Etiket: Evlilik

  • Evlilikte Aşkı Korumanın Yolları

    Evlilikte Aşkı Korumanın Yolları

    Bu başlığı okuyan bazı kişiler evlilik ve aşk kelimelerinin bir arada kullanılmasını hafif bir tebessümle karşılayabilir. “Evlilik aşkı öldürür” hepimizin zihinlerine ve ruhlarına yıllardır kazınmış bir cümledir çünkü. Bu noktada, aşkı heyecan ve tutku duygularından ayrı değerlendirmek gerekir. Zira o midede kelebeklerin uçuşması, iştahtan kesilme halleri daha çok heyecan ve tutku ile ilgilidir. Aşk ise belli zamanlara hapsedilemeyecek, çok daha derin ve anlamlı bir duygudur.

    İki kişi aşık olarak evlenmişse, evliliğe adım atarken aşklarını korumak için neler yapmaları gerektiğini de konuşmalı ve hatta planlamalılar. Evet, belki diyeceksiniz ki, iki taraf da güzel duygular içindeyse bu plan/programa ne gerek var? Gereklilik nedenlerinin en başında, evlilik kurumuna dair algının tekdüzelik, stabilite, rutin, kurallar, karı-koca yükümlülükleri gibi sınırlayıcı, duygu barındırmayan ve hatta sıkıcı sayılabilecek çağrışımlardan oluşmasıdır. Eğer çift, evliliklerinin en başında kendilerine özgü evlilik tanımlarını yaparlarsa; kuralların ve başkaları tarafından çizilmiş çerçevenin içine hapsolmazlarsa, duygularının canlı kalmasına da olanak tanımış olurlar. Bunu yapabilmek için elbette açık, şeffaf, samimi bir iletişim olmazsa olmazdır.

    Açık iletişim yakınlığın temel taşıdır. Birbirlerine yakın hisseden çiftler, kalabalıklar içinde bile gözleriyle anlaşır; isteklerini, hayallerini çekinmeden paylaşma konforları vardır. Yakınlık da aşkın sürekliliğini sağlar.

    Evlilik sadece bir kuruma şartsız koşulsuz itaat değildir. İki kişinin oluşturduğu, sadece onları ilgilendiren, ikisinin hem ortak, hem de bireysel mutluluğunu gözeten bir ortaklıktır. Kendi iletişim dillerine sahip, birbirlerinin mutluluğunu ve huzurunu önemseyen, ortak paylaşım alanlarını ihmal etmek bir yana, zenginleştirmeyi hedefleyen çiftlerin duyguları her geçen gün daha da kuvvetlenir.

    Birçok çiftten şunları duyabiliriz, “Ben eşimi seviyorum, değer veriyorum ama o bunu görmüyor, anlamıyor!”. Bunun üzerine, eşine döner ve ona sevildiğini ve değer gördüğünü hissetmesi için nelere ihtiyacı olduğunu sorabiliriz. Böylelikle, aslında her iki kişi için sevildiğini hissetmenin bambaşka davranışlarla ilgili olabildiğini vurgulamış oluruz. Aşkı korumanın en önemli yollarından biri de budur; yani, kendisi için öyle olmasa bile eşini mutlu edecek şekilde sevgisini göstermektir.

    Evliliklerde aşkı korumanın önemli yollarından biri de “birey” olmayı bırakmamaktır. Her konuda olduğu gibi ilişkilerde/evliliklerde denge unsuru önemlidir. Biz olalım derken, kişiler kendi benliklerini, varlıklarını devre dışı bırakırlarsa, ilişki de bir süre sonra cazibesini kaybeder. Her iki kişinin de eş olmak haricinde kendilerine ait bir varlık alanı (meslek/hobi/hedefler/üretkenlik) olduğunda, bu hem kendileri, hem de ilişkileri için faydalıdır. Bu sayede, her iki kişi de birbirlerine daha çok saygı ve hayranlık duyabilecek ve bu hayranlık da aşklarını besleyecektir.

    Aşkı korumanın elbette pek çok irili ufaklı reçetesi yapılabilir, ancak ben bu yazımda en temel olan noktalardan söz etmeye çalıştım. Görünüşe göre, aşkın yolu özenden ve emekten geçiyor, siz ne dersiniz?

    İyi dileklerimle…

  • Aldatma Nedir? Evliliklerde ve Romantik İlişkilerde Aldatılma

    Aldatma Nedir? Evliliklerde ve Romantik İlişkilerde Aldatılma

    Evlilik ya da ilişki dışı yaşanan cinselliğin toplumlar tarafından yaygın olarak onaylanmamasına rağmen, herkesin tek eşli olmadığı dikkat çekmektedir. Birçok bireyin evlilikleri ya da ilişkileri devam ederken, ilişki dışı cinsel birliktelikler de yaşadıkları görülmektedir. Ancak birçok kişi, aldatmayı sadece cinsel ilişki olarak değerlendirmemek gerektiğini savunmaktadır.

    Evlilik dışı ilişkilerde son yıllarda artış gözlendiği bilinmektedir. Evlilik dışı ilişkiler üzerine birçok çalışma düzenlenmesinin nedeninin bu tür ilişkilerin evlilik ilişkisine çok fazla zarar vermesi olduğu söylenebilir. Tek eşlilik ve çok eşlilik durumundan farklı olarak, ilişkinin sürekliliği ile sadakatin çoğu kez aynı anlamda kullanıldığını ve ilişki süresinin genel olarak, sadakatin derecesi olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Bu alanda güvenilir istatistikler olmamakla birlikte, Vaughan’nın (1998) araştırmasında aldatma oranını erkekler için %60, kadınlar için %40 olarak bulunmuştur. Boşanmış çiftlerle yapılan bir çalışmada boşanma ise bu oranın, erkeklerde %44 ve kadınlarda %40 olduğu görülmektedir (Janus ve Janus, 1993).

    Düzenlenen çalışmalarda, çevrelerinde evlilik dışı ilişki yaşamalarını destekleyen arkadaşları olan kişilerin bu tür davranışları daha çok gösterdikleri saptanmıştır. Aynı zamanda, geçmişte bu tür davranışta bulunanların aynı davranışı tekrarlama eğiliminin yüksek olduğu görülmektedir. Genel olarak erkeklerin kadınlara oranla daha fazla evlilik dışı ilişki yaşadıkları savunulmaktadır. Bir başka görüşe göre ise, ailelerinde aldatma ile karşı karşıya kalan çocuklarda ileriki yaşlarda aldatma eğilimi görülme riski daha fazladır. Bunu, çocukların aile ilişkilerini model alarak aynı modeli tekrarladıklarını belirterek açıklamakmümkündür.

    Düzenlenen bir araştırmada, babalarının aldattığını bilen yetişkinlerin aldatmayı kendi yaşamlarında da tekrar etme olasılığınınn daha fazla olduğu bulunmuştur. Ancak, annelerinin aldattığını bilen yetişkinler için durumun aynı olmadığı görülmektedir. Aynı araştırmada, bu durumun erkekler için olası olduğu; fakat kadınlar için anlamlı bir sonuç bulunmadığı görülmüştür.

    Bunların yanı sıra, erkeklerde ilişki baslangıcı ile evlilik kararı arasındaki süre arttıkça aldatma eğiliminin de arttığı görülmektedir. Bu bağlamda, uzatmalı ilişki sürdüren kişilerin ilişkiyi yasayış biçimleri ve ilişkiye bakış açılarının aldatma üzerinde etkili olduğu söylenebilir. Uzatmalı ilişkilerin, uzun flört dönemi olan ve evlilik kararı geç alınan ilişkiler olduğu belirtilmektedir. Bu ilişkilerde ise, çiftlerin birbirleri ile daha az zaman geçirdikeri, boş zaman etkinlikleri sırasında eşlerinden ayrıldıkları ve gündelik işleri birlikte yapmadıkları görülmektedir.

    Ayrıca, bu tür ilişkilerde evlilik olasılığını yüksek görmeyen kişilerin, başka seçeneklerini açık tutmak amacıyla zamanlarının bir bölümünü başkalarına ayırdıkları savunulmaktadır. Uzatmalı ilişkilerde evlenme kararı alma nedenlerinin de ilişki dışı olaylar olduğu belirtilmektedir (iş degiştirdim, hastalandım, kader). Evlilik öncesi birbirini tanımak için zaman ayırmayan bu çiftlerde aynı evi paylaşma söz konusu olduğunda çatışmaların meydana geldiği söylenebilir. Çatısmaların da aldatma eğilimini arttırdıgı bilinmektedir. Ayrıca, evlilik öncesi ilişki alternatiflerini göz önünde tutan bu bireylerin; mutlu, doyumlu ve eşit ilişkide olsalar bile, çekici alternatiflerle karşılaşabildikleri savunulmaktadır.

    Bunların yanı sıra başka bir boyutun da, Türk örneklemi ile çalışıldığında geleneksel evlenme biçimi olan görücü usulü olduğu görülmektedir. Boğda ve Şendil (2012) tarafından düzenlenen araştırmada, evlenme biçiminin aldatma eğilimi üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüştür. Ancak, ilişki başlangıcı ile evlilik kararı arasındaki süre azaldıkça

    aldatma eğiliminin azaldığı düşünüldüğünde; görücü usulü ile yapılan evliliklerde, evlilik kararı ile yola çıkılmasının da göz önünde bulundurulması gerektiği söylenebilir. Geleneksel şemaya sahip olan bireylerin evliliklerinde en fazla bağlılık hissedenler olduğu görülmektedir.

    Düşünülmesi gereken bir başka noktanın da, erkeklerde aldatma nedenlerden birinin yenilik arama olduğu belirtilmektedir. Yenilik arama, eşe yönelik heyecan azalması ve bıkkınlıkla da bazı çatışmalara yol açabilir. Büyük bir olasılıkla, erkekler genellikle az konuştuklarından, sözleri anlamlı ve önemli olarak algılanmaktadır.

    Hem kadınlarda hem de erkeklerde evlilik uyumu ile aldatma eğilimi arasında negatif ve anlamlı iliskiler olduğu bulunmuştur (Amato ve Previti, 2003). Bu bağlamda, evlilik uyumu yüksek olan kadınların ve erkeklerin aldatma eğilimlerinin düştüğü ya da aldatma eğilimi düştükçe evlilik uyumunun yükseldiği söylenebilir. Kadınların ve erkeklerin evlilik uyumları ile çatışma eğilimleri arasındaki ilişkilerin de negatif yönde anlamlı olduğu dikkat çekmektedir.

    Bunların yanı sıra, evlilik uyumu yüksek olan kadınların ve erkeklerin çatışma eğilimlerinin düştüğü ya da çatışma eğilimleri yükseldikçe evlilik uyumlarının düştüğü görülmektedir. Ayrıca, kadınlarda ve erkeklerde aldatma eğilimi ile çatısma eğilimi arasında da pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirtilmektedir. Aldatma eğilimi yüksek olan kadınların ve erkeklerin çatışma eğilimlerinin de yükseldiği ya da çatısma eğilimi düşen kadın ve erkeklerin aldatma eğilimlerinin düştüğü savunulmaktadır.

    Aldatma Çeşitleri

    Literatürde yer alan çalışmalar incelendiğinde, aldatmanın duygusal aldatma, uzun süreli aldatma, tek gecelik ilişki, gönül eğlendirme olmak üzere 4 çeşidi olduğu görülmektedir. Duygusal ve cinsellik açısından aldatmanın, duygusal aldatma, sadece cinsellik, duygusal ve cinsellik olmak üzere 3 şekilde isimlendirildiği görülmektedir. Kişinin devam eden bir romantik ilişkisi varken bir başkasıyla duygusal bir yakınlık yaşaması, bir başkasına âşık olması, bir başkasıyla özel bir paylaşımda bulunması duygusal aldatma; yine romantik bir ilişki yaşarken bir başkasıyla cinsel ilişkiye girmesi cinsel aldatma olarak tanımlanabilir. Erkeklerde cinsellik odaklı aldatma daha fazla iken, kadınlarda duygusal ve cinsellik odaklı aldatmanın daha fazla olduğu belirtilmektedir.

    Aldatma Nedenleri

    Yeniçeri ve Kökdemir (2004) araştırmalarında, aldatan kişilerin aldatma nedenlerine dair altı boyut olduğunu belirtmişlerdir:

    A.Suçlama: Bu çalışmaya göre, erkeklerin işlerine çok fazla zaman ayırmaları ya da kendi anneleri hakkındaki eleştirileri kabul etmekte zorlanmaları, kadınların aldatma nedenleri arasında yer almaktır.

    B. Sosyal yapı: Kişinin tutucu bir çevrede yetişmesi, erken evlenmesi, ergenlikte az kadın/erkekle birlikte olması ve görücü usulü evlenmesi aldatma nedenleri arasında yer almaktadır.

    C. Baştan çıkarma: Yine bu çalışmaya göre, erkeklerin karşı tarafa hayır deme ve baştan çıkma boyutlarına daha fazla anlam yükledikleri bulunmuştur. Erkekler ‘baştan çıkma’nın aldatma nedeni olarak daha önemli olduğunu belirtmişlerdir. Kadınlar ‘baştan çıkma’ nedeniyle aldatmayacaklarını söylerken, erkekler her iki cinsin de bu nedenle aldatabileceğini düşündüklerini belirtmişlerdir.

    D. Cinsellik: Yine bu çalışmada erkekler, eşlerinin evlenmeden cinsel ilişki yaşamak istemedikleri için başka kadınlarla cinsel birliktelik yaşadıklarını, kadınların da evli olmadıkları için, eşlerinin evlenmeden önce cinsel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için, başka kadınlarla cinsel ilişkiye girmelerini doğal karşıladıkları bulunmuştur.

    E. İntikam: Erkekler, intikam boyutuna kadınlara göre daha fazla atıfta bulunmaktadırlar, özellikle kadınların intikam nedeniyle aldattıkları bulgusuna varılmaktadır. Birlikte olduğu kişi hak ettiği için, birlikte olduğu kişiyi cezalandırmak için, birlikte olduğu kişiye kızgınlık duyduğu için ya da sadece inat olsun gibi olası nedenlerden oluşan bu boyut, özellikle erkekler tarafından “kadınların aldatmasına” neden olarak görülmektedir.

    F. Uyaran arayışı: Yenilik, heyecan, eğlence arayışı, monotonluktan sıkılma gibi nedenler de aldatmaya sebep olabilmektedir. Uyaran arayışı olarak adlandırılabilecek bu boyut hem kadınlar hem de erkekler için önemlidir. Aldatan kişi kadın da olsa erkek de olsa fark etmemektedir; uyaran arayışı her iki koşulda da aldatma nedeni olabilir. Örneğin uzun yıllardır aynı kişiyle evli olduğu için aldattığını söyleyen kişi, bu boyut altında yer almaktadır.

    Düzenlenen çalışmalar incelendiğinde, kişisel etkenler, dışsal faktörler ve ilişkisel faktörler olmak üzere aldatmayı etkileyen faktörlerin 3 başlık altında toplandığı görülmektedir (Duba, Kindsvatter ve Lara, 2008). Kişisel faktörlerin; evlilikteki tatmin, merak, mazeret, mutsuz cinsel ilişki gibi etkenleri kapsadığı belirtilmektedir. Düzenlenen bir araştırmada, özellikle kadınlar için evlilikteki tatminin aldatma eğilimine önemli etkisi olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bulguları incelendiğinde, %66 oranında kadınların aldatma öncesi mutsuz oldukları, erkeklerin ise %30’nun aldatma öncesi mutsuz oldukları görülmektedir. Bu bağlamda, kadınların birincil ilişkilerinde mutsuzluk yaşadıkları zaman aldatmaya daha eğilimli oldukları söylenebilir. Blow ve Hartnett’a (2005) göre ise, birincil

    ilişkilerde duygusal olarak ihmal ve reddedilmişlik hissi özellikle kadınları aldatmaya yönelten faktörler arasında yer almaktadır. Bunlara ek olarak, cinsel ilişkideki mutsuzluk da aldatmanın sebeplerinden biri olarak gösterilmektedir. Özellikle erkeklerin birincil ilişkilerinde cinsel tatminsizlik yaşamalarının aldatma eğilimini arttırdığı savunulmaktadır (Liu, 2000). Ayrıca, çocukların evlilikteki tatmin hissine etkisi çok sınırlıdır; ancak çocuk sayısı, yaşı ve karakteri evliliklerde aldatmayı etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Kişisel faktörlerden biri ise dini inançlardır.

    Birçok dinde aldatma dinen yasaklanan bir olgudur. Dinen yasaklı olması da çiftlerin aldatmadan uzak tutmaya yarayan faktörler arasında sayılabilmektedir.

    Bunlara ek olarak aldatma üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde, kişilerin gelir durumunun ve çalışıp çalışmamasının önemli iki faktör olduğu görülmektedir. Düzenlenen çalışmalarda, 3000 dolardan fazla yıllık geliri olan kişilerin aldatma eğilimlerinin daha fazla olduğu görülmüştür. Ayrıca, kişinin eşinin çalışıp çalışmamasının da aldatmayı etkileyen faktörlerden biri olduğu belirtilmektedir. Eşlerden birinin çalışıp diğerini çalışamaması ilişkideki dengeleri bozacağından çiftleri aldatmaya iten faktörlerden biridir. Aldatmayı etkileyen bir diğer etken ise eğitim düzeyidir. Özellikle kadınlarda partnerinin eğitim düzeyi kendisinden düşük olduğunda kadının eşini aldatma olasılığı daha yüksektir.

  • Evlilik Terapisi

    Evlilik Terapisi

    Evlilik hayatımızın en önemli dönüm noktalarından biridir.Evlilik öncesi dönemde bir çok stresli karar,masraf,beklenti ve yeni roller çiftleri bekler.Özel ilişkilerimizde bazen detaylara o kadar takılıyoruz ki, birbirimizle ilgilenmeyi hatta diğerinin orda hangi amaçla bulunduğunuzu unutuyoruz. Mutluluğunuza hizmet etmesi gereken şeylerin mutsuzluk kaynağına dönüşmesine izin vermeyin. Düğün öncesi çiftlerin daha çok tartışmalar, gerginlikler yaşadıklarını görürüz. Genellikle bu tartışmalar ev,eşya gibi konulardadır. Düğün öncesi yapılanların hepsi sizin mutluluğunuz içindir. Sevdiklerinizle oturmak için o koltuk. Başında tartışma yapılsın diye değildir. Bizim esas hedefimiz sevdiğimiz kişiyle mutlu bir yuva kurmak, hayatı paylaşmak, keyif almak değil mi? Sevdiğinizle mutlu olmak için çıktığınız bu yolda  ev,eşya,ıvır zıvır başında kavga edip esas hedefinizi unutmayın. Bir eşya sizi mutlu ediyorsa, ilişkinize anlam katıyorsa faydalı ve anlamlıdır. Aranızdaki ilişkinin niteliği dışında her şey detaydır.Eşiniz ile aranız iyiyse, sağlıklı bir temasınız varsa mutlu olursunuz.Evlendiniz,balayından döndünüz evliliğin birinci virajını alıp eşinizle aynı evde rutin yaşama dönüş yaptığınızda ikinci viraja geldiniz.Bu viraj biraz keskin ve uzun olabilir. 

    Evliliğin ilk yılı sorumluluğunun yavaş yavaş kendini hissettirdiği dönemdir. Evlenmiş olmak için evlenenlerin (görücü usulü,sosyal baskı gibi…) en çok zorlandığı dönemdir.Bu dönemde evliliğe adaptasyonu kolaylaştırmak için evlilikten ne bekliyorum sorusunu değil de evliliğe ne verebilirim sorusunu kendinize sorun.Evlendiğiniz zaman sadece o kişi ile evlenmiyorsunuz.O kişinin bir hayatı,bir yaşam kümesi var.Maç mı seviyor yine sevecek,arkadaşlarıyla ilişkisi azalacak ama sıfıra inmeyecek,inmesi sağlıklı değildir.’Evlendik artık önceliği ben olayım’ öğrenilen yanlış bir ezberdir.Durun acele etmeyin.Önce siz evliliğe alışın.İkinizi bir fanusa koyup dünyanın geri kalanından soyutlandıramayız.Biz birbirimize yeteriz diyorsanız yetemeyeceğinizi, çabuk bitebileceğinizi söylemek zorundayım. Birbiri dışında şarj olmayan çiftler ya çabuk tükenir ya da ölü bir ilişki içinde olur. Karşınızdakini olduğu gibi tanımak ve kabullenmek gerekir. Sevmek kabullenmektir. Evleneceğiniz insana iyi bakın ve iyi tanıyın.Siz onun hayatına girdiğinizde,bir yuva kurduğunuzda o yine aynı insan olarak kalacak.Değişmeyecek.Bir hayat kurmak demek eskileri yıkıp yeni bir şey inşa etmek değildir.İki yol birleşiyor ve yeni bir yol olarak devam ediyor. Bir şey bitip yeni bir şey başlamıyor.Siz bir X eşiniz de bir Y olarak,sizi X ve Y yapan olgularla ile bir küme (aile) oluşturursunuz. Ne ben X olayım ne de eşim Y olsun bunları atalım bir kenara birlikte bir Z olalım diyorsanız sağlıksız bir evliliğin temelini atmış olursunuz.Eski hemen bitsin istiyoruz.Çocukluğunuzdan bu yana cebinizde biriktirdiğiniz yaşam,evlilik,hayat hakkındaki bilgileriniz ve bakış açınız ile bu yolculuktasınız. Eşinizin cebindekiler sizin cebinizdekilerden farklı olabilir.Bu noktada ben’leri koruyarak biz olmayı öğrenmemiz gerekir. Her ikiniz de bireysel ilgi alanlarınız ve hobilerinize zaman ayırın. Kişinin kendine özel zaman ayırmasına ‘bireyselleşme’, çift olarak başka çiftlerle bir arada olmalarına ise ‘sosyalleşme’ adını veriyoruz. Sosyalleşen ve bireyselleşen bir çift hem kendini özgür hisseder hem de ‘biz kimliği’ geliştirebilir ve bu kimliğini koruyabilir.

    Evliliğin ilk yıllarında görülen problemlerden biri de eşlerin birbilerine gerçekçi olmayan sınırlar getirmeye çalışmasıdır.Artık evli bir kadınsın/adamsın  diyerek karşımızdakine sınırlar getirmeye çalışırız. Artık evli bir insansın önceliğin eşin olmalı baskısı kurulur.Ancak eş olmak hayatımızdaki rollerden bir tanesi. Bizler birilerinin evladı,birilerinin arkadaşı, birilerinin kardeşi,öğretmeni,yeğeni,komşusu,dostu ya da düşmanıyız.Rollerimizden sıyrılamayız.Evliliğin büyümesi ve gelişmesi için zamana ihtiyacı vardır.Kavga ederek,zorlayarak  sağlıklı bir yere varmanız mümkün değildir. Ben önceliği değilim, varsa yoksa ailesi, arkadaşları benden kıymetlidir sitemlerini danışanlarımdan çokça duyarım. Lütfen böyle bir kıyaslama içine sokmayın kendinizi.Değerinizi böyle ölçmeyin.Bu sizin daha az önemli olduğu anlamına gelmez.

    Diğer bir ilişki hatası çatışmalarda eşlerin suçlu ile suçsuzu ayırt etmeye çabasında olmasıdır.Evlilik kurumu hem sanığın hem mağdurun hem de hakimin eşlerin olduğu bir mahkeme değildir.Çiftler, terapilerde benden ilişkilerinin hakemi olmasını bekleyerek ‘hocam haksız mıyım?,yanlış mıyım? Bu konuda  suçlu muyum ?’ gibi sorular yöneltirler.Aslında bir yerden sonra suçun kimde olduğunun çokta önemi yoktur.Sonuçta bu geminin yürümesi için birinin suçu telafi etmesi gerekir. Hatalı olan değil de müsait olan da hatayı onarabilir. Âmâ hep bir taraf onanırsa da olmaz. Adalet duygusu kaybolur. Hep onaran kişi kurban durumuna düşer en kötüsü de  artık kendini mecbur hissetmesidir. Yorgun ve öfkelidir. İçine atsa hasta, dışına atsa sorunlu kişi olur. Sağlıklı aile akşam iyi yatan sabah iyi kalkan ailedir der sevgili hocam Prof.Dr.Hürol Fışıloğlu.Eğer bir aile yatağa giderken mutlu değilse yatıncaya kadar sorunlarını çözememiş demektir.Aynı şekilde sabah kalkıp herkes kendi aktivitelerine iyi başlayamıyorsa,evden çıkanlar evden mutlu çıkamıyor,evde kalanlar mutlu kalamıyor.

    Mutlu evlilik demek her iki eşin de faydasına olan ilişki demektir.Bir taraf bedel öderken,diğer taraf elde edilen faydalı sömürüyorsa ilişkideki denge bozulur.İlişkide daha çok yük çeken kızgın ve öfkelidir.Bu yüzden isteklerinin karşılanması için baskı kuramaya başlar.Cezalandırmanın,baskı kurmanın,zorlamanın,tehdit etmenin işe yaradığı görülmemiştir. Taşıdığımız fazla yükleri sakince bırakıp eşinizi nazikçe yönlendirmenin yollarını bulmaya çalışın.Bu yöntemler nedir diye sorarlar danışanlarım genellikle cevabım hep şu şekilde olur;eşinizi en iyi siz tanıyorsunuz,eşinizi mutlu eden  ve etmeyen şeyler,anlayış gösterebildiği ya da hiç anlayış gösteremediği konular,tolere edebildiği ya da edemediği olaylar sizlere ipucudur.Alışkın olduğunuz yolları bırakıp tembellik etmeden yeni yollar keşfetmeye çalışırsanız her zaman kapılar açılır.Bu konuda evlilik terapistlerinden danışmanlık alabilirsiniz.

    Evlilik terapistlerinin kendi düşünceleriyle taraflardan birini ikna etmeye çalışacağı ön yargısı maalesef yaygındır. Çiftler iletişim bozukluğu yaşandığında haklı olduklarını, bir başkasının fikrine ihtiyaç duymadığını söyleyerek çoğu zaman terapiste gelmeyi kabul etmezler. Hâlbuki terapistin görevi çifte ne yapacağını söylemek ya da haklı ve haksızı ayıran bir hakem olmak değildir. Çiftlerin  aralarında kendilerinin farkında olmadıkları iletişim sorunlarını tespit etmek, birbirlerini anlamalarını sağlamak, çatışmaları yönetmeyi öğrendikleri,sorunlarını konuşarak çözebilecekleri bir süreç başlatmaktır.Evlilik terapisi sadece çatışmalı çiftler için var olan bir yöntem değil aynı zamanda hem ilişkisel hem de cinsel uyumsuzlukların çözümünde ya da zenginleşmesinde önemli bir katkı yapabilir. Bu nedenle alanında uzman bir evlilik terapistinden destek almaktan da asla çekinmeyin.Çift terapistine başvurmak için belli bir zaman yoktur. Evli çiftler başvurabildiği gibi evlenmek üzere olanlar da başvurabilirler. Amaç sağlıklı iletişimin sağlanması ve çiftin kendi dinamikleriyle kendi sorunlarını çözebilecekleri noktaya gelmeleridir. Hatta evlilik aşamasında olan kişilerin başvurduğunda daha olumlu sonuçlar alınabilir. Zira yeni başlayan bir ilişkiyi yapılandırmaya çalışmak bozulmuş bir ilişkiyi düzeltmekten daha kolaydır.

    Gottman, Seattle’daki atölyede evli çiftleri bir araya getiriyor. Evliliklerinden doyum aldığını ve mutlu olduğunu söyleyen çiftlerin bunu nasıl başardıklarını araştırıyor. Evlilikleri durağan ya da kötüye giden çiftlerden bu çiftleri ayıranın ne olduğunu bulmak için bir grup uzman ile çiftleri günler boyu kontrollü şartlar altında gözlemliyor. Araştırma neticesinde, çiftlerin, mum ışığında akşam yemeği yiyerek daha mutlu olduklarını ya da pahalı hediyelerle aşklarını canlandırdıklarını değil, günlük yaşamda eşleri ile beraber geçirdikleri, belirli temalar üzerine kurulu 2 ila 35 dakikalık anların mutlu çiftlerin ortak noktası olduğu ortaya çıkıyor. Her çift bu dakikaları kendine özgü bir biçimde geçiriyor olsa da ortak temalar üzerinde buluşuyor. Haftada toplam beş saat süren bu aktiviteleri rutine oturtan çiftlerin ilişkilerindeki mutluluğunun giderek artmakta olduğu görülüyor.

  • Evlilik Olgunluğu

    Evlilik Olgunluğu

    Yaşamında, var olmanın sorumluluğunu duyan insan olgun insandır.”Doğan Cüceloğlu

    Evlilik, iki kişinin birlikte kurduğu bir ilişki kurumudur ve bu kurumun sağlıklı işlemesi için kişilerin belirli bir olgunluğa erişmiş olmaları önemlidir. Türk Medeni Kanununa göre belirli bir yaşta olmak ve ayırt etme gücüne sahip erkek-kadın olmak yeterlidir. Burada anlatılmak istenen ise yeterlilikten ziyade olgunluk olacaktır. Öncelikle evlilik olgunluğuna erişebilmek olgun insan olmak ile mümkündür. Olgun insan üç konuda sorumluluk duygusu gelişmiş kişidir:

    1. Kendini tanıyan,

    2. Diğerlerini tanıyan,

    3. İçinde bulunduğu sistemi tanıyan.

    Evlilik olgunluğundan bahsettiğimizde de aynı boyutlar ortaya çıkar. Evlenme olgunluğu olan biri, yeterince olgunluk kazanamamış kişiye göre kendinin, karşısındaki kişinin ve sosyal ortamının daha farkındadır.

    1. Kendini Tanımak

    Kendimizi tanıma aşamasının ilk adımı, korku kültürü ve değerler kültürü diye nitelendirebileceğimiz iki aile yapısını fark etmek olacaktır.Korku kültüründe; ailede güçlü bir karakter vardır, herkesi denetler, güvenliği sağlar ve kendisinden korkulmasını ister. Asık suratlı ve sert mimikli biridir. “BEN” bilirim der ve diğerlerinin ona tamamen uymasını bekler. Değerler kültüründe; bu yapı gücünü ve anlamını paylaşılan değerlerden alır. Aile içinde adil bir ortam söz konusudur ve bu ortam saygı, sevgi, dürüstlük ve işbirliği ile beslenerek “BİZ” bilincini geliştirir.

    Her insan kendi yaşam öyküsüne sahiptir ve her geçen günde bu öyküsünü keşfetmeye çalışır. Yetiştirildiği ailesine yönelik nasıl bir ortamda ve çevrede büyüdüğünü düşünmesi çok önemlidir. Korku kültüründe mi değerler kültüründe mi yetiştiğini sorgulaması ve kişiliğinde nasıl izler oluşturduğuna bakması gerekir.

    • İç Çocuğunuzu Tanıyın: Siz nasıl bir ortamda yetiştiniz? Aşağıdaki ifadelerden sizi temsil edenlere ‘Evet’, sizi temsil etmeyenlere ‘Hayır’ işaretlemelerini yapın.

    • Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırım; kendimin ne istediğini çoğu kez hiç düşünmem.

    • Kalbimin en gizli köşesinde biliyorum ki ben de bir eksiklik, bir tuhaflık var. Ben normal değilim.

    • Hiçbir şeyi atamam. Değerli, değersiz elime geçen her şeyi biriktiririm.

    • Cinsellikle ilgili olarak kendimi gergin ve huzursuz hissederim.

    • Bir projeye, işe başlamakta güçlük çekerim.

    • Kendime özgü bir düşüncem ve görüşüm yoktur.

    • Sürekli yetersizlik duygusuna kapılır ve bu nedenle kendimi eleştiririm.

    • Gerçekten ne istediğimi bilmediğim duygusu içindeyim.

    • Ne zaman bir konuda itiraz etsem içimi bir suçluluk duygusu kaplar. “keşke, hiç karşı çıkmadan, diğerlerinin istediklerini yapsaydım” diye düşünürüm.

    Bu soruların çoğuna ‘evet’ demişseniz muhtemelen korku kültürünün hakim olduğu bir ortamda yetişmişsinizdir. Ve içinizde utanç yaşayan bir çocuğunuz olabilir. Utanca boğulan bir iç çocuk, evlilikte BİZ’i oluşturmakta zorluk çeker. İlişkisinde güvensizlik, kıskançlık, kaygı ve korku yer alır. Kendini yalnız ve öksüz hissedebilir; çoğunlukla kaygılı kişilikler oluşabilir.

    Bu soruların çoğuna ‘hayır’ demişseniz muhtemelen değerler kültürünün hakim olduğu bir ortamda yetişmişsinizdir. İçinizde yaşamayı seven mutlu bir çocuğunuz olabilir. Sağlıklı iç çocuğu olan insanlar evlilikte BİZ’i oluşturabilir ve ilişkilerinde sevgi, şükür, umut, güven duygularını güçlü bir şekilde yaşar. Kendini dostları açısından zengin görür ve karşılaşacağı sorunları çözme gücünü kendinde görür.

    • İç Tanığınızı Keşfedin: Bu sorular, iç tanığınızın gücünü keşfettiğiniz zaman derinlemesine anlama kazanır.

    1. Evleniyorum mu, evlendiriliyorum mu?

    2. Evlilik kararım bir seçim mi, yoksa geçmişime ya da içinde bulunduğum ortama bir tepki mi?

    3. Evlilikle ilgili beklentilerim benim beklentilerim mi, yoksa farkına varmadan bana yüklenen ‘kültürel şablonun’ beklentileri mi?

    4. Evliliğimde çocuk istiyor muyum?

    5. Anne-baba olmanın sorumluluğunu almaya kendimi hazır hissediyor muyum?

    6. Evlendiğim kişiyle, eşit koşullarda hayatı birlikte yaşamak mı istiyorum, yoksa onun sahibi olup onu kullanmak mı istiyorum?

    7. Hangisi benim için önemli; herkesin haftalarca konuşacağı şaşaalı bir düğün mü, yoksa iki gönlün buluşacağı bir yuva mı?

    8. Evliliğin amacı ne; kavga, dövüş, çekişme içinde üstünlük sağlamak mı, yoksa birlikte yaşayacağımız yaşamın müziğine birlikte dans etmek mi?

    Tanışma süreci içinde pusulanızın aynı yönü gösterip göstermediğinin ya da diğer bir deyişle, birbirinizin inanç ve değerlerinin uyum içinde olup olmadığının farkında olmak ilişkinin geleceği bakımından çok önemlidir.

    1. Diğerini Tanımak

    Olgun insan kendini tanıdıkça karşısındaki kişiyi de tanımaya özen gösterir. Kendisini tanımak adına sorduğu soruların hepsini karşısındakine de yöneltir.

    • Korku kültürü içinde mi, değerler kültüründe mi yetişmiş?

    • Benim tüm özelime tanık olabilecek kadar sorumluluk sahibi mi?

    • İnanç ve değerlerini kendi seçimleriyle oluşturmuş bir mi, yoksa kalıplar üzerinden giden biri mi?

    • BEN ilişkisi mi, BİZ ilişkisi mi bekliyor?

    • Duygularının farkında mı?

    • Haksız olduğunda özür dilemek, gönül almak, ortak değerleri ilişkide yaşatmak gerektiğinin bilincinde mi?

    • Karı-koca ilişkisi içinde mahrem, kırılgan, incinebilir yönlerimi açabileceğim bir can dostu mu, yoksa en yakınıma sızmış bir yabancı mı?

    Evlilik öncesinde eş adayınızı tanımak ve anlamak olgun bir insan olarak sizin sorumluluğunuzdur. Evlendikten sonra  ‘böyle olmandan hoşlanmıyorum’ diye sızlanmak veya onu değiştirmeye çalışmak fayda etmez; yazık olur, mutsuz evliliklere bir de sizinki katılır. Unutmamak gerekir ki, evlendikten sonra konuşması zor olabilecek bir konunun, evlenmeden önce detaylı bir şekilde konuşulması çok önemlidir.

    1. Sistemi Tanımak

    “Kapıyı kapatırım, huzur bozan ailesi dışarıda kalır diyordum; fakat içeride zaten onları temsilen bulunan, onlar tarafından yetiştirilmiş eşim var…”

    Evlilik kurumunun aslında çok önemli bir parçasını oluşturan sosyal ortam, maalesef ki çiftler tarafından ilişkinin başında pek dikkate alınmaz. Ancak olgun insanlar şunu bilir ki, evlendikten sonra eşinin ailesiyle bir şekilde ilişkisi her daim olacaktır. Ve kendi ilişkisi içinde, kayınvalide ve kayınpederinin beklentileri, duyguları ve inançları etkili olabilmektedir. Kişinin hoşuna gitse de gitmese de onlar da BİZ’in bir parçasıdır artık.

    Ailesiyle ilişkimiz korku kültüründe mi değerler kültüründe mi gelişecek diye sorabilmesi gereklidir. Önceden bu soruları sormak ve alınacak cevaplardan korkmamak, kişinin evliliğe dair olgunluğunun ve sorumluluk duygusunun gücünü ifade eder.

    Evliliği düşünen kişiler önemli bir yolculuğa çıktıklarının farkındalar değil mi? Bu yolculuğun sizin yolculuğunuzun olması için kendinizi tanımanız ve bilmeniz gerekiyor ki, yol arkadaşınızı doğru seçebilesiniz. Yolculuğunuz nerede, kimlerle olacak? Yolculuğun içinde yer alacağı coğrafyayı, ekipte kimlerin olacağını bilmekte fayda var. Her an uyanık olmakta fayda var!

    El Mitra bir kez daha söz aldı ve dedi ki: Peki, Evlilik ey üstat?

    Ve o şöyle yanıtladı:

    Birlikte doğdunuz ve sonsuza dek birlikte olacaksınız.

    Birlikte olacaksınız, ölümün beyaz kanatları günlerinizi dağıtıp savurduğu saatte.

    Elbette, Tanrı’nın sessiz belleğinde bile birlikte kalacaksınız.

    Ama birliğinizde mesafeler olsun.

    Göklerin rüzgârları dans etsin aranızda.

    Birbirinizi sevin ama aşk pranga olmasın aranızda:

    Ruhlarınızın kıyıları arasında hep dalgalanan bir deniz olsun aşk.

    Birbirinizin kadehini doldurun, ama aynı kadehten içmeyin.

    Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı ekmeği yemeyin.,

    Birlikte şarkı söyleyip dans edin ve eğlenin, ama ikiniz de tek başınıza olun,

    Bir lavtanın, aynı ezgiyle titreseler de birbirinden ayrı duran telleri gibi.

    Kalplerinizi verin, ama teslim almayın birbirinizin kalbini.

    Çünkü sadece Hayat’ın avucundadır kalpleriniz.

    Birlikte saf tutun, ama yapışmayın birbirinize:

    Çünkü tapınağın sütunları da ayrı dururlar,

    Ve meşe ile selvi büyüyemez birbirlerinin gölgesinde.

    Halil CİBRAN

  • Evlilikte Sınırlar ve Sınırların Önemi

    Evlilikte Sınırlar ve Sınırların Önemi

    Sınır’dan kastımın ne olduğunu detaylı anlatacağım fakat öncelikle şunu belirtmek isterim ki “sınır” sadece karı koca arasında değil, hayatın her alanında kurduğumuz ilişkilerde kıymetli bir öneme sahip. Sınır kelimesini belki en çok “Çocuklara koyulan sınırlar” konusunda okuyor ve kullanıyoruz. Fakat “sınır” doğan her canlı için ölene kadar geçerli ve önemli bir kavramdır.

    Sınır aslında uzay boşluğu ile bizi ayıran sınırla, yani bedenimizle başlıyor. Sonrasında duygusal sınır, ilişkisel sınır, psikolojik sınır, ülke sınırları gibi birçok alanda kendini gösteriyor.Varlığı konfor ve denge getirirken, yokluğu durumunda ise, karmaşa, kaygı ve sağlıksız bir biçimde iç içe geçmiş ilişkiler yaşıyoruz.

    MUTLULUK NEDİR?

    Bana mutluluk ne diye sorsanız, kişinin kendini tanıması ve bu tanımlamadan tatmin olması ve ilişkilerinde bu tanımla kabul görmesi diyebilirim. Bu üçlü sac ayağındaki dengeden başka bir şey değildir mutluluk.

    Mutluluk sınırdır, sınır mutluluktur yani…

    Evlilikte ise sınır, çok ince bir çizgide kendini gösterir. Yani sınırsızlık kadar sınır’ı yanlış yorumlamak da hatalı bir iletişime sebep olur.

    Kişiler birinin karısı, kocası ya da anne babası olmadan önce birer bireydir. Kendilerine dair hassasiyetleri, beklentileri, ihtiyaçları ve istekleri vardır. Tüm bunlar kişinin kendi sınırlarını belirleyen detaylardır.

    BANA SINIRINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM!

    Bu konuda eşlere ilk önerim birbirlerinin sınırlarını tanımaları. Bu da ancak karşılıklı samimiyet ve dürüstlükle mümkündür. Özellikle evlilik öncesi dönemde kendi sınırları konusunda dürüst davranan eşlerin evlilikte kendilerini daha güvende hissettiklerini söylemek mümkün. Örneğin, vejetaryan bir insan için evde pişecek yemekler bir sınırdır. Kişinin bu sınırı bilmesi, tanıması ve koruması önce kendisi için sonra da ilişkisi için çok önemlidir.Sınırı koruması gereken kişi öncelikle kişinin kendisidir.

    Maalesef çoğu ilişki rasyonel bir zeminde başlamıyor. Eşler birbirlerine karşı açık konuşmuyor ve ilişkinin en başında sınırlarını korumaya dair bir tutum izlemiyorlar. Bu da haliyle kişilerin birbirlerinin hassasiyetlerini bilmeden yani sınırlarını tanımadan evlenmelerine sebep oluyor. En önemli şeyi erteleyerek başlayan bir ilişkinin çıktısı ise çoğu durumda hayal kırıklığı oluyor.

    “Evlenmeden önce maç izlemezdi.” ; “Evlenmeden önce özel günleri önemsemediğinden bahsetmemişti ve o zamanlar önemserdi.” Bu örnekler uzayıp gidebilir. Eğer maç izleyerek deşarj oluyorsanız, bunu partnerinize en baştan söylemek sizin stresle baş etme kaynağınızı bilmesi, tanıması ve bunu kabullenmesi noktasında ona yardımcı olacaktır. Ya da özel günler sizin için işkence ise, uzun vadede her yıl tanışma yıl dönümünde hediye verecek biri değilseniz, bunu en başta söylemek yine olası tüm sıkıntıların yaşanmaması için ön koşuldur. “Ben özel günlerde hediyeleşmekten hoşlanmıyorum. Bunun yerine hiç beklemediğin zamanlarda seni şaşırtabilirim. Bunun senin için bir sakıncası var mı?” diyen birinin en başta alacağı tepki, eşinin ilk evlilik yıl dönümünü unuttuğu birinin vereceği tepkiden çok daha olumlu ve samimi olacaktır.

    EVLİLİKLE ORTAYA ÇIKAN SINIRLAR!

    Eğer evlenene kadar her şeye “Evet” diyen, her fikre uyum sağlayan biriyseniz ve “Evlendikten sonra nasıl olsa gerçek özelliklerimi zamanla benimser.” Gibi bir düşünceniz varsa üzülerek söyleyebilirim ki bu işin çıktısı hayal kırıklığı olacaktır.

    Sınırlar dünyası çok ilginçtir ki,bir kere çiğnenen sınırın geri dönüşü sınırsızlık ya da çatışmadır.Yani eşinize de kendinize de dürüst olmanız yolun en başında çok önemlidir.

    SINIR İHLALİ!

    Farklılıklar hayatın baharatıdır. Dolayısıyla birçok durumda sınırlarınız çatışabilir. Bu sizden iyi bir çift olmuyor anlamına gelmez. Önemli olan ise “sınırlarınızı koruma biçiminiz.” Partneriniz sizden sınır ihlali gerektiren taleplerde de bulunabilir. Özellikle evliliğin ilk yıllarında çiftler birbirini tam tanımadığı için bu daha mümkündür. Ancak, eğer partnerinizi kırmamak için “Hayır!” demeniz gereken yeri iyi bilmezseniz partnerinizi de ilişkinizi de kendinizi de uzun vadede daha çok yıpratacağınızdan emin olabilirsiniz.

    EVLİLİK BAŞLI BAŞINA BİR SINIRDIR!

    Fakat, burada önemli bir nokta var. Ben sınır meselesini anlattığımda, bazen eşlerden biri “Ben ailece tatile gitmekten hoşlanmıyorum. Eşim tek başına gitsin, ben tek başıma giderim. Bu da benim sınırım.” Diyebiliyor. Bu durumda ise verdiğim cevap şu oluyor. “Evlilik başlı başına bir sınırdır. Eğer bu sınırın gereklerini yerine getirmekte zorlanıyorsanız sistemde kalma fikrini gözden geçirmelisiniz.”

    Evli olma hali, bazı genel kurallara uymayı ve eşlerin birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamayı yasal olarak taahhüt etme sınırıdır.

    Yani evliliğin getirdiği bir takım gerekliliklerle çelişen sınırlarınız varsa ya da karşı tarafın ihtiyaçlarını karşılamak sizin için ancak sınırlarınızı ihlal etmekle mümkün ise o halde siz bu sisteme uygun bir dizayna sahip değilsiniz. Bu sizi daha kötü veya daha iyi bir insan yapmaz. Fakat bu sınırı toplumun ya da kendi öz ailenizin evlenmenize dair beklentilerine karşı da korumalısınız.

    Bu sebeple kişilerin kendi sınırlarını doğru belirlemeleri evlenmek ya da evlenmemek noktasında da doğru karar almak için çok kıymetli.

    Hepinize sınırlarınıza kıymet verdiğiniz huzurlu günler diliyorum.

    Sevgiyle kalın.

  • Evlilik Uyumu Nedir?

    Evlilik Uyumu Nedir?

    Evlilikte uyum, farklı kişilik özelliklerine sahip bireylerin değişen dünya koşullarına uyum sağlamaları, yaşadıkları sorunları uzlaşarak çözmeleri, birbirleriyle olumlu iletişim kurmaları, mutlu olmak ve ortak amaçlara ulaşmak için kurdukları birliktelik olarak tanımlanmıştır.

    Evlilik süresi, evlilik uyumunu etkilemektedir. Evliliğin ilk birkaç yılında evlilik uyumunun düşük olduğunu araştıran çalışmalar vardır. Evlilik süresi ilerledikçe çocukların evden gitmesi, eşlerin emekli olması ve birbirlerine daha çok vakit ayırması evlilik uyumunun bu dönemde en yüksek seviyeye ulaştığını söyleyen çalışmalara ulaşılmıştır. Evlilikte eşlerin meslekleri de evlilik uyumunu etkilemektedir. Çalışan kadınların ve çalışmayan kadınların eşlerinin evlilik uyumları incelenmiş ve çalışmayan kadınların eşlerinin evlilik uyumlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Mesleksel statü açısından eşinden yüksek konumda olan bireyler düşük statüye sahip eşe göre evlilikte daha mutlu bulunmuştur.

    Evlilik mutluluğunu belirleyen cinsiyet rol tutumlarına bakıldığında erkeklerin kadınlara göre daha yüksek düzeyde narsistik eğilimleri olduğu belirtilmektedir. Kadın pasif erkek narsistik özellik gösteriyorsa ve narsistik birey evlilikten tatminini alabiliyorsa bu evlilik uyumlu gözükmektedir. Cinsiyet ve karanlık kişilik özelliği arasındaki ilişkinin incelendiği çalışmalarda, karanlık kişilik özelliklerine sahip bireylerin yüksek statü ve yüksek kendilik değeri gibi özellikler taşıması bakımından toplumumuzda daha çok iş hayatındaki konumu bakımından erkek cinsinde görülmesi beklenmektedir

           Kişilik özellikleri açısından eşler arası benzerliğin evlilik de uyumlu olduğu görülmüştür. Örneğin, her iki eş için de,  yalan söylememe benzerliği ile evlilik uyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Başka bir çalışma da eşlerin empati eğilim düzeyleri araştırılmış ve evlilik uyumları yüksek olan çiftlerin her ikisinde de empati eğilim düzeyleri yüksek çıkmıştır. Karşılıklı iletişim kurabilen, evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir alışverişinde bulanabilen ve sorunlarını pozitif bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu olarak tanımlanmış ve evlilik oldukça uzun bir zamandır daha birçok araştırmaya konu olmuş ve olmaya devam edecektir.

           Rusell (1983) evlilik uyumunu, eşlerin birbirlerinden farklı olmadıkları düşüncesi ile birlikte eşlerin evlilik ilişkisi içerisinde saygı, sevgi, cinsel doyum, düşünsel davranışlarda bulunma koşuluyla gerçekleştirdikleri bir birliktelik olarak niteler. Evlilikte uyumu etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır.

  • Evlilikte İletişim

    Evlilikte İletişim

    Evlilik, sağlıklı bir iletişim ve etkileşim sürecidir. Uyumlu bir evliliğin var olabilmesi için sağlıklı bir iletişimin olması gerekir. Eşlerin birbirlerinden beklentilerini ve mesajlarını sözel olarak ortaya koyabilmeleri için eşlerin etkileşim içerisinde olması sağlanmalıdır. İletişimin etkili faktörü eşlerin birbirlerine açılması, birlikte olması, ve düşünce alışverişini içerdiğinden iletişim evliliğin kalitesini belirler. Eşler arasındaki iletişim yetersizliğinin ise evliliğe zarar verdiği düşünüldüğünden uyumlu bir evliliğin gerçekleşmesinin sağlıklı iletişimle mümkün olabileceği görülmektedir. Çiftlerin evlilik yaşamlarında çatışma- çözme stillerini bilmemeleri sonucunda sorun yaşamaları olağan bir durumdur. Eşlerin çatışma- çözme stillerini kullanarak sağlıklı bir iletişim içerisinde bulunması sonucunda uyumlu ve uzun süreli bir evlilik yaşaması mümkündür.

    Kelly ve Markman (1997) evlilikte uyumu eşlerin ilişkileri hakkında olumlu duygulara ve düşüncelere sahip olma, pozitif iletişim kurabilme, oluşan çatışmayı çözme becerisi, ve eşlerin zevk alarak birlikte aktivite yapabilmeleri olarak tanımlamıştır. İnsanlar sahip oldukları iletişim becerileri ile evlilik uyumlarını arttırabilir ya da azaltabilirler. Buda evlilikten sağlanabilecek doyumun ve mutluluğun düzeyini etkilemektedir.

    2.6. Evlilikte Çatışma

    1950’lerden itibaren özellikle batı toplumlarında gelişen sanayi ile birlikte aile yapısında değişimler meydana gelmeye başlamıştır. Kadınların çalışma hayatına dahil olması, ekonomik gelişmeler, artan eğitim düzeyi, kadın ve erkeğin toplumdaki yerlerinin eşitlenmeye başlaması ile aile yapısında farklılıklar görülmüştür. Evlilik araştırmaları, özellikle kadının iş yaşamına dahil olmasının evlilik doyumuna etkisini incelemeye başlamıştır, bir yandan iş, evlilik, ebeveyn rolleri ve bu rollerin yarattığı iş-aile çatışmaları ve evlilik uyumları ile ilişkileri üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Bu değişmelere olan hassaslığı sebebiyle evlilik ilişkilerinin düzenli olarak incelenmesi, günümüzde evlilik ilişkilerinde gelinen noktayı göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle, bu çalışmada evli bireylerin evlilik uyumları, kişilik özellikleri (narisizm, psikopati, Makyavelizm), iletişim, çatışma çözme davranışları, demografik değişkenlerle, evlilik uyumu ve evlilikteki çatışma çözme iletişim becerileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.

    İletişim becerilerindeki yetersizliğin yanısıra çatışma çözme becerilerindeki yetersizlik de evlilik sorunlarının başlıca nedeni olarak görülmektedir. Çatışma insan yaşamının ve ilişkilerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çatışma genel anlamda uyuşmazlığı, anlaşmazlığı, geçimsizliği ifade etmekle birlikte, insanların temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanamaması, farklı değer yargıları, kültürleri, cinsiyetleri gibi faktörler de çatışmalara neden olmaktadır. Eşlerin çatışma sırasında çatışma çözme stilleri, birbirlerinin duygularını anlayabilme yeteneği, iletişimin kalitesiyle de ilişkilidir. Kişiler arası çatışmaların başlama nedenleri; biliş, algı, duygu, bilinçdışı, ihtiyaçlar, iletişim becerileri gibi farklılıklardan kaynaklanabilir.

                  İnsanların yetiştiği çevre koşulları, kültür, aile yapısı, eğitim seviyeleri ve çalışma şartları çatışma düzeylerini etkilemektedir.  Evlilik yaşantısında bireylerin çatışma durumlarını etkileyen bir diğer etken evlenme şekilleridir. “Erken evlilik, görücü usulü (geleneksel) evlilik, aşk evlilikleri” evlilikte çatışmayı belirleyen faktörler arasındadır. Evlilik uyumunda önemli değişkenlerden biri de cinsel uyumdur. Hawton ve Catalan, cinsel işlev bozuklukları ve evlilik problemleri arasında bir ilişkinin bulunduğunu, burada önemli olanın, hangisinin birincil hangisinin ikincil olduğunun ayırt edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Birçok klinisyen, cinsel işlev bozukluklarının, evlilik içi çatışmaların nedeni olmaktan çok, ilişkinin altında yatan problemlerinin dışa yansımasıyla ortaya çıktığını, diğer bir deyişle çiftin ilişkilerindeki soruna ikincil olarak geliştiğine inanmıştır. Bu düşünce, cinsel terapi için başvuran çiftlerin, belli düzeyde, eşler arası çatışma yaşadığı gerçeğiyle de örtüşmektedir.

             Evlilik hayatında uyumu bozan çatışmaya neden olan başka birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazıları;  Kadın ve erkeğin evlendikten sonra birbirlerine açık olmaması, evlenmeden önce eşlerin bireysel hayat yaşıyor olması, eşlerin karakter özellikleri, evlendikten sonrada özgür davranışlarda bulunmak istemesi, evlilik sonrasında eşlerin kısıtlandığını düşünmesi, eşin bir diğer eşe karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi, çocuk bakımı, eşlerin mesleki statüleri ve benzeri sayılabilir.

  • Evlilik Öncesi Danışmanlık ve Önemi

    Evlilik Öncesi Danışmanlık ve Önemi

    Kişilerin hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri olan evlilik, imzadan ibaret olarak düşünülmemelidir. Evlilik; eğitimleri, kültürleri, değerleri, geçmiş yaşam deneyimleri, zevkleri farklı olan iki kişinin hayatlarını birleştirerek birlikte yaşamaya karar vermesidir. Evlilik ile birlikte kişilerin yaşam biçimleri, sorumlulukları farklılaşmaktadır. Farklılaşan yaşam durumlarına uyum sağlayabilmek bazen zorlayıcı olabilmektedir.

    İsmer Aile Danışma Merkezi’ne göre, sağlıklı ve keyifli bir evlilik hayatı yürütebilmenin yolu da evlilik öncesi psikolojik danışmanlıktan geçiyor. Peki, evlilik öncesi danışmanlık nedir?

    Evlilik öncesi danışmanlık, evlenme sürecinde olan çiftler (flört, sözlü, nişanlı vb.) ile yürütülen psikolojik danışmanlık sürecidir. Burada temel amaç bireylerin hem kendilerini hem de partnerlerini tanıyarak ilişkilerini anlamalarını ve olası sorun ve çözüm yollarını görmelerini sağlamaktır. Evlilik öncesi nasıl birçok hazırlık yapılıyorsa, sağlıklı ve doyum verici bir evlilik süreci için de psikolojik hazırlıkların yapılması büyük önem taşımaktadır.

    Evlilik öncesi kişilerin birbirlerini daha iyi tanımaları, kişisel ve ortak hedeflerini belirlemeleri, açık ve etkili iletişim biçimlerini öğrenmeleri, problem çözme becerileri kazanmaları için evlilik öncesi psikolojik danışmanlık büyük önem taşımaktadır.

    Evlilik Öncesi Danışmanlıkta Hangi Konular Ele Alınır?

    • Evlilik için hazır mısınız?
    • Çiftin birbirini tanıması
    • Çiftin uyumu ve ilişkiyi dengeleme biçimleri
    • Partnerlerin birbirinden ve evlilikten beklentileri
    • Evlilikte roller
    • Evlilikte görev ve sorumlulukların paylaşımı
    • Birlikte zaman geçirme
    • Çiftin olası korku ve kaygıları
    • Çiftin iletişim kurma biçimi ve sağlıklı iletişim kurma yolları
    • Etkin problem çözme yolları
    • Evlilikte sınırlar
    • Ben ve biz olabilmek
    • Evlilikte köken ailelerin yeri
    • Çiftin gelecek amaçları
    • Çiftin cinsel yaşantı beklentilerindeki uyum ve ilgi
    • Çiftin varsa önceki ilişki ve evliliklerinin ilişkileri üzerindeki etkisi
    • Çocuk sahip olmaya dair beklentiler

    Evlilik Öncesi Danışmanlık Neden Önemlidir?

    • Evlilik öncesi danışmanlık, eğitici, önleyici ve geliştiricidir.
    • Evliliğe geçiş sürecini kolaylaştırır.
    • Evliliğin kalitesini artırır.
    • İletişim becerilerini artırır.
    • Boşanma oranlarını düşürmekte ve aile içi uyumsuzluğu en aza indirmektedir.
    • Bireyler kişilik özelliklerinin ve isteklerinin farkına varır.
    • Eşlerin evlilik öncesi planlama yapması sağlanır. Psikolojik olarak yeni bir sürece hazırlıklı ve neler ile karşılaşacağını bilen çiftler, daha doyum verici bir evlilik hayatına sahip olmaktadır.
    • Bireyler karşılaştıkları sorunlar karşısında kullanabilecekleri sağlıklı çözüm becerilerini öğrenir. Sorunlarını kriz haline getirmeden çözebilirler.
    • Evliliğe dair beklentiler paylaşılır.
    • Eşler ilişkiden ne kadar tatmin alırsa evlilik yaşamı da o kadar kuvvetlenmektedir. Bu tatmin için birbirine zaman ayırmanın ve ortak hobilerin önemini danışma sürecinde öğrenirler.
    • Eşler arasındaki bağlılık ve yakınlık artırılır.
    • Günlük yaşamda göz ardı edilen, konuşulmayan konular ele alınır ve değerlendirilir. Böylece gelecekte sorun olabilecek konulara dair önlem alınır.
    • Evlilik hayatında önemli konularda karar alabilme becerisi kazandırılır.
  • İkinci Evliliklerde Araştırmaların Dili

    İkinci Evliliklerde Araştırmaların Dili

    İkinci kez evliliklere birçok insan kuşkulu gözlerle bakar; ancak boşanan birçok insan boşandıktan sonra hayatını tekrar tasarımlamak anlamında yepyeni bir ilişkiye başlama eğilimindedir.

    Bu dönemde insanlar birçok birliktelik yaşayabilirler ve sonrasında da bu birlikteliklerini yeni bir evlilikle sonuçlandırabilirler. İkinci evlilikler insanların yeni bir umutla girdikleri, olumlu yaşantıları yaşayabilecekleri, mutlu olacakları, aynı zamanda huzurlu bir aile ortamına ulaşabilecekleri hazzı giderme yoludur. İkinci evlilikler zaman zaman yalnızlıklarını gidermek amacıyla zaman zaman da hayatın sorumluluklarını bölüşebilmek anlamında ortaya çıkan bir durumdur.

    İKİNCİ EVLİLİKLERDE ARAŞTIRMALARIN DİLİ

    Bu konuyla ilgili o kadar çeşitli araştırmalar yapılmıştır ki bunlardan çıkan sonuçlarda oldukça açıklayıcıdır. Yapılan araştırmalar, boşanma suretiyle ayrılan kişilerin 3 ile 5 yıl sonra yeniden evlendiklerini ortaya koymaktadır. Erkeklerin yeniden evlenme oranı kadınlara göre daha fazla ve daha çabuktur. Birçok erkek ve kadın ilk evliliklerinde tecrübesiz olduklarından dolayı hatalar yaptıklarını ve bu hatalardan ders alarak artık gerçek sevgiye ve ortak güzel ilişkiye hazır olduklarını hissederler ve yeniden evlenirler ( Gestoff, 1975).

    İkinci evlilik ikinci bir hayata başlamak gibidir aslında; artık mantık ön plandadır ve birinci evliliklerden alınan derslerle daha sağlıklı bir evlilik yapma olasılığı yüksektir.

    Tabii ki ikinci evlilikler durup dururken olmamaktadır. Eşin ölümü ya da farklı nedenlerden dolayı boşanmadan dolayı aile birliği dağılmış olabilir. Bu aslında yukarıda da değindiğimiz gibi korkutucu bir süreç değildir ve eğer gerekiyorsa yaşanılması gereken bir süreçtir de. Yani bu doğal bir yaşam sürecidir.

    BOŞANDINIZ AMA HAYAT DEVAM EDİYOR

    Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır ki hayat devam etmektedir, yaşam devam eden hayatın içinde bir tercihtir. İnsanlar ne kadar kötü bir evlilik tecrübesi yaşarlarsa yaşasınlar boşandıktan bir süre sonra ikinci evlilik düşüncesi ortaya çıkmaktadır. İşte bütün mesele burada odaklanmaktadır. Yaşanan ilk evlilik tecrübesi kötü ama ikinci evlilik hala isteniyor, bu konuda insanların birçok çekinceleri olmakla birlikte yine de ikinci evlilikler vardır ve daha da mutlu olmak amacıyla yapılır. İnsanlar ikinci evlilikten psikolojik olarak olumsuz etkilenecekleri konusunda bir takım önyargılar içerisinde olabilirler. Bu önyargıların bir kısmı eksik bilgi bazıları da yanlış inanışlardan kaynaklanabilmektedir.

    NELERE DİKKAT ETMELİ?      

    Eşlerin ikinci evliliklerinde dikkat etmeleri gereken önemli noktalar vardır. Geçmişin üzerine kesinlikle bir çizgi çekilmeli geçmişte yaşanan olumsuzluklardan ders çıkarılmalı ama asla geçmiş hatırlanmamalı hele hele karşılaştırma yapmak gibi bir yanlışa kesinlikle düşülmemeli. Geçmişten çıkarılan dersler bir bir uygulamaya konulmalı. Eğer çiftlerden birinin başından bir evlilik geçmiş diğeri hiç evlenmemişse ilk evliliğini yapan kişi evlendiği kişinin eski hayatının onun üzerindeki olumsuz etkilerini bilmeli ve davranışlarını buna göre şekillendirmelidirler.

    Biten evliliklerden bir ile üç yıl içinde yetişkinlerin çoğu yeni hayatlarına alışırlar ve duygusal dengeleri düzelir. Boşanmış kadınların üçte ikisi, erkeklerin de dörtte üçü tekrar evlenmektedir. Görüldüğü gibi boşanma yetişkinlerin evlilik kurumuna verdiği değeri değiştirmemekte, ikinci evliliklerin başarısı da çoğu zaman üvey anne, üvey baba ve çocuk ilişkisinin başarısına bağlı olmaktadır.

    YA ÇOCUKLARA BU DURUM NASIL AÇIKLANMALI?

    İkinci evlilikler tabii ki tozpembe olamamaktadır her zaman. En dikkat çekici tarafı, karşılaşılan en büyük sorunlardan biri de çocuklardan gelen tepkilerdir. Yeni bir beraberlik kurma aşamasında ki bireyler doğru bir yaklaşımla evleneceği kişiyi çocuğa kabullendirebilir. Burada asıl önemli olan doğru yaklaşımdır. Çocuklar yeni bir beraberliğe çok iyi hazırlanabilirler ve hiçbir detay göz ardı edilmeyebilir ve çocuk bu evliliğe pozitif bakabilir ancak buna rağmen bazı sorunların yaşanması olasıdır. Ebeveyni ölmüş olan çocukların dışında ki çocukların hayalinde uzunca bir süre anne babasının tekrar bir araya gelmesi hayali yatar. Bu karar çocuğun bu hayalini suya düşürür ki bu durumda da çocuk bazı aşırı tepkilerde bulunabilir. Gerek evlenen kişiler gerekse  çocuk, önceleri bazı zorluklar yaşayacaklardır. Özellikle ilk zamanlarda  çocuklardan yeni gelen ebeveyne anne ya da baba diye hitap etmesi istenmemelidir.

    Bireylerin ikinci evliliklerinde eş seçimlerinde çocuklarının sevebileceği ve kabul edeceği birini mi tercih etmelidirler konusunda kesin bir doğru olmadığından dolayı bu konuda yorum yapmak çok gerçekçi olmayacaktır. Ancak bu konu hakkında söylenecek şey şu olabilir eşlerin kendi aralarında mutlu olmaları çocuklara yansıyacaktır bu nedenledir ki önce bireylerin birbirleriyle iyi anlaşabilecekleri daha önemlidir. Eş seçimi çok karmaşık bir olay olup kişilerin eş seçiminde birçok faktör rol oynar, çocuklarla uyumlu kişi olup olmaması birçok faktörden sadece biri olabilir. Bu kesinlikle atlanılmaması gereken bir gerçektir.

    Eş seçiminde dikkat edilmesi gereken faktörlerden biri de beklentilere cevap alınıp alınamadığıdır, anne-babanın kendine uyan bir eş seçmesi, onunla mutlu ve kendi ile barışık olması en azından mutlu bir ebeveyne sahip olma açısından çocuğa dolaylı olarak olumlu yansır. Kendi içsel problemlerini çözmüş, iç barışı sağlamış, psikolojik olgunluğa erişmiş, mutlu huzurlu bir anne babanın şüphesiz çocuklarına katacağı çok önemli katkıları olacaktır.

  • Aile ve Çift Danışmalığı

    Aile ve Çift Danışmalığı

    “Aldatma Ve Aldatılma”: Aldatma günümüzde çiftlerin yaşadığı en büyük sorunlardan biridir. Partnerini garanti görme, beklentilerin karşılanmaması, iletişim eksikliği gibi alt dinamikleri olan bu durum müdahale edilmedi takdirde bir kısır döngüye giren ve boşanmaya kadar gidebilen bir durumdur.

    “Evlilik Öncesi Danışmanlığı” “İnsan bir kere evleniyor” tarzında temennilerimizin olduğu evlilik müessesesi çoğu insanın hayatında önemli bire yere sahiptir. Peki bu kadar önemli bir kararı verirken nelere dikkat ediyoruz? Kriterlerimiz nelerdir?

    “TÜİK verilerine göre 2016 yılında 594.493 çift evlenirken aynı sene 126.164 çift de boşanmıştır. Bu boşanmaların %35,5’i, 1 ile 5 yıl arasındaki evliliklerde gerçekleşmiştir. Boşanmaların evliliklerin ilk yıllarında daha yoğun yaşanmasının en önemli sebeplerinden birisi “beklentilerdir”. Her çiftin birbirinden beklentileri vardır. Ama birisini değiştirmek üzerine başlanılmış bir evlilik uzun vadede iki taraf için de yıpratıcı bir hal almaktadır. Birini değiştirmek zor hatta bazı kişilerde imkânsız bir durumdur.

    Kadınlarla/erkeklerle ilişkisi sınırlı, yalnızlığı seven birini düşünelim. Bu kişiyle “beni aldatmaz” diye evlenebilirsiniz. Eğer ilişkiden beklentiniz bu ise muhtemelen karşısındaki kişi bu beklentinizi karşılayacaktır. Ama “benimle ilgilensin, çok sevsin ve bu sevgisini de her daim göstersin” diye bir beklentiniz varsa da burada biraz sorun yaşayabilirsiniz.

    Özetlemek gerekirse “Evlilik Öncesi Danışmanlık” bir ilişkiden ve partnerinizden beklentinizi daha net biçimde ortaya koymanıza yardımcı olmak için ihtiyaç dahilinde başvuracağınız bir yöntemdir.

    “Mutsuz Evlilik” Çoğumuz düzenli bir hayat, sağlıklı çocuklar ve huzur dolu bir yaşamın beklentisi içindeyizdir. Ama bazen işler bu sırayla gitmez. Böyle durumlarda işler tatsızlaşmaya başlar. Tahammülsüzlük, gerginlik, öfke nöbetleri ve gelinen son durum mutsuz evliliklerdir. Evlilik bir amaç olmaktan daha çok, mutluluğa giden yolda bir araç olmalıdır. Mutlu bir evlilikte bireylerin ruhsal sağlığını açısından önemli bir yere sahiptir.