Etiket: Fıkra

  • Türkçe Konuş Anlamıyorum Çok Gücüme Gidiyor! Dili Anlaşılır Kılmak

    Türkçe Konuş Anlamıyorum Çok Gücüme Gidiyor! Dili Anlaşılır Kılmak

    “Ben sorarım ilm-i hikmetten, sen dersin çalmadım kilimi mektepten…”

    Hani filmler seyretmişizdir, tiyatrolar izlemişizdir, bizzat kendimiz şahit olmuşuzdur, yanlış anlama

    sahnelerine… Türk tiyatrosunda ve sinemasında bir zamanlar en çok kullanılan senaryolardan

    birine konu olmuştur bu yanlış anlaşılmak. Bir dönemin filmlerinden yanlış anlaşılmaları çıkarın,

    geriye pek bir şey kalmaz. Çünkü hayatın o kadar içindedir ki “Ha, sen beni yanlış anladın!”, hatta

    biraz da uzatırız: “Haaaa, sen beni yanlış anladııııın!” Hatta bazen konuşmamızın başına çok

    aptalca bir ifade koymaktan vazgeçemeyiz: “Yanlış anlamazsan sana bir şey söyleyeceğim.” Yani

    karşımızdakine sen bir salaksın kardeşim lütfen beni yanlış anlama deriz. Karşımızdaki bir salaksa

    da salak değilse de bu olaya alınacaktır ve dinlerken söylenenlerin altında bir gizli mesaj var mı

    yok mu buna konsantre olmuşken gerçekten anlayamayacaktır. Anlasa da anlamasa da “Ben salak

    mıyım?” diyecektir.

    Üzerinde duracağımız konu, herkesin çok şey bildiği(!) ama kimin ne kadar bildiğini bilmediği bir

    konu. Yazan biri için en tehlikeli kulvarlardan birinde olduğumun farkındayım. Dikkatliyim. Okurken

    -alınmayın ama(!)- yazının altında buzağı aramaya çalışırsanız da yapacağım bir şey yok. [Yazarın

    notu: şimdi dili anlaşılır kılmaktan bahsediyorsunuz ama ne yapıyorsunuz? Köşeli parantezler,.. Parantez

    içinde ünlem işaretleri (sözün tam tersi anlama geldiğini bildirir)… Sözü iki kısa çizgi arasına almalar(cümle

    içinde cümlenin biçimiyle ilgisi olmayan ama anlamıyla ilgili bir sözü iki kısa çizgi ya da iki virgül arasına

    alırız.)… Hem kardeşim deyimi bilmiyorsan öğren, “yazının altında buzağı aramak” diye bir şey yoktur,

    “Öküz altında buzağı aranır… gibi başladıysanız yazıya lütfen bu yazı size göre değil. Lütfen bırakın, başka

    bir şey yapın. Bu yazıyı okumakla boşa geçirecek vaktiniz yok sizin.]

    Şimdi bir fıkra anlatacağım ama, ya buna bayan okurlarımız alınırsa? Ya da Fıkrada adı geçen

    kişi… Acaba bu fıkrayı boş yere mi anlattığımı düşünürsünüz, hadi eğitici bir yanı yoksa bu

    anlatacağım fıkranın? Hadi mevzuya “….cuk” diye oturmazsa… Hadi hiç kimse gülmezse… Neyse

    hadi anlatayım bari, ama bakın biliyorsanız anlatmayayım, tamam mı?, Neyse fıkra zaten bu

    gidişle sadece benim güleceğim, okuyanlarınsa ebleh ebleh bakacağı bir garabete dönmeden şu

    fıkrayı anlatayım. Düşünün ki bir fıkra anlatılacak ve bunlar yaşanıyor. Ne yaparsınız arkadaşlar?

    Neyse ki ben bu fıkraya böyle başlamıyorum.

    Bu örneklemenin ardından bir fıkra gider mi bilmem ama…

    “Karı koca evde problemler yaşamaktaydı ve birbirlerine konuşmama cezası uygulamaktaydılar. Aniden

    adam ertesi gün karısının kendisini sabah 5:00 da iş için bir uçuşu olduğundan uyandırması gerektiğini

    hatırladı. Sessizliği ilk bozan ve kaybeden kendisi olmamak için, bir kağıdın üzerine Lütfen beni sabah

    2

    5:00’te uyandır yazdı ve notu karısının bulabileceği bir yere bıraktı. Ertesi sabah, adam uyandı ancak saatin

    9:00 olduğunu ve uçuşu kaçırdığını fark etti. Çok kızdı, tam karısının onu neden uyandırmadığını soracakken

    yatağın yanında bir parça kâğıt buldu. Kağıtta 'Saat 5:00 uyan!' yazmaktaydı”

    BÜTÜN BU İLETİŞİM KOPUKLUKLARINDAN KURTULMAK MI İSTİYORSUNUZ?

    Hiçbir insan dünyayı bir diğer insanla aynı şekilde göremez, her insan için algılama farklıdır. Ortak

    paydalarımız olmasaydı zaten ciddi bir iletişim sorunuyla karşı karşıya kalmazdık. Çünkü iletişim

    diye bir şey yoksa iletişim sorunu diye de bir şey yoktur. Her insanın kendine özgü bir yaşam

    modeli vardır. Yaşam modeli karşılaştıklarımıza anlam yüklememizi sağlayan şeydir. Neyin

    gerçekten önemli olduğunu, neyin dikkate alınması gerektiğini ya da neyin göz ardı edilmesi

    gerektiğini insanların yaptıklarının nedenini bizim için hangi seçeneklerin en iyi olduğunu söyleyen

    YAŞAM MODELİMİZdir.

    Hayatı doğrudan deneyimlemek mümkün değildir, onun bize ait öznel yansımasını deneyimleriz.

    Gördüklerimiz, duyduklarımız ve hissettiklerimizi, düşünce ya da yorumlara dönüştürürüz. Hayata

    ilişkin düşüncemiz bizim gerçekliğimizdir.

    İnsanların birbirlerini anlamalarına engel üç durumdan söz edebiliriz:

    1. İnsanların sizin modelinizi anlamalarını engellemek

    2. Yaşam modelinizi sınırlı tutmak

    3. Yaşam modelinizi çarpıtmak

    Bazı insanlar kapalı bir kutudur, gizleyecekleri çok şey vardır. Kendilerine göre söylememeleri

    gereken şeyler, söyleyecekleri şeylerden fazladır, bir aşk yaşamışlardır, dünyada onların aşkından

    daha büyük aşk yoktur. Onun için anlatamazlar. Hangi kelimeler o yüce duyguyu anlatmaya yeter

    ki?… Bu nedenle onları anlamanıza engel olurlar. Karşınızdakini kırmadan, hassas ve anlamanızı

    kolaylaştırıcı sorular sorarak bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Çünkü, anlaşıldıklarında her

    şeyin basitleşeceğini düşünen insanlar (çoğu zaman da zaten gerçekten basittir sorunlar)

    anlatmaya başladıklarında bilin ki sizin anlamanızı engellemek, anlattıklarını sınırlandırmak veya

    çarpıtmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Aslında böyle insanları anlamak çok da zor değildir.

    Anlamanız gerektiğini düşündüğünüz noktalarda anlam kapalılığını giderici sorular sorun. Soruları

    sorarken anlattığı şeyi basitleştirdiğinizi ya da basitleştirebileceğine inandığı sorulardan kaçının.

    Doğruluk, dürüstlük, iletişimde politik olmamak adına o kadar ciddi hatalar yapılır ki. Siz bunlardan

    kaçının.

    Anlamamızı zorlaştıran dört önemli dil örüntüsünden bahsedebiliriz:

    1. Söylenmeyenler

    2. Belirsiz zamirler

    3. Belirsiz fiiller

    4. Soyutlaştırmalar

    İletişim kurarken, söylenmediğini düşündüğünüz konuyu sorabilirsiniz: Diyelim ki kafası karıştığını

    söyleyen birine; hangi konuda kafası karıştığını ya da kiminle ilgili olarak kafası karıştığını

    sorabiliriz.

    Konuşan kişi etliye sütlüye dokunmamak adına belgisiz zamirlere yüklenecektir. İletişim esnasında

    anlatmak istediği çok şey vardır ama sizin yanlış anlayacağınızı düşünüyordur ya da alınacağınızı,

    rahatsız olacağınızı, sözünü ettiği olumsuzluğun sizin çevrenizden biri ile ilgili olması durumunda

    da bu zamirleri belirsiz tutacaktır. Bu durum karşısında yapacağımız şey aslında hiç de zor değildir.

    Ama bu haksızlık, diyen biri için, haksızlığın ne olduğunu, kimle ilgili olduğunu sorduğumuzda

    sorunu çözeriz.

    İletişim esnasında kullanılan fiillerdeki belirsizlikler de dilin anlaşılmasına engel olacaktır. “Geçen

    sene büyüdüm.” diyen biri, için nasıl büyüdüğü, uzunluk kısalık bakımından mı, cüsse bakımından

    3

    mı, sorunların üstesinden gelme bakımından mı büyüdüğü gibisinden birçok belirsizlikler çıkar

    karşımıza. Biz bunlardan herhangi birini algılar ve hangi alanda büyüdüğü konusunda yanılabiliriz.

    Yanılmak istemiyorsak sorarız. Hangi alanda büyüdün, büyümekten kastettiğin nedir, diye.

    Soyutlaştırmalar da bazen iletişimi zorlaştırır.

    Sizin anlamanızı zorlaştıracak kişi iki türlü soyutlaştırma yapacaktır: Birincisi belirsiz isimler

    kullanarak ikincisi de eylemleri isme dönüştürerek. Eşiniz size “Heyecan bitti.” diyorsa belirsiz isim

    kullanarak bir soyutlaştırma yapıyordur. Siz ona: “Eskiden seni heyecanlandıran ve şimdi olmayan

    şey ne?” diye bir soru sorarak sorunu somutlaştırmış olursunuz. “Bugün benim için reddedilmelerle

    doluydu.” diyen biri de reddetmek eylemini isim (mastar kalıbıyla) yaparak soyutlaştırma yapıyorsa

    siz ona: “Gün boyunca ne şekilde reddedildin?” diye sorun. Alacağınız cevaplar çok işe

    yarayacaktır.

    Bazen “aşırılıklar” bazen “dayatılan sınırlar”, bazen de “dayatılan değerler” yaşantımızı

    zorlayacaktır. “Daima acı içindeyim.” diyen eşiniz aşırılık içindedir, bu cümledeki anlamı aşırılıktan

    çıkarmaya yönelik sorular sorabilirsiniz. “Patronum ne derse yapmak zorundayım.” diyen bir

    arkadaşınız ise kendini dayatılan bir sınırın içine itmiştir. Patronunun dediklerini yapmazsan ne

    olur, diye sorabilirsiniz. Politikacıların ahmak olduğunu söyleyen bir dostunuz ise dayattığı bir

    değerin kurbanıdır. Ahmak olmayan politikacı olup olmadığını ya da politikacıların ahmak olduğu

    sonucuna nasıl vardığını sorarak yardımcı olabilirsiniz.

    Hepimiz yaşam modelimizdeki çarpıklıkları sorgulamalıyız:

    1. Bazen neden – sonuç hataları yapabiliriz.

    2. Bazen karşımızdakinin aklını okuyabileceğimizi düşünebiliriz.

    3. Varsayımlarımız ise bizim vazgeçilmezlerimizdir.

    Bu söylediğimiz üç noktayı da göz önünde bulundurarak dili anlaşılır kılabiliriz.

    Dili anlaşılır kılmak istiyorsak, yaşam modelimizdeki çarpıklıkları sorgulamalıyız. Bazen neden –

    sonuç hataları yapabileceğimizi göz ardı etmemeliyiz. Karşımızdakinin aklını okuyabileceğimiz

    ukalalığından vazgeçmeliyiz. Varsayımlarımızın bazen bizi yanıltabileceğini unutmamalıyız.

    M. Abdullah YILMAZ