Etiket: Etme

  • Ergenlerde Öfke Kontrolü ve Dışavurum Şekilleri

    Ergenlerde Öfke Kontrolü ve Dışavurum Şekilleri

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor?

    İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

    Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

  • Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi Nedir?

    En sade haliyle psikoterapi,  psikolojinin ilkelerine dayalı olarak psikolojik bir şikayeti olan danışan ve psikoterapist arasında gerçekleşen; kişinin kendisini ve çevresini anlamasını, kendinden memnun olabilmesini ve psikolojik bozukluğunu ortadan kaldırmasını amaçlayan değişim sürecidir.

    NE GİBİ SORUNLAR İÇİN PSİKOLAĞA GİDİLİR?

    İnsanlar gün içerisinde olumsuz duygularla baş etmeye çalışır. Bunlar stres, üzüntü, acı, hüzün, çaresizlik ve umutsuzluk olur. Bu duygularla nasıl baş ettiğimiz çok önemlidir. Aşırı uyku, uykusuzluk, çok yeme ya da iştahsızlık, gereksiz alışveriş yapmak olumsuz baş etme yöntemleridir. O an işe yaradığını düşünsek de zamanla daha fazla probleme neden olur. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve düzenli uyku sağlıklı baş etme yollarıdır. Ancak bazen acı, hüzün, öfke gibi olumsuz duygular kontrol edilemeyecek noktaya gelir işte bu zamanlarda profesyonel olarak yardım alınmalıdır.

    PSİKOLOG GÖRÜŞMELERİ NE GİBİ KONULARI KAPSAR?

    Bu görüşmeler birçok konuyu kapsar ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Genel anlamda;

    – Kaygılıysanız ve kendinizi sürekli tedirgin ve sinirli hissediyorsanız,

    -Öfkenizi kontrol edemiyorsanız ve problemlerinizi çözmekte zorlanıyorsanız,

    -Mantıksız düşüncelerinizin gerçek olmadığını bile bile bunları engellemek için kaygı hissederek bazı davranışlar ve zihinsel çabalar gösteriyorsanız,

    – Arkadaşlık, romantik ilişkilerinizin daha iyi olmasını istiyor fakat sosyal ortamlarda bulunmaktan çekiniyorsanız,

    -Zevk alarak yaptığınız aktivitelerinizden artık onları yapmak için motivasyonunuzu, heyecanınızı, ilginizi ve isteğinizi kaybettiğinizi düşünüyorsanız,

    -Vajinusmus, erken boşalma, cinsel isteksizlik, cinsel kimlik ile ilgili problemler yaşıyorsanız,

    -Geçmişte yaşadığınız ve kimseye anlatmadığınız şiddet, ihmal, cinsel istismar hikayeniz varsa,

    – Aile içinde iletişim yoksa, boşanma, aldatma, ayrılma gibi konular varsa, daha kızgın üzgün hissediyorsanız ve problemlerle baş edemiyorsanız,

    -İnsanlarla ilişkilerinizde sık sık çatışma çıkıyor ve aranız bozuluyorsa, bunun nedenini de merak edip anlam veremiyorsanız,

    -Dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu yaşıyorsanız,

    -Sürekli kendinizi hüzünlü, mutsuz, çaresiz ve umutsuz hissediyorsanız ve hayatı anlamsız bulup intihar etmeyi düşünüyorsanız,

    -Panik atak geçiriyorsanız ve öleceğinizden korkarak acile gidiyorsanız,

    -Medikal olarak açıklanamayan baş ağrısı, mide bulantısı ve fiziksel şikayetleriniz varsa ve bunların strese maruz kaldığınızda psikolojik olduğunu düşünüyorsanız tüm bu sorunlarla baş etmek için psikoterapiye gitmek doğru karar olacaktır.

    PSİKOTERAPİ SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELMEYE NASIL YARDIMCI OLUR?

    Psikoterapi bireylere birçok sorunun üstesinden gelmeye yardımcı olurken kendilerine keşfetmelerine ve bu içsel değişimleriyle birlikte duygu durumlarını kavramayı da öğretir.

  • Terk Edilme Şeması Nedir?

    Terk Edilme Şeması Nedir?

    İlişkilerimiz hayatımızda çok önemli bir yeri kapsar ve bu alanda bir sıkıntı yaşadığımızda genel olarak kendimizi pek de iyi hissetmeyiz. Bu yazımızda ilişkilerin bitmesine sebep olan terk edilme şeması üzerinde duracağız. Terk edilme şemasının etkilerini daha çok romantik ilişkilerimizde fark etmekle birlikte, bu şemanın şiddeti arkadaşlık ilişkilerimizi de etkiler.

    Terk Edilme Şeması Olan Bireylerin Düşünce Yapıları

    Terk edilme şeması olan kişiler her ilişkinin bir gün biteceğine dair bir düşünceye sahiptirler. Yaşadığımız ilişkide partnerimiz bizim ona değer verdiğimiz gibi bize değer verse de bu şemaya sahip olan kişiler böyle düşünmezler. Bu nedenle ilişkinin herhangi bir durumda bitebileceğine dair inançları yüksektir. Bir problem yaşandığında partnerlerinin kolaylıkla ilişkiyi bitirebileceğine dair bir inanca sahiptirler. Her ilişkide bir takım problemler yaşansa da terk edilme şeması olan kişiler için problem yaşanması; ilişkinin bir daha eskisi gibi olamayacağına, bozulduğuna, devam etmeyeceğine dair bir sinyal olarak kabul edilir. Aslında bu şemaya sahip kişilerin zihni sürekli olarak ilişkiyi bitirebilecek durumlarla meşguldür. Biteceğini düşündüğünüz bir ilişkide kendiniz gibi davranmak ve duygusal anlamda karşı tarafa yatırım yapmak oldukça zordur. Sevdiğiniz birini kaybetme düşüncesi ise doğal olarak kaygı yaratır. Her insanın kaygı ile baş etmeye yöntemleri ise farklıdır. Bu nedenle her terk edilme korkusu yaşan kişi aynı şekilde davranmaz.

    Terk Edilme Şeması Olan Bireylerin Kaçınma Yöntemleri

    Terk edilme kaygısıyla baş edebilmek için bireyler bazen kaçmayı denerler. İlişkilerden uzak durarak, herhangi bir ilişki yaşamayarak kendilerini korumaya çalışabilirler. Hatta biten bir ilişkinin ardından “Gitmesi iyi oldu, kendimi çok iyi hissediyorum,” diye düşünerek kendilerini rahatlatabilirler. Her iki durum da terk edilme şemasından kaçarak baş ettiklerini gösterir.

    Yine bu şemaya sahip kişiler ilişkileri bitmesin diye aşırı uğraşabilirler. Birlikte zaman geçirmedikleri durumlarda aşırı kaygılı olabilir ve partnerlerini hiç yalnız bırakmak istemeyebilirler. Birlikte oldukları kişiyi sürekli kendileriyle yeterince ilgilenmediği ve sonunda onu terk edeceği üzerine suçlayabilirler. Bu ve buna benzer davranışlar farkında olmadan ilişkide bir güven problemi olduğunu karşı tarafa hissettirir. Bu durum partnerin kendisini ispatlamaktan yorulması, ilişkide güven bağını hissedememesi vb sebeplerle ilişkiyi sonlandırmasına sebep olabilir. Sonuç olarak terk edilme şeması olan kişi farkında olmadan korktuğu şeyi “terk edilme”yi başına getirmiş olur.

    Terk edilme şeması olan kişiler gerçekten terk etme potansiyeli olan insanlarla birlikte olabilirler. Bu şemaya sahip kişilere dengesiz aşk ilişkileri daha çekici gelebilir. Bağlanma sorunu olan kişilerle ya da evli kişilerle birlikte olabilirler.

    Her üç durumda terk edilme düşüncesinde ne kadar haklı olduklarını düşünmelerine ve bu düşünceye daha da bağlanmalarına neden olur. Bu nedenle bu şemaya sahip olan kişiler ilişkilerindeki en ufak bir bozulmayı, sıkıntıyı aşırı yoğun duygusal hisler içinde yaşayarak deneyimlerler. İlişkileri çok çok nadir olarak sakin ve tutarlı ilerler.

    Kısaca özetlersek…

    O halde basit bir ifade ile ilişkinizde terk edilme korkusu yaşıyorsanız, ilişkinizin devamlılığı ile ilgili sürekli bir kaygınız varsa, ya da hep sizi terk etme potansiyeli olan kişilerle birlikte oluyorsanız terk edilme şemanız vardır diyebiliriz.

    Eğer şemanız çok kuvvetliyse, iyi ilişkiler kuramadığınızı düşünüyorsanız; bir psikoterapi sürecine başlayarak bu şemanın hayatınız üzerindeki olumsuz etkilerinden kurtulabilirsiniz.

  • Duygusal Zeka

    Duygusal Zeka

    Duygu, bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimidir. Duygular iki amaca sahiptir: İlki, kişinin harekete geçmesi için enerji sağlamalarıdır. İkincisi ise kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için çevreyi manipüle edebilmesi ya da bu ihtiyaçları karşılayacak uygun davranışları yapabilmesi için yönlendirmeleridir. Genellikle temel duygular öfke, üzüntü, korku, mutluluk, sevgi, şaşkınlık, iğrenme, utanma şeklindedir. Bu duygular yüzümüzde tek tek görülebildiği gibi, bazen birkaçı birlikte de ortaya çıkabilir. Duygular kişisel kararlar almada oldukça önemli bir etkiye sahiptir. Meslek seçimi, yaşanacak yer, evlenilecek kişi seçimi vb. pek çok karar sadece mantıkla alınmaz.

    Duygusal zekâ tanımı 5 ana başlıkta değerlendirilir:

    1. Duygularının farkında olma: İçgörü kazanabilmek ve kendini anlayabilmek için duyguların her an farkında olmak oldukça önemlidir. Duygularını tanıyan kişiler, ruh hallerinin farkındadırlar, kişisel karar gerektiren konularda daha sağlıklı kararlar verebilir ve hayata olumlu bir gözle bakabilirler. 

    2. Duygularla başa çıkabilmek: Kendini yatıştırma, yoğun kaygılardan uzaklaşabilme gibi becerileri kapsar. Bu yeteneği zayıf olan kişiler sürekli huzursuzlukla mücadele ederken, kuvvetli olanlar ise hayatın tatsız sürprizleri ve olumsuzluklarıyla karşılaştıktan sonra kendilerini daha kolay toparlayabilmektedirler. 

    3. Kendini motive etmek: İnsanın kendini motive edebilmesi için öncelikle duygularını bir amaç etrafında toplayabilmesi gerekir. Duygusal özdenetim yani doyumu erteleyebilme ve fevri davranışları engelleyebilme başarının altında yatan oldukça önemli bir özelliktir. Kendini motive edebilme yeteneğine sahip kişiler yaptıkları şeylerde çok daha üretken ve etkili olurlar. 

    4. Başkalarının duygularını fark etmek: Empatik kişiler başkalarının neye ihtiyacı olduğunu, ne istediğini gösteren ipuçlarına karşı daha hassastır. Empati, bir kişinin kendisini karşısındakinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması ve bu durumu ona yüz ifadesi, beden dili ya da sözel ifade olarak iletmesidir. 

    5. İlişkileri yürütebilmek: Duygusal zekanın bir diğer özelliği de diğer insanlarla olan ilişkileri yürütebilmektir. Bu beceriler popüler olmanın, liderliğin, kişilerarası etkililiğin altında yatan unsurlardır.

    Duygusal zekanın gelişmesi açısından üzerinde durulan en önemli faktörler yaş, aile ortamı ve cinsiyettir:

    Yaş: Duygusal zekanın gelişmesi açısından ele alınan faktörlerden ilki yaştır. Duygusal zekâ bebeklikten itibaren gelişmeye başlar. Duygusal yüz ifadelerini tanıma becerisinin, okul öncesi ve ilkokul yıllarında hızlı bir gelişme gösterdiği de birçok araştırmada kanıtlanmıştır.

    Aile ortamı: Aile yaşamı, duygusal derslerin verildiği ilk okuldur. Bu duygusal dersler sadece ebeveynlerin çocuklarına doğrudan söyledikleri ve yaptıkları ile değil, kendi duygularını ifade etme ve aralarındaki etkileşim modeliyle de verilir.

    Cinsiyet: Aileler kız ve erkek çocuklarını farklı duygusal yaklaşımlarla eğitmektedirler. Anne ve babaların kız ve erkek bebeklerini severken çıkardıkları sesler ve kullandıkları kelimeler farklılık gösterir. Kızlara ve erkeklere duygularla baş etme konusunda verilen dersler de çok farklıdır. Bir çalışmada anne babaların duygularını (öfke hariç) kızlarıyla oğullarından daha çok konuştuklarını bulunmuştur. Erkek çocuklarla ise genellikle öfke duygularının neden ve sonuçları hakkında konuşulmaktadır. Aynı yazarlar kızların dil yetisinin erkeklerden daha erken geliştiğini ve bunun kızların duygularını açıklamak ve başkalarının duygularını anlamakta daha çabuk ustalaşmalarına yol açtığını ifade etmişlerdir. Duygularını ifade etmek için teşvik görmeyen erkek çocuklar ise hem kendi hem de başkalarının duygularını anlamada zorluk çekmektedirler. Duygusal gelişimle ilgili bu cinsiyet farklılıkları çocukların arkadaş seçimini de etkilemektedir. 3 yaşındaki çocukların %50’sinin en iyi arkadaşı karşı cinsten olurken, 5 yaşında bu oran %20 ye düşer. 7 yaşında hemen hiçbir çocuğun en iyi arkadaşı karşı cinsten değildir.

    Duygusal zekâ tüm yaşamı etkilemektedir. Duygusal zekâsı yüksek olan bireyler, eşlerinin duygularını daha hızlı ve doğru bir şekilde fark eder ve bunu ifade ederse sağlıklı bir iletişim kurma ve problemleri çözme olasılığı artar. Aynı şekilde çocuğunun duygularını daha doğru tanımlayacağı için buna uygun bir geribildirim vererek ilişkinin sağlıklı bir seviyede kalmasını sağlayabilir. Aynı durum sosyal ve iş yaşamında da geçerlidir. Örneğin; empati kurma becerisi yüksek olan kişilerin, iş birliği ve liderlik konularında daha avantajlı olduğu yapılan araştırmalarda kanıtlanmıştır.

    Yüksek duygusal zekaya sahip olmak ya da empati yapabilmek karşımızdaki kişinin duygularını anlayıp aynısını hissetmek ya da o kişinin duygularını doğru kabul etmek değildir. Doğru kabul etsek de etmesek de karşımızdaki kişinin duygusunu, sözel olarak ifade etmese dahi anlamak ve buna uygun bir geribildirim vermektir. Vereceğimiz geri bildirim karşımızdaki kişiyi memnun etmeyip onda başka bir duygunun ortaya çıkmasına neden olabilir. Yeni duyguyu da anlayıp uygun geribildirim vermek yüksek duygusal zekanın işareti olabilir.

  • Sorumlu Çocuklar Mı, Sorunlu Çocuklar Mı?

    Sorumlu Çocuklar Mı, Sorunlu Çocuklar Mı?

    Çocuklarda sorumluluk duygusunu geliştirmek her anne-babanın arzuladığı ve gerçekleştirmek istediği bir hedef. Peki bu hedefe ulaşmak için doğru adımları atıyor muyuz?

    Anne babalar sorumluluk duygusu geliştirmenin ilk adımı olarak çocukları gündelik işlere yardımcı olmaya alıştırmak olduğunu düşünürler. Sofrayı kurmaya yardım etme, çöp kutusunu boşaltma, bulaşıkları dizmeye yardım etme önemlidir fakat sorumluluk duygusunu geliştirmede olumlu bir etkisi olmayabilir.

    Dikkate alınması gereken en önemli şey, sorumluluğun yalnızca içerden gelişebileceği, ısrar ve kurallarla içselleştiremeyeceğidir.

    Bunu gerçekleştirmek için ise sorumluluk kavramına daha geniş bir çerçeve içinde bakmak gerekir.

    Sorumlu çocuk denilince aklınıza ilk gelen, odasını toplamış, ödevlerini zamanında bitirmiş bir çocuk olabilir. Fakat bu yapılanlar bir kural ve alışkanlık dahilinde olup içselleştirilmediğinde çocuğunuz hala “sorumsuz” kararlar alabilir.

    Peki ne yapmak gerekir?

    İlk adım her zaman anlaşılmaktan, duyguları kabul etmekten geçer. Sorumluluk duygusunda da bu başlık en önemlisidir. Duyguları kabul edilen, söyledikleri ebeveyne saçma gelse de eleştirmeden anlamaya çalışılan ve gerçek anlamda dinlenilen çocuklar, sorumluluk duygusu için gerekli ilk adımı atmış olurlar.

    Yaşadıkları olumsuz bir durumda veya sizin beklentinizi karşılamadığında eleştirmek yerine ‘danışmanı’ olmaya çalışmak bir sonraki adımdır. Örneğin; çocuklarınıza sürpriz yapmak için bir pasta yaptınız ve en büyük çocuğunuz pastayı bölmek yerine kendine çok büyük bir dilim alıp kardeşlerine minik parçalar bıraktı. Vereceğiniz ilk tepki ‘ ne kadar bencilsin’ yerine, ‘bu pastayı 3 eşit parçaya bölmelisin’ olmalıdır.

    Sonrasında dikkat edilmesi gereken, çocuklarla bir güç savaşı içine girmemektir. Çocuklarımıza istediğimiz bir şeyi yaptırırken harcadığımız enerji ve zaman çok daha kıymetlidir. Kaldı ki istediğimiz gerçekleşmiş olsa bile, çocuklarımız karşılık vermek ve bir sonraki sefer dediğini yaptırmak için daha hırslı ve asi olabilir.

    Çocuğun sorumluluk alanında kalan durumlarda “seçme hakkına” müdahale edilmemelidir. Bu noktada ebeveynlerim ve çocukların sorumluluk alanları karıştırılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların yönettiği ve anne babanın tamamen kukla olarak kaldığı bir tabloyla karşılaşabilirsiniz. Unutulmamalıdır ki anne babanın sorumluluk alanında kalan durumlarda, çocuğun seçme hakkı olmasa da fikirlerini ifade etme hakkı her zaman vardır.

    Yapılabilecek pratik önerilerin bazıları şunlardır:

    • Yiyeceklerinde karar vermesi için ona sorun. Sabah haşlanmış yumurta mı yemek istersin, yağda kızarmış yumurta mı? Burada ebeveyn olarak sınırları siz belirleyip kararı çocuğa bırakmayı ihmal etmeyin.

    • Kafe, park, restaurant gibi yerlerde çocuğunuzun kendi fikrini söylemesine ve ne istediğini ifade etmesine izin verin.

    • Mağazada seçtiğiniz örnekler arasında kıyafet seçimini çocuğunuza sorun.

    • Ebeveynler; birinci sınıftan itibaren ödev konusunun, sadece çocuk ve öğretmen arasında olduğunu ifade etmelidir. Anne baba ödev sorumluluğunu üzerine alır, çocuğun isteği dışında kontrol eder, ısrar eder ve başında durursa ödev, okul ile ebeveyn arasına bir süreç olarak devam eder.

    En önemlisi ise çocuklarımızın söylediklerimizi değil yaptıklarımızı taklit ettiklerini unutmamaktır. Kitap oku diyerek yaptığınız sayısız hatırlatma yerine, elimize kitap alıp, televizyon ve diğer sosyal medya araçlarından uzaklaşmak ve ‘kitap okuma vakti’ demek yeterlidir. Tarafsız olmak, eleştirmemek, örnek olmak ve koşulsuz kabul etmek her şeyin en başta mutlu çocukların anahtarıdır…

  • Karakter ve Kimlik Oluşumu

    Karakter ve Kimlik Oluşumu

    0–6 yaş bireyin gelişiminde oldukça önem taşıyan bir dönemdir ve bu dönem bedensel, duygusal, zihinsel, dil ve kişilik gelişimi açısından en hızlı gelişim yaşandığı yıllardır. Bu yıllarda bireyin edindiği kazanımlar, ileri yaşlardaki tutumlarını oluşur ve bu dönemde atılan temeller gelişerek devam eder. Bu nedenle ebeveynler ve sosyal ilişkide bulunulan diğer kişiler çocuğun yaşamında kalıcı etkiler bırakır.

    Çocuğa bu dönemde kazandırılması gereken bazı temel davranışlar vardır. Örneğin yatağını düzeltmek, dişlerini düzenli fırçalamak gibi kişisel hijyen açısından olumlu davranışlar bu dönemde kazandırılmalıdır. Kendine güvenen, bağımsız, uyumlu ve girişimci bireyler yetiştirmek için çocuğa karşılıksız sevgi gösterilmeli, başarıları ödüllendirilmeli, bedensel cezalardan kesinlikle uzak durulmalıdır.

    Etkin bir iletişim için çocuğu sakince dinlemeli her hangi bir problem yaşandığında onunla mantıklı ve açıklanabilir şekilde konuşulmalı, gerektiğinde disiplin yöntemi olarak ikna ve geçici mahrumiyet kullanılmalıdır. Tehdit etme, uyarma, rüşvet teklif etme gibi davranışlar çocukla ebeveyn arasındaki iletişimi engeller. Baskıcı ve kuralcı anneler çocukların öğrenme yetilerini azaltır ve çocukların her şeyden korkak, ürkek ve özgüveni eksik yetişmesine sebep olur.

    2 yaş civarı çocuklar kendi kimlikleriyle ilgili farkındalık geliştirmeye başlar. çocuktan bir şey yapmasını istediğimizde, ya hayır der ya da bizi görmezden gelir. Söyleneni yapması için kısa, açık ve net talimata, kararlı tutuma ihtiyacı vardır. Sözel talimat uygun davranması için yeterli olmadığında, yanına gidip göz teması kurularak ciddiyetin belirtilmesi daha uygundur.

    Genellikle hayal ile gerçeği ayırmada sorun yaşayıp, kurdukları hayalleri gerçek olarak algılarlar. Bu dönemde rüyalar da gerçek görünmektedir hatta onlar için canavarlar gerçekten yatağın altında yaşıyor gibidir. Çevreden yapılan korkutucu uyaranları gerçek olarak değerlendirirler. 

    3 yaşındaki çocuğun daha güçlü bir benlik duygusu vardır ve bağımsızlığı kaybetme endişesi olmaksızın itaat etme eğilimindedir. 3 yaş çocuğu kurallara uymaktan hoşlanır. Onun olumlu davranışlarının takdir edilmesi, zorlandığı durumlarda cesaretlendirilmesi ve pozitif yaklaşımla yönlendirilmesi, yetişkinle işbirliğine girmesine yardımcı olur.

    4 yaş ise karşı gelme yaşıdır. Çocuk isteklerine karşı gelindiğinde, yetişkinlerle kaba bir şekilde konuşabilir ve oyun arkadaşlarıyla kavga edebilir. Sınırları zorlar, yetişkin otoritesine meydan okur. Tahrik edildiğinde vurur, tekme atar, mutlu olmadığında bulunduğu ortamı terk etmek ister. Yüksek sesle ağlar, duygularında uç noktalarda dolaşan bir değişkenlik görülür. Kaba sözcükler kullanmaktan hoşlanır. 4 yaşındaki çocuk özellikle aynı cinsten olan aile bireyiyle çatışma yaşar. Bu dönemlerde yalan da çok fazla görülür. 

    5 yaş çocuğu daha sosyaldir,  kendinden emin ve uyumludur. Anne, onun için dünyanın merkezidir. Annesini memnun etmek, onun yanında olmak, ona yardımcı olmak ister. Sürekli konuşarak, bilgisini arttırmak için sorular sorar, her şeyin neden ve niçin ile ilgilenir. 

    6 yaşlarında ise çocuk, kendi duygu ve düşüncelerini ortaya koyacak girişimlerde bulunur, tembel ve kararsız davranabilir. Fakat bir kere karar verdikten sonra onu fikrinden caydırmak her zaman kolay olmaz. Bu dönemde bireysel oyunun yerini grup oyunu almıştır. Yarışma ortamlarında başarısızlığa tahammülü yoktur. Birinci olmaya ihtiyacı vardır. Arkadaş ilişkilerinde zaman zaman emreden, tartışan, korkutan veya vuran bir kişi olarak dikkati çeker. Sürekli bir şekilde dikkate alınma arzusunu yaşar. Eleştiriler karşısında çok duyarlıdır. Kolayca ağlar. Bazı sorumluluklar yüklenir, söylenenleri dikkatle dinler suçlanmak ve eleştirilmek istemez. Kendisine verilen cezalara tepki gösterir. Bu yaşlardaki çocukların başarısızlıkları üzerinde durulmamalı, başarıları ise övülmelidir. 

    Artık biliyoruz ki çocuk, bize kör bir uyumla bağlanmadığı zaman başarılı olur. Onu özgürleştirmeye çalıştığımız zaman, ona farklı düşünme olanağı, kendi değer normlarını seçme olanağı verdiğimiz zaman yetişkinliğe hazırlanmış olur. Ana-babasından gelen itici tutumlar, çocuğun kendisini değersiz bulmasıyla sonuçlanır. İstenen davranışları gösterdiğinde desteklenen çocuk, onaylanan davranışlarının hangileri olduğunu öğrenir. Bu ortam özgüvenli çocuk yetiştirmenin temelidir. 

    Günümüz şartları dikkate alındığında, kendi kendini yönetebilen, atılgan, güvenli, kendi başına karar verip sorumluluğunu üstlenebilen çocuk yetiştirmek önemlidir ve tüm bunları yaparken de doğal olunması, dürüst bir iletişim kurulması şarttır.    

  • Psikolojiniz Kanseri Yenebilir

    Psikolojiniz Kanseri Yenebilir

    Her gün televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde farklı şehirlerde olsa da aynı kaderi paylaşan milyonlarca kadının hem fiziksel hem de psikolojik şiddetine şahit oluyoruz. Öncelikle şiddet toplum sağlığının en büyük sorunlarından birisidir. Şiddet ülkemizde ve dünyada git gide artan ve ölüme neden olan ciddi bir kavramdır. Erkeğin kadına şiddet uygulamasının nedenleri arasında: birinci sebep cinsiyet ayrımı, erkeğin kadın üzerinde kendi egemenliğini kurmak istemesi, güç gösterisi, kontrol ve denetim altında tutmak, ekonomi… Hepsi kadına yönelik şiddetin başlığı altında toplanabilir. Şiddete maruz bırakılan kadınlar çaresiz ve güvensizlik içinde yaşamaya devam ederler. Belki de erkek şiddetin boyutunu arttırarak kadının ölüme neden olur.

    Bir candan bahsettiğimizi unutmamalı ve şiddetin o yaygın ‘cinnet’ hali diye adlandırılmamalıdır. Şiddetin kimi durumların haricinde ( alkol ve madde kullanımı ) kontrol kaybı olduğunu düşünmüyorum. Bir seçim, zor kalma durumunda erkeklerin kendini net bir şekilde ifade edemediği durumlarda kaldırılan bir yumruk olarak adlandırıyorum. Peki, bu şiddet türlerini ne kadar iyi biliyoruz. Hangi şiddet türüne maruz kaldığınızı biliyor musunuz?

    ŞİDDET TÜRLERİ

    1)FİZİKSEL ŞİDDET: Doğrudan temasla bedene zarar vermedir. Tehdit edici beden hareketleri, jest ve mimikler, yüksek ses her türlü tutum ve davranış fiziksel şiddettir. Fiziksel şiddetin en sık rastlanan tutumları;

    • Yumruk atmak, tokat atmak, bağırmak, tekmelemek

    • Sert bir cisim fırlatmak, boğazını sıkmak, bağlamak

    • İntihar etmeye zorlamak

    • Kasten öldürmek

    • Bir yerlere kitleme

    2)PSİKOLOJİK ŞİDDET: Kızgınlık, öfke ve nefret göstermek, kendini yetersiz hissettirmek, suçluluk duygusu oluşturmak, aşağılamak, alay edip sürekli eleştirmek, küçük düşürmek, zayıf noktalarından devamlı vurmaya çalışmak psikolojik şiddetin en temel unsurlarıdır. Psikolojik şiddet gözle görülmese de kişinin içinde büyük ve kapanması zor yaralar açmaktadır. En sık rastlanan tutumları;

    • Duygusal ihtiyaçlarını (aşk, sevgi, destek, değer) karşılamamak

    • Yaralayıcı ve küçük düşürücü davranışlara maruz bırakmak

    • Fiziksel görüntüsü, kişiliği, ailesi hakkında hakaret etmek ve onurunu kırmak

    • Başkalarının yanında hakaret etmek, küfür etmek

    • Hastalıklı, zayıf, muhtaç ve bağımlı hissettirmek

    3)EKONOMİK ŞİDDET: Günümüzde öyle bir zamana geldik ki sevgiden, ahlaki değerlerden, saygıdan daha değerli olan para tehdit ve kontrol edici bir unsur haline gelmiştir. Yaşamın devam etmesi, ihtiyaçların karşılanması için para cezalandırmak için kullanılırsa ekonomik şiddet söz konusu olur. Ekonomik şiddetin başlıca örnekleri;

    • Kişinin çalışmasına izin vermemek, çalıştığında ise yükselmesine izin vermemek

    • Kişiyi parasız bırakmak veya küçük miktarlarda para bırakarak gündelik işlerini halletmesini beklemek

    • Para biriktirmesine, hesap açmasına kendi ayakları üstünde durmasına engel olmak

    • Para için yalvartma veya maddi gelirini sömürmek

    • Zorla borç almak, kredi çektirmek

    Türkiye gelişiyor derken gerileyen bir unsur var ki oda şiddet. Tüm dünyada kadınlar şiddet kurbanı olmaya devam ediyor! Hangi şiddet türü olursa olsun, şiddetin her türlüsü fiziksel ve ruhsal açıdan kalıcı hasarlar bırakır. Kadına uygulanan şiddetin ortaya çıkması çok sayıda faktörlere bağlıdır.

    Toplumsal rol faktörleri; kadın ve erkeğe yüklenen roller ve modeller. Şöyle bir örnek verecek olursam; Kadına ve erkeğe rol vermeye anne karnında başlamıyor muyuz? Aman oğlum olacak, her şeyi mavi olsun! Evimizin oğlu! Ah kızım sana şimdi pembe bir oda takımı alırız, anasının kızı işte! Büyüdüğünde annene ev işlerine yardım edersin! Erkeğe araba, silah almayı, kız çocuğuna da bebek almayı aman ihmal etmeyin! Küçüklükten aşılamış olduğumuz bu roller küçücük bedenlere zorla ebeveynler tarafından aşılanır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 48 ülkede yürütülen bir araştırmada kadına yönelik şiddetin yerleşik kadın-erkek rolleriyle haklı gösterilmeye çalışıldığını göstermektedir. Peki ya atasözlerimiz? ‘Kızını dövmeyen dizini döver.’ ‘Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.’ Şiddeti meşrulaştıran faktörler arasında sayabiliriz. Maalesef çocuk yetişmeyi bilmeyen bir toplumuz. Toplumumuz ilerlese de hala ‘sen söyle erkeksin’ hâkim… Görev bölümü çok erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Bunun sonucunda erkek kendi egemenliğini ortaya çıkarıyor. Aslında bunları biz yaratıyoruz. Ebeveynlerin üzerine düşen çok fazla görev var. Çocuk ailede ne görürse onu rol model alarak ileriye taşır.

    Değinmek istediğim şiddete dur demeye küçük yaşlarda engellemek, geleceğe sevgi ve ahlaki değerlerin şiddetle değil saygı ile var olacağını aşılamak gerekir. Şiddetin her geçen gün artması faktörleri arasında şiddet döngüsü dediğimiz durumun gerçekleşmesi söz konusudur. Beni seviyor da dövüyor! Evimi bırakıp gidemem! Bir gün dövmekten vazgeçer umudu! Diye diye kadınlarımız maalesef ki canice şiddete ve ölüme maruz kalıyor. Yapılan araştırmalar sonucu; her 2 kadından birisi şiddete maruz kalıyor. Her 4 saatte 1 kadın tecavüze uğruyor ve öldürülüyor. Diğer araştırmalara göre, şiddete maruz kalan kadınların 44%’ü maruz kaldığı şiddeti, en yakınlarına dahi anlatmıyor. Kadınların 89% ‘u destek almak için hiçbir kuruma başvurmuyor.

     Peki, bunun için neler yapılmalı? Cumartesi sabahı elinize çayınızı alıp dikkatle okumanızı ve çevrenizdekilerle paylaşmanızı diliyorum. 

    • Kadına yönelik şiddetin sona ermesi için çözüm odaklı kuvvetli bir devlet politikası ve şiddeti önleyici tutumun geliştirilmesi gerekir. Emniyette ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Cinsel Suçlarla Mücadele’ etme gibi ayrı bir birimin açılması gerektiğini düşünüyorum.

    • Hukuki hakların zayıf olduğu, politikaların yetersiz ve uygulama bakımından eksik olduğu gözler önünde. Verilen cezaların yüksek cezai yaptırımlar olmasını sağlayacak şekilde tekrar düzenlenmelidir. 

    • Kadın ve erkeklerin toplum içinde eşit konumda olması için toplumsal cinsiyet rol modellerin adaletini sağlamaya özen gösterilmeli. Herkes kendi üstüne düşen görevi yapmalı. 

    • Kadın odaklı çalışmaların yanı sıra ben erkeklere de eğitim verilmesinden yanayım. Tabi kültürel örf ve adet, ataerkillik buna ne kadar müsaade eder tartışılır…

    • Özellikle medyaya baktığımda şiddet ile alakalı gerektiği kadar haber yapmıyor. Hele ki günümüz çağında sosyal medya 70 milyon insana hitap ederken… Şiddet nedir? Faktörleri nelerdir yeteri kadar bilinçli miyiz? Yalnızca kayıpları konuşmak yerine metodları tartışmak nerede eksik kaldığımızı akıl birliği ile gündeme getirmeliyiz. 

    Ülkeyi olumsuz yönde etkileyen şiddet bir sosyal problemdir. Son olarak kadınlar, kadınlarımız güçlü yarınlar için ayakları üzerinde durup eminim ki çok daha başarılı ve omuz omuza vererek mücadele etmeye devam edecektir. Kadın, hem anne hem ev kadını, hem eş… Birden fazla kimliği olan emekçi kadınlarımıza hak ettiği değeri verelim.

  • Toplumun Kanayan Yarası Şiddet

    Toplumun Kanayan Yarası Şiddet

    Her gün televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde farklı şehirlerde olsa da aynı kaderi paylaşan milyonlarca kadının hem fiziksel hem de psikolojik şiddetine şahit oluyoruz. Öncelikle şiddet toplum sağlığının en büyük sorunlarından birisidir. Şiddet ülkemizde ve dünyada git gide artan ve ölüme neden olan ciddi bir kavramdır. Erkeğin kadına şiddet uygulamasının nedenleri arasında: birinci sebep cinsiyet ayrımı, erkeğin kadın üzerinde kendi egemenliğini kurmak istemesi, güç gösterisi, kontrol ve denetim altında tutmak, ekonomi… Hepsi kadına yönelik şiddetin başlığı altında toplanabilir. Şiddete maruz bırakılan kadınlar çaresiz ve güvensizlik içinde yaşamaya devam ederler. Belki de erkek şiddetin boyutunu arttırarak kadının ölüme neden olur.

    Bir candan bahsettiğimizi unutmamalı ve şiddetin o yaygın ‘cinnet’ hali diye adlandırılmamalıdır. Şiddetin kimi durumların haricinde ( alkol ve madde kullanımı ) kontrol kaybı olduğunu düşünmüyorum. Bir seçim, zor kalma durumunda erkeklerin kendini net bir şekilde ifade edemediği durumlarda kaldırılan bir yumruk olarak adlandırıyorum. Peki, bu şiddet türlerini ne kadar iyi biliyoruz. Hangi şiddet türüne maruz kaldığınızı biliyor musunuz?

    ŞİDDET TÜRLERİ

    1)FİZİKSEL ŞİDDET: Doğrudan temasla bedene zarar vermedir. Tehdit edici beden hareketleri, jest ve mimikler, yüksek ses her türlü tutum ve davranış fiziksel şiddettir. Fiziksel şiddetin en sık rastlanan tutumları;

    • Yumruk atmak, tokat atmak, bağırmak, tekmelemek

    • Sert bir cisim fırlatmak, boğazını sıkmak, bağlamak

    • İntihar etmeye zorlamak

    • Kasten öldürmek

    • Bir yerlere kitleme

    2)PSİKOLOJİK ŞİDDET: Kızgınlık, öfke ve nefret göstermek, kendini yetersiz hissettirmek, suçluluk duygusu oluşturmak, aşağılamak, alay edip sürekli eleştirmek, küçük düşürmek, zayıf noktalarından devamlı vurmaya çalışmak psikolojik şiddetin en temel unsurlarıdır. Psikolojik şiddet gözle görülmese de kişinin içinde büyük ve kapanması zor yaralar açmaktadır. En sık rastlanan tutumları;

    • Duygusal ihtiyaçlarını (aşk, sevgi, destek, değer) karşılamamak

    • Yaralayıcı ve küçük düşürücü davranışlara maruz bırakmak

    • Fiziksel görüntüsü, kişiliği, ailesi hakkında hakaret etmek ve onurunu kırmak

    • Başkalarının yanında hakaret etmek, küfür etmek

    • Hastalıklı, zayıf, muhtaç ve bağımlı hissettirmek

    3)EKONOMİK ŞİDDET: Günümüzde öyle bir zamana geldik ki sevgiden, ahlaki değerlerden, saygıdan daha değerli olan para tehdit ve kontrol edici bir unsur haline gelmiştir. Yaşamın devam etmesi, ihtiyaçların karşılanması için para cezalandırmak için kullanılırsa ekonomik şiddet söz konusu olur. Ekonomik şiddetin başlıca örnekleri;

    • Kişinin çalışmasına izin vermemek, çalıştığında ise yükselmesine izin vermemek

    • Kişiyi parasız bırakmak veya küçük miktarlarda para bırakarak gündelik işlerini halletmesini beklemek

    • Para biriktirmesine, hesap açmasına kendi ayakları üstünde durmasına engel olmak

    • Para için yalvartma veya maddi gelirini sömürmek

    • Zorla borç almak, kredi çektirmek

    Türkiye gelişiyor derken gerileyen bir unsur var ki oda şiddet. Tüm dünyada kadınlar şiddet kurbanı olmaya devam ediyor! Hangi şiddet türü olursa olsun, şiddetin her türlüsü fiziksel ve ruhsal açıdan kalıcı hasarlar bırakır. Kadına uygulanan şiddetin ortaya çıkması çok sayıda faktörlere bağlıdır.

    Toplumsal rol faktörleri; kadın ve erkeğe yüklenen roller ve modeller. Şöyle bir örnek verecek olursam; Kadına ve erkeğe rol vermeye anne karnında başlamıyor muyuz? Aman oğlum olacak, her şeyi mavi olsun! Evimizin oğlu! Ah kızım sana şimdi pembe bir oda takımı alırız, anasının kızı işte! Büyüdüğünde annene ev işlerine yardım edersin! Erkeğe araba, silah almayı, kız çocuğuna da bebek almayı aman ihmal etmeyin! Küçüklükten aşılamış olduğumuz bu roller küçücük bedenlere zorla ebeveynler tarafından aşılanır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 48 ülkede yürütülen bir araştırmada kadına yönelik şiddetin yerleşik kadın-erkek rolleriyle haklı gösterilmeye çalışıldığını göstermektedir. Peki ya atasözlerimiz? ‘Kızını dövmeyen dizini döver.’ ‘Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.’ Şiddeti meşrulaştıran faktörler arasında sayabiliriz. Maalesef çocuk yetişmeyi bilmeyen bir toplumuz. Toplumumuz ilerlese de hala ‘sen söyle erkeksin’ hâkim… Görev bölümü çok erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Bunun sonucunda erkek kendi egemenliğini ortaya çıkarıyor. Aslında bunları biz yaratıyoruz. Ebeveynlerin üzerine düşen çok fazla görev var. Çocuk ailede ne görürse onu rol model alarak ileriye taşır.

    Değinmek istediğim şiddete dur demeye küçük yaşlarda engellemek, geleceğe sevgi ve ahlaki değerlerin şiddetle değil saygı ile var olacağını aşılamak gerekir. Şiddetin her geçen gün artması faktörleri arasında şiddet döngüsü dediğimiz durumun gerçekleşmesi söz konusudur. Beni seviyor da dövüyor! Evimi bırakıp gidemem! Bir gün dövmekten vazgeçer umudu! Diye diye kadınlarımız maalesef ki canice şiddete ve ölüme maruz kalıyor. Yapılan araştırmalar sonucu; her 2 kadından birisi şiddete maruz kalıyor. Her 4 saatte 1 kadın tecavüze uğruyor ve öldürülüyor. Diğer araştırmalara göre, şiddete maruz kalan kadınların 44%’ü maruz kaldığı şiddeti, en yakınlarına dahi anlatmıyor. Kadınların 89% ‘u destek almak için hiçbir kuruma başvurmuyor.

    Peki, bunun için neler yapılmalı? Cumartesi sabahı elinize çayınızı alıp dikkatle okumanızı ve çevrenizdekilerle paylaşmanızı diliyorum. 

    • Kadına yönelik şiddetin sona ermesi için çözüm odaklı kuvvetli bir devlet politikası ve şiddeti önleyici tutumun geliştirilmesi gerekir. Emniyette ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Cinsel Suçlarla Mücadele’ etme gibi ayrı bir birimin açılması gerektiğini düşünüyorum.

    • Hukuki hakların zayıf olduğu, politikaların yetersiz ve uygulama bakımından eksik olduğu gözler önünde. Verilen cezaların yüksek cezai yaptırımlar olmasını sağlayacak şekilde tekrar düzenlenmelidir. 

    • Kadın ve erkeklerin toplum içinde eşit konumda olması için toplumsal cinsiyet rol modellerin adaletini sağlamaya özen gösterilmeli. Herkes kendi üstüne düşen görevi yapmalı. 

    • Kadın odaklı çalışmaların yanı sıra ben erkeklere de eğitim verilmesinden yanayım. Tabi kültürel örf ve adet, ataerkillik buna ne kadar müsaade eder tartışılır…

    • Özellikle medyaya baktığımda şiddet ile alakalı gerektiği kadar haber yapmıyor. Hele ki günümüz çağında sosyal medya 70 milyon insana hitap ederken… Şiddet nedir? Faktörleri nelerdir yeteri kadar bilinçli miyiz? Yalnızca kayıpları konuşmak yerine metodları tartışmak nerede eksik kaldığımızı akıl birliği ile gündeme getirmeliyiz. 

    Ülkeyi olumsuz yönde etkileyen şiddet bir sosyal problemdir. Son olarak kadınlar, kadınlarımız güçlü yarınlar için ayakları üzerinde durup eminim ki çok daha başarılı ve omuz omuza vererek mücadele etmeye devam edecektir. Kadın, hem anne hem ev kadını, hem eş… Birden fazla kimliği olan emekçi kadınlarımıza hak ettiği değeri verelim.

  • Çocuklarda ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Çocuklarda ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Halk arasında takıntı hastalığı olarak adlandırılan Obsesif Kompulsif Bozukluk, klinik psikologların oldukça sık karşılaştıkları kaygı bozuklukları kategorisinde sınıflandırılan psikolojik bir rahatsızlıktır. Zaman içerisinde kişinin hayatında ciddi sorunlara yol açabilen OKB yetişkinlikte ortaya çıkabildiği gibi çocukluk çağında da ilk olarak ortaya çıkabilir.

    Takıntılı düşünceleri ve bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıyı gidermek amacıyla tekrar eden davranışlar geliştirmiş olan birey, bir psikiyatrist ya da uzman klinik psikolog tarafından değerlendirilmelidir. Sağlıklı bireyler de zaman zaman takıntılı düşünceler ya da davranışlar sergileyebilmektedir ve her obsesyon (takıntılı düşünce) ya da kompulsiyon (takıntılı davranış) varlığı bu hastalık için tanı koymayı gerektirmeyebilir. Bu nedenle internet ya da bu konuyla ilgili broşürlerden edinilen bilgilerle kendi kendine tanı konulması yerine bir uzman ile görüşülmelidir.

    OKB Nedir?

    Obsesyon (Düşünce): kişinin baskılamaya, önlemeye çalıştığı belirgin bir sıkıntıya yol açan tekrarlayıcı, ısrarlı düşünceler ya da imajlardır.

    Kompulsiyon (Davranış): Rahatsız edici düşüncelerin ortaya çıkardığı sıkıntıyı azaltmak amacıyla yapılan, kişinin engelleyemediğini düşündüğü, tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

    OKB tanı ölçütlerinde çocukların yetişkinlerden farklılaşan durumu, yetişkinin obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya anlamsız olduğunu kabul etmesiyken, değerlendirme sürecinde çocukların bunu kabul etmesi beklenmez.

    OKB’de Sık Görülen Obsesyon Ve Kompulsiyonlar Nelerdir?

    Obsesyonlar

    • Bulaşma (Kir, Mikrop, Hastalık)
    • Kuşku
    • Sevdiği insanların güvenliğine ilişkin kaygılar
    • Cinsel ya da saldırgan bir eyleme yönelik yineleyici düşünceler
    • Başkalarına zarar verme düşüncesi
    • Simetri
    • Dini obsesyonlar

    Kompulsiyonlar

    • El yıkama
    • Yıkanma,
    • Temizleme,
    • Bulaşmış olduğunu düşündüğü nesneden kaçınma
    • Sayma
    • Kontrol etme
    • Düzenleme
    • Biriktirme

    Çocuk Ve Ergenlerde OKB’nin Yaygınlığı

    Çocukluk çağı başlangıçlı olan Obsesif Kompulsif Bozukluk, çocuk ve ergenlerin %1-2 kadarında görülmektedir. Çocukluk çağında görülen OKB’nin başlangıç yaşı 7-12 arasındadır. Çocukluk dönemimde erkeklerde görülme oranı kızlara göre 1,5 kat daha fazla olmasına karşın bu oran ergenlik döneminde eşittir.

    Çocukluk Çağındaki Tekrarlanan Davranışlarla OKB Belirtileri Karıştırılmamalıdır. Çocukluk Dönemi, hayal dünyasının zengin olduğu bir dönemdir ve bu döneme ait çocuğun gelişimine katkı sağlayan bazı davranışlar vardır Bunlar OKB’deki tekrar eden davranışlardan farklıdır. Örneğin; çizgilere basmamaya dikkat etme, şanslı numaraların olması, işleri belirli bir düzende yapma gibi davranışlar çocukların günlük işlevlerinin içinde yer alan, sosyalleşmeyi arttıran ve kaygıyı azaltan normal davranışlardır.

    OKB’deki Davranışlar

    İçerik olarak; temizlik, istifleme, kontrol etme, tekrarlama biçimindedir. Çocuğun/ergenin çok fazla zamanını alarak işlev bozukluğu yaratır. Sosyal izolasyona neden olacak biçimdedir ve çok fazla rahatsızlık arz eder.

    OKB, Çocuklarda Gelişim Dönemlerine Göre Farklılıklar Gösteren bir Sorundur

    Çocukluk döneminde sıklıkla obsesyonların eşlik etmediği kompulsiyonlar görülebilir. Erken yaşlarda OKB tanısı almış çocuklarda motor sistemle ilgili kompulsif belirtiler (parmak yalama, daireler çizerek yürüme) daha sık görülür. Ergenlerde ise bu durum obsesyonların fazlalığı niteliğinde yani çocuklara göre daha çok sıkıntı veren ve daha az kontrol edilebilir niteliktedir.

    Çocuk ve Ergenlerde OKB’nin Nedenleri

    OKB’nin nedeni tam olarak bilinememekle birlikte bu alanda yapılan araştırmalar; genetik faktörler, kaygıya yatkın olmak, beyin yapılarındaki işlev bozuklukları ve çevresel faktörlerin etkilerini araştırmaktadır.

    OKB’de Sık Yapılan Düşünce Hataları

    Abartılı Sorumluluk Algısı: Sadece yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumlu hissederler.

    Düşüncenin Aşırı Önemsenmesi: Düşüncelerine aşırı önem verirler. Akıllarına gelen bir düşünceyi hemen dikkate alır, sorgularlar. Sadece düşünmekle o şeyin gerçekleşebileceğine inanırlar.

    Düşüncenin Kontrolü: bir şeyi düşünmek, düşünülen şeyin olmasını istemek anlamına gelir diye düşünebilirler ya da kişinin kendi düşüncelerini kontrol etmesi gerektiğine inanabilirler.

    Abartılı Tehdit Algısı: Olumsuz olayların olması bu durumu arttırabilir.

    Belirsizlik ve Bilinmezliğe Tahammülsüzlük: belirsizliklere ve bilinmezliklere tahammül edemez, kesin sonuçlar bulmaya çalışırlar. Bu sebeple de karar vermekte güçlük yaşarlar.

    Mükemmeliyetçilik: yapılan şeyin hatasız olması gerektiğine inanırlar. Yeterince iyi olduğundan emin olmak için tekrar tekrar yapabilirler. Ailenin mükemmeliyetçi tavırları çocuğun sıkıntısını arttırır.

    OKB Çocuk/Ergenin Hayatını Nasıl Etkiler?

    OKB çocuk/ergenin okul hayatında yarattığı sıkıntı nedeniyle dikkatte azalmalara yol açar. Çocuk/ergen tekrar eden davranışlarla uğraşmaktan derslere vakit ayıramadığı için ders başarısında düşüş yaşayabilir. Ayrıca takıntılı düşünceler gelmesin diye okula gitmekten kaçınabilir.

    Çocuk/ergenin tekrar eden davranışları arkadaşları arasında da alay konusu olabilir. Bunun yanı sıra çocuk takıntılı düşüncelerin getirdiği sıkıntının etkisiyle arkadaşları ile iletişimi kesebilir.

    OKB sorunu olan çocuklar, sürekli onay alma ihtiyacıyla, tekrar tekrar aynı soruları sorarak aile üyelerinde öfke oluşmasına sebep olabilirler. Tekrarlayan davranışların getirdiği yoğunluktan dolayı evdeki sorumluluklarını yerine getirmeyebilirler. Çocuk/ergenin sürekli takıntılı düşünce ve davranışlar ile uğraş halinde olması aile ile çatışma yaşamasına sebep olabilir.

    Bedensel Şikayetler

    • Kalp çarpıntısı
    • Terleme
    • Sık nefes alma
    • Sık idrara çıkma

    Duygusal Şikayetler

    • Endişe
    • Sıkıntı
    • Sinirlilik
    • Kontrolünü kaybetme korkusu
    • Suçluluk
    • Kolay irkilme

    Ebeveynlere Düşen Görevler

    Bu psikolojik sorunla karşılaşmak çocuğun hatası değildir. Çocuğunuzu yapmak zorunda hissettiği davranışları nedeniyle eleştirmeyin, ona öfkelenmeyin. Onun için yapabileceğiniz en iyi yardım tedaviye devam etmesi için onu motive etmektir. Tedavi sürecinde terapistinizden hastalıkla ilgili sizi bilgilendirmesini isteyin. Çocuğunuz problemlerini paylaştığında yargılamadan, ilgiyle dinleyin. Böylece içine kapanmasını engellemiş, onunla ilişki kurmuş olursunuz. Ancak bunu yaparken onsesyon ve kompulsiyonlarını desteklemeyin. Son olarak hastalığın getirdiği belirtiler çocuğunuzun eğitim hayatında problemlere yol açabilir. Bu durumu öfkeyle karşılamak yerine problemi çözmesine yardım edecek yollar sunmak önemlidir.

  • Yetersizlik, İnsanı Bitkinleştirircesine Tüketen!

    Yetersizlik, İnsanı Bitkinleştirircesine Tüketen!

    Yetersizlik! Ucu bucağı olmayan çaresizlik. İnsanı kaçmaya zorlayan kendinden, duygularından kaçmaya zorlayan çaresizlik. Kendine yabancılaştıran, duygularını sorgulatan, kendine yetersiz hissettiren o duygu. Bir yanıyla insanı yalnızlığa kaçmaya iten, bir yanıyla kendine yabancılaştırıp insanlar arasında kalabalıklaşmayı arzu ettiren, çaresizlik! Yapamayacağını düşündüğün, kendini yetersiz gördüğün, insanlara içten içe bana yardım edin diye bağrışın içte sıkışmışlığı. İnsanı yorgunlaştıran şey. Yetersizlik. İnsanı korkutan, dibe çeken. Hayallerine, kurduklarına bir o kadar uzakken başaramayacağına olan inancının daha da kuvvetlenmesi. Kararsızlık içerisinde insanı bitkinleştirircesine tüketen. Kararsızlık içerisinde bir şey yapamamazlığın içinde karamsarca geri çekilme. Herkesten, her şeyden geri çekilme. Bir yandan bulunduğun ortamdan uzaklaşmak kaçıp gitmek, bir yandan evden dahi çıkmayı istememek. İnsanlara, en yakınlarına katlanamamak.

    Zamanında yakınlarınla ayrı bir vakit dahi düşünemezken şimdi tahammül edememek belki de. Zamanında yakınlarının memnuniyetleri için uğraşıp çabalayıp mutlu olmaları için didinirken şimdi kolunu dahi kıpırdatamamak yada belki de kıpırdatmamayı istememek. Duyguların yoğunluğu her yerini sarmışken çaresizliğin vurucu yanıyla kendine tahammül edememek. Duyguların yoğunluğu içerisinde kıvranırken yetersizliğin her bir yanını sarması ve elinden hiçbir şey gelmemesi.

    Yorgunluk… Kırgınlık… Yıkılmışlık…! Çevrendekilere karşı, hayata karşı! Tekrar hareketlenebileceğine dair inancın bir türlü oluşamaması. Sevildiğine, birinin seni seveceğine artık inanmamak. Sevgisizlik değil de aslında bunun tanımı kırgınlık. İnsanı ihmal edilmişliğini düşündürten içten içe kasıp kavuran bu düşünce. Yetersizliğin getirisi olan bu duyguyu hissettirmeye iten ihmal edilmişlik düşüncesi karşı. Ancak yine de sevilmediğini düşündürten yetersizlik. Bu düşünceye karşı koyulamaması. Kendini ihmal etme bir yanıyla.

    Kendi yetersizliğini başkaları üzerinden kendi üzerine sorgulatan. Başkaları tarafından ihmal edildiğini düşünürken onlara bu atıfta bulunarak kendi kendini ihmal etme. Evet gerçekten de çaresizlik. En dipteyken bu karanlık içerisinde, neden buradayım diye düşünürken buradan nasıl çıkarımı düşünmemenin yetersizliği. Kolunu kaldıramamanın yetersizliği. Kendine tahammül dahi edemiyorken kendini ihmal etmeye devam etmenin yetersizliği. Kolunu kıpırdatmaya halin olmasa da gücün varken olmadığını düşünüp kendi kendini çaresizliğe sürüklemek. Ve kırgınlık. Evet, büyük çaresizlik! Başkalarının sana yardım etmesini beklerken kendi kendine yardım etmemek, işte bu kendini ihmal etmenin, yetersizliğin ta kendisi!