu, seçici konuşmama (mutizm), toplumsal anksiyete bozukluğu (sosyal fobi), panik bozukluğu, agorofobi, yaygın anksiyete bozukluğu, maddenin (ilacın) yol açtığı anksiyete bozukluğu, başka bir sağlık durumuna bağlı anksiyete bozukluğu, tanımlanmış diğer bir anksiyete bozukluğu ve tanımlanmamış anksiyete bozukluğu olarak sınıflandırılmıştır.

    Tıbbi Nedenlere Bağlı: Bazı kişilerde anksiyete, altta yatan tıbbi bir sağlık sorunundan kaynaklanıyor olabilir. Bazı durumlarda ise anksiyete belirtileri tıbbi bir rahatsızlığın ön işaretçileri olabilir. Anksiyete belirtilerine neden olabilecek bazı tıbbi durumlar şu şekilde sıralanabilir;

    • Kalp hastalıkları
    • Diyabet
    • Tiroid problemleri, hipertiroid
    • Solunum yolu problemleri, astım
    • Madde bağımlılığı ya da yoksunluk
    • Kronik ağrılar ve huzursuz bağırsak sendromu
    • Savaş/Kaç mekanizmasını etkileyebilecek nadir tümörler

  • Fobiler

    Fobiler

    FOBİLER

    Çoğumuz çeşitli şeylerden korkmaktayız. Bu korkular hayatımızın her döneminde farklılık göstermektedir. Örneğin çocukken karanlıktan korkmak gibi. Gelişim dönemlerinde bireyin etrafı tanımaya başlaması ile birlikte yaşa göre bazı korkular oluşması normal ve doğal bir süreç olarak kabul edilir. Fakat beklenen durum, yaşın ilerlemesi ile korkuların azalmasıdır. Bu durumda fobik bir süreçten bahsetmek yerine normal kabul edilen korkulardan bahsetmiş oluruz.

    Fakat bu durum yetişkinlerde geçerli değildir. Korku tabii ki yetişkinler için de normaldir, fakat bu korkular yaşam kalitenizi bozmaya başladığında fobik bir durumdan şüphelenmelisiniz.

    Fobi Nedir?

    Fobi, bir tür kaygı bozukluğudur. Kişinin gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye, canlıya karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışı sergilemesine fobi denir. Bu kişiler fobi nesnesi ile karşı karşıya kaldıklarında ise büyük bir sıkıntı, kaygı yaşarlar ki bu durum kendini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir. Kişiler bu korkularının mantıksız ya da aşırı olduğunu bilse de, korkularına engel olamazlar.

    Fobilerin normal korkudan farkı; günlük işlevlerde bozulmaya yol açması, yaşam kalitesini düşürmesidir. Fobinin yarattığı kaygı ve fobiden kaçınmak için sarf edilen çaba, fobi sahibi kişinin yeteneklerini ve davranışlarını kısıtlamaktadır.

    Fobi Türleri

    Özgül Fobiler:

    Belli nitelikteki canlı-cansız nesne, mekân veya aktiviteye yönelik olarak aşırı korkulu olma durumudur. Özgül fobiler genellikle çocukluk çağlarında başlar, ancak yirmili yaşlarda da ortaya sıklıkla çıkmaktadır.

    Sık görülen özgül fobiler;

    Hayvan Fobileri: En yaygın görülen fobi türüdür. Yılan, kuş, köpek, örümcek, fare korkusu gibi.

    Durumsal Fobiler: Uçağa binmek, araba kullanmak, toplu taşıma araçlarına binmek, tünel ya da köprüden geçmek, kapalı alanda kalmak gibi.

    Doğa Fobileri: Doğa olayları kaynaklı fobilerdir. Fırtına, yükseklik korkusu ya da sudan korkmak gibi korkulara neden olmaktadır.

    Sağlık İle İlgili Fobiler: Kan görmek, yaralanmak, medikal prosedürler ve iğne korkusu gibi.

    Diğer Fobiler: Palyaço korkusu, yüksek ses korkusu gibi belirli nesnelere göre değişen fobilerdir.

    Karmaşık Fobiler:

    Kişinin korku ve kaygısı tek bir nesneye yönelik değildir. Birbirinden farklı yerlerde ortaya çıkmaktadır. Sosyal fobi ve agorafobi buna örnektir.

    Sosyal Fobi ( Sosyal Kaygı Bozukluğu):

    Kinin sosyal ortamlarda ileri düzeyde kaygılı olması durumudur. Genellikle kişinin kendini yabancı hissedebileceği kalabalık ortamlarda, dikkatlerin kendisine yöneleceği durumlarda ortaya çıkan aşırı kaygılı olma halidir.

    Aşırı kaygılanmanın altındaki temel düşünce, insanlar tarafından olumsuz değerlendirilme, hata yapma, alay edilme şeklindeki varsayımlardır. Kişi bu yoğun korku ve kaygı ile kendini iş, sosyal ve özel hayattan soyutlamaya başlar. Kaygının azalacağı yerleri tercih eder, bahaneler üretir, insanların daha az olduğu yerleri seçerek kaçınma davranışları sergiler. Kaçınma davranışı sergiledikçe korku ve kaygı giderek pekişir.

    Sosyal fobi genellikle ergenlik dönemi ile genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkmaktadır.

    Agorafobi:

    Kişinin kolayca kaçıp kurtulamayacağını düşündüğü mekânlarda bulunmaktan kaçınması ve bu mekânlarda ileri düzeyde korku ve kaygı yaşamasıdır.

    Otobüs, minibüs gibi kapalı mekânlar, alışveriş merkezleri, sinema gibi alanlarda kaçınırlar. Agorafobide panik nöbetleri ortaya çıkabilir. Kişi nöbet geçireceğini düşünür ve o anda yardımsız kalacağını, kontrolü kaybedeceğini düşünerek kaygı yaratan mekânlardan kendini uzaklaştırır.

    Fobilerin Görülme Sıklığı

    Toplumun yaklaşık %8 ile %18’inde herhangi bir tür fobi mevcuttur. Fobiler kadınlarda daha sık görülmektedir. Çocuklukta görülen fobiler ilerleyen yaşlarda kaybolabilirken, yetişkinlikte ortaya çıkan fobiler ise genellikle birden başlar ve uzun süreli olmaktadır.

    Fobiler Neden Olur?

    Fobilerin gerçek nedenleri net olarak bilinememektedir. Fobi nedenleri türlerine göre değişmektedir, aynı fobi türünde de kişiden kişiye değişiklik gösterir. Fobilerde neden biyolojik, genetik ve çevreseldir.

    Çocukluk döneminde başlayan basit fobiler, rahatsız edici ve beklenmedik bir deneyim kaynaklı olabilir. Fobiler, öğrenilen davranışlar olabilir. Aynı evde başka bir kişinin fobisini deneyimleyen çocuk, fobi geliştirebilir. Genç yetişkinlikte görülen karmaşık fobiler ise, kalıtımsal özellikler ve yaşam olayları ile gelişmektedir.

    Fobi Döngüsü

    Kişi, herhangi bir nedenle bir nesne, durum ya da canlıdan korku duyar. Ardından kaygı yaratan nesne ile karşılaştığı durumlarda kaygı ve korkusunu azaltmak için kaçınma davranışı sergiler.(Örneğin; köpek gördüğünde karşı kaldırıma geçmek) Bu davranışlar tekrarlandıkça koşullanma oluşur, kaygı yaratan nesne/durum ile her karşılaşıldığında yeni kaçınma davranışları üretilir. Kaçınma davranışı, korku ve kaygının giderek kökleşmesine ve kişinin günlük işlevlerini yerine getirememesine neden olur. Böylelikle başta normal olan korku, fobiye dönüşür.

    Fobilerde Görülen Belirtiler

    • Korku nesnesi/durumu ile karşılaşıldığında kontrol edilemeyen kaygı,
    • Korku nesnesi/durumuna dair aşırı ve mantıksız korku,
    • Korku nesnesinden kaçınma,
    • Korku nesnesi nedenli panik nöbetleri ( terleme, titreme, boğulma hissi, mide bulantısı, baş ağrısı, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler)

    Fobilerin Tedavisi

    Fobiler tedavi edilmediği takdirde çok uzun zaman devam edebilir ve kökleşebilir. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve ortaya çıkan kaygı ve korkuyu azaltmaktır.

    İlaç Tedavisi: Antidepresan tedavisi uygulanmaktadır. Fakat tek başına ilaç tedavisi çözüm değildir. Ek olarak mutlaka psikoterapi desteği gereklidir.

    Psikoterapi: Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme tedavisidir. Bu yöntemde kişinin korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan kaygı ile başa çıkması öğretilir. Kaygı ile başa çıkma tedavisinde gevşeme teknikleri ve bilişsel davranışçı tedavilerden yararlanılır.

    Öneriler

    Kişi korkularının üzerine gitmeye karar verdiğinde, korkusunun şiddetini incelemelidir. Korkusunun şiddetli olduğunu ve günlük hayat işlevlerini bozduğunu düşünüyorsa mutlaka uzman yardımı almalıdır.

    • Nesne/durum hakkında düşünürken rahatsız oluyor mu?
    • Korkulan nesne/durum aklına hangi sıklıkta geliyor?
    • Korkulan nesneyi/durumu düşündüğünde onunla ilgili bir olay aklına geliyor mu?
    • Korkulan nesne/durum hakkında düşünmek, konuşmak onu ne kadar rahatsız ediyor?
    • Korkulan nesne/durum düşünüldüğünde ya da maruz kalındığında terleme, sıcak basması, kalp artışının hızlanması gibi fiziksel belirtiler oluşuyor mu?

    Kişi stresle başa çıkarken doğal ihtiyaçları karşılanmalıdır: (Uyku düzeni, dengeli beslenme, doğru nefes alma, bol su içme, yürüyüş vb.) Bu ihtiyaçlar, fobilerde etkili olan biyokimyasal bozukluğun düzelmesine yardımcı olur.

    Maruz bırakma, üzerine gitme alıştırmalarında dikkatli olunmalıdır. Yoğun kaygı ve fiziksel belirtiler ile baş etmek zor olabilir. Uzman desteği ile aşamalı olarak alıştırmalar gerçekleşmektedir.

  • Kan Tutma Fobisi

    Kan Tutma Fobisi

    Yaşam boyunca çok çeşitli olaylara maruz kalabilmektedir insan. Psikolojik olayların neden sonuçları üzerinde tarihten beri çalışmalar yapılmış ve hala yapılmaktadır. Daha önceki yazılarımızda fobinin ne anlama geldiğini ve fobi çeşitleri üzerinde yazdığım yazılarımda neden ortaya çıktığı ve çözüm yollarının nasıl olduğuna dair siz değerli okuyucularımıza paylaşma fırsatı oluştu. Bir diğer fobi çeşidi olan kan tutma fobisi, kişinin kan görme ihtimali ya da kan görmesiyle yaşadığı yoğun duygu ve beraberinde tansiyonunun düşmesi ile de bayılmalar gerçekleşmektedir.

    Kan görmemiz yaşadığımız dünyada da çeşitli olaylarda görebiliriz. Fakat kan ile işlem yapılan meslek gruplarında bu fobinin yaşayan insan sayısını da görmezden gelemeyiz. Tıp fakültesinin ilk yıllarında bazı öğrenciler kana maruz kalarak yoğun duygular yaşayabilmekte ve bayılabilmektedirler. Bu durum mesleğinin icrasında yaşanılabilecek problemler arasında da gösterilebilir. Peki, neden bir yaramız olduğunda kan tutar bizi? Kanayan bir yara gördüğünüzde beyniniz bu yara sizin olmasa bile bir şeylerin ters gittiğini, yolunda olmadığını ortada panik yapmayı gerektirecek bir durum olduğunu fark eder. Eğer oradaki kan akmaya devam ederse kişi ölecektir ve bunu beyin bilir. Beyin yara ve kan sizin olmasa bile ölmekten içgüdüsel olarak korunmaya programlanmıştır. Bu sırada bilinçaltı panik başlatır ve kalbinize daha yavaş atması emrini verir. Bu emir aslında yaradan akan kanı yavaşlatarak ölümü en azından birkaç dakika geciktirmek amaçlı bir tedbirdir. Bilinçaltımız işte bu kadar derin tecrübe ve zekâya sahiptir. Kalp yavaşlaması beraberinde beyninize giden kanın miktarını azaltacağı için beyniniz vücudunuzun kontrolünü bir süreliğine sizin bilincinizden alır ve sizi hayatta tutmak üzere kontrole geçer. Bu sırada her yeri çok parlak beyaz olarak görürsünüz çünkü gözbebeğiniz olabildiğince açılmıştır, alnınızdan soğuk terler akar ve kulağınızda çınlama başlar, ayaklarınızın üzerinde durmanız güçleşir. Aslında endişe ettiğimiz şey bu kadardır. Bu mekanizma sizin zayıf olduğunuzu değil de vücudumuzun kendisini savunma biçimidir. Demek oluyor ki bizim zihnimizde oluşan bu olumsuz düşünceler psikolojik çöküntü ve bazı belirtilere sebebiyet vermektedir.

    Peki, bu psikolojik rahatsızlıktan nasıl kurtulurum sorusuna bakalım. İlk önce vücudunuzda herhangi bir biyolojik rahatsızlık olup olmadığını hekimler ile gerçekleştirilen muayenede ortaya çıkmaktadır. Konunun psikolojik olduğu kanaatine varıldığında ruh sağlığı uzmanlarında yardım alınarak bu fobinin üzerinde çalışılabilir. Bir psikolog olarak yaşanılan korku, kişinin düşünceleri ve maruz kalınmaktan korkan şeyler üzerinde gerçekleştirilen seanslar hastayı bu fobiye maruz kaldığı zamanki stratejilerini belirleyecektir. Tabi burada hastaya hemen kan ile maruz kalınması istenmeyecektir. Aşamalı olarak kişinin eşiği yükseltilmesinde fayda vardır.

  • Hayvan Fobisi

    Hayvan Fobisi

    Kedi, köpek, yılan, örümcek, fare, kuş gibi hayvanlara karşı duyulan mantıksız, orantısız korkuya hayvan fobisi(zoofobi) denilmektedir. Kişi korktuğu bir hayvanla karşılaştığında aşırı kaygı duymakta, saldırıya uğrayacağına ya da bir şekilde zarar göreceğine inanır. Hastalanacak, bayılacak, boğulacak hatta hayatını kaybedecekmiş gibi hisseder. Vücudunda nefes alışverişi değişir, kalp çarpıntısı, sıcak basması, soğuk terleme gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Yaşadığı bu yoğun endişe, kaygı yüzünden hayvandan mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışır, hatta bu kaçış sırasında kendini tehlikeye atabilir. Bir arkadaşım vardı köpeklerden kaçan ve gördüğü zaman karşı kaldırıma geçen birisiydi. Bu hayvanlara karşı fobi geliştirmişti ve hayvanla karşılaşacağını düşündüğü ortamlara girmemek için aşırı tedbirler alırdı. Sonra ne yaptı bu fobisini bilmiyorum. Hayvan fobisinde her zaman korku ön planda değildir. Bazen iğrenme duygusu daha baskın olabilir. Örneğin hamam böceği gördükten sonra kişi rahat edemez, yerini değiştirir, vücudunda birdenbire kaşınma belirebilir.

    Hayvan fobisi çeşitli şekillerde neden olabiliyor. Daha önce yaşanmış bir travmatik olay hayvan fobisine yol açabilir. Örneğin çocukken bir hayvanın saldırısına uğramak, yoğun sıkıntı yaratan bir durum yaşamak fobiyi ortaya çıkarabilir. Ya da çevresindeki bireylerin bir hayvandan aşırı derecede iğrendiğini gören bir çocukta fobi gelişebilir. Bazı hayvanlarla ilgili negatif konuları dinlemek, filmlerde ilgili durumları seyretmek de fobiye zemin hazırlayabilir. Öte yandan psikanalitik kurama göre, bilinç dışı korkular ve istekler, yasaklar nedeniyle bilinç düzeyine çıkmakta zorlanırsa, bu durum kendini bir hayvan fobisi şeklinde gösterebilir.

    Hayvan fobisi köyden kente göçle çok sık olmamakla birlikte gördüğümüz fobiler arasındadır. Daha çok rastladığımız kedi, köpek, küçük böcekler fobi türlerindendir. Bu bahsettiğimiz fobi türünde yaşamı kısıtlayan yönler mevcut ise ruh sağlığı uzmanlarından destek alınması fobiyi yenmede bize yardımcı olunacaktır. Tedavisi önce korkulan hayvana ait fotoğraflar, filmler, maketler şeklinde kişiyi alıştırılması sağlanmaktadır. Daha sonra kişiye korktuğu hayvanla karşılaştığında korkusuyla mücadele etmek için gevşeme ve nefes egzersizleri öğretilir. Nefes çalışması, yavaş ve derin şekilde nefes alıp vererek yapılıyor. Gevşeme teknikleri ise vücuttaki bazı ana kas gruplarını önce yavaş yavaş kasıp sonra gevşetmek esasına dayanıyor. Yardımcı yöntemlerden biri de, korkulan durumu hayali olarak yaşama ve onunla başa çıkmasını sağlamaktır.

  • Fobiler

    Fobiler

    Fobiyi kısaca tanımlamak gerekirsek eğer, bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi halidir. Fobi kelimesi, Phobos kelimesinden gelir. Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku olarak algılanmaktadır.

    Fobi toplumda sık görülen bir anksiyete bozukluğu arasındadır. Fobisi olan insanlar “fobik” diye adlandırıldığını çevremizden de duymaktayız. Yapılan araştırmalar toplumda yaklaşık %10-%15 oranında fobi tespit etse de tahminen bu değer %20-25 dolaylarındadır. Fobiler genel manada yaygınlığı açısından toplum tarafından hastalıktan ziyade huy ya da kişilik özelliği olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni budur. Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha fazla görüldüğü saptandığı yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkmıştır.

    Fobilerin nedenlerine genel olarak bakılacak olursak eğer,  fobinin nedenleri konusunda farklı ekollerin farklı açıklamaları mevcuttur. Freud, fobiyi bilinçaltı çatışmaları olarak tanımlar. Watson’a göre ise fobi, şartlı reflekse dayanır. Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar.  Kişinin, kendi varlığını, bütünlüğü açısından tehdit altında hissetmesi durumunda, onun bilinç altına yansıyan, bu tanımlanmamış, bir nesne(kedi,köpek,böcek) ya da durumla(sosyal alan) ilişkilendirilememiş, belirsiz anksiyete(kaygı), kişinin bilinç altında işleyen bir mekanizmayla tanımlanabilir bir korku haline dönüştürülmektedir. Korku haline dönüştüğü anda da, genel bir anksiyete olması sonucu, fobiye dönüşür. Dolayısıyla birey fobiler geliştirerek onunla temastan kaçma/kaçınma eğiliminde olabilmektedirler.

    Fobi yaşayan bireyler vücutlarında çeşitli belirtiler de verebilmektedirler. Bu belirtiler arasında çarpıntı, yüz kızarması, yüzde kaşınma ve yanma hissi, titreme, terleme, bulanık görme, nefes darlığı, ağız kuruluğu, yutkunma güçlüğü, mide bulantısı, bilinç kaybı, ani tansiyon düşüşü, bayılma vb. gibi belirtiler eşlik edebilmektedir. Fobileri ele alacak olursak çeşitli fobi türleri de mevcuttur. Bunlar yükseklik fobisi, hayvan fobisi, kan fobisi(kan tutma), uçak fobisi, klostrofobi vs gibi fobi türleri vardır. Fobilerin tedavilerine gelecek olursak eğer her fobiyi ayrı ayrı ele almak gerekmektedir ve tedavisi mümkün ve de başarı oranı yüksektir. Fobilerin tedavisin de terapi yöntemleri kişinin bu fobiyi yenmesinde etkin rol oynayarak yaşamının kalitesini arttırabilmektedir.

  • Çocuk ve ergenlerde özgül fobi

    Özgül fobi, açıkça görülen nesne ve durumlardan belirgin, sürekli ve anlamsız korku duyma halidir. Özgül fobiler on yıllar boyunca sürebilir ve belirtiler aile hayatını, sosyal ilişkileri, okuldaki ya da meslekteki başarıyı etkileyebilir. Bozukluğun işlevselliğe olumsuz etkisi belirtilerin şiddetiyle doğru orantılıdır, belirti şiddeti ise uzun dönemde sıklıkla sabit kalır. Ergen ve erişkinler bu korkunun aşırı olduğunun farkındadır; oysa, çocuklarda bu içgörü bulunmayabilir. Bu nedenle çocuklarda özgül fobi tanısı koymak için korkunun anlamsız olduğunun farkında olma şartı aranmamalıdır. Fobik uyaranla karşılaşmaktan kaçınma ve kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda ise fobik uyarana ancak aşırı sıkıntı duyularak katlanabilme hastalığın tipik özelliklerindendir.

    Fobinin görülme sıklığı ve içeriği kültürel farklılık gösterebilmekle birlikte özgül fobinin yaşam boyu yaygınlığının yaklaşık olarak %9-12 olduğunu söylemek mümkündür ve kızlarda yaklaşık 3 kat daha sık görülür.

    DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre; özgül fobi tanımı, fobik semptomların en az 6 aydır sürüyor ve günlük aktivitelerini belirgin ölçüde kısıtlamış olması gerekmektedir.

    DSM-IV tanı kriterlerine göre özgül fobi 5 alt tipten oluşmaktadır:

    1.Durumsal Tip:
    Korkuyu toplu taşıma araçlarında bulunma, tüneller, köprüler, asansörler, uçak yolculuğu, araba kullanma gibi durumlar başlatmaktadır. En sık çocuklukta ve yirmili yaşların ortalarında görülür.

    2.Doğal Çevre Tipi:
    Korkuyu fırtına, yüksek yerler, su gibi doğal koşullar başlatmaktadır. Genellikle çocuklukta başlar.

    3.Kan-enjeksiyon-yara tipi:
    Korkuyu kan, yara, enjeksiyon ya da invaziv tıbbi girişimler başlatır. Genellikle ailevidir ve çoğu zaman güçlü bir vazovagal tepki ile belirgindir. Hastaların % 75’i bu durumlarda karşılaştıklarında bayılırlar.

    4.Hayvan Tipi:
    Korkunun nedeni hayvan ya da böceklerdir. Genellikle çocuklukta başlar.

    5.Diğer Tip:
    Tıkanıp boğulmaktan, soluğun kesilmesine, kusmaya ya da hastalığa yakalanmaya yol açabilecek durumlardan, yüksek ses ya da masal kahramanlarından korkma ile belirli özgül fobi alt tipidir.

    ÖZGÜL FOBİNİN GİDİŞİ

    Özgül fobiler genellikle çocuklukta başlamasına karşın (ort.baş.yaşı: 7-8) erken erişkinlik ya da erişkinlik döneminde de başlayabilir. Erken başlayan fobilerin çoğu tedavi görmeksizin kısa sürede geçer. Çocuklar fobileriyle baş edebilse bile, bu durum sonraki dönemlerde başka anksiyete bozuklukları geliştirmeyecekleri anlamına gelmez. Erişkin dönemdeki özgül fobilerin yaklaşık %50’si çocukluk çağı başlangıçlıdır. Ancak erişkin dönemde başlayan fobiler daha dirençlidir.

    Özgül fobilere özellikle sosyal fobi olmak üzere, diğer anksiyete bozuklukları (posttravmatik stres bozukluğu, obsesif-kompulsik bozukluk,…) ve depresyon sıklıkla eşlik etmektedir.

    KORKUSU OLAN ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞMALI?

    Korku çocukların büyütülmesinde hiçbir zaman disiplin aracı olarak kullanılmamalıdır.

    Anne-babalar, öğretmenler ve diğer aile bireyleri tarafından çocukların korkuları yok sayılmamalı, korkular küçümsenmemeli ve alay konusu olmamalıdır (ör. Korkacak ne var? erkek adam hiç korkar mı?, sen artık abi/abla oldun,…)

    Çocuktaki korkunun nedenleri araştırılmalı, çocuğu anlamaya çalışılmalı ve çözümü mümkün bir neden var ise ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.

    Korkuları olan çocuğa sabırlı davranılmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınma ve korkuyu yenmek için gösterdiği çaba dikkate alınmalıdır. Eğer yeterli zaman tanınmaz ve korkuyu yenmek için gösterdiği mücadele önemsenmez ise bir süre sonra çocuk mücadele etmekten vazgeçebilir.

    Çocuğa karşı küçüklüğünden itibaren aşırı koruyucu/kollayıcı tutum gösterilmemelidir (ör. aman düşersin!, tek başına yapamazsın).

    Çocuğu korumaya çalışırken, söz ve davranışlarımızla çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu fazla yansıtılmamalıdır.

    Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştiilrmesine yardımcı olunmalıdır.

    Çocuk korkuları konusunda konuşmaya hazır olduğu zaman, empatik bir tutumla onu dinleyip, anlamaya çalışılmalıdır. Çünkü çocuklar bazen kendilerine inanılmayacağını ve/veya alay edileceğini gibi olumsuz düşüncelere kapılarak korkularını paylaşmak istemezler.

    Çocuklara (özellikle 8-9 yaşından küçük çocuklara) korku dolu masallar anlatılmamalı, korku içerikli filmler izletilmemelidir.

    Tüm bunlar korkunun başlamasından önce veya başladıktan sonra dikkat edilmesi gereken tutumlardan örneklerdir. Ancak korku başladığında tedavi aşamasında neler yapılmalıdır;

    Fobilerde en sık kullanılan terapi türü bilişsel davranışçı terapidir. Bilişsel davranışçı terapide en sık kullanılan teknik yüzleştirme (exposure) tedavisidir. Bu yöntemde kişinin korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek, ortaya çıkan kaygı ile başa çıkması öğretilir. Yüzleştirme tedavisi motivasyonu yeterli olan, depresif belirtilerin bulunmayan, fobik uyaranın açıkça belli olduğu olgularda uygulanabilir. Korku oluşturan nesne ve durumların gerçekte hiç bir tehlike oluşturmayacağı ve fobik uyaranla ilgili olası yanlış bilgiler konusunda yeteri kadar çalıştıktan sonra (bilişsel tedavi), hastalar fobik uyaranla hafiften şiddetliye doğru kademeli olarak yüzleştirilir. Amaç hastaları desensitize etmektir.

    Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey; bazı korkular yaşlara özgüdür. Bunda olumlu tutumlar ve iyi model olmak yeterli olabilir. Çocuk eğer korkunun üzerine gidebilme konusunda iyi bir işbirliği yapabilirse, yavaş yavaş korktuğu şeye alışması sağlanabilir. Ancak çocuktaki korkuda, çocuk herhangi bir şekilde işbirliği yapamayacak durumda ise (yaş, korkunun şiddetli olması, aile desteğinin yeterli olmaması, depresyon gibi ek ruhsal bozuklukların bulunması gibi) öncelikle uzmanlardan yardım alınmalı, gerekir ise psikofarmakolojik destek verilmeli, çocuğun ek ruhsal bozukluk tedavisi ve şiddetli korkusunun azalması sağlanmalı ve ondan sonra korkunun üzerine gidilmesi çalışmalarına başlanmalıdır.

    Yıllar içindeki deneyimlerimden söyleyebilirim ki olumlu tutumlar, olumlu ebeveyn-çocuk, olumlu öğretmen-çocuk, olumlu çocuk-hekim işbirliği sonucunda tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve kişinin özelliklerine göre değişmekle birlikte yenilemeyecek korku yok denecek kadar az.

  • Çocuklarımız ve korkuları

    Korku; insanı tehlikelere karşı koruyan, insanın yapısında bulunan temel duygulardan biridir ve fizyolojik olarak her yaşta ortaya çıkar. Ancak bazen ortaya çıkan korku, beklenenden daha şiddetlidir ve olası kaçma/kaçınma davranışı normal ölçüleri çok aşar.

    Yaşanan tüm korku çeşitleri üç boyutta değişikliğe yol açar:

    1.Yaşantı boyutu: Endişeler, kısıtlanma yaşantısı, korku uyandıran durumlardan nasıl kaçınabileceği ile ilgili düşünceleri içerir.

    2.Davranış boyutu: Kaçma, kaçınma, koşarak uzaklaşma, ilgili durumlardan uzak kalma gibi kaçınma stratejilerini ve çok şiddetli bir korkunun ortaya çıkışını engellemeye yönelik davranışlar olan belirli bir kişinin varlığını sağlama, cepte ilaç taşıma gibi güvenlik önlemlerini içerir.

    3.Fizyolojik boyut: Korkunun terleme, taşikardi, taşipne gibi bilinen semptomlarını içerir.

    Korkular, gelişimin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuk ve ergenlerde daha sık görülmeleri doğaldır. Fizyolojik korkuların çoğu, belirli gelişim dönemlerinde geçici olarak ön plana çıkar.

    Küçük çocuklar, genellikle çevrelerindeki anlık olaylardan korkarlar, yaşları büyüdükçe ve bilişsel yetileri geliştikçe, korkuların içeriği giderek hayali nesnelerden gerçek nesnelere ve geleceğe yönelik olaylara doğru değişir. Küçük çocuklar büyük çocuklara oranla daha sık korkar, ancak, yaş büyüdükçe korku nesnelerinin sayısı artar.

    YAŞ

    KORKU İÇERİĞİ

    0-6 AY

    Yüksek sesler, ani pozisyon değişikliği,…

    6-9 AY

    Yabancılar, ayrılık

    9-12 AY

    Ayrılık, yaralanma

    2. YAŞ

    Hayali figürler, ölüm, hırsızlar, karanlık, yabancılar

    3. YAŞ

    Hayvanlar (köpek), yalnızlık, tuvalet eğitimi ile ilgili durumlar, yabancılar, ayrılık

    4-6 YAŞ

    Karanlık, hayaletler, fırtına, gök gürültüsü, ebeveynlerin ayrılma ihtimali, hayvanlar, bedensel yaralanma

    6-12 YAŞ

    Okul, yaralanma, hastalık, sosyal çevre tarafından red edilme, gök gürültüsü, doğaüstü varlıklar, bedensel yaralanma, terk edilme, kaza, ölüm

    13-18 YAŞ

    Yaralanma, hastalık, sosyal ortamlarda başarısızlık, cinsellik, bedensel yetersizlik, okulda ceza gerektiren durumlar

    Çocuk ve ergen yaş grubunda en sık görülen psikiyatrik bozukluklardan sayılabilecek olan fobik bozuklukları fizyolojik korkuları ayırmada, belirtilerin ortaya çıkma yaşı, şiddeti ve özellikle sağlıklı gelişimi engelleyecek düzeydeki işlevsellik kaybı yardımcı olur. Çok sık görülmeleri ve sağlıklı gelişimi engellemeleri nedeniyle, bu bozuklukların erken tanısı ve uygun şekilde tedavisi önem kazanır.

    Çocuk ve ergenlerde görülen fobik bozuklukların şiddetiyle ilgili bir sınıflamaya gidilmemiştir. Bozukluğun şiddeti, belirtilerin yoğunluğu ve süresiyle kaçınma davranışının aile, yaşıt ilişkileri, okul ve boş zaman aktivitelerine olan etkileriyle değerlendirilir.

    KORKUNUN NEDENLERİ

    1. Psikodinamik görüş:

    Freud’a göre fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir.

    2.Ailesel nedenler:

    Güvensiz anne-baba-çocuk ilişkisi

    Aile bireylerinin korkularını çocuğun örnek alması.

    Korkunun disiplin aracı olarak kullanılması.

    Çocuğun aşırı koruyucu/kollayıcı yetiştirilmesi

    Çocuğun geçirmiş olduğu trafik kazası, deprem, sel, ölüm, cinsel/fiziksel/duygusal istismar gibi travmatik yaşam olayları.

    Çocuğa karşı endişe uyandıran eğitsel faktörler.

    3.Çocuğa ait nedenler:

    Bilişsel yapılanmadaki olumsuzluklar (karşılaşılan durumlar hakkında olumsuz düşünme ve tehlikeli olduklarını algılanma) nedeniyle çocuğun korkuya eğilimli olması.

    4.Genetik nedenler:

    Özellikle dopaminerjik ve serotonerjik sistem üzerinde durulmaktadır. Fobik hastaların 1. derece akrabalarında %31 oranında özgül fobi saptanmıştır. Özgül fobisi olan kişilerin çocuklarında aynı bozukluk %15 oranında saptanmıştır. Yaralanma ve kan-enjeksiyon korkusunda ailesel ilişki daha güçlüdür.