Etiket: Fiziksel

  • Psikoterapinin Sağlığımıza Olan Olumlu Etkileri

    Psikoterapinin Sağlığımıza Olan Olumlu Etkileri

    Ruh ve bedenin ayrılmaz bir ikili olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Çünkü bir düşündüğümüzde beynimizin bedenimizin bir parçası olduğunu anlarız. Bilinç, kişisel farkındalık, duygu ve düşüncelerin beynimizin ürünleri olduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda zaten ruhsal ve bedensel bağı rahatlıkla kavrayabiliriz. Dolayısıyla, akıl sağlığından bahsederken fiziksel sağlığı göz ardı etmek imkansızdır. Beden ve ruhun birbirinden ayrılmaz olduğunun basit bir kanıtı olarak insanların yeme alışkanlıklarının duygu durumlarına doğrudan olan etkisi düşünülebilir. Örneğin, koca bir dondurma kutusunu bir oturuşta bitirmenin fazla şeker alımına bağlı duygusal çöküntü ve depresif ruh haline sebebiyet verdiği birçok araştırma sonucunda kanıtlanmış bir gerçektir. Buradan da anlaşılacağı gibi basit bir yeme içme durumu bile ruhsal bütünlüğümüzü direkt olarak etkileyebilmektedir. O zaman uyku, fiziksel bağımlılıklar, aşırı yorgunluk gibi birçok fiziksel durum psikolojimizi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilmektedir diyebiliriz.

    Araştırmalarla Destekli
    Amerika’da bulunan Akut Kardiyovasküler Sağlık Birliği’nin 2013’te yaptığı kapsamlı bir araştırmaya göre psikoterapi almanın kalp krizi geçirip hastaneye yatışı gerçekleşen hastalarda ölüm oranını ciddi anlamda düşürdüğü görülmüştür. Raporlara göre yatışı sağlanan hastalara bir psikolog tarafından verilen psikoterapiler sonrasında hastaların başka bir kriz daha geçirme, taburcu olduktan sonra tekrar hastaneye yatma ve ölüm oranlarının çok düşük olduğu tespit edilmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere kalp sağlığı ve problemleri sadece fiziksel bir durum değil, aynı zamanda psikolojik etkenlere de dayalı bir vakadır. Kardiyologlara göre psikolojik faktörlerin kalp krizi ya da kalp problemleri yaşanmasında büyük rolü vardır. Bu faktörler kişinin kalp krizi geçirme riskini etkilediği gibi iyileşme ve bir daha kalp krizi geçirme oranlarında da büyük etkiye sahiptir. Bütün bu gerçekler göz önüne alındığında kardiyovasküler problemler sadece fiziksel bir rahatsızlık değil aynı zamanda azımsanamayacak kadar da psikolojik etmenlere bağlı bir sağlık problemidir.
    Öfke kontrol problemi, akut/kronik stres, aile içi problemler, yalnızlık gibi problemlerin yüksek tansiyon ve kalp krizlerine sebebiyet verdiğini gösteren birçok bilimsel çalışma da mevcut. Buna göre uzman bir psikologtan alınacak etkili bir psikoterapi bu rahatsızlıkların hatta ölümlerin önüne geçebilmektedir. 

    Psikoterapiden Korkmayın
    Ne yazık ki ülkemizde hala psikolojik destek alma konusunda önyargılar var. Bir insanın fiziksel bir rahatsızlığı ile ilgili olarak doktora görünmesi normal karşılanırken ruhsal sağlık problemleri için bir uzmana gitmesi olumsuz karşılanabilmektedir. Akıl sağlığı ve fiziksel sağlığın ayrılmaz bir ikili olduğu gerçeği birçok kez kanıtlanmış olmasına rağmen o zaman neden hala insanlarımızda psikoterapi korkusu var? Çünkü yardım istemek bir zayıflık veya acizlik durumu olarak algılanır. Sadece yetersiz insanların problemlerini çözme konusunda yardıma ihtiyaçları olduğu düşünülür. Tüm bunlar yanlış ve sağlıksız yargılardır. Kişi ruhsal olarak kendini rahatlamış ve huzura ermiş hissettiğinde fiziksel olarak da ne kadar rahatlamış olacağını görecektir. Çözülmeyen problemler çığ gibi büyür ve kişiyi içine alır. Bağışıklık sisteminin zayıflamasından tutun da birçok kanser türü yine kişilerin içlerindeki açmazların sonucunda olduğu bilinmektedir.

  • Panik Bozukluk ve Baş Etme Yöntemleri

    Panik Bozukluk ve Baş Etme Yöntemleri

    Panik bozukluk ve panik atak nöbetleri, günümüzde sıkça rastladığımız durumlardan biri haline geldi. Birebir yaşamasanız bile çevrenizden, arkadaşlarınızdan panik bozukluğun fiziksel belirtilerine dair bilgiler duymuş olma olasılığınız yüksek. Bu noktada dikkat edilmesi gereken “panik bozukluk” ve “panik atak” kavramlarını birbirinden ayırt etmek olacaktır. Panik bozukluk, kendiliğinden ve bir anda ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur.

    Panik atak ise, anksiyete(kaygı, bunaltı) belirtilerinin aniden başladığı ve 10 dakika içerisinde en yüksek düzeye ulaştığı yoğun bir korku ve rahatsızlık dönemidir. Bu ataklar genellikle 10-30 dakika içerisinde sona erer. Nadiren 30 dakikadan uzun sürer. Her panik atak, panik bozukluk anlamına gelmemektedir.

    Panik Bozukluk ve Panik Atak Kriterleri Nelerdir?

    Panik Atak Kriterleri;

    • Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsanması
    • Terleme
    • Titreme/sarsılma
    • Nefes darlığı/boğuluyor gibi olma
    • Soluğun kesilmesi
    • Göğüs ağrısı/göğüste sıkıntı hissi
    • Bulantı/karın ağrısı
    • Baş dönmesi, sersemlik, düşecek/bayılacak gibi olma
    • Gerçek dışılık duyguları ya da benliğinden ayrılmış olma duyumu
    • Kontrolünü kaybetme korkusu
    • Ölüm korkusu
    • Paresteziler (uyuşma ve hissizlik)
    • Üşüme, ürperme/ateş basmaları

    Bu kriterlere göre, en az 4 tanesi ani başlar, 10. dakikada en yüksek seviyeye çıkar.

    Panik Bozukluk Kriterleri;

    1. Yineleyen beklenmedik panik ataklar
    2. Panik atağın herhangi bir genel tıbbi durum, madde kullanımı ya da başka bir mental hastalık nedeni ile oluşmaması
    • Aşağıdakilerden en az biri:
      • Başka atakların olacağına dair sürekli kaygı duyma ( en az 1 ay)
      • Atağın olası sonuçları (kontrolünü kaybetme, kalp krizi, “çıldırma”, ölüm) ile ilgili kaygı
      • Belirgin davranış değişikliği ve iş, sosyal, özel hayatta işlevsellik kaybı

    İlk kez panik atak ile karşılaşan kişi, bulunduğu duruma anlam veremez. Nedenini bilemez ve yoğun korku yaşar. İlk panik atak 1/3 kalabalıkta, 1/3 evde, 1/4 araba kullanırken/araba içerisinde gerçekleşebilir. İlk atakta genel olarak yapılan şey acile başvurmak olur. Kişi bedeninde hissettiği değişimlere odaklanarak fiziksel bir rahatsızlığı olduğunu düşünür.( kalp krizi gibi) Fiziksel bir neden bulunamadığında ise yaşadığı şeye anlam vermeye çalışır.

    İlk atağın ardından kişi, bedeninde hissettiklerine odaklanır ve panik oluşturması muhtemel ortamlardan kaçınmaya başlar. “Atak geçireceğim” , “bayılacağım”, “rezil olacağım”, “öleceğim” düşüncelerinin oluşturduğu korku ve kaygı sonucunda yaşam kalitesini etkileyecek değişimler bulmaya çalışır. Kişi, kaçınma davranışlarını sergiler ve bulunduğu ortamları, yaptığı etkinlikleri, ulaşım araçlarını “panik atak geçireceğim” düşüncesi ile değiştirmeye ve azaltmaya başlar. Düşünceler ve hissedilen yoğun korku ve kaygı, kişinin iş, sosyal ve özel hayatını olumsuz yönde etkiler.

    Panik Bozukluğun Yaygınlığı

    Kadınlarda, erkeklere oranla daha yaygın olarak görülmektedir. İlk atak genellikle 20’li yaşlarda

    görülür. Nadiren 16 yaş altında ve 45 yaşın üstünde ilk atak görülebilir.

    Panik Atak Döngüsü

    Kişi fiziksel belirtiler yaşar. ( nefes darlığı, çarpıntı, uyuşma vb.)

    Fiziksel belirtileri olumsuz olarak yorumlar. ( boğuluyorum, öleceğim, bana bir şey olacak)

    Korku, endişe ve kaygı hisseder.

    Kaçınma davranışı sergiler. (otobüsten inme, pencere açma, acile gitme, ilaç alma vb.)

    Panik Atak Sırasındaki Düşünceler

    • Kendimi kontrol edemeyeceğim
    • Bayılacağım
    • Delireceğim, çıldıracağım
    • Öleceğim
    • Felç olacağım
    • Kalp krizi geçireceğim
    • Çığlık atacağım
    • Anlamsız konuşacağım
    • Aptalca davranacağım
    • Kusacağım

    Şimdi gelin, bu düşüncelerden bazılarını inceleyelim.

    Bayılacağım! :Baş dönmesi, hissizlik, bulanık görme gibi belirtiler birleştiğinde kişi bayılacağını düşünebilir, fakat bayılmaz. Bayılmanın gerçekleşmesi için kan basıncının ani düşüşü gerekir, atak sırasında ise kan basıncı düşmez.

    Öleceğim! :Kişi atak sırasında boğularak ya da kalp krizi geçirerek öleceğini düşünür. Nefes almada güçlük çekme, göğüste basınç hissettiğinde buna öleceğim olarak yorumlar. Kalp krizinde şiddetli göğüs ağrısı vardır. Atakta ise sadece kalp atışında artış gözlenir. Literatürde panik atak sırasında boğularak ölen biri bulunmamaktadır.

    Çıldıracağım! :Atak sırasında düşünceleri toparlayamama, kendinde olmama hissi oluşabilir. Kişi bunu çıldırmak olarak tanımlar.

    Felç olacağım! :Atak sırasında vücutta oluşan kasılmalar, uyuşmalar ve güç kaybı kişilerde felç olacağım düşüncesini tetikler. Fakat bunlar kısa süreli, atak sırasında yaşadığınız değişimlerdir. Felç kalma durumu söz konusu değildir.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Psikoterapi:

    Bilişsel davranışçı terapi yöntemleri ile etkili sonuçlar alınmaktadır. Kişinin duygu, düşünce ve davranışları ile çalışılarak, başa çıkma becerisi kazandırılmaktadır.

    Panik Atak Nöbeti Sırasında Yapılabilecekler ve Öneriler

    • İçinde bulunduğunuz ana odaklanın: zihniniz, kaygılandığınız anda geleceğe yönelik olumsuz düşünceler üretecektir. Biraz sonra olacaklara kaygılanmamak için, “Şu anda neler oluyor? Burada güvende miyim? Şu anda yapmam gereken bir şey var mı?” şeklinde sorularak ile zihninizi ana getirmeye çalışın.
    • Nefes alışınızı kontrol etmeye çalışın: Dakikada 9-16 kez burundan nefes almak ve diyafram nefesi almak önemlidir. Nefes hızınızı düşürmeniz önemlidir. (elinizi karın bölgesinde tutarak şişip inmesini kontrol edebilirsiniz)
    • Kendinizi meşgul edin: Küçük bir yürüyüş ya da ilginizi dağıtacak fiziksel bir etkinlik ile meşgul edin. Önemli olan sizi rahatsız eden düşüncelerden uzaklaşmaktır.
    • Atak anında şekerli gıdalardan uzak durun: Bunun yerine bir bardak su içebilirsiniz.
    • Ayağa kalkın ve dik durun: Eğilerek kalp ya da akciğerlerinizin üst kısmını baskılamayın.
    • Atak nedeniyle acile gitmeyin: İlk atakta durumu farklı değerlendirip acile gitmiş olabilirsiniz. Bunu tekrarlamayın.
    • Panik yalnızca, gerekmediği bir sırada ortaya çıkan, vücudunuzun doğal bir uyarı düzeneğidir. Kendi kendinize şöyle söyleyin: “Bu yanlış bir uyaran, bir hata! Ortada bir tehlike yok!”
    • Alkol ve kafein içeren içeceklerden uzak durun ya da miktarını azaltın. (kahve, kola gibi)
    • Mutlaka bir psikiyatrist ya da psikoloğa başvurun. Bunun geçeceğini düşünmek ya da önemsememek sorunun kökleşmesine neden olacaktır. Bu sorunun tedavi edilebilir olduğunu unutmayın.
    • Yakınlarınızın da konu hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Belirtiler ve atak esnasındaki fiziksel değişiklikler hakkında bilgi sahibi olmak yardımcı olabilmeleri için gereklidir.
    • Mümkünse her gün en az yarım saatlik yürüyüşler yapın.
    • Yalnız olmadığınızı kendinize hatırlatın.
    • Size keyif veren aktiviteler edinin. Bunu rutin haline getirin. Boş zamanlarınızı günlük iş ve aktivitelerle doldurun.
    • Odanızda küçük değişiklikler yapın.
  • Kronik Ağrı

    Kronik Ağrı

    Hayat boyu süren kronik hastalıkların, hastaların yaşam kalitesini etkilemesi oldukça sık görülen bir olgudur. Kronik hastalık çerçevesinden bakıldığında, çoğu hasta hayatlarının önemli bir kısmında hastalıklarına depresyonun ve kaygının eşlik ettiğini belirtmektedir. Hastaların hissettiği ağrının depresyonu tetikleme ihtimali olduğu gibi, depresyon belirtileri yüzünden de ağrı şiddeti artabilmektedir.

    Duygusal durumun fiziksel hastalıklarla olan ilişkisi aşikardır. Mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin, bağışıklık sisteminin işleyişini sağlayan sitokinler; serotonin ile bağlantı içindedir. Depresifken bağışıklık sisteminin zayıflamasının sebebi bu şekilde açıklanabilir. Ağrılı fiziksel belirtileri olan hastalarda depresyon daha şiddetli gitmektedir.

    Epidemiyolojik çalışmalar toplumda ağrının yaşam boyu yaygınlığının %24-37 arasında

    değiştiğini göstermiştir. Literatürde gün geçtikçe artan araştırmalar, depresyon ve ağrı belirtileri

    arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu ilişki bazı araştırmacılar tarafından iki durumun genellikle birlikte görüldüğüne, benzer tedavilere yanıt verdiğine,birbirlerini alevlendirmelerine ve benzer biyolojik yolakları ve kimyasal ileticileri paylaştığına dikkat çekmek için ‘depresyon-ağrı sendromu’

    veya ‘depresyon-ağrı ikilisi’ olarak isimlendirilmektedir.

    Majör depresif bozukluk belirtileri sıklıkla bilişsel, duygusal ve davranışsal sorunlarla

    karakterize edilmekle birlikte, özellikle birinci basamağa ve psikiyatri dışı tıbbi birimlere başvuran

    hastaların birçoğunda ön planda fiziksel yakınmaların bulunduğu bildirilmiştir. Bununla

    birlikte, ağrılı fiziksel belirtileri olan hastaların sağlık durumlarını daha kötü olarak değerlendirdikleri, depresif yakınmalarının daha fazla ve şiddetli olduğu olduğu saptanmıştır.-

    Beş Avrupa ülkesini kapsayan geniş ölçekli bir çalışmada genel toplumda kronik ağrı yaşayanların

    oranı %17 iken, depresyon ölçütlerini karşılayanlarda bu oranın %43’e yükseldiği saptanmıştır.

    Bu bilgiler doğrultusunda, ağrılı kronik hastalıklardan muzdarip kişilerin, depresyonla baş edebilmeleri, fiziksel ağrılarını dindirmeye ağırlık vermeleri kadar önemlidir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Özetle şiddetli korku ve endişe nöbeti olarak tanımlanabilir. Aniden ve beklenmedik bir ortamdayken başlayabilir. Hızlıca belirtiler tepe noktaya ulaşır. Bunun ortaya çıkması 10dakika ya da daha kısa sürede gerçekleşebilir. Panik atak süresi ortalama olarak 10-15dk sürerken; bazen 1 saatten uzun sürerken bazen de 1-2 dakika sürebilir. Araştırmalara göre %75 oranında kadınlarda  %25 oranında erkeklerde görülmektedir. Ancak yapılan çalışmalar eski tarihlere dayanmaktadır; literetürdeki çalışmaları tekrar güncellemekte fayda vardır. Çünkü; başvurular düşünüldüğünde bu oran hemen hemen eşit görülmektedir.

    Panik olmak ve panik atak yaşamak birbirinden farklıdır. Panik; herkesin yaşayabileceği bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddetli bir olay yaşayınca ya da tehdit algılayınca panik olunması çok doğaldır. Hatta olunmuyorsa bir sorun olabilir. Panik atakta ise; panik olmaktan farklı olarak herhangi bir tehdit ya da şiddetli bir olay olmadan aniden çıkar. Burada kişi yoğun endişe yaşamaz. Ayrıca kalp krizi geçiriyormuş gibi fiziksel şikayetler de vardır.

    Genel olarak panik atağın belirtilerine bakıldığında ise; belirtiler iki grup şeklinde ele alınabilir. Fiziksel ve zihinsel belirtiler olarak; iki gruba ayrılabilir. Fiziksel gruba belirtiler olarak; nefes darlığı, kalp çarpıntısı, soluğun kesilmesi, göğüs ağrısı, titreme, terleme, baş dönmesi, bulantı, üşüme ateş basması, karın ağrısı, el veya ayakta uyuşma olarak ele alınabilir. Zihinsel belirtiler ise; kişi çevresine ve kendine yabancılaşma, kontrol kaybı hissetme, ölüm korkusu gibi belirtilerle karşılaşılmaktadır. Eğer bu belirtilerden 4 tanesi görülüyorsa; panik atak şüphesi vardır.

    Sebeplerini de incelerken 3 başlık altında toplayabiliriz; fiziksel, genetik ve hayattaki değişimler olarak. İlk sebep grubu olan fiziksel hastalıklara bakıldığında; örneğin; kişide kansızlık, tiroid hastalıkları, kan şekeri düşmesi, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon varsa panik atak tetiklenebilir.

    İkinci sebep grubu olan genetik faktörlere bakıldığında ise; beyin kimyasında gerçekleşen değişimler, travmalar ve sağlıkla ilgili akut durumlar neden olabilir. Üçüncü sebep grubu olan hayattaki değimlerin nasıl tetiklendiğine bakıldığında ise; yaşanılan ayrlıklar, iş değişikliği, ani taşınmalar, ölümler panik atağı tetikleyici olabilir. Panik atak insan hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. İşlevselliği ciddi ölçüde düşürür, kişinin aklı sürekli ”ne zaman atak yaşayacağım, ya atak yaşarsam” gibi işlevsiz düşüncelerde olduğundan, kişi odaklanmada sorun yaşar.

    Panik atak; kalp krizi, depresyon, emboli ile karıştırılabilir. Bu nedenle hekimin dikkatli olması önemlidir. Panik atak tedavisi için; mutlaka bilişsel davranışçı terapi uygulayan bir klinik psikologtan terapi desteği alınması gerekmektedir. Zaten gittiğiniz psikolog; ataklarınızı çok yoğun bulursa ve bu; terapi desteği almanıza engel oluyorsa o zaman bir psikiyatri uzmanına da yönlendirme yapıyor olacaktır.

    Ancak asıl amacın ilaçsız bir şekilde kişinin kendisinin kontrol sağlaması gerektiği unutulmamalıdır.

  • Panik Bozukluk – Agorafobi ile Başa Çıkmak

    Panik Bozukluk – Agorafobi ile Başa Çıkmak

    Kaygı; sıkıntı, huzursuzluk, kötü bir şey olacak mı endişesi ve fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği yoğun korku hali olarak tanımlanabilir. Kaygı her zaman kötü bir şey değildir. Baskı altında ya da stresli bir durumla karşılaşıldığında endişelenmek, gergin hissetmek ve korkmak normaldir. Kaygı vücudumuzun tehlikeye verdiği doğal bir yanıttır. Sağlıklı kaygı bizim dikkatimizi odaklamamızı ve uyanık kalmamızı kolaylaştırır, harekete geçirir ve problemlerimizi çözebilmemiz için motivasyon sağlar. Fakat kaygı yaşamınızı ve ilişkilerinizi etkilemeye başladıysa bu sizin normal kaygı çizgisini aştığınızı ve kaygı bozukluğunun sınırlarına girdiğinizi gösterir. Neredeyse herkes her zaman kaygı hisseder. Ancak panik nöbeti kişiye sanki kalp krizi geçiriyormuş, çıldırıyormuş ya da kendi kontrolünü kaybediyormuş gibi hissettirecek kadar ağır bir derecededir. Bir panik nöbeti sırasında nefes darlığı, ürperme hissi, kulaklarda çınlama, olası felaket hissi, titreme, boğulma hissi, göğüs ağrısı, terleme ve kalp çarpıntısı gibi fiziksel belirtiler yaşayabilirsiniz. Tekrarlayan, beklenmedik panik nöbetleri yaşayan bir kişi, daha çok nöbet yaşamaktan korkar, anlamı hakkında endişelenir, davranışlarında değişiklikler yapar ve sonuç olarak kişinin artık panik bozukluğu vardır.

      Panik bozukluğu olan birçok kişi aynı zamanda “agorafobi” de yaşar. Agorafobi, panik nöbetinin yaşanabileceği ya da kaçısın zor olabileceği yer ya da ortamda bulunma korkusudur. Örneğin agorafobisi olan insanlar yalnız kalmaktan, avmlere gitmekten, tren ya da uçakla seyahat etmekten, köprüde karşıdan karşıya geçmekten, yüksek bir yerde bulunmaktan, tünellerden geçmekten, açık alanda yürümekten ve asansöre binmekten kaçınırlar.

      Agorafobili bazı hastalar güneş ışığında kaygı yaşayabilirken, bir kısmı ise loş ışıkta kaygılı olur. Panik bozukluğunda sıcaklık önemli bir faktördür. Her şeyden önce sıcak, nabız atımını, baş dönmesini ve dehidratasyonu artırdığından ve daha çok dışarıya çıkma imkanı tanıdığından, yaz aylarında panik bozukluğu ve agorafobide dramatik bir artış olmaktadır. Birey bu durumlarda panik atak geçireceğinden korkmaktadır.

       Başlangıçta panik nöbeti, evden ayrılmak, evlilik/çift sorunları, ameliyat, yeni sorumluluklar veya fiziksel hastalık gibi stres verici bir durum tarafından tetiklenir. Ortaya çıkan fiziksel duyumlar (kalp çarpıntısı, nefes alamama, terleme, baş dönmesi..) felaketleştirilerek bir tehlike olarak yorumlanırsa panik bozukluk başlar. Kişi kalp hızındaki artışa odaklanabilir ve buradan kalp krizi geçirmek üzere olduğu sonucunu çıkarabilir. Sonuç olarak, kişide uyarılmada artışla sonuçlanan (artmış fiziksel duyumlar ve endişe) hipervijilans gelişebilir. Hipervijilans: fiziksel duyumlara aşırı odaklanma anlamına gelir. Bu uyarılma bizim “yanlış alarm” olarak adlandırdığımız felaketleştirici yorumlamaları daha fazla tetikler, çünkü tehlike olmadığı halde varmış sinyali vermektedirler. (Örneğin; kocaman bir köpek dişlerini göstererek hızlıca üzerinize doğru gelirse  korkarsınız, kalp atışlarınız hızlanır, terlersiniz bir anda vücudunuz ısınır.. ancak panik atakta ise üzerinize köpek gelmezken siz bu belirtileri yaşarsınız.) Bu tür uyarılma ve yanlış yorumlamalardan tam bir panik nöbeti oluşabilir. Bu nedenle kişide beklenti anksiyetesi gelişir. Beklenti anksiyetesi: Panik nöbeti geçireceğini düşünme ve bu nöbeti bekleme/panik nöbetlerinin devam edeceği korkusudur. Bu tür durumlardan kaçış zor ya da utandırıcı ve ya halihazırda bir yardım imkanı yoksa kaçınmaya başlar. Aslında kaçınma ve kaçma, kaygı ile idare etmek için ana baş etme mekanizmaları haline geldiğinde, agorafobi gelişmiş olur.(Leahy-Holland,2009)  

       Panik Bozukluk ve agorafobide en etkili tedavi, Bilişsel Davranışçı Terapidir. Panik bozukluğun Bilişsel davranışçı tedavisi, birkaç hedef çerçevesinde düzenlenir. Birincisi kaygı, panik ve agorafobinin özelliklerini anlamaya yardımcı olma, ikincisi kaçındığınız ya da korktuğunuz durumların derecesini belirleme, üçüncüsü önemli belirtilerin özelliklerini, şiddetini, sıklığını ve panik nöbeti ortaya çıkaran durumları değerlendirme, dördüncüsü panik nöbete eşlik eden başka sorunlar olup olmadığını belirleme (Örneğin, depresyon, diğer kaygılar, aşırı yeme, yalnızlık ya da evlilik/çift sorunları)

      Terapi şu tedavilerden bazıları veya tümünü içerebilir.  

    Genel Bilişsel Terapi ilkeleri hakkında psiko-eğitim (Düşüncelerin nasıl korku gibi duygulara yol açtığının anlaşılması-Düşünce ve inançların kişinin kendini nasıl daha iyi hissetmesine yardımcı olabileceğini öğrenme)

    Oluştuğu zaman panik belirtilerini tanıma ve azaltma beceri eğitimi

    Karşılaşılan diğer sorunları tedavi etme (depresyon gibi)

    Panik nöbeti ortaya çıkaran durumlara aşamalı maruz bırakma

    Kas gevşeme eğitimi: nefes gevşeme eğitimi ve nefes alma eğitimi

    Kendini ifade etme eğitimi (ihtiyaç duyulduğunda)

  • Uyku problemleri

    Uyku problemleri

    Uyku zihinsel ve fiziksel yenilenme için son derece gereklidir. İnsan vücudu ortalama 6-8 saat kadar gece uykusuna ihtiyaç duyar. Bu karşılanamadığında ya da bu süre kalitesiz olarak geçirildiğinde uykusuzluğa bağlı fiziksel ya da sosyal problemler yaşarız. Hepimiz dönem dönem uykuyla alakalı sorunlar yaşıyoruzdur. Ancak bu sorunlar kalıcı hale geldiyse, 1 aydan uzun bir süredir sıklıkla devam ediyorsa o zaman uyku problemi yaşadığımızdan bahsedebiliriz. 
    Bilinen yaklaşık 80 tane uyku problemi vardır. Bunların çoğu kolaylıkla düzeltilebilecekken bazıları için fiziksel ve zihinsel tedaviler gerekmetedir. 

    Uyku problemlerinin büyük bir kısmının kaynağında stres ve yaşam tarzındaki bir takım yanlışlıklar yatmaktadır. Hayatınızda yapacağınız ufak tefek değişiklikler yaşadığınız uyku problemlerine çözüm olabilir.

    Uykusuzluğa ya da kalitesiz uyku uyumaya sebep olan başlıca sebepler şunlardır;

    Uykusuzluk eğilimi

    Kimi insanlar stresli durumlara karşı mide ya da baş ağrısı ile tepki verirken kimi insanlar ise stresli durumlarda uykusuzluk geliştirmeye daha yatkındır.

    Kalıcı Stres

    İş, okul ya da sosyal yaşantıda çözümsüz ya da çözümü uzun vadede olacak bir problem yaşıyorsanız bunun uyku düzeninizi direkt olarak etkilemesi çok olasıdır. 

    Yeme içme alışkanlıkları

    Alkol, kafeinli içecekler, nikotin ve bazı tedavi amaçlı kullanılan ilaçlar (zaman zaman uyku hapları dahi) uykusuzluğa neden olmaktadır ya da uyku kalitesini etkilemektedir. 

    Hareketsizlik

    Gün içerisinde mesleği gereği çok fazla hareketsiz kalan kişiler geceleri uykuya dalmakta da sıkıntılar yaşarlar. Gün içerisinde kişinin yaşına, kilosuna, yaşam standartlarına uygun spor yapması geceleri uykusunu daha kaliteli almasına yardımcı olacaktır. Ancak yatma saatiniz ile spor saatiniz arasında en az 2 saatlik boşluk bırakmayı ihmal etmeyin. Aksi takdirde tersi bir durum yaşamanız da söz konusu olabilir.

    Çevresel Faktörler

    Yatak odanızın ses, ve ışık konusunda yeterli yalıtımı yoksa bu sizin uykuya dalmanızı ve kaliteli bir uyku geçirmenizi engelleyecektir. Aynı zamanda yatak odanızın çok soğuk ya da çok sıcak olması da uykuya dalmanızı güçleştirecektir.

    Fiziksel rahatsızlıklar

    Yaşadığınız fiziksel bir rahatsızlık uykunuzu etkiliyor olabilir. Bu konuda doktorunuzdan bilgi almanız faydalı olacaktır.

    Uyku hapları uyku problemlerini tedavi etmekten ziyade anlık çözümler için kullanılmalıdır. Eğer uykunuzun kalitesini etkileyen faktör gelip geçici ise bu dönemi rahat geçirebilmeniz adına kullanmanız yararlı olacaktır. Örnek vermek gerekirse, uzun bir seyahat sonrası jet lag yaşıyorsanız, vardiyalı çalışıyor ve bu vardiyalar arasında bazı geceler uykuya dalmakta sorun yaşıyorsanız, gelip geçici bir stres kaynağı bulunuyorsa (önemli bir iş toplantısı ya da okulda sınav dönemi) uyku hapları bu konuda size yardımcı olacaktır.

    Uyku hapları muhakkak doktor kontrolünde alınmalıdır. Uykusuzluğunuzun altında yatan önemli bir fiziksel rahatsızlığınız varsa uyku hapları bunu maskeleyebilir ve çok daha ciddi sıkıntılar gözden kaçabilir. 

    Uyku ilaçlarının etkisinin üst seviyede yaşanması için haftada üçten fazla kullanmamak gerekmektedir. Sık kullanıldığı vakit vücut uyku hapına bağışıklık kazanacaktır ve etkisini daha az yaşamanıza neden olacaktır. Aynı zamanda uyku ilacına bağımlı hale gelmek de ilaç almadığınız zamanlar uyumanızı çok güçleştirecektir.

    Uyku ilaçlarına gerek duymaksızın hayatınızda yapacağınız ufak değişiklikler de uyku düzeni konusunda size yardımcı olacaktır.

    Öncelikle yatak odanızın sadece uyumak ve cinsel aktivite için kullanılan bir yer olmasını sağlayın ve gün içerisinde yatak odanızda vakit geçirmeyin. Televizyon, bilgisayar gibi cihazları yatak odanızda bulundurmayın.

    Yatak odanızın yoğun ışık ve sese maruz kalmadığından emin olun. Ses ve ışığın uykuya dalmanızda güçlük yaratmadığını düşünüyorsanız dahi uykunuzun kalitesine direkt olarak etki edeceğini ve ertesi sabah dinlenmemiş olarak uyanma hissine neden olacağını bilin. Eğer ses ve ışık konusunda kalıcı önlemler alamıyorsanız kulak tıkacı, göz maskesi gibi aksesuarlar kullanın. Oda ısınızın uykuya elverişli olmasına özen gösterin. Hafif serin bir oda daha kaliteli bir uyku için gereklidir.

    Yatmadan bir kaç saat öncesinde yağlı, baharatlı yiyeceklerden, kafeinli, alkollü içeceklerden uzak durmaya çalışın, yatmadan önce sigara tüketiminizi en aza indirgeyin, mümkünse yatmadan 3-4 saat öncesinde sigara tüketiminizi bitirin. Ilık süt ya da papatya çayı için. Yine yatmadan bir kaç saat öncesinde spor yapmaktan kaçının. 

    Yatma ve kalkma saatinizi önceden belirleyin ve haftasonları dahi buna uymaya özen gösterin. 
    Telefonda biraz oyun oynamanın uyku getireceği düşüncesi büyük bir yanılgıdır. Aksine tablet, akıllı telefon, televizyon, bilgisayar gibi elektronik cihazlar zihninizi meşgul eder ve yaydığı ışık sebebiyle beyninizi uyarıp melatonin üretimini durdurabilir ya da yavaşlatabilir bu da yine uykuya dalma sürenize ve uyku kalitenize etki eder. 

    Gün içinde şekerleme yapmamaya çalışın. Eğer yapmak zorundaysanız günde bir defa, bir saatten az ve mümkünse öğlen 3’ten önce olacak şekilde kısıtlayın.
    Yatağa sadece uykunuz geldiğinde girin. 20 dakika içerisinde uyuyamazsanız yataktan çıkın, başka bir odaya geçin, sizi rahatlatacak bir şeylerle uğraşın. Bir kaç sayfa kitap okumak, hafif bir müzik dinlemek faydalı olacaktır. Okuyacağınız kitap, dergi kafanızı çok meşgül edecek, sizi düşünmeye zorlayacak, kafanızı karıştıracak türde olmasın.
    Stres uykuya en çok etki eden faktörlerin başında gelir. Abartılı ve yoğun düşünceler, kaygı, gerçekçi olmayan beklentiler, hayal kırıklıkları, korkular, uykunuzu direkt olarak etkilemektedir. Bu tip durumlarda kişinin kendine telkinde bulunması, düşünce yapısında değişikliğe gitmesi, kafasını kurcalayan şeylerle ertesi gün ilgilenebileceğini kabullenmesi, “yine uyuyamayacağım” ya da “yarınım çok kötü geçecek” gibi negatif düşünceleri zihninden uzaklaştırması faydalı olacaktır.
    İş hayatınızdaki yoğunluk uykularınızı kaçırıyorsa, günlük bir iş planı yapın ve bunu uygulayın. Aklınıza takılan şeyleri ertesi gün incelemek için not alın ve kafanızdan atın.

    Haftalık egzersiz programı oluşturun, buna sadık kalın.
    Yatmadan önce nefes egzersizleri, yoga, meditasyon gibi aktiviteler uykuya dalmanızı kolaylaştıracağı gibi uyku kalitenizi de arttıracaktır. Aynı şekilde ılık bir banyo, mümkün değilse de elimizi yüzümüzü ılık su ile yıkamak gevşememize faydalı olacaktır.
    Eğer bunları denediğiniz halde çözüme ulaşamıyorsanız bir uzmana danışmanız faydalı olacaktır. Altında yatan fiziksel ya da zihinsel problemlerin çözümü konusunda destek almak sorununu çözecektir. 

    Uyku probleminizin altında fiziksel bir rahatsızlık yatıyor olabilir. Bunun keşfi ve gerekli tedavilerin sağlanması için doktorunuza başvurmanız gerekmektedir. 
    Kaygı, stres gibi zihinsel sorunlar yaşıyor ve tek başınıza başa çıkamıyorsanız da psikolog yardımı almanız bu süreçte size yardımcı olacaktır. Stresle başa çıkabilmeyi öğrenmek, negatif düşünce yapısını değiştirmek, olumlu yaklaşımlar benimseyebilmek adına bilişsel terapiler çok faydalı olmaktadır.

  • Somatoform bozukluklar

    Somatoform bozukluklar

    Somatoform bozukluklar, fiziksel ağrı ve yakınmaların bulunduğu, ancak yapılan kontroller ve tetkikler sonucunda, sıkıntının kaynağına işaret eden herhangi bir hastalığın teşhisi konulamadığı, bir grup psikiyatrik rahatsızlıktır.
    Somatoform bozukluk yaşayan hastalar çeşitli bölgelerinde (sıklıkla sırt, karın, baş ve eklemler) ağrıların yanı sıra baş dönmesi, mide bulantısı, şişkinlik, solunum problemleri ve cinsel problemler ile doktorlara başvururlar. Yapılan tüm muayenelere rağmen bu tip bir ağrıya ya da rahatsızlığa neden olabilecek herhangi bir fiziksel bulguya rastlanmaz. Yaşadıkları problemlerin çok büyük bir hastalığın habercisi olduğuna o kadar eminlerdir ki, doktorun teşhis koyamadığını düşünerek hastane hastane gezerler, çoğu zaman da doktorlara olan inançlarını yitirip bir hastalığın varlığını kabullenip kendilerini o hastalığa göre tedavi etmeye çalışırlar.
    Somatoform rahatsızlıklar, kadınlarda erkeklerin iki katı kadar rastlanır. Her 100 kişiden 12’si hayatı süresince bir somatoform bozukluk yaşar.
    Somatoform bozukluklar çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. En sık görülen iki tipi Somatizasyon bozukluğu (Briquet Sendromu) ve Hipokondryazis bozukluğu ya da halk arasındaki adı ile “hastalık hastalığı”dır.
    Somatizasyon bozukluğunda en az dört farklı uzuvda ağrı, uyuşma ya da işlev kaybı (sırt, bel, baş, boyun vs.) iki sindirim sistemi bozukluğu (bulantı, kusma, ishal, kabızlık, şişkinlik vs.) bir cinsel problem (cinsel isteksizlik, işlev bozukluğu, adet görme sıklığında bozukluk vs.) ve bir sahte nörolojik reaksiyon (dengede bozukluk, görme kaybı ya da çift görme, işitmede eksiklik, ses kaybı vs.) bulunmaktadır. Bu problemlerin hiç birinin fiziksel bir sebebi bulunamıyorsa bu kişinin somatizasyon bozukluğu yaşadığı düşünmelidir. 
    Örneğin bir kişi sıklıkla baş ağrılarından şikayet ediyor, aynı zamanda bel, omuz ve sırt bölgelerinde sıklıkla tutulmalar yaşıyorsa, adet görmesi vaktinden geç oluyorsa, mide bulantısı ve baş dönmesi yaşıyorsa ve ara ara dengesini kaybettiğinden yakınıyorsa bu kişiye somatizasyon bozukluğu teşhisi gerekliği tetkikler yapıldıktan sonra konulmalı ve tedavisi bir psikiyatrist ve psikoterapist eşliğinde sürdürülmelidir. 
    Hipokondriyazis bozukluk, kişinin kendi vücudu ile alakalı yaşadığı yoğun kaygı ve korkuların sonucu olarak ortaya çıkar. Kendi vücudunda hissettiği aslen çok da üstünde durulmayacak belirtileri çok ciddi ve acilen tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık olarak görürler. En basitinden rüzgarlı bir havada baş ağrısı yaşayan kişi, bu ağrının beynindeki tümor yüzünden olduğu korkusuna kapılır. Ya da yediği çok bahartlı bir yemekten ötürü mide yanması yaşayan kişi mide kanaması geçirdiği endişesi ile kendisini hastanede bulabilir. 
    Hipokondriyak kişiler her ne kadar bu korkuların anlamsız olduğunu bilseler de davranışlarını ve düşüncelerini kontrol etmekte sorun yaşarlar. 
    Bu kişiler bazen yakın çevresinde birisinin bir yaşadığı hastalığı, bazense sadece medyada duydukları gördükleri yeni bir hastalığı kendilerine yorarlar. 
    Somatoform bozuklukların nedenleri tam olarak bilinemese de iki görüş üzerinde durulmaktadır. 
    Birinci görüşe göre somatoform bozuklukların stres temelli olduğu düşünülmektedir. Yaşanılan fiziksel sıkıntıların, beynin stresten korunmak için ürettiği bir savunma mekanizması olarak düşünülür. Bireylerin depresyon ya da anksiyete benzeri ruhsal problemler yaşamamak için fiziksel semptomlar geliştirdiği düşünülür.
    Bir diğer görüş ise kişilerin vücutlarına karşı bir şekilde fazlasıyla hassasiyet göstermesi ile alakalıdır. Bu kişiler çevresel faktörlerle ya da belli travmalar ile fiziksel sağlığa çok önem verirler. Normalde farkedilmesi bile beklenmeyen en ufak ağrıları bile takip eder sebebi hakkında uzun uzadıya düşünürler. “Erken teşhis çok önemlidir” mottosu ile birlikte de kendilerine tüm ölümcül rahatsızlıkları yakıştırır ve önceden önlem almaya çalışırlar.
    Somatoform Rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi faydalı olmaktadır. Kişiye kendisi ile alakalı iç görü kazandırmak yaşadıkları durumu daha doğru yorumlamalarına olanak sağlayacaktır. İlaç tedavisi bazı durumlarda terapiye ek olarak kullanılmaktadır.
    Somatoform hastalarda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, hastaların gerçekten bir fiziksel sıkıntı içinde olduklarıdır. Bedensel yakınmalara herhangi bir organik neden teşhis edilememesi hastanın sağlıklı olduğu ve numara yaptığı anlamına gelmez. Hasta yakınlarının bu durumu sürekli akıllarında tutması gerekmektedir. Zira somatoform bozukluk sahibi hastalar zaten büyük ihtimalle stres kaynaklı olan bir sorun yaşarlarken, en yakınlarındaki kişilerin de sürekli olarak kendilerini eleştirmesi, durumlarını ciddiye almaması ile birlikte büyük bir üzüntü ve stres durumunda kalacaklardır, bu durum da yaşanılan rahatsızlıkların olumsuz yönde ilerlemesine neden olacaktır.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Çoğunlukla nedensiz olarak ortaya çıkan panik atak, tek başına ya da çeşitli fiziksel ya da

    ruhsal rahatsızlıklarla birlikte de görülebilir. Genel olarak stresli bir yaşam sürmek, baskılı bir

    ortamda yetişmiş olmak, genetik faktörler, kendini ifade etmekte ve iletişim kurmakta sorun

    yaşamak, içine kapanık yaşamak, duyguların net olarak ifade edilmesine olanak

    sağlanmamış olması ve mükemmeliyetçi yapı, panik atak yaşama ihtimalini yükseltmektedir.

    Bunların yanında geçmişte yaşanan travmatik olaylar da (kaza, tecavüz, taciz, doğal afet vs.)

    panik atak gelişmesine etken oluşturabilir.

    Panik atak yaşayan kişi o an içerisinde büyük bir endişe ve korku yaşar. Kalp krizi ya da

    beyin kanamasını geçirdiğini, öleceğini düşünmeye başlar. Bunun yanında terleme, çarpıntı,

    nefes alıp vermede bozukluk gibi fiziksel belirtiler de görülebilir.

    Panik atak teşhisi konulabilmesi için aşağıdaki kriterlerden en az 4 tanesinin aniden ortaya

    çıkmış olması ve 10 dakika içerisinde en yüksek seviyeye ulaşması beklenmektedir.

     Çarpıntılar, kalbin güçlü atması, veya kalp atışlarının hızlanması.

     Terleme.

     Titreme ya da sarsılma.

     Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma hissi

     Soluğun kesilmesi

     Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

     Mide bulantısı, karında rahatsızlık.

     Baş dönmesi, düşecek ya da bayılacak gibi hissetmek.

     Derealizasyon (gerçek değil ya da hayalmiş duygusu), veya depersonalizasyon

    (kişinin kendinden ayrılması duygusu).

     Delirme ya da kontrolü kaybetme korkusu.

     Ölüm korkusu.

     Karıncalaşma, uyuşma, hissizleşme.

     Üşüme, ürperme veya ateş basması.

    Panik atak yaşadığınızı düşündüğünüz an içerisinde mümkün olduğunca kendinizi

    dinlendirmeye çalışın. Bir yere uzanın ya da oturun ve kendinize bunun geçici bir atak

    olduğunu, fiziksel bir sorun yaşamadığınızı, ölmeyeceğinizi, delirmeyeceğinizi ya da kalıcı

    başka bir sorun yaşamayacağınızı hatırlatın. Atak anında canınızı sıkacak durumlardan

    olabildiğince uzak durmaya çalışın, stresli bir ortamdaysanız o ortamdan ayrılın. Kafeinli

    içecekler, içki ve sigara içinde bulunduğunuz durumu daha da şiddetlendirebilir. Panik atak

    anında çok hızlı nefes alıp vermek paniği arttırır. Bu sebeple panik atak esnasında bir kese

    kağıdının içinden nefes alınması, verilen karbondioksiti geri soluduğumuz için solunum hızını

    yavaşlatır, nefes alıp vermemizi düzene sokar.

    Bunun yanında genel anlamda yaşam tarzınızda bazı değişiklikler yapmak; sağlıklı

    beslenmek, aşırı yemekten ve uzun süre aç kalmaktan kaçınmak, düzenli spor yapmak,

    sağlıklı ve kaliteli bir uyku uyumak, kafeinli, asitli ve gazlı içeceklerden olabildiğince uzak

    durmak, kendimizi mutlu edecek ortamlarda daha fazla bulunmak, hobiler, sosyal aktivitelerle

    daha fazla meşgul olmak genel anlamda size yarar sağlayacaktır.

    Panik atak tedavisinde, gerek görüldüğü durumlarda ilaç tedavisi ile birlikte, danışanın

    gevşeme eğitimini, bilişsel yeniden yapılanma ve alışmasını konu alan bilişsel davranışçı

    terapi yöntemleri faydalı olmaktadır. Öncelikle danışanın fiziksel bulguları kriz anında ortadan

    kaldırması beklenir. Solunum egzersizlerini ve aşamalı kas gevşetme tekniklerini içeren

    gevşeme eğitimi verilir. Fiziksel belirtilerle başa çıkabilme bir şekilde danışana öğretildikten

    sonra danışanın işlevsel olmayan olumsuz inanç ve duygularını değiştirebilmesi hedeflenir.

    Alıştırma yöntemi ile birlikte danışanın korkutucu ya da tehlikeli olarak yanlış yorumladığı

    durumları tekrar gözden geçirip bunları normalleştirmesi sağlanır.

    Panik bozuklukların başka türleri de panik atak ile sıklıkla karıştırılmaktadır. O yüzden hem

    yaşadığınız sorunu tam olarak belirleyebilmek için hem de genel anlamda tedaviyi

    sağlayabilmek için bir uzmana danışmanız çok faydalı olacaktır.