Etiket: Evlilik

  • EVLİLİĞİN ÖMRÜ

    EVLİLİĞİN ÖMRÜ

    Evliliğin ömrünün ne kadar olduğu tartışması, tüm evliliklere ortak bir ömür biçme çabasıdır aynı zamanda. Oysaki; her evlilik kendi dinamiklerine, kendi özelliklerine göre hayatta kalış süresini kendi belirler. Sistem yaklaşımına göre evlilik bir sistemdir ve farklı dönemlerden geçer. Evliliğin ilk 1,3,5,7,10… yılının kritik yıllar olduğundan öte, her evliliğin geçirdiği evrelerin evliliğin kaçıncı yıllarına denk geldiğidir asıl mesele. Bir evlilik sistemi içinde yer alan evreler en temelde; evliliğin yeni kurulduğu zaman, ilk çocuğun doğumu, ikinci ve diğer çocukların doğumu, çocukların ergenliğe girdiği dönem, çocukların evden ayrıldığı dönem, çocukların evlendiği dönem şeklinde devam eder. Bunun anlamı da şudur; evliliğin içinde farklı dönemler vardır ve her dönemin özellikleri birbirinden çok farklıdır. Eğer bu dönemler birbirinden farklı olarak değerlendirilmezse ve her dönem birbiriyle kıyaslanırsa “evliliğin ilk yılları çok farklıydı” “çocuktan önce her şey çok daha güzeldi” şeklinde söylemler doğal olarak sistem içinde kendine yer bulacak ve eşleri mutsuzluğa ve umutsuzluğa sürükleyecektir. Her evre kendi özelliklerine göre yaşanmalı ve beklentiler her evreye uygun bir şekilde güncellenmelidir. Nitekim ilk çocuğun doğumundan sonraki yılların evliliğin ilk yıllarından ya da çocuksuz olunan yıllardan farklı özelliklerde olması en doğal süreçlerden biridir. Evliliğin her evresinde ihtiyaçlar, istekler, evin sorumlulukları, ev içi düzen, maddi konular, roller farklılaşacağı için tüm bu alanlarda aile sistemi kendi içinde ihtiyacı olan güncellemeyi yapmak durumundadır. Evlilikte sorunlar genelde evre geçişlerinde olur, bu da sistemin yeni duruma uyum sağlaması sürecinin doğal bir sonucudur. Umut vaat eden nokta, yeni dönem dengeyi bulunca sorunlar da bitmiş olacaktır.

    Evliliğin ömrünü belirleyen konuların en önemlileri arasında eşlerin birbirlerini farklı iki kişi olarak kabul etmemeleri ve sahip oldukları farklı özelliklerini sürekli sorun olarak görmeleri yer alır. “Eşimle biz çok farklıyız” cümlesi eğer ki bir evlilikte sorun olarak görülüyorsa, o evlilikte sorun hep var olacaktır demektir. Çünkü evliliğin doğası zaten iki farklı kişinin aynı sistem içinde yer almasını gerektiriyor. Eşlerin her şeyden önce, “biz bu sistem içinde; farklı düşünen, farklı hisseden, farklı ihtiyaçları olan, farklı inançları olan, farklı alışkanlıkları olan, farklı zevkleri olan, farklı ilgi alanları olan iki farklı kişiyiz” diyebilmeleri gerekir. Bu kabul yapılmadığında eşler birbirini değiştirme çabası içine giriyor; kendisi gibi davranmayan, düşünmeyen eşinin yanlış davrandığını veya yanlış düşündüğünü savunuyor ve bundan oldukça rahatsızlık duyuyor. Değiştirilmek istenen eş de doğal olarak direnç gösteriyor, sistem içinde kendini var edebilmek için diş gösteriyor ve eşlerin güç mücadelesi başlıyor. Farklılıkların kabul edilmemesinin üstüne bir de sağlıklı tartışma kültürünün olmayışı eklenince en küçük sorunlar yorgan yaktırma noktasına gelebiliyor.

    Bir sorunu, bir çatışmayı çözebilmek için “sen nasıl öyle düşünürsün!” demeden, eşler birbirinin doğrusunu çürütme çabasına girmeden “bu evde iki farklı doğru var, şimdi ne yapacağız?” diyebilmek gerekiyor. Bu noktadan sonra bir çatışmayı çözmek sanıldığı kadar da zor değil. Asıl mesele silahları bırakıp güç savaşını bitirebilmek.

    Farklılıkların kabul edilmesiyle, ilişkinin sağlığı adına atılan bu büyük adımdan sonra hayata geçirilecek bir diğer konu da eşlerin birbirlerinin bireysel sınırlarına müdahale etmemesi, birbirlerine nefes alabilecekleri alanlar bırakması. “Evlendikten sonra her şeyi eşimle beraber yapıyoruz, her vakti birlikte geçiriyoruz” romantik bir söylem gibi gelebilir ancak özünde önemli bir problemi içinde barındırır. Bireylerin kendi özel ilgi alanlarına vakit ayırması, tek başlarına yaptıklarında onları mutlu eden aktiviteleri hayata geçirmesi önemlidir ve bu konuda eşler birbirine destek olmalıdır. Eşler hem bireysel olarak tek başına vakit geçirmeli, hem karı koca olarak birlikte vakit geçirmeli hem de varsa çocuklarla birlikte hep beraber vakit geçirmelidir. Evlilik sistemi ihtiyacı olan enerjinin büyük bir kısmını buralardan alır. Sağlıklı ve kaliteli bir evlilik için sağlam bir ‘biz’ oluşturmak çok önemlidir. ‘Biz’ için ihtiyaç duyulanlar ‘ben’ ve ‘sen’ dir. Çiftler ‘biz’ oluştururken ‘ben’ ve ‘sen’ i yok etmeye çalışmadan, onları koruyarak bunu gerçekleştirebilirler.

    Evlilik içinde en sık rastlanan cümlelerden biri de “Ben söyledikten sonra ne anlamı var, ben dedim diye değil, içinden gelerek yap” cümlesidir. Bu cümle, eşlerin birbirlerinin hoşlandıkları şeylerle ya da birbirlerinin beklentileri, istekleri ile ilgili bilgileri konuşmadan anlayabilecekleri varsayımını içeriyor. Eşlerden biri diğerine hangi yemeği sevdiğini söylemezse diğer eş bunu anlayamayacak ve dolayısıyla belki de o yemek o evde hiç pişmeyecek. Çiftler birbirlerinin hoşlandıkları ve onları mutlu eden şeyleri bilmeli, öğrenmek için çaba sarf etmeli ve kendisinin hoşuna gitmese bile sırf eşi mutlu etmek için bir şeyler yapmalıdır. Kişiler kendileri ile ilgili bu konuları da konuşmayınca aralarındaki paylaşımlar azalıyor ve konuşacak bir şey bulamama noktasına geliniyor. Siz dediniz, istediniz diye eşiniz sizi mutlu etmek için bir şey yaptı, bundan daha güzel ne olabilir ki…

    Bir diğer konu da çiftler evliliklerine dair ‘sıfır tartışma’ beklentisi içinde oluyor zaman zaman. Şu bir gerçek ki, sağlıklı aile sorunları olan ve bunları çözebilen ailedir. Tartışmama beklentisi içinde olan bir ailede de yaşanan tartışmaların varlığı sorgulanıyor, “biz neden tartışıyoruz” şeklinde bir yaklaşım içine giriliyor. Sağlıksız tartışmaların üstüne bir de barışma süreci olması gerektiği gibi yaşanmıyor. Barıştıktan sonra tartışılan konunun bir daha gündeme gelmemesi (“barıştık artık hadi bu konuyu kapatalım”) ya da sorun çözülene kadar barışmaya teşebbüs edilmemesi (“sorun çözülmedi ki niye barışayım”) barışmanın amacına uygun yaşanmadığını gösteriyor. Barışmanın amacı eşlerin sorunları çözebilmesi için bir araya gelmesidir, sorunları halının altına süpürmek değil. Bu konuda da kişisel savaşı bırakıp ilişkinin iyiliği adına hamleler yapılmalıdır. “Sen bana bir adım atsan ben sana koşarım” anlayışı ile ilk adımı karşıdan bekleyen iki kişi de ilk adımı atmayınca, eşlerin koşmak için kullanacakları enerji içlerinde patlıyor ne yazık ki. İlk adımı atma konusunda herkes bireysel sorumluluğunu alıp harekete geçse ilişki adına çok yapıcı bir davranış yapılmış olacak. Evliliklerde kişiler kazanmaz ya da kaybetmez, ilişki kazanır ya da ilişki kaybeder. İlk o barışsın, ilk o özür dilersin, ilk o gelsin…diye düşünmek ilişkinin kaybetmesine katkıda bulunur ancak, sizi kahraman yapmaz.

    Kaliteli bir evlilik için kaliteli iletişim kurmayı da öğrenmek gerekiyor. Öğrenmek diyorum çünkü iletişim bir beceridir ve her beceri gibi sonradan öğrenilebilir. Birçok çift iletişimi sadece ‘söylemek’ olarak düşündüğünden kaliteli iletişime dair birçok nokta da gözden kaçırılmış oluyor. ‘Söyledim ya’ değil mesele, karşılıklı anlaşmak (aynı fikirde olmaktan söz etmiyorum, aynı şeyin anlaşıldığından emin olmak asıl nokta) ve kişilerin kendilerinin anlaşıldığını hissetmesi iletişimin asıl amacıdır. Bunun için de kaliteli iletişimin tekniklerini bilmek ve uygulamak gerekir. Evlilik terapisi seanslarında iletişimi öğrenen birçok çift “Biz şimdiye kadar doğru düzgün iletişim kurmuyormuşuz meğer” diye söylerler. Şimdiye kadar kaliteli iletişimin yollarını bilmiyor olmanız bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiniz anlamına gelmemeli.

    Özetle evlilik; kuralları olan, yeni beceriler gerektiren yeni bir sistemdir. Kişiler evlendiğinde bu kuralları baştan kabul etmiş demektir. Kurallarına uygun yaşanan bir evliliğin kaliteli bir şekilde uzun süre devam etme olasılığı yüksektir. Kendi haline bırakılan hiçbir sistem sonsuza kadar kendini var edemeyeceğinden, evlilik sisteminin devamlılığı için çiftler çaba göstermek durumundadır. Unutulmamalıdır ki, evlilikler olumsuz olaylar yüzünden bitmez, olumsuz olaylar her evlilikte olur. Evliliği bitiren şey, olumlu olayların az olmasıdır. Bu nedenle evlilik sistemi içine olumlulukları çaba ve emek eşliğinde dahil etmek evliliğin ömrü açısından hayati bir öneme sahiptir. Evliliğinizin ömrüne ömür katmanız dileğimle…

  • İKİNCİ EVLİLİKLER

    İKİNCİ EVLİLİKLER

    Ölüm veya boşanma yoluyla aile kopmuş olabilir. Bu doğal bir yaşam sürecidir. Biz uzmanların uyarısı, bu doğal yaşam sürecinde eski günlerin hesaplaşmasıyla uğraşmak, bir suçlu aramak, bu yoğun üzüntüyü sürdürmek çocukların ruhsal sağlığı bakımından uygun değildir. Hayat devam etmektedir. Bir süre sonra ikinci evlilik fikrini ortaya atmakta yarar vardır. Anne babalar, çocuklarının ikinci evliliğini istemediklerini veya ikinci evlilikten psikolojik olarak olumsuz etkilenecekleri konusunda önyargılıdırlar. Bu önyargıların bir kısmı yanlış inanışlar, bir kısmı da bilgi eksikliğinden ileri gelmektedir. Günümüzde boşanmaların artmasından dolayı üvey evlilikleri sık sık görmekteyiz. Bu durum bize açıkça göstermiştir ki iyi, uyumlu bir evlilik her zaman evlenmeyerek çocuğun sağlığını koruma düşüncesinden daha iyidir. Eğer aynı eşle yeniden bir araya gelme fikri eşler arasında netlik kazanmışsa, yeni evlilik fikri çocuklar açısından hiçbir tehlike yaratmaz. Hatta rahatlatıcı olabilir. Çünkü çocuklar ailelerinin yeniden bir araya gelmelerini istedikleri için bu konuda belirgin bir beklenti içindedirler. Bu beklenti gerçekte anne ve babanın böyle bir fikri yoksa çocuğu hem rahatsız hem de mutsuz edecektir. Yeni evlilik fikri anne babayı barıştırmak için ne yapmalıyım, nasıl davranmalıyım çabasını ortadan kaldıracağı için çocuğu rahatlatacaktır. Her evlilikte sorunlar çıkabilir. İkinci evlilikte de doğal olarak sorunların çıkabileceği baştan kabullenilirse sorun çıktığında kişiler daha rahat olacaklardır.

    Sadece çocukları düşünerek erken evlenmeye çalışmak da istenilen bir durum değildir. Çocuklar üvey anne ve babaları severken veya onlarla olumlu ilişkiler içine girerken zorlanırlar. Bu doğal bir durumdur. Çünkü her çocuk üvey anne, baba ve kardeşleriyle iyi ilişkiye girerse gerçek ebeveynlerine haksızlık yapmış, kendini onlara karşı suç işlemiş olarak kabul eder. İlişkilerin başlangıcında bu vardır. Özellikle üvey ilişkilerde sabır, anlayış, hoşgörü ve zaman tanımak önem kazanmalıdır. Çocuklar kendi ailelerini de sınırlar, zorlarlar, kendilerini sevip sevmediklerini kontrol ederler. Üvey olan ebeveyn bu durumu bildiği halde yine de üzülmekte ve aceleci davranabilmektedir. Uzak ve yakın akrabalar üvey ebeveyne önyargılı davranırlar. Biz uzmanların önerisi; bu zor görevde hem eşin hem de yakın çevrenin olabildiğince önyargılı olmadan üvey ebeveyne destek olması, sabırlı ve hoşgörülü davranmasıdır.

  • Evlilik Korkusu ve Kurtulmanın Yolları

    Evlilik Korkusu ve Kurtulmanın Yolları

    Evlilik birçok insanın hayat planları içerisinde yer almaktadır. Bir açıdan bakıldığında heyecan verici olduğu düşünülürken diğer açıdan bakıldığında ise evliliğin stres ve kaygı yaratan bir durum olduğunu düşünebiliriz. Uzun yıllar birlikte olan çiftlerin bile ilişkilerini artık resmiyete dökmek istediklerinde ciddi bir endişe durumuyla karşı karşıya geldikleri bilinmektedir. İlişkilerde her ne kadar aşk, sevgi, aidiyet gibi duygusal birliktelik olsa da evlilik bireyler üzerinde stres yaratan bir faktör olabilmektedir.

    Hem kadının hem erkeğin hayalleri arasında yer alan evlilikte genel olarak erkeklerin aşırı kaygı yaşadığı düşünülse de kadınlar da ciddi manada stres yaşamaktadırlar. Erkekler sosyal olarak daha serbest bir yaşam tarzına sahip oldukları için evlilikle birlikte bu serbestliğin ortadan kalkacağını ya da yeni sorumluluklar almanın verdiği stresi kaldıramayacaklarını düşündüklerinden evlilikten korkmakta ve hatta kaçmaktadırlar. Kadınlar ise gittikçe gelişen sosyal ve mesleki yaşamın içinde artık rahatlıkla rol alabilmektedirler. Bununla birlikte ekonomik ve sosyal özgürlüğünü kazanmış olan kadınlar kariyer planlamaları yapmaktadırlar. “Evlendiğim takdirde kariyerim ne olacak?”, “Eşim hemen çocuk ister mi? Anneliğe hazır mıyım?”, “Sosyal yaşamda beni kısıtlar mı?” gibi düşünceler de kadınların evliliğe karşı korku oluşturmasına neden olmaktadır. Ayrıca hem kadınların hem erkeklerin etraflarında görmüş oldukları olumsuz aile ve çift örnekleri de yine bu korkunun yaşanması için bir sebep olabilmektedir.

    Hem çiftler evlilik planı yaparken hem de partneri olmayan bireyler evlilikle ilgili düşüncelerinde korku yaşayabilirler. Bu korkuyu aşmak için yapılması gerekenleri 7 maddede sıralayabiliriz.

    Evlilik Korkusundan Kurtulmak İçin Neler Yapılmalı

    • Ön yargılarınızdan kurtulun. Etrafta gördüğünüz olumsuz aile ve çift örneklerini dikkate almayın.

    • Kendinizi ve partnerinizi çok iyi tanıyın. Birbirinizi tanımak için zaman tanıyın.

    • Evlenmek hayatı paylaşmak demektir. Ortak paylaşımlarınız olsun. Paylaşmayı mutlaka öğrenin.

    • Birbirinizin yaşam alanlarını ihlal etmemeye özen gösterin. Partnerinizin bir birey olduğunu ve kendi yaşam alanı olduğunu unutmayın.

    • Hem kendi yaşam alanınızda partnerinizi hem de partnerinizin yaşam alanında kendinizi konumlandırdığınızda neler hissettiğinizi belirleyin.

    • Evliliğin anlamı üzerine düşünün. Evlilikten neler beklediğinizi iyi belirleyin ve partnerinizle bu düşüncelerinizi paylaşın.

    • Evlilik öncesinde çiftler bu evlilik korkusuyla yalnız başlarına mücadele etmekte güçlük çekebilirler. Kendi öz kaynaklarınızla başa çıkamadığınız zamanlarda mutlaka bir uzmandan destek alın

  • Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Kişinin sosyal açıdan gelişmesi için önemli bir etkiye sahip olan evliliğin çok farklı tanımları dikkati çekmektedir. Evliliği bireylerin mutluluğunu sağlayan ve kişiliklerinin gelişmesinde önemli rol oynayan bir birim olarak tanımlamaktadır (Glenn,1991).

    Sağlıklı ailelerdeki çiftlerin uyumlu ve doyum sağlayıcı evliliklerinin olduğunu belirterek, eşler arasındaki etkili iletişimin, destek ve onayın, aile ile ilgili görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinin, çocuklarla ilgilenebilmenin, karşılıklı saygı ve değer vermenin, boş zamanları birlikte paylaşmanın, problemlere birlikte göğüs germenin, eşlerin aileye ekonomik anlamda katkıda bulunmasının ve bir meslek sahibi olmalarının evlilikteki psikolojik doyumu etkilediğini vurgulamaktadır (Terry ve Kottman,1995).

    Evlilik Kavramı

    Evlilik ve aile olgusu her ne kadar tarih içinde ve bir toplumdan diğerine farklı anlamlar taşıyabilmekte ise de, içinde neredeyse evrensel sayılabilecek bazı gelişimsel olayların yaşandığı bir birimi ifade eder. Bu sosyal üniteyi oluşturan bireylerin birbirlerine olan güçlü bağlılıkları ve sadakatleri uzun yıllar sürmesi beklenir (Gülerce, 1996).

    Glenn (1991), evliliği bireylerin mutluluğunu sağlayan ve kişiliklerinin gelişmesinde önemli rol oynayan bir birim olarak tanımlamaktadır.

    Rhoden (2003), evlilik niteliğinin çok boyutlu bir kavram olduğunu, evlilikte mutluluğun evlilik tatmini ve eşler arası uyum olarak kavramsallaştırıldığını belirtmektedir.

    Evlilik kurumu temel üç motivasyona dayanır :

    Biyolojik Motivasyon: Uzun süreli beraber yaşama ve kendi cinsinden nesiller üretme arzusu , karşı cins ile ilişki hazzı , beraberliği ve kendini koruma arzusudur.

    Psikolojik Motivasyon : Arzu duyduğu karşı cins tarafından beğenilme , sevilme , sevme , seçilme , kendi çocukları ile beraberliğin sürekli oluşundan duyulan güven ve hazdır .

    Sosyal Motivasyon : Toplumun beklentilerine , yasalarına uyarak yaşamanın verdiği rahatlık , toplumda kabul edilen değerlere uyumla kazanılan saygınlık hazzı ve güvendir(Boran, 2003)

    Cinsellik Kavramı

    Lawrence & Byers’ın (1995) tanımına göre cinsel tatmin, “kişinin cinsel ilişkisine ilişkin pozitif ve negatif duygu algılarının bütününü öznel açıdan değerlendirerek oluşturduğu duygusal yanıt.”(Cetad,2006/3).

    Cinsellik denince ilk akla gelen iki kişinin sevişmesidir, oysa cinsellik çok boyutludur. Dünya Sağlık Örgütü’nün Cinsel Sağlık tanımı; “Cinsellik, fiziksel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönlerin kişiliği, iletişimi ve aşkı zenginleştirici etkilerinin bileşiminden oluşur. Herkesin cinsel bilgilere ulaşma ve cinsel ilişkiyi zevk için ya da üreme amacıyla yaşama hakkı vardır. Cinsel bir varlık olarak insanın sadece bedensel değil; duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan, kişilik gelişimi, iletişim ve sevginin paylaşımını olumlu yönde zenginleştiren ve arttıran sağlıklılık halidir”.

    Cinsellik söz konusu olduğunda, akla gelen ilk kelimeler; haz, arzu, üreme, aşk ve yakınlıktır. Cinsellik insanların değerleri, tutumları, davranışları, fiziksel görünümleri, inanışları, duyguları, kişilikleri, sevdikleri ve sevmedikleri şeyler ve içinde yaşadıkları toplumlara göre şekillenir. Cinsellik doğum öncesi başlayıp ömür boyu devam eder, kültürel ve ahlaki faktörlerden etkilenir. Üremeyi, cinsel zevk almayı ve zevk vermeyi içerir. Cinsellik temelde duyuya dayalı bir deneyimdir ve yalnızca cinsel organları değil, tüm bedeni ve aklı içerir. Cinsellik, erkeklik ve dişilik ile ilgili duygusal tepkileri oluşturarak türe özel davranışları belirler. Cinsiyetle ilişkili bu davranışsal tepkiler daha sonra kültürel miras, toplumsal kalıplar ve medyadan kaynaklanan imajlarla biçimlenir. Kültürel miras, dinsel inançların ve geleneksel değerlerin toplamıdır. Toplumsal kalıplar ise bireyin biyolojik ve duygusal gereksinimleri ile toplumda var olan kültürel kalıpların uzlaşmasının ürünüdür. Bu uzlaşma toplumdan topluma ve zaman içinde değişiklik gösterdiğinden sürekli devinim halindedir. Bu anlamda, içinde toplumsal öğeleri de barındıran, kapsamlı bir cinsellik, cinsiyetten daha kapsamlı bir kavramdır(Cetad, 2007).

    Kişilerarasındaki özel bir ilişki olan cinsellik, bireyin kişiliğinin her yönü ile ilişkilidir. Cinselliğin yaşanması, birey olmak, bağımsızlık, kendini partnerine teslim edebilmek, partnerin benzer yaşantılarına katılabilmek, bütün olmak, tek basına yeniden bütünlenmek, diğerinin bütünleşmesine katkıda bulunmak, anlamlarına geldiğinden; bireyin benlik kavramı, cinsel anlamda kendisinin ve partnerinin, sergiledikleri rollerini nasıl algıladığını anlamada, cinselliğin yaşanmasında ve ortaya çıkan bozuklukların değerlendirilmesinde önemli rol oynar(Aydın, 1998).

    İletişim Kavramı

    İletişimin birçok tanımı bulunmakla birlikte, tanımların vurgulamış olduğu ortak noktalar ve ulaşılan genellemelerden yola çıkılarak kişilerarası iletişim; en az iki insanın karşılıklı olarak bilgi, duygu, düşünce ve yaşantılarını belirli yollarla paylaştıkları psiko-sosyal bir süreç olarak tanımlanabilir(Kaya, 2015)

    Cüceloğlu, iletişimi şöyle açıklamıştır: “Genel olarak insanlar arasındaki duygu ve düşünce alışverişidir” (Cüceloğlu, 1997).

    İletişim Becerisi

    İletişim becerileri, pek çok beceri için temel oluşturmakta ve sözel olan ve sözel olmayan mesajlara duyarlılık, etkili olarak dinleme ve etkili olarak tepki verme biçiminde özetlenebilmektedir (Korkut, 2004).

    Özer’e göre iletişim becerisi, kişiden, karşı karşıya kaldığı olayla ilgili, olası bakış açılarını ve tanımlamaları araştırmayı, soruşturmayı ve bütünleştirmeyi içerir. Bu beceriyi kazanmış birisi, kendisine yöneltilen bir uyarı, eleştiri veya şikâyet karşısında, tek açı yerine çok açıdan anlam verme yeteneğine sahip olabilecektir (Özer, 2006).

    Evlilikte İletişim

    Ponzetti ve Long (1989), eşler arasında iyi bir iletişimin olmasını sağlıklı bir evlilik yordayıcısı olarak görmektedir. Ayrıca etkili iletişimin, ortak ilgilerin, problem çözme kapasitesinin, değişime uyum, ortak sorumluluk alma ve sorumlulukları paylaşma, birlikte eğlenebilme yeteneğinin olması gibi faktörleri de sağlıklı ve doyum sağlayan çiftlerin özellikleri olarak ifade etmektedir.

    (Gottman,1990), kişilerarası iletişimde özellikle olumsuz duyguların aktarılmasının eşler arasındaki doyumu negatif yönde etkilediğini vurgulayarak üç önemli unsur üzerinde durmaktadır:

    1) Evliliklerinde doyum sağlayamayan çiftlerin, doyum sağlayan çiftlere oranla aralarında daha fazla olumsuz duygu yaşadıklarını belirtmektedir.

    2) Evliliklerinden doyum alamayan çiftlerin birbirlerine çok fazla olumsuz tepki verdiklerini belirtmektedir.

    3) Doyum sağlayan çiftlerin ilişkileri doyum sağlayamayan çiftlere oranla daha az yapılandırılmıştır (Akt: Çelik, 2006)

  • EVLENMEDEN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

    EVLENMEDEN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

    Aşk ve evlilik birbirinden farklıdır. Aşk evliliği yapmak güzel bir şeydir. Fakat aşkın tek başına yeterli gelmeyeceği durumlar vardır. Evlilik de buna dâhildir. Çünkü imzalar atıldıktan sonra sadece âşık olduğunuz kişi ile değil; onun ailesiyle, arkadaşlarıyla, çevresiyle ve sorumlulukları ile de evlenmiş olursunuz. Bunun bilincinde olmak size evlilik kararı almak için avantaj sağlayacaktır.

    Evlenmeden önce dikkat edilmesi gereken hususların başında flört dönemi gelir. Flört döneminde her şey olduğundan daha güzel gözükür insanın gözüne. Deyim yerindeyse midenizde kelebekler uçuşur, ayaklarınız yerden kesilir, gözleriniz ışık saçar. Flört güzel bir dönemdir fakat şunun da bilincinde olmak gerekir. Flört, yeni bir hayata başlamak, yeni bir hayata hazırlanmak ve iki kişinin birbirini tanıması için bir fırsattır. Evlenmek isteyen kişiler bu dönemin bilincinde olup buna göre davranırlarsa eğer mutlu bir evliliğe adım atmayı düşünebilirler. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise flört, nişan gibi dönemleri çok uzun tutmamaya çalışmaktır. Özellikle ülkemiz şartlarında evliliğe karar verildiğinde işin içine aileler de girecek evlilik düşüncesi iki kişinin düşüncesindeki halinden çıkıp başka boyutlara ulaşacaktır. Bu dönemler uzadıkça çatışmaya yol açma ihtimali yüksektir.

    Peki, evlilik kararı almadan önce nelere dikkat edilmelidir?

    Evliliğe karar veren çiftlerin hayatlarını birleştirmeden önce dikkat etmesi gereken önemli hususlar vardır. Bu hususlar dikkate alınmadığı takdirde sorunlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden, eş olarak seçilecek kişinin hayat görüşüyle kişinin kendi görüşünün aynı paralelde olması, aile yapılarının birbirine benzer yapıda olması, inanç yapılarının aynı dengede olması, cinsel uyum, aradaki sevgi bağı gibi hususlar dikkat edilmesi gereken önemli noktalardır. Fakat bunların da üzerinde başta olması gereken şey karşılıklı saygıdır. Eşlerin birbirlerine ve birbirlerinin farklılıklarına olan saygıları sağlam bir ilişkinin temelidir.

    Evlenme yaşı da bir diğer önemli husustur. Evlilik baştan sona sorumluluk gerektiren bir olgudur. Bu sorumluluğun bilincinde olabilmek için de kişinin belirli bir olgunluğa ulaşmış olması sorumluluklarının farkında olmasını sağlar. Ailesinden kopamayan, kendi kurduğu aile yerine ebeveynlerini önceliğine alan kişiler evliliğe uygun değildir. Evlendikten sonra her insan kendi ailesini kurar. Ebeveynler deneyimli oldukları için elbette yol gösterici olmalıdır. Ancak bu hayatlarının her alanına müdahale edebilecekleri anlamına gelmemelidir.

    Evlilik kararı almadan önce dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da neden evlenmek istenildiğinin bilincinde olmaktır. Bunun için kendinize şunları sormanız gerekir:

    -Neden evlenmek istiyorum?

    -Benim için ideal eş kimdir? Nasıl biri olmalıdır?

    -Neden bu kişiyle evlenmek istiyorum?

    -Hayata bakış açımız benzer mi?

    Bunlar evliliğin temelini oluşturan sorulardır ve bunları objektif şekilde yanıtlayabilmek size büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

    Evleneceğiniz kişinin dört dörtlük olmasını beklemeyin ve asla evlenince nasıl olsa değişir düşüncesiyle bir ilişkiye yaklaşmayın. Değişim dışarıdan zorlamalarla değil kişinin kendi isteğiyle içinden gelerek gerçekleşecek bir olgudur. Partnerinizi olduğu gibi kabul edebiliyor ve farklılıklarına saygı duyabiliyorsanız bir şeyleri başarabilirsiniz.

    Mükemmeli aramak yerine göze batmayan kusurları örtmek daha işe yarar olacaktır. Mükemmeli aramak yıldızlara dokunmaya çalışmak gibidir. Çünkü dünya üzerinde mükemmel tanımına uygun ne bir insan ne de bir evlilik vardır.

  • EVLİLİKTEKİ BEKLENTİLER GERÇEKÇİ Mİ?

    EVLİLİKTEKİ BEKLENTİLER GERÇEKÇİ Mİ?

    Son yıllarda evliliklerde yaşanan sorunlarının çoğalması, buna bağlı olarak boşanmaların ve kadın cinayetlerinin artması; gözleri bir kez daha eşler arası iletişimin kalitesine çevirme gereğini ortaya koydu.

    Evliliklerde, eşler arasındaki sorunlara baktığımızda; gerçekçi olmayan veya karşılan(a)mayan beklentiler, iletişim eksikliği, sorumlulukların yerine getirilmemesi, gideril(e)meyen ihtiyaçlar en çok karşılaşılan sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    ‘Beklenti’ konusunu ele almak istememin nedeni; gerçekçi olmayan veya karşılan(a)mayan beklentilerin sadece evlilik sırasında değil, hayatın her aşamasında karşılaşma olasılığının yüksek bir sorun olması.

    Çoğu kişinin, evlilik öncesinde evliliğe dair beklentileri vardır. Bu beklentiler kişiden kişiye değişir. Bu değişimde yaşanan bölgenin, ailenin yetiştirme tarzının, kişinin eğitim durumunun etkisi vardır.

    3 yıl önce yaptığımız evlilik beklenti anketinde, kadınların eşlerinden beklentileri; eşinden sevgi ve değer görmek, ilgilenilmek, eşiyle iletişim kurmak, ev işleri ile çocuk bakımında eşinden destek görmek, doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günlerin hatırlanması gibi beklentilerdir.

    Ankette erkeklerin eşlerinden beklentileri ise şöyle sıralanmıştır:

    ‘Eşim güler yüzlü olsun, sevecen ve sıcakkanlı davransın. Çocukları güzel bir şekilde yetiştirsin. Güzel yemekler pişirsin. Mümkünse çok fazla konuşmasın.’

    Kişinin bu beklentileri dışında ‘olmazsa olmaz’ olarak yorumladığı bireysel tercihler de eklenince, beklenti düzeyi yükselmektedir. Bu yüksek beklentiler gerçekleşmediğinde ise hayal kırıklığı, öfke ve çaresizlik duyguları yaşanmaya başlamaktadır.

    Peki eşlerin ne yapması gerekir?

    Kişiler arası ilişkilerde üç farklı davranış biçiminden söz edebiliriz. Tercih edilen, tercih edilmeyen ve aldırış edilmeyen davranışlar. Çoğumuzun isteği, eşimizin tercih ettiğimiz gibi davranması, yani beklentimize uygun hareket etmesidir. Bu istek doğal bir istektir. Ancak bu istek, bir zorunluluk değildir. Eşimiz beklediğimiz gibi davranmak zorunda değildir. Onun tercih edeceği davranış, kendi kararıdır.

    Kendi bireysel tercihlerini veya beklentilerini ve ‘ben olsaydım böyle yapardım’ düşüncelerini tek doğru olarak kabul edip, eşinin beklenti ve tercihlerini dikkate almadığında, büyük olasılıkla sorunlar yaşanır. Çünkü beynimiz, kendi tercihlerini ‘doğru’ olarak kabul ettiğinde, başka tercihleri otomatik olarak ‘yanlış’ kabul eder.

    Kişiler, bireysel tercihlerini olması gereken, zorunlu ‘doğrular’ olarak gördüğünde, karşıdaki kişinin farklı tercihlerini ‘yanlışlar’ olarak yorumlamaktadır. Böyle bir yorum sonucunda kişinin verdiği ilk tepki, eşini bu ‘yanlıştan’ döndürmeye çabalamaktır. Eşi, davranışını değiştirmediğinde, bu kez tehdit, korkutma veya farklı yöntemler devreye sokulmaktadır. Tüm bu yaşananlar bazen geri dönülmez sonuçlara yol açmaktadır.

    Özetlemek gerekirse, evlilikte eşlerin beklenti yaşaması doğaldır. Bu beklentiler bizim bireysel tercihlerimizdir ve tek ‘doğru’ değildir. Eşimiz beklentimize uygun davrandığında ‘Beklentime uygun davrandığın için teşekkür ederim’ diyerek onu takdir etmek, beklediğimiz davranışların devamını sağlayabilir. Beklentimize uygun davranmadığında ise onun davranışlarını zorla değiştirmeye çalışmak gerçekçi değildir. Bizim yapabileceğimiz şey onun kararlarını bir tercih olarak görmek ve bu karara karşı kendi yorumlarımızı gözden geçirmektir. Çünkü biz, eşimiz bile olsa başkasının davranışları, düşünceleri üzerinde kontrol gücüne sahip değiliz. Biz ancak kendi düşüncelerimizi, kendi davranışlarımızı ve kendi söylediklerimizi kontrol edebilir ve değiştirebiliriz. Yazıyı Mevlana’nın bir sözüyle noktalamak istiyorum.

    “Dün zekiydim, herkesi değiştirmek istiyordum. Bugün akıllıyım kendimi değiştiriyorum.”

  • PSİKOLOJİK DESTEK KENDİNİZE VEREBİLECEĞİNİZ EN GÜZEL HEDİYEDİR

    PSİKOLOJİK DESTEK KENDİNİZE VEREBİLECEĞİNİZ EN GÜZEL HEDİYEDİR

    1. Kendinizi nasıl tanımlarsınız?

    Hümanist, idealist, azimli, ileri görüşlü

    2- Günümüzde psikoloji hızla değer kazanan bir meslek sahası. Dolayısıyla psikoloji mezunlarının da sayısı artıyor. Psikolog adaylarının ne gibi özellikleri olmalı?

    Psikolog olunmaz, psikolog doğulur. Kendi tanımayı, kontrol ve motive etmeyi, kendini başka insanların yerine koymayı sağlayan empati yeteneğini belirleyen ve amaca yönelik sosyalleşmeyi sağlayan bir ölçü olan duygusal zekanın yüksekliği ruh sağlığı alanında hizmet verenler için önemli.

    Kişilik gelişimini anlamayı sağlayan biyolojik, sosyolojik, psikoloji alanından çok yönlü bilimsel bilgilere sahip olmakta önemlidir.

    Son olarak sabır, yaratıcılık ve en önemlisi merak duygusu. Siz yolculuğa çıkmıyorsunuz, ama dünyalar size geliyor, keşifçi olmalısınız.

    4-Bilinçaltımız, geçmişte, çocuklukta, ailede yaşadıklarımız hayatımızı nasıl etkiliyor?

    Bilinçdışı bir enerji kaynağıdır. Tahmin edebileceğimizden çok daha kuvvetli bir enerji kaynağı, canlı bir depolama merkezidir. Duygu ve düşüncelerimizin imal edildiği, depolandığı ve bastırıldığı bir bölgedir. Kültürün ve toplumun bize baskılamayı öğrettiği düşünceler ve arzular; geçmiş travmalarımız, bize acı veren duygularımız bilinçdışımızda depolanır.

    Aktif düşüncemizde bastırdığımız herşey bizim bilinçdışımızdadır. Önyargılarımız bilinçdışımızdan kaynaklanır. Bugün istemediğimiz ama sergilemeye devam ettiğimiz pek çok davranış bilinçdışımızdan kaynaklanır. Bugün istemediğimiz ama geçmişten alışkanlık olarak devam ettirdiğimiz pek çok rol bilinçaltımızdan kaynaklanır.

    Terapi sürecinde danışana olan şey dışarı çıkmak isteyen duygularının baskıdan kurtulmasıdır. Danışanın geçmişe ait bilinçaltına, yani eski nesil kör, miyop beynine terapide bir kez komut verildi mi, hatırlanmayan diğer yaşantılar da ortaya çıkıyor.

    3- ‘Terapi tam olarak ne işe yarıyor, kesin sonuç alınır mı’ gibi sorularla sık sık karşılaşıyorsunuzdur. Terapiler gerçekten işlevsel oluyor mu?

    Her danışan terapiye kendi ‘bataklığıyla’ geliyor. Bu bataklığın üstünde terapi sürecinden beklentilerini de oluşturan, terapi sürecinde giderilmesini istedikleri semptomları, sorunları, sıkıntıları yani kendi bataklıkları üstündeki ‘sinekleri’ var.

    Terapi sürecinde hedef; sinekleri kovmak değil, bataklığı kurutmaktır. Çünkü kuruyan bir bataklıkta tekrar sinek üremez. Yani hedef danışanın terapiye getirdiği görünen sebepten ziyade o görünen sebebi yaratan derin sebebi yakalamaktır. Çoğu zaman danışanlarımızın görüşmelere getirdiği ve pek çok olumsuzluğun nedeni sandığı sorunları, aslında daha derinde yatan bir nedenin sonucu oluyor.

    İşte biz danışanlarımızı bu nedene uyandırıyoruz. O nedene uyanınca da terapiler işlevsel oluyor. Çünkü “Bir insanın bedenini ameliyat etmek için uyutmak, ruhunu ameliyat etmek için uyandırmak gerekir.”

    5-Danışanlarınıza bulunduğunuz önerileri kendi hayatınızda ne kadar uygulayabiliyorsunuz?

    Danışanlarımıza önerilerde bulunmuyoruz, onları kendilerine öneride bulunabilecekleri noktaya getiriyoruz. Aslında şöyle: terapi süreci kapıyı aralar, danışanlarımız yolu kendi yürür. Biz kucaklayıp onları gidecekleri yere bırakmıyoruz.

    6-Evlilik ve aile danışmanlığı yapıyorsunuz. Günümüzde evliliğe duyulan ilgi azaldı mı? Son yıllarda boşanmalarda bir patlama var. Sizce sebepleri nedir?

    Araştırmaya boşanma sebepleri istatistiksel olarak incelenerek başlanmali. Bu araştırmalara bağlı olarak hem evlenme hızı, hem de boşanma hızının gerilediğini görüyoruz.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre geçen yıl 594 bin 493 evlilik, 126 bin 164 boşanma gerçekleşti. Evlenmelerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1.41, boşanmaların sayısı ise yüzde 4.30 azaldı. Geçen yıl boşanmaların yaklaşık yüzde 97’sinin sebebi “geçimsizlik” olarak kayıtlara girdiğini görüyoruz. Bunu terk, aldatma, akıl hastalığı, kötü muamele,haysiyetsizlik ve diğer nedenler takip ediyor.

    8- Evlilikten korkar hale mi geldik, yoksa yalnız yaşamak bilinçli bir tercih mi?

    Aslında evlilikten korkmuyoruz; geçmiş yaşantılarımızdan kaynaklı bilinçdışı korku ve kaygılarımızı partnerimizle kurduğumuz/ kuracağımız o derin ve gerçek bağa taşıyoruz. Tabii bu olumsuz duygular o derin bağı ya zedeliyor ya da oluşturmamıza engel oluyor. Anne-babamızın ilişki modeli, onların ilişkilere yönelik tutumlarından etkilenme biçmimiz, hayat felsefemiz, cinsel ve evlilikle ilgili toplumsal mitler/ yani ilişkilerle ilgili doğru bilinen yanlışlar. Her biri evliliğe yönelik duygu ve düşündelerimizi etkiliyor. Bütün bu saydıklarımızla ilgili farkındalığı olanlarsa yalnız yaşamak ya da evlilik sistemi içinde bulunmak konusunda bilinçli tercihler yapıyorlar.

    9- Evlenmeden önce bir terapiste gitmek ne kadar önemli? Terapi almak konusunda kadın ve erkekler farklı davranıyor mu?

    Evliliği yöneten genetik bir şifre yok. Evlilik biyolojiye kabul ettirilmiş kültürel bir oluşumdur. Bu kültürel oluşumun içine girmeden önce yukarıda söz ettiğimiz konularda kendimizi tanıma adına evlilik öncesi danışmanlık almayı biz danışanlarımıza tavsiye ediyoruz. Görüşmelerde de danışanlarıma sık sık söylediğim şey: “Doğru insanı bulmak değil, kendin için doğru insan olmak gerekir önce.” Yani evliliğe adım atmadan önce kişinin evliliğe yüklediği anlam, idealindeki gelecek, idealindeki ilişki, nasıl sevmek ve sevilmek ona iyi geliyor vb.konularda kendini tanımasını sağlıyoruz.

    Terapi almak konusunda kadın ve erkekler arasında toplumda bilinenin aksine farklı davranışlar gözlemlemedim.

    10- Mutlu beraberliğin sırrı gerçekten de formülize edilebilir mi? Bir evlilik terapisti olarak bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

    Bir beraberlik yaşayan çiflerin ikisinin de kendilerini evrenin odağında görme durumunu bir kenara bırakmaları gerek. İlişkide kendilerini onarmaya çalışmak yerine, birbirlerini eşit birer birey olarak kabullenerek birbirlerinin yaralarını sarmalılar. Çiftler bireysel benmerkezciliklerinden fedakarlık ettiklerinde zaten ilişkinin kendisi merkez oluyor. Ve elbirliğiyle tamir ettiğiniz ilişki sizleri de iyileştiriyor. Yani çiftlerin birbirlerine verdikleri sevgi, kendi yaralarına ulaşıp onları da iyileştiriyor.

    11-Türkiye’de psikolog ve terapistlere bakış açısı değişti mi?

    Son zamanlardaki bilinçlenme ve sayısı her yıl artan psikoloji bölümleri ile birlikte, psikoloğa gitmek için ‘deli’ olunması gerektiği inancı yavaş yavaş azalıyor. ‘Psikoloğa neden gidilir?’, ‘Psikoloğa gitmem gerektiğini nasıl anlarım?’, ‘Psikolog ne iş yapar?’ gibi soru işaretleri ve psikiyatristle psikolog kavramlarının karıştırılması da zaman zaman terapiye katılım sürecini etkiliyor. Oysa psikolojik destek kendinize verebileceğiniz en güzel hediyedir. Akıllılar terapiye gelir, deliler sokakta gezer.

  • AİLE VE ÇİFT TERAPİSİ

    AİLE VE ÇİFT TERAPİSİ

    İnsanlar genellikle bir aile içerisinde dünyaya gelir. Annesini, babasını ve diğer büyüklerini gözlerini dünyaya açtığında hazır bulur ve bu onun tercihi değildir. Yaşamla birlikte, kendi tercihlerini yaptığı bir hayat yoluna girer.

    Eş seçimi ve evlilik bir tercihtir. Farklı iki dünyadan gelen iki insanın sevgi ve saygı temelinde aile olmak amacıyla; bir araya gelmesi ile evlilik dediğimiz kutsal yapı oluşur. Ülkemizde birbirini çok da iyi tanımadan gerçekleştirilen ve nitelikli bir flört dönemi geçirmeden; imza altına alınan evlilikler mutlu bir şekilde devam etmemektedir.

    Ayrıca evlilik sürecinde eşler arasında romantizm ve heyecanın yitirilmesi, çoluk çocuk adına devam eden evlilikleri ortaya çıkarmaktadır. İşte tam bu noktada Aile ve Çift terapisi yani bir uzman desteği gerekmektedir. Aile ve Çift terapisin de eşlerinin birbirini tekrar görmesi sağlanır. İletişim becerileri kazandırılır. Gerek ekonomik sıkıntılar yüzünden gerekse aldatma, tartışma nedeniyle yıpranan evlilikler neden ve sonuçlarıyla eşlerin değerlendirilmesine sunulur ve olaylarla yüzleştirilir.

    Aile ve Çift terapisinin bir işlevi de eşlerin etkin ve nitelikli zaman geçirmesini sağlamaktır. Kişilerin özsaygılarını yitirmeden birbirlerini suçlamadan yaşamalarında yardımcı olmaktır. Aile ve çift terapilerin de suçlu aranmaz. Nedenler üzerinde durulup yeni tutum geliştirme üzerine örnek müdahaleler yapılır. Hangi evlilik olursa olsun; zaman içerisinde biraz yıpranmıştır. Bu konuda bir Aile ve Çift terapisi almak, bir uzman desteği görmek son derece faydalıdır. Mutlu bir ailenin çocuklarının da ruhen sağlıklı olacağı da bir hakikattir. Mutlu ailenin mutlu toplumu oluşturacağının bilincinde olup; aile konusunda yardım almanızı tavsiye ederim.

    Sevgiyle kalın

  • Çift/Evlilik Terapisi

    Çift/Evlilik Terapisi

    Evlilik ya da henüz evli olmayan çift ilişkilerinin pek çoğunda zaman zaman bazı sorunlar ortaya
    çıkabilmektedir. Bunlar bazen eşlerin kendi aralarında ya da güvenilir, tecrübeli ve tarafların otorite
    olarak algıladıkları bir arkadaş veya yakın aile büyüğünün yardımları ile çözülebilmektedir. Bazı
    durumlarda ise sorunlar daha kapsamlı olmakta ve/veya çözülemeyerek kronikleşmekte ve bir uzmandan
    yardım alma gereksinimi duyulmaktadır.

    İlişkinin içeriğiyle ilgili sorunun, eşlerden birine dair problemlerden daha ön planda olduğu durumlarda, ya
    da çiftin talebinin bu yönde olduğu durumlarda görüşmeler çift olarak sürdürülür ve çift/evlilik terapisi
    uygulanır.

    Başvurularda eşler yardım alma konusunda eşit motivasyonda olmayabilir. Hatta, çiftlerden sadece
    birinin ya da daha çok ailenin
    diğer bireylerinin (anne ve babalar, çocuklar, kardeşler vd.) istemesi nedeniyle olan başvurular nadir
    değildir. Bu motivasyon eksikliği çiftin sorunlarının giderilmesinin önündeki en büyük engellerden biridir.
    Çift terapistinin öncelikli amaçlarından biri eşlerden birinde ya da her ikisinde olan bu motivasyon
    zayıflığını gidermektir.
    Evlilik terapisiyle ilgili ilk çalışmalar 19. yüzyılın başlamıştır. Zaman içerisinde psikodinamik ve içgörü
    yönelimli, yapısalcı, bilişsel-davranışçı, sistemik-stratejik, eğitsel gibi çeşitli yaklaşım ve ekoller
    kullanılmaya başlanmıştır. Kullanılan yöntem hangisi olursa olsun evlilik/çift terapisinin belirli amaçları
    vardır.

    • Evlilik içi çatışmaları çözmek
    • Eşlerin duygusal gereksinimlerinin algılanmasını ve bunların doyurulmasını sağlamak
    • Eğer varsa bireydeki ruhsal belirtileri ve işlevsel bozuklukları ilişki içinde ele almak ve düzeltmeye
    çalışmak
    • İletişim becerilerinin artırılmasını sağlamak
    • Sorunun çözümü için eşlerin kullanabileceği davranışları belirleyip, kullanma becerilerini uygulamaya
    koymak
    • Eşlerin karşılaştığı travmatik olaylar, fiziksel ya da ruhsal problemler gibi zorlayıcı yaşam olayları
    karşısında problem çözme becerilerinin artırılması

    Evlilik/çift terapisinde sorunlar her bir çiftten ayrı ayrı dinlendikten sonra üzerinde uzlaşılan bir problem
    sıralaması yapılır ve öncelik sırasına göre bu sorunlar çiftle birlikte ele alınır. Görüşme arasındaki
    günlerde çifte uygulamaları için bazı egzersizler verilebilir.

  • Eşimle sevişmek istemiyorum: Evlilikte cinsel sorunlar

    Eşimle sevişmek istemiyorum: Evlilikte cinsel sorunlar

    Seks terapilerinin öncülerinden sayılan Keith Hawton cinsel sorunların yüzde ellisinin evlilikle ile genel sorunlardan (iletişim sorunu, gücenmişlik aldatma vs), evlilik sorunlarınında yüzde ellisinin cinsel sorunlardan kaynaklandığını vurgular. Yapılan bir çok araştırma düşünülenden daha çok evliliğin cinsel sorunlar nedeniyle sonlandığını ya da kötü gittiğini göstermektedir. Bu nedenle eşin işbirliği ya da desteği olmadan cinsel bir sorunu çözmek oldukça zor görünmektedir. Ya da cinsel sorunları kendi haline bırakmanın sonuçları çoğunlukla boşanmayla bitmektedir.

    Gücenme, bastırılmış öfke, güven kaybı, ciddiye alınmama (“sadece yatakta istiyorsun” yaklaşımı), cezalandırılma, aşırı koruma bağımlılık (anne-çocuk, baba-kız ilişkisi), doğum sonrası, doğum kontrol yöntemlerinden hoşlanmama, aşırı kibarlık cinsel sorunları başlatabilir ya da varolan sorunların sürmesine neden olabilir. Evlilik kurumu içinde özellikle her konuda dominant bir eş varsa diğer eş için cinselliği sabote etmek, kazanılan tek zafer olabilmektedir.

    Cinsel isteksizlik hem erkek hem de kadın için evlilik sorunları ile en çok etkileşen bozukluk olarak kabul edilir. Düşünün eşinize çok öfkelisiniz onu yatakta memnun etmek isterimsiniz?

    Erkeklerde en sık görülen rahatsızlıklar; erken boşalma ve sertleşme sorunudur ve eşle ilişkiden direkt etkilenir, özellikle cinselliği eleştirici eş, sorunun büyümesine neden olur. Gün içinde aralarında güç savaşı yaşanan bir çiftin cinsel sorunları koz olarak kullanması yaygın görülen bir davranış biçimidir. Özetle evliliğin genel gidişi ile cinselliğin gidişi arasında çoğunlukla bir paralellik yaşanmaktadır.

    Gene vajinusmusla başlayan evlilik sayısı ülkemizde oldukça fazladır. Ve kimi yazarlar bu duruma tamamlanmamış evlilik derler; yani evlilik temelleri bir cinsel sorun üzerine kurulmuştur ve evliliğin bu durumdan etkilenmemesi düşünülemez