Etiket: Evlilik

  • EVLİLİK VE ÇİFT TERAPİSİ

    EVLİLİK VE ÇİFT TERAPİSİ

    Evlilik terapisi, çift terapisi ve ilişki terapisi; bireylerin birbirleriyle kurdukları yakın ilişkileri desteklemeyi hedefler.

    -Aile üyelerinden birinin alkol ya da madde kullanımı

    -Çocuk ve ergenlerin davranış bozuklukları ya da sorunları

    -İhmal ve şiddet uygulama

    -Boşanma ya da ayrılık kararı alma

    -Evlilik ya da ilişkiyi kurtarma

    -Sağlıklı bir ayrılma süreci

    -Duygusal istismar

    gibi farklı duygusal ve psikolojik problemlerde evlilik terapisi ihtiyacı doğabilir.

        Bireysel terapi evlilikle ilgili sorunları çözmede yetersiz kaldığında, eşlerden biri ya da her ikisindeki sorunun başlangıcının evlilikle ilgili olaylarla bağlantısı olduğunda ve çatışma halinde olan bir çift evlilik terapisi istediğinde eş terapisi düşünülür.

        Dışarıdan bakıldığında bireysel gibi görünen psikolojik rahatsızlığın altında bir evlilik sorununun yatması muhtemeldir ve eşlerden biri bu durumu kabul etmekte zorlanabilir.

        Evlilik/çift terapisinin amacı; çiftlerde kendini ve eşini anlamayı öğrenmektir. Dolayısıyla iletişim kurmayı öğrenmek en temel amaçtır. Çiftler değişime ve gelişime açık oldukları sürece çözülemeyecek sorun yoktur.

        Evlilik terapisinde ele alınan konulardan bazıları:

    -Eşlerin birbirini bağımsız, kendine has bir insan olarak görebilmeyi öğrenmeleri, birbirlerini olduğu gibi kabul edip hoş görebilmelerini sağlama

    ele alının konulardandır.

    -Eşlerin ; birbirleriyle  arkadaşlarıyla ve aile büyükleriyle ilişkilerinin düzenlenmesi

    -Çatışmaları fırsata çevirmeyi öğrenme, iletişim becerilerini artırma

    -İlişkinin güçlü yanlarını fark etmeyi sağlama

    -Ailede yaşanan çatışma ve uyumsuzlukların çocuk psikolojisi üzerindeki etkilerini ele alma.

        Sağlıklı bir ilişki elbette tartışmaların olmadığı bir ilişki anlamına gelmez. Nitekim tartışmanın olmadığı bir ilişki düşünülemez. Ancak tartışmalar; ilişkiyi güçlendirmekten çok yıkıcı etkiler bırakıyorsa o noktada önlem alınması gerekir.

    İletişim ve ilişkide yapılan en büyük hatalardan biri duygularımızın nedenini kendimizde  de aramak yerine hep dışarıda aramaktır. “Beni üzdün”, “Beni kırdın”, “Beni mutlu et” yaklaşımı yerine “Beraber nasıl mutlu olabiliriz” yaklaşımına büründüğümüzde pek çok sorun kendiliğinden çözülecektir. “Ben” demek yerine “Biz” diyebilmek ve “Biz” olmayı başarabilmek çok şeyin üstesinden gelecektir.

    Evlilik terapisinde mutlu bir evlilik için yapılması önerilen yöntemlerden biri de “üç maymunu oynamak”tır.  Günümüzde “üç maymunu oynamak”  ifadesi insanın gördüğü, duyduğu, bildiği şeyleri “çıkarı için” görmemiş, duymamış, bilmiyormuş gibi yapması anlamında kullanılmaktadır. Oysa “üç maymun oynamak” Japonya’daki bir tapınakta resmedilmiş olan bir öğretidir. Tapınağın duvarındaki kabartmada biri gözünü, diğeri kulağını, diğeri de ağzını kapatmış üç maymunla tasvir edilen bu öğretinin özü “kötüye bakmamak, kötü olanı dinlememek ve kötü şeyler söylememektir.”  Yapılması gereken tek şey eşin yaptığı her hatayı görüp yüzüne vurmamak, söylediği her kötü sözü duyup karşılık vermemek ve kötü konuşmamaktır.

        Evliliklerin ilk birkaç yılı zordur. Birbirinden farklı iki kişinin aynı çatı altına girmesi beraberinde birtakım anlaşmazlıkları getirebilir. Ancak bu noktada çiftlerin birbirini olduğu gibi kabul etmesi, birbirlerini değiştirmeye çalışmaktan çok birbirlerini anlamaya odaklanması büyük önem taşımaktadır.

        Evliliğin ilk yıllarında uyumsuzluk, çatışma ve ayrılık riski yüksektir.  Bu dönemi atlatan çiftlerde çocuk sahibi olduktan sonra da evlilikte çatışmalar görülebilmektedir. Ailede yaşanan çatışma ve uyumsuzluklar çocuk psikolojisini doğrudan etkilemektedir. Çocukta gelişen psikolojik sorun tamamen bireysel bile olsa, tedavide ebeveynlerin işbirliği ve birlikte hareket etmesi çok önemlidir. Bundan dolayıdır ki evlilik terapisi bu noktada yine tedaviye destek olacaktır.

        Eğer  bir evlilikte ‘iyi ki’ lerle başlayan cümlelerden çok ‘keşke’lerle dolu cümleler yer alıyorsa bir uzmana başvurmak gerekmektedir.

  • Evlilikte mutlu kalmak için…

    Evlilikte mutlu kalmak için…

    Birçok evlilik mutlulukla başlar. Ancak yeryüzünde başından sonuna kadar mutlu bir evlilik

    sürdüren olmuş mudur? Olmamıştır. Olması da mümkün değildir çünkü mutluluk bir “süreç”
    değil “an”dır. Eğer sizin ya da partneriniz patolojik bir rahatsızlığı yok ise evlilikte mutlu
    “an”ların sayısını ve süresini arttırmak sizin elinizdedir.
    Bu amaç için aşağıdaki önerileri okumanızı öneririz.
    1. Kendinizden başkasını değiştiremezsiniz özellikle eşinizi.
    Birçok kişi evlenmeden önce eşi için “değiştirilecek özellikler listesi” hazırlar. Bazıları
    daha da ileri giderek öncelikler sıralaması bile yapar. İronik olan ise aynı liste kendisi
    için de yapılır. Değiştirme yanılgısına kapılan her kişi sonunda görür ki sadece
    kendisini değiştirebildiğidir. Eğer bu konuda bir şey yapmak istiyorsanız
    değiştirilecekler listenizi yırtmakla başlayın. Karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabul
    etmeyecekseniz asla evlenmeyin. Bu kabul eşlerin birbirini geliştirmesi ile
    karıştırılmamalıdır.
    2. Eşinizin sizden öncede var olduğunu kabul edin
    Çiftlerin yaygın olarak yaptığı önemli hatalardan biri de sanki eşinin kendisi ile
    tanıştığı tarihte doğduğunu varsaymaktır. Bu kişiler eşinin geçmişini, ailesini ve
    çevresini kabul etmezler. Bu bir yanılgı olup önemli bir çatışma nedeni olur. Eşinizle
    mutlu olmak istiyorsanız eşinizin geçmişini özellikle de ailesini sevin. Eşinin ailesi ile
    sorunu olan kişiler “sevmek zorunda değilim ama saygı duyuyorum” der. Bir ömür
    boyu yaşamı paylaşacağınız insanın ailesine saygı duymanız yeterli olmaz. Saygı
    sadece minimum ilişki düzeyini götürebilir. Aile bağlarının kuvvetli olduğu ülkemizde
    saygı maalesef mutlu bir evlilik sürdürmeye yetmemektedir. Ancak duygular bazen
    istense de istendik yönde gelişmez. Yani isteseniz de sevemeyeceğiniz kişiler olabilir.
    Bu durumda sevmediğiniz kişi ile yaşamayı öğrenmek zorundasınız. Bu öğreti de sizi
    sorunsuz ilişki sürdürmenize neden olabilir.
    3. Sağlıklı cinselliği öğrenin
    Cinsellik sadece seksüel ilişkiden ibaret değildir. Kadın ve erkek rollerinin tanınması,
    kadın ve erkek olarak birbirlerini tanıması ve kadın-erkek arasındaki farkları kabul
    edip saygı duyması sağlıklı cinselliğin temelini oluşturur.
    4. Ebeveynlik evliliği unutturmamalıdır.
    Özellikle bizim coğrafyamızda çocuk sahibi olununca eşler unutulmaktadır. Çocuğu
    olan kadın eşini unutmakta ve tüm enerjisini çocuğuna vermektedir. Diğer taraftan
    çocukla ilgilenmek zorunda olan kadına yardımcı olmayan erkek kendisini evin dışına
    atıyor ve mutluluklar başka alanlarda aranmaya başlanıyor. Bu evlilik sürecinde
    verilmesi gereken önemli bir sınavdır. Ebeveynlik, evliliği esir almamalıdır.
    5. Bu sorunda benim rolüm ne?
    İlişkide problem olduğu zaman eşler genellikle karşı tarafı suçlama eğilimine
    girmektedir. Bu tutum problemi çözmez, tam aksine problemin artmasına neden olur.
    Gerçekten problemi çözmek istiyorsanız “bu sorunda benim rolüm nedir?”, “ben
    hangi davranışımı değiştirirsem sorunun çözümüne katkısı olur”, “ben nerelerde hata
    yapıyorum” gibi içgörünüzü geliştirecek samimi soruları kendinize sormanız
    gerekmektedir. “ben bu hatayı yapıyorum ama…” gibi başlayan kendi hatanızın
    nedenini karşı tarafta arama yanlışlığına düşmek ilişkinizin gelişmesine maalesef katkı
    sağlamayacaktır. Bu tutum ve davranışları çiftlerden her ikisinin de yapması sorunun

    çözümüne olumlu etki yapacaktır. Unutulmamalıdır ki evlilik iki kişi ile yapılan bir
    eylemdir.
    6. Neden bu kişi ile evlendim?
    Bu insanla neden evlendiniz? Evlenme nedenleriniz hala geçerliliğini koruyor mu?
    Evliliği sürdürmenizde ana neden unutulmamalıdır. Bu asıl nedeninizi alsa unutmayın
    ve sık sık asıl nedende bir sapma olup olmadığına bakın. Belli gerçekleşmelerle
    nedenler değişebilir. Özellikle çocuk olduktan sonra. Unutulmamamladır ki evlilikte
    en bağlayıcı neden birlikte mutlu olarak yaşamaktır. Zaman zaman minör değişiklikler
    olabilir, bu değişikliklerin sizin ilişkinizde olumsuzluklara neden olmasına izin
    vermeyin.
    7. Evlilikte akıl yoktur.
    Evlilikte her şeyi bir mantığa ya da kurala bağlamak ilişkiyi zorlayacaktır. Evlilik akıl
    oyunu değil istek oyunudur. Özellikle erkeklerin çok zorlandığı konular bu nedene
    dayanmaktadır. Bir çiçeğin evlilikteki önemini anlayamayan erkekler evlilik ilişkisini
    sürdürmekte zorlanacaklardır. Evlilikte her olayı doğrusal nedensellik ilkesi ile
    düşünemeyiz. Evlilik, akıl ve mantığın geçerli olduğu bilimsel bir platform değildir.
    8. Anlaşamadığınız konularda anlaşın.
    Bazı çiftlerin anlaşamadıkları ve hatta hiç anlaşamayacakları konular vardır. Bu
    konular her sofrada, her yıl dönümünde ya da her tatsız olayda gündeme getiriliyorsa
    ev cehenneme dönmüş ya da dönmek üzeredir. Belli ki bu sizin anlaşma
    sağlamayacağınız bir konu. Bu konuda anlaşamayacağınız konusunda anlaşmanız sizin
    ilişki sağlığınız için en iyi ilaç olacaktır. Bazı konularda anlaşamayacağınız konusunda
    anlaşırsanız gündeminizi boş yere doldurmazsınız. Tartışma, evlilikte gerekli olan
    adrenalin artması için iyi bir araçtır. Yeni tartışma konuları bulmak ve bu yeni konular
    üzerinde tartışmak evlilikteki heyecanı artırır bu da ilişkiye keyif katar.

  • EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    Mit; bilimsel verilere dayanmayan, gerçekliği kanıtlanamayan, toplumun geneline mal edilen düşünce, inanış ve alışkanlıklar bütünüdür. Örneğin; “eşini seven insan, onun her dediğini yapar, onu hiç üzmez” düşüncesi evliliğe ait bir mittir. Bu düşünce gerçekçi olmayan bir düşünce ve inanışı yansıtır.

    Mitler; sadece evliliklerde yoktur. Genel olarak yaşamın her alanında sıkça karşımıza çıkarlar. Ama ben bugün mitlerin evliliğe bakan yönünü ele almak istiyorum. Çünkü kişilerin evliliğe dair mitleri, evlilikte sorunlar yaşanmasına ve toplumun temel taşı olan aile kurumunun parçalanmasına yol açmaktadır.

    Evlilikle ilgili kişilerin düşünce, inanış ve tercihleri olması doğaldır. Bu düşünceler ve inanışların oluşmasında yetişme ortamı ve eğitim düzeyi etkilidir. Sorun şu ki; kişinin tercihlerini yansıtan mitlerin, zorunluluk olarak algılanması ve karşıdaki kişilerin bu zorunluluğa göre davranmasının beklenmesi.Yukarıda verilen örnekte, ‘eşini seven insan, onun her dediğini yapar, onu hiç üzmez’ mitine sahip olan bir kişi; bu inanışa göre hareket edecek ve eşinden tercih etmediği bir davranış gördüğünde eşini suçlayacak ve eşinin kendisini yeteri kadar sevmediğini düşünecektedir.

    Böyle bir mit ne kadar gerçekçidir?

    Bu mite sahip kişinin eşi için evlilik ne kadar zordur?

    Evliliğe dair yaygın olan bazı mit örnekleri vermek istiyorum.

    “Eşini seven biri onu üzmez. Onun her dediğini yapar.

    Bu mit gerçekçi olmayan bir düşüncedir. Bir insan eşini ne kadar severse sevsin, arada sırada onun tercih etmediği davranışları yapabilir. Her komutu yerine getiren, her denileni yapan olsa olsa bir makine olur. Bir insanın her zaman eşinin her dediğini yapması mümkün değildir.

    “Kişi evliliğinde mutluysa, arkadaşa ihtiyaç duymaz.”

    İnsan evliliğinde kendini mutlu hissetse bile, arkadaşın yeri ayrıdır. Bir eş, arkadaşın yerini tutamaz. Eşle paylaşım ayrıdır, arkadaşla paylaşım ayrıdır.

    “Çocuk sahibi olmak evlilikteki sorunları bitirir.”

    Gerçekçi olmayan bir düşünce tarzı daha. Çiftler aralarında sorun yaşıyorlarsa, sorunları çözmeye çalışmadan sadece bebek sahibi olarak sorunların çözümünü beklemek doğru değildir. Aksine sorunlar devam ederken bebek sahibi olmak sorunların daha da çoğalmasına yol açabilir.

    “Tartışmaların yaşandığı bir evlilik kötüdür.”

    İnsanın olduğu yerde, tartışma ve çatışmaların yaşanması doğaldır. Tartışmasız veya sorunsuz hiçbir evlilik yoktur. Tam tersine bir evlilikte sorun yoksa, o evlilikte ciddi sorunların varlığından endişe etmek gerekir. Önemli olan sorunsuz bir evlilik temenni etmek değil, sorunları sağlıklı bir şekilde çözebilmek için çabalamaktır.

    “Evde yemeği kadın pişirmelidir.”

    Böyle bir zorunluluk yoktur. Evde yemeği kimin pişirip pişirmeyeceği eşler arasındaki işbirliğine göre değişebilir. Kadının pişirmesi bir zorunluluk değil, tercihtir. Yemeği bazen kadın, bazen erkek pişirebilir.

    Özetle, vurgulamak istediğim nokta; evlilikte kişinin sahip olduğu inanışlar %100 mutlak doğrular değildir. Mutlak doğru olmayan her şey değişebilir. O yüzden gerçekçi olmayan inanışları bir zorunluluk olarak algılamaktan vazgeçip esnek bir bakış açısı geliştirmek gerekir. Aksi halde evliliklerde sorunların yaşanması kaçınılmazdır.

    Yazımı şu sözlerle noktalamak istiyorum.

    “Eşler bir makasın iki tarafı gibi olmalıdır. Araya giren tüm olumsuzlukları kesebilmelidirler.”

  • Evlilikte Boşanma Noktası

    Evlilikte Boşanma Noktası

    Evlilikte Boşanma Noktası

    Evlilikte boşanmalar sadece eşler açısından değil sağlıklı ve mutlu çocukların yetiştirilmesi bakımından geleceğin de olumlu/olumsuz etkilenmesini sağlayacağı için temel konulardan biridir.

    Evlilik kurumu 4 bin yıllık bir olgu olarak bilinir ve toplumsal yaşamın düzenli gelişiminde çekirdek niteliği açısından temel bir yapıdır. Evlilikte eşlerin rolleri önemlidir ve insana dair her olgu gibi tarihsel sürecin her aşamasında tartışılmıştır.

    Aile ilişkileri hatta aile olgusunun bütünü evlilikle gelişen, beslenen ve evlilik aracılığı ile sürekliliğini sağlayan dinamik bir yapıdır. Bu özelliği ile de toplumun en küçük bütünüdür ve boşanmalarla parçalanması gerçeği toplumun bütün kesimlerinde o nedenle kaygıya neden olmaktadır.

    Evlilik uzun süren bir birlikteliktir ve hayatın zorlukları ile baş etmekte işbirliği gerektirir. Bu süreçte son yıllarda tartışılan “Evlilik Yorgunluğu” kavramı önemlidir.Bu yorgunluğa ilişkin eşler tedbirler almayı, baş etmeyi ve sağlıklı iletişimi geliştirmelidir.

    Çiftler öncelikle evliliğe karar verdiklerinde yeni bir süreç yaşayacaklarının bilinciyle davranmalı ve yeni rolleri ile ilgili olarak yaklaşımlarını, nasıl davranmaları gerektiğini gözden geçirmelidirler. Önceden bu bilgileri geniş aile içindeki duygusal yakınlık hissettikleri büyüklerinden karşılıyorlardı göç, iletişim kopukluğu, zaman yokluğu gibi nedenlerle bu ilişkilerden yararlanamadıkları koşulda ise profesyonel danışmanlık alarak bakış açılarını netleştirmeleri önemlidir.Sorun yaşandıktan sonra yıpranarak süreçteki eksiklikleri gidermektense başlarken bilinçli davranmak daha avantajlı olacaktır.

    Yani boşanma noktasına gelinmemesi için önemli üç temel adımda bilgilenmek ve kişisel gelişim, ruhsal hazırlık dikkate alınmalıdır.

    Bu adımlar;

    • Evlilikte roller ve hazırlık
    • Evlilikte uyum ve gelişim
    • Çatışma çözme ve iletişim

    Eşlerin profesyonel destek alarak evliliğe hazırlığı, evlilikte uyum ve iletişim konularında gelişim çabaları ve çatışmalara çözüm arayışı, stres yönetimi, kriz çözme, etkili iletişim gibi konularda donanım edinmeleri önemlidir.Çünkü evlilik bir bakıma eşlerin geleceğe birlikte iz bırakmasıdır.

    Boşanma kaçınılmazsa o dönemi de bir birine zarar vermeden ve kendisi daha fazla yıpranmadan geçirmek çiftlerde hedef olmalıdır. Boşanma sırası ve boşanma sonrasında da danışmanlık desteği yarar sağlayıcı olacaktır.

    Boşanma noktası evliliği ayakta tutan ayakların artık yerinde olmaması anlamını taşır ve ilişkinin bitirilme noktasıdır.

    Biliyoruz ki her ilişki özeldir ve kendi içinde çatışmalarını olduğu kadar uyumunu, bütünlüğünü, çözümlerini de taşır. Boşanma da bazen bu çözümlerden biri olabilir fakat en son seçenek olabilmelidir.

  • EVLENMEDEN ÖNCE GERÇEKTEN EŞİMİZİ Mİ SEÇİYORUZ

    EVLENMEDEN ÖNCE GERÇEKTEN EŞİMİZİ Mİ SEÇİYORUZ

    Eş sözcüğü birbirinin aynısı olan durumlarda kullanılır.İki ayağımız kulaklarımız ayakkabılarımız ve küpelerimiz gibi.. Oysa ki bazı durumlarda birbirinden çok farklı iki durumda da birbirlerini eş olarak sıfatlandırıyoruz. Bunlardan günümüzde en yaygın olanı karı-koca için eş kelimesini kullandığımızdır.

    Aslında birçok özellikleri yönünden farklı olan iki kişinin evlilik adıyla hayatlarını birleştirmeleri üzerine neden birden bire eş olarak adlandırılmaya başlanıyorlar. Bizler evlenirken kendimizdeki aynı özelliklere sahip kişiyi mi arıyoruz yada farklı özelliklere sahip bizi tamamlayıcı kişiyi mi arıyoruz . tabiî ki de tamamlayıcı kişiyi mi arıyoruz.

    Karı-koca eğer eş ise neden bu kadar zıt davranışlar sergiliyorlar?

    Eşimiz dediğimiz erkek kıyafet uyumuna , makyaja , saç bakımına karısı kadar özen gösteriyor mu veya kadın erkek gibi araba markalarını , hangi takım hangi futbolcuyu transfer ettiğini bir erkek kadar iyi biliyor mu genellikle bilinmez öyleyse bunlar nasıl eştir.

    • Eş sözcüğü kullanmak yersiz bir durum olmuyor mu?
    • Zaten hiç kimse evlenirken bir eş istemez ki ne yapsın kendinden bir tane daha kişiyle hayatını birleştirip İnsan evlenirken karşısındaki kişide kendini aramıyorsa ne arıyor peki ?
    • Evleneceğim kişi iyi mi kötü mü her konu da anlaşabilir miyiz ?
    • Birbirimize karşı uyumlu davranabilir miyiz ?
    • Toplumda birbirimizi taşıyabilir miyiz?
    • Sevgisini kaybetse dahi saygısını sonsuza dek devam ettirebilir mi?…

    Bunun gibi binlerce soru kafamızda dolanır durur.

    Bunların cevabını hiçbir zaman bulamayız o an her sorumuza olumlu cevaplar bulsak ta iler ki zamanda değişmeyeceğinin de garantisi yoktur. Bunun için kendimizle ilgili net kararlar vermeliyiz. Evliliği ne için yaptığımızı; ailemizden ve çevremizde ki kişilerin baskısından kurtulmak için mi evleniyoruz , yoksa hayatımızın geri kalanına o kişiyle devam etmek istediğimizden emin olarak mı evleniyoruz. Her ne kadar bu iki kişi birbiriyle evlenmek istese de başka etkenlerde evlilik kurumu daha oturmadan darbe oluşturabiliyorlar.

    Çiftler birbirlerinin ailelerine kültürlerine uyum sağlayabiliyor mu yoksa daha yolun başında iken ufak tefek konularda dahi tartışıyorlar mı?

    Uyumsuzluklar belirgin bir şekilde devam ediyorsa evlilik iki kişi içinde riskli bir yoldur.

    Çiftler evlilik yoluna çıkmadan önce karşımdaki kişide neler arıyorum sorusunu kendine cevaplamalı ve karşısında ki kişide bunların olup olmadığını öğrenmelidir. Örneğin kesinlikle sigara içen bir karı veya koca istemiyorsanız karşınızda ki adayda bu davranış varsa evlenince bir şekilde bıraktırırım mantığıyla ilerde sorun olacak bu davranışı konuşup çözmeden evlilik yolunda bir adım atmakta başka bir risk olacaktır. Buraya kadar anladık ki karşı taraftan önce kendimizi tanımalı ne istediğimizi belirlemeliyiz. Nasıl ki bir işe başlarken ne olursa yaparım abi diyerek başlarsak başarıya ulaşmamız güçse evlilikte de ne istediğimizi kafamızda belirlemeden evlenirsek mutluluğu yakalamakta güç olacaktır.

    Evlilikten ne istiyoruz ; aşk mı sevgi mi saygı mı güven mi heyecan mı dindar bir aile mi huzur mu destek mi …?

    Önceliklerimiz hangileri ise onları belirlemeliyiz.

    Evlilik adımını attığımız da sevgi mi gerekli aşk mı dersek ?

    Ne diyebiliriz sevgi diyebilmeliyiz çünkü aşk o insanı kör eden karşısındakini kusursuz gösteren ve onsuz yapamayacağını düşündüren bir duygudur. Oysa sevgi karşımızdaki kişiye ihtiyacımız olduğunu hissettiren onunla mutluluk duymak eksiklerimizi fark ederek hoş görmektr. Yani aşıkımızdan değil bir ilişkide sevgimizden emin olmalıyız. Bir diğer önemli nokta ise konuşabilmektir. Konuşamamak evlilik için bir yıkıcı etmendir. Mutluluklarınızı , sorunlarınızı,zihninizi açan bilgilerinizi kısaca her şeyi konuşabileceğiniz bir çift olmalısınız. Çiftler bu iletişimi başarabilirlerse evlilik için sağlam bir adım atmayı başarmış olacaklardır.

    Evlilikler de bir de yaş etkeni önemlidir. Çiftler evlilik sorumluluğunu alabilecek olgunluğa eriştiklerinde evlilik kararı almalıdır. Bu da ortalama kadınlar için 20-25 yaş erkekler için en erken 25 yaş olmalıdır. Son olarak ta evleneceğimiz kişiler konusunda bir bilene danışmalıyız. Fikrine güveneceğimiz sizi tarafsız yorumlayabilecek hatta mümkünse profesyonel bir kişiye danışmalısınız. Çünkü insan özelliklede aşık ise kendi ilişkisine dair sağlıklı karar alamaz. Duyguları kişiyi ele geçirir ve doğru karar almasına engel olabilir. Bunlar evleneceğimiz kişiye başkalarının karar vereceği anlamına gelmez .

    Bütün bunları değerlendirdikten sonra evlilik kararını siz almalısınız .

    Hayat arkadaşınızı bulmanız dileğiyle

  • EVLİLİKTE BENCİLLİĞE DİKKAT

    EVLİLİKTE BENCİLLİĞE DİKKAT

    Bencillik var oluşumuzla birlikte ortaya çıkmaktadır. İnsanlar doğdukları an itibariyle bencillik duygusuna sahiptirler. Herkese muhtaç bir şekilde yaşamını devam ettiren bebekler ve çocuklar etrafındaki insanların ilgisinin merkezinde olmak için ne gerekiyorsa yaparlar. Ama zamanla çocukluk döneminden sıyrılma ile bencillik duygumuzdan da kademe kademe uzaklaşmaya başlıyoruz. Fakat yaşı ilerlediği halde duygusal gelişimi geri kalmış bireyler ben merkezli davranışlar sergileyerek diğer bireyler tarafından bencil olarak nitelendirilmekten kurtulamıyorlar.

    Bencillik sadece ihtiyaçlarının diğer insanlardan daha çok ve önemli olduğunu düşünmek değil , aynı zamanda kendilerini diğer insanlardan daha önemli ve daha üstün görmektir.

    Peki bencillik birey ilişkilerinde hem kendine hem karşısındaki kişiye nasıl zarar vermektedir?

    Bencil kişilik yapısına sahip bireyler kendi nazarında daima haklı olduklarını savunurlar ve kurdukları ilişkilerde kendi menfaatlerini daima ön planda tutarlar. Kendilerinden taviz vermeye tahammül edemezler. Ama kendilerinin diğer bireyler tarafından anlaşılması gerektiğini vurgularlar. Bencil kişilerde empati kuramama belirgindir.

    Bencillik evlilik hayatına nasıl zarar vermektedir?

    Bunu iki açıdan ele almak gerekiyor. Bencil insan nasıl mutlu oluyor kendisini nasıl tatmin ettiriyor.ve de eşinin kişiliğine benliğine nasıl zarar veriyor. Evlilik bencil insanlara bir anda verilen sihirli bir lamba gibidir. Nasıl ki lamba dan çıkan cin lamba sahibinin her dediğini yerine getiriyor itaat ediyor. Bencil birey içinde eş tıpkı bir cin gibi eşinin bütün ihtiyaçlarını karşılayarak onu zahmetten kurtaracak , ona hizmet edecek ve lamba cini gibi onun isteklerini asla sorgulamayacaktır. Bütün bunları yaparken eş karşısındaki kişiden hiçbir talep de bulunmayacak , olur olmaz isteklerde bulunup eşini bunaltmayacak fedakar olmaya sürekli devam edecektir. Bu tarz eşler bencil kişiler için bulunmaz hint kumaşıdır. Bu şartlarda sıradan bir insanın böyle bir eşi kabul etmesi ve bir ömür boyu tahammül etmesi mucize gibi bir şeydir.

    Varsayalım ki böyle bir eşi kabul ederek iyi bir eş uyumlu bir eş olmuyoruz. Aksine eşimize büyük zarar veriyoruz çünkü; eşimiz hiçbir zaman bu şekilde davrandığımızda kendi hatalarını görmeyecek ve asla kendi bencilliğinin farkında olmayacaktır. Böylece eş ömür boyu kendisine hizmet edilmesine,itaat edilmesine alışarak tembelliği iyice pekişecektir.

    Evlilik kurumunun devamlılığı adına da eşlerin evliliklerde daima fedakar olması toplumda bireylere empoze edilmektedir. Bu durum ise bencil eşlerin işine gelmekte eşinin sürekli fedakarlık yapmasını beklemekte ve yaptığı fedakarlığı aslında bir zorunlulukmuş gibi eşine yansıtarak zamanla evliliği çıkmaz bir yola sokarlar. Bu davranışlar zamanla eşler arasında sinir stres öfke veya tam tersi bir suskunluk yaratma ve evlilik iki taraf içinde cehenneme dönüşmeye başlamaktadır.

    Çünkü evlilik bir kişiye hayatının geri kalanında hizmet etmek , kendini ona adamak değildir. Evlilik bir hayat paylaşımıdır. Hiç kimse evleneyim ve birine köle olayım diye hayal kurmaz yada bunu yaşamak istemez . insanlar mutluluklarını pekiştirmek için evlenirler. Bu niyetle evliliğe başlarken eşlerden birinin yada her ikisinde bencillikleri devreye girerde birbirlerine hükmetmeye başlarsa evlilik tahammül edilemez bir hal alacaktır.

    Erkekler ve kadınların bencillikleri evliliklerde aynı şekilde görülmez. Çünkü erkek ve kadının kişilik yapılarının farklı olmasından dolayı evlilikte ki sorumlulukları ve beklentileri farklıdır. Kadınlarda duygusal ihtiyaç ön planda iken erkeklerde fiziksel ihtiyaç ön plandadır.

    Eşler ise bu neden den dolayı birbirlerinin beklentilerine karşı duyarlı olmalıdır. Duyarlı olunmadığı takdir de eşinize eşiniz olduğu aitlik duygusunu hissetirmemiş olursunuz.. sadece kendi beklentilerinizin karşılanması gerektiğini bekleyip biz karşımızdaki kişiye hiçbir değer göstermezsek evliliğimiz de bencilce davranmış oluruz. Sorunlarımız da kendimizi daima haklı görmek çözüm için hiçbir çaba sarf etmeyip karşımızdan çözüm beklemekte bencilliğin başka şeklidir. Onun için ilişkilerimizde daima empati kurmayı başarmalıyız.

    Eğer ki kendimizi karşımızda ki insanların yerine koyup onların beklentilerini de anlamaya çalışırsak bencilliğimizden sıyrılıp birlikte güzel günler geçireceğimiz ilişkilerde yaşam sürmeye devam edeceğiz.

  • Erken Evlilik Üzerine

    Erken Evlilik Üzerine

    ERKEN YAŞTA EVLİLİK SEBEBLERİ

    Geçmişte ülkemizde problem olarak görülen fakat ortaya çıkarılıp tartışmaya açılmayan hatta bir problem olarak görülmeyen evlilik ve aile sorunları son yıllarda gittikçe artmasıyla göz ardı edilemeyen ertelenemeyen bir problem halini almıştır.

    Evlilik karşılıklı cinsel doyumun sağlanmasını, birlikteliği, dayanışmayı ama bunlardan en önemlisi neslin devamını sağlayan bir ilişki biçimidir.

    Evliliğin her toplumda taşıdığı önem ve kutsallık hemen hemen aynıdır.

    Evlilik yaşı sadece ülkeler arasında değil aynı ülkede farklı bölgelerde de değişkenlik göstermektedir. Günümüzde Amerika’da evlilik yaşı 25 ve üzeri iken Türkiye’de 20’li yaşların altında evlilikler görülmektedir. Türkiye ‘ de erken yaşta yapılan evliliklerin oranı oldukça yüksektir. Erken evlilik: En az biri 18 yaşından küçük olan iki kişinin yasal ya da resmi olmayan bir şekilde evlilik bağıyla birleşmesi anlamına gelir.

    Türkiye’deki en önemli toplumsal sorunlardan bir tanesi çocuk evlilikleridir. Erken evliliklerin nedenleri ve görülme sıklığı bölgeden bölgeye toplumdan topluma durumdan duruma göre değişiklikler göstermektedir. Fakat bu evliliklerin temelini oluşturan belirli etmenler vardır.

    Bunlar ;

    • Yoksulluk,
    • Gelenek ve görenekler,
    • Ataerkil bir aile yapısına sahip olmamız,
    • Ülkemizde ki eğitimin yetersiz ve niteliksiz olması,
    • İşsizlik

    Başlıca nedenleridir.

    Ülke gündeminde medyada erken evlilik , çocuk gelin sorunlarına yer verilmiyor olsa da erken yaşta evlilik kaçınılmaz bir sorunumuzdur. Kız çocukları günümüzde halen para karşılığı babaları hatta dedeleri yaşında ki kişilerle evlendiriliyor. Evlilik yaşının küçük tutulması genelde ekonomik durumla doğrudan ilişkilidir.. Çünkü özellikle tarım kesiminde kadının başta gelen vazifelerinden biri, tez zamanda tarlada işçi olabilecek çok sayıda çocuk dünyaya getirmektir. Ayrıca “beşik nişanı” ve çok yakın akraba ile evlenmeler (aile mülkünün dağılmaması nedeniyle) yaygın olarak görülmektedir.Yapılan araştırmalar, bugün, Türkiye’de, her üç evli kadından birinin çocuk evliliği yaptığını göstermektedir.

    Yine ülkemizde bazı aileler, çocuk yaşta evliliğin kız ve ailesinin namusunu koruduğuna, aklının cinselliğe tam ermeden bekaretinin bozulmadan evlendirilmesiyle kız çocuklarının namusunun korunduğuna inanılması gibi bir durumda söz konusudur. Ayrıca toplum tarafından söylenmiş sözler “kız beşikte çeyizi sandıkta” gibi deyişler, kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesinin gerekliliğinin nasıl topluma empoze edildiği gözler önüne serilmektedir.

    Ayrıca Küçük yaşta yapılan evlilikle kocaya itaatin ve yeni yuvaya uyumun daha kolay sağlanacağına inanılmaktadır. Erkek aileleri de kendilerine uyumu daha kolay olsun diye mümkün olduğunca küçük yaşta gelin almak istemektedirler. Bir başka bakış açısı ise Kız çocuklarının bir an önce bir erkeğin himayesine sokulmasıyla, gelebilecek cinsel taciz ve şiddetten korunabileceği sanılmaktadır. Ayrıca, bu evliliklerin genç kızların karşı cinsle evlilik dışı ilişkiye girmelerine ve hamile kalmalarına engel olacağı kanaati yaygın bir düşünce olarak görülmektedir.

    Aileler kızlarının namusunun korunmasında kimseye güvenmemekte bu nedenle ancak bir erkeğin himayesine girdiği zaman aile rahatlatmaktadır. Aslında kızının namusunun korunması yükünden kurtulmaktadır. Artık kızından kendisinin sorumlu olmayacağını onun bir kocası olduğu ve bütün kızına dair bütün sorumluluğun ona ait olduğunu hissetme duygusu aileye huzur vermektedir.

    Eğitim seviyesi ve ekonomik düzeyi düşük ailelerde kız çocuklarının yanı sıra erkek çocuklarının bir iş sahibi olmasını eğitim almasını daha çok istemelerinden dolayı kız çocuklarının eğitimini yarıda keserek zorla evlendirme eğilimlerine sık rastlanmaktadır.

    Erken yaşta evliliklerin büyük çoğunluğu görücü usulü veya ailenin kararı zorlama yoluyla olsa da bazı durumlarda çocukların kendi isteklerine dayalı evliliklerde görülmektedir. Bu durumlara bakacak olursak ; aile içi şiddetli geçimsizlik çocuğu da o ailede bunalıma sokmakta çocuk ise kurtuluşu evlilikte aramaktadır.

    Ayrıca son yıllarda sıkça rastlanılan bir başka durum ise çocuklarımızın facebook , twitter veya arkadaş sitelerinden kişilerle tanışarak kendilerine sunulan vaadlerle kandırılıp kendilerinden yaşça büyük kişilerle kaçma yoluyla evlendiğinde göze çarpmaktadır. Birçoğu ikinci hatta üçüncü eş (kuma) olarak götürülmektedir. Erken yaşta yapılan evliliklerin genelinde kız çocukları kendilerinden yaşça büyük kişilerle evlendiği de saptanmıştır

  • Sağlıklı Bir Evlilik Nasıl Olmalı ?

    Sağlıklı Bir Evlilik Nasıl Olmalı ?

    ‘Evli, Mutlu, Çocuklu’

    Herkesin hayalidir; ruh eşini bulup mutlu bir yuva kurabilmek. Karı olmak, koca olmak, anne olmak, baba olmak hep zihnimizin önemli bir yerindedir. Genç kızlar güzel bir gelinlik ile evlenmenin, genç erkekler ise güzel bir gelin arabası hazırlamanın derdindedir.

    Sevmek ister herkes. Sevilmek, değer vermek, değer görmek ister. İki ayrı dünyayla bir olmak, bütün olmak ister. Hayatı paylaşmak ister herkes. Zor günlerinde başını dayayacak bir omuz , yere düştüğünde elinden tutacak bir yoldaş arar herkes.

    Tüm bu hayaller sürerken birden bir bakarsın o an gelir. Yıllardır aradığın insan karşındadır. Öyle böyle başlar bir evlilik telaşı. Kimi zaman stresli, kimi zaman mutlu, kimi zamansa yorucu bir şekilde geçer bu süreç. Henüz evleneli bir sene bile olmamışken başlar sorunlar ve burada filmimiz kopar.

    Çok kişiden duymuşsunuzdur şu sözleri;

    • ‘ Evlenmeden önce hiç böyle değildi. Çok değişti.’
    • ‘ Onu hiç tanıyamamışım.’
    • ‘Biz hiç birbirimize göre değilmişiz.’

    Peki ne oluyor ? Bu kadar beklentiyle, heyecanla aradığımız hayat arkadaşımız bir anda nasıl bu kadar değişebiliyor?

    Aslında değişen çokta bir şey yok. Aşk insanın gözünü kör eder derler ya kısmen yaşadığımız durum bu. Evlenmenin, bir yuva kurmanın heyecanına o kadar kapılıyoruz ki öncelikle

    • ‘Ben nasıl biriyim?’
    • ‘Evleneceğim kişi nasıl biri olmalı?’
    • ‘Bir evlilikten beklentim nedir?’
    • ‘Evleneceğim kişinin zihnindeki eş nasıl biri? Ben buna uyuyor muyum?’
    • ‘İkimizin zihnindeki evlilik aynı şey mi?’ gibi soruları aklımızın ucuna bile getirmiyoruz.
    • Peki neden ?

    Çünkü artık büyüdük, belli bir yaşa geldik ve bizi sürekli ‘ Ne zaman evlilik? Yok mu görüştüğün biri?, Darısı başına ‘ gibi soru ve cümlelerle bunaltan büyük bir kitle ve onların sosyal baskısı var.
    ;

    Ha bir de ‘ aman kızım/oğlum aşk meşkte neymiş bizim zamanımızda öyle şeyler mi vardı bulun birini de evlenin’ diyen teyze/amca takımı var. Allah onların çenelerinde zeval vermesin.

    Velhasıl gelelim asıl konuya ‘Sağlıklı bir evlilik nasıl olmalı ve sürdürülmeli?’
    Sağlıklı bir evlilik için en önemli şey sağlıklı bir iletişimdir. Birbirleriyle tatmin edici muhabbetler kuramayan, birbirini anlamak istemeyen hatta dinlemeyen, sorunlar karşısında sürekli birbirlerini suçlayan bir çift ne kadar mutlu olabilir ?
    Tabiki olamaz !
    Bu nedenle evliliğimizde sağlıklı bir iletişim kurabilmek için dinlemeyi bilmeliyiz. Ancak bu dinleyiş söylediklerine karşı nasıl bir cevap yapıştırayım’ düşüncesiyle değil de ‘bana ne anlatmak istiyor?, ne ile ilgili sorun yaşıyor? düşüncesiyle gerçekleşmelidir. Aksi halde bu bir dinlemeye değil, tartışmaya döner. Belki de kavgaya.
    Diğer önemli iletişim hatası ise kullandığımız iletişim dilinde ortaya çıkıyor. İletişim dilimiz hakaret, iğneleme, suçlama, aşağılama gibi bir içeriğe sahipse eşimiz ile hiçbir zaman aynı noktaya gelemez, soruna aynı yerden bakamayız. Çünkü böylesi bir dil kullandığımız zaman karşımızdaki kişi değersizlik, sevgisizlik, anlaşılmamışlık, ezilmişlik, suçluluk veya aşırı savunmacılık hislerine kapılarak söyle dikkatinizi dinleyemez ve anlayamaz. Örneğin bir beyefendi hanımına
    ‘Sen gerizekalı mısın neden havluları bu rafa koyuyorsun?’
    dediğinde eşi beyefendinin havluların konduğu yerden rahatsız olmasından çok kendisine ‘gerizekalı’ demiş olmasına odaklanacaktır ve bu sorunu çözmek için gerekli olan konuşma tarzını yakalayamayacak sorunu çözemeyecektir. Oysaki bu beyefendi eşine ‘Hayatım havluları bu rafa koyuyorsun ama ben işimi göremiyorum bir dahaki sefere alttaki rafa koyar mısın?’ demiş olsaydı eşi havluların yeriyle ilgili soruna odaklanıp ona göre bir yanıt veya çözüm bulacaktır.
    Duyguların paylaşılması ve yakınlık evliliğin sağlılığı açısından önemli bir diğer konudur. Gariptir ki evlenmeden önce sürekli partnerine sevgisini, duygularını, ilgisini belli eden davranışlarda ve tutumlardan bulunan çiftler, evlilikleri sonrası bu konuda gerileme yaşıyorlar. Seni seviyorumlarla gelen çiçekler, ‘bu akşam ne yemek yaptın hanım? Al sana 1 kg portakal aldım’ lara dönüşüyor. Veya sevdiğinin yollarını gözleyen hanım kızlar evlenince kapıyı çalan eşine somurtarak kapı açan, bir hoşgeldin bile demeyen bayanlara dönüşüyor. Oysaki evlilikte duygu paylaşımı ilişki doyumu açısından oldukça gereklidir. Eşler birbirleri karşı hissettikleri duyguları ifade ettiklerinde hem birbirlerini daha iyi anlama fırsatı yakalarlar hem de bir paylaşım yaşarlar ve bu da birbirlerine olan yakınlıklarını arttırır. Mesela bir çift düşünelim, beyefendi iş yerinde çok stresli bir gün geçirmiş ve eve sinirli gelmiş. Kumandayı bulamayınca sinirli bir şekilde eşine
    ‘Nereye koydum şu zıkkımı bulamıyorum’ diye çıkışmış.

    Sizce bu durumda bu beyefendinin eşi ne yapmalı?

    1) Orda işte gözün görmüyor mu? Kör musun be adam? mı demeli
    2)Canım kumanda kanepenin üzerinde. Sinirlisin bugün sanki seni üzen bir şey mi oldu ? demeli

    Cevabı açık. 1. cevap tam bir tartışma ortamı oluşturacakken

    Cevabı açık. 2.Hanımefendinin eşini dinlemek istediğini, duygularını bilmek onu anlamak istediğini, eşini önemsediğini ifadenin eden bir yanıt oluyor.

    Evliliğimizde çatışmanın çıkmaması adına karşı tarafın duygu ve düşüncelerini anlamak veya sorun yaşadığımız konuda kendi duygu ve düşünclerimizi çözüm amacı ile açıkça ifade etmemiz gerekir.

    Gerçekleşmesi itibari ile beraberinde bir çok sorumluluk getiren evlilik, sorumluluklar paylaşımını gerekli kılar. Bundandır ki nikah memurları hep sorar ‘İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta eşinizle bir ömür boyu evlenmeyi kabul ediyor musunuz ?‘ diye.

    Bu cümle görünür de sadakati ifade ediyor olsa da alttan verdiği mesaj şudur;
    ‘ Siz beyefendi, hanımefendi hastalandığında yemek yapıp bulaşık yıkamayı kabul ediyor musunuz?’
    ‘Peki siz hanımefendi Eşiniz iş yoğunluğundan dolayı çocukları okuldan alamadığında, çocukları okuldan almayı kabul ediyor musunuz ?’

    Sonra sevinçle bağırıyoruz ‘ Evvvvveeeettt’ diye. Alkışlar bize geliyor.

    Hiçte duyduğumuz kadar masum değilmiş değil mi?

    Evet, sorumluluklar sağlıklı bir evlilikte açıkça belirlenmiş ve gerekli durumlarda esnetilebiliyor olmalı. Eğer sorumluluklar konusunda çok katı olunursa ve gerekli zamanlarda sorumluluk değişimi gerçekleşmezse yeni çatışma konumuz hayırlı olsun bizlere. Veyahut paylaşılan sorumluluklar yerine getirilmezse bunun sonucu olacak problemlere ‘merhaba’ diyelim.

    Genel olarak özetleyecek olursak; Mutlu, sağlıklı bir evlilik için öncelikle kendimizi tanımalı, ne üzerine bir evlilik gerçekleştirmek istediğimizi belirlemeliyiz. Sonraki süreçte partnerimizi tanımalı, aynı evlilik beklentisine sahip olup olmadığımızı anlamaya çalışmalıyız. Evliliğinizde partnerinizin nasıl bir eş rolünde gördüğünüzü , hangi sorumlulukları üstlenebileceğinizi açıkça belirtmeliyiz ve onun düşüncelerini de öğrenmeliyiz. Aşk, sevgi evlilikte tabi ki çok önemli ancak daha önemli olan birlikte yaşam becerilerini kazanabilmemiz ve en az aşk, sevgi kadar bu konuyu da önemsememiz gerekiyor. Evlilik sonrası ise iletişim şeklimiz, iletişim dilimiz, sorumluluklarımızı yerine getirmeniz veya getirmememiz, duygularımızı paylaşmamız ve partnerinizin duygularını anlamaya çalışmamız ilişkimiz açısından çok önemli noktalardır.

    Kısacası;
    Sevin, dinleyin anlayın eşlerinizi.
    Onları üzmektense, haddini bildirmektense mutlu etmeyi amaç edinin.
    Unutmayın insanlar mutlu ettikleri kadar mutlu olurlar.

    Ve son olarak;
    ‘ Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan dost , sıcak insan eli, insan emeğiydi. Sevgi iyilikti, sevgi emekti…‘ ( Selvi Boylum Al Yazmalım.)

  • Evlilik dışı ilişkiler, Psikanaliz ve Sosyal Medya

    Evlilik dışı ilişkiler, Psikanaliz ve Sosyal Medya

    Psikanalistler ve psikoterapistlerin, profesyonel enerjilerinin büyük bir kısmını analizanlarının ve hastalarının erotik hayatlarını değerlendirmeye ve evlilik öncesi/evlilik dışı ilişkilerini analiz etmeye adamalarına rağmen bu olguya psikanalizliteratüründe çok az yer verilmiştir. Medyada çıkan spekülatif yazıların da okuyucuda içgörü geliştirmek bir yana önyargılı olmayı daha da kışkırttığı ortada. Şu veya bu şekilde hepimiz evlilik dışı (aldatma) ilişkilere ya maruz kalıyoruz, tanıklık ediyoruz ya da bunlardan haberdar oluyoruz. Aldatma olgusu hepimizde bir merak uyandırmakla birlikte bunu anlamakta zorluk çekiyoruz ve çoğu kez buna yeltenenleri yargılıyoruz. Ben bir psikanalist olarak, kendimizi ve başkalarını yargılamanın sadece üzerimizde baskı oluşturduğunu ve gerçekte davranışı değiştirme konusunda bir sonuca ulaştırmadığını düşünüyorum. 

    2000’li yıllar, geleneksel evliliklerde ve evlilik öncesi cinsel deneyimlerde önemli değişimlere tanıklık etti. Evlilik öncesi birlikte yaşama ve cinsel birliktelikler artık toplumda kabul görmeye başladı. Yirmi yıllık İngiltere geçmişim ve oradaki klinik deneyimlerim son dört senedir Türkiye’deki psikanaliz pratiğime eklenince bana iki ülkeyi karşılaştırma imkanı verdi. “Swinging” ya da “switching” (es değiştirme) ve “grup seks”  İngiltere’de olduğu kadar olmasa da, Türkiye’deki çiftlerimde de artık karşılaştığım bir olgu. Psikoterapi merkezime, psikanalitik çift terapisi için gelen çiftlerde, yaşadıkları evlilik öncesi ve evlilik dışı cinsel ilişkilerin, bir yandan kendilerine güvenlerini arttırarak ruh sağlıklarını güçlendirirken ve bazı durumlarda cinsel olgunlaşmayı sağlarken, diğer yandan da taraflarda güvensizlik, değersiz hissetme ve ihanet gibi duygular yaratarak evliliklerini olumsuz yönde etkilediğini görüyorum.

    1900’lerin başından beri psikanaliz, insan davranışının ancak kapsamlı bir psikolojik analizle tam olarak anlaşılabileceğini ve değerlendirilebileceğini öne sürer. Analizde analizanın kişisel tarihi, kişiliğinin yapısal bileşenleri, bilinçdışı dinamikleri, insan ilişkileri, düşlemleri ve ruhsallığının diğer kompleks yönleri hesaba katılmadan davranışlarının anlamı sadece speküle (tahmin) edilebilir. Benim klinik deneyimlerim de bana, evlilik dışı ilişkilerin ne “hastalıklı”, “nevrotik” veya “düşmanca” ne de “sağlıklı” ve “adaptif” (uyumlu) olarak değerlendirilebileceğini gösterdi. Her ilişkide aldatmanın farklı bilinçdışı anlamları vardır. Analizde bir davranışın doğru ya da yanlış olup olmadığına karar vermeden, yani bir yargıya varmadan onun bilinçdışı anlamına bakarız.

    Günümüz çiftlerinin bazı problemleri: Sosyal Medya ve İnternet 

    Yazının başında da belirttiğim gibi kliniğime çift terapisi için gelen (evli olan ya da olmayan) çiftlerin çoğunun başvuru sebeplerinin ‘aldatma’ olduğunu görüyorum. Yaşanan bu aldatmaların çoğu da Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformları ile tanışma aracılığıyla tanışan kişilerle gerçekleşiyor. Bu kişiler eski okul ve iş arkadaşları olabildiği gibi yeni tanışılan kişiler de olabiliyor. Günümüz evliliklerinde sadık kalmanın da bu yüzden zorlaştığını düşünüyorum. Sosyal medya ve İnternet aracılığıyla yeni ilişkiler, yeni heyecanlar bulmak çok kolaylaştı. Bugünün evli çiftler narsisizmlerini, egolarını (grandiosity) ve erotik açlıklarını uyaran pek çok sosyal medya kanalına maruz kalıyor. Buna ek olarak ‘açık evlilikler’ ve ‘swinging’, ‘switching’ gibi diğer heyecan uyandıran alternatif cinsel deneyimlere ilişkin sosyal medyada artan oluşumlarla benzeri ilişkileri yaşamak kolaylaştı ve bu tarz ilişkiler yaygınlaşmaya başladı.

    Evliliğin, tarafların birbirini yargılaması, geciktirilmiş haz duygusu ve bıktırıcı günlük rutinlerine karşılık, evlilik dışı -yasak ilişkide- yaşanan heyecan, narsisistik haz ve hayranlık duyulma ihtiyacının karşılanması göz önünde tutulduğunda, bunun pek çok kişi için daha çekici olması bizi şaşırtmamalı. Yasak ilişki libidinal (cinsel enerji) haz duygusunu tatmine yöneliktir, ancak bu da kişide bilinçdışı çatışma yaratmadan olmaz. Bir yanda bizi ‘yargılayan ego’muz diğer yanda bilinçdışı -yani farkında olmadığımız- motivasyonumuz bilinçte çatışma yaratır. Bu da kişide suçluluk ve kendini affettirme isteği olarak kendini gösterir. Terapiye başvuran pek çok çift için temel motivasyon, duyulan suçluluk duygusu ve karşı tarafa kendini affettirme isteğidir. Çoğu kez aldatan taraf, eşinde yarattığı travmatik deneyimden dolayı kendini sorumlu hisseder ve terapistten beklentisi bu hasarın onarılmasında yardımcı olmasıdır. 

    Burada, aldatma konusunda analitik çift terapisinde ortaya çıkan bazı majör temalardan ve bununla ilgili bilinçdışı çatışma kaynaklarından bahsetmek istiyorum. Her ne kadar her ilişki için bilinçdışı sebepler farklı ve kişiye özgün olsa da klinikte aldatma konusunda en sık tekrarlayan ilişki dinamiklerinin aşağıdakiler olduğunu düşünüyorum. Bunlar pek çok aldatma vakasını anlamamızda yardımcı olabilir. 

    Ensest tabusu

    Bazı evliliklerde yaşanan problemlerden biri de tümgüçlü (omnipotent) anne ya da baba arayışında ensest tabusuyla yüz yüze gelinmesidir. Eşin psikolojik olarak ebeveyn rolüne bürünüp karşı tarafı ruhsal olarak besleyen, rahatlatan, anlayan ve seven kişi yerine geçtiği durumlarda eş kolayca bilinçdışında anne ya da baba yerine konabilir. Böyle olunca da evliliklerinde cinsellik ensestiyöz yani ‘yasak’ olarak deneyimlenebilir. Böyle bir durumda eşini cinsel olarak arzulamak bilinç düzeyinde huzursuzluk yaratır ve kişi bunu eşine karşı cinsel isteksizlik olarak hisseder. Bunun yerine cinsel ihtiyaçlarını evlilik dışı ilişkilerde karşılamaya yönelebilir.

    Yargılayan egoyla (superego) savaş 

    Ensest tabusuyla bağlantılı olarak ebeveynle çatışmalı ve baskıcı bir ilişkisi olan kişi evliliğinde ebeveyn rolüne bürünmüş eşiyle ilişkisinde bu çatışmayı canlı tutar ve baskıya karşı savaşır. Pek çok kişi evlilik ilişkilerine, çocukluklarından kalma ‘psikolojik bağlanma’ problemlerini, özellikle ebeveynlerle bağlanmada yaşanan sorunları taşır. Anne babalarıyla deneyimledikleri gibi, ihtiyaçları olan sevgi ve ilgi ödülünü almak için eşlerini de memnun etmeye çalışırlar. Ancak ya hak ettikleri ödülü alamadıklarını düşündüklerinde ya da kendilerini onların sevgisine muhtaç, bağımlı, küçük ve güçsüz hissettiklerinde, otonomisine müdahale edildiğini hisseden bir ergen gibi anne ya da baba figürüne karşı misillemeye geçebilirler. Bu misilleme, anne ya da baba figürüne karşı bilinçdışında yaşanan çatışmanın eşini aldatarak eyleme geçmesiyle gerçekleşir. Bu tür hastalar, isyankâr davranışlarından dolayı hissettikleri bu suçluluk duygusundan kurtulmak için farkında olmadan (bilinçdışında) eşlerinin suçlarını yakalayıp kendilerini cezalandırılmalarını sağlar. 

    Simbiyotik unite (bir elmanın iki yarısı)

    Türkiye’deki evliliklerde oldukça sık görülen bir durum olan ‘simbiyotik’ birliktelikte adeta bir elmanın iki yarısı gibi hisseden eşler duygusal olarak birbirlerine ‘bağımlı’dırlar. Her şeyi birlikte yaparlar, kendilik imajları ve kimlikleri çok kırılgandır; duygusal olarak ayrışamadıkları için birbirlerini domine etmeye ve kontrole başlarlar. Sürekli birbirlerinden ilgi ve olumlama bekledikleri için çatışma başlar. Eleştiriye ve ilgisizliğe karşı hassasiyet geliştiren bu kişiler evlilik ilişkilerinde sürekli aşağılandıklarını ve hakarete uğradıklarını hissetmeye başlarlar. Simbiyotik bağdan kurtulmanın ve kendini bağımsız hissetmenin bir yolu da evlilik dışı ilişki kurmak olur. Fakat yine de asıl eşe duyduğu ‘bağımlı’ olma durumundan kurtulamazlar ve isyankâr ergenler gibi suçlarını itiraf edip anne/eşten affedilmeyi beklerler.

    Ruhsal ya da Cinsel Biseksüellik 

    Her ne kadar hepimizde her iki cinsiyete yönelik karakteristikler aktif ya da pasif olarak var olsa da bazılarımızda bu çatışma daha şiddetlidir ve evlilikte kendini ‘evlilik dışı’ ilişkilerle gösterebilir. Biseksüel çatışma yasayan kişi çoğu kez iki partnere ihtiyaç duyar; örneğin birinde kendini daha maskülen diğerinde de daha feminen hisseder ya da birinde daha dominant diğerinde daha pasif bir rol alabilir.

    Bitirirken…

    Kısaca özetlemek gerekirse eşini “ensestiyöz kişi” ya da “cezalandırıcı superego” figürü olarak deneyimleyen; “biseksüel çatışma” yaşayan ya da “simbiyotik bağı” koparmaya çalışan kişiler bu bilinçdışı çatışmalarını evlilik dışı ilişki yaşayarak dışsallaştırmış olurlar. Her ne kadar bu yazı psikanalitik tedaviye gelen çiftler üzerine olsa da umarım bahsi geçen bazı ilişki dinamikleri genelde evlilik dışı ilişkileri anlamada bir fikir verebilmiştir. 

  • Adım Adım Aile

    Adım Adım Aile

    Evlilik iki yetişkin arasında yapılan bir anlaşma, bir sözleşme olarak görülür. Evlilikle birlikte her iki taraf içinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem kadın ve erkeğe yeni roller ve statüler kazandırır. Kazanılan bu roller ve statüler gereği çiftlerin bireysel yaşamlarına ve evlilik yaşamlarına direk etki edecek yeni akrabalık bağları oluşmuştur. Bu da hem erkek hem de kadın için sağlıklı ve iyi ilişkiler kurulmasını gerektiren yeni akrabalar özellikle de yeni ebeveynlere ( kayınbaba- kayınvalide) sahip olmak anlamına gelmektedir.

    Akrabalık bağları ya kan bağıyla ya da evlilik yoluyla tesis edilir. Artık kadın için evlat rolünün yanına gelin rolü, erkek için evlat rolünün yanınadamat rolleri eklenmiştir. Anne ve babalar için ise annelik ve babalık rollerinin yanına kayınvalide ve kayınbaba rolleri eklenmiştir.

    Yeni kurulan bir ailenin gelişimini bir insanın doğup büyümesine benzetirsek yeni kurulan yuvanın, ailenin göstermesi gereken ilk gelişim “biz olma” becerisini gösterebilmesidir. Gelecek yılların getireceği stres ve uğraşlara sağlam bir zemin oluşturmak için eşlerin ilişkilerine yatırım yapmaları öncelik taşır. Temel işlerin başında eşlerin birbirlerini daha yakından tanıması, farklı görüş ve alışkanlıklarda uzlaşa bilmeleri, ortak bir yaşam biçimini geliştirebilmeye hazır olmaları gelir. Bunların oluşabilmesi için çiftlerin her şeyden önce birbirlerine zaman ayırmaya ihtiyaçları vardır. Ancak bundan sonra karşılıklı konuşmanın, bir birini duymanın, diyalog kurmanın öneminden söz edebiliriz. Özellikle erkeğin ailesine ve arkadaşları için ayırdığı zamanlar bazen eşini tanımasına ve ilişki bağlarını güçlendirmesine yeterli zaman bırakmayabiliyor.

    Eğer evlilik ilişki temelli bir süreç ise ki bunda şüphe yok, ilişki de duyma temelli bir süreçtir. Duymadığınız sürece eşinizle, çocuğunuzla, ebeveynlerinizle, arkadaşlarınızla anlaşamama-anlaşılamama sorunları yaşamaya devam edeceksiniz. Karşı tarafı duymaktan kastedilen nedir? Duymaktan kastımız hissetmektir. Karşı tarafın duygularının ama en önemlisi kendi duygularınınızın farkına varmaktır. İnsan canlısı kim olursa olsun kaç yaşında olursa olsun söylenen sözlerle ve davranışlarla görünenle ilgilenmiyor ilişki içerisinde bulunduğu insanın kendisi ile ilgili neler hissettikleri ile ilgileniyor. Karşı tarafın kendisi hakkındaki gerçek düşünceleri ile kendisine bile söylemekten çekindiği en derindeki duyguları ile ilgileniyor. İnsanlar ne söylendiği ile değil kimin söylediği, nasıl söylendiği ve ne anlatılmak istendiği ile ilgileniyorlar kısaca “saklı içerik” ile ilgileniyorlar.

    Evlilik Ama Kiminle?

    Bence, toplumumuzda yeni evlenenler arasında ilişkinin sağlam temele oturmayışının bir nedeni de, eşlerden birinin veya ikisinin de, hala geçmiş aileleriyle “evli” olmaları. Bu nedenle de en ufak anlaşmazlıkta kendi limanlarına sığınan gemiler gibi bir birlerinden uzaklaşan çiftler az değil. Bazı durumlarda aile büyüklerinin çoğundan kopamaması ve ya çevreyi kontrol etme ve gücü elinde tutma alışkanlığı, gençlerin evliliklerinde ilişki bağını kurmalarını zorlaştırıyor. Bu konuda en çok erkek annelerinden örnek vermek mümkün. Koruyucu –Müdahaleci anne baba rollerinin daha baskın olduğu ailelerde anneler çocukları ile evlatlarıyla bağlılık ilişkisi yerine bağımlılık ilişkisi kuruyorlar ve evlatları evden ayrılıp evlendikleri zaman çocukları ile vedalaşamıyorlar, kopamıyorlar.

    Bağlılık/ Bağımlılık

    Bağlılık ile bağımlılık birbiriyle çokça karıştırılan çok farklı kavramalardır. Bağlılıkta ilişkiye gönüllü olarak katkıda bulunan iki kişi vardır, bağımlılıkta ise zorunluluk. İlişkide biri daha güçlüdür diğeri daha güçsüzdür. Bağımlılıkta muhtaç olma vardır, bağlılıkta özgür seçim söz konusudur. Bağlılıkta ikili ilişkinin kendine özgülüğü söz konusu iken bağımlılıkta bir olma aynileştirme, birinin diğerinde yok olması söz konusudur. Bu yüzden erkeğin annesi yeni gelen kadına yani eşe evladını gönül rahatlığı ile teslim edemiyor. Oğlunun evliliğinin bağımsızlaşması, eşi olan ilişkilerinin ve bağının güçlenmesi anne için otoritenin ve gücün kaybı anlamına gelebiliyor. Bir iktidar ve sahiplenme mücadelesi başlıyor.Bu yüzden kişilik sınırları net çizilemiyor herkes herkesin zaman ve mekânının içinde. İyi niyetle ve samimiyet adına yapılan bu “kişisel hudut” sömürüsü, evliliklerin iki kişi arasında güçlenmesini örseliyor. Burada en hassas görev erkeğe düşüyor savunmaya geçmeden karşılıklı konuşabilmek ve kimin ailesinden gelirse gelsin evliliği yıpratabilecek tutumlardan el ele kaçınmak en güzeli. Bu nedenle de aile büyükleri ve arkadaşlar hem birey hem yeni kurulan aile için önemli destek sistemini oluştursalar da ilk yıllarda eşlerin en çok birbirlerini dinlemeye ve anlamaya zaman ayırmaları önemli. Güven oluşmadan farklı görüş ve ihtiyaçlar duyulmuyor, evliliğin yürütülebilmesi için gerekli olan ortak görüş ve kararlar da oluşamıyor. Evlilik ilişkisinin sınavları arasında bana göre ilk sırayı eşler arasındaki güvenin tesis edilip edilememesi oluşturmaktadır. Eşler arsında güvenin tesis edilememesi eşlerin biz olma becerisini geciktirmektedir.

    Sağlıklı evliliklerin ön koşulu nedir? diye sorulsa : “Eşlerin bir ilişkiyi sahiplenebilecek kadar sorumluluk almaya hazır, o ilişkide boğulmayacak kadar özgür olmaları,” diyebiliriz.

    Kaynak: Fatma Torun REİD HEP SEVGİLİ KALALIM.