Etiket: Evlilik

  • Kiminle Evleniyoruz?

    Kiminle Evleniyoruz?

    Evlilik iki yetişkin arasında yapılan bir anlaşma, bir sözleşme olarak görülür. Evlilikle birlikte her iki taraf içinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem kadın ve erkeğe yeni roller yükler. Bu durum hem erkek hem de kadın için sağlıklı ve iyi ilişkiler kurması gereken yeni akrabalar özellikle de yeni ebeveynlere ( kayınbaba- kayınvalide) sahip olmaları anlamına gelmektedir.
    Artık kadın için evlat rolünün yanına gelin rolü, erkek için evlat rolünün yanına damat rolleri eklenmiştir. Anne ve babalar içinse annelik ve babalık rollerinin yanına kayınvalide ve kayınbaba rolleri eklenmiştir. Bu roller içerisinde gelin ile kaynana arasında yaşanan ilişki sorunları ve bu sorunlar yüzünden arda kalan eşin( erkek-evlat) durumu evlilikte yaşanan sorunların önemli gündem maddeleri arsında yer almaktadır. 
    Kocası tarafından yalnız bırakıldığını, istediği ilgi ve desteği göremediğinden yakınan bir eş, benzer şikâyetler ile gelinini oğluna şikâyet eden bir anne ve onların arasında sıkışıp kalan koca – evlat rolündeki erkek. 
    Evlilikle birlikte yaşanan bu sorunlar yeni evli çiftlerin ve ailelerinin evlikle birlikte ortaya çıkan yeni pozisyonlarını yeterince benimseyip uyum sağlayamamalarından kaynaklanmakta-
    dır. İki insanın evliliğinde sadece yeni evlenen iki insanın uyumu ve ilişkileri söz konusu değil her iki tarafın ailesinin uyumu da önemlidir. Bazı erkekler “Ne serden geçme ne yardan olma” gibi bir durumla karşı karşıya kalmaktadır. Bu erkeklerin “hayırlı evlat” olma çabası evlilikle birlikte yeni sorumluluklar alması nedeni ile iki taraf arasında maddi ve manevi bir bölünme yaşamasına neden olabiliyor. Çoğu erkek “tarafsız kalma” uğruna olup bitene sadece seyirci kalıyor veya eski kaleyi (kendi ailesini) korumaya geçiyor. Bir kısmı da tamamen evlilikten uzaklaşıyor. 
    Bu süreçte kadın da eşinin ailesi ile olan bağlarını koparamadığından ve özelliklede kayınvalidesi ile olan ilişkilerinde onu yalnız bıraktığından ve yeterince destek olmadığından şikâyetçidir. “İki yıl geçti hala biz olamadık! Diye yakınır ve haklıdır da…
    Burada ilişkiyi güçlendirecek olan, iki kişinin de göstereceği gayret ve tavırdır.
    Bu gibi durumlarda erkeğin, “Haklısın canım, anemin( veya babamın, ablamın…) bazı huyları beni de rahatsız eder. Ama bana emek vermiş insanlar, bu yaşta huyları de değişmez, idare edeceğiz sende kendini üzüp durma. Önemli olan bizim ilişkimiz. Ben senin yanındayım! Gibi sözler ile eşinin yanında olduğunu söylemeli. 
    Evliliğin ilk aşamasında eşin göstereceği olgunluk ve anlayış kocasının rahatlamasına ve güvenini kazanmasına yardımcı olacaktır. Eğer eş olgun ve anlayışlı ise zaman içinde eşler arasında ilişki güçleniyor, erkek zamanla önceliği eşine, çocuklarına bu günkü yuvasına veriyor, kendi ailesine de ilgisini makul bir seviyede devam ettirerek yeni yuvası ile anne-babası arasındaki ilişki de herkesi memnun edebilecek düzeyde kurulabiliyor. 
    Aile ve İlişkinin Gelişim Basamakları; Yeni kurulan bir ailenin gelişimini bir insanın doğup büyümesine benzetirsek yeni kurulan yuvanın, ailenin göstermesi gereken ilk gelişim “biz olma” becerisini gösterebilmesidir. Gelecek yılların getireceği stres ve uğraşlara sağlam bir zemin oluşturmak için eşlerin ilişkilerine yatırım yapmaları öncelik taşır. Temel işlerin başında eşlerin birbirlerini daha yakından tanıması, farklı görüş ve alışkanlıklarda uzlaşa bilmeleri, ortak bir yaşam biçimini geliştirebilmeye hazır olmaları gelir. Bunların oluşması için çiftlerin her şeyden önce birbirlerine zaman ayırmaya ihtiyaçları vardır. Ancak bundan sonra karşılıklı konuşmanın, bir birini duymanın, diyalog kurmanın öneminden söz edebiliriz. Özellikle erkeğin ailesine( annesine) ve arkadaşlarına ayırdığı zaman eşini tanımasına ve ilişki bağlarını güçlendirmesine yeterli zaman bırakmayabiliyor.

    Eğer evlilik ilişki temelli bir süreç ise ki bunda şüphe yok, ilişki de duyma temelli bir süreçtir. Duymadığınız sürece eşinizle, çocuğunuzla, ebeveynlerinizle, arkadaşlarınızla anlaşamama-anlaşılamama sorunları yaşamaya devam edeceksiniz. Karşı tarafı duymaktan kastedilen nedir? Duymaktan kastımız hissetmektir. Karşı tarafın duygularının ama en önemlisi kendi duygularınınızın farkına varmaktır. İnsan canlısı kim olursa olsun kaç yaşında olursa olsun söylenen sözlerle ve davranışlarla görünenle ilgilenmiyor ilişki içerisinde bulunduğu insanın kendisi ile ilgili neler hissettikleri ile ilgileniyor. Karşı tarafın kendisi hakkındaki gerçek düşünceleri ile enderindeki kendisine bile söylemekten çekindiği en derindeki duyguları ile ilgileniyor. İnsanlar ne söylendiği ile değil kimin söylediği, nasıl söylendiği ve ne anlatılmak istendiği ile ilgileniyorlar kısaca “saklı içerik” ile ilgileniyorlar. 

    Evlilik Ama Kiminle?
    Bence, toplumumuzda yeni evlenenler arasında ilişkinin sağlam temele oturmayışının bir nedeni de, eşlerden birinin veya ikisinin de, hala geçmiş aileleriyle “evli” olmaları. Bu nedenle de en ufak anlaşmazlıkta kendi limanlarına sığınan gemiler gibi bir birlerinden uzaklaşan çiftler az değil. Bazı durumlarda aile büyüklerinin çocuğundan kopamaması ve ya çevreyi kontrol etme ve gücü elinde tutma alışkanlığı, gençlerin evliliklerinde ilişki bağını kurmalarını zorlaştırıyor. Bu konuda en çok erkek annelerinden örnek vermek mümkün. Koruyucu –Müdahaleci anne baba rollerinin daha baskın olduğu ailelerde anneler çocukları ile evlatlarıyla bağlılık ilişkisi yerine bağımlılık ilişkisi kuruyorlar ve evlatları evden ayrılıp evlendikleri zaman çocukları ile vedalaşamıyorlar, kopamıyorlar. 
    Bağlılık/ Bağımlılık
    Bağlılık ile bağımlılık birbiriyle çokça karıştırılan çok farklı kavramalardır. Bağlılıkta ilişkiye gönüllü olarak katkıda bulunan iki kişi vardır, bağımlılıkta ise zorunluluk. İlişkide biri daha güçlüdür diğeri daha güçsüzdür. Bağımlılıkta muhtaç olma vardır, bağlılıkta özgür seçim söz konusudur. Bağlılıkta ikili ilişkinin kendine özgülüğü söz konusu iken bağımlılıkta bir olma aynileştirme, birinin diğerinde yok olması söz konusudur.
    . Bu yüzden erkeğin annesi yeni gelen kadına yani eşe evladını gönül rahatlığı ile teslim edemiyor. Oğlunun evliliğinin bağımsızlaşması, eşi olan ilişkilerinin ve bağının güçlenmesi anne için otoritenin ve gücün kaybı anlamına gelebiliyor. Bir iktidar ve sahiplenme mücadelesi başlıyor.Bu yüzden kişilik sınırları net çizilemiyor herkes herkesin zaman ve mekânının içinde. İyi niyetle ve samimiyet adına yapılan bu “kişisel hudut” sömürüsü, evliliklerin iki kişi arasında güçlenmesini örseliyor. Burada en hassas görev erkeğe düşüyor savunmaya geçmeden karşılıklı konuşabilmek ve kimin ailesinden gelirse gelsin evliliği yıpratabilecek tutumlardan el ele kaçınmak en güzeli. Bu nedenle de aile büyükleri ve arkadaşlar hem birey hem yeni kurulan aile için önemli destek sistemini oluştursalar da ilk yıllarda eşlerin en çok birbirlerini dinlemeye ve anlamaya zaman ayırmaları önemli. Güven oluşmadan farklı görüş ve ihtiyaçlar duyulmuyor, evliliğin yürütülebilmesi için gerekli olan ortak görüş ve kararlar da oluşamıyor. Evlilik ilişkisinin sınavları arasında bana göre ilk sırayı eşler arasındaki güvenin tesis edilip edilememesi oluşturmaktadır. Eşler arsında güvenin tesis edilememesi eşlerin biz olma becerisini geciktirmektedir.

    Sağlıklı evliliklerin ön koşulu nedir? diye sorulsa : “Eşlerin bir ilişkiyi sahiplenebilecek kadar sorumluluk almaya hazır, o ilişkide boğulmayacak kadar özgür olmaları,” diyebiliriz.

  • Aile ve Evlilik Terapisi Size Neler Kazandırır?

    Aile ve Evlilik Terapisi Size Neler Kazandırır?

    1-) Evliliğinizde eşinizle birlikte bütün çabalarınıza rağmen halledemediğiniz sizi ve eşinizi rahatsız eden sorunlarınız varsa bir evlilik terapistine başvurmanız çözüm için atacağınız en önemli adım olabilir. 

    2-) Evliliklerinde uyum, ayar ve iletişim sorunu yaşayan çiftlerin konuyu aralarında samimiyetle konuşmak çok önemli bir adımdır. Çoğu zaman çiftler bunu tek başlarına başaramaz. Evlilik ve aile terapileri eşlerin bütün çabalarına rağmen çözüme kavuşturamadıkları sorunlarını ortadan kaldırmak için eşlere yardım amaçlı düzenlemelerdir. 

    3-) Sorunlar çiftlerin yaşamının gündemine oturduğunda çift ilk etapta farkında olmadan evlilik sorunlarını yakın akrabalara ve ailelerine anlatmaya meyillidir. Sorunları her iki eşin kendi ailelerine anlatması sorunun daha da büyümesine hatta bazı durumlarda daimi hale gelmesine neden olur.  Aile ortamında herkes duygusal davranarak kendi çocuğunu savunup taraf tutmak zorunda kalır. Tartışmalar ve suçlayıcı konuşmalar sorunları daha da pekiştirir. Çiftlerin tarafsız bir aile ve evlilik terapistine başvurması ve onun rehberliğinde ilerlemesi çok daha sağlıklı bir yoldur. 

    4-) Çiftler aile evlilik terapistine başvurarak tarafsız bir kişinin gözetiminde ilişkilerini, ilişki içindeki pozisyonlarını sorunun meydana gelmesinde ve çözümündeki kendi katkılarını daha net olarak görme olanağını elde ederler. Aile ve evlilik terapisti sizi ve ilişkinizi tarafsız olarak görebilir, sizin de tarafsız görmenizi sağlayabilir. 

    5-) Evlilikte ortaya çıkan çatışmalar uzun süre devam ettiğinde kişilerde duygusal, sosyal sorunlara neden olur. Bir aile terapisti eşlerin sorunları nasıl algıladığını, eşlerden birinin diğerine hangi duygu ve düşüncelerle tepki verdiğini sezip her iki eşe de bu konuda bilgi verir. Terapi süresi boyunca tarafların her birinin davranışlarını ve bu davranışların karşı taraf üzerindeki etkisini anlamalarına ve her ikisinin de ilişki içinde anlaşıldığını sevildiğini ve sayıldığını hissedecekleri daha uyumsal tutum ve davranış geliştirmelerinde onlara rehber olabilir.

    6-) Bir evlilik ve aile terapisti eşlere evlilikte olan sorunların çiftlerden birinin sorunu değil çiftin ortaklaşa sorunu olduğu ve çözüm için her ikisinin de çabalamasına gereksinim olduğu konusunda çifte ışık tutabilir. 

    7-) Evlilik terapisti çiftlerin birbirlerini daha objektif anlama, gereksiz tartışma, suçlama ve anlaşmazlıklara yol açan yanlış anlama ve yanlış etkileşim kalıplarını kırarak evlilik ilişkisinin daha da kötüye gitmesini önleyebilir. 

    😎 Bir aile ve evlilik terapisti eşlerden yalnızca birinde olan travma, depresyon gibi sorunlarda çalışırken diğer eşin de desteğini alarak problemin en kısa zamanda ortadan kaldırılmasına yönelik diğer eşi de yönlendirebilir. 

    9-) Bir aile ve evlilik terapisti var olan sorunlarınızın çözümünde size rehber olarak size bir takım halinde çok iyi çalışan bir çift olduğunuzu gösterebilir. Bu da sizin ileride evlilik gemisinin çarptığı hayat olaylarında daha dayanıklı ve hazırlıklı olmanızı sağlayarak kılavuzluk yapar.

    Aile ve Evlilik Terapisi: 

    Sanayi devriminden önce boşanma yasaktı. Evlilik beklentileri buna paralel olarak düşüktü. Evlilik beklentilerinin düşük olması  aile istikrarını sağlıyor gibi görünüyordu. 

    Ortaçağın toplumsal ilişkileri ve kurumları bireyin sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının çoğunu karşılar ve aileye destek verirdi. Sanayi devrimi ile birlikte bireycilik fikri hızla gelişti ve kabul gördü. Bu bireycilik fikri evlilik ilişkilerine de yansıdı. Sanayi devriminden sonra aileler kendine bel bağlayan kendi içinde kendi taleplerini karşılamaya zorlandı.  Bu değişim aile üyeleri arasında sevgi ve şefkat bağlarını artırırken eşler arasındaki ilişkisel beklentilerde de kökten değişimlere neden oldu. Artık eşler arasında romantik aşk ve arkadaşlık kavramları sanayi devriminden sonra bireyin kişisel hazzını gerçekleştirmesi bireysel otonomi ile kişisel gelişim anlarının ailenin tamamının iyiliğinin önüne geçti. Dengenin bu yöne doğru kayması evlilik beklentilerini, eşlerin birbirinden beklentilerini daha da yükseltti. Bu doğrultuda yeni evlilik fikri dünyanın gündemine oturdu. 

    Yeni evlilik fikrinde aile güvenli bir cennet, teselli edilen yer, konfor, iyi yaşam standartları yani kusursuz yaşama olanağını sunan bir mabet. Bu da kaçınılmaz olarak ailelerde ve aile bireylerinde benzer psikolojik ve duygusal taleplere neden oldu. 

    Yirminci yüzyılın kar güdümlü ekonomisi ailedeki baskının daha artmasına yol açtı. Bu beklentiler kadın ve erkeğin kapasitesini aştı. Bu da evliliklerde stresin ve hayal kırıklığının oluşmasına evlilik memnuniyetinin düşmesine yol açtı. 

    Evlilik terapisi ya da çift terapisi çiftin birbiriyle olan etkileşimleri sonucu ortaya çıkan evlilik problemlerinde uygulanır. Aile terapisi ile anne baba ve çocuklarında ya da diğer aile  üyelerinde dahil olduğu aile üyeleri etkileşimi sonucu ortaya çıkan problemler karşısında uygulanır. 

    İki kişi arasındaki çift ilişkisi canlıdır. Ona gereken bu önem verilmelidir. Çift terapisinde evlilik ilişkisi yapısal olarak ve içerik olarak iyice incelenir. Bazen çiftler 3-5 yıldır evli ya da birlikte yaşıyor olabilirler. Ama hala çift ilişkisi kurulmamış olabilir. Bu nedenle çift terapisinde çiftin nasıl tanıştıkları ve nasıl evlendiklerinden başlayarak ilişkinin kısa bir geçmişi, ilişkilerinin onları memnun etmeyen tarafları ile memnun eden tarafları, etkileşim kalıpları, evlilik hayalleri, evlilikten beklentileri bugünkü evlilik sorunlarının ne olduğu incelenir ve çözüm yoluna gidilir. 

    Evlilik problemleri karmaşıktır. Bazen kişinin bireysel dinamiklerinden, bazen evlilik beklentilerinin uyuşmamasından, bazen eşlerden birinin ya da her ikisinin arzu ve ihtiyaçlarının karşılanmamasından, bazen orijin aile yaşam deneyimlerinden,  aile yaşam krizlerinden(  hastalık, ekonomik kayıp, bebeğin doğuşu, kronik hastalık)ama en çok da çift arasındaki etkileşimden  ve ilişki içinde arzu ve ihtiyaçlarının karşılanmamasından karşılanır.  İlişkide baskın olmak ve boyun eğmek, almak ve vermek denklemleri bir ilişkinin ana bileşenleridir.  Tahterevallide sallanmak ancak hareket  halindeysek inip çıkıyorsak keyif verir. Eğer ağırlıklar arasında dengesizlik fazlaysa biri hep yukarıda diğeri de aşağıda kalıyorsa artık oyun oynamanın anlamı kalmaz ve oyun kendiliğinden biter.  Bir ilişkide eşler kendilerinin duygusal olarak beslenmesine gereksinim duyar. Kısacası bir ilişkide her iki eş zaman zaman belirleyebilmek karşı tarafı ekleyebilirliği hissine sahip olmak ister. Çift ilişkisinde eşler etkilenme ve etkileme rolleri arasında sırası ve zamanı gelince kolayca geçişler yapabilmelidir. 

    Evlilik ilişkisindeki mutluluk vermek ve almak arasındaki dengenin kurulmasına bağlıdır. Bir taraf verdiğinde tekrar dengenin kurulabilmesi için diğer tarafın da vermesi gerekir. Bu şekilde çift ilişkisi karşılıklı alma vermenin yoğunluğuna paralel olarak derinleşecektir. Eşlerden biri vermeyi ya da almayı reddettiğinde ilişkinin dengesi bozulacaktır.

  • EVLİLİK ÇATIŞMASI

    EVLİLİK ÇATIŞMASI

    Sprey (1979), çatışma kuramını evlilik birliğine uyarlayan kişi, her çiftin bir sistem oluşturduğunu, eşlerin kendilerine ait amaçlarının bulunması nedeniyle evlilik sisteminde çatışmanın kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır. Eşler arasındaki çatışma, eşlerin sorun çözme konusunda yaşadığı zorluklar, birbirlerinin farklılıklarını kabul etmedeki güçlüktür. Evlilik çatışması, yetersiz bir şekilde yönetilmiş ya da yönetilen çatışmadır. 
    Partnerler açısından tatmin edici olmayan çözümlere ulaşıldığında çatışma meydana gelir. Yani çatışma, çiftlerin birbirine bağlılıklarından kaynaklanan problemleri çözecek stratejilerin başarısızlığından kaynaklanır. Çatışma, “yakın ilişkinin fonksiyonunu görebileceğimiz bir pencere” dir (Dhir ve Markman, 1984). 
    Bazı kuramcılar ve araştırmacılar – Kline, Pleasant, Whitton ve Markman, 2006; White ve Klein, 2002; Farrington ve Chertok, 1993- çatışmanın çiftler için normal bir olay olduğuna inanmaktadır. Çatışma, genelde bütün ilişkilerde meydana gelen kaçınılmaz bir olgu olarak kabul edilmektedir (Troupe, 2008).  Tezer (1986) çatışmayı, bir tarafın kendi isteklerini diğerinin engellediğini veya engellemek üzere olduğunu algılamasıyla başlayan bir süreç olarak aktarmıştır.  Hatipoğlu (1993) çalışmasında evlilik çatışmasını, eşlerden biri diğerinin ilgilerine müdahale etmeye kalktığında ortaya çıkan kişiler arası bir süreç olarak tanımlamıştır.  Tümer (1998) ise çalışmasında iki farklı evlilik çatışması kavramına yer vermiştir. Birinci tanımda, evlilik çatışması, eşlerden birinin diğerinin eylemlerine müdahale etmesiyle ortaya çıkan kişiler arası bir süreç olarak aktarılmıştır. İkinci tanımda ise, birbirine zıt ya da bağdaşmayan gereksinim, hedef ve beklentilerden kaynaklanan uyuşmazlık ya da anlaşmazlıklar olarak verilmiştir. 
    Bradbury, Fincham ve Beach’e (2002) göre çatışma, bir kişinin davranışlarının diğer kişinin davranışlarını engelleyici olduğunda gözlenen bir süreçtir. Özellikle sıkıntılı olaylar ve geçiş dönemleri örneğin doğum, iş kaybı vb durumlar bireylerin çatışma olasılığını arttırmaktadır. Fincham (2003), evlilikte çatışmanın ortaya çıkışını eşler arasındaki iletişim açısından ele almıştır, çatışmanın ortaya çıkışına zemin hazırlayan bazı duygu ve düşünceler vardır. Bireyin, partnerinin davranışını çatışmaya ortam hazırlayacak şekilde anlamlandırması buna örnek verilebilir. 
    Uğurlu’nun (2003) çalışmasında ise evlilik çatışmasının, genellikle bir eşin diğerine keyifsiz bir şekilde davranması ile başlayacağı, bu durumda eşlerin ya tartışmaya girebileceği ya da tartışmadan kaçınabileceği aktarılmıştır.  Özen’in (2006) çalışmasında, çatışmanın, çiftler için mevcut çözümler tatmin edici olmadığında oluşabileceği aktarılmaktadır. 
    Çatışma teorisinin nispeten uzun bir geçmişi vardır. Aile sosyolojisi çerçevesinde, Collins (1971), LaRossa (1977) ve Sprey (1979) davranışın açıklanmasında çatışma teorisini kullanmışlardır. Eshleman (1981), bu teorik perspektiften elde edilen en temel varsayımın çatışmanın tüm insani etkileşimlerde doğal ve kaçınılmaz olduğu gerçeğine dikkat çekmiştir. Çatışmayı kötü veya sosyal sistemlerin ve insani ilişkilerin bozucusu olarak görmektense, “çatışma aile sistemleri ve evlilik etkileşimleri dahil olmak üzere tüm sistemlerin ve etkileşimlerin varsayılan ve beklenen bir parçası olarak görülür” . Bu nedenle, eğer karı-koca veya ebeveyn-çocuk hedefleri sık sık çatışma halindeyse, mesele kaçınma değil de bunlarla nasıl baş edileceği, nasıl çözüleceğidir. Böyle yaparken, “çatışma, bozucu veya negatif olmasındansa ilişkileri, güçlendirip çatışmanın öncesindeki hallerinden daha anlamlı ve ödüllendirici bir hale getirebilir”. Sprey (1979)’e göre, aile ve evlilik süreci, “düzenin ve kişiler arasındaki uyumun sadece uzlaşmayla sürdürülebileceği bir durum olan daimi bir ‘verme ve alma’ halini yansıtır” (Rank ve LeCroy, 1983). 
    Evlilik çatışması, sıklık, şiddet, içerik ve çatışmanın çözümü açısından farklılık gösterir. Bazı eşler günde bir iki kez çatışma yaşar iken bazı eşler yılda bir iki kez çatışma yaşamaktadır. Çatışmada sözel ifade yerine fiziksel şiddet kullanan çiftler vardır. Eşler arasında çatışmaya yol açan konular örneğin kadının çalışma durumundan çocuk sahibi olmaya kadar değişiklik gösterebilmektedir. Kimi çatışmalar çözümlenebilmekte kimi çatışmalar ise çözümsüz kalmaktadır.  Evlilikler gönüllü veya zorunlu bir ilişki haline gelebilir, zorunlu evlilik ilişkilerinde eşler birbirleriyle geçiniyormuş gibi görünseler bile, gerçekten istedikleri için değil birlikte olmak zorunda oldukları için beraberliklerini devam ettirirler. Çiftler evliliklerini zorunlu olarak algıladıklarında eşler arasında çatışmalar çıkmaya başlar (Haley,1988). 
    Richter, eşlerin bilinçdışında oluşturdukları beş tür yansıtmanın çatışmalara yol açtığını ifade etmiştir; 
    1-Başkasının yerine koyma: Eşin diğer eşi, ruhsal çatışma yaşadığı bir başkasının yerine koymasıdır. Böyle bir yansıtma durumunda eşlerden biri, genellikle geçmişte çözümlenmeden kalmış ruhsal sorunlarını, çocukluk dönemindeki çatışmalarını, şimdi o role uygun gördüğü eşi üzerinden yeniden yaşayarak yeni çatışmalara yol açmaktadır. Geçmişte annesiyle olan çatışmalarını şimdi karısıyla yaşayan bir koca ya da babasıyla olan çatışmalı duygusal ilişkilerini kocasıyla sürdüren bir kadın buna örnek verilebilir. 
    2-Ayna rolü: Eşlerin, ailenin bir ya da birkaç üyesinin aynen kendilerinin bir aynası olmasını istemeleri durumu olarak tanımlanabilir. Burada, ailedeki egemen birey ya da bireyler, diğerlerini buna zorlamakta, aykırılıklara izin vermemektedir. 
    3-İdeal ben rolü: Kişinin, kendisini olmak isteyip de olamadığı birinin yerinde görme isteğidir. Kendisi için idealleşmiş fakat bir türlü gerçekleştirilememiş bir duruma, ailenin bir başka üyesinin ulaşması üzerinden doyuma ulaşmasıdır. Kendi istediği yüksek eğitimi yapmamış veya istediği mesleği seçememiş bir ebeveynin, kendi idealleri için çocuğuna baskı yapması örneği gibi. 
    4-Negatif ben rolü: Birey, beğenmediği ve kabullenmediği bir yanını, kendi üstünden alması için eşine ihtiyaç duymakta ve bunu iki türlü hayata geçirmeye çalışmaktadır: 
    a- Günah keçisi rolü: Evli birey, kendisinde var olan fakat kabullenmediği bütün kötü özelliklerini eşinin üzerine atarak onun suçlanmasını talep etmektedir. 
    b- Zayıf yönün üstlenilmesi rolü: Evli birey, kendisinde var olan zayıf yönlerini eşinin üzerinden gösterip kendini güçlü hissedebileceği bir durumda olma isteğindedir. 
    5-Yoldaş rolü: Evli birey, kendi düşünce, etkinlik veya savaşımlarında eşiyle aynı paralelde olmayı yani eşin yoldaşlığını istemekte ve onu zorlamaktadır. Kendisine eşlik edebilecek bir eş seçip ona bu rolü yüklemektedir (Richter, 2000). 
    Evlilikte çatışma konusuna odaklaşan araştırmalarda üç temel görüşten bahsedilmektedir. Bu temel görüşlerden ilki, birbirine birçok yönden bağımlı olan ve birbirlerini çeşitli şekillerde etkileyen; birbirinden farklı ihtiyaçları, ilgileri ve amaçları olan ya da amaçları aynı bile olsa bu amaçlara farklı stratejilerden ulaşmaya çalışan bireyler arasında ve sınırlı kaynaklardan dolayı çatışma yaşanılması kaçınılmazdır. İkinci temel görüş, çatışmanın başlangıçtan “kötü” veya “iyi” olarak ele alınamayacağıdır; çatışma yıkıcı olabileceği gibi yapıcı etki de gösterebilir. Çatışma; olumsuz duygular, kaçınma, katı olma ve saldırganlığa neden olabileceği gibi değişme, bireylerin birbirlerine yakınlaşması, uyum sağlaması ve bütünlüğe de neden olabilir. Son temel görüş, çatışmanın bir bilişsel işlem olduğudur. Bu bilişsel işlem; içinde tutumlar, değerlendirme, tolerans, ilişkideki çatışmanın kabul edilmesi, eşler arası fikirlerin, görüşlerin veya amaçların farklı olması, bu farklılığın anlaşılması, yaşanan çatışmayı çözme, çatışma ile başa çıkma veya çatışma yönetimi ve bunlar sonucunda ilişkide duygusal yakınlığın azalıp çoğalma durumları gibi birçok olguyu içerir (Ridley ve ark., 2001, Akt. Uğurlu, 2003). 
    Eşler arasında yaşanan çatışmalara yol açan birçok konudan söz edilebilir. Blood ve Wolfe, şehirde yaşayan 1 ile 40 yıllık evli 731 kadın eşten topladığı bilgilere dayanarak, eşler arasındaki belli başlı çatışma alanlarının en çoktan en aza doğru; 
    1) Para, 
    2) Çocuklar, 
    3) Boş zaman etkinlikleri, 
    4) Kişilik, 
    5) Kayınpeder, kayınvalide, 
    6) Roller, 
    7) Dinsel-politik görüş, 
    8) Seks olarak saptandığını belirtmektedir (Akt. Tezer, 1986: 18). 
    Blood ve Wolfe, evlilik süresi arttıkça çatışma konularının değiştiğini, yaşlı eşlerin daha az çatışma belirtmelerinin büyük ölçüde aralarındaki iletişimin azalmasına bağlı olabileceğini ifade etmektedir. 
    Greene, 750 eşten elde ettiği verilere dayanarak, eşler arasında en çok çatışmaya neden olan konuların kadın ve erkek eşlerde aynı sırada olmak üzere, en çoktan en aza doğru şöyle sıralandığını belirtmektedir: 
    1) İletişim yokluğu, 
    2) Sürekli tartışma, 
    3) Giderilmemiş duygusal gereksinimler, 
    4) Cinsel doyumsuzluk, 
    5) Parasal anlaşmazlıklar, 
    6) Kayınvalide-kayınpeder, 
    7) Sadakatsizlik, 
    8) Çocuklara ilişkin çatışmalar, 
    9) Otoriter eş, 
    10) Şüpheci eş, 
    11) Alkolizm, 
    12) Fiziksel saldırı (Akt. Tezer, 1986: 19). 

    Scanzoni ve Scanzoni, 1981; Straus ve diğerleri, 1980 araştırmasında belirgin olarak görünen çatışma konuları para ve çocuklardır. Genellikle bunlar listenin en üstündedir, para özellikle en yaygın çatışma alanıdır. Bununla birlikte, ev işleri idaresinin para ya da çocuk meselelerine nazaran daha belirgin bir anlaşmazlık konusu olduğu tespit edilmiştir. Pek çok çift açısından anlaşmazlık yaratan dördüncü konu ise cinsel ilişkidir (Kammeyer, 1987). 
    Evlilik çatışmalarının varlığı olumsuz evlilikleri düşündürmesinin yanı sıra, hiç çatışmanın olmaması da her zaman iyi bir evlilik vardır anlamına gelmez. Boylamsal yapılan çalışmalar çatışmadan uzak duran çiftlerin, evliliklerinde çatışma yaşayan çiftlere nazaran daha az mutlu olduklarını ortaya çıkarmıştır (Mackey ve O’Brien, 1998).
      Araştırmalar, evlilikle ilgili mutsuzluk ve dağılmaya yol açan pek çok değişkene önemli ölçüde dikkat çekmiştir. Kayda değer miktarda pek çok araştırma örneğin Mathews, Wickrama ve Conger, 1996; Gottman 1994 evlilikle ilgili mutsuzluğun en güçlü belirtilerinden birinin düşmanca çatışma olduğunu göstermektedir. Aslında, bazı araştırmalar Mathews ve diğerleri, 1996; Gottman, 1994; Gottman ve Levenson, 1992 düşmanca çatışmanın varlığının evlilikle ilgili dağılmayı % 80 doğrulukla önceden haber verebileceğini ortaya çıkarmıştır. Gottman (1994) düşmanca çatışmayı, negatif bir çiftin etkileşim modeli olarak tanımlamıştır ki bu etkileşim ateşli ve sık tartışmaları ve hakaretleri, olumsuz anlamda isim takmaları, dinleme isteksizliğini, duygusal ilgideki eksikliği ve olumlu davranışlara nazaran daha fazla olumsuz davranışları kapsamaktadır (Topham, Larson ve Holman, 2005). 
    Çatışma esnasında oluşan davranış sırası, yıpranmamış evliliklere nazaran yıpranmış evliliklerde daha kolay tahmin edilebilirdir ve genelde artan olumsuz davranışlar zinciri hakimdir ve çiftlerin durması zordur. Olumsuz davranışlar sergileme çıkmazına giren çiftler için en büyük mücadelelerden birisi böylesi dalgalanmalardan kurtulmanın adapte edici yolunu bulmaktır. Bunlar, iletişimi düzeltmeyi tasarlamış olan karşı tepkilerdir mesela, “Beni dinlemiyorsun”; fakat olumsuz etkiyle örneğin öfke iletilir. Partnerler, olumsuz etkiye karşı yanıt verme eğiliminde olup, bunun sonucunda da döngüyü devam ettirirler. Bu, onların etkileşimlerini yapılandırılmış ve tahmin edilebilir yapmaktadır. Bunun aksine yıpranmamış-sorunsuz çiftler onarma girişimlerine daha eğilimlidir ve buna bağlı olarak olumsuz davranış sergilemelerini daha erken terk ederler. Örnek olarak, eşlerden biri “Bir dakika, bana bitirmem için izin vermiyorsun” veya “Özür dilerim, …. lütfen sözünü bitir” şeklinde yanıt verebilir. Bu yüzden, onların etkileşimleri daha gelişigüzel ve daha az tahmin edilebilir gibi görünür (Fincham, 2003). 
    Evlilikle ilgili yıpranmış çiftlerce sergilenen ikinci önemli davranış örneği ise isteme-geri çekilmedir ki (demand-withdraw) burada bir eş diğerini birtakım talepler, şikayetler ve eleştirilerle baskı altına alır buna karşın diğer eş tepkiyle ve pasif hareketsizlikle geri çekilir. Özellikle, erkek eşin çekildiği ve kadın eşin düşmanca şekilde karşılık verdiği davranış sırası, memnun çiftlere nazaran sorunlu evliliğe sahip olan çiftlerde daha yaygındır. Son araştırmalar geri çekilen eşlerin hangi partnerin değişiklik istediğine göre (örnek olarak, bir erkek değişiklik istediği zaman, geri çekilmek isteyen kadındır) farklılaştığını göstermiştir (Fincham, 2003). 
    Cartensen ve Gottman (1994), çatışmaya kadınların ve erkeklerin psikolojik tepkilerinde biyolojik olarak cinsiyet temelli farklılıklar olduğunu iddia etmektedirler ki bu da kadın tarafından çatışma konusu ortaya çıkarıldığında erkeğin geriye çekilmesinin daha olası olduğu bulgusunu açıklayabilmektedir (Faulkner, Davey ve Davey, 2005). 
    Evlilik çatışması eşlerin ruh sağlığı, fiziksel sağlığı ayrıca aile sağlığı açısından önemlidir. 
    Ruh Sağlığı: Coyne, Downey, O’Leary ve Smith’in 1991 yılındaki çalışmalarında evlilik çatışmasının bireysel iyi-oluş üzerinde derin etkileri olduğu tartışılmıştır. Evlilik çatışmasının yeme bozuklukları ile bağlantısı Van den Broucke ve diğerleri 1997 çalışmasında, depresyon ile bağlantısı ise Beach ve diğerleri 1998 çalışmasında belgelenmiştir. Benzer biçimde evlilik çatışmasının, O’Farrell ve diğerleri 1991 çalışmasında erkek alkolizmi, Murpy ve O’Farrell 1994 çalışmasında içki içme alışkanlığı, episodik yani nöbet şeklinde oluşan içme alışkanlığı, aşırı alkol alma ve ev dışı içme, O’Leary ve diğerleri 1994 çalışmasında eşlerin fiziksel ve psikolojik kötü muamelesi ile ilişkili olduğu kaydedilmiştir. 
    Beach ve O’Leary 1993 yılı çalışmasında, depresif eşlerin sorun çözme ile ilgili tartışmalarda daha olumsuz sözel ve sözel olmayan davranışlar sergilediklerini ve depresif olmayan eşe göre evlilikleri ile ilgili daha olumsuz algılara sahip olduklarını ifade etmiştir (Fincham, 2003). 17 
    Fiziksel Sağlık: Evli bireyler evli olmayan bireylere göre ortalama olarak daha sağlıklıdır. Evlilik çatışması, sağlık durumu iyi olmama ve belirli hastalıklar ile örneğin kanser, kardiyak rahatsızlıklar ve kronik ağrılar ilişkilendirilmiştir (Fincham & Beach, 1999); çünkü çatışma sırasındaki düşmanca davranışlar immünolojik, endokrin ve kardiyo-vasküler işlevlerdeki değişikliklerle alakalıdır. Kadınlar doyum aldıkları bir evlilik yaşıyorlarsa zihinsel ve fiziksel sağlık faydaları elde ederler, oysaki erkekler kalitesine bakmaksızın evlilikten yararlanır (Faulkner, Davey ve Davey, 2005). 
    Aile Sağlığı: Evlilik çatışması, çocukların bakım ve yetiştirme görevlerinde sorunlar, aileye problematik bağlanma, aile ile çocuk ya da kardeşler arasındaki çatışmayı arttırma ile ilişkilendirilmiştir (Fincham ve Beach, 1999). Sık, çözülememiş ve çocukla ilgili evlilik çatışmaları, çocuklar üzerinde negatif bir etkiye sahiptir (Fincham, 2003). 
    Çatışmanın sonucu olumlu ya da olumsuz olabilir. Eğer evlilik sürüyorsa ve çatışma şiddetli olarak devam ediyorsa, eşler kendilerini değersiz hissedebilirler ve evliliğin bitmesine karşı istekli olabilirler. Çatışma yaşayan ve çatışmasını çözebilen bireyler, evliliklerinde diğerlerine göre daha uyumludur. 
    Beckman (1979), çatışmanın çözümlenmesi için üç temel gereksinimin karşılanması gerektiğine dikkat çekmiştir: 
    1. Açık iletişim, 
    2. Çatışmanın derecesi ve doğasıyla ilgili doğru algılama, 
    3. Çatışmayı çözecek yapıcı çabalar, ki bunlar da her partnerin diğerinin bakış açısını ve alternatif çözümleri düşünmeye istekli olmasını ve gerekliyse uzlaşmaya istekli olmasını minimum düzeyde kapsamaktadır (Rank ve LeCroy, 1983).  
    Yakın ilişkilerde çatışma karşısında gösterilen yaklaşımlar, evlilik ilişkisinin daha yoğun ve etkili olmasını sağladığı ya da evliliğin bütünlüğünü tehlikeye soktuğu için araştırmacılar uzun zamandır evlilik ilişkilerinde çiftlerin çatışma hakkındaki düşünceleri ve çatışma karşısındaki davranışlarıyla ilgilenmektedir.
    Evlilikte çatışmanın nasıl ele alındığı evliliği sürdürme açısından önemlidir. Şayet çatışma yapıcı bir şekilde ele alınırsa, evlilik doyumu ve ilişkinin istikrarı artacak; ancak çatışma olumsuz bir şekilde ele alınırsa, çift nispeten istenilen düzeyde olmayan, yetersiz bir ilişkiye katlanmak zorunda olacaktır. 

  • EVLİLİKLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER!

    EVLİLİKLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER!

    1)Evlilik, biz tek kişiyiz demektir.

    Hayır. Evlilik, biz tek kişiyiz demek değildir. İki farklı birey ve iki farklı kişilik söz konusudur. Aynı kalıbın içerisine sokulmak genellikle sıkıntı ve gerginlik yaratır. Asıl olan farklılıkları kabul etmek ve farklılıklara rağmen bir arada olabilmektir. Bu da, nefes alabilmesi, diğer bir ifadeyle kendisini özgürce ortaya koyabilmesi için eşe zaman tanınması ile mümkün olabilir.

    2)Evlilik, bir şanstır. 
    Hayır. Evlilik kazara veya şans eseri olmaz. İnsanlar genellikle evlenmek için, ihtiyaçları olan kişileri seçerler. Örneğin; babası alkol bağımlısı olan ve bu sebeple annesine öfke duyan ve ‘’sen başaramadın’’, ‘’babamı düzeltemedin’’ gibi düşünce ve inanışlarla alkol bağımlısı bir kişiyi seçen bir kadın…  

    3)Evlilikte keramet vardır.
    İnsanlar evlenince her şeyin değişeceğine inanırlar. Fakat asıl olan, evliliğin yalnızca bir imzadan ibaret olduğu ve değişecek veya değişmeye niyeti olan kişinin zaten böyle bir imzaya ihtiyacı olmadığıdır. Karşınızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmak veya farklı uğraşılar içerisine girmek (örneğin evliliği kurtarmak için çocuk doğurmak) bir yarar sağlamadığı gibi, bazen çok daha ciddi sıkıntılara neden olabilir.  

    4)Eşinin ailesi ile evlenmiyorsun ki!
    Bu belki de, evlilik sürecinde ki en büyük yanılsamalardan biridir. Hele ki toplumumuzda ki aile yapısını düşündüğümüzde.. Eşinin ailesi ile evlenmediği düşüncesinde olan bir kişi, aslında 3 kişi hatta daha fazlasını idare etmek durumunda olduğunu görünce şaşırır ve hayal kırıklığına uğrayabilir.

    5)Eşim beni gerçekten sevseydi, beni mutlu etmek için her şeyi yapardı!
    Eşinizin size olan sevgisiyle sizin için yaptıkları arasında direk bir bağlantı kurmak olanaksızdır ve yanlış olur. Genellikle de böyle düşünen kişiler, onaylanmadığı veya istediği şey/ler yapılmadığı durumlarda olumsuz bir tutum içerisine giren ve depresyona yatkın olan kişilerdir. Eşinizin size olan sevgisini göstermek için her şeyi yapması gerekmiyor. Belki o an başka bir sıkıntısı var veya istediğiniz şey ona mantıklı gelmiyor.. Daha da ilginç olanı, insanların her şeyi yapan bir eşe duydukları çekimin daha az olduğudur…

    6)Eşim bana hak ettiğim değeri vermiyor…
    ‘’Eşim bana hak ettiğim değeri vermiyor’’ demekten ziyade bu cümleyi nasıl tamamladığınız önemlidir. ‘’Bu beni sevmediği anlamına gelir’’ veya ‘’benim değersiz olduğum anlamına gelir’’ gibi ifadeler kullanıyor ve kendi kabuğunuza çekiliyorsanız; ciddi bir sorununuz var demektir. Öncelikle adalet, hak ve hukuk kavramlarının göreceli olduğu ve gerçek anlamda var olmadığını vurgulamak isterim. Haliyle, karmaşık ve tam olarak tanımlanamayan bir kavramın var olmasını dilemek ve  böyle bir beklenti içerisine girmek sıkıntı, mutsuzluk ve öfkeden başka bir şey yaratmayacaktır.
    SİZİN DEĞERİNİZİ, EŞİNİZİN VEYA BAŞKA HERHANGİ BİR KİŞİNİN DAVRANIŞLARI BELİRLEMEZ. Kişisel değerinizi başkalarının davranışları veya para, başarı gibi kavramlarla belirlemeye eğilimli ve bunlar olmadığında mutsuz olmaya eğilimliyseniz; her şeyi kontrol etmeye çalışan, başarı odaklı olan veya onaylanmaya ihtiyaç duyan kişilik özelliklerine sahip olabilirsiniz. Bu sizi oldukça zorluyor olabilir ve uğraşmaya kendinizle başlamak daha yerinde bir karar olabilir.

    7)Evlilik, hayatımızdaki yalnızlığı sona erdirir.
    Hayır, evlilik hayatımızdaki yalnızlığı sona erdirmez. Eğer böyle olsaydı, evli ve depresyonda olan birçok insan bizlere başvurmazdı…

    8)Evlilik herkes içindir, herkesi mutlu eder.
    Belli bir yaşa gelmiş ve evlenemediği için mutsuz olan insanlar var; sanki, hayatta her şey belli bir sıra içinde ilerlemeliymiş gibi.. Okul biter, ne zaman ve kiminle evlenileceği telaşına düşülür. Hatta üniversite son sınıfta birini bulamamış olmanın endişesi kaplar bazılarımızı. Evlilik olur; sıra çocuklara gelmiştir artık. Birinci olur, ardından ikinci sorulmaya başlanır.. Diğer taraftan, iş telaşı, hayatta bir şeyleri başarma telaşı kafamızı kurcalar durur. Hep bir sıra vardır ve yapılacaklar hiç bitmez. Sanki, size atfedilen veya sizin kendinize atfettiğiniz sıra biraz farklı olduğunda dünyanın sonu gelir.. Sıkıntılar başlar; ardından ‘’her şeyi var ama mutlu değil’’ laflarını duyarsınız… Demek ki, işin sırrı evli olmakta değil

    9)Birbirini gerçekten seven bir çift asla büyük problemlerle karşılaşmaz.
    Birbirini gerçekten seven bir çift asla büyük problem yaşamaz sadece koca bir yalandır. Çünkü, hayatta ne ile karşılaşılacağı tamamen bizim elimizde ve kontrolümüzde değildir. İlişkinin olduğu yerde problem/ler olabilir. Önemli olan, problemin olup olmaması değil, problem karşısında çiftlerin takınacağı tutumdur. 

        10) Eşim ben söylemeden bütün ihtiyaçlarımı bilir.
    Eşi için böyle düşünen ve bu şekilde konuşan kişiler, genellikle mutsuz olmaya veya o an için bir sorun yok gibi görünse de sorun yaşamaya meyillidirler. Çünkü, bir kişinin sizin ihtiyaçlarınızı %100 kestirebilmesi her zaman için mümkün değildir. Sizi en iyi tanıyan kişiyi bir düşünün. Anneniz, bir dostunuz veya çok yakın gördüğünüz bir akrabanız. Sizi hiç yanıltmamış mıdır? Eminim ki; sizi yanılttığı ve kötü hissettirdiği zamanlar olmuştur. 

    ‘’Eşim benim bütün ihtiyaçlarımı bilir’’ YERİNE, ‘’eşim beni tanır’’, ‘’beni anlamaya çalışır’’, ‘’benim için elinden geleni yapar’’ gibi ifadeler kullanmak beklentilerinizi azaltarak sizi daha mutlu ve huzurlu kılar. Hayal kırıklığı, pişmanlık, suçluluk gibi duyguları daha az yaşarsınız ve karşımızdaki kişiyle daha yakın bir ilişki kurmuş olursunuz. 

        11) Beni aldatırsa, haberim olmasın!
    Böyle diyorsanız eğer; o ilişkide sorunlar ya vardır ya da kısa bir süre içerisinde ortaya çıkması muhtemeldir. Çünkü, ‘’eşim bana dokunmasın da ne yaparsa yapsın’’ diyorsunuz bir taraftan. “İlişkilerde ki en büyük tehlike yaşananlara duyarsız kalmaktır. Hiçbir şey yapmadığınız zaman, o ilişki zaten bozulmaya yüz tutmuştur. İlla başka biriyle aldatılmanız gerekmez. İş, hobiler veya başka herhangi bir şey sizin yerinizi almış olabilir…

  • Kredi kartları ile evlilikler bitmesin…

    KREDİ KARTI SORUNU

    Aile toplumun en küçük ; en küçük olduğu kadar da etkili bir birimidir. Aile, toplumun değer taşı olan bireyleri yetiştirir ve topluma kazandırır. Toplumu oluşturan bireyler ailenin değer yargıları ile, yaşanmışlıkları ile toplumda kendilerine bir yer bulurlar.
    Aile birliği, çocukların eğitilmesinde, onların bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunmasında önemli bir yer tutar. Anne-baba, topluma birey kazandırmakta rol-model olmaktadır. Bu nedenledir ki anne-baba ilişkilerinin sağlıklı olması, iletişimin güçlü olması çok önem kazanmaktadır. Kopuk ilişkiler içinde büyüyen çocuklar, ailenin olumsuz özelliklerinden yararlanmakta; kendileri için toplumda onaylanmayan davranış ve tutumları benimsemektedirler. Çünkü, aile kendileri ile ilgili sorunlar yaşamakta ve yeni yetişecek filizleri ile ilgilenememektedirler.

    Evlilik birliği kurulurken, nikah memuru iyi günde ve kötü günde beraberlik sözleri ile başlar sözleşmeye… Evlilikte hep iyi günler yaşanmasıdır, tüm dilekler…Ancak, her zaman iyi gün yaşanamayacağını da herkes bilir.

    Evlilik, sözleşmedir ve taraflar birbirlerine kötü günler yaşatmamak için, sevgi dolu ifadelerle EVET derler. Tüm çaba, sevdiği kişiyi üzmemektir. En azından başlangıçta böyledir. Zaman içinde, istemiyerek te olsa bazı pürüzler yaşanması mümkündür. Burada önemli olan iyi niyetli olmaktır. İyi niyetli olduktan sonra ve art niyet düşünülmedikçe çözülemeyecek problem yoktur. Ancak, harcamanın boyutları doğal sınırlar içinde olmadıkça iyi niyet düşünülemez.

    Evlilik, maddi konuların da ortak kararlarla yürütüldüğü bir kurumdur. Günümüzde KREDİ KARTI kullanımı evlilik birliğini sarsmakta, geri dönülmez yollara sevketmektedir. Kredi kartları bireye özel verilmekte, ya da alınmakta…

    Eşler, kredi kartı ile yapılan harcamalardan artık dönülmez yola girildiğinde haberdar olmaktadırlar. Birçok bankadan kredi kartı alınmakta, yapılan harcamalar ödeme sınırlarının çok üstüne taşmaktadır. Kredi kartı kullanımı tamamen bireye ait; ancak olumsuz etkilenim ailenin TÜM bireylerine ait olmaktadır.
    Kredi kartı kullanımı, psikolojik özellikler taşımakta olup; herkes burada başarılı olamamaktadır. Duygularına ve isteklerine yenik düşmektedir. Sanki, ederi yokmuş, ya da başkası ödeyecekmiş gibi kullanılmakta; sonuç AİLENİN HÜSRANI olmaktadır.
    Kredi kartı kullanımı beceri ve ince hesap işi olmakta, toplumda bilinçli ve eğitim düzeyi yüksek olarak görülenlerde dahi problemler yaşanmaktadır.
    Eşler, birbirlerinin harcamaları ve harcama boyutlarından haberdar olmalı; kötü sürprizler yaşanmamalıdır.
    Kötü sürprizlerle sadece aileler yıkılmamakta; cana kast etmelerde sıkça yaşanmaktadır.
    Aile birliğini korumakla yükümlü devlet bir an önce düzenlemeler yaparak; tüm kredi kartı ekstrelerini eşlerin görmelerini sağlamalıdır.
    Kredi kartları, aile dışındaki harcamaların en kolay şekilde yapıldığı alanlardır. Her zaman için kullanılabilecek para vardır. Nakit sıkıntısı bile yaşamazsınız. Ekstrelerde yalnızca size iletildiği için, kimseye hesap vermek zorunda da değilsiniz. Artık eve posta ile de gelmeyebiliyor. Şifrenizi kendinizin bildiği mail adresine hesap bilgileriniz geliyor. Kazanç aile birliği içinde ortak olarak, aile için kullanılması gerekirken aile dışında çok farklı alanlarda kullanılabiliyor. Bu, internet üzerinden kumar da olabiliyor, aile dışındaki kişiler içinde güzel bir fırsat kapısı oluyor.

    Bunun yanında mesleği ve ödeme gücü olmayan 18 yaşını geçmiş kişilere de kredi kartı verilmemelidir, ya da ödemede destek olacak kişinin sınırlama getirmesi sağlanmalıdır. Bu gençlerde hiçbir zaman bütçe oluşturamıyor ve yaşam becerisi edinemiyorlar…

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Evlilik Öncesi Sendrom

    Evlilik Öncesi Sendrom

    Çocukluktan beri kurulan peri kızı güzelliğindeki hayalleri içeren an sonunda geldi…hep neşe ve güzellik barındıran hayallerin sonunda çıkan bu stres ve soru işaretleri de nedir?Yıllardır evet olan yanıt ‘hayır’ a mı dönüşüyor?

    Çocuklukta evcilikle başlar ,toplumun, birlikteliği anlamlı kılan kuruma yüklediği anlam.Kızlar arasında oynanan bu oyun okulun başlaması ile heyecan içerir ve karşı cinse duyulan ilgi ile beyne taşınır,bu ilgi daha da içsel ve platoniktir.Ergenlikle somut çiçekleri açar ve kimi zaman gizli gizli buluşmalar,sinemaya gitmeler ve düzenlenen gezilerle ismini alır :‘çıkmak’…

    Lise ve üniversitede gelişen meslek kavramı ile beraber farklı bir boyuta geçer çıkmak,birlikteliğe dönüşür ,’eş’ kelimesi özelleşir ve gelecek planları konuşulmaya başlanır en güzel yanlarıyla.kendi koşulları dahilinde evliliğe doğru yaklaşılır,aileler bazen karşı çıkar ve diretilir.Çıkan sonuç :’onsuz ölürüm’…

    Bir müddet sonra her şey netleşir ve tatlıya bağlanır.Aileler tanışır;işte o an :kız istemenin hemen ardından gelişen davranışlar eleştirilmeye başlanır.Çünkü artık uğraşılacak bir şey kalmamıştır.Bir gün önceki istek dolu heyecan yerini yavaş yavaş ‘acaba’lara vermeye hazırlanır…

    Netlik, heyecanın yerine soru işaretlerini ve bastıran mantığı getirir.
    Hazırlık süreçlerinde bundan önce birlikte savaşan çift artık birbiriyle savaşmaya başlar.
    İşte evlilik öncesi sendrom başlamıştır…

    Acaba daha iyisi var mıdır şimdi her sabah onunla kalkacağım ama buna hazır mıyım?Ya sürekli nerede olduğumu sorması..beni hep takip edecek sanırım(bundan öncede aynısını yapıyordu ama o zaman değer vermiş oluyordu)..mmm peki istediğim saatte dışarı çıkabilecek miyim?ona hep hesap mı vereceğim?(sevgiliyken de haber veriliyordu)..Hem ben annemsiz yapamam,onun düşüncelerini alır mı acaba,ona yakın bir ev bakmalıyız…İstediğim yerde olsun düğünüm kesinlikle, ben bir kere evleneceğim,bunu bile düşünmüyorL…

    Bu süreçte sizi yoran ve midenizde yanmalara ,uykunuzun kaçmasına sebep olan stres,yapılan işler değil yukarıdaki soru işaretleridir.Emin olamama hissi ve istenilenlerin evliliğe uygun olup olmaması duru mudur.Şu an yaptığınız tüm somut hazırlıklar hayallerinizin ürünü heyecanla beklediğiniz anlardır yanında getirdiği soru işaretleri ise bunların önüne geçmeye başlar…Tüm bunlarla nasıl başa çıkabilir ve özel günü hep gülerek anabilirsiniz…

    Öncelikle bu kararsızlık anlarını yaşamanız çok normal ve olması gereken bir durumdur. ….Hayatınızda bir değişim yapıyorsunuz ve etkilenmelisiniz. Rol değiştiriyorsunuz..bu kadar kolay olmamalı Ancak sağlıklı yanıtlar bularak da süreci en sağlıklı şekilde tamamlamalısınız… o kutsal günü her andığınızda suratınızın ekşimesini eminim ki istemezsiniz..Bunun için;

    Evlilik kararı ilk yetişkinliğin tamamlandığı olgunluk döneminde verilmelidir ve bilinmelidir ki kültürü, aile yaşantısı,eğitimi,sosyal yaşantısı ve ilgileri farklı iki ayrı bireyevlenmektedir.Amacınız müstakbel eşinizi kendiniz gibi yapmaya çalışmak ya da o mutlu olsun diye kendinizden vazgeçmekse,yanıldığınız ilk noktadır.Bu evlilik sandığınız kadar uzun sürmeyebilir.Bu kararı alana kadar farklı yönleriniz size çekici geldi ve hep onları anlattınız,tek bir karakter olmaya çalışmanız ilerleyen süreçlerde yeni bir farklı karakter aramaya yöneltebilir,dikkat!

    Kendisine ait özellikleri olan iki kümenin birleştiğini düşünün.ortak bir kesişim kümesi vardır,evlilikte tıpkı bu gibi olmalı,ortak alanları pekiştirmek ve karşı tarafın kararı ne olursa olsun eleştirmemek,kendi doğrunuzu söylemek ama yinede destek olmak.
    Destek,evliliğin en büyük yapı taşıdır ve dinamiğini korur.Birliktelik kaarrı alındığından itibaren korunmalıdır ve bu durumlar da Saygının somutlaştırıldığı anlardandır.Gidilen kuaför anımsanmaz;ancak kuaföre giderken destek vermeyişiniz her yemekte salata gibi önünüzde yer alır

    Somut olarak da gözlendiği gibi herkesten ayrı bir ev kuruyorsun ve buranın maddi –manevi anahtarı sadece eşlerde olmalı,duvarın rengini her gün siz göreceksiniz bu rengi belirleyen illaki anneniz olmamalı.Ebeveynlere bağımlı olmak hala evlilik olgunluğuna gelmediğinizin göstergesidir; ki dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de budur:sınırların belirlenmesi.

    Karı-koca sınırınız belirli olmadığı sürece evlilikteki dinamik sürekli dışarıya akar ve sorunlar başlar.

    Medeni durumunuz değiştiği gibi; kısmen de olsa yaşamınızda ve davranışlarınızda değişiklikler olacak.Artık tek değilsiniz ve aynı olmadığınız içinde mjuhakkak uzlaşamadığınız noktalar olacak.Problem uzlaşamamak değil,bu uzlaşazlığı çözmek;sanırım evliliğe anlam kazandıran ve devam etmesini sağlayan noktada burası.Evlilik ile gelecek olan değişim ve sorumluluklara hazır mısınız?

    Evlilik öncesinde hazır olmadığınızı düşünüyorsanız ve endişeleriniz var ise profesyonel destek almaktan çekinmeyin.Evlilik sürecinde alacağınız destekten daha da etkili olacaktır bireysel olarak almanız.Bunlara rağmen kararınız evet ise, sadece evliliğe hazırlıkta çıkartılan sorunlar var ise ;nikah masasını yemek masası gibi kullanmayacaksınız.Bu günün özel olduğunu oranın ihtişamı değil fotoğraf karelerindeki imajınız gösterecektir.Sevgiliniz sadece orada eşiniz olmayacak bundan sonraki yaşantınızda eşiniz olacak.

    Evlilikte bu süreç ile karşılaşılan dialoglar;
    Düğünden 10 yıl sonra Arkadaş ortamında piknikte eşler arasında bir uzlaşmazlık olmuştur ve tarışma başlar.
    A:Benim hiç bir istediğim olmuyor zaten,sürekli böylesin.(Etraftakilerden ses çıkaz ve kendilerince tıp demişlerdir)
    B:Neyim sürekli böyle,bencil miyim ben..
    A:Evet her şeyi sen bilirsin,siz bilirsiniz,yıllarcada böyle oldu…Düğünümde bile mutlu edemedin beni,istemediğim bir yerde evlendim.
    B:Hıh döndük dolaştık yine geldik.10 yıldır 10000 defa konuştuk,geri dönebiliyor muyuz,dönsekte o zaman bu koşullarımız var mıydı,vardı da ben mi yapmadım.
    A:Ben bir kere evlendim,ah ahhh…
    B:Tamam sus konuşmayalım yoksa kalbini kırıcam..
    SONUÇ :Eşler arası soğuma,konuşmama..
    Duygular :Gerginlik,öfke…
    Gerçek :Sihirli bir değneğin olmaması.Hayal kırıklığına sebep olacak beklentinin devam etmesi…
    SORU :Önemli olan eşinizle evlenmeniz mi?Yoksa Nasıl evlendiğiniz mi?

    Bu dialoğun devam etmesi sonu eşler duygusal olarak uzaklaşacaktır ve arkadaşız dedikleri role bürünecektir.Duygusallığın olmaması ve ilgi görmenin de ihtiyaç olduğu düşünülürse eğer;bu ilgi 3.bir kişide aranmaya başlanacaktır.Rolünüz ne olursa olsun hiç kimse sürekli eleştirilek ve yetersiz bulunak istemez.Bu olduğu anda savunma mekanızmaları ortaya çıkar..Duygular varsa arada öfkeye dönüşür tartışma olur,halen devam ediyorsa bu durum kaçınaya ve konuşmamaya başlar,hala devam ediyorsa evden uzaklaşmalarla ortak paylaşım azalır ve önemsenip değerli olduğunu düşündüğü durumlar aranır…

    Eşinizin ödül olarak ne yaptığını değil;eşinizi ÖDÜL olarak görebildiğiniz sürece evlilik canlı kalacaktır…

    Önemli olan sizin için düğün sabahından itibaren beraber uyanabilmek ise;
    Merak etmeyin düğününüzü sizin kadar hatırlayan olmayacak.

  • Mutlu Evliliğin Sırrı

    Mutlu Evliliğin Sırrı

    Evliliğinizde veya ilişkilerinizde sorunlar mı var? Zaman zaman kendinizi mahkeme salonunda boşanırken mi hayal ediyorsunuz? Her tartışmanız büyüyüp alevleniyor ve her ikinizi de yakıyor mu? Sorunsuz veya tartışmasız bir ilişki olmaz ama kronikleşirse korkulan son kaçınılmaz olabilir. Oysa uzmanların tavsiye ettiği birkaç basit ve etkili kurala uymak sizi mutluluğa kavuşturabilir. “Evlilik nedir?” “Mutlu evliliğin sırları nelerdir?” “Evlilikte sıkça görülen sorunlara ve tartışmalara hangi gözlükle bakılmalıdır?” “Evliliklerdeki sorunları ve tartışmaları sertleştirip, yumuşatan faktörler nelerdir?” İşte tüm bu soruların yanıtı ve çözüm önerileri…

    EVLİLİK BİRLİKTE YAŞAM SÖZLEŞMESİDİR…

    Evlilik farklı aile yaşantılarından ve kültürlerden gelen iki insanın aynı mekânı ve zamanı artık birlikte paylaşmaya başlamasıyla oluşan sosyal bir kadın ve erkek ilişkisidir. Bu açıdan bakıldığında evlilik bir kadın ve bir erkek arasında yapılan bir birlikte yaşam sözleşmesidir. Toplum düzeni, eşlerin ve doğacak çocukların bakım ve yetiştirilmesi yönünden evlilik ilişkileri üzerinde devletin de kontrol yetkisi bulunmaktadır. Evlilik ilişkilerinin düzeni ve yürütülmesinde evliliğe taraf olan karı ve koca bütünüyle serbest değillerdir. Toplumsal kurallar, kanunlar, din ve törenin şekillendirdiği toplum da bir taraf olarak söz ve kontrol sahibidir. İnsan yaşamının doğumdan sonraki ikinci yaşam dönemi olarak kabul edilen evlilik erkek ve kadın için önemli, ailenin de başlangıcı sayılan toplumsal ve kişisel bir olaydır.

    MUTLU EVLİLİKLERİN SIRRI…

    Evlilik ilişkisi; sevgi, saygı, paylaşma ve hoşgörü ile yürütülürse mutluluğun, başarı ile yürütülemez ise de mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biri olabilmektedir. Çünkü sabır, sadakat, koşulsuz sevmek, samimiyet, tutku ve saygı olursa mutlu bir birliktelik ve sağlıklı bir seks hayatı olur.

    EVLİLİKLERDE EN SIK GÖRÜLEN SORUNLAR VE TARTIŞMA BAŞLIKLARI…

    Evliliklerde sorunların olması ve buna bağlı olarak tartışmaların yaşanması olağan ve doğal bir durumdur. Tartışmalar evliliğin canlı olduğunun göstergeleridir. Evliliklerde iletişim sorunları, ekonomik nedenler, eşin işsiz kalması, aile büyükleri ile aynı evde oturma, eşler arasındaki cinsel sorunlar, akraba ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişler, mesleki durumlar, sorun çözmede kullanılan hatalı yollar, çocukların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, din, mezhep ya da kültür farkları, alkol, kumar ve şans oyunlarına düşkünlük, eşin evi terk etmesi ya da başka biriyle yaşamaya başlaması, aldatma, dayak ve küçük düşürücü davranış ve hareketler, iş kolik bir eşe sahip olma, eşlerin kişilik yapılarının birbirine uymaması, aşırı kıskançlık veya eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayıramaması gibi konular evliliklerde en sık görülen sorunlar ve tartışma başlıklarıdır.

    SİYAH GÖZLÜK YERİNE PEMBE GÖZLÜK TAKMAK GEREKİYOR…

    Evli çiftler bazen yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirebilirler ve onlara siyah bir gözlükle bakabilirler, ümitsizlik ve çaresizlikle evliliklerini boşanma sürecine sokabilirler veya mutsuzluğa mahkûm edebilirler; bazen de bu sorunları yumuşatabilirler ve onlara pembe bir gözlükle bakabilirler, ümit ve mutluluk duygularıyla evliliklerini keyifli bir sürece sokabilirler. Bu nedenle çiftlerin evliliklerinde siyah gözlük yerine pembe gözlük takmaları gerekiyor. ‘Peki, bu nasıl olabilir?’ Bu sorunun pek çok yanıtı bulunmakla beraber en önemli yanıtlarından biri çiftin birlikte paylaşımlarının olmasıdır.

    ÇİFT OLARAK BİRLİKTE DUŞ ALIN, BİRLİKTE YATIN, BAŞ BAŞA SOHBET EDİN VE SEKS YAPIN!

    Birlikte duş alarak, birlikte aynı yatakta uyuyarak, birlikte baş başa sohbet ederek, sevişip, düzenli seks yaparak birbirlerine olan tutkularını ifade eden çiftler, evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara pembe gözlükle bakarlar, bu sorunları yumuşatırlar ve zamanla çözebilirler. Ancak birbirlerine olan tutkularını ifade edemeyen ya da saklamayı tercih eden, birlikte duş almayan, birlikte yatıp uyumayan, her defasında partnerlerini cinsellikle cezalandıran, baş başa sohbet etmeyen çiftler ise evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara siyah gözlükle bakarlar, bu sorunları sertleştirirler ve zamanla kendilerini mutsuzluğa mahkûm ederler. Oysa uzun süreli ilişkilerde cinsel tutkuyu sürdürmenin şifresi, duygusal açıdan karşıdaki insanla bütünleşirken kendin olarak kalabilme yeteneğidir. Bu tür bir kendini geliştirmenin dört ana bileşeni oluyor, bunlar; ‘açık iletişim kurma, partnere dokunma, suçlamak yerine sorumluluk alma ve endişelerin üzerine gitme’ şeklinde sıralanabilir.

    HORLAMANIN %100 TEDAVİSİ VAR, KADER DEĞİL!

    Evlilik içi tartışmalar sonucu oluşan küslüklerin dışında, çiftlerin ayrı yataklarda yatmalarına sebebiyet veren önemli bir faktör partnerlerden birinin diğerini rahatsız edebilecek derecedeki horultularıdır.Horlama faktörü çiftin ayrı yatmasına, yorgun ve öfkeli olmalarına, cinsel soğukluğa ve birbirlerine olan tahammüllerinin azalmasına neden olabileceği gibi, çifti birbirinden ve yaşayacakları güzel zevklerden mahrum da bırakabilir. Ama asıl önemlisi yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirir ve bunlara siyah gözlükle bakmalarına yol açabilir. Bu nedenle sebebi her ne olursa olsun çift horlamanın tedavisi için bir hekime başvurmalıdır. Çünkü horlamanın %100 tedavisi vardır, kader değildir.

  • Çiftler Neden Kendilerine Acı Veren İlişkileri Sürdürürler?

    Çiftler Neden Kendilerine Acı Veren İlişkileri Sürdürürler?

    Çiftlerle çalışan bir terapist olarak, klinik çalışmalarımda insanların birbirleriyle acı verici bağlar kurduklarını gördüm. Çiftlerin bu kendilerine acı veren, çatışmalı ilişkilerini sürdürmelerinin nedeni merakımı uyandırdı. Bu çiftlerin birbirini nasıl bulduğu, aralarındaki ilişkinin sapkınlık ya da sadomazoşizmi çağrıştırması dikkatimi çekti. Çiftlerin boşandıktan sonra bile bu acı verici ilişkiyi sürdürdükleri, bu bağ için zamanlarını, paralarını, hatta bazı durumlarda çocuklarını feda ettikleri görülüyor. Benim bu yazıdaki amacım da bu sorulara yanıt aramak ve analitik terapide bu çiftlerle nasıl çalıştığımız konusunda bilgi vermektir.

    Grotstein’a (1987) göre insanlar boşluk duygusunun yerine, kendilerine acı veren kişilere bağlanmayı tercih ediyorlar. Bu boşluk duygusu, kişilerde “hiçlik” ve “kara delik” hissi yaratıyor. İnsanlar için asıl zor olan bağlanılan kişiden mahrum kalmak değil, içlerindeki “anlamsızlık” ile başa çıkmaktır. Bu içsel boşluk insanların kendilerini neredeyse ölü gibi hissetmelerine sebep oluyor ve Kernberg’in de dediği gibi, kişiler “ölü hissetmektense acı çekerek hala yaşadıklarını bilmeyi” yeğliyor (1975, s.196). 

    Çiftlerde, intihar bombacılarının bir amaç uğruna canlarını feda etmelerine ve yaşamlarına öldükten sonra dahi anlam vermelerine benzetilebilecek, bir acıya bağlanma olgusu bulunuyor. Bu durumda da boşluk ve anlamsızlık duygusu yerine, acı veren evlilik ilişkileri tercih ediliyor. Toplumsal grup üyelerinin grup kimliğini korumak için her şeylerini feda edebildikleri gibi, çiftler ve bireyler de aynı şekilde davranabiliyor (Lachkar, 2003, s.77). Kendilik duygusunun ve kimliğin korunması, kişilerin kendi hayatından bile değerli olabiliyor. Kişiler bu durumlarda her türlü bedeli ödemeye hazır oluyorlar.

    Analitik terapide hareket noktamızı belirleyen varsayım, çiftlerin eş seçiminde bilinçdışı süreçlerin oldukça etkili olduğudur. Bireyler çocukluklarında açılmış bir yarayı bilinçdışında onarma çabasıyla ya kendilerinde yara açan ebeveyne benzer birini, ya da tam tersi, yarayı açan ebeveynden farklı bir eş seçerler. 

    Duygusal acılar, kişinin geçmişinde çözülmemiş konuların olduğunu gösterir ve çift terapisinde bu konuların üzerine çalışılır (Lachkar, 2003, s.78). Böylece yeni deneyimler ve kişisel gelişimleri hayata geçirmek terapi sürecinde mümkün olabilir. Çünkü, analitik çalışan bir terapist olarak, çiftlerin yeni deneyimlerden korktuklarını ve yeni deneyimler yerine, yıkıcı olduğu halde eski davranış kalıplarını sürdürmeyi tercih ettiklerini gözlemlediğimi söyleyebilirim. 

    Terapi sürecinde, çocukluk deneyimleri ve erken çocuklukta oluşan davranış kalıpları konusunda içgörü edinilmesi çok önemlidir. Fakat bu içgörü, kalıcı bir değişim için tek başına yeterli olmamaktadır. Çift dinamiğinde değişim, terapi sürecinde kazanılan içgörüleri, yeni duygu ve düşünceleri ilişkilerde tekrar tekrar deneyimlemekle gerçekleşir. 

    Başarılı olduğunda evlilik, eşlerin önemli psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlar. Her bireyin sevgi, yakınlık, onaylanma, ait olma ve değerli hissetme ihtiyaçları vardır; iyi bir evlilik bu ihtiyaçları karşılar. Evlilik ilişkisinde yalnız olmadığını bilmek, deneyimleri paylaşmak büyük önem taşır. Bazı durumlarda, aile baskısı veya sosyal nedenlerle evlenildiğinde, yalnızca evlenmiş olmak bile başlı başına gurur duyulan bir durum olabilir; kişi kendini bir işi başarmış olarak görür ve kendine verdiği değer artar. Böylece psikolojik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlar karşılandığında taraflar tatmin duygusu yaşar ve evlilik başarıya ulaşır. Fakat bu ihtiyaçlar karşılanmadığında eşler mutsuz olmaya başlar ve evlilikte sorunlar ortaya çıkar. Çiftleri terapiye getiren bu sorunlar oldukça çeşitli olabilir.

    Analitik çift terapisinde odaklanılan, tek tek kişilerden daha çok ilişkinin kendisidir. Terapide, bireyin iç dünyasındaki umutlar, dilekler, korkular, hayal kırıklıklarının yansıra; eşinin iç dünyasına ve tarafların iç dünyalarının etkileşimine, birbirleri üzerinde nasıl etki ettiklerine dikkat edilir. Her çiftin yaşantısı ve iletişim biçimi birbirinden farklıdır; her çiftin kendine özgü karakteri vardır. Bunlar bilinçdışı süreçlerle ilgilidir ve çiftler bunun farkında değildir. 

    Referanslar:
    Becker, B.J. (1978). Holistic, Analytic Approaches to Marital Therapy. American Journal of Psychoanalysis, 38:129-142.     
    Grotstein, J. (1987). Meaning, meaninglessness, and the “black hole”: Self and interactional regulation as a new paradigm for psychoanalysis and neuroscience: An introduction. Unpublished manuscript cited in Lachkar, 2003.  
    Kernberg, O. (1975). Borderline conditions and pathological narcissism. New York: Jason Aranson.
    Lachkar, J. (2003). The Narcissistic/Borderline Couple: New Approaches to Marital Therapy. Routledge: New York & Oxford.