Etiket: Fikir

  • Bilinçaltı Mekanizmaları

    Bilinçaltı Mekanizmaları

    İnsanlar bilinçleriyle karar verirler, mantık yürütür, sebepleri bulur , plan yapar, en yararlısının ne olduğunu bilir ama bilinçaltı rıza göstermezse bilincin yapabileceği hiç bir şey yoktur, güç bilinçaltındadır. En güçlü irade bile bilinçaltını yenemez.Bilinçaltının kendi değişmedikçe alışkanlıklar devam eder. Bilinçaltı nasıl programlanmışsa öyle çalışır. Hangi program yüklenmişse öyle çalışır. Küçüklüğünde ”sen zaten yapamazsın, beceremezsin, eline yüzüne bulaştırırsın, her şeyi yanlış yaparsın” diye bolca eleştirildiyse çocuk, büyüdüğünde başarısızlığa programlanmış olur. Eğer fikir bilinçaltına kazınmışsa, bilinç ne kadar istese de bilinçaltı değişmeden fikir değişmez. Bu fikir sonradan gelen fikirleri kontrol eder. Önceden kabul edilen fikirler yanlışsa ki çoğu zaman yanlıştır, o kişinin gerçeğiyle uyuşmaz. Fakat bilinçaltı bunu bilemez ona göre oradaki yerleşik fikir onun doğrusudur.

    Ortalama 10 yaşına gelene kadar bu yanlış programlama tamamlanır. Yanlış inançlar, itikadlar, yobaz fikirler, yanlış algılar, saplantılı fikirler bilinçaltına yerleştirilir. Bilinçaltı ne isterse onu yaparız, bilinçaltı söylenen her şeye inanır, yeniden programlanma şansı vardır, yeni fikirleri oraya yerleştirme şansı vardır.

    Bilinçaltının işlevleri.

    1- Bilinçaltı hafıza bankasıdır: muazzam bilgi biriktirme gücü vardır:5 Duyu ile algılanan herşey kaydedilir, saklanır.

    2- Bedenin otomatik işlerini kontrol eder: Solunum, hazım, kan dolaşımı, kalp atışı. Gerginlik ve stres bu işleri yavaşlatır, bozar ve bedensel sorunlar ortaya çıkar.

    3- Bilinçaltı duyguların üreticisi ve saklayıcısıdır: Duyguları kontrol eden zihne hakim olur, duygular arzuları, arzular davranışlarımızı yönetir. Duygularını kontrol edemeyen insan bilinçaltının esiridir, otomatik yaşar. Bilinçaltının doğru ile yanlışı ayırt etme gücü yoktur. Söylenen her şeyi doğru kabul eder.

    4- Bilinçaltı hayallerin oluştuğu yerdir: Çocuklar canlı hayaller görürler.Büyüdükçe acı olayların etkisiyle hayal etmekten korkarlar. Gelecekle ilgili kalıplaşmış hayaller üretir, olumsuzlukları görürler. Başarısızlık hayalinin sonucu başarısızlıktır. Hayal gücünüz sizi başarılı da yapabilir hayatınızı da mahvedebilir. Hayalinizde nasıl hissetmeye meyilliyseniz hayatınızda o doğrultuda gelişir. Hayal gücünüzü kontrol etmeyi öğrenirseniz onda başarılı bir şekilde faydalanırsınız.

    5- Bilinçaltı alışkanlıkları yaratır ve korur: Bir çok günlük eylemimiz otomatiktir. Bir eylemi öğrenince o bilinçaltına ait olur. Otomobil sürmek, futbol oynamak, yüzmek. Bu işleri öğrendikten sonra bilinçli aklımız devre dışı kalır.

    6- Biliçaltı enerjimizi yöneten dinamodur: Hayatımızı yönetmek ve hedeflerimizi gerçekleştirmek için iç enerjiye ihtiyaç vardır. Bilinçaltı bu enerjiyi oluşturur ve kullanır. Bilinç bu enerjiyi yönlendirmezse  enerjinin kullanımı olaylara ve şansa kalır, tesadüfi yaşarız. Bilinçaltı bu enerjiyi bir hedefe doğru kullanır. Eğer bilincin tanımladığı bir hedef yoksa bilinçaltı kendi bildiği hedeflere doğru gider yada başkalarının hedeflerini kendi hedefi gibi görür. Bilinçaltı düşünmez, düşüncelere tepti verir. Bilinç patron, bilinçaltı hizmetkar olmalıdır. Bazı durumlarda enerjimiz tükenmiş hissederiz. Aslında bilinçaltında aynı düzeyde enerji vardır ama olumsuz duygular, öfke, korku, suçluluk gibi duygular bu enerjiyi emer bitirir, enerji aynı ama  yönlendirmesi bozuktur.

        Bilinçaltı hedef arar, bu nedenle bilinçten rehberlik etmesini ister, onu hedefe yönlendirebilirsiniz, başarıya, sağlığa, mutluluğa, kendimizi ve başkalarını affetmeye, gerçekleri olduğu gibi kabullenmeye, arzu edilen her şeye. Kişi bilinçli olarak hangi emri verdiğini unutsa da bilinçaltı unutmaz.

    Kaynak: Hipnozun Kitabı: Ayakta uyutulmak istemeyenler için. Dr. Bülent Uran

  • Obsesif-Kompülsif Bozukluk ve Takıntı Hastalığı

    Obsesif-Kompülsif Bozukluk ve Takıntı Hastalığı

    Obsesif-Kompülsif Bozukluk, bir diğer adıyla saplantı hastalığı, kişiye stres yaratan fikir, düşünce, görüntü veya korkuların tekrarlanmasıyla bunları ortadan kaldırmak amacıyla girişilen yineleyici davranışlardan meydana gelen bir ruh hastalığıdır. Bu kişilerin tecrübe ettikleri hal günlük hayat içerisinde birçok insanın duyduğu endişe, korku ve takıntıdan farklıdır. Obsesyon ve kompülsiyonların kişinin günlük hayatını yaşanmaz kılması, aile fertlerine ve yakın çevresine arzu ettiği ilgiyi gösteremez hale gelmesi, dolayısıyla zamanının ciddi bir kısmını bu yinelenen fikir ve davranışların işgal etmesi obsesif-kompülsif bozukluk olarak değerlendirilir.

        Hastalık bir döngü etrafında vücuda gelir. Kişinin engel olmaktan aciz olduğu fikirler obsesyon olarak adlandırılır ve yinelenen bir stres kaynağına dönüşür. Bu süreçte, stresi bastırabilmek için bir kurtuluş yolu olarak gözüken ritüele benzer davranışlar, yani kompülsiyonlara başvurulur. Kompülsiyonlar kısa ve geçici rahatlamalar sağlasa da obsesyonların tekrar ortaya çıkmasını engelleyemez ve kişi içinden çıkılamaz bir döngünün içine hapsolur.

        Her 100 kişiden 3’ünde görülen Obsesif-Kompülsif Bozukluk; çocukluk, ergenlik ve yetişkinlikte ortaya çıktığı gibi, belirli bir sosyoekonomik kesime veya azınlığa özel değildir. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla rastlanır.

        Hastalığın döngüsel yapısı her toplum ve kültürde benzerlikler gösterse de kişinin saplantılı fikirleri ve korkularıyla, bunları dengelemek adına başvurduğu ritüel-vari davranışların sayısız çeşitliği bulunabilir. Bunlardan en sık görülen türleri bulaşma ve temizlik, kuşku ve kontrol, simetri ve düzen, dokunma ve sayma saplantılarıdır.

        Bulaşma ve temizlik: Kişinin bedenine, giysilerine, yaşadığı veya çalıştığı ortama kir, toz, mikrop gibi hijyen içermeyen maddelerin bulaşacağına dair takıntıları vardır. Bunun sonucunda vaktinin çoğunu bedenini ve çevresini aşırı temizlemeyle veya bulaşmanın gerçekleşmemesi için absürd çözümler düşünmeyle geçirir.

        Kuşku ve kontrol: Kuşku güçlü obsesyonlardan biridir. Kişi, kuşkusunu gidermeden günlük hayatına devam edemez. Kuşku genellikle güvenlik ile ilgili durumlarda ortaya çıkar. Prizden çekilmeyen ütü, gazı kesilmemiş ocak, kitlenmemiş kapılar hastanın zihninde dönüp durur. Bu obsesyonun karşısında, kontrol kompülsiyonu gelişir. Kuşku duyulan durumdan emin olabilmek adına sayısız kontrol gerçekleşir.

        Simetri ve düzen: En sık rastlanan obsesyonlardan olan simetri ihtiyacı sonucu kişi gördüğü her nesnenin nizamına dikkat eder. Yaşadığı evi bu takıntısına göre düzenlemiş olsa da, girdiği kamu binaları veya diğer evlerde kendine engel olması güçleşir. Simetrik gözükmesini istediği nesneler bir halının saçakları olabileceği gibi ulaşmaya çalıştığı düzen de yalnızca kendisi için anlam ifade eden bir doku içerebilir.

        Bunlar dışında cinsel ve dinsel içerikli obsesyonlar, biriktirme ve saklama, sayma ve dokunma kompülsiyonları da sıklıkla görülür.

        Obsesif-Kompülsif Bozukluk, ortaya çıkışı itibariyle tam olarak aydınlatılamasa da genetik sebepler, beyin fonksiyonları, geçmiş yaşantılar ve kişilik özelliklerinin etkili olduğu görülmüştür.

        Genetik Faktörler: Hormonal dengesizliğin ebeveynden aktarıldığına ve Obsesif-Kompülsif bozukluğa sahip danışanların anne-babalarında da bu semptomların görülmesine dair bulgular, OKB’nin genetik tarafına işaret eder.

    Beyin: Obsesif-Kompülsif Bozukluk, serotonin adı verilen hormonun seviyesindeki düşmeyle de açıklanabilir. Serotonin nöronlar arasında aldığı iletişim rolünün dışında, beynin bazı bölgelerinin işlevini de belirlediğinden, seviyesindeki anormal düşüşler OKB’ye yol açabilir.

        Travma: Danışanın çocukluğunda maruz kaldığı cinsel taciz, değerli bir yakını kaybetme veya doğal afet gibi olaylar, diğer çevresel faktörlerle birleşerek OKB’yi ortaya çıkarabilir.

        Kişilik Özellikleri: Mükemmelliyetçi, ayrıntılı düşünen, titiz ve kurallara bağlı kişilerde OKB görülme sıklığının daha fazla olduğu gözlemlenmiştir.

        Obsesif-Kompülsif Bozukluğun tedavisi kişinin hayatına devam edebilmesi için yüksek önem taşır. Bir uzmana başvurulmadan önce yaşanan süreçte ailenin ve arkadaşların tepkisi, hastanın tedaviye olan algısını değiştirebilir. Erken tedavi imkanı ve tedaviden alınacak geri dönüşün hızlanması buna bağlıdır. İlaç ve Bilişsel Davranışçı Terapi, OKB tedavisinde en iyi yöntemler olarak bilinir.   

        Bilişsel Davranışçı  Terapi uygulayan uzman, danışanın içinde hapsolduğu döngüyü kırmak için, kompülsiyonlara sebep olan obsesyonların önüne geçmeye çalışır. Kompülsiyonları engelleyerek, kişinin rahatsız olduğu düşüncelerle yüzleşmesini sağlar. Obsesyonları yinelenen davranışlarla zihninden atamayan kişi, bu fikirlerin içerdiği gerçeklik payını ve sorumluluk algısını yıkarak yerini sağlıklı düşüncelerin aldığı bir sürece girer. Bu nedenle mutlaka bir psikolog desteği almakta fayda vardır.