Etiket: Evli

  • Evlilik Terapisi

    Evlilik Terapisi

    Evlilik hayatımızın en önemli dönüm noktalarından biridir.Evlilik öncesi dönemde bir çok stresli karar,masraf,beklenti ve yeni roller çiftleri bekler.Özel ilişkilerimizde bazen detaylara o kadar takılıyoruz ki, birbirimizle ilgilenmeyi hatta diğerinin orda hangi amaçla bulunduğunuzu unutuyoruz. Mutluluğunuza hizmet etmesi gereken şeylerin mutsuzluk kaynağına dönüşmesine izin vermeyin. Düğün öncesi çiftlerin daha çok tartışmalar, gerginlikler yaşadıklarını görürüz. Genellikle bu tartışmalar ev,eşya gibi konulardadır. Düğün öncesi yapılanların hepsi sizin mutluluğunuz içindir. Sevdiklerinizle oturmak için o koltuk. Başında tartışma yapılsın diye değildir. Bizim esas hedefimiz sevdiğimiz kişiyle mutlu bir yuva kurmak, hayatı paylaşmak, keyif almak değil mi? Sevdiğinizle mutlu olmak için çıktığınız bu yolda  ev,eşya,ıvır zıvır başında kavga edip esas hedefinizi unutmayın. Bir eşya sizi mutlu ediyorsa, ilişkinize anlam katıyorsa faydalı ve anlamlıdır. Aranızdaki ilişkinin niteliği dışında her şey detaydır.Eşiniz ile aranız iyiyse, sağlıklı bir temasınız varsa mutlu olursunuz.Evlendiniz,balayından döndünüz evliliğin birinci virajını alıp eşinizle aynı evde rutin yaşama dönüş yaptığınızda ikinci viraja geldiniz.Bu viraj biraz keskin ve uzun olabilir. 

    Evliliğin ilk yılı sorumluluğunun yavaş yavaş kendini hissettirdiği dönemdir. Evlenmiş olmak için evlenenlerin (görücü usulü,sosyal baskı gibi…) en çok zorlandığı dönemdir.Bu dönemde evliliğe adaptasyonu kolaylaştırmak için evlilikten ne bekliyorum sorusunu değil de evliliğe ne verebilirim sorusunu kendinize sorun.Evlendiğiniz zaman sadece o kişi ile evlenmiyorsunuz.O kişinin bir hayatı,bir yaşam kümesi var.Maç mı seviyor yine sevecek,arkadaşlarıyla ilişkisi azalacak ama sıfıra inmeyecek,inmesi sağlıklı değildir.’Evlendik artık önceliği ben olayım’ öğrenilen yanlış bir ezberdir.Durun acele etmeyin.Önce siz evliliğe alışın.İkinizi bir fanusa koyup dünyanın geri kalanından soyutlandıramayız.Biz birbirimize yeteriz diyorsanız yetemeyeceğinizi, çabuk bitebileceğinizi söylemek zorundayım. Birbiri dışında şarj olmayan çiftler ya çabuk tükenir ya da ölü bir ilişki içinde olur. Karşınızdakini olduğu gibi tanımak ve kabullenmek gerekir. Sevmek kabullenmektir. Evleneceğiniz insana iyi bakın ve iyi tanıyın.Siz onun hayatına girdiğinizde,bir yuva kurduğunuzda o yine aynı insan olarak kalacak.Değişmeyecek.Bir hayat kurmak demek eskileri yıkıp yeni bir şey inşa etmek değildir.İki yol birleşiyor ve yeni bir yol olarak devam ediyor. Bir şey bitip yeni bir şey başlamıyor.Siz bir X eşiniz de bir Y olarak,sizi X ve Y yapan olgularla ile bir küme (aile) oluşturursunuz. Ne ben X olayım ne de eşim Y olsun bunları atalım bir kenara birlikte bir Z olalım diyorsanız sağlıksız bir evliliğin temelini atmış olursunuz.Eski hemen bitsin istiyoruz.Çocukluğunuzdan bu yana cebinizde biriktirdiğiniz yaşam,evlilik,hayat hakkındaki bilgileriniz ve bakış açınız ile bu yolculuktasınız. Eşinizin cebindekiler sizin cebinizdekilerden farklı olabilir.Bu noktada ben’leri koruyarak biz olmayı öğrenmemiz gerekir. Her ikiniz de bireysel ilgi alanlarınız ve hobilerinize zaman ayırın. Kişinin kendine özel zaman ayırmasına ‘bireyselleşme’, çift olarak başka çiftlerle bir arada olmalarına ise ‘sosyalleşme’ adını veriyoruz. Sosyalleşen ve bireyselleşen bir çift hem kendini özgür hisseder hem de ‘biz kimliği’ geliştirebilir ve bu kimliğini koruyabilir.

    Evliliğin ilk yıllarında görülen problemlerden biri de eşlerin birbilerine gerçekçi olmayan sınırlar getirmeye çalışmasıdır.Artık evli bir kadınsın/adamsın  diyerek karşımızdakine sınırlar getirmeye çalışırız. Artık evli bir insansın önceliğin eşin olmalı baskısı kurulur.Ancak eş olmak hayatımızdaki rollerden bir tanesi. Bizler birilerinin evladı,birilerinin arkadaşı, birilerinin kardeşi,öğretmeni,yeğeni,komşusu,dostu ya da düşmanıyız.Rollerimizden sıyrılamayız.Evliliğin büyümesi ve gelişmesi için zamana ihtiyacı vardır.Kavga ederek,zorlayarak  sağlıklı bir yere varmanız mümkün değildir. Ben önceliği değilim, varsa yoksa ailesi, arkadaşları benden kıymetlidir sitemlerini danışanlarımdan çokça duyarım. Lütfen böyle bir kıyaslama içine sokmayın kendinizi.Değerinizi böyle ölçmeyin.Bu sizin daha az önemli olduğu anlamına gelmez.

    Diğer bir ilişki hatası çatışmalarda eşlerin suçlu ile suçsuzu ayırt etmeye çabasında olmasıdır.Evlilik kurumu hem sanığın hem mağdurun hem de hakimin eşlerin olduğu bir mahkeme değildir.Çiftler, terapilerde benden ilişkilerinin hakemi olmasını bekleyerek ‘hocam haksız mıyım?,yanlış mıyım? Bu konuda  suçlu muyum ?’ gibi sorular yöneltirler.Aslında bir yerden sonra suçun kimde olduğunun çokta önemi yoktur.Sonuçta bu geminin yürümesi için birinin suçu telafi etmesi gerekir. Hatalı olan değil de müsait olan da hatayı onarabilir. Âmâ hep bir taraf onanırsa da olmaz. Adalet duygusu kaybolur. Hep onaran kişi kurban durumuna düşer en kötüsü de  artık kendini mecbur hissetmesidir. Yorgun ve öfkelidir. İçine atsa hasta, dışına atsa sorunlu kişi olur. Sağlıklı aile akşam iyi yatan sabah iyi kalkan ailedir der sevgili hocam Prof.Dr.Hürol Fışıloğlu.Eğer bir aile yatağa giderken mutlu değilse yatıncaya kadar sorunlarını çözememiş demektir.Aynı şekilde sabah kalkıp herkes kendi aktivitelerine iyi başlayamıyorsa,evden çıkanlar evden mutlu çıkamıyor,evde kalanlar mutlu kalamıyor.

    Mutlu evlilik demek her iki eşin de faydasına olan ilişki demektir.Bir taraf bedel öderken,diğer taraf elde edilen faydalı sömürüyorsa ilişkideki denge bozulur.İlişkide daha çok yük çeken kızgın ve öfkelidir.Bu yüzden isteklerinin karşılanması için baskı kuramaya başlar.Cezalandırmanın,baskı kurmanın,zorlamanın,tehdit etmenin işe yaradığı görülmemiştir. Taşıdığımız fazla yükleri sakince bırakıp eşinizi nazikçe yönlendirmenin yollarını bulmaya çalışın.Bu yöntemler nedir diye sorarlar danışanlarım genellikle cevabım hep şu şekilde olur;eşinizi en iyi siz tanıyorsunuz,eşinizi mutlu eden  ve etmeyen şeyler,anlayış gösterebildiği ya da hiç anlayış gösteremediği konular,tolere edebildiği ya da edemediği olaylar sizlere ipucudur.Alışkın olduğunuz yolları bırakıp tembellik etmeden yeni yollar keşfetmeye çalışırsanız her zaman kapılar açılır.Bu konuda evlilik terapistlerinden danışmanlık alabilirsiniz.

    Evlilik terapistlerinin kendi düşünceleriyle taraflardan birini ikna etmeye çalışacağı ön yargısı maalesef yaygındır. Çiftler iletişim bozukluğu yaşandığında haklı olduklarını, bir başkasının fikrine ihtiyaç duymadığını söyleyerek çoğu zaman terapiste gelmeyi kabul etmezler. Hâlbuki terapistin görevi çifte ne yapacağını söylemek ya da haklı ve haksızı ayıran bir hakem olmak değildir. Çiftlerin  aralarında kendilerinin farkında olmadıkları iletişim sorunlarını tespit etmek, birbirlerini anlamalarını sağlamak, çatışmaları yönetmeyi öğrendikleri,sorunlarını konuşarak çözebilecekleri bir süreç başlatmaktır.Evlilik terapisi sadece çatışmalı çiftler için var olan bir yöntem değil aynı zamanda hem ilişkisel hem de cinsel uyumsuzlukların çözümünde ya da zenginleşmesinde önemli bir katkı yapabilir. Bu nedenle alanında uzman bir evlilik terapistinden destek almaktan da asla çekinmeyin.Çift terapistine başvurmak için belli bir zaman yoktur. Evli çiftler başvurabildiği gibi evlenmek üzere olanlar da başvurabilirler. Amaç sağlıklı iletişimin sağlanması ve çiftin kendi dinamikleriyle kendi sorunlarını çözebilecekleri noktaya gelmeleridir. Hatta evlilik aşamasında olan kişilerin başvurduğunda daha olumlu sonuçlar alınabilir. Zira yeni başlayan bir ilişkiyi yapılandırmaya çalışmak bozulmuş bir ilişkiyi düzeltmekten daha kolaydır.

    Gottman, Seattle’daki atölyede evli çiftleri bir araya getiriyor. Evliliklerinden doyum aldığını ve mutlu olduğunu söyleyen çiftlerin bunu nasıl başardıklarını araştırıyor. Evlilikleri durağan ya da kötüye giden çiftlerden bu çiftleri ayıranın ne olduğunu bulmak için bir grup uzman ile çiftleri günler boyu kontrollü şartlar altında gözlemliyor. Araştırma neticesinde, çiftlerin, mum ışığında akşam yemeği yiyerek daha mutlu olduklarını ya da pahalı hediyelerle aşklarını canlandırdıklarını değil, günlük yaşamda eşleri ile beraber geçirdikleri, belirli temalar üzerine kurulu 2 ila 35 dakikalık anların mutlu çiftlerin ortak noktası olduğu ortaya çıkıyor. Her çift bu dakikaları kendine özgü bir biçimde geçiriyor olsa da ortak temalar üzerinde buluşuyor. Haftada toplam beş saat süren bu aktiviteleri rutine oturtan çiftlerin ilişkilerindeki mutluluğunun giderek artmakta olduğu görülüyor.

  • Evliliklerde İletişim Neden Bitiyor?

    Evliliklerde İletişim Neden Bitiyor?

    Evliliğinizde şu dört önemli iletişim hatasını yapıyorsanız muhtemelen sağlıklı bir ilişki yürütemiyorsunuzdur.

    İlk olarak sağlıksız evliliklerde sıkça yaşanan sert eleştirilerden ve aşağılamadan bahsedelim.

    Eşlerden birinin karşı tarafı sürekli eleştirdiği, kötü hissettirdiği eleştiri türü. Eleştirilen kişinin önceleri kendi davranışıyla ilgili olduğunu düşünmesini sağlar. Fakat zamanla yaptığı her hareketin, her davranışın küçük görüldüğü, takdir edilmediği, anlamsız bir tartışmanın içinde olduğunu gözlemlemesiyle devam eder. Eleştiren kişinin tahammülsüzlüğü ve mükemmeliyetçiliği karşısında kişinin yorulmasına, özgüven kaybına ve nihayet değersiz hissetmesine neden olur. Böyle bir evlilikte iletişimin zorunluluk dışında uzun süreli olması pek olası değildir.

    İkincisi akıl okuma; bir kişinin aklından geçen düşünceleri elde kanıt olmadan bildiğini düşünme.

    Zihnimizin bir olay hakkında yorumlar yapması, bizim ‘bireysel gerçeğimizi’ ortaya koyar. Başkasının gördüğü, şahit olduğu bildiği olay ise ‘gerçek olayı’ ortaya koyar. Akıl okuma yönteminde çiftler bireysel düşüncelerini ve algısını gerçek zanneder. Akıl okuma bir düşünce hatasıdır ve ikili ilişkilerde sıkça yaşanır.

    “Eşimin niyetini biliyorum. Eşim beni sevdiğini söylüyor ama aslında bana değer vermiyor. Ben onun ne düşündüğünü, o itiraf etmese de biliyorum.”

    Akıl okumalar genellikle yanlı yorumlardır. Sıklıkla bireysel inançlara göre yapılır.  Bu yorumlar genellikle hatalıdır. Bu yoruma maruz kalan eş başlarda açıklama yapmaya çabalasa da bir yerden sonra niyet okumalarla baş çıkamayacağını ifade eder.  Zamanla iletişimin kopmasına neden olur.

    “Eşim yaptığım yemeği beğenmiyor o söylemese de benimle evlendiğine pişman olduğunu biliyorum.”

    Terapiye gelen 6 aylık evli bir danışanım yukarıdaki cümleyi söylerken ağlıyordu. Çünkü eşinin kendisiyle evlendiği için pişman olduğuna emindi. Oysa evliliğin başında uyum süreci yaşanabilir. Sağlıklı evlilik her şeyden aynı derecede keyif almak, aynı yorumu yapmak, aynı bakış açısına sahip olmak değildir. Sağlıklı evliliklerin, en önemli özelliklerinden biri, açık iletişimdir. Farklılıklara saygı duyup ve açık iletişime yönelmek iletişimin daha sağlıklı ve  güvenli olmasını sağlayacaktır.

    İletişimi bitiren üçüncü neden ise iletişimin sonundaki uzlaşma beklentisinin karşılanmamasıdır.

    Eşler iletişimleri sonunda uzlaşma beklentisi içindedirler. Uzlaşmanın sağlanmaması eşlerde, mutsuzluk, hayal kırıklığı ve tartışmaların büyümesine neden olur. Terapi esnasında sıkça şunu duyarım;

    “Onunla hiç konuşmak istemiyorum artık çünkü hiç uzlaşamıyoruz”

    “Olaylara hiç aynı açıdan bakamıyoruz” vb..

    Çiftler farklı düşünmeyi, farklı yorumlamayı sorun olarak gördükçe tartışmaları artar. “İletişimin temel amacı nedir” diye sorarım seanslarda. Bu sorunun cevabını ararken  ‘İletişimin konuşmak, anlamak, öğrenmek ve paylaşmak amacıyla yapıldığı’ konusunda hemfikir oluruz. Eşin anlaşma ihtiyacının fark edilmesi uzlaşmadan daha önemlidir. İyi bir iletişim becerisi kazanıldığında eşler sonuçtaki uzlaşmaya değil iletişim sürecinin kendisine odaklanıp birbirlerini gerçekten anlama şansına sahip olurlar.

    Ve son olarak dördüncü madde eşlerin birinin duvar örmesi.

    İlişkide genelde iki rol gözlenir. Eşlerden biri, sorunu çözmek için konuşmayı biri ise genelde susmayı tercih eder. Susan, problemin geçmesini bekleyen kişi farkında olmadan karşı tarafa şu mesajı verir “ben seninle ve bu sorunlarla ilgilenmiyorum”. Diğer taraf iletişimin devam etmesi gerektiğini düşündüğü için konuşmayı tercih eder. Terapi odasında gözlemlediğim kadarıyla iletişimin devam etmesi için çabalayan kişi mutlaka yorulur ve artık çaba gösteren olmak istemez. Eşler neden duvar örer, neden iletişimi keser?  Nasıl olsa işe yaramayacak, yine tartışacağız, hiçbir konuda uzlaşamayacağız düşüncesine sahip olduğu için duvar örebilir. Ya da iletişim becerisine güvenmediği için nasıl toparlaması gerektiğini bilmediği için susar. Sonuç olarak ilişkide biri iletişime ket vuracak tarzda davranıyorsa o ilişki de sağlıksız iletişim yoluna girilmiş demektir.

    Eşinizle konuşmalarınız gittikçe azaldıysa, her konuşmanın sonunda birbirinizi inciten tartışmalar yaşıyorsanız şöyle bir inceleyin derim. Birbirinizi suçlamadan sadece kendinizi ve davranışınızı inceleyin. Hangi yanlış davranışı uyguluyorsunuz?

  • Evliliklerde İletişimi Bitiren 4 Temel Neden

    Evliliklerde İletişimi Bitiren 4 Temel Neden

    Bu yazıda bahsedeceğim hatalardan en az bir tanesini yapıyorsanız muhtemelen sağlıklı ilişkiler yürütemiyorsunuzdur. Eşlerin gittikçe kopmasına, birbirlerine karşı sevgi ve saygıyı tüketmesine neden olan temel iletişim hataları şunlardır;

    İlk olarak sağlıksız evliliklerde sıkça yaşanan sert eleştirilerden ve aşağılamadan bahsedeceğim. Eşlerden birinin karşı tarafı sürekli eleştirdiği, kötü hissettirdiği eleştiri türü. Eleştirilen kişinin önceleri kendi davranışıyla ilgili olduğunu düşünmesini sağlar. Fakat zamanla yaptığı her hareketin, her davranışın küçük görüldüğü, takdir edilmediği, anlamsız bir tartışmanın içinde olduğunu gözlemlemesiyle devam eder. Eleştiren kişinin tahammülsüzlüğü ve mükemmeliyetçiliği karşısındaki kişinin yorulmasına, özgüven kaybına ve nihayet değersiz hissetmesine neden olur. Böyle bir evlilikte iletişimin zorunluluk dışında uzun süreli olması pek olası değildir.

    İkincisi akıl okuma; bir kişinin aklından geçen düşünceleri elde kanıt olmadan bildiğini düşünme. Zihnimizin bir olay hakkında yorumlar yapması, bizim ‘bireysel gerçeğimizi’ ortaya koyar. Başkasının gördüğü, şahit olduğu bildiği olay ise ‘gerçek olayı’ ortaya koyar. Akıl okuma yönteminde çiftler bireysel düşüncelerini ve algısını gerçek zanneder. Akıl okuma bir düşünce hatasıdır ve ikili ilişkilerde sıkça yaşanır.

    “Eşimin niyetini biliyorum. Eşim beni sevdiğini söylüyor ama aslında bana değer vermiyor. Ben onun ne düşündüğünü, o itiraf etmese de biliyorum.”

    Akıl okumalar genellikle yanlı yorumlardır. Sıklıkla bireysel inançlara göre yapılır.  Bu yorumlar genellikle hatalıdır. Bu yoruma maruz kalan eş başlarda açıklama yapmaya çabalasa da bir yerden sonra niyet okumalarla baş çıkamayacağını ifade eder. Zamanla iletişimin kopmasına neden olur.

    “Eşim yaptığım yemeği beğenmiyor o söylemese de benimle evlendiğine pişman olduğunu biliyorum.”

    Terapiye gelen 6 aylık evli bir danışanım yukarıda ki cümleyi söylerken ağlıyordu. Çünkü eşinin kendisiyle evlendiği için pişman olduğuna emindi. Oysa evliliğin başında uyum süreci yaşanabilir. Sağlıklı evlilik her şeyden aynı derecede keyif almak, aynı yorumu yapmak, aynı bakış açısına sahip olmak değildir. Sağlıklı evliliklerin, en önemli özeliklerinden biri, açık iletişimdir. Farklılıklara saygı duyup ve açık iletişime yönelmek iletişimin daha sağlıklı ve güvenli olmasını sağlayacaktır.

    İletişimi bitiren üçüncü neden ise iletişimin sonundaki uzlaşma beklentisinin karşılanmamasıdır. Eşler iletişimleri sonunda uzlaşma beklentisi içindedirler. Uzlaşmanın sağlanmaması eşlerde, mutsuzluk, hayal kırıklığı ve tartışmaların büyümesine neden olur. Terapi esnasında sıkça şunu duyarım;

    “Onunla hiç konuşmak istemiyorum artık çünkü hiç uzlaşamıyoruz”

    “Olaylara hiç aynı açıdan bakamıyoruz” vb..

    Çiftler farklı düşünmeyi, farklı yorumlamayı sorun olarak gördükçe tartışmaları artar. “İletişimin temel amacı nedir” diye sorarım seanslarda. Bu sorunun cevabını ararken ‘İletişimin konuşmak, anlamak, öğrenmek ve paylaşmak amacıyla yapıldığı’ konusunda hemfikir oluruz. Eşin anlaşma ihtiyacının fark edilmesi uzlaşmadan daha önemlidir. İyi bir iletişim becerisi kazanıldığında eşler sonuçtaki uzlaşmaya değil iletişim sürecinin kendisine odaklanıp birbirlerini gerçekten anlama şansına sahip olurlar.

    Ve son olarak dördüncü madde eşlerin birinin duvar örmesi. İlişkide genelde iki rol gözlenir. Eşlerden biri, sorunu çözmek için konuşmayı biri ise genelde susmayı tercih eder. Susan, problemin geçmesini bekleyen kişi farkında olmadan karşı tarafa şu mesajı verir “ben seninle ve bu sorunlarla ilgilenmiyorum”. Diğer taraf iletişimin devam etmesi gerektiğini düşündüğü için konuşmayı tercih eder. Terapi odasında gözlemlediğim kadarıyla iletişimin devam etmesi için çabalayan kişi mutlaka yorulur ve artık çaba gösteren olmak istemez. Eşler neden duvar örer, neden iletişimi keser? Nasıl olsa işe yaramayacak, yine tartışacağız, hiçbir konuda uzlaşamayacağız düşüncesine sahip olduğu için duvar örebilir. Yada iletişim becerisine güvenmediği için nasıl toparlaması gerektiğini bilmediği için susar. Sonuç olarak ilişkide biri iletişime ket vuracak tarzda davranıyorsa o ilişki de sağlıksız iletişim yoluna girilmiş demektir.

    Eşinizle konuşmalarınız gittikçe azaldıysa, her konuşmanın sonunda birbirinizi inciten tartışmalar yaşıyorsanız şöyle bir inceleyin derim. Birbirinizi suçlamadan sadece kendinizi ve davranışınızı inceleyin. Hangi yanlış davranışı uyguluyorsunuz?

  • Aldatma Psikolojisi

    Aldatma Psikolojisi

    Günümüzü değerlendirecek olursak, daha mı fazla aldatıyoruz yoksa daha mı fazla bundan söz ediyoruz?

    Yapılan araştırmalar diyor ki, yapılan sadakatsizlik oranı giderek artmakta. Peki bunun bir sebebi var mı? Aslına bakacak olursak bir çok sebebi var.

    Çoğu insan için aldatma, öncelikle günün rutininden, hayatımızı kaplayan yaşam kalıplarından ve bunların neden olduğu alışkanlıklardan, kişinin yaşadığı yoksunluk hissinden kurtulmanın bir yolu.

    Büyük bir kısmın ise çift ve evli olmakla ilgili ütopik hayalleri var. İlişkinin hem mutluluk getirirken, hem geçmişin yaralarını sarsın, hem heyecan verirken hem de her şey ilk günkü gibi kalsın istiyorlar. Evlilikten çok fazla şey bekleyen bireylerin ne yazık ki aşklarını kaybetme ihtimalleri daha fazla.

    Toplumun giderek daha da narsisist hale gelmesi, bireylerdeki “BEN” in hem “SEN”i hem de “BİZ” i ezip geçmesi, istek ve arzuların anında giderilmesine yönelik talep beklentiyi karşılayamadığında çözümlenmesi güç sorunların kapısını aralıyor.

    Sadakatsizlik üzerindeki diğer büyük etkenlerden biri ise cinselliğin uzun ilişkilerde görev haline gelmesi sorunsalı. Bireylerin cinselliği tatmin olmak ve tatmin etmek olarak değil, evliliğin ve duygusal ilişkilerin zorunluluğu olarak görmeye başlamasıyla birlikte çiftlerden birinin cinselliğin spontanlığına ve tutkusuna kapılarak sadakatsizlik yolunu tercih etmesi de olası faktörlerden bir tanesi. Unutmamak gerekir ki bireyler cinsellikte üremeyi değil, hazzı hedefliyorlar.

    Belki farkında değiliz ama içerisinde bulunduğumuz koşullar ihanetin en büyük tetikleyicileri. Tüketim toplumu bireyleri ihtiyaçları gidermeye, reklamlar ise bir markayı diğer bir markayla aldatmaya itiyor. Sosyal medyanın da sadakatsizlik üzerindeki etkisi tam da böyle.

    Bazen aldatma, çocuklukta yaşadığımız terk edilmenin ya da terk edilme korkusunun bugüne yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

    Eski bir atasözü derki “Evlilik aşkın mezarıdır.” Peki gerçekten böyle olabilir mi? Evlilikte ne olabilir ki aşk kaybolur? Bilim de bunu doğrular nitelikte sonuçlar koyuyor önümüze. Yaklaşık üç yılın sonunda tutkunun temelindeki hormon olan dopamin yerini annelik hormonu olan oksitosine bırakıyor. Ancak arzu hormonu olan dopaminin yitirilmesiyle çiftin ilişkisi aslında kaybetmiyor. Sevgiyi ve saygıyı kazanıyor. Fakat hem kadın hem de erkek oksitosinin yarattığı bu yeni ritimle tatmin olmuyor. Yeniden midesinde kelebekler uçuşsun, telefon çaldığında yeniden ayakları yerden kesilsin istiyor. Dolayısıyla kendini tekrardan dopamin salgılamasını sağlayacağı bir yerde bulabiliyor. Bu sebeple ihanet bazen tekdüzeliğe mahkum bir hayatı ateşleyecek enerji veren “yeni bir deneyim” olarak adlandırılırken, bazen de kişisel bir psikolojik ihtiyacın karşılanması olarak meydana gelebiliyor.

    Ihanet yoluna başvuran diğer bir kesim ise yakınlığın kendilerini zayıflatacağını düşünen kesim. Birine bağlanırsa bunun kişiyi güçsüzleştireceğine dair olan yoğun inanç, bireyi içerisinde bulunduğu ilişkiden memnun olsa bile aldatmaya itebiliyor. Bu durum genellikle kişinin geçmiş yaşantısıyla, geliştirdiği bağlanma stiliyle ve ebeveynleriyle kurduğu güven ilişkisiyle doğrudan ilişkilidir.

    Günümüzde en çok karşılaştığımız sadakatsizlik türü ise evliliğin can çekiştiği ancak aldatan kişinin gerek maddi sorunlardan gerekse çocukları için evde kaldığı, ama sırf yaşadığını, var olduğunu hissedebilmek adına aldatmak zorunda kaldığı durum olabiliyor. Kişi zorlu evlilik mücadelesi verirken, kendine iyi hissedebileceği bir liman arayabiliyor.

    Sadakatsizlik erkeğe özgü bir durum olarak görülürken, günümüz koşullarında ihanet eden kadın sayısı da en az erkek sayısı kadar olmaya başladı. Bunun en büyük tetikleyicisi ise gelişen korunma yöntemleri. Bu yöntemlerin evlilik dışı gebelik riskini en az indirebileceğini bilen kadınlar da bu faktörü göz önünde bulundurarak sadakatsizlik yoluna gidebiliyor.

    Bazı kadınlar ihaneti, beraber oldukları erkeğe karşı değil, içinde bulundukları “toplum” a karşı bir başkaldırı eylemi olarak yaşıyor.

    Tüm bunlar, evliliği ya da ilişkiyi baltalayan sadakatsizliğe yol açan faktörler olmakla birlikte yapılan araştırmalara bakacak olursak sadakatsizliğin, sevgi bağının kaybı ve alkol bağımlılığından sonra en çok zorlanılan durum olarak karşımıza çıktığını görüyoruz.

    Çiftlerin bu durumla karşı karşıya kaldığında ayrımını doğru yapması gereken bir konu vardır. O da; “İhanet mi ilişkiyi bu durumu getirmiştir yoksa yolunda gitmeden ilişki mi ihanete kapı açmıştır?” Birey burada sadakatsizliğe iyi nedenler bulmak yerine sadakatsizliği anlamaya çalışmalı. Ancak bu şekilde zarar gören ilişki yeniden yapılanabilir. Tabii ki “Yeniden yapılanmalı mı?” sorusu çiftlerin ilişkiye bakışına ve bireysel tercihlerine kalmış bir durumdur. Bir çok ilişki/evlilik sadakatsizlik sonucu son bulsa da yine yapılan araştırmalar göstermekte ki; ihanet sonucu tekrardan bir araya gelme kararı alan çiftlerin bir kısmı ilişkilerinde eskisinden daha sadık ve daha sevecen olabilmekle birlikte, yeniden kurmaya başladıkları ilişkide eskisinden daha fazla tatmin olmakta. Bunun sebebi ise hem ihanet eden tarafın hem de ihanete uğrayan tarafın ilişkilerindeki sorunların ne olduğunu saptayıp, bunları tamir etme yoluna gitmesidir. Bu duruma şöyle bir örnek verebiliriz; kişinin evine hırsız girmesi kişiyi üzen ve yaşamak istemeyeceği bir durumdur. Ancak bu yaşandıysa suç evde yaşayan kişinin değildir. Suç hırsızlık, suçlu ise hırsızdır. Peki ya kişi bu evde yaşamaya devam etme kararı aldıysa ne yapmalı? Işte o zaman evdeki güvenliği sağlamak adına alınabilecek tedbirleri ve güvenlik açıklarını tespit eder ve bunları gidermeye çalışır. İhanete uğramış fakat yine de orada kalmayı tercih eden kişinin de yapması gerektiği gibi. Bunlar; ilişkiyi dış etkenlere karşı daha duyarlı hale getiren ilişkideki çatışma alanları ve çatışmanın düzeyi, duygusal ve fiziksel yakınlık düzeyi, ilişkideki beklentiler ve ilişkiyi yıpratan faktörler gibi aksaklıkları bulup, onların onarılmasıdır.

    Sadakatsizlik bir travma olabileceği gibi, bu travmanın onarılma yolu da onu anlamak, kabul etmek ve affetmektir. Burada kastedilen ilişkiye yeniden devam etmek, ihanet eden partneri yeniden hayatına almak değil. Kişinin ihanet sonrası kararı her ne olacaksa bu durumu daha kolay atlatmanın yolu yalnızca isyan etmeyi bırakıp Kabul etmekten geçer. Kabul etmek, o travmanın yarattığı etkilere boyun eğmek, yaşanılanların adil olduğunu düşünmek ya da tüm yaşanılanları unutmak demek değildir. Yalnızca yaşanılanları olması gerektiği şekilde görmeye çalışmaktan vazgeçip, olduğu gibi görmeyi başarabilmektir. Olayları olduğu gibi görmeye başladığımızda nedenleri daha kolay bulabilir, neyi değiştireceğimizi görebiliriz. Nedenler değişmezse, olaylar; olaylar değişmezse de sonuçlar değişmez. Dolayısıyla geçmişe saplanıp kalmak ve geleceğin kaygısına düşmek yerine kişiler “şimdi ve şu an” da kalmayı başarıp sorunları çözümleyebilmelidir.

  • Görünmez Tutku

    Görünmez Tutku

    On yıllık bir evlilik. İki çocuk, çok yoğun çalışan bir eş ve evde boş oturmaktan başka hiçbir şey yapmadığını düşünen bir anne…

    Yoğun çalışma saatleri içerisinde hiçbir şeye vakit bulamayan elinden geldiğince eşini ve çocuklarının yanında olmaya çalışan bir baba…

    Eşinin can sıkıntısına son verebilmek adına hayatlarını değiştirecek interneti bağlattığında olacakları tahin edemezdi.

    Annemiz bilgisayar konusunda çok tecrübeli değildi. Bir chat sayfasına girip telefon numarasını kişi bilgilerinin arasında verince işler karıştı. Telefonuna, onunla tanışmak isteyen bir sürü insandan mesaj geliyordu. Önceleri çok tedirgin oldu. Gelen mesajlara cevap vermedi. Mesajların kendiliğinden sona ermesini bekledi ama nafile. Mesajlar artarak devam ediyordu. Çok komik bulduğu bir mesaja 20 yaşındaki bir kız gibi cevap verdi. Kendince oyun oynuyor ve eğleniyordu. Birkaç gün sonra sahte bir profille arkadaşlık sitelerinden birine üye oldu. Genç bir kız fotoğrafıyla erkeklerle tanışıyor. Mesaj atanlarla dalga geçiyordu.

    Bir gün çok yakışıklı ve olgun bir beyden mesaj geldi. İlk defa bir fotoğraftan bu kadar etkilenmişti. Bu beyin diğerlerinden farklı bir çekim gücü vardı sanki. Tanıştılar. Muhabbetleri gitgide ilerliyor adeta bilgisayara yapışık yaşıyorlardı. Eğlence değil artık tutkuydu bu beyle muhabbet. Hatta onunla daha rahat sohbet edebilmek için yeni bir telefon numarası aldı kahramanımız. Sürekli sanal aşkını düşünüyor, yeni bir heyecan yaşıyordu ama fotoğraftaki kızla kendi görüntüsü arasında dağlar kadar fark vardı. Her şey bir yana evli ve iki çocuk annesiydi o.

    Gerçek kimliğini açıklayıp açıklamama arasında gidip gelirken internet aşkı, evli olduğunu ama bu ilişkinin bitmesini istemediğini söyledi. Hanımefendi şaşkın ama mutluydu.

    -Ben de evliyim ve o fotoğraf da bana ait değil deyiverdi bir çırpıda. 

    -Aşık olduğum kadını görmek isterim ? 

    -……….

    Artık gizli hiçbir şey kalmadı nasıl olsa diye düşünerek günlerdir aklındaki adama gitti hanımefendi. Düzenli aralıklarla buluşup beraber olmaya başladılar. Her buluşmada ona daha çok bağlanıyor, eşine ve çocuklarına karşı suçluluk duygusu bir o kadar artıyordu. Babamız hala yoğundu. Eşine olan sonsuz güveni bu olanlarını sezmesine engel olmuştu.

    ta ki eşi evde yokken bilgisayarın başına oturana kadar. Her şey ortaya çıktı. O sonsuz güven bir anda kayboldu. Eşi aylardır bir adamla birlikteydi. Düzenli aralıklarla buluşup ilişkiye giriyorlardı. Yıkıldı. 

    Hanımefendi için sadece bir tutkuydu yaşadıkları. Bir hataydı. Günlerce af diledi… 

    Yapılması gereken neydi? Affetmek mi gitmek mi?

    Ülkemizde internet kullanımının yaygınlaşmasıyla bu ve buna benzer vakalarla çok sık karşılaşır olduk. 

    Sanal adatma olarak isimlendirilen bu durum hikayemizde de anlatıldığı üzere oyun gibi başlar. Vakit geçirip eğlenirsin ama asla aşık olmasın . Görmesin çünkü . Ne kendini tam olarak anlatır ne de karşındakini can kulağıyla dinlersin. dinlemenin hayati bir önemi yoktur zaten. Kendini olmasını istediğin gibi anlatmak bir huzur verir ve bu huzuru hiç kaybetmek istemezsin. İşte budur chatteki tutku. Beğenilme ve sevilme duygularının yeterince tatmin edilmemesi sonucu görmediğin birine bağlanır sevdiğini sanırsın. Eşini çocuklarını hiçe sayarak o insanın uğruna her türlü tehlikeyi göze alacak kadar çok. 

    Size yukarıda anlattığım hanım kendini şu sözlerle savunuyor;

    ‘Benimle daha çok vakit geçirmeyi deneyip internet alarak sorunun üstünü kapatmaya çalışmasaydı bu durumda olmazdık’ .

    Bu bir savunma ama yanlış bir tespit olduğunu söylemekte çok güç. 

    Bu çift evliliklerini kurtarabilmek adına çaba göstermeyi tercih etti. Bir aile terapistinden yardım alıyorlar ve terapi sonlanmak üzere. Yanlış olanı doğruya çevirmek için gösterilen çabadır değerli olan.

  • Aile Terapisi

    Aile Terapisi

    2016 yılında TÜBİTAK ve Aile Bakanlığının ortak yürüttüğü Aile Araştırmasının bazı verilerine verilerine göre:

    Eşler en fazla ev ile ilgili sorumluluklar konusunda sorun yaşadı

    Evli bireylerin bazı belirlenmiş konularda eşleri ile sorun yaşayıp yaşamadıkları incelendiğinde; eşler arasında en fazla sorun yaşanan konunun %5,9 ile ev ile ilgili sorumluluklar olduğu görüldü. En fazla sorun yaşanan diğer konular sırasıyla, %5,4 ile ailece birlikte vakit geçirmeme ve %5,3 ile sigara alışkanlığı oldu. Eşler arasında en az sorun yaşanan konular ise sırasıyla, %1 ile eğlence alışkanlıkları ve alkol alışkanlığı ve %1,1 ile arkadaşlar, görüşülen kişiler oldu.

    En önemli boşanma nedeni sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu

    En az bir kez boşanmış bireylerin boşanma nedenleri incelendiğinde; Türkiye genelinde en fazla boşanma nedeni %50,9 ile sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu. Bunu, %30,2 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama ve %24,3 ile eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması sorunu izledi.

    Boşanma nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde; en önemli boşanma nedeni her iki cinsiyette de sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu. Bu oran, kadınlar için %61,5, erkekler için ise %40,2 oldu. Kadınlar için sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri %42,6 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama, %36,4 ile dayak/kötü muamele oldu. Erkekler için sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri ise %24,5 ile eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması ve %24 ile eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması oldu.

    Evlilik iki bireyin hayatı paylaşmak için bir araya geldiği, bireylerin birbirlerine yüksek düzeyde bağlandığı en anlamlı ilişki ve evrensel bir olaydır. Geleneksel geniş aileyi içeren sosyal çoğalmayı düzenleyen evlilik, aynı zamanda kadın ve erkek arasındaki ilişkinin ekonomik, sosyal, cinsel ve yasal yönlerini içeren bir birlikteliktir (Demiray, 2006). Bir yaşam biçimi olarak evlilik olgusu, birbirinden çok farklı kültürlerde evrensel düzeyde karşımıza çıkmaktadır. Bu durum evliliğin, kişisel ve toplumsal olarak çeşitli işlevlerinin olmasından kaynaklanmaktadır (Şen, 2009).

    Tümer’e (1998) göre evlilik, farklı cinsiyet ve karakterdeki iki insanın, belli bir yaştan sonra hayatını birleştirerek birlikte yaşamaya karar vermesinden itibaren içine girdikleri psikolojik sistemdir. Evliliğin, ruh sağlığını koruyucu etkisinin yanında bir o kadar da zorlu bir süreci içerdiği düşünülmektedir (akt. Ovalı, 2010). O halde evlilik bireylerin mutluluk ve doyum kaynağı olmasının yanında problem ve çatışma kaynağı da olabilmektedir.

    Evlilik yaşamında sorunların yoğun bir biçimde ortaya çıkması ve etkili çözümlerin üretilememesi durumunda ilişki bozulmakta, doyum azalmakta ve boşanma durumu yaşanabilmektedir (Güven ve Sevim, 2007). Son yıllarda artan boşanma oranları evlilik hayatında yaşanan sorunlara yönelik araştırmalara duyulan gereksinimi arttırmaktadır. Boşanma noktasına gelen çiftlerin pasif ya da aktif konumda belli konularda çatışma yaşadığı düşünülmektedir.

    Weiten (1986) evlilikte sıklıkla rastlanan ve çatışmaya neden olan sorunları şu şekilde özetlemiştir:
    1. Evliliğe yönelik gerçekçi olmayan mutluluk beklentileri,
    2. Eşlerin birbirlerinden farklı rol beklentilerine sahip olmaları (kimin yemekleri yapacağına, kimin ev dışında çalışacağına, kararları kimin alacağına dair vb.),
    3. Evliliğe ilişkin ekonomik sorunlar (mevcut paranın nereye harcanacağı vb.),
    4. Yetersiz iletişim,
    5. Akrabalara ilişkin sorunlar (özellikle eşlerden birinin ebeveynlerine maddi ya da duygusal açıdan bağlı olmasından kaynaklanan problemler),
    6. Cinsel sorunlar,
    7. Eşler arasında çocukların büyütülmesi ve disiplini ile ilgili fikir ayrılıkları,
    8. Eşlerden birinin yeni ilgi alanları geliştirmesi, yeni bir ortam veya arkadaşlıklar kurması ve diğer eşin buna uyum sağlayamaması, eşlerin birbirlerinden farklı yönlerde kendilerini geliştirmeleri,
    9. Diğer sık rastlanan sorunlar: Kıskançlık, sadakatsizlik, eleştiri, başatlık, aşkın bitmesi, benmerkezcilik vb. (akt. Canel, 2007, s.33).

    AİLELERE YÖNELİK MÜDAHALELER ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR-AİLE TEDAVİ VE ÖNLEME PROGRAMLARI

    TANI KONABİLİR PSİKOPATOLOJİLERİ OLAN HASTALARA YÖNELİK AİLE TERAPİSİ

    Psikopatolojinin , rehabilitasyon sırasında pratik sorun çözme ve semptomların yeniden ortaya çıkmasını tetikleyebilecek zıt aile içi etkileşimlerin azaltılmasına yönelik bir programdır.

    Depresyonun ilişkide yaşanan rahatsızlıklarla bağlantılı olduğunu gösteren güçlü veriler göz önüne alındığında, yetişkinlerde depresyona yönelik aile müdahaleleri evlilik ilişkilerine odaklanmıştır.

    DAVRANIŞ VE DAVRANIM BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLAR

    Anne babaların bu tip davranışlara yeni tepkiler gösterebilmeyi öğrenmesine yardımcı olmaya yönelik programlar geliştirilmiştir.

    Programların amacı sorunlu davranışları önlemektir

    STRESLİ GEÇİŞ DÖNEMİNDEKİ AİLELER

    Ayrılık ya da boşanma gibi ilişkilerdeki önemli kopmaları içeren geçiş dönemlerinden geçen aileleri desteklemeye yönelik programdır

    AİLE ODAKLI MÜDAHALELERİN ETKİLERİNİ TEST ETMEYE YÖNELİK BİLİMSEL YÖNTEMLER

    Bilimsel deneyin amacı, diğer tüm olası nedenler hesaba katıldıktan ya da olasılık dışı bırakıldıktan sonra bir koşulun bir sonuca neden olup olmadığını test etmektir

    MÜDAHALELERİN NİTELENDİRİLMESİ

    Ailelere yönelik belirli bir müdahalenin yeterli bir şekilde test edilebilmesi için araştırmacıların tüm müdahale etkinliklerinin bütün aileler için benzer şekillerde uygulandığından emin olması gerekir

    Örneğin, bir çalışmaya konu olan ailelerin bazıları iletişim alıştırmalarının çoğunda aslında iletişim eğitimi almadıysa, aile iletişim eğitimini içeren bir programın çatışmanın azalmasını sağlayıp sağlamadığını söylemek zor olacaktır.

    ÖRNEKLEMİN SEÇİLMESİ

    Ailelere yönelik müdahaleler üzerine bazı deneysel testlerde aileler, bir aile üyesindeki tanının varlığına dayanarak seçilir.

    Özellikle bir çok tanı konabilir durum, örneğin depresyon, diğer bozukluklarla eş zamanlı olarak görüldüğü için bu çok kısıtlayıcı bir yaklaşım olabilir.

    KARŞILAŞTIRMA KOŞULUNUN SEÇİLMESİ

    Aile araştırmacıları kendiliğinden çözümleri hesaba katmak için test edilen programa katılmayan karşılaştırma gruplarından yararlanır.

    Bazen karşılaştırma grubuna hiçbir müdahalede bulunulmaz

    SONUÇLARIN ÖLÇÜLMESİ

    Bir çok araştırma müdahalesinin hedefi, bir tedavinin etkin ve etkili olduğunu ortaya koyabilecek bir düzeye ulaşmaktır.

    Etkinlik: dikkatli bir şekilde kontrol edilen koşullar altında hangi tedavilerin işe yaradığını ortaya koymaktır.

    Etkililik : gerçek klinik ve toplumsal ortamlarda hangi tedavilerin işe yaradığına dair soruların yanıtlarını bulmaktır.

    AİLE ODAKLI MÜDAHALELERİN ETKİSİ ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR

     Bireysel klinik sonuçlar
     İlişkilerin kendileri
     Stresli geçiş dönemlerine uyum

    BİREYSEL BOZUKLUĞA YÖNELİK AİLE ODAKLI MÜDAHALELER

     ÇOCUK VE ERGENLİKTEKİ BOZUKLUKLAR
     İçselleştirme Bozuklukları
     Dışsallaştırma Bozuklukları
    Dışsallaştırma Bozuklukları
     Karşı gelme bozukluğu
     Saldırgan davranışlar
     DEHB
     Suça eğilim
     Madde kullanımı v.b.
    İçselleştirme Bozuklukları
     Kaygı
    Depresyon
     Dışsallaştırma bozukluklarında yapısal aile terapisi etkili
    Terapilerden sonra davranış bozukluklarında azalma olduğu görülmüştür
     İçselleştirme bozukluklarında BDT biraz daha etkili.
    Yetişkinlikteki Bozukluklar

     DEPRESYON
     Depresyon semptomlarının azaltılmasında bilişsel terapi bireysel terapi kadar etkili
     Çift terapisi yetişkin depresyonundaki ilişki sıkıntılarının azaltılmasında daha etkili
    MADDE KULLANIMI
     Maddeden uzak kalma ve aile içi işleyişi iyileştirmede evlilik terapisi bireysel terapiden daha etkili
    Şiddetli Akıl Hastalıkları
     Bu hastaların aile üyeleri psikoeğitim programlarına dahil edildiğinde, uzun süreli bakım ve destek kaynaklarına ulaşması sağlanır ayrıca aile üyeleri yeterli destek gördüklerini hisseder
    İlişki Bozukluklarına Yönelik Aile Müdahaleleri

     BAĞLANMA BOZUKLUKLARI
     Güvensiz Bağlanma Bozukluğu:
     Bu programda doğrudan anne baba ya da birincil bakıcı ile çalışılır.
     Bu durumu önlemeye yöneliktir
     Hem annede duyarlılığı hem de çocukta bağlanmayı iyileştirmede etkili olmuştur
     Birden fazla sorunu olan ailelerde de etkili olmuştur.

    SONUÇ VE YORUM

    Aile Terapileri, Bireysel ve Çift Terapilerinin karşılaşılan tüm bu sorunlarla baş etmede ve çiftleri güçlendirerek hem evliliklerin kurtulmasında hem de evlilik yaşamı kalitesinin artmasında önemli bir rolü olacağı düşünülmektedir. Evlilikle ilgili bir metafor kullanacak olursak dans eden bir çifte benzetebiliriz. Adımlarının ve vücutlarının hareketi birbirine ne kadar uyumlu olursa ortaya hem göze hem ruha hitap eden bir görüntü çıkar.

    Maalesef çiftler genelde evlilikleri ile ilgili sorun artık baş edilemez olduğunda yardım alma ihtiyacı duyuyorlar. Oysa Aile bir sistemler bütünüdür ve her ferdi bu bütünün ayrı bir sistemidir. Tüm sistemlerde olduğu gibi bu sistemin de sağlıklı çalışması için uyumlu olmaları gerekir. Ne zamanki sistemde bir bozulma olduğunda terapiye başvuran kişi bu bozulmayı fark eden ve rahatsız olan kişidir.

    Aile de her ferdin doğuştan getirdiği ve sadece kendine özel olan şemaları vardır. Şemalar bizim anne karnından itibaren sahip olduğumuz düşünce duygu ve yaşantılar bütünüdür. Herkes aynı şeye bakar ama farklı şeyler görür. Bu bizim şemalarımız arasındaki farktan kaynaklanır.

    Evlenirken, aile kurarken biz cebimizde bu şemaları da sistemin içine dahil ederiz. Burada uyum olursa problem olmaz ama ne zaman ki uyumsuzluklar başlarsa sistem artık çalışamaz duruma gelir ve çiftler arasında problemlere yol açar. Aile terapisinin işlevlerinden birisi işte bu sistemler arasındaki uyumsuzluğu düzenlemek ve tekrar işleri rayına oturtmaktır.

    Aile Terapisi ile Cinsel Terapi birbirleriyle bağlantılı, birbirini tamamlayan ve destekleyen terapilerdir. Evliliklerde en sık karşılaşılan problemlerden birisi de çiftler arasında yaşanan cinsel açıdan tatmin olamama, cinsel işlev bozuklukları, erken boşalma gibi problemlerdir ve bu konularda uzman yardımı almak kişilerin yaşadığı sorunlarla hep birlikte baş etmede çok önemli bir faktör olacaktır.

  • MUTLU EVLİLİKTE Kİ ALTIN KURALLAR

    MUTLU EVLİLİKTE Kİ ALTIN KURALLAR

    Mutsuz evliliklere sıkça rastlasak da mutlu evliliklerle ilgili çok fazla konuşmayız. Mutsuz çiftlerin mutsuzluklarının nedenleri üzerine oldukça konuşur ve düşünürüz; ancak mutlu çiftlerin mutluluklarını nasıl sürdürdükleri, mutlu olmayı ve mutlu etmeyi nasıl başardıkları konusuna daha az odaklanırız.

    Gottman, evli çiftler üzerinde yaptığı detaylı araştırmalar sonucunda mutlu evliliklerin 9 ortak özelliğini ortaya çıkarmıştır:

    1-Mutlu çiftlerde eşler geldikleri aileden sağlıklı bir uzaklaşma gerçekleştirirler. Yani, kendi anne, babaları ve kardeşleriyle bağlarını koparmadan onlardan ayrılmayı başarırlar. Bu şekilde, eşleriyle birlikte yeni bir birim oluştururlar ve artık anne babalarının dışında yeni bir çekirdek ailenin üyesi olduklarını kabul ederler.

    2-Mutlu çiftler ‘biz’ olmayı öğrendikleri gibi, ‘ben’ i de korumayı becerirler. Eşleriyle birçok konuda birlikte davranmak, birlikte karar vermek ve birlikte düşünmek durumunda kalsalar da, gerektiğinde eşlerinden farklı düşünüp farklı davranabilirler. Eşler bazen zevk aldıkları bir faaliyet nedeniyle birbirlerinden ayrı zaman geçirmeyi başarabilirler.

    3-Cinsellik konusunda nicelik ve nitelik bakımından uyum sağlamayı becerirler. Eşler birbirlerine beklentilerini açıkça ifade ederler. Bu beklentileri karşılamaya da isteklidirler.

    4-Ebeveynlik konusunda eşler arasında uzlaşma sağlanmıştır. Çocuklarına nasıl davranacakları, hangi konularda nasıl tavır takınmaları gerektiği konusunda fikir birliğine varmışlardır.

    5-Mutlu çiftler hayatın zorluklarına birlikte göğüs gererler. Zor günlerde birbirlerine destek olmayı başarırlar.

    6-Mutlu evliliklerde de tartışmalar olur. Ancak bu çiftlerde eşler bireysel farklılıklarını kabul ederler. Tartışma sırasında öfkelerini kontrol etmeyi becerirler. Tartışma yıkıcı değil, tam tersine yapıcı olur. Bundan sonra tartışılan konuyla ilgili ne yapılacağıyla veya yapılamayacağıyla ilgili bir sonuca varılır. Böylelikle, her tartışmadan sonra eşler birbirlerini daha iyi tanıdıklarını ve ilişkilerini daha iyiye götürdüklerini hissederler.

    7-Gülmenin ilişkide önemli bir unsur olduğu düşünülmektedir. Birlikte gülen çiftlerin daha mutlu oldukları görülmüştür.

    8-Eşlerden birinin bir sıkıntısı veya sorunu olduğunda, diğeri ona destek olur. Eşler birbirini nasıl rahatlatacağını bilir ve bunu başarır.

    9-Mutlu çiftler ilişkilerinin başında birbirleriyle ilgili yarattıkları romantik hayalleri hayatta tutmayı becerirler. Eşlerinin nasıl biri olduğuna dair idealize ettikleri imaj hala, aşağı yukarı, aynıdır. İlk günlerde eşleriyle ilgili düşündüklerini bir yerlerde hala yaşatırlar.

    Gottman’ın araştırmasını çift terapistlerinin klinik deneyimleri de desteklemektedir. Bu 9 maddenin yanında her çift için farklı olan öncelikler ve mutluluk kaynakları da vardır. Ama her şeyden önce, çiftlerin ilişkileri için göstermek istedikleri çaba ilişkiyi belirleyici faktör olmaktadır.

  • MUTSUZ EVLİLİKLER ARTIYOR

    MUTSUZ EVLİLİKLER ARTIYOR

    Ekonomik kriz kişilerin psikolojisini bozuyor. Bu gerginlik evlilikleri de olumsuz etkiliyor. Biz bu durumu biliyoruz. Ekonomik kriz işsizliği arttırıyor. Kişiler işsiz kalıyor, işlerini kaybediyor, iş yerleri kapanıyor, iflaslar artıyor. Bu durumlar evlilikleri temelinden sarsıyor. Bütün bunları biliyoruz. Şimdi size anlatmak istediğim tüm bunlardan farklı bir durum. Ekonomik krizli dönemlerde boşanmalar artar. Günümüzde evliliklerde bir farklı yaklaşım gözleniyor. Evli çiftler ayrılmaları gerektiği konusunda hem fikirler. Artık çocuk etkilenir diye bir korkunun arkasına saklanmıyorlar. Artık evli çiftler çocuklarına boşanmanın her ikisi içinde doğru olduğunu anlatmak konusunda da sorun yaşamıyorlar. Bu zorluğu da aşmışlar. En sıkıntılı nokta boşandıklarında nerde ve bu parasızlıkta nasıl yaşamlarının sürdürebileceklerini bulamadıkları için boşanamıyorlar. Boşanamadıkları için de mutsuz evliliklerini götürüyorlar. Bu aşamada dışarıdan evli gibi görünüyorlar. İçerde aynı evi paylaşan iki yetişkin biçiminde yaşıyorlar. Bu aşamada onlar netleşmişler.Çocuklar artık kavga gürültü dinlemiyor. Bu defa çevre onları hala evli bildiği için kendilerine yeni ilişkiler kuramıyorlar. Bu durum onları sıkıntıya sokacağa benziyor. Hayat hızlı geçiyor. Ömür böyle mutsuz tüketilip gidiyor. Böyle ilişkilerde toplum daha hoşgörülü olmalıdır. Kişiler kendi hayatlarını hızla kurabilmek için toplumunda desteğine ihtiyaç duyarlar. Evli çiftler ömürlerini daha önceleri çocukları için feda ediyorlardı. Şimdi de hem ekonomik kriz hem de toplum ne der biçiminde feda etmeye devam ediyorlar. Zorunlu evlilikler değil mutlu evlilikler insanları geliştirir. Mutlu insanlar mutlu toplumları oluştururlar. Hayat değerlidir. İnsanlar değerlidir. Hayatınızı yaşamayı hiçbir nedenle ertelemeyin. Mutluluğa doğru gidin. Onu yakalamaya çalışın. İmkanları zorlayın. Yaşamı aydınlatın. Kendi yaşamınıza sahip çıkın. Yön verin. Hayatınızı elinize alın. Mutluluk verilmez. Beklemeyin. Mutluluğunuzu siz almalısınız. Siz mutlu olduğunuzda göreceksiniz ki her şey daha farklı ve güzel görünecektir.

  • HANGİSİ DAHA KOLAY..EVLENMEK Mİ BOŞANMAK MI?

    HANGİSİ DAHA KOLAY..EVLENMEK Mİ BOŞANMAK MI?

    Evliliklerimizi çoğunlukla hayallerimizi karşılayacağını düşündüğümüz için yaparız ve hep uzun sürmesini bekleriz… Oysa ki zaman geçtikçe evli olan herkes bunu bilir, flört ederkenki insan ile evlenilen insan arasında dağlar kadar fark olduğu anlaşılır. Bunu anlamak 2-3 yıl sürer. Emin olmak için birkaç yıl daha, acaba düzelir mi için 2 yıl, biraz da itelim kakalım, işte 10 yıllık evlilik ve artık bitirmeye karar vermişiz bir bakarız ki.

    Ben şahsen, evlendikten sonra hem evlenmenin hem de evliliği bitirmenin ne kadar zor olduğunu anlayanlardan biriyim. Uzun süre belirli bir düzen kurduktan sonra, onu bozmak için hamle yapmak gerçekten zor.

    Her şeyi düşünmek zorundasınız, evlenirken yaptığınızdan daha çok hem de. Çocuğun velayeti, okulu, evdeki eşyaların paylaşımı, sahip olunan taşınmazlar… peki ya köpeği kim alacak?.

    Ailelere kim haber verecek?. Kavga gürültüleri bilen var, bilmeyen var. ‘Tekrar deneseniz evladım be’ sözlerini kim bertaraf edecek? Kim başvuracak boşanma için?. Kim başvurursa o tazminat alamıyormuş. Öyle mi? Hayır, hayır o bir safsata, öyle bir şey yok. Her iki taraf da isterse çok kısa sürede, hatta avukatsız bile hallediyorsunuz bunu.

    Bazen ben şöyle yaparım, olmamış olayları olmuş olarak kabul eder ve ne hissettiğime bakarım. Boşanmış olsak, böyle hissetsek; her şey daha mı iyi oluyor, nasıl hissederiz kendimizi?. .Öyle ya, yıllar süren, kağıt üstünde kalmış bir anlaşmayı bitirmekten bahsediyoruz ve elbette bir provasını yapmak lazım.

    Kendinizi dul gibi hissediyorsunuz -gerçi şimdi artık kimliklerde bekar yazıyor- ütülenecek gömlek yok, etraftan çorap toplamak yok, aldattı mı aldatmadı mı paranoyaları yok, annesi ne dedi babası ne yaptı yok, güzellik maskelerine verilen paralar yok, futbol maçlarına kota koyan da yok, geç geldin vıdıvıdıları yok, hep aynı kişiyle gece yatağa girme sıkıcılığı yok, – bu erkelere bunaltıcı gelirken , kadınlar için çoğunlukla huzurun, güvenin bir belirtisidir- hafta sonlarına karışan yok, yani yok yok…

    Güzel aslında değil mi.. sonra birden neden evlendiğinizi hatırlarsınız ki bu sizi karmaşık duygular içine iter. Yine başladığınız yere dönersiz. Düzeltebilir miyiz? Belki 1-2 yıl daha.. Boşa giden yıllar demektir…Eğer bu kadar zaman evli kaldığınız birinden boşanmayı düşünüyorsanız, uzatmanın anlamı yok demektir. Geçmişteki jenerasyon ne için evlenmişti bundan pek emin değilim ama kendi jenerasyonumu az çok anlayabilirim.

    Toplumsal baskılar, gelenek görenek bir araya gelir ve hayatını yönetmeye başlar, istediğiniz gibi yatağa girebilmek için kendinizi evlenmiş bulursunuz. Fazla tanımadan, tanıyamadan.

    Flört ederken; o kısıtlı zamanda hep güzel şeylerden konuşur sohbet ederiz, sanki hayat boyu böyle gidecek gibi. Kimse o buluşmalarda; dağınık biri olduğundan, saçlarının döküldüğünden, sinir hastası bir annesi olduğundan, kısır olduğundan, kahveye gittiğinden, horladığından, temizlik hastası olduğundan, çocuk istemediğinden bahsetmek istemez. Çünkü bunlar sevgilinizi elinizden kaçırtabilir. Aslında evlilikten daha çok ciddiye alınacak bir şey varsa o da flörttür. Bizi hatadan döndürür.

    Şu anda bebek bekleyen iki arkadaşım var. Onlar benim gibi yapmadılar ve hemen evlenir evlenmez çocuk yapmadılar. Çeşitli sebeplerle zaman geçtikten sonra çocuk yapmayı düşündüler.. İyi de ettiler. Kutlarım. Hem çocukları olacağı için, hem doğru karar verdikleri için.

    Yıllar yıllar süren evlilikler çok eskilerde kalmış. Artık şimdiki nesil pek taviz vermek yanlısı değil. Böylelikle fazla dayanıklı olamıyorlar. Maddi sıkıntılar, kişilik çatışmaları, aile anlaşmazlıkları, çok da sağlam olmayan evlilikleri temelden sarsıyor. Belki önce dürüst olmayı öğrenmeliyiz, sonra bireyselleşmeyi, büyüdüğümüzü kanıtlamayı, o kozayı yırtıp çıkabileceğimizi göstermeyi ve en önemlisi gelenek göreneklere her şeyimizi dayandırıp istemediğimiz şeyleri yaşamamayı başarmalıyız. Evlilikler toplumda çok tasvip edilen hatta zorlanan bir kurumdur. Yanlış kararlarla insanların hayatlarının yara aldığını bilmek istemezler. Mutsuz bir toplumun da temellerini atmaya böylelikle başlarız…

    Aşık olalım, sevelim, her şeyi konuşalım, evlenelim, deneyelim, olmazsa hayatlarımızı mahvetmeyelim….

  • Evlilik Bağları Teorisi veya İnsanlar Neden Evli Kalırlar?

    Evlilik Bağları Teorisi veya İnsanlar Neden Evli Kalırlar?

    Pek çok çift aşk için evlenir. Ve aşk iyi gittiğinde bir şiirdir. İlginçtir ki, aşkla ilgili sayısız cilt şiir
    yazılmışken, evlilikle ilgili hemen hemen hiç şiir yoktur. Oysa terapistler, nadiren aşk hakkında veya
    çiftlerin neden bir arada kaldığı ile ilgili düşünürler. Danışma odasının bir yanında sevgi ve kızgınlık,
    arzu ve bıkkınlık, dostluk ve yalnızlık yaşayan kimseleri bulurken. Odanın diğer yanında ise
    çözümlenmemiş acılar, dengesiz yapılar, çarpıtılmış ve işlevsiz sistemler hakkında düşünen terapisti
    görürüz.
    Eğer çiftlerin onları neyin bir araya getirdiği, kırgınlık ve hayal kırıklığına rağmen onları nelerin bir arada
    tutuğuna ilişkin görüşlerini umursamazsak çiftlere yönelik etkin terapiler geliştirmeyi nasıl umut
    edebiliriz ki?
    Belki birçok terapist sezgisel olarak çiftleri neyin bir arada tuttuğunun bir değerlendirmesini yapabilir.
    Birbirlerini seven çiftlere birbirlerini sevmeyenlerden daha kolay yardım edilebileceğini düşünürüz.
    Keyifli bir seksin evliliği koruyacağına, uyumsuz cinsel ilişkilerin ise anlaşmazlık kaynağı olacağına
    inanırız. Ortak ilgileri fazla olan çiftlerin çok az ortak ilgisi olanlardan daha iyi anlaştığını düşünürüz.
    Ayrıca düşünceli olarak davranan, bağlılıklarında dürüst olan kişilerin tutarsız ve tepkisel davrananlardan
    daha iyi evlilikler yapacağına inanırız. Her ne kadar bunlar pratikteki tecrübelerimize dayansa da, yine de
    daha yakından sorgulamayı gerektirir.
    Bu teori yürüyen evliliklerin zengin çeşitliliğini ve başarısız olanlardaki zengin sayıdaki farklılığı
    anlamamızı sağlar. Ayrıca aşık olan veya uzun yıllar evli olan kişilerin arasındaki bağları
    değerlendirmemize yardımcı olur. Teorinin esası evlilikte çiftler arasında çeşitli bağlar olduğu
    önermesidir ve bu bağların her biri gelişimsel belirtiler taşır ve her biri insanlar arası ilişkilerin temel
    özellikleri ile bağlantılıdırlar.
    Bu görüşe göre pek çok sağlam evlilik bu bağların her birinde değilse bile birkaçında güçlüdürler. Pek
    çok zayıf evlilik zayıf bağlar profili gösterir.
    Beş bağdan söz edilir:
    1. Bağlanma / İlgi-bakım gösterme ve ilgi-bakım alma bağı; Bu bağ gelişimsel olarak ebeveyn-çocuk
    ilişkisinde köklenir.
    2. Arkadaşlık /Ortaklık Bağı; Bu bağ çocukluktaki akran ve oyun tecrübelerinde köklenir. Genellikle
    aynı jenerasyonun üyeleri arasında oluşur yakınlaşma ve paylaşılan girişimleri içerir.
    3. Arzu / Cinsel Aktivite Bağı; Bu bağ cinsel çekimi ve cinsel etkinlikte elde edilen doyumu içerir.
    Genellikle aynı kuşağın üyelerini ilgilendirir ve ergenlikte en önemli itici güç halini alır.
    4. Karar / Yükümlülük Bağı; Bu bağ bir ilişkiye kafa yorarak bu ilişkiye kendini adayıp adamamak
    konusunda karar verme konusunda bilişsel davranışı içerir. Düşünceli olma ve yükümlülük edinme
    çocuklukta başlamakla birlikte, olgunlaşmanın bir göstergesi olarak kabul edilir.
    5. Sosyal Bağlantılar Bağı: Bu bağın nereden kaynaklandığı daha az belirgin olduğu için diğerlerine
    göre farklılık gösterir. Bağlanma, arkadaşlık, karar/adama bağlarının bir türevi olabilir ya da tamamen
    bağımsız bir bağdır. Bir birey veya çiftler onlar için bir önemi çocuklar, geniş aileleri, komşuları,
    sosyal topluluklar ve benzeri olan diğer kişiler arasındaki ilişkiyi kapsar.
    Bağlanma / İlgi-Bakım Gösterme ve İlgi-Bakım Alma Bağı
    Bağlanma, ilgi-bakım gösterme ve alma evlilikte aranan özelliklerden biridir ve özellikle ebeveyn çocuk

    ilişkisinde görülen insani bir özelliktir.
    Çiftlerin anne, babalarıyla veya kendisini büyüten diğer kişilerle ilişkileri yani ebeveyn çocuk ilişkilerinin
    kalitesi empatik olup olmadığı, ayrılma ve bireyselleşmeye fırsat verip vermemesi kişinin evlilikten
    beklentilerini etkiler.
    Kişinin kendisini büyüten kişilere yakın hissetmesi, sevilen bir çocuk olması, kardeşleri ile olan ilişkileri
    ve kardeşlerinin anne babası ile olan ilişkilerinin kalitesi bağlanma ve bakım gösterme bağı üzerinde
    oldukça etkilidir.
    Ayrıca ebeveynlerinin evliliğinin nasıl olduğu ve bu evliği nasıl değerlendirdikleri de bu bağın
    gelişiminde etkilidir. Kişinin kendisi ile ilgili sevmediği, eşinde sevmediği ve hayran olduğu şeyler bu
    bağda etkilidir. Evliliğin kişiyi nasıl değiştireceği ve hangi kişisel eksikleri tamamlayacağı da önemli.
    Eşler bu konuda bir birlerine soru sorarak ve konuşarak bağlarını güçlendirebilirler. Çift ilişkisi bireylere
    çocuklukta ebeveynleri ile olan biteni yeniden tecrübe etme ve geliştirme fırsatı verir. Buna kısaca “bilinç
    dışı kontrat” diyebiliriz.
    Arkadaşlık / Ortaklık Bağı
    Belki de en az üzerinde durulan evlilik bağı arkadaşlık ve ortaklıktır. Bunlar akranlar arasındaki en
    önemli bağlardır. Bu şaşırtıcıdır; çünkü bu kelimeler çiftlerin birbirlerini tanımlarken en sık kullandıkları
    kelimelerdir. Akranları ile ilişki kurabilme, arkadaş sahibi olabilme, iyi meslektaş olabilme yeteneğinin
    kökleri çocuklukta çocuklar arası ilişkilerle atılır.
    Günümüzde, çiftelerin çoğunluğu bir diğerinden eşiti olarak davranış beklemektedir. Bu her çağ ve her
    kültürde geçerli değildir. Hatta bugün bile eşlerin çoğu birinden birinin yetkisinin daha fazla olduğu
    alanları belirlemiştir. Bu durum ya adil bir ayarlama ya da haksız bir uygulama olarak algılanır. Çiftler
    eştirler ve bir çiftin her üyesinin eş ilişkisindeki kapasitesi ve tecrübeleri birbirleri ile olan ilişkilerini
    önemli biçimde etkiler.
    Araştırmalar erkek ve kadınların bir eşte aradıkları en önemli özelliklerin önem sırasına göre şunlar
    olduğunu belirlemiştir; iyi arkadaş, düşünceli olma, dürüstlük, şev katli olma, güvenilir olma, akıllılık,
    nezaket, anlayışlılık, sohbeti tatlı, sadık. Pek çok kişi eşini “en iyi arkadaşım” olarak tanımlar ve onula bir
    “ben-sen” diyaloğu kurmayı ümit eder.
    Evlilik sadece arkadaşlık değildir: Evlilik aynı zamanda bir iş ortaklığıdır. Çiftin zaman, enerji ve
    parasına yönelik yoğun talepler nedeni ile ilgili işbirliği gerektiren bir girişimdir. Çocuklar işin içine
    girdiği zaman, bu talepler yoğunlaşır ve işgücü dağılımında simetrik olmayan bir durum gelişir; kadın
    daha çok çocuktan sorumlu olurken erkek daha çok ekonomik destek sorumluluğunu üstlenir. Çift
    yaşamın her görevini simetrik olarak mı yoksa birbirini tamamlayacak şekilde mi paylaşacaklarına karar
    vermelidirler.
    Ortaklık bağındaki sık rastlanan bir başarısızlık finansal konuların yönetimi ile ilgilidir. Terapistler eğer
    para konularında didişip durmasalar birbirleri ile çok iyi anlaşabilecek çiftlerle sık karşılaşırlar. Bazı
    çiftler duygularını nasıl yöneteceklerini biriler ama paralarını nasıl idare edeceklerini bilemezler, bazıları
    da bunun tersidirler.
    Akran ilişkileri hakkında bilgi edinmek çok yarar getirir. Çiftler dostluk ve ortaklıkla ilgili şu soruların
    cevaplarını arayabilirler:
    1. Arkadaş mısınız? Eş misiniz? Hangi ilgileri paylaşıyorsunuz?
    2. Birbirinize iç yaşantınızla ilgili özel detayları anlatır mısınız?
    3. Ortak projelerde iyi bir iş bölümü yapar mısınız? Ev işlerinde, çocuk bakımında,
    seyahatlerin planlanmasında veya parasal konularda?
    4. Bu görevleri nasıl bölüşürsünüz? Bu bölüşümü adil buluyor musunuz?
    5. Arkadaşlarınızla olan tecrübelerinizi, en eski anılarınızdan başlayarak anlatır mısınız?
    6. Okulda arkadaşlarınızla ilişkileriniz nasıldı? En iyi arkadaşınız var mıydı?

    7. Karşı cinsle çıkmaya nasıl başladınız? Erkek veya kız arkadaşınız var mıydı?
    8. Şimdi arkadaşlarınız var mı? Ne kadar yakınlar?

    Cinsellik Bağı
    Çift ilişkisinde cinsellik bağının önemi çok aşikârdır. Pek çok çift için cinsel arzu onları evliliğe götüren
    nedenlerden biridir. Öte yanda biliyoruz ki birbirini cinsel olarak arzulayan sevgililerden pek çoğu
    evlenmemekte ve bazı çiftler ise cinsel arzu ilişkilerinde çok önem taşımamasına rağmen evlenmeye karar
    vermektedirler. Bazı çiftlerde ise arzu ve seks öyle önemli bir bağ oluşturur ki boşandıktan sonra bile
    cinsel ilişkilerini sürdürürler.
    Bu bağın gücü, ilişkinin evresi ile bireylerin hangi yaş döngüsünde olduklarına bağlı olarak değişiklik
    gösterir. Cinsel çekicilik en çok nişanlılık döneminde önem kazanır. Evliliğin kendisi genellikle cinsel
    arzunun şiddetinde değişikliğe yol açar; bu değişimin yönü evliliği özgürlüğü azaltan mı ya da çoğaltan
    bir şey olarak mı algılandığına bağlıdır. Çocukların doğumu ve bakımı çiftin cinsel yaşamında bir
    azalmaya yol açar, yuvanın çocuklardan boşalması ise çiftin cinsel hayatında bir rönesans yaşatabilir.
    Eğer cinsel arzu hastalıklar, cinsel etkinlikler gibi nedenlerden olumsuz etkilenmez ise, cinselliğin formu
    değişse bile bu ilişki yaşlılığa kadar sürebilir. Bazı çiftler birbirlerine yıllarca tutku duyabilirler. Doğal
    olarak tutkunun önemi ve duygular kadın ve erkek için değişiklik yaratır.
    Cinselliğin çiftin üyeleri için önemi ispat gerektirmez. Oysa bazı kültürlerde çocuk üretmek için eşle
    yaşanan cinsel keyif ikincil bir önem taşır. Arzu ile cinsel davranışı ayrı ayrı ele almakta yarar bulunur.
    Arzu çok çabuk parlayan bir “kimya” olarak görülür. Bireyler pek çok yönden uygun görülse de bir eşe
    karşı arzu duymaya kendileri zorlayamazlar; aynı şekilde kendilerine hiç uygun olmayan bir kişiye
    duydukları arzudan da kurtulamazlar.
    Bir çiftin cinsel yaşamı güvenin sarsılması veya yaşamda kendine saygıya yol açacak bir başarı gibi
    cinsellik dışı olaylardan fazlasıyla etkilenebilir. Sıklıkla cinsel içerikli olarak görülen bir problem
    ilişkideki yetersizlikler, ilk girişimi kimin yapacağı sorunu, beğenilmeme endişesi veya hamile kalma
    korkusu gibi başka meseleleri içerebilir. Bütün bunlar terapi sırasında halledilebilir. Öte yanda cinsel
    arzunun temel kimyasını değiştirmek imkansız değilse bile oldukça zordur.
    Bir çiftin cinsel bağlarını değerlendirmelerine yardımcı olabilecek sorular :
    1. Eşinizi arzuluyor musunuz? Birbirinize duyduğunuz arzunun hikâyesi nedir?
    2. Cinsel ilişkiye girmeye nasıl karar verirsiniz? İlk girişimi kim başlatır? Bu her zaman böyle midir?
    3. Cinsel ilişkilerinizin genel seyri nasıldır?
    4. Cinsel ilişkilerinizden hoşlanıyor musunuz? Orgazm oluyor musunuz?
    5. Eşiniz sizin için tatmin edici mi? Size istediğiniz tepkileri veriyor mu?
    6. Cinsel ilişkilerinizde ne gibi değişiklikler yaşadınız?
    7. Cinsel ilişkileriniz nasıl gelişebilir?
    Karar/ Kendini Adama Bağı
    Evlilikten çıkış, bu boşanma çağında bile zordur ve bu karar genellikle uzun uzun düşündükten sonra
    alınır. Geçmişte ve günümüzde pek çok kültürde, kiminle evlenileceğine ebeveynler ve evlilik
    çöpçatanları karar verirdi. Günümüzde, romantik aşka değer veren kültürlerde bile insanlar öylesine aşık
    olup, evlenip, sonsuza kadar mutlu olmazlar. Bizler tartışmacıyız. Biriyle çıkmak ilişki kurmak veya
    evlenmek isteyen kişiler nasıl biri ile ilişkiye girdiklerini değerlendirmek istiyorlar. Bu değerlendirme
    daha başlangıçta yapılıyor ve ilişki boyunca sürüyor. Kişiler aynı zamanda kendilerini ve evliliğe hazır
    olup olmadıklarını ve eşleri ile nasıl bir evlilik yürütmek istediklerini de değerlendiriyorlar. Şüphesiz
    evliliğe uygunluk kriterleri evlenme -ebeveyn evini terk etme ve çocuk sahibi olma- isteğinin şiddetinden
    etkilenmektedir. Bulgular göstermektedir ki hem kadınlar hem de erkekler evlenme kararında “denge
    teorisi” olarak adlandırılan bir şeyi kullanmaktadırlar. Neler verebileceklerini, neler alıyor olduklarını
    değerlendirirler ve bu alış verişin eşit bir dengede olmasını isterler.

    Evlilik problemlerin çözümü, birbirine bakım, yoldaşlık ve cinsel partner olma konusunda uzun süreli bir
    karşılıklı adamayı gerektirir. Gencin evlendiği eş orta yaşta veya yaşlılıkta aynı kişi değildir, aynı şekilde
    kişinin kendisi de aynı kalmaz. Her biri değişir ve bir diğerini değiştirir. Kişinin içinde yaşadığı kültür de
    değişir.
    Eşler birbirinin bağlılık yeteneğini sınar. Arkadaşlarına, dinine, mesleğine ve kendi ailesine yaşam boyu
    bağlı olan eşlerin evliliğinin geleceğini, sık sık yer değiştiren, eski arkadaşlarını terk eden, değişik dinleri
    deneyen, hayatında tutarlı amaçları olmayan kişilerin evliliğine göre daha farklı değerlendiririz.
    Karar/Kendini adama bağı daha fazla kendini değerlendirme gerektirir, bu nedenle daha önceki dört
    bağdan daha bilişseldir. Evlenme kararı kişinin yaşamında verdiği en önemli ve en zor kararlardan biridir.
    Kişinin kendini ve düşüncelerini bilmesini gerektirir.
    Kişi nasıl biri ile evleniyor oyduğunu ve bu kişinin yıllar sonra nasıl biri olacağını kendine sormalıdır. Bu
    kişi güvenilir biri midir, gelecekte nasıl biri olacaktır? Bu kişi beni ve çocuklarımızı –hastalıkta ve
    sağlıkta-umursayacak mı? Eğer maddi durumumuzda değişiklikler olursa bu kişi gene benimle olacak mı?
    Ben “65”yaşıma gelip artık çekici olmadığımda beni hala sevecek mi? Bunu yapmayı istiyor mu? Bu
    soruları cevaplamak yaş, eğitim, din ve etnik farklılıklar olduğunda – kişinin ayrıca yapması gereken
    uyumu da değerlendirmesini içerdiği için- daha da zorlaşır.
    Evlilik bağlılığına karar verdiklerinde çiftler genellikle evlilikte kararların nasıl verileceği konusunda üstü
    kapalı bir şekilde bir anlaşmaya varırlar. Yakın zamanlara kadar kadınlar “ sevgi, saygı ve uyma”
    konusunda söz verirlerdi. Bu açıkça kararları verecek olan kişinin erkek olacağını ima eder. Böylesi bir
    anlaşmanın eşit olmadığı çok açıktır ve bu dengeyi yeni düzene sokmak için çok şey yapılmıştır. Bilindiği
    gibi, hala pek çok karar adetlere dayalı rol tanımlarına göre alınır ve çiftlerin kararları kendi yetenekleri
    ve ilgilerine göre nasıl alacaklarını öğrenmeleri gerekir.
    Her evlilik bireylerinin geçmişte karşı karşıya kaldıkları eşitsizliklerle yüzleşmek ve hesaplaşmak
    zorundadır. Eğer eşlerden biri kendi ailelerinde diğerine göre daha avantajlı şartlarda yetişti ise diğerini
    “kurtarma” sözü de faktörlerden biridir. Her ne kadar geçmiş adaletsizliklerin etkisi bugünün geçmiş
    olarak algılanması gibi bir kapsam karışıklığı yaratsa da, geçmişteki adaletsizlikleri şimdi değiştirme
    ihtiyacı pek çok insana anlamlı ve haklı gelir.
    Yaşam boyunca, eşitlik dengesi, yani kimin evlilik için daha fazla şey yaptığı hiçbir zaman aynı düzeyde
    olmayacaktır, ama pek çok çift, her iki eşin gayretlerinin de uzun vadede birbirine eşitlenmesi için
    uğraşacaklarını varsayarlar. Katkılarının bir gün fark edileceğini ve eşlerinin de aynı oranda katkıda
    bulunmak için uğraşacağını ümit ederler ve beklerler.
    Çiftlerin karar verme/kendini adama bağını değerlendirmeye yardımcı olabilecek sorular:
    1. Eşinin hakkında bildiğin hangi özellikler onunla evlenme kararı almana neden oldu?
    2. Onun nasıl bir eş olacağını bekliyordun? Beklediğinden nasıl farklılıklar gösterdi?
    3. Nasıl bir yaşama sahip olmayı bekliyordun? Yaşantın beklediğinden nasıl farklı?
    4. Eşinin sana adil davrandığını düşünüyor musun?
    5. Bununla ilgili geçmişte ne kadar tartışma yaşadınız? Şimdi?
    6. Kendini evliliğe ne kadar adamış buluyorsun? Bu bağlılığın değişti mi? Ne kadar ve ne zaman?
    7. Bu değişimi kendine nasıl açıklıyorsun? Eşine nasıl açıklıyorsun?

    Aile ve Sosyal İlişkiler Bağı
    Bu son bağ diğerlerinden farklıdır. Birincisi çiftin ötesine geçer ve çocukları, geniş aileleri, arkadaşları,
    komşuları ve akrabaları, dini ve ülkeyi kapsar. İkincisi bu bağın diğer bağların bir türevi mi, yani bağlılık,
    arkadaşlık, karar/kendini adama gibi bağların bir birleşimi mi yoksa kendi başına bağımsız bir bağ mı
    olduğu açık değildir. Her halükarda çiftler çocuklarına, arkadaşlarına, geniş ailelerine veya daha geniş
    sosyal ilişkiler ağlarına çok güçlü sevgi, adanmışlık ve sadakat ile bağlıdırlar. Bu sadakat çiftleri ya
    birbirine daha fazla yaklaştırır ya da ayırır. Kur yapma devresinde bu bağ diğerlerine göre daha az göze

    çarpar; evlilik törenlerini planlarken bu bağların her iki tarafın aileleri için de ne kadar derin olduğu
    ortaya çıkar.
    Sosyal ilişki ağı bağının gelişimsel habercisinin ne olduğunu tarif etmek güçtür. Her ne kadar herkes bir
    aile, komşular, din, etnik grup gibi daha geniş sosyal bir ağın işinde doğmuş olsa da bu gruplarla bağın ne
    zaman ve nasıl kurulduğu açık değildir. İnsanlar olgunlaştıkça okul, iş ve çeşitli organizasyonlarla da
    haşir neşir olurlar. Bu ağlarla kurulan bağın kuvveti değişkendir; bazı kişiler belli gruplar içinde
    kendilerine kök salmaya çok istekliyken bazıları zorlanırlar. Kök salma isteğine şu cümle iyi bir örnektir,
    “Kendi dinimden başkası ile evlenmem.”
    Bu bağın önemi kur yapma döneminde görülebilir. Bir çift ilk tanışma dönemini geçtikten sonra
    genellikle birbirlerini arkadaşları ile tanıştırırlar. Bu önemli bir sınamadır, çünkü insanlar ortak ilgileri,
    inançları ve yeterlilikleri nedeni ile dost olurlar. Bir kişinin arkadaşlarının o kişinin sevgilisini kabul
    etmesi önemli bir olum lamadır; çünkü kişi arkadaşları ile sevgilisi arasında tercih yapmak zorunda
    kalmaz. Bu sınama daha sonra sevgilinin aile ile tanıştırılması ile sürdürülür.
    Çiftin sosyal ilişkiler ağı birleşip geliştikçe bu bağda güç kazanır. Ama bu ağ engelleyici de olabilir.
    Çiftin geniş aileleri içindeki anlaşmazlıklar evlilik içinde strese yol açabilir. Eşlerin bu anlaşmazlıklarda
    arabulucu olmaları hatta yan tutmaları istenebilir. Eğer biri eşinden ayrılır veya eşini kaybederse
    genellikle paylaşılan sosyal destek sisteminin önemli bir bölümünü de kaybeder. Boşanmanın en önemli
    stres kaynaklarından biri boşanma nedeni ile sevdiğiniz ve güvendiğiniz diğer kişileri de kaybetme
    ihtimalidir. Çocuklar hala beni sevip, sayıp, ziyaretime gelecek mi? Komşular taraf tutacak mı? Aynı
    mekan ve ortamlara gitmeye devam edebilir miyim?
    Çiftlerin sosyal bağı hakkında bilgi edinmede yararlı olabilecek sorular:
    1. Sizin için önemli olan diğer kişiler- çocuklar, aile üyeleri, arkadaşlar, meslektaşlar- kimlerdir? Bazı
    dini kurumlar, kulüpler sizin için önemli midir?
    2. Çocuklarınızla olan ilişkinizde her biriniz onlarla nasıl ilişkiler içindesiniz? Eşinizi bir anne/ baba
    olarak nasıl buluyorsunuz?
    3. Ayrı ayrı arkadaşlıklar mı kurarsınız, yoksa ortak arkadaşlarınız var mı?
    4. Kime güvenip dayanabileceğinizi düşünüyorsunuz? Birey olarak? Çift olarak?
    5. Birbirinizin ailelerince ve arkadaşlarınca kolay bir şekilde kabul edilmiş miydiniz?
    6. Birbirinizin ailesi ve arkadaşları ile şimdi ki ilişkileriniz nasıl?