Etiket: Etme

  • Duygusal Şiddetin Ne Olduğunu Biliyor Musunuz?

    Duygusal Şiddetin Ne Olduğunu Biliyor Musunuz?

    Romantik ilişki nedir? Sınırları nelerdir? Hangi durumda bir ilişki, ilişki olmaktan çıkıp baskı ve şiddete döner? Daha önce bu soruların cevabını düşünmediyseniz, bir düşünün lütfen. Ülkemizde biriyle romantik bir ilişki içinde olmak, flört, nişanlılık, evlilik vs, iki kişinin tek vücut olması, elmanın iki yarısı gibi tanımlanır. Hâlbuki romantik ilişki dediğimiz ilişki biçimi iki insanın, birey olarak bireyselliklerini kaybetmeden ortak bir alanda ilerlemelidir. Yani tek vücut olmak değil, kesişen kümeler halinde hayatı paylaşmaktır. Partnerlerin kendi bireysel yaşamları devam ederken, ortak bir alanda buluşmalarıdır. Unutmayalım ki bir ilişkinin üç temeli vardır; güven, sevgi ve saygı. İki kümenin kesişim noktasında mutlu bir ilişki için bu üçü aynı anda var olmalıdır.

    Peki yoksa?

    İnsanlara bir ilişkiyi ayakta ne tutar diye sorduğunuzda, verecekleri cevap sevgi olacaktır. Ancak bir ilişkinin en önemli temellerinden biri de güvendir. İlişkideki birçok problem de sevgi eksikliğinden değil, güven eksikliğinden ortaya çıkar. Bu da saygının olmamasıyla birleşince çoğu ilişki partnerlerden birinin diğerine duygusal şiddet uygulamasıyla sonuçlanır. Nedir bu duygusal şiddet?

    Öncellikle, duygusal şiddet partnerinize bağırmanız, onunla ayrılmak istemeniz, kavga etmeniz değildir. Herkes öfkelenebilir ve her zaman sabitliğini koruyamaz. Duygusal şiddet, belli bir süreç boyunca devam eden, karşındakini kontrol etmeye çabası içeren her türlü aşağılama, tehdit, korkutma davranışıdır. Bu davranışlar beraberinde, güvensizlik ve suçluluk hissini, özgüven eksikliğini getirir. Bahsi geçen kontrol etme davranışları içinde telefon karıştırmak, takip etmek, mutsuzluk için karşındakini suçlamayı sayabiliriz.

    Duygusal şiddet de fiziksel şiddet gibi bir döngü içinde ilerler. Şiddeti uygulayan kişi öncesinde mükemmel görünür, güven kazanır, herkese kendini hayran bırakır sonrasında partnerini güçsüzleştirmek için hamlelere başlar. Size gösterdiği yüzü ile insanlara gösterdiği yüzü aynı değildir ve insanlara duygusal şiddete maruz kaldığınızı söylediğinizde inanmayabilirler çünkü bu insanlar çok iyi rol yapar, çok iyi güven kazanırlar. Kurtulamayacağınızı düşünüp hapsolmuş hissedersiniz. Kaçmaya karar verdiğinizde şiddeti uygulayan kişi bir anda değişmiş gibi görünür,  size söyler verir, her şeyin farklı olacağını söyler; ikinci bir şansı, hatta üçüncü, dördüncü ve beşinciyi de kazanır. Böylelikle siz şiddet döngüsünün içine girmiş olursunuz. Arkadaşlarınızı, dostlarınızı hatta ailenizi bile sizden uzaklaştırmış olacağı için kimden yardım isteyeceğinizi bilemediğiniz bir duruma gelebilirsiniz. Bu sebeple farkındalık kazanmak bu konuda, özellikle ülkemizde oldukça önemli. Çünkü sizi kısıtlıyorsa, kiminle görüşeceğinize, kıyafetinize, görünüşünüze karışıyorsa, sizi sürekli takip ediyor, “nerdesin?” “kimlesin?” sorularını ısrarla sorup sizi bunaltıyorsa bu duygusal şiddetin belirtileridir. Unutmayın ki sadece kadınlar değil erkekler de duygusal şiddetin kurbanı olabilirler. Günümüzde özellikle sosyal medya üzerinden kadınlar da erkeklerin hayatlarını kontrol etmek için kısıtlayıcı davranabiliyorlar.

    Duygusal şiddet görüp görmediğinizi anlamak için aşağıdaki ifadelerin üzerine düşünebilirsiniz. Duygusal şiddetin en öne çıkan belirtileri şunlardır;

    • Sürekli devam eden eleştiriler ya da manipüle ve kontrol için çabalama

    • Utandırıcı ve suçlayıcı biçimde, insanların önünde aşağılayıcı bir dil kullanma

    • Sözlü taciz, isimler takma ve etiketleme

    • Ceza olarak affetmeme

    • Cezalar verme ya da ceza tehditleri

    • İlişki dinamik bir süreçtir; bu dinamik süreçte kişinin kendi payını reddetmesi

    • Akıl oyunlarıyla kendinizden şüphe etmenizi sağlamaya çalışma

    • İletişim kurmayı reddetme

    • Arkadaşlarınızdan ve ailenizle aranıza mesafe koymaya çalışarak sizi izole etmesi

                      Unutmayın ki duygusal şiddet de bir tür şiddettir ve sizin için ağır sonuçları olabilir. Nasıl ki fiziksel şiddet kullanan bir insanla birlikte olmamanız gerekiyorsa duygusal şiddete meyilli bir insanla da birlikte olmamalısınız. Çünkü değerlisiniz. Duygusal şiddet öz değerinizi size sorgulatır ve özgüveninizi yok edebilir. Buna izin vermeyin. Yalnız olmadığınızı hatırlayın.

  • Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Gelişim Özellikleri

    Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Gelişim Özellikleri

    Okul öncesi yıllar, diğer yaşam dönemleri ile kıyaslandığında gelişimin farklı yönlerinin birbirleriyle ilişkisinin en fazla olduğu dönemdir. Bu yıllar çocuk gelişiminde kritik yıllardır. Bu yıllarda temeli atılan beden gelişimi, psikososyal gelişim ve kişilik yapısının, ileriki yaşlarda yön değiştirmekten çok, aynı yönde gelişme şansı daha yüksektir. Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır.

    • DÖRT YAŞ ÇOCUĞUNUN GELİŞİMİ

    Dört yaş çocuğu, kendi kendine hareket edebilen, soru sorabilen, seçim yapabilen, kendisi hakkında bilgiler verebilen bir bireydir. Toplumsal gelişim yönünden de büyük aşama kaydeden dört yaş çocuğu, diğer çocuklarla birlikte olmaktan daha fazla zevk almaya başlar. Oyunları daha uzun sürelidir. Bu dönemde çocuk kendisiyle oynayacak bir ya da iki arkadaş seçer. Önceleri seçtiği oyun arkadaşı her iki cinsten olabilir. Sorgu çağı dört yaşta en üst düzeye ulaşır. Dört yaş çocuğu dil aracılığı ile duygu ve düşüncelerini ifade etmede güçlük çekse de, genellikle başarılıdır. Hâlâ gerçek ile hayali birbirine karıştırma konusunda sorunları vardır. Dört yaş çocuğu rahatça zıplar, koşar,  yürür, her fırsatta hareket etme ihtiyacını belirtir. El ve parmaklarını kullanmada ustalık kazanmıştır.

    • BEŞ YAŞ ÇOCUĞUNUN GELİŞİMİ

    Çocuğun çevresine ilişkin yeni keşiflerde bulunduğu, çevresini giderek genişlettiği, yetişkin desteğine daha az ihtiyaç duyarak bazı sorumluluklar almaya hazırlandığı bir yaştır. Bu yaştaki gelişim ilk dört yıla oranla oldukça yavaşlamıştır. Beş yaş çocuğu duygularını kontrol etmeyi de başarır. Beş yaş çocuğu başladığı bir işi bitirmek ister. Kas hâkimiyeti gelişmiştir. Dikkatlidir. Kendi kendini eleştirir ve kendine güvenir. Söylenenleri anlar, uygular ve belleği güçlüdür. Kendi yaşındaki çocuklarla küçük gruplar halinde oynar. İp atlama, bisiklete binme, koşmaca gibi oyunlar oynamaktan zevk alır. Kendi kendine giyinme, yemek yeme, saçlarını tarama, yıkanma gibi öz bakımla ilgili konularda iyice ustalaşmıştır. Ayakkabısını giyebilir, basit tokaları takabilir, biraz zor da olsa düğmelerini ilikleyebilir. Kısacası, beş yaşındaki çocukta, motor dengenin, düşüncenin, bireysel toplumsal ilişkilerin, benlik kavramının, evde, okulda ve toplum içinde uyumunun daha belirgin olduğu görülür.

    • ÇOCUĞUN BEDENSEL GELİŞİMİ İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

    Belirli bir yükseklikten atlama oyunları oynaması için fırsat verin. Ortamı, düşmesine ve bir yerini incitmesine fırsat vermeyecek şekilde düzenleyin. Nesnelerin etrafında farklı şekillerde koşmasını sağlayın ve yapılanlar hakkında konuşun. Örneğin, hızlı-yavaş koşma, ileri-geri, gürültülü-sessiz gibi. Hamurdan istediği şekilleri oluşturmasını isteyin. Sonra yaptıklarını size anlatsın. Çeşitli şekil ve renkteki küçük boncuklardan bilezik kolye yapmasını sağlayın. Geometrik şekillerle ilgili faaliyetler yapın. Sizin kâğıda çizdiğiniz bir geometrik şekli çocuğun da yapmasını isteyin. Her bir geometrik şeklin ne olduğunu öğretin ve sonra sorun. Sık sık parka götürün ve parktaki aletleri kullanarak büyük kas gelişiminin desteklenmesini sağlayın. Parkta salıncağa biner, kaydıraktan kayar, aynı zamanda diğer çocuklarla bir araya gelirler.

     

    • Çocuğun Zihinsel Gelişimi

    Başkalarının aynı nesneyle ilgili farklı bakış açıları olabileceğini fark etmeye başlarlar. 4 yaşta bu kavram gelişir. Bir deneyde, kaplumbağa resmi, yetişkin ile çocuk arasına konur. Yetişkine göre kaplumbağa ters durmaktadır. Çocuğa göre ise ayakları üzerinde durmaktadır. 4 yaşta çocuklar kendi görüşlerinin yetişkininkinden farklı olduğunu anlarlar. Her gün evde kullanılan eşyalarla ilgili bilgileri artar. Nesneleri geometrik özelliklerine (kare, daire, üçgen gibi) göre ayırabilirler. En büyükten en küçüğe doğru nesneleri sıralayabilirler. En az 4 ana rengi (mavi, sarı, kırmızı, yeşil) doğru söyleyebilirler. 10 veya daha fazla sayıdaki nesneyi sayabilirler. Zaman kavramını anlamada artış gösterirler. Okul öncesi dönemde, çocuklar günlerin sabah, öğlen ve akşam olarak zamanlara bölündüğünü, yılda 4 mevsim bulunduğunu bilirler. Haftanın bazı günlerini bilebilirler. Zamanın, saat ve dakikalara bölündüğünü anlarlar. Günlük zaman aralıklarının (rutinlerin) sırasını anlarlar. Örneğin, öğle yemeğinden önce kahvaltı edilir gibi. Bilerek yalan söyleyebilirler. Çocukların başkalarını kandırma becerisini ne zaman geliştirdikleri konusunda fikirler çelişkilidir. Bazı araştırmacılar, çocukların 3 yaşta bu beceriye sahip olduklarını söylerler ancak çoğu bilerek yalan söylemenin 4 ve 5 yaştan önce gelişmediğini ifade ederler.

    • Çocuğun Zihinsel Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Her gün yüksek sesle kitap okuyun. Çocuğun da kendi kendine kitaba bakmasını teşvik edin. Bakabileceği başka yazılı materyaller de sunun. Dergi, gazete gibi. Ayrıca renkleri öğrenmesi için de kitapta geçen renkleri sorabilirsiniz. Evde kullanılan eşyalarla oyun oynayabilirsiniz. Örneğin, “tabak ne işe yarar?” gibi, “su ısıtıcıyı nerde kullanırız?” gibi, “elektrik süpürgesiyle ne yaparız?” gibi. Sınıflandırma becerisini arttırmak için oyunlar oynayın. Örneğin, plastik torbanın içine daire, üçgen, kare gibi şekilleri olan nesneler koyun. Çocuğun bir tane seçip ne olduğunu bulmasını isteyin. Aynı şekilde olanları bir grup yapmasını isteyin. Sıralama becerisini kazandırmak için oyunlar oynayın. Örneğin, plastik halkaları, bardakları büyükten küçüğe ve küçükten büyüğe dizmesini isteyin. Sayı saymayı geliştirmek için oyun oynayın. Örneğin, fasulyelerden yararlanabilirsiniz. Çocuğun, istediğiniz sayıda fasulyeyi önüne dizmesini isteyin. Örneğin, 3 tane koy, 10 tane koy gibi. Zaman kavramını geliştirmek için sohbet edin. Örneğin, bir gün içinde neler yaptığını sorabilirsiniz. “Sabah kalkar kalkmaz ne yapıyor. Öğlen ne yapıyor?“ gibi. Günün bölümlerini kullanarak konuşabilirsiniz.

    • Çocuğun Dil Gelişimi

    Kardeşlerinin isimlerini söyleyebilirler. Adreslerini söyleyebilirler. 6 kelimeden oluşan, karmaşık cümlelerle konuşurlar. Bu yaşta dil becerileri oldukça zenginleşir. Dildeki tüm sesleri çıkartabilirler. Kelime hazineleri 1500 kelimeye çıkar. Uzun hikâyeler anlatabilirler. Günlük olayları, rüyalarını, hayallerini paylaşırlar. Dinledikleri hikâyeyi hatırlayabilirler.

    • Çocuğun Dil Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?     

    Kardeşlerinin isim, soyadlarını ve kendi adreslerini öğrenmelerine yardımcı olun. Sorular sorun. Cevapları tekrarlamalarını isteyin. Kelime hazinesini genişletmek için yeni kelimeler öğrenmelerini sağlayın. Yeni kelimelerin anlamlarını açıklayın ve uygun ortamda kullanın. “Bu taşıt çevreyolunda gidiyor. Bu araba. Otobüs ise bir diğer taşıt aracı. Tren ve uçak da öyle gibi. Yapacakları hakkında konuşabilirsiniz. Örneğin, “bugün yemekten sonra ne yapacağımız hakkında konuşmuştuk hatırladın mı? Evet, bugün yüzmeye gideceğiz. Yüzmek için ne giyeceğiz? Gibi. Daha önce okuduğunuz hikâye ile ilgili sorular sorarak hatırlamasını teşvik edin. Kitabın resimlerine bakmasını sağlayın. Yazma ve okumanın günlük hayatta ne kadar önemli olduğunu gösterin. Etraftaki yazılı malzemelere dikkatini çekin. Ne amacı olduğunu söyleyin. Televizyon izlerken birlikte olun. Gördüklerinizle ilgili çocuğunuzla konuşun. Kitaptan zevk almasını sağlayın. Bunun için kitaplara kendi ulaşabileceği bir kitaplık yapın. Kitap okuma, şarkı söyleme, kelime oyunları oynama ve çocukla konuşma, kelime hazinesinin gelişmesine yardımcı olacaktır.

    • Çocuğun Sosyal-Duygusal Gelişimi

    Arkadaşları gibi olmak isterler. Arkadaşlar, düşüncelerini, davranışlarını etkilerler ve onlar gibi olmak isterler. Başka ailelerin farklı değerleri ve fikirleri olduğunu öğrendiklerinde bu bilgiyi bazı şeyleri evde talep ederek denerler. Örneğin, yasak TV programlarını izlemek, kendi evlerinde izin verilmeyen yiyecekleri yiyebilmek için… Vb. Arkadaşlarını memnun etmeye çalışırlar. 4 yaşındakiler için arkadaşları farklı davranışların, değerlerin, yaşam biçiminin göstergeleridir. Arkadaşlarını evlerine davet ederler- ailesini, eşyalarını, evlerini görmeleri için. Onları memnun etmeye ve buna uygun yeni davranışlar sergilemeye başlarlar. Gerçekle, fanteziyi birbirinden ayırt edebilirler. Gerçekle uydurma arasındaki farkı öğrenmeye başlarlar. İkisi arasında gidip gelirler ancak 3 yaştaki gibi kafaları karışmaz. Dans etmekten şarkı söylemekten ve oynamaktan hoşlanmaya başlarlar. Kurallara daha fazla uyarlar. 5 yaşına yaklaşırken çocuklar basit bir ahlak duygusuna sahiptirler. İyi ve kötü kavramlarını keşfetmeye çalışırlar. Anne babayı memnun etmek için ve cezadan kaçmak için katı bir şekilde kurallara uyarlar. Sonuçlar her şeyden daha önemlidir. Değerli bir şeyi kırdıklarında kendilerinin kötü olduğunu düşünürler (kaza bile olsa). Kaza ile kötü davranış arasındaki farkı anlamalarına yardımcı olunması gerekir. Bazen talepkâr, bazen de işbirlikçi olurlar.4 yaşında beklenmedik duygusal tepkileri kontrol altına alabilmektedirler. Karşı gelme, itiraz duygularını kontrol edebilmede hala güçlük çekmektedirler. Aile kurallarına uymayabilirler, anne veya bakıcılarını rahatsız etmek için kötü davranabilirler, kaba konuşabilirler. Kötü davranışlar, küçük yaşlardaki sınırları test etmeden farklı olarak bu dönemde bilinçli yapılır. Bu değişimlere rağmen, çocuklar anne veya kendilerine bakan kişiyi memnun etmeye çalışırlar. Bunu yapmak için belli şeyleri yapmaları gerektiğini belli şekilde davranmaları gerektiğini bilirler.

    • Çocuğun Sosyal-Duygusal Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Süper kahramanlarla ilgili oyunlar oynayın. Şapkalar, kostümler maskeleri kullanın. Süper kahramanlarla ilgili konuşun. Görsel malzemelerden de yararlanabilirsiniz. Onların gerçek olmadığını ve kavgalarının birer oyun olduğunu söyleyin. Vurmadan kırmadan kavga ediyormuş gibi yapmalarını isteyin. Filmlerdeki oyuncuların da böyle davrandıklarını söyleyin. Kostümleri çıkardıklarında kendileri olacaklarını söyleyin. Arkadaşlarını sık sık eve davet etmelerine izin verin.

    • Çocuğun Cinsel Gelişimi

    4-5 yaş çocuğu bebeğin annenin karnındaki özel yerde, rahimde büyüdüğünü anlayabilir. Bebeğin oluşması içinde erkekten bir tohum (sperm) ve kadında olan çok küçük yumurtanın birleşmesi sonucu oluşabileceğini anlatabilirsiniz.

    4-5 yaş çocukları birbirlerinin vücutlarını görmek incelemek için çok meraklıdırlar. Bu konuda onların yaşına uygun cinsel eğitim kitaplarındaki beden parçalarını gösteren resimlerden yararlanabilirsiniz.

    4-5 yaş çocuğunuza kız ve erkek bedeninin birçok benzer yeri olmasına rağmen farklı yerleri olduğundan bahsedin.

    Çocuğunuz ile cinsellik hakkında erken yaşlarda konuşmaya başlamanız, çocuğunuzun güvenilir bir kaynaktan cinsellik hakkında bilgi edinmesine ve kendi öz-değeri ve öz güvenini destekleyecektir.

    Çocuğunuzu arkadaş ziyaretlerinde (özellikle kendi yaşından büyük arkadaşları ile), oyun sırasında odanın kapısının her zaman açık olmasına, denetlendiklerini hissettirmeden odaya bir bahane ile ara sıra girip çıkarak oynan oyunları denetim altında tutmak gerekir.

    Çocuğunuzun soru sormasını beklemeyin. Hiç soru sormamaları bu konuyu merak etmedikleri, bu konuda bilgi sahibi olmamaları anlamına gelmez. Cinsellik hakkında çocuğunuzu bilgilendirmek içinin yaşına uygun cinsel eğitim kitaplarından yararlanabilirsiniz.

    Cinsellik hakkında konuşmak için hiçbir zaman çok geç değildir. Kendinizi hangi ortamda konuşmak için daha rahat hissediyorsanız o zaman bu konuyu açabilirsiniz.

    Eğer çocuğunuzun sorduğu sorunu cevabını bilmiyorsanız’ ’Ben de bilmiyorum’ ’demeniz uygundur. Konuşmayı ’’Bu gerçekten iyi bir soru bu konuyu araştırıp sana cevabını vereceğim/birlikte araştırabiliriz.’’ diyebilirsiniz.

    Çocuğunuzu cinsellik hakkında bilgilendirmek için fırsatları yakalayın.

    Çocuğunuzun ne bildiğini ve ne anladığını öğrenmek için ne düşündüğünü sormaktan çekinmeyin.

    Çocuğunuzu korumak için ona sürpriz ile sır arasındaki farkı öğretin.

    Çocuğunuza ‘Hayır’ deme hakkının olduğunu, kendi rahatsız hissettiği bir durumda hayır diyebileceğini öğretin. Kendini rahatsız hissettiği bir durumda hemen güvendiği bir yetişkine giderek durumu anlatmasının gerekliliğinden bahsedin.

    Çocuğunuz iyi/kötü dokunuşları öğretin.

    Çocuğunuza bedeninin kendine ait olduğunu, anne-baba-doktor dışında kimsenin onun vücuduna izin vermediği sürece dokunamayacağını öğretin.

    Çocuğunuzu erken uyaracak yayın ve görsel medyada tanık olabileceği konu ve resimlere dikkat edilmesi gereklidir.

  • Depresyondan Korunmak

    Depresyondan Korunmak

    Felaket senaryolarıyla dolu düşüncelerinizden. O düşüncelerinizin oluşturduğu kaygı, korku gibi duygulardan korunmak ne kadar elinizde? Yeni durumlarla karşılaşan organizmaların bu duruma adapte olabilmesi için bir süreye ihtiyacı vardır. Alışkın olmadığı, tehdit edici durumlarla karşılaşan insan yaşadığı olaylara karşı bazı baş etme mekanizmalarını kullanır. Elindeki materyallerin yetersiz geldiği noktada ise çaresizlik hissedebilir.
     
    Bu gibi durumlar ya da tehditler karşısında otomatik bir şekilde devreye giren beyin mekanizmamız devamlı suretle devrede kalabilir. 
     
    Yeniden diğer kısmı devreye sokmanın yolu ise sağlıklı bir şekilde “nefes” almanızdır. Yine mi NEFES? Evet!  
    Otonom sinir sisteminde iki kısım mevcuttur: bu kısımlar Sempatik ve Parasempatik olarak adlandırılır. Bir tehdit algıladığında beynin, sempatik kısım devreye girer. Ortadan kalktığında tehdit, huzura kavuştuğunda ise Parasempatik kısım devreye girer. Bu yüzden doğru nefes alarak sinir sistemini çalışması gereken sağlıklı haliyle çalıştırmalısın. Sürekli diğer kısımda olması seni bedenen de ruhen de yıpratır.
     
    Bu konuda anlaştıysak ikinci önerime geçebilirim: Mutluluk ya da iyi hissetme hali öyle kendiliğinden olabilen bir şey değil, bize kendiliğinden sunulmuyor, karşılıksız verilmiyor ya da bağışlanan bir durum değil. Bunun için de çaba sarf etmeniz gerekiyor. 
     
    Hepimizin temel ihtiyaçları var bunlardan en önemlilerinden biri de güvende hissetme ihtiyacı, bunu çok fazla hissedemediğiniz zamanlar olabiliyor, biliyorum. Bazen kişinin elinde olmayan dış gerçeklikler buna müsaade etmeyebiliyor. O zaman içe sığının biraz daha. Dış dünyada olup biten her şeye rağmen içinizde kimsenin ulaşamayacağı o yerde güvenli bölgenizi oluşturun. Boğulduğunuzu, bunaldığınızı hissettiğiniz anlarda oraya kaçın ve nefes alın.
    Kimse sizin düşlemlerinize, imgelerinize müdahale edemez ama siz edebilirsiniz. 
    Yoğun stresle baş etmede oldukça etkili olacak, sizi güçlendirecek şey, kendi “güvenli bölge”nizi yaratmak. 
     
    Yüzyıllardır maalesef bu yeryüzünde savaşlar oluyor. Çocuk, yetişkin insanlar o savaşların içinde nefes almaya devam etmek zorunda kalıyor. Ne kadar zor şartlar altında olursak olalım, hayattaysak hala, iyilik haline yaklaşabilmek için en azından bir şeyler yapmalıyız. 
    İyilik halini elde edebilmek ve koruyabilmek de özel birtakım çabaları gerektiriyor tabii ki. Yaşamında bu koşulları sağlayabilmiş olanların, başkalarına göre depresyona karşı daha bağışık olacakları kesindir. Genel mutluluğun, iyi hissetme halinin, zor şartlarda dahi nitelikli bir yaşam sürme mücadelesinin koşulları en azından şunlardır:
     
    Toplumsal dayanaklarının olması; sevme ve sevilme; iyi bir aile kurmuş olma; çocuklar, dostlar ve yakın arkadaşlarla bir arada sürdürülen toplumsal bir yaşamın olması. Yani daha az ön yargı daha çok empati. Birbirimize ihtiyacımız var. 
     
    Üretken olma, kendini gerçekleştiriyor olma, geleceğe ilişkin tasarılarının olması. Söylememe gerek var mı bilmiyorum ama elbette bunlar umut verici tasarılar olmalı. Çünkü şairler haklı insanlar bu alemde ancak umut edebildikleri kadar varlar. 
     
    Boş zaman etkinlikleri sahibi olma, eğlence uğraşları olma ve bunları düzenli olarak yapabiliyor olma, kendine özel zaman ayırabilme. Sadece kendi iç sesinizi ve ihtiyaçlarınızı önemsediğiniz bir zamandan bahsediyorum. Bir başkasıyla randevulaştığınızda gösterdiğiniz özeni, kendinizle buluşma saatinizde de gösterin istiyorum. 
     
    Gelecek kaygısının olmaması, kendini güvende hissetme, bunun için gerekli koşulların hazırlanmış olması. Gerekli koşullardan yukarıda biraz bahsettim. Dış dünyamızda tüm bu koşullar hazır olana kadar, iç dünyamızdan faydalanacağız. Zira zaman akıyor. Süreli yaşamımızın her saniyesini kaygıyla doldurmak gibi bir hadsizlik yapmayalım kendimize. Yaşam kredimizi iyi kullanalım. 
     
    Günlük stresin kabul edilebilir boyutlarda tutulabiliyor olması. Hiçbir şey yapamıyorsanız, gidin bir ağaca sarılın sımsıkı. İyi gelecek. 
     
    Ve her kötü şey gibi çaba, zaman ve sabırla bu da geçecek.  
    Sevgi ve saygılarımla… 

  • Kıskanç Mısınız?

    Kıskanç Mısınız?

    Kıskançlık duygusu sizin hayatınızın neresinde duruyor? Ne kadar kıskançsınız? Kıskançlıkla baş edebiliyor musunuz? Eğer sizde partnerinizi devamlı kontrol etmek istiyorsanız, devamlı nerde ve kiminle olduğunu düşünüyorsanız bu soruları kendinize yöneltmenizde fayda var.

    Kıskançlık sonucu oluşan yıkıcı olaylar gazetelerin 3. sayfalarında ve sosyal medyada oldukça sık rastladığımız haberlerdir. Peki, kıskançlık nedir? Niye kıskanç olunur? Kıskançlık sevginin gösterilme biçimi midir? Freud, normal kıskançlığın bile mantık dışı bir olay sayılması gerektiğini, böyle bir duygunun bilinç denetimi altında olmadığını ifade etmiştir. Diğer taraftan kıskançlık, yitirilmek istenmeyen bir kişinin ya da bir ilişkinin yitirileceği ya da tehdit altında olduğu sanısıyla yaşanan karmaşık bir ruhsal yaşantıdır. Olumsuz olarak nitelendirebileceğimiz bir duygu durum halidir. Genellikle kendisini yetersiz ve değersiz gören, değerlilik duygusu dış etkenlerden etkilenen, özgüveni düşük bireylerde, patolojik olarak gözlenen bir davranış şeklidir.

    Yaşantımız içinde kıskançlığın farklı formlarıyla karşı karşıya kalırız. Çocukluk dönemlerimizde kardeşimizi ya da ebeveynlerimizi, ergenlik dönemimizde arkadaşlarımızı, yetişkinlik döneminde ise sahip olamadığımız yaşantılara ve eşlere karşı bu duyguyu yaşamamız muhtemeldir. Önemli olan bu duygu ile baş edebilme halimizdir.

                  “Seven insan kıskanır” sözü günlük hayatımızın içinde ne kadar dilimize pelesenk olsa da dozunda olmayan kıskançlık ilişkilerimizin yıpranmasına ve yıkıcı hale gelmesine sebebiyet verecektir. Kıskançlık, evlilikle ilgili problemlerin ve boşanmaların en büyük sebeplerinden biridir. Shakespeare’in sevilen karakterlerinden biri olan Othello ile karısı Desdemona’nın hikayesi kıskançlık duygusunun sonuçlarını gözler önüne sermektedir. Othello ve Desdemona büyük bir aşk yaşamaktadır. Ancak Othello’nun büyük aşkına ilk hediyesi olan mendili karısı Desdemona kaybeder. Othello karısının mendili kaybettiğinden şüphelenir. Iago bunun üzerine komplo hazırlar. Karısının Cassio ile aşk yaşadığına Othello’yu inandırır. Othello kıskançlığından karısını ve Cassio’yu öldürür. Shakespeare’in anlattığı gibi kıskançlık ölümle son bulmuştur. Bu hikâye tıpta “Othello Sendromu”(patolojik kıskançlık) olarak tanımlanır.

          Sağlıklı kıskançlık ise ilişkinin tuzu biberi diyebileceğimiz bir durumdur.  Duygusal partnerler birbirlerine güvenmek, birbirlerine bağlılıklarından emin olmak isterler. Bu güvence ve sevgiyi sağladıklarına emin olduklarında günlük hayatın rutin etkinliklerine kendilerini kaptırırlar ve sevgiyi takdir etmemeye başlarlar. Bu yüzden romantik kıskançlıklar kişilerde yarattığı duygusal kaygıdan dolayı bireylerin ilişkilerini gözden geçirmesini sağlar. Eşlerin birbirlerine değerlerini hatırlatır. O yüzdendir ki zaman zaman yaşanan dozunda kıskançlıklar ilişkiye olumlu etki edecek ilişkinin canlı kalmasını sağlayacaktır.

    Kişilerin kıskançlık ve kıskançlıkla baş etme yöntemleri farklıdır. Kadınlar genellikle duygusal olarak değerlendirir ve pasif tepkiler gösterirler. Daha yapıcı bir tavır göstermekle birlikte kendi isteklerinden vazgeçen ve alttan alan bir yaklaşım sergilerler. Erkekler ise fiziksel olarak değerlendirirler ve daha saldırgan tepkiler verirler. Genellikle tehdit ederek ya da şiddet uygulayarak sonuç elde etmeye çalışırlar. Sizin için de kıskançlık ilişkilerinizi ve psikolojik sağlığınızı etkileyen bir sorunsa, bu duyguların ortaya çıkmasının altındaki etkenleri ve tetikleyicileri tespit etmek ve hangi ihtiyacınız karşılanmadığında bu duyguları hissettiğinizi fark etmek bu duygularla başa çıkabilmeniz için oldukça önemlidir. Bu sorun bireysel olarak ya da çift olarak üstesinden gelemediğiniz bir konu halini aldıysa, psikolojik destek almak yaşadığınız sorunla başa çıkabilmeniz için size yardımcı olacaktır.

    SEVGİ teleskoptan bakar, KISKANÇLIK ise mikroskoptan. (Josh BİLLİNGS )

  • Ölüm ve Başetme Yolları

    Ölüm ve Başetme Yolları

    Herkesin kişisel deneyimleyerek anlamlandırdığı ölüm ve acısını yaşamak farklıdır.Ama tüm ölümlerde tek bir ortak bir payda var ki o da zor hatta çok zor oluşu…
    Bedeninin bir daha geri gelmemek üzre olduğunu bilmek zordur ama ölüm yasını atlatmak daha da zor…
    Ölüm bedensel kayıp dışında ruhsal duygusal hatta kendi hayatımız için kaybedilenin yakınlığına göre yaşamsal bir kayıp bile olabilir.

    Peki bu zor durumla nasıl başa çıkabiliriz?
    Yas dönemini ortalama 3 ay yaşamak normal kabul edilebilir. 3 ay sonrası yaşantılar kişide istemediğimiz sorunlara yol açabilecektir.

    İşte bunlardan bazıları;
    – İntihar düşünceleri
    – Alkol ve madde kullanımı
    – Kendimizi boşluktaymış gibi hissetme yada hissizlik
    – Öfke patlamaları
    – Nedensiz aşırı neşelilik – Olay hiç olmamış gibi davranma
    – Uyku ve iştah düzensizliği
    – Önceki travmaların tetiklenmesiyle sürekli olarak aynı düşüncelerle meşgul olma, günlük  hayata devam edememe…

    Bu gibi sorunlar kesintisiz 1 ay süre ile devam ediyorsa yardım almak gerekebilir.Çünkü yas süreci bazı insanlarda kalıcı hasarlara sebep olabilir.

    Baş Etme Yolları ;
    1.Zor da olsa gerçeği sağlıklı bir düşünce sistemi içerisinde kabul etmek gerekir.
    2.Paylaşmak acıyı azaltır.Duygu ve düşüncelerinizi paylaşın.
    3.Yaşadığınız rutinin yas döneminin ardından devam etmesine özen gösterin.
    4.Beslenme ve uyku düzenindeki değişikliğinizin aşırı yöne gitmesinden sakının.
    5.Olumsuz durumlar yerine olumlu yaşanılan güzel anıların hatırlanmasını sağlayın.
    6.Kazanılan bir faaliyet (spor ya da sanat) iyileştirici etkiye sahiptir.Alışkanlık kazanın.
    7.Duygularınızı kabul edin.Yakın ölümlerde insan bir çok duyguyu deneyimleyebilir.
    8.Yas tutmanın kişisel bir deneyim olduğunu unutmayın.Kimi ağlerken kimi hissizleşebilir. Yaşadığınız bu durumları çok anormal şeyler yaşıyormuş gibi düşünüp üzüntümüze üzüntü katmayın.
    9.Bedensel olarak kaybedilmiş hissetmek istemiyorsanız aranızdaki bağı farklı şekilde sürdürün.Mesela bir çiçek ekerek bağı koparmamış olursunuz.Bu size iyi gelecektir.
    10.Ölümü inkar etmek kendini izole etmek yas sürecini uzatır.Bunu yapmayın!

    Ve son olarak ölüm olgusu evrensel ve varoluşsal olduğu için bir gün herkesin öleceği gerçeğini unutmayın.Günlük hayatın koşuşturmacasında unutulsa da ölüm vardır ve gerçektir.

    Ölüm çok ağır bir darbedir. Bu ağır darbenin altında ezilmememiz dileğiyle…

    Ramazan eniştemin anısına…

    BAŞIMIZ SAĞOLSUN!

  • Ölüm Nasıl Anlatılır Ki?

    Ölüm Nasıl Anlatılır Ki?

    Afacan Louie, 8 yaşındadır ve her yıl doğum gününü, pastasındaki mumları üfleyerek sevdikleriyle birlikte kutlamaktadır. Doğum günü olurda hediye olmaz mı?, Louie ailesinden ve arkadaşlarından aldığı hediyelere mutlu olmaktadır, bu hediyeler dışında her yıl düzenli olarak büyük annesinden hediye kazak gelmekte ancak Louie büyük annesine teşekkür etmeyi ihmal etmektedir. Son doğum gününün ardından yine teşekkür etmeyi erteleyen Louie büyükannesini aniden kaybeder. Louie için şaşkınlık, merak ve belirsizlik duyguları karmaşık şekilde yaşanmaya başlar. Bir konuşma sırasında kazağı neden onun yeni adresine yollamıyorsun? Herkesin mutlaka bir adresi vardır.” cümlesini duyunca Louie’nin büyükannesinin yeni adresini arama serüvenine başlar. Önce babasına “büyükannem  nerede?” diye soran Louie “Tanrı nın yanında diye cevap alınca “Tanrı nerede?” diye sorusuna devam eder bu kez de babasından “Tanrı her yerde.” diye bir cevap alır. “Tanrı her yerdeyse büyükannem her yerde” der ancak bu cevap onu tatmin etmez.

    Sonra kiliseye gider rahip e “büyük peder sen misin” diyerek büyük annesinin adresini ona da sorar. Rahip: “hayır ama onun için çalışıyorum. Büyükannen ebediyete gitti “der adres isteyen Louie ile baş edemeyen rahip “benim ilk iş günüm pederi çağırayım.” der Louie yine cevaptan memnun değildir. Louie İslam bilginine göre cennete gitmiştir, Viking mitolojisinde Valhalla ya ulaşmıştır, bazen de kutsal krallıkta olabilir.

    Ölüm kavramını anlamaya çalışırken yaşanan kafa karışıklığını anlatan küçük afacan Louie nin hikayesinden yapılan alıntılar bu işin ne kadar hassas ve karmaşık olduğunu bizlere göstermektedir. Bir kayıp sonrasında ölüm hakkında konuşmak çok zordur. Sadece çocuk değil yetişkin de bir yakınını kaybetmiş olacağından yetişkin de çocuk gibi yas sürecinde olabilmektedir. Yetişkin çocuğu üzmeden incitmeden konuşmakta zorlanabilir ve bu olay önemsizmiş gibi davranabilir. Çocuğun ölüm kavramını nasıl algılayacağı ve ölüme nasıl tepki vereceği daha çok ebeveynlerin davranışlarına bağlıdır. Çocuklar gelişim dönemlerinin özelliklerine göre ölümü anlamdırırlar.

    0-2 yaş çocuğu anlama yeteneğinde değildir, ama bağlandığı kişiden ayrıldığında ayrılık anksiyetesi yaşar.

    3-5 yaş çocuğu Ölümü geri dönülebilir bir olay gibi algılar. Ölümün insandan insana geçtiğine, böylelikle başkalarının ve kendinin de bundan ötürü öleceğine inanır ve korkar.

    6-10 yaş çocuğu geri dönülmez, sona erme olarak görür. Kendinin ölebileceğini kavrayamaz.

    11-13 yaş çocuğu evrensel ve sona erme olarak görür. Ölümün biyolojik yönleri ve cenaze töreninin ayrıntılarıyla ilgilidir.

    14-18 yaş çocuğu soyut biçimde kavrar. Tehlikeli durumlar sonucu ölebileceğini bilir.
     

    Her çocuk gelişim basamağına uygun tepkiler vermeyebilir çünkü her çocuk ayrı bir bireydir ve her bireyin geçmiş deneyimleri farklıdır. Bazen bir çocuk şok aşamasını sessizce geçirirken diğeri sürekli ağlayabilir. Anne- baba kaybından birinde çocuklardan biri sürekli ağlarken, diğeri oyunlarına devam edebilir. Bu durum garip gibi görünse de her çocuğun acıyla baş etme yöntemi farklıdır, ancak oyun oynayan çocuğun üzgün olmadığı varsayılarak destek aşamasında atlanması rastlanan bir durumdur. Bu durumda bir çocuk yas tepkisi göstermediği için acısı yok sayılabilecektir, bu durum gözden kaçırılmamalıdır.
    Çocuklardan acılarını bastırmaları, yok saymaları istenmemelidir. Çocuktan güçlü olmasını istemek, erkekler ağlamaz gibi söylemler son derece yanlıştır. Acısını, duygularını ifade etmesine izin vermek, onu bu koşulları hazırlamak yerinde olacaktır. Çocuğun yanında kayıptan ve yasımızdan bahsetmemek, sürekli olarak onu üzmemeye çalışarak konuyu kapatmak çocuğun yas sürecini çok daha ağır ve sancılı geçirmesine neden olacaktır.

    Yakınını kaybetmiş bir çocuğa yaklaşım,

    • Açık ve dürüstçe olmalıdır. Geçici öyküler anlatmak, çocuğun kafasındaki soru işaretlerini çoğaltacaktır.

    • Ölüm sonrasında çocuğun ölümle ilgili ve ölen kişiyle ilgili konuşmasına fırsat tanınmalıdır. “Öldü” yerine “gitti” eylemini kullanmak, çocuğu beklenti içine sokabileceği gibi, ölen kişiye olan öfkesini de artırabilir. “giden geri gelir, o zaman neden o geri gelmemektedir?”

    • Ölüm olmamış gibi davranmak çocuğun iç huzursuzluğunu artıracağı için uygun koşullarda uygun ölçülerde uygun ifadelerle duyguların ifadesi çocuğu rahatlatacaktır. “çok üzülüyorsun bende çok üzülüyorum” gibi

    • Çocuğun günlük hayatındaki işlevlerini ihmal etmemesi önemli, günlük sorumluluklara imkanlar ölçüsünde devam etmek uyum sürecini kolaylaştıracaktır.

    Unutmayalım ki, bir varmış bir yokmuş arasındayız.  Yanı başımızdakilerle mutlu ömür dileği ile…

  • Mücadele Ruhu

    Mücadele Ruhu

    Dünyanın en üstün zekâ potansiyeli sizde olsun. Her türlü maddi imkânınız, en kaliteli eğitim olanaklarınız, mükemmel desteği olan aileniz ve size sunulmuş eşsiz fırsatlar… Böyle bir durumda kesinlikle her şeyi başarabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Bence bu durumda en kesin başarı: Hiçbir Şey! Hayatta size sunulan fırsatlardan elinizdeki kozları ortaya koymadan sonuç elde etmeniz nasıl mümkün olabilir.

    “Dünyanın en büyük potansiyeli mücadele ruhudur.”

    Başarılı insanlar yukarıda bahsettiğimiz imkânların kaçına sahiptiler. Kimi fakir kimi öksüz kimi okulsuz birçok efsane isim bugün tarihe geçerek adını asla unutturmuyor ve bize elde ettiği başarılarla ilham veriyor. Sokak lambasında ders çalışan ömrü sefaletle geçmiş, simit satarak okul kitaplarını alan büyük insanlar. Hiçbir imkâna gerek yok demiyorum. Eğer mücadeleci özelliğiniz yoksa zaten hiçbir imkânınızı kullanamazsınız; balon gibi her an sönmeye hazır küçük başarılarınız olur. En küçük zorlukta pes edersiniz. Engelsiz başarı elde edilemez ama sizde engelleri aşma gücü olmadığından uzun vadede asla başarılı olamazsınız.

    Mücadele ruhu taşımayan insanların ortak özellikleri;

    • Başarısızlıklarını bahanelere ve çevresel faktörlere bağlarlar.
    • Gelecekle ilgili hedefleri yoktur sadece rahat edebilecekleri bir yaşamın hayali vardır.
    • Kısa yoldan kazanç sağlamının yollarının ararlar.
    • Küçük veya geçmiş bir başarısını büyüterek anlatırlar.
    • İçinde bulundukları kötü durumundan ötürü başkalarını suçlarlar.
    • Genellikle asalak olarak mücadele eden insanların ürettiklerinden beslenerek yaşarlar. Böylece giderek alıcı olmaya alışarak bencilleşirler.
    • Çok sık bunalıma girerler.
    • Tesadüfî ve şansa bağlı yani emek göstermeye ve mücadeleye dayanmayan başarılara odaklanırlar.

    Ne var ki hiçbir başarı tesadüfî değildir ve şansla elde edilen kazanca başarı denilemez. Hiçbir milli piyango talihlisi hatırlanmaz ve lezzetli bir yaşam sürdüremez. Çünkü hak edilerek emek sonucunda terle elde edilmeyen bir kazanç insanı tatmin etmez. Bu da gösteriyor ki insanın doğuştan getirdiği önemli bir özellik mücadele etme özelliğidir: İlkel zamanlarda yabani hayvanlarla ve vahşi doğayla baş etmek zorunda kalan insan bugünde yaşamını devam ettirmek için stres, mesai, proje, terör, psikolojik savaş, ergenlik sorunları gibi alanlarda donanımlı olmak zorunda kalmıştır. Peki, mücadele ruhu kazanmış bir insanın genel özelikleri nelerdir?

    Mücadele ruhu olanların ortak özellikleri;

    • Her şeyden önce vizyon sahibidir, dünyada işgal ettiği statünün farkındadır.
    • Kendisini tatmin edecek bir hedefi vardır. Davranışlarında ve sözlerinde bu hedefin kokusunu alırsınız.
    • Hedefini gerçekleştirecek bir enerjisi ve motivasyonu vardır.
    • Engeller ve olumsuzluklar karşısında ümitsizliğe düşmez, yeniden ayağa kalkarak mücadeleye devam eder.
    • Başarısızlıkları tecrübe olarak nitelendirir.
    • Ertelemek ve vazgeçmekten asla hoşlanmaz.
    • Hedefine ilerlerken bir sorunla karşılaşırsa günah keçisi aramak yerine yoluna devam etme yolları arar.

    Dış faktörler ve rehavet onun odak noktası olan hedefine ulaşma azminden vazgeçiremez.

  • Erken Boşalma

    Erken Boşalma

    Erkekler arasında en sık rastlanan, her dört erkekten birinin karşı karşıya kaldığı cinsel problemdir, erken boşalma. Erken boşalma kişinin kontrolsüz olarak, kendisinin ve partnerinin arzu ettiğinden daha önce boşalmasıdır.

    Boşalma; Vajinaya girişten hemen önce,

    Vajinaya girer girmez,

    Vajinaya girişten birkaç dakika sonra,

    Vajinaya girdikten sonra süreye bakılmaksızın istem dışı, yani kontrolsüz olur.

    Erken boşalma kontrol edilemediği takdirde kişinin ve partnerinin cinsellikten alacağı hazzı ve mutluluğu ortadan kaldırır.

    Erken boşalma çoğunlukla genç erkeklerde görülür. Aktif cinsel hayatı yeni başlayan erkek, boşalma refleksini kontrol etmeyi bilmez, ancak ve ancak zamanla ve deneyimle kontrol etmeyi öğrenir. Diğer yandan, gençlik dönemindeki tecrübesizliği atmasına rağmen, erken boşalma sorunu yaşamaya devam eden çok sayıda erkek de vardır.

    Erken boşalmaya neden olan çok çeşitli faktörler vardır: Cinsel deneyimsizlik, kaygılı kişilik yapısı, kadınlara yönelik öfke, acelecilik, cinsel aktivite sırasında yakalanma korkusu, toplumda cinsel ilişkiye girmek için uygun olmayan ortamlar, genelevde cinsel ilişki erken boşalma nedenlerinin en önemlileridir. Tüm bu nedenler kişinin boşalma refleksini kontrol edememesi ve dolayısıyla erken boşalma sorunu ile sonuçlanır.

    Erken boşalma tedavisinde amaç kişiye boşalmayı kontrol etmeyi öğretmektir. Ancak, erken boşalması olan erkekler gerçek tedavi aşamasına gelene kadar, kendilerince erken boşalmanın üstesinden gelmeye çalışırlar. Cinsel ilişki sırasında düşüncelerini cinsel ilişkiden ve hazdan uzaklaştırarak boşalmayı geciktirmeyi amaçlarlar, ancak erken boşalmanın önüne geçemedikleri gibi cinsel ilişkiden de hiçbir haz alamazlar. Yine, erken boşalmanın üstesinden gelmek için kullanılan krem ve spreyler penisin duyarlılığını yitirmesine yol açar, yani alınan zevki azaltır ve bu sayede boşalma geciktirilmiş olur. Ama kişi yine cinsel haz alamaz.

    Tek başına ilaç tedavisi de erken boşalmada geçici olarak çözüm oluşturur. İlacın bırakılmasıyla beraber problem tekrarlar. Bu nedenle, eğer ilaç tedavisi kullanılıyorsa, mutlaka cinsel terapi ile düzelme kalıcı hale getirilmelidir.

    Cinsel terapide kişinin cinsel hazza odaklanması ve aldığı zevki bastırmaması amaçlanır. Cinsel terapide kişi uygun yöntem ve tekniklerle boşalmayı kontrol etmeyi öğrenir. Yani “Dur yeniden başla” ya da “Sıkma Egzersizi” gibi egzersizlerle boşalma refleksi üzerinde denetimi sağlar. Önemli olan kişinin ne kadar sürede boşaldığı değil, denetimli boşalmasıdır. Kontrolü elinde tutmasıdır.

    Erken boşalma tedavisinde erkeğin cinsel partnerinin de rolü büyüktür. Tedavi boyunca cinsel partner destekleyici, anlayışlı ve cesaretlendirici bir yaklaşım göstermelidir. Suçlayıcı, öfkeli, aşağılayıcı tutumlar erkeğin kendine güveninin azalmasına ve performans kaygısının artmasına sebep olur. Her ilişki öncesinde ve sırasında yaşanan partnerini tatmin etme kaygısı, boşalma refleksi üzerinde denetim sağlanamamasına, dolayısıyla sorunun şiddetlenmesine neden olur.

    Sonuç olarak; erken boşalma sorununun erkekler arasında sanıldığından çok daha yaygın olduğunu, hem erkeğin hem de kadının cinsel doyuma ulaşmasını engellediğini, bazen evlilikleri ya da birliktelikleri tehdit ettiğini, tedavisinin zor olmadığını ve bu sorunu yaşayan kişilerin “Cinsel Terapi” almak için bir ruh sağlığı profesyoneli ile görüşmelerinin gerektiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.

  • Alkol ve Madde Bağımlılığı

    Alkol ve Madde Bağımlılığı

    Öncelikle alkol ve madde bağımlılığını açmak, bağımlılığın ne demek olduğunu tanımlamak gerekmektedir.

    Bağımlılık; Bireyin alışmış olduğu madde, alkol veya ilaca karşı koyup, engelleyemediği fizyolojik ve psikolojik bir ihtiyaç duyması, alınan miktar ve sıklığın giderek artması, alınmadığı zaman bireyde yoksunluk belirtilerin olması ve sosyal yaşamını devam ettirememesini sağlayan kişinin beyin ve davranışlarını olumsuz yönde etkileyen bir durumdur.

    İlk kez alkol ve madde kullanımını gerçekleştirmek, kişinin kendi isteğiyle göstermiş olduğu bir seçimdir ancak kişinin kullanıma devam etmesi, miktar ve sürenin artmasıyla birlikte, beyindeki değişikliklere sebep olarak, kişiyi olumsuz etkilemesine rağmen kullanıma iter ve kişi kullanıma engel olamaz hale gelmektedir.

    Bireyin alkol ve madde bağımlılığı tanısı koyabilmek için ise;

    *Olumsuz birçok etkisi olmasına rağmen kullanıma devam etmek. Olumsuz etkileri; sağlık problemleri, kişilerarası ilişkilerin bozulması ,sosyal ve iş hayatını devam ettirmekte zorlanılması.

    *Alkol veya madde kullanımının süre ve miktarını arttırmak ve engel olamamak.

    *Kişiyi ve çevresini tehlikeli olabilecek durumlarda bile alkol ve madde kullanmasına engel olmaması.

    *Alkol ve maddeye tolerans gelişmiş olması.

    * Alkol ve madde kullanımını bırakmak ya da denetim altına almak için sürekli bir istek ya da boşa çıkan çabalar.

    *Alkol vemaddeyi kullanmak için şiddetli istek duymak.

    * Alkol ve madde elde etmek için gerekli etkinliklere çok zaman ayırmak. En az iki maddenin, on iki ay boyunca kişide görülmesi gerekmektedir.

    Nedenleri;

    *Problemli aileler ve problemli aile ilişkileri, yanlış ebeveyn tutumları; anne ve babanın aşırı baskıcı-otoriter tutumları veya ilgisiz, duyarsız ve sevgi eksikliğini hissettiren davranışlar sergilemesi. Özellikle ergenlik döneminde, ailenin ergen ile doğru iletişim kuramaması, Ergen’in daha çok arkadaşları ile vakit geçirmesine yöneltmektedir. Arkadaş ve sosyal çevrenin madde ve alkol kullanımına başlama ve sürdürmede özellikle bu dönemde etkili olduğu bilinmektedir.

    *Çekingenlik, içe kapanıklık, zayıf sosyal beceriler; kişilik özelliklerinin özellikle iletişim kurma becerileri yeteri kadar gelişmemiş bireylerde madde ve alkol kullanımı, rahatlatıcı etkisi ile birlikte kişinin kendini daha rahat ifade etmesini sağlarken, kendini cesur ve daha özgüvenli hissetmesini sağlamaktadır.

    *Düşük okul başarısı, iş hayatında yetersizlik, ekonomik sebepler; Başarısızlık, yetersizlik ve olumsuz duygular ile birlikte başa çıkabilmek için kişi alkol ve madde kullanımına başvurmaktadır.

    *Ailede madde kullanım öyküsü; Ailede alkol ve madde bağımlılığının var olması, genetik yatkınlığı olan bireylerin alkol ve madde kullanımı bağımlılığının, diğerlerine göre daha fazla geliştiğini araştırmalar desteklemektedir. Genetik yatkınlık ile birlikte bağımlılığın geliştiği ailede yetişen bireylerde , alkol ve maddeye karşı olumlu bir tutum gelişmiştir ve baş edemedikleri herhangi bir durumda kolayca bu maddelere başvurmaktadırlar.

    Tedavi;

    *Alkol ve madde bağımlılığında ilaç tedavisi de önemli bir unsurdur. Alkol ve madde kullanımı ile ilişkili sorunlar ve eşlik eden başka psikiyatrik hastalıkların ilaçla tedavisi gereklidir.

    *Bağımlılık tedavisinin ilk adımı her zaman tıbbi arındırma tedavisidir. Arındırma tedavisi, maddenin vücuttan çekilmesi sırasında ortaya çıkan belirtilerin ilaçla tedavi edilmesidir.

    *Yeteri kadar süre bağımlılık tedavisine devam etmek, bağımlılık tedavisinin etkili olması için oldukça önemlidir. Birçok kişi bağımlılık tedavisini erken bıraktığı için tekrar alkol ve madde kullanmaya başlamaktadır.

    *Bireysel ve grup psikoterapilerin sunulması tedavinin parçalarındandır. Bu tedavilerle hastanın baş etme çabası desteklenir, bağımlı bireyde iç görü oluşması sağlanır.

    *Bilişsel ve davranışçı tedavi yaklaşımları da bağımlılığın uzun dönem tedavisinde kullanılır. Bu tedavi yaklaşımlarında amaç; bireyin maddeyi bir haz kaynağı olarak görmesinden uzaklaştırmak ilgi ve zevk alanlarının değiştirmesini sağlamak, bireysel yeteneklerini destekleyip güçlendirmesini sağlamaktır.

  • KANSERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ

    KANSERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ

    Günümüzün ;önde gelen sağlık sorunlarından birisi olan kanser, çaresizlik ve belirsizlik içeren, ağrı ve acı içinde ölümü çağrıştıran, suçluluk ve kaygı uyandıran kronik bir hastalık olarak algılanmaktadır.

    Kişiye kanser ;teşhisi konulmasıyla birlikte, hastayla paylaşma ;şekli oldukça önemlidir. Genellikle teşhisi öğrendiği ;andan itibaren hastalar, hastalıklarını inkar etme davranışları sergileyerek, gerçekle başa çıkamayacağı ve gerçeği kabul etmek istememelerinden dolayı bir direnç geliştirme eğilimi göstermektedirler. Bu noktada önemli olan doktorun, kişinin hastalığını ve tedavi süreci hakkında hastaya, yaşayacağı evreleri ve yapılacak olan tıbbi müdahaleleri açık ;bir şekilde ifade ederek, kişinin hastalığı kabul etme sürecini beklemektir. Hasta, hastalığı hakkında neden kendisinin bu durumu yaşadığıyla ilgili duygulara bağlı olarak ,öfkesini çevresindeki kişilere doğrudan gösterebilir, bu durum ;kişinin içinde yaşadığı öfke, çaresizlik, ölüm ve baş edemeyeceğine dair korkulardan kaynaklanmaktadır.

    Tedavinin başlaması ve ilerlemesi ile birlikte, kanserin sınırlayıcı etkileri ile hasta maddi ve manevi olarak kayıp ve yas duygusu yaşamaya başlayabilir ayrıca umutsuzluk, çaresizlik duygusuna düşerek, başkalarına yük olma duygusu geliştirebilmektedir. Kişinin yaşadığı hastalık ile baş edip edemeyeceği içinde bulunduğu durumun belirsiz olması, psikolojik olarak kişinin yorulmasına sebep olmaktadır.

    Tedavi süresinde, hastanın geçirmekte olduğu ameliyat, kemoterapi ve kullanılan ilaçların yan etkileri, kişiyi tedavi hakkında umutsuzluğa düşürebilmekte ve hastalığı hakkında gerçekçi olmayan fikirler edinmesini sağlayabilmektedir. Kanser hastalarının aile ve yakın çevresine bu noktada büyük görev düşmektedir.

    *Hastaların başta kendilerine olmak üzere hastalığı ile bahşedemeyeceğine dair inançlarına yönelik olan düşüncelerinin, bu durumu yaşayan herkesin sahip olabileceğini ifade etmelerini, ona inandıklarını, her koşulda yanında olduklarını hissettirmeleri ve ifade etmeleri gerekmektedirler.

    *Hastaya acıyarak bakmamaları, ;hastadan herhangi bir şey saklamamaları, hastalığı ile ilgili her ayrıntıyı hasta ile paylaşmaları gerekmektedir. Hastalık öncesine göre, hastaya karşı tutum ve davranışların yapay olmamasına özen gösterilmelidir.

    *Hastanın yaşadığı her duyguyu ifade etmeleri sağlanmalıdır çünkü bu süreçte hasta kendini ve duygularını gizleme ve içinde yaşama eğilimi göstermektedir.

    *Hastalığı, hayatının merkezinden olabildiğince uzaklaştırmak ve hastayı mutlu edebilecek, kendisine iyi gelecek kişiler ile bir araya getirmeye özen gösterin bu kanseri yenmiş kişiler ve oluşturduğu gruplar olabilir.

    *Hastanın yaşadığı ortamda sürekli hastalığını konuşmamaya özen gösterin. Kişinin umut etmesini, pozitif düşünmesini destekleyecek ve yardımda bulunacak tutum ve davranış sergileyin.

    *Hastayı iyi gelecek aktivitelere yönlendirerek cesaret verin.

    ;