Etiket: Etki

  • Deri bakımı

    Sağlıklı deri bakımı en az deri hastalıklarının tedavisi kadar önemlidir; böylece önlenebilir deri değişikliklerinden korunmak mümkün olacaktır. Son zamanlarda toplumun bu konudaki duyarlılığı nedeniyle, kozmetik uygulamaların sağladığı güzelleşme çabalarından başka, derinin sağlıklı ve genç görünümünü sürdürmesi için eldeki bütün imkanların kullanıldığı görülmektedir.
    Deri bakımı yaş, cinsiyet, vücut bölgesi gibi faktörler yanında; kişisel deri yapısı, yaşam tarzı ve eksojen faktörlerle ilişkili olarak, karmaşık ve özen isteyen bir işlemdir. Bu makalede derinin farklı özellikleri esas alınarak sağlıklı deri bakımı prensipleri sunulmaktadır.

    Derinin sağlıklı görünmesi ve erken yaşlanma belirtilerinin önlenmesi amacıyla uygulanan deri bakımının temel prensipleri;derinin temizliği, nemlendirilmesi ve güneşten korunmasıdır.Ayrıca, istenmeyen kılların yok edilmesi, kepek giderilmesi, terleme azaltılması, tıraş ürünleri, maskeler gibi ürünler de bulunmaktadır. Deri bakımı; cinsiyet ve yaş özellikleri yanında, yapısal özellikler(kuru deri, yağlı deri, karma deri, hassas deri gibi) ve vücudun farklı bölgelerine göre değişkenlik gösterir.

    Deride yaşla oluşan değişiklikler

    Başta ultraviyole (UV) olmak üzere çeşitli dış etkenler, yaşlanmada rol alan endojen sebepler kadar etkilidirler. UV özellikle dermisi etkiler. Yaş ilerledikçe proteinlerin kalite ve miktarında değişiklik, proteoglikan, hiyaluronik asit azalması gibi kimyasal faktörler de deri yaşlanmasında rolü oynar. Her iki cinste 50 yaş civarında dermal kalınlık azalır. Diğer değişiklikler şöyle özetlenebilir:

    • Deri yumuşaklığı azalır
    • Genç erişkinlerde deri gerilimi artarken, yaşla birlikte hızlı bir azalma olur
    • Puberteden sonra deri elastisitesinde azalma olur
    • Ergenlik döneminde hormonal değişiklikler ve sebum sekresyonunda artış olurken, erişkinde ve özellikle postmenopozal kadınlarda sebum sekresyonu azalır, deri kurur.
    • Yaşla birlikte korneosit deskuamasyon oranı azalır.

    DERİ TİPLERİ
    Normal deri;herhangi bir görünür lezyonu veya rahatsızlık hissi olmayan deri olarak tanımlanabilir. Keratinizasyon, deskuamasyon, su kaybı, sebum sekresyonu ve terleme gibi biyolojik süreçler uyum halinde işler.

    Yağlı deri; pubertede, sebase bezlerin yoğun olduğu vücudun üst kısımlarında ortaya çıkar. İki şekildedir:

    • Basit yağlı deri adolesan ve genç erişkinlerde sık görülür. Deride kalınlaşma, sebase sekresyonda artış, özellikle alın ve burunda olmak üzere yüz derisinde parlak görünüm karakteristik özellikleridir. Şiddetli olgularda follikül ağızları belirginleşir(kerosis). Mikst deri bu tipin bir alt varyantıdır. Bir yanda yağlı deri bulunurken, hemen yanında epidermal atrofi gösteren ve kepeklenen kuru deri özellikleri izlenir.
    • Klinik olarak yağlı deride akne vulgaris ve seboreik dermatit tabloları ortaya çıkar.

    Kuru Deride gerginlik hissi, kepekli, pürüzlü, çatlak görünümün yanında, kabalaşma, kızarıklık ve bazen kanama olur. Transepidermal su kaybında artış, stratum korneumun bariyer fonksiyonunda azalmayla sonuçlanır.

    Edinsel kuru deri: A vitamini türevi gibi tedavi ajanları; ultraviyole ışınları; soğuk, sıcak, rüzgar, kuruluk gibi hava şartları;deterjan, çözücü gibi kimyasallara maruziyet şeklindeki dış faktörlerin etkisiyle geçici ve bölgesel kuruluk oluşabilir.
    Yapısal kuru deri: Fizyolojik kuru deri birkaç şekilde olabilir.

    1. Frajil deri;kuru ve normal deri arasında yer alır, kadınlarda veya ince derili kişilerde görülür. Eritem ve rozase sıklıkla eşlik eder, eksternal ajanlara karşı duyarlılık vardır.
    2. Senil deri: Yaşlılığın önemli bir özelliği kuru deridir.
    3. Minor kuru deri (Kserosis vulgaris): Genetik orijinli olabilir, sıklıkla soluk tenli kadınlarda görülür. Özellikle yüz, ellerin üzeri ve kollarda ortaya çıkar.

    Bütün bu farklılıklar göz önünde bulundurularak deri bakımında prensip olarak üç temel uygulama kabul edilmektedir.

    DERİ TEMİZLİĞİ
    DERİNİN NEMLENDİRİLMESİ
    GÜNEŞTEN KORUMA

    TEMİZLEYİCİLER
    Deriyi sağlıklı ve iyi görünümlü tutmak için kir, sebum, ter, ölü hücreler, uygulanmış makyaj ve gün içinde deriyi kaplayan diğer dış partiküllerin uzaklaştırılması deri temizliğinin amaçlarını oluşturur. Modern toplumda deri temizliği sosyal bir ihtiyaçtır. “Cleansing- temizlik” sözcüğü “cleaning-yıkamak” sözcüğüne tercih edilmektedir. Çünkü deri temizliği daha hassas ve kozmetik bir işlemdir.

    Farklı endikasyonlarda önerilecek çeşitli temizleme yolları bulunmaktadır. Burada sosyal amaçlı deri temizliği anlatılacaktır. Temizleyiciler hazırlanırken, yağ ve diğer bütün sebase kaynaklı lipitik sekresyonları ortadan kaldırmanın ideal olduğu düşünülür ancak; serebrosit ve seramitler gibi deride aşırı su kaybını önlemede anahtar role sahip yapısal lipitler korunmalıdır. Lipitler üzerinde dengeli bir etki sağlamak için en önemli faktör, doğru surfaktanı seçmektir. Kötü formüle edilmiş temizleyiciler sadece deriyi kurutmakla kalmaz, sonradan uygulanacak nemlendiricilerin duyarlandırma riskini de arttırırlar (örneğin vit A içeren nemlendiricilere reaksiyon). Güçlü anyonik surfaktanlar kremlerin penetrasyonunu ve hassasiyet riskini arttıracaktır.
    Temizleyicilerde bulunan; deterjan, nemlendirici, köpükleyici, emülsifiye edici ve solubulizer fonksiyonları olan surfaktanlar (yüzey aktif maddeler) 4 çeşittir. Surfaktanların geniş bir pH aralığı vardır, bu nedenle derinin pH dengesini etkilerler. Deri pH'sı ortalama 5.3'dür (4-6.5 arası) . Temizleyicilere sitrik asit, laktik asit, limon suyu eklenerek asit pH sağlanabilir. Ayrıca; su , nemlendiriciler(gliserin, lanolin, bitkisel yağlar), koruyucu maddeler, koku ve renk maddeleri (bazı ürünlerde), stabilize ediciler, köpük arttırıcılar, katılaştırıcılar, antibakteriyel ajanlar, pH düzenleyici maddeler de temizleyicilerin bileşiminde yer almaktadır. Antibakteriyel olarak eklenen maddeler apokrin terleme kaynaklı kötü vücut kokuları ve diğer tıbbi endikasyonlarda önerilirler. Şeffaf sabunlarda gliserin içeriği fazladır. Ekzotik doğal meyve ve bitki içerikli temizleyicilerin tıbbi değeri tam olarak bilinmemektedir.
    Çoğu sabun ve deterjanlar alkali yapıdadırlar ve deri pH'sını arttırarak derinin fizyolojik koruyucu “asit mantosunu” bozarlar. Sodyum tuzları ve yağ asiti bileşiği olan klasik sabun veya tuvalet sabunu olarak bilinen temizleyiciler bu türdendir. Laboratuar ölçümlerinde alkali bir sabunla yıkanan deri pH'sının 2 üniteden fazla arttığı ve bu etkinin 4 saat devam ettiği gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda ise alkali sabunla yıkadıktan sonra 30 dak ile 2 saat arasında deri pH'sının normale dönebildiği gösterilmiştir. Ancak bazı insanlarda bu kısa sürelik değişim bile deride irritasyona yol açabilir. Deri pH'sındaki artış başta stratum korneum olmak üzere deri yüzeyinde belirgin sertleşmeye sebep olmaktadır. Ayrıca sık sık sabunla yıkamak, derinin normal florasını bozacağından, bakteri ve mantarların yerleşmesine sebep olabilir. “Sindet(sentetik deterjan)” adı verilen sentetik sabunlar(sabunsuz sabun)'ın pH'sı 5.5 (çoğu non-iyonik) olduğundan, deri pH'sını değiştirmezler.Kolayca arındırılabilirler bu nedenle tercih edilmektedirler.Sindetlerden başka günlük deri temizliğinde önerilecek diğer ürünler şöyle özetlenebilir:
    KREMLER: Balmumu –boraks türü temizleyici kremler, mayileşen temizleyici kremler, emülsiyon şeklindeki temizleyici kremler bulunmaktadır. Yıkamak gerekmeksizin silinerek deriden uzaklaştırılabilirler. Deriden sadece silinerek temizlenmeleri irritasyona sebep olabileceği için suyla yıkamak tercih edilmelidir. Nemlendirici gibi algılanmamalıdırlar.
    LOSYONLAR: Yağ alkolü içerirler, silinebilir veya durulanabilirler. Krem ve losyonlar makyaj çıkarmada ve kuru derili kişilerde katı partikülleri uzaklaştırmak için çok uygundurlar. Yağ çözücü emülsiyonlar olduklarından, bir yandan makyajı temizlerken diğer taraftan deri nemlendirici bir filmle örtülür . Normal ve yağlı deri için de geliştirilmiş şekilleri vardır. Krem ve losyonlar yıkamak şartıyla sebumu da temizlemektedirler.

    SIVI TEMİZLEYİCİLER:1950'li yıllarda işçilerdeki egzemalar için geliştirilmiştir. 1970-80' lerden beri el, yüz temizliğinde popüler olmuştur. Daha az irritan olduğu iddia edilen noniyonik surfaktan içerirler, nemlendirici etkili ve kolay durulanabilir olması diğer avantajlarıdır. Bütün vücut temizliği için de en iyi seçimdir, ancak pahalı olması kullanımlarını sınırlar.

    ABRAZİV TEMİZLEYİCİLER: İçine ilave edilen partiküllerle ölü stratum korneum hücrelerini fazla ovmaya gerek kalmadan kolayca uzaklaştırarak deride uniform ve düzgün bir yüzey sağlar .Temizleme anlamında diğer ürünlere bir üstünlüğü yoktur. Haftada bir kereden fazla kullanılmamalıdır.

    TEMİZLEYİCİ YÜZ MASKELERİ: Deri bakımı için şart değildir. Deriye ince bir tabaka halinde uygulandıktan sonra 15-30 dakika beklenir, çıkartılır. Diğer temizleyicilere üstünlüğü yoktur.

    Deri tipine göre kullanılacak olan temizleyiciler değişiklik gösterir. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

    KURU DERİDE TEMİZLİK
    Kuru deri için temizleyici kremler önerilmektedir. Bu ürünler deri yüzeyine parmakla yayılır, bir peçete yardımıyla deri yüzeyinden silinirler. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi suyla temizlenmesi tercih edilmektedir. Temizleyici kremler derideki makyaj ve kiri çözen bileşikler içerirler. İyi bilinen bir temizleyici olan “Cold krem” bu gruptandır. Daha modern ürünlerde hafif yapılı bir bileşikle sonlanan “sorbiton YA esterleri” gibi non-iyonik emülsifiyerler bulunur. Bunların avantajı seramid ve serebrosidleri etkilememeleridir. Bu nedenle kuru ve çok kuru deri için oldukça uygundurlar.

    KARMA DERİDE TEMİZLİK
    Karma derili kişilerde yağlı deri kuru deriye bitişik konumdadır (alın, burun yağlı, yanaklar kuru ). Bu olgularda, hafif bir suda yağ emülsiyonu temizleyici seçmek oldukça önemlidir. Böylece T bölgesindeki yağın fazlası alınırken, kuru alanlara da bir miktar lipit ilave edilmiş olur.
    Bazı vakalarda kuru deriyle birlikte sebum sekresyonu artmıştır (kuru sebore). Laboratuar şartlarında seboreik kişilerde deride transepidermal su kaybının arttığı gösterilebilir. Aslında bu gözlem sebumun deride su tutucu olduğu ve dolayısıyla deri nemini arttırdığı gerçeğiyle ters düşmektedir. Kuru deri aşırı sebumla kaplı olduğu için kuru görünmez; bu sadece sebumun kuru derideki hücreleri bir arada tutmasına bağlıdır , böylece kuru derinin karakteristik gri renkli kepekli görünümü azalmış olur.

    YAĞLI DERİDE TEMİZLİK
    Bunun için en iyi metot yağlanmayı daha da arttıran yağ, mum veya diğer süper yağlı herhangi bir ajan içermeyen basit bir surfaktan solusyon kullanmaktır.
    Yağlı deri temizleyicilerinin sebum ve kiri temizlemesi yanında derinin yeniden yağlanmamasını da sağlaması beklenir. Böylece temizlikten yaklaşık 3 saat sonra ortaya çıkan parlaklık ve yağlılık derecesini azaltır. Parlamayı azaltmak için iyi bir yol da yağ absorbe eden materyallerin ilavesidir, bunlar temizleyici silinip alınınca deri yüzeyinde kalır. Durulanarak temizleyen temizleyiciler için bu teknik sınırlıdır. Çünkü deri suyla durulanınca absorbe olan materyal tamamen yıkanmış olacaktır. Son zamanlarda, poliquaternium bileşikleri (ceraphyl 60) gibi deri yüzeyinin gerginliğini etkileyen maddeler (deri lipofobik olur) eklenerek daha modern temizleyiciler geliştirilmiştir. Sonuçta sebum deri yüzeyine yayılmaz oluklarda kalır, böylece parlak görünüm oldukça azalır. Bu sonuçlara göre sebum miktarı azaltılmadan sadece sebumun deri yüzeyindeki dağılımını etkileyerek de yağlı görünüm azaltılabilir.
    Gençlerde sık görülen sebore genellikle akne ile birliktedir.Bir yandan aşırı sebumu temizleyip, follikül ağızlarının açık kalması sağlanırken, diğer yandan seramid ve serebrosidleri de kaldırmadan derinin bariyer bütünlüğü korunmalıdır.
    Akne gelişiminde en önemli adım sebumda “P. acnes” kolonisindeki artıştır. Bu nedenle yağlı deride kullanılan temizleyicilere “hexamidin diisothionate” gibi antibakteriyel bileşikler ilave edilerek akne gelişimi engellenir. Bu sırada follikül ağzındaki sebumun temizlenmesiyle infundibulumda bakteri kolonizasyonu da azalmış olur. Yine de akılda bulundurulması gereken bir nokta ; en sofistike temizleyici bile (oily/acne prone skin) deri yüzeyindeki lezyonların hepsini tam olarak tedavi etmeyecektir, fakat yeni komedon oluşumunu engeller. Tedaviye yönelik olarak “Salisilik asit” gibi keratolitikler veya “benzoyl peroksit” gibi antibakteriyel ajanlar içeren losyon veya kremler geliştirilmiştir. Bunlar derideki lezyonları hızla azaltabilirler ancak; durulandıkları için, aktif maddenin deriye geçişine yetecek kadar bir süre deri yüzeyinde kalmazlar. Bu özellik tedavi etkinliğini sınırlar. Sonuçta iyi bir temizliğin sadece deriyi daha sonraki tedaviye hazırlayacağını söyleyebiliriz.

    NEMLENDİRİCİLER

    Nemlendiriciler tek başına ileri yaş veya ultraviyolenin etkisiyle oluşan deri yaşlanması sürecini önlemezler. Yine de deride görülebilir bazı olumlu etkileri vardır. Bunların arasında, deri kuruluğunun sebep olduğu hasarı önlemek; havadaki kir, toz ve diğer küçük partiküllere karşı deriyi korumak;geçici estetik düzelme sağlamak en önemlileridir.

    Tıbbi bir sorun olmadığında bile kuru deri çoğu kişiyi rahatsız eder. Derinin nemlendirilerek tedavisi için en kolay yol deri yüzeyine su ilavesidir. Bunun için birkaç teorik mekanizma söz konusudur :

    • Oklüzyon (kapalı tedavi)uygulamak
    • Hücrelerearası mesafede alanda lipit sentezine yardımcı olmak veya takviye etmek (Kolesterol, serbest yağ asitleri, seramidler, serebrositler bu amaçla kullanılırlar)
    • Humektanlar kullanmak
    • Deri bakımı ve deri sağlığının devamı için kullanılan nemlendiriciler ve diğer bütün ürünler kozmesötik olarak adlandırılmaktadırlar. Stratum korneum ve epidermis yapısı kozmesötiklere eklenecek uygun aktif maddelerle geliştirilebilir.
    • Oklüzivler (kapatıcılar, örtücüler); stratum korneumu kaplayıp, kapatarak TESK'i azaltırlar.Sebum ve deri yenilenmesi sırasında deri yüzeyindeki ölü hücrelerden ortaya çıkan lipit doğal okluzyon etkisi gösteren faktörlerdir . Tıbbi amaçla kullanılan en etkili oklüziv ajan ise sıvı ve katı vazelindir. Ancak, deride yağlı bir his duyusuna sebep olduğu için kozmetik olarak pek kabul görmez. Diğer oklüziv ajanlar içinde parafin, squalen, lanolin, soya yağı, üzüm tohumu yağı, susam yağı, balmumu sayılabilir. Doğal bir ürün olan ve koyun yününden elde edilen lanolin, stratum korneum lipitlerinden olan kolesterol içermesi ve daha fazla oklüzyon sağlaması nedeniyle önemlidir ancak kontakt duyarlandırıcı olduğu için nemlendiricilerin içinde yer alması istenmemektedir. Oklüzivler yıkandıktan sonra nemli deriye hemen uygulandıklarında daha etkilidirler.

    Oklüzivler deride tek başına uygulandığında çok yağlı bir his verdikleri için nemlendiriciler içinde emülsifiyer olarak yer alırlar. Yağ içinde su emülsiyonları çoğunlukla vazelin içerir ve yağlı bir his bırakırlar bu nedenle pek tercih edilmezler. Yine de el kremi olarak, çok kuru deride veya kış şartlarında kullanılmaktadırlar. Su içinde yağ emülsiyonları en sık kullanılan nemlendirici formlarıdır. Daha estetiktirler, losyon veya krem formunda olabilirler. Aşırı kuru veya aşırı yağlı deri dışındaki deriler için uygundur. Oklüziv ajanlar deri yüzeyinden su kaybını azalttıkları gibi pürüzsüz bir deri görünümü de sağlarlar. Ancak, sadece deri yüzeyinde bulundukları sürece etkilidirler.Ayrıca oklüzivlerle deri yüzeyinden su kaybını %40'dan fazla azaltmak mümkün değildir, bu nedenle su tutucularla birlikte kullanılmalıdırlar .

    Humektanlar stratum korneuma penetre olabilen ve burada yüksek oranda su bağlayan, suda çözünen maddelerdir.Atmosferdeki nem oranı %80'in üzerinde olduğunda çevredeki ve epidermisteki nemi çekme özelliğine sahiptirler Çevre nemi çok az olduğunda ise epidermis ve dermisteki suyu çekerek derinin daha da kurumasına yol açabilirler, bu nedenle oklüzivlerle kombine edilerek kullanılırlar. Su tutucular stratum korneuma suyu çektiklerinden hafif şişme sağlayarak derinin pürüzsüz görünmesini ve kırışıklıkların geçici olarak azalmasını sağlarlar. Nemlendiricilerde bulunan humektanları üç grupta sınıflandırmak mümkündür:

    1. Gliserin, propilen glikol ve sorbitol gibi küçük moleküllü bileşikler,
    2. Glikozaminoglikanlar (hiyaluronik asit ,mukopolisakkarit gibi) , elastin, kolajen gibi deriye penetre olamayan makromoleküller,
    3. Üre, laktik asit, glikolik asit, malik asit, piruvik asit fosfolipit gibi doğal nemlendirici faktörler. Çeşitli kozmetik ürünlerde bulunan lipozomlar fosfolipit yapısındadırlar

    İyi bir nemlendirici üründe oklüziv ve humektanlar bir arada yer almalıdır. Böylece kesin bir okluzyon yapmadan str korneumu nemlendirip su salınmasını sağlarlar. Su salınması anlamında % 85 su taşıma kapasitesine sahiptirler, böylece hızla bulundukları ortama vererek etkili deri esnekliği sağlarlar.İlk birkaç dakikada yumuşama en fazladır bu bizzat suya bağlıdır, su çekildikçe eski haline döner.Nemlendiricilerin gerçek etkileri uzun süredeki etkileriyle ölçülür bu da nemlendiricinin deri yüzeyinde humektanlarla sağlanan su tutma kapasitesiyle ilişkilidir.
    Nemlendirici içinde hastanın yaşı, cinsiyeti ,deri tipi, yaşam tarzı ve uygulanacak vücut bölgesine göre diğer bazı maddelerin bulunması da istenebilir.

    Alfa hidroksi asitler (AHA): Stratum korneumun alt kısımlarında korneosit adezyonunu azaltarak keratolitik etki göstermesi yanında, epidermal hücre proliferasyonunu da uyarırlar. Str korneumu incelterek daha esnek olmasını sağlar. AHA, GAG ve kollajen sentezini artırabilir. Derideki ince çizgilerde ve pigmentasyonda azalma yanında gergin ve parlak bir görünüm sağlar. AHA' lar güneşli mevsimlerde nemlendiriciler içinde düşük konsantrasyonda (%4) yer almalı ve gündüz güneşten koruyucular önerilmelidir. Vücut nemlendiricilerinde de AHA bulundurulmalıdır.
    Antioksidanlar ;UVR etkisiyle oluşan serbest oksijen radikalleri (SOR) teorik olarak deri yaşlanmasından sorumludurlar . “Antioksidan ağı” olarak bilinen beş antioksidan Vit C, Vit E, glutation, lipoik asit, koenzim Q10' dur. Vit C, Vit E gibi antioksidanlar SOR'nin yaptığı hücre hasarını engelleyebilirler. Dolayısıyla yoğun güneşlenme günlerinde, günlük bakım ürünlerinde güneşten koruyucular yanı sıra antioksidanlar gibi onarıcıların da yer alması gerekir. Vit C'nin antioksidan etkisinden başka, kolajen sentezi üzerine olan etkisinden dolayı kırışıklık oluşumunu önleyici olarak da önerilmektedir.
    Tretinoin metaloproteinazlar üzerinde inhibitör etki gösterir: Kırışıklığı azaltıcı, deri yapısını düzeltici, lentigo ve aktinik keratozu azaltıcı etkileri vardır.
    Güneşten koruyucular da nemlendiriciler ve diğer kozmetik ürünlere eklenmelidir.
    Bugün deri yaşlanmasının ana sebebinin güneş hasarı olduğu kabul edilmektedir Dolayısıyla nemlendiricilerin UVB ve UVA koruyucu içermesi gereklidir. Günlük kullanımda SPF 8 yeterlidir.
    Ekzotik maddeler: Allantoin, jelatin, vitaminler, proteinler, royal bee jeli gibi maddeler nemlendiricilerdeki diğer maddelere üstün bulunmamışlardır. Son zamanlarda östrojen tipi etkisi olan soya ve deriveleri ile yeşil çay da pahalı nemlendiriciler bileşiminde yer almaktadır. Sadece hayvan deneyi olduğu için bu konuda ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Bazı nemlendiriciler balinalardan elde edilen “spermaceti” adı verilen bir madde içerir, ancak Amerika'da yasaklanmış olan bu maddenin balina katliamına karşı olanlarca da kabul edilmeyeceği açıktır.

    Yüzeyde su bağlama ve salma kuru deri problemini çözmez, ancak internal su bağlama kapasitesi artmasıyla belirgin düzelme olur. Modern nemlendiriciler GAG sentezini uyararak epidermis ve dermiste su tutulmasını artırabilirler. Bu, formüldeki retinil palmitat gibi vit A deriveleriyle sağlanır. Uzun zincirli aminoşeker olan GAG'lar, ağırlıklarının pek çok katı kadar su bağlayarak deride internal su retansiyonunu artırırlar. Dış ortamın nem oranı da derinin su içeriğini etkileyecektir. Diğer taraftan günde 6-8 bardak su içmek derinin su miktarı için gereklidir, daha fazlasının ise bir katkısı olmaz, idrarla atılır.

    Nemlendirici Kullanım Prensipleri

    • Kuru derili kişiler yüzlerini sabunla sık yıkamaktan kaçınmalıdırlar
    • Nemlendiriciler deri temizlendikten sonra, daha nemli iken, nazikçe sürülerek uygulanmalıdır.
    • Uygulama sıklığı deri tipine göre düzenlenmelidir, kuru derililerde ihtiyaca ve uygulanan nemlendirici tipine göre günde birkaç kere uygulanır.
    • Soğuk havalarda su içeriği fazla olan ürünler sürülüp, hemen soğuk havaya çıkılırsa ıslak deride soğukta kuruma artacaktır. Soğuk, kuru ve rüzgarlı havalarda nemlendiriciler dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce uygulanmalı, yağlı kremler tercih edilmelidir.
    • Yüze uygulanan her ürün boyuna da uygulanmalıdır.
    • Yüz için nemlendirici etkisi olan ürünler vücut için de etkilidir, ancak daha geniş alanlar olduğu için krem ve pomat yerine uygulanması daha kolay olan losyonlar şeklinde üretilmektedirler.
    • Vücut nemlendirilmesinin banyodan sonra derinin su içeriğinin en fazla olduğu anda yapılması önerilmelidir.
    • Çok kuru derili kişilerde banyo sonrasında uygulanan vücut yağları etkili nemlenme sağlayacaktır.
    • Çalışmalar deri yüzeyine uygulanan kremlerin 8 saat sonra sadece %50'sinin bulunduğunu göstermiştir.
    • Gündüz kremleri güneşten koruyucu içermelidir.
    • Yüze uygulanan kremlerin göz çevresine uygulanmasından irritasyon riski nedeniyle kaçınılmalıdır.
    • Klasik bakım ürünleri lipit içeriği ve emülsiyon tiplerine göre 2 çeşit krem (gündüz, gece)içerirler. Optimum bakım elde etmek için her bir ürünün içeriği ve kullanma sıklığı, kişinin yaşı, deri tipi, mevsim ve iklim özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.

    Deri tiplerine göre nemlendirici seçimi:

    Kuru derili kişilerde sadece humektan içeren nemlendiriciler yeterli olmayacaktır. Okluziv etkisi fazla olan yağlı kremler uygulanmalıdır. Normal deride humektan da içeren su içinde yağ emülsiyonları uygun olacaktır.Yağlı deride soğuk havalarda oluşabilecek kuruluk dışında nemlendiriciye gerek yoktur.Eğer kombine deri söz konusu ise, “T” bölgesine çok gerekmedikçe nemlendirici uygulanmaz, yüzün kalan kısımlarına humektan içeren yağlı olmayan nemlendiriciler uygulanır.Yaşla birlikte derideki kuruma nedeniyle eskiden nemlendirici ihtiyacı olmayan kişilerde belli bir yaştan sonra gerekebilir.
    Mevsimsel değişiklikler de göz önünde bulundurulmalıdır.
    Hassas derili kişilerde nemlendirici içindeki koku maddeleri veya koruyucular duyarlandırıcı olabilir, bu kişilerde hipoallerjenik ürünler tercih edilmelidir.

    ULTRAVİYOLEYE KARŞI KORUMA

    Güneşten koruyucuların, güneşten koruma faktörü (SPF) değerinin yetersiz olması, güneşe çıktıktan sonra uygulanması, sadece bir kere sürülmesi veya miktarın yetersiz olması gibi yanlış kullanım örnekleriyle sıkça karşılaşılmaktadır. Kontrollü çalışmalarda 2mg/cm2 uygulanması gereken güneşten koruyucuların ancak 0.5mg/ cm2 uygulandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, kullanılan güneşten koruyucunun üzerinde yazılı olan SPF değerinin en çok yarısı kadar koruyucu olabileceği kabul edilebilir. Bugün deri yaşlanmasının ana sebebinin güneş hasarı olduğu kabul edilmektedir dolayısıyla, nemlendiricilerin UVB ve UVA koruyucu içermesi beklenir.

    Güneşten koruyucu kullanım prensipleri:

    • Kullanılacak üründeki UV koruma düzeyi amaca uygun olmalıdır. Günlük kullanım için en az SPF 15 değerinde güneşten koruyucu; deri tipi 1 ve 2 olanların ise 30 faktör kullanması gerekir.SPF 2-10 arası olan koruyucular minimal koruma sağlarlar.
    • Sadece deri tipi değil, bireysel özellikler de (evde, arabada, işte olma gibi) göz önünde bulundurulmalıdır.
    • Burun üzerine daha sık uygulanmalıdır.
    • Water-resistant (suya dirençli) koruyucuların etkisi suda 40 dakika süren aktivasyon sonunda bile devam etmektedir. Toplam 40 dakika yüzdükten sonra etkisi %25 den daha fazla azalmamış olmalıdır.
    • Waterproof (su geçirmez) koruyucuların etkisi, suda 80 dakika süren aktivasyon sonunda bile devam etmelidir.
    • Güneşten koruyucular gün ışığına çıkmadan en az 30 dakika önce sürülmelidirler.
    • Gün içinde güneşte kalma durumuna göre uygulama sıklığı 2 saate kadar kısalabilir. Yüksek koruma faktörlü ürünleri günde bir veya iki kez uygulamanın yetersiz olacağı akılda bulundurulmalıdır.
    • Camın UVA' ya karşı koruyucu olmadığı bilinmelidir.
    • Güneş koruyucuların Vit D sentezini engellemediği bilinmelidir.
    • Yüzün her tarafına, ellerin üzerine, dudaklara ve eşit oranda, yeterli miktarda uygulanmalıdır.
    • “sunblock” terimi güneşin tam engellendiği anlamı verdiği için FDA bu deyimin kullanılmasına izin vermeyecektir.

    FARKLI LOKALİZASYONLARDA DERİ BAKIMI

    YÜZ BAKIMI

    • Arındırma(tonik)
    • Nemlendirme
    • Güneş koruyucu
    • Kırışıklık önleyici
    • Antiseboreik, antiakne
    • Yaşlanma belirtilerini giderici bakım
    • Pigmentasyon giderici

    GÖZ ÇEVRESİ BAKIMI

    • Makyaj temizleyici
    • Kırışıklı önleyici
    • Morluk önleyici- giderici
    • Yorgunluk giderici
    • Torbaların tedavisi

    EL BAKIMI

    • Temizleyiciler
    • Sindetler, likit temizleyiciler
    • Yumuşatıcılar
    • Lanolin
    • Koruyucu tabaka oluşturan maddeler
    • Parafin, balmumu,selüloz, çinko oksit
    • Tedavi edici;
    • Allantoin, üre
    • Nemlendirici
    • Gliserin, propilen glikol, sorbitol, emülsifiyen, koruyucu ,parfüm,renk)

    AYAK BAKIMI

    • Temizlik
    • Tea tree oil içeren nemlendiriciler,
    • Antiperspiran
    • Antiseptik
    • Masaj
    • Pudra

    VÜCUT BAKIMI

    • Temizleme (sabun, scrub, kese, antibakteriyel, duş jeli)
    • Nemlendirici (üre, gliserin, vaselin, güneş sonrası nemlendiriciler )
    • Verjetürler
    • Sellülit tedavisi (incelticiler)
    • Göğüs bakımı, karın, kalça, uyluk bölgesi

  • Ağrısız Doğum

    Ağrısız Doğum

    Ağrısız DoğumHer anne adayı ağrı duymadan doğum yapmak ister. Ağrısız Doğum, rahim kasılmalarını, annenin ıkınmasını ve aktif atılımını etkilemeden, ağrının giderilmesidir.
    Doğum ağrısının azaltılması için birçok yöntem vardır. Bunlar; uygun açıklık oluştuktan sonra anneye damardan ağrı kesici ilaçlar vermek, rahim ağzını uyuşturmak ve epidural analjezi yöntemleridir.
    Bunlar içinde etkinliği en fazla olan ve en çok tercih edilen yöntem epidural analjezidir.
    Epidural analjezi, epidural alana lokal anestezik ve/ veya narkotik ilaçların verilmesiyle yapılan bir rejional ağrı giderme yöntemidir.
    Epidural blokaj, vajinal doğumda analjezi (ağrısızlık) amaçlı, sezeryan doğumda anestezi amaçlı kullanılabilir. Yani, ağrısız doğum yaptırmak amacıyla epidural kateter takılan hastada, her hangi bir sebepten dolayı sezeryana geçilmek gerekirse, kateterden yapılan ilaç takviyesiyle hasta narkoz almaksızın uyanık bir şekilde ameliyat olabilir.
    Epidural analjezi amacıyla verilen ilaçlar sadece ağrı duyusunu ortadan kaldıracak seviyededir. Bundan dolayı hasta ağrı duymaz ama dokunmaları duyabilir, yürüyebilir, karnındaki kasılmaları hissedebilir ve rahatlıkla doğum sırasında ıkınabilir.
    Epidural bölge, omurilik ve çevresindeki omurilik sıvısını saran kalın zarın (dura) öncesindeki bölgedir. Yöntem bir anestezi uzmanı tarafından uygulanır.
    Hasta oturtulur. İşlem yapılacak bel bölgesi önce antiseptik solüsyonlarla temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür. Daha sonra kateterin uygulanacağı aralık tam olarak tesbit edilir ve çok ince bir iğne ile uyuşturulur.
    Bölge uyuştuktan sonra epidural iğne ile epidural aralığa ulaşılır ve iğne içinden ince bir kateter (yumuşak bir plastik tüp) geçirilerek, epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkarılır ve kateter orada bırakılır. Kateterin dışarıda kalan ucu flasterlerle hastanın sırtı boyunca ve uç kısmı omuzda olacak şekilde sabitlenir ve daha sonrasında ilaçlar burdan yapılır.
    Hasta işlem sonrası rahatlıkla sırtüstü dönüp yatabilir, sırtında iğne ya da sert bir şey olmadığı için istediği gibi hareket edebilir.
    İlaç verildikten 15-20 dakika sonra tam olarak etkisi ortaya çıkar. Uyuşukluğun derecesi ilaca ve dozuna bağlıdır. Doğum ağrısını gidermek için verilen ilaçlarda genellikle uyuşma olmaz. Hasta karındaki kasılmaları hisseder, ancak ağrı duymaz. Rahatlıkla yürüyebilir, tuvalete gidebilir, doğum masasına kendisi geçebilir.
    Verilen ilacın etkisi ortalama 1-3 saat kadar yeterli olur. İlacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında kateterden ek dozlar verilebir.
    Doğum eylemi başladıktan sonra her hangi bir zamanda epidural kateter takılabilir. Burada önemli olan ilacın verilme zamanıdır.
    İlacın verilme zamanı hastanın primipar (ilk kez doğum yapacak olan anne) ya da multipar (daha önce doğum yapmış olan anne) oluşuna göre değişir. Bebeğin başı doğum kanalına yerleşinceye kadar ağrı kesici ilaçlar yapılamaz. Baş doğum kanalına yerleşmeden önce ilaç verilirse doğumun uzaması ve bebeğin başının kanala yerleşmemesi riski vardır.
    Uygun zamanda ve uygun dozda verilen ilaçlar, doğum kanalına yerleşmiş bebeğin hızla ilerlemesini ve doğum süresinin kısalmasını sağlar.
    Primiparda genellikle rahim ağzı açıklığı 5-7 cm. multiparda 2-3 cm. olduğu zaman ilaç verilebilir.
    Epidural Kateter Kimlere Takılamaz?

    Hastanın kabul etmemesi
    Kanama bozukluğu varsa
    Uygulama bölgesinde enfeksiyon, yanık olması
    Kalp ve dolaşım sorunu olması
    Nörolojik sorunların olması
    Epidural Analjezi-Anestezi Bebeği Etkiler mi?

    Epidural kateterden uygulanan ilaçların kanla direk teması olmadığı için bebeğe olan etkileri minimaldir. Bu uygulama ile bebeği etkilemeden annede mükemmel ağrı kontrolü sağlanır.
    Epidural Kateter Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
    Tansiyon düşmesi Baş ağrısı Bel ağrısı Yetersiz ya da tek taraflı ağrı kontrolü. Sinir hasarı Enfeksiyon Allerji İdrar yapmada zorluk
    Burada sayılan riskler, deneyimli uzmanlar tarafından uygulandığında son derece azdır. En sık görülen yan etki tansiyon düşmesidir. Bunu önlemek için işlem öncesi damardan yeterli miktarda sıvı verilmektedir.

  • Kadın ve erkeklerde erkek tipi saç dökülmesi

    KADIN VE ERKEKLERDE ERKEK TİPİ DÖKÜLME (ANDROGENETİK ALOPESİ)

    Halk arasında kellik olarak adlandırılan androgenetik alopesi, hem erkek hem de kadınlarda görülen genetik bir saç dökülmesidir. Erkeklerde görülen tipine erkek tipi dökülme, kadınlarda görülen tipine ise kadın tipi dökülme adı verilir. Ancak günlük konuşmada kadın veya erkek ayırt edilmeksizin erkek tipi dökülme olarak adlandırılmaktadır. Genetik bir dökülme şeklidir ve kalın koyu renkli saçların zamanla ince, ayva tüylerine dönüşmesi ile kendini gösterir. Bu şekilde olan dökülmenin tipik bir görünümü vardır:

    Erkek tipi (Hamilton-Norvood)

    Erkek hastalarda saçlı derinin ön çizgisinin yan kısımlarındaki saçlarda incelme şeklinde başlar. Buna bağlı olarak ön saç çizgisi yanlardan geriye doğru çekilir. Saçın ön kısmı, tepesi alına yerleşmiş üçgen şeklini alır.Daha sonra tepe kısmında dökülmeyle devam eder.

    Kadın tipi (Ludwig)

    Bu tipte saçın ön çizgisi normal halinde kalırken tepenin orta kısmı açılır.

    Kadınlarda ayrıca yılbaşı ağacı tipinde bir dökülme de görülebilir. Yılbaşı ağacı tipi dökülmede yine saçın tepe kısmı açılır fakat ön saç çizgisi kaybolmuştur.

    Androgenetik alopesi erkeklerin kabaca %50' sinde görülür. Erkeklerde ergenlik döneminde belirtiler görülmeye başlar.Kadınlarda görülen androgenetik alopesinin 2 farklı başlangıç yaşı vardır: Biri ergenlik dönemi, diğeri ise menapoz sonrasıdır. Menapoz öncesi kadınların yaklaşık %13' ünü etkilerken menapoz sonrası görülme sıklığı belirgin olarak artar. 70 yaşından sonra erkeklerin %80' i, kadınların % 42' sinde görülür.

    Androgenetik alopesinin nedeni nedir?

    Erkeklerde androjene bağlı bir özellik gösterir. Kıl kökü testesterondan daha güçlü olan dihidrotestesterona duyarlı hale gelir. Dihidrotestesteron, kılın büyüme evresi süresini kısaltır ve terminal kıl denilen kalın saçların ayva tüyü haline gelmesine yol açar. Erkeklerde görülen androgenetik alopesi çoğunlukla genetiktir. Erkeklerdeki androgenetik alopesi ile ilgili yapılan analizlerde, babada kellik olması halinde erkek çocuklardaandrogenetik alopesi görülme riski yüksek bulunmuştur.

    Kadınlarda sebebine dair daha az bilgi mevcuttur. Androjenlerle (testesteron) ilişkisi belirsizdir. Muhtemelen başka faktörler de yer almaktadır. Ancak androgentik alopesili bir grup hastada androgenetik alopesi ile hormonal bozukluk bir aradadır. Bu nedenle gerekli hastalarda hormonal testler de yapılmalıdır.

    Androgenetik alopesi temelde kozmetik bir problemdir. Psikolojik etkisinden başka saçın seyrelmesi nedeniyle güneş ışınları kafa derisine ulaşır ve güneşe bağlı hasara yol açar. Erkeklerde görülen androgenetik alopeside kalp krizi riski artmış olabilir. Bu tip dökülme, ayrıca prostat büyümesiile de ilişkilendirilmiştir.

    Androgenetik alopesi, teşhisi klinik muayene ile konulur. Bazen farklı saç dökülmesi tipleri ile karışabilir. Bu durumda saçlı deri biyopsisi ile teşhis doğrulanır.

    Androgenetik alopesi nasıl tedavi edilir?

    Androgenetik alopeside tedavinin 2 hedefi vardır: İlerlemeyi durdurmak ve yeni saçların çıkmasını sağlamak.

    Minoksidil: Minoksidil bir tansiyon ilacı olarak piyasaya çıkmıştır. Yan etki olarak saç çıkardığı görülmüştür. Kadın ve erkeklerdeki androgentik alopesi tedavisinde FDA tarafından onay almış ilk üründür. Sürme ilaç şeklinde kullanılır. Sprey ve köpük formu bulunmaktadır.

    Finasterid: Erkeklerde kullanım onayı olan, tablet şeklinde bir ilaçtır. Etkisi 6 aydan sonra değerlendirilebilir.

    Hormonal tedaviler: Bunların faydasına dair bilimsel veriler yetersizdir.

    Mezoterapi: bu tedavi şeklinde vitamin, mineral, minoksidil gibi damar genişletici ajanlar saç derisine enjekte edilir. Saçın dökülmesi durur ve var olan saçlar kalınlaşır. Mezoterapi ile ilgili yeterince çalışma bulunmamaktadır.

    Saç ekimi: Etkinliği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Uygun hasta seçimi ile sonuçları oldukça başarılı bulunmuştur.

    Diğer seçenekler:

    1. Aminoasitler: Özellikle sisteinin, büyüme faktörlerinin artmasına neden olduğu düşünülmektedir.

    2. Eser elementler: Çinko ve bakırın saçın beslenmesini arttırdığı ileri sürülmüştür.Androjenik alopesili hastalarda demir depolarının azalmasıyla ilgili çelişkili sonuçlar bulunmuştur. Demir eksikliği olmadan demir takviyesi yapılması ile ilgili yeterince kanıt yoktur.

    3. Vitaminler: Özellikle biotin ve niasinin saçın büyümesiyle ilgili etkileri ileri sürülmüştür ve saçın beslenmesi üzerine pozitif etkileri vardır.

    4. Proantosiyanidinler: Bu grupta prosiyanidin B de yer alır. Prosiyanidin B, antioksidan özelliklere sahip flavonoidlerdendir. Prosiyanidin B' nin, 6 aylık kullanımdan sonra erkeklerde saç sayısında önemli artışa yol açtığı gösterilmiştir.

    5. Millet seed (Darı tohumları): Darı tohumları silisik asit, aminoasitler, mineral ve vitaminleri içeren doğal bir üründür. Darı tohumu ekstresi, sistein ve kalsiyum pantotenat içeren ağız yoluyla alınan bir ilacın büyüme evresi oranlarını arttırdığı gösterilmiştir.

    6. Ginko bloba, aloa vera, ginseng, bergamot, hibiscus veya sorphora ile ilgili yapılmış bir çalışma yoktur.

    7. kafein: Bazı saç bakım ürünlerinde bulunur veandrogenetik alopeside ilerlemeyi durdurduğu ve saç çıkardığı ileri sürülmüştür. Ancak bunu kanıtlayan bir çalışma yoktur.

    8. Melatonin: Yapılan bir çalışmada kadın hastalarda androjenik alopesi veya yaygın dökülmede 6 ay boyunca sürme ilaç şeklinde uygulanan melatoninin faydalı olduğu gösterilmiştir.

    9. Düşük seviyelilazer tarağı: Çok az sayıda çalışma yapılmıştır. Faydalı olabileceği ileri sürülmüştür.

    10. Siyah yılan kökü: Östrojen seviyeleri üzerinde pozitif etkilere sahiptir. Kadın hastalarda menapoz sonrası şikayetler için kullanılır. Androjenik alopeside faydalı olabilir ancak bu konuda çalışma yapılmamıştır.

    11. Dihidrotestesteronu bloke ederek etki eden diğer ajanlar saw palmetto, beta sitosterol, yeşil çay veya polisorbat 60' tır.Androgenetik alopeside saw palmetto ile ilgili yapılan bir çalışmada saç sayısında anlamlı bir değişiklik gözlenmiştir.

    12. Amineksil. Minoksidile benzer bir mekanizmaya sahiptir ancak etkili olduğuna dair çalışma yoktur.

    13. Prostaglandin analogları: Damarlarda genişleme yoluyla etkili olabileceği düşünülmüştür.

  • Cilt sarkması ve kırışıklık tedavisinde, yeni ve etkin yöntem: ultherapy

    Yüz ifademiz birçok şey anlatır. Çoğu zaman yüzdeki kırışıklıklar için ‘tecrübe’, sarkma ve üzgün görünüm için ‘yorgunluk’ tanımı yapılır. Bunlara çözüm olarak ‘estetik cerrahi’ her zaman bir seçenektir. Ama şimdi yeni bir seçenek olarak, cerrahi uygulamaksızın yüz asma yöntemi olan Ultherapy ile, zamanın ve yerçekiminin ciltte yarattığı tahribatı önemli oranda düzeltmek mümkün olabilmektedir.

    Ultherapy ile 30 dakikalık tek bir uygulama sonunda meydana gelen ‘güzel’ görünüm, cildin kendi iyileşme sürecini kendisinin yaratması sonucu olarak, cilt altında yer alan bağ dokusunun güçlenmesi ile meydana gelmektedir.

    Ultherapy’nin işleyişi nasıldır?

    Diğer ultrason uygulama yöntemlerinde olduğu gibi, uygulama başlığı cilde temas ettirilir ve uygulamayı yapacak uzmanın çalışma alanını planlayabilmesi için cilt ve cilt altı dokusu Ulthera cihazının ekranında görüntülenir. Ardından aynı uygulama başlığı ile cilt yüzeyinin 4,5mm ve 3mm derinine odaklanmış termal (ısıya bağlı) hasar odakları oluşturulması yolu ile cildin bundan olumlu anlamda yararlanması sağlanır. Bu işlem sırasında cilt yüzeyi tahrip edilmez. Zamanla mükemmel bir sıkılaşmanın oluşması sonucunda doğal bir ‘yüz germe’ etkisi gözlenir.

    Uygulamanın diğer ameliyatsız yüz germe işlemlerinden farkı nedir?

    Ultherapy, odaklanmış ultrason teknolojisinin kullanıldığı ‘tek’ cilt yenileme (skin rejuvenation) yöntemidir.

    Güvenilir teknolojisi sayesinde ciltte tek bir uygulama ile etkili ve memnuniyet verici sonuçlara ulaşmak mümkün olmaktadır.

    Uygulama sırasında ve sonrasında neler hissedilir?

    Uygulama sırasında hissedilenler kişiye göre farklılık gösterse de, kişilerin uygulamada hissettikleri acı hissi anlık ‘iğne batması’ gibi tanımlanmaktadır.

    Uygulamanın hemen ardından kişi günlük yaşamına dönebilir. Dikkat edilmesi gereken herhangi bir durum bulunmamaktadır. Bazı kişilerde uygulama sonrası hafif kızarıklık oluşsa da, bu durum birkaç saat sonra normale dönmektedir.

    Ultherapy güvenli bir yöntem midir?

    Ultrason enerjisi tıpta yaklaşık 50 yıldan beri son derece güvenli şekilde kullanılmaktadır. Klinik çalışmalarda herhangi bir yan etkisinin olmadığı kanıtlanmıştır.

    Nasıl bir sonuç beklentisi olmalı?

    Uygulama sonrasında rejenerasyon (cildin kendini yenileme) süreci hemen başlar, ama hedeflenen belirgin sonuçları 60-90 gün sonra gözlenir.

    Amerikan FDA standartlarına göre, 10 hastadan 9'unda, yapılan kaş asma çalışmasında gözle görülür lift-up (kaldırma) etkisi tespit edilmiştir; bu etki sonucunda göz çevresindeki gevşeme ve göz kapağındaki kırışmada azalma meydana gelmiştir. Boyun ve yüz bölgesine uygulama yapılan kişiler daha sıkı, daha gergin ve daha kaliteli bir cilde sahip olduklarını ifade etmişlerdir.

    Bugüne kadar cerrahi müdahalelerde elde edilen dramatik sonuçlara denk sayılabilecek ama cerrahi olmayan bir yöntem yoktu. Ancak, bugün mükemmel bir germe ve lifting (yüz asma) yapabilen Ulthera teknolojisi önemli bir seçenek oluşturmaktadır.

    Kimler Ultherapy uygulaması için uygun adaylardır?

    Vücudunun herhangi bir yerinde, cildini gevşek ve sarkmış hisseden tüm kişiler Ultherapy uygulaması için uygun adaylardır.

  • Cilt sıkılaştırma için ilk ışık esaslı çözüm : titan

    Yaş, genetik özellikler, hızlı kilo değişiklikleri, gebelik gibi birçok etkene bağlı olarak, ciltte gevşeme ve sarkmaların oluşması doğal yaşamın bir parçasıdır. Kadın ya da erkek birçok insan için önem taşıyan bu sorunla ilgili olarak, cildi sıkılaştırıcı yöntemler üzerinde sürekli olarak araştırmalar yapılmaktadır.

    Cilt sıkılaştırmada kullanılan yöntemler nelerdir?

    Cerrahi müdahale, mezolifting, myolifting, oksijenterapi, LPG (derin doku masajı) gibi yöntemler uzun zamandan beri kullanılmaktadır.

    Ancak son dönemlerde, etki mekanizması yönüyle tüm bu uygulamalardan farklılık gösteren, TİTAN yöntemi denen ve oldukça etkin başka bir seçenek daha uygulanmaktadır.

    TİTAN uygulaması nedir? Estetik dünyasına getirdiği yenilikler nelerdir?

    TİTAN uygulaması, cerrahi olmayan, güvenli ve bir kızıl ötesi ışık kaynağı kullanımı ile cildi sıkıştırarak, yaşlılık izlerini geri çevirebilen bir yöntemdir.

    Estetik dünyasına getirdiği en önemli yenilik, sarkmış olan cildi sıkılaştırma yolu ile germe işlemini, cerrahi uygulanmaksızın, bir ışık kaynağı kullanarak yapan ilk sistem olmasıdır.

    Ayrıca, TİTAN uygulanan kişi, yüz bölgesi tedavi edilmiş olsa bile, uygulamadan hemen sonra rahatlıkla işine ve sosyal yaşamına dönebilmektedir.

    Etki mekanizması nedir? Yaşlılık izlerini nasıl geçiriyor?

    TİTAN, dermis’i (derinin alt tabakası) ısıtarak kolajenin çekmesini sağlar; ancak bu sırada epidermis’i (derinin üst tabakası) sürekli soğutarak korur. Buna ek olarak, TİTAN uzun dönemde kolajenin yeniden yapılanmasını uyararak hastaların daha genç görünümlü bir cilde sahip olmasına yardımcı olur.

    TİTAN vücutta hangi bölgelere uygulanabilir?

    Bu yöntem, yüz, boyun, karın, kalça ve kollar dahil olmak üzere, tüm vücuttaki gevşek ve sarkmış cildi sıkılaştırmak ve kaldırmak için kullanılabilir.

    En iyi sonucu verdiği bölgeler nelerdir?

    Tüm vücuttaki gevşemiş ve sarkmış olan ciltte genellikle iyi sonuçlar ortaya çıkmaktadır; ancak, karın, yüz ve submental (gıdı bölgesi) bölgede daha çarpıcı sonuçlar alındığı gözlenmiştir.

    En az kaç seans uygulanması gerekir?

    Genelde 2 seans uygulanır. Ancak, kişinin yaşına, cilt yapısına ve yanıtına göre değişmekle birlikte, 6 ay bekleyip gerekirse 3. uygulama da yapılabilir.

    Uygulanan bölgelerde etkisi ne kadar sürer?

    ABD’de ilk çıktığı tarihten beri kullanan doktorların verdiği raporlara göre, yaklaşık 1,5 yıl önce uygulanan ilk vakalarda TİTAN’ın etkileri hala devam etmektedir. Bunun ötesinde bir süre verilmesi şu an için gerçekçi değildir.

    Yaş sınırlaması var mı? Kaç yaşındaki kişilerde en iyi sonucu verir?

    Titan uygulaması için bir yaş sınırı yoktur; ancak, 60 yaş öncesi hastalarda daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Hastanın yaşının genç olması sonuçlar açısından önemli bir avantaj oluşturur.

    Erkeklerde de uygulanabilir mi?

    Sonuçlar açısından cinsiyetler arasında hiçbir ayrım yoktur.

    Yan etkisi var mı?

    Bilinen hiçbir yan etki yoktur.

    Kesinlikle uygulanmaması gereken kişiler var mı?

    Hamileler ve kanser tedavisi gören kişilere uygulanması önerilmez.

    Diğer yöntemlere göre avantajları nelerdir?

    Titan uygulaması:

    *Güvenli, rahat ve cerrahi olmayan bir yöntemdir.

    *Tüm bedendeki gevşek ve sarkmış cildi tedavi edebilir. *Uzun dönemli olarak kolajenin yeniden yapılanmasını uyarır.

    *Sürekli epidermal soğutma sağladığı için cilt sağlığı yönünden güvenlidir.

    Anti-aging yöntemleri içinde maliyet olarak sıralamadaki yeri nedir?

    Cerrahi uygulamaya göre çok daha ucuz olarak kabul edilebilir.

  • Radyofrekans -thermaclınıc

    Radyofrekans dalgalarının enerjisi ile ciltte sıkılaşma ve toparlanma sağlayan bir uygulamadır. Yurt dışında 4-5 yıldan beri kullanılan bu yöntemin en önemli özelliklerinden birisi ameliyatsız, acısız ve güvenli bir uygulama olmasıdır.

    Özellikle yüz germe ameliyatı için erken kabul edilen 35-45 yaşlar ve ameliyat korkusu hissedilen daha ileri yaşlarda, cildinde gevşeme ve sarkma görülen kişilerdeki elastikiyet kaybını gidermek için kullanılmaktadır. Çene altı (gıdı) bölgesinin toparlanmasında, bozulan yüz ovalinin sıkılaştırılmasında başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    THERMACLINIC tedavisi nasıl etkili olur ?

    Bi-polar başlık ile radyofrekans dalgalarının enerjisi uygulamanın yapıldığı bölgedeki cilt ve

    cilt altına gönderilir. Selektif (seçici) ısı etkisi ile ciltte kolajen yapımı uyarılarak zamanla yeni ve düzgün kolajen oluşumu sağlanır. Böylece cilt sıkılaşır, yüz ovali belirginleşir, daha genç bir cilt kalitesi elde edilir.

    THERMACLINIC uygulaması ne kadar sürer? Hangi bölgelere uygulanabilir ?

    İşlem süresi, yapılacak alanın büyüklüğüne bağlı olarak, 20 dakika ila 2 saat arasında

    değişir.

    Yüzde alın, göz çevresi, yanaklar, ağız çevresi, çene ve çene altı, boyun ve dekolte

    bölgesine uygulanabilir.

    Kaç seans gereklidir ve sonuçlar ne zaman görülür ?

    Seans sayısı ve hastaya uygulanacak tedavi yöntemi, hastanın ihtiyaçları ve istekleri

    doğrultusunda, doktor tarafından belirlenmelidir. Aslında bazı değişiklikler ilk seanslardan hemen sonra

    ayırt edilebilmektedir. Ancak görülebilir sıkılaşma ve şekillenme, uygulamadan sonraki 2-6 ay arasında

    giderek artan bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

    THERMACLINIC tedavisinin etkinliği ne kadar sürer?

    Tedavinin etkinliği varolan kolajeni sıkılaştırması ve altı ay içinde yeni kolajen yapımını başlatması şeklindedir. Yapılan klinik çalışmalara göre sonuçların yeterince uzun süreli olduğu ve bunun hastanın doğal yaşlanma hızına bağlı olarak değişkenlik gösterdiği bildirilmiştir.

    Güvenli bir yöntem midir?

    THERMACLINIC uygulaması mükemmel bir güvenlik kaydına sahiptir. Şu ana kadar ciddi ve

    kalıcı hiçbir yan etki bildirilmemiştir.

    Dermatolog doktorlar tarafından geliştirilen bu sistemin, ciltteki kırışıklıklar ve cildin

    toparlanması ile ilgili olumlu etkileri, yüzlerce hasta üzerinde yapılan klinik

    çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    Sonuç olarak denilebilir ki, kadınlar kadar erkeklerin de yararlanabildiği THERMACLINIC uygulamaları ile daha genç görünümlü, sıkılaşmış ve canlanmış bir cilde kavuşmak mümkün olabilmektedir.

  • Gençliğin ve sağlığın sırrı damarlarınızda

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma- platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir. Bu uygulama, kişiden alınan az miktarda kanın özel bir tüpte santrifüj edilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve bu işlem sonunda elde edilen az miktardaki “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma”nın (PRP), yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    PRP uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler ya da diğer adıyla trombositler, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda herhangi bir hasar oluştuğunda, kanımızdaki plateletler bu dokuda toplanarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı, bu hedef dokuya normal kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı daha hızlı ve güçlü bir şekilde başlar, daha çabuk sonuçlanır; çünkü, PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır.

    PRP'nin hedefi yara iyileşmesini sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derinin yaşlanması bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Deriyi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda temel olarak, vücudun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarının çeşitli yöntemlerle taklit edilmesi söz konusudur. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle deriye limitleri belli, hafif bir hasar verilir ve bu hasar deriyi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanılır. Bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar.

    Deriyi yeniden yapılandıran maddeleri ya da sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerini içeren dermokozmetik ürünler de benzer şekilde bir iyileşme sürecinin başlatılmasını sağlarlar.

    Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle PRP uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Yeni bir yöntem midir? Hangi alanlarda uygulanmaktadır?

    PRP uygulaması hücresel tedavinin uygulama alanlarından yalnızca biridir. Yeni bir yöntem değildir; dental (diş) implantlarla başlayan uygulama alanları estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yara tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır. Yakın bir gelecekte kronik ağrı tedavisinde, tendon hasarlarında, romatizmal yakınmalarda PRP kullanımına ait çok sayıda bilimsel çalışmanın yayınlanması beklenmektedir.

    Uygulama hangi yollarla yapılmaktadır?

    PRP uygulamalarının birçoğu RegenLab adıyla bilinen biyoteknoloji firması tarafından üretilmiş uygulama kitleri aracılığı ile hekimler tarafından yapılmaktadır. Uygulamalarda PRP ile hazırlanan maskeler kullanılabildiği gibi mezoterapi ve volüm arttırıcı tedavilerde de PRP kullanılabilmektedir.

    En genel tanımla estetik tıpta PRP yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölümlerinde;

    • Lazer / peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak,

    • Deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığın yeniden kazandırılmasını sağlamak,

    • İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak,

    • Saç dökülmesinde tek başına kullanmak veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisini güçlendirmek amacıyla uygulanabilir.

    PRP uygulaması bir tür kök hücre tedavisi midir?

    Kök hücre tedavisi veya hücresel tedavi, bir yaralanma veya hastalığı tedavi etmek amacıyla, hasar görmüş olan bir organa yeni hücrelerin tanıtılması anlamına gelmektedir.

    PRP uygulamasında ise, hasarlı dokunun onarımı için, onarımı başlatan ve uyaran bir faktör olarak plateletlerden yararlanılmaktadır; iki uygulama bu anlamda birbirinden farklıdır.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulaması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastanın kendisinden alınanlardır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyla yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur.

    İşlemden geçirilerek hastaya geri verilen plateletlere dışarıdan eklenen hiçbir şey söz konusu değildir. Bu nedenlerle PRP uygulaması güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Pratikte PRP uygulaması nasıl yapılır?

    Uygulamanın yapılacağı kişiden 2 ya da 3 tüp (16-23 ml) kan alınır, santrifüj cihazı aracılığıyla plateletleri ayrıştırılır. Ayrıştırılan plateletler kitteki tüpün içerisinde birikir ve PRP denilen kan ürünü ortaya çıkar. Bu ürün (PRP) dolgu ya da mezoterapi gibi yollarla deriye uygulanır.

    Uygulama sonrasında ortaya çıkan parlak ve canlı görünümle deriyi gençleştirici etkisi ayırt edilebilir.

    Bu tedavinin uygulanması ne kadar sürer? Özel bir koşul gerektirir mi?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir süre içerisinde, kolayca ve acısız biçimde uygulanır.

    Kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler bir laboratuvarda yapılabilir mi?

    PRP uygulamasında, kan alınmasından, dolgu, mezoterapi ya da maske uygulamasına kadar olan tüm işlemlerin, teknik ve hijyenik nedenlerle aynı yerde yapılması gerekir.

    Plateletler bizim kanımızda serbest halde dolaştığına göre neden yaşlanan dokuya kendiliklerinden girip bu süreci başlatmıyorlar?

    Aslında kan dolaşımı ile dokulara ulaşan plateletler bunu belirli ölçüde yaparlar. Ancak, genel olarak yaşlanmakta olan bir bedende bu tetikleme yeterli değildir. Bu nedenle plateletler yoğunlaştırılıp PRP haline getirilir ve hedeflenen dokulara, yüze, boyuna, ellere ve diğer alanlara uygulanır.

    Plateleletleri yoğunlaştırarak PRP elde etmek için tek bir yöntem mi vardır?

    Plateletlerin yoğunlaştırılması ile PRP elde edilmesi teknik olanaklarla ilgilidir. Öncelikle, plateletlerin bu zenginleştirme işlemi sırasında herhangi bir hasar görmemesi gerekir. Ayrıca, zenginleştirilme belli düzeyde olmak zorundadır, örneğin aşırı zenginleştirilmiş bir PRP işe yaramayacaktır. Bir hastadan elde edilen kan ürününü aynı hastaya geri vermek için etkinlik ve güvenilirliği onaylanmış ürün ve yöntemler kullanılmalıdır. RegenLab ürünleri, bu alanda etkinlik ve güvenilirlik testleri yapılmış, Avrupa Birliği ülkelerinde medikal gereç olarak onaylanmış, CE damgası taşıyan, tüm dünyada kullanılmakta olan ürünlerdir.

    PRP'nin mutlaka enjekte edilmesi mi gerekir?

    PRP mezoterapi ya da dolgu yöntemiyle deriye verilebildiği gibi, bir maske yardımıyla da uygulanabilir. PRP'yi özel bir kremin içine karıştırıp uygulamak da mümkündür.

    Maske de mezoterapi yöntemi kadar gençleştirici bir etki sağlar mı?

    Sağlar. Çünkü dolgu ya da mezoterapi yolu ile uygulanan PRP kolaylık sağlamak açısından kağıt bir maskeye emdirilerek de uygulanmaktadır, deriye ne yolla verilirse verilsin etkisini gösterecektir.

    PRP yalnız cilt gençleştirme amacıyla değil; iyileşmeyen yaralar, açık yaralar, çene implantları vb. birçok alanda da kullanılabilir.

    Uygulanacak PRP'nin belli bir dozu var mıdır? Ne kadarına ihtiyaç duyulur? Ne kadarı uygulanır?

    Burada doz aşımı gibi bir problem yoktur. Elde edilen PRP'nin tamamı kullanılabilir. Genelde bir mezoterapi kiti ile toplam 8 mililitre PRP elde edilebilir. Bu da yüz, boyun, dekolte bölgesi, kolların dışı, bacakların iç kısmı gibi alanların tamamında tedavi uygulamak için yeterlidir.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 ya da 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Beklenen etki toplam 3 ya da 4 uygulamadan, yani bir kür tamamlandıktan sonra gerçekleşir; kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkar.

    Bir kür ile elde edilen olumlu sonuçlar sonradan tamamen kaybolur mu?

    Kaybolmaz, ancak 3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürleri her 10-12 ayda bir tekrarlamak gerekir. Bu durumda uygulanan kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir. Yani, her 15 günde bir yapılacak 3 ya da 4 uygulamadan oluşacak bir kür, ortalama olarak her yıl tekrarlanmalıdır.

    PRP uygulamasının en önemli avantajı nedir?

    Sağlanan gençleştirici etkinin, dolgu ve benzer uygulamalarda elde edilen etkilerden farklı olarak, sadece belirli alanlara yoğunlaşmış olmaması, derinin daha büyük bir bölümüne yayılması ve daha kalıcı olmasıdır.

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP'nin olumlu sonuçları uygulanan kişiye ait olarak tümüyle kaybolup gitmez.

    Bu uygulamada istenmeyen etkiler söz konusu mudur?

    Hastaya kendi kanından üretilen bir materyal (PRP) verilmektedir. Yapılan işlem basitçe yara iyileşmesi sürecini başlatmak ve hızlandırmaktır. İstenmeyen bir etki ile karşılaşma olasılığı oldukça düşüktür.

    PRP uygulaması acı verir mi?

    PRP uygulaması, maske dışında, enjeksiyonla yapılır. Kan alınması esnasında duyulan rahatsızlıktan daha büyük boyutta bir acı hissi beklenmez. PRP ile mezoterapi uygulaması çoğunlukla derinin 1,5mm altına yapılır, deriye hacim kazandırmak için daha derin uygulama yapmak gerekir. Bu uygulamalarda dışarıdan sürülen anestezik kremler acı hissini önemli oranda engeller.

    PRP uygulamasının yapılmasında sakınca olan kişiler var mı?

    Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, kanser hastalarında bu uygulama yapılmamaktadır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Kozmetik amaçlı PRP uygulaması birçok beklentiyi karşılayacak üstün özelliklere sahiptir. Çünkü;

    • Uzun etkilidir,

    • Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır,

    • Kolay ve güvenli biçimde uygulanır,

    • Sadece yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler,

    • Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi “doldurarak” değil, “gençleştirerek” giderir.

    • İlk uygulamadan sonra ortaya çıkan parlak, sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir; bu nedenle ardışık uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin yığılması sağlanmalıdır.

    3 ya da 4 uygulamadan oluşan kürler her 10-20 ayda bir kez tekrarlandığında, kalıcı sayılabilecek kadar uzun süreli bir gençleştirici etki sağlanmış olacaktır.

  • Elektro – kriyoterapi

    Akne ve yara izleri, vücut çatlakları, bazı cilt lekeleri çözümlenmesi zor olan problemlerdir. Estetik tıp alanında bu konularla ilgili yıllardır farklı yöntemler geliştirilmiş ve uygulanmıştır:

    1- Lazer tedavileri (Er:YAG, Er:Glass, CO2 lazerler ve bu lazerlerin fraksiyonel formları)

    2- Diğer yöntemler (Dermabrazyon, Mikrodermabrazyon, çeşitli derinlikle uygulanan kimyasal peelingler vb.)

    Tıbbi ve kozmetolojik tedavilerde en iyi sonucu alma amacının yanı sıra, istenmeyen yan etkileri mümkün olduğunca azaltmak da çok önemlidir. Günümüzde seçilen tedavi yönteminin etkinliği kadar, yan etkisinin olup olmaması, “down time” dediğimiz iyileşme sürecinin mümkün olduğunca kısa olması önemlidir.

    Bu noktalar dikkate alınarak geliştirilmiş olan “ELEKTROKRİYOTERAPİ” yöntemi,

    akne ve yara izleri, vücut çatlakları ve lekelerde etkin ve farklı bir metoddur. Yaklaşık -32 derecede soğuk etkisinin, belirlenen sürelerde cilde uygulanması ile tedavi gerçekleştirilir. Bu metodun etkisi ciltte 2-4 mm derinliğe kadar ulaşabilir. Zaten ciltteki asıl canlılık ve destek görevini sağlayan kolajen yapı bu derinlikte yer almaktadır.

    Sıvı azot gazı (-196 derece nitrojen) kullanılarak yapılan geleneksel kriyoterapi (dondurma tedavisi) tıpta, dermotoloji alanında çok uzun zamandan beri kullanılmakta olan bir tedavi yöntemidir. Ancak, bu eski yöntemde hızlı soğutmanın yapıldığı alanın orta kısmı aşırı donmakta, yan tarafındaki sağlam cilt yeterince korunamamaktadır. Etki edilmek istenen derinlik kontrolsüz olarak aşılmakta, bu nedenle de istenmeyen yan etkiler (ülserizasyon, renk bozukluğu, skar-iz vb.) oluşabilmektedir.

    Uygulamalar Nasıl Yapılır?

    Lezyonun ya da problemli bölgenin büyüklüğüne ve şekline göre uygun başlık seçilerek, hekim tarafından belirlenn sürede cilde temas edilir. Tedavi esnasında çok kısa süreli olarak, “soğuk ısırığı” diye ifade edilen bir his oluşur. Bunu hissetmek istemeyen hastalarda, tedaviden yarım saat kadar önce uygulama bölgesine topikal anestezik kremler uygulanabilir. Tedavi sonrasında uygulama bölgesinde 3-4 gün sürecek bir kabuklanma olur ve hafif pembe renkte yeni bir cilt oluşumu başlar, yaklaşık 3-4 haftada cilt tümüyle normale döner.

    Cilt problemlerinin türüne ve derinliğine göre seans sayısı değişkendir, ortalama 1-6 seans arasında uygulama gerekebilir.

    “ELEKTROKRİYOTERAPİ” yöntemi ile bir çok cilt problemi tedavi edilebilmektedir:

    a) Skar (yara izleri) – keloid

    b) Akne izleri

    c) Stria (deri çatlakları)

    d) Cilt lekeleri

    e) Cilt kırışıklıkları

    f) Diğer dermatolojik problemler (Aktinik keratom, hemanjiyom, nevus pigmentosum ve diğer ben çeşitleri, siğil, seboreik keratoz vb.)

  • Aşırı terlemede ne yapmak gerekir?

    Bütün güzelliklerine karşın sıcağın bazı olumsuz etkileri de olmaktadır, bunların başında terleme gelir. Fakat bazıları, yaz ya da kış farkı olmaksızın, bu sıkıntıyı sürekli yaşarlar.

    “İnsanlarla tokalaşmaktan çekiniyorum, ellerim sürekli terliyor!”, “Bilgisayarda çalışırken elimi sürekli kurutmak zorundayım!”, “Çizim yaparken elimin altına peçete koymam gerekiyor!”, “Ayaklarım sürekli terlediği için bir başkasının yanında ayakkabımı çıkartamıyorum!”, “Yıllardır açık ayakkabı giymek isterim, ayaklarım terden çamur gibi oluyor!” şeklindeki yakınmalara sıkça rastlamak mümkündür.

    Ter bezleri vücutta en sık el, ayak, koltuk altı ve göğüste bulunmaktadır. Aşırı terleme (Hiperhidroz), ter bezleri tarafından olağandan yüksek miktarda ter üretilmesi durumudur. Bölgesel aşırı terleme, vücudun etkilenen yerine bağlı olarak, el, ayak, göğüs ya da koltuk altlarının sürekli olarak ıslak olması demektir. Bu durum kişiyi çalışma ortamında ve sosyal hayatta zor durumda bırakabilir, normal günlük aktivitelerinin sürdürülmesini zorlaştırabilir. Toplumda her yüz kişiden birinde görülür. Genellikle bir hastalıkla ilişkili değildir. Ailesinde aşırı terleme olanlarda daha sık görülür. Çoğunlukla çocuklukta ya da ergenlikte ortaya çıkar. Sıklıkla terin koku yaptığı zannedilir, ancak aşırı terlemenin koku yaptığı düşüncesi doğru değildir, gerçekte terin ciltte uzun süre kalması ile oluşan nemli ortamda gelişen bir bakteriden kaynaklanır.

    Aşırı terleme, tedavisi olmayan bir sorun değildir.

    Bölgesel aşırı terleme probleminde en başarılı sonuçların alındığı tedavi seçeneği BOTOX (Botulinum Toksini) enjeksiyonudur. Deri altına çok az miktarda enjekte edilen Botox, ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici bir süre için bloke ederek ter bezlerinin ter üretimini engeller. Botox, yapıldığı bölgedeki duyu sinirlerini etkilemez, yalnızca ter bezlerini etkiler.

    Terleyen bölgeye çok ince uçlu iğnelerle, sık aralıklarla uygulanır. Terlemenin en yoğun olduğu bölgeyi görmek için renk veren bir solüsyon sürülebilir. Uygulama en fazla yarım saat sürer. Enjeksiyon yapılan bölgede ağrı olmaması için bir lokal anestezik krem kullanılabilir ya da enjeksiyon bölgesi kısmi olarak uyuşturulabilir.

    Uygulamadan hemen sonra kişi günlük aktivitesine geri dönebilir. Uygulamadan sonraki ilk hafta içerisinde iyileşme gözlenir. Botox’un etkisi genellikle 7-12 ay sürer. Etki geçmeye başladığında yeniden uygulama yapılır.

    Terlemeye karşı alınabilecek kişisel bazı önlemler de vardır:

    *Serin tutacak giysiler seçilmelidir. İnce, bol, doğal pamuklu giysiler genellikle serin tutar. Ancak bunlar teri emerler ve ıslak kalırlar, gün içerisinde giysileri değiştirmek daha uygun olur. Sentetik giysiler hiç kullanılmamalıdır.

    *Deri ayakkabı ve pamuklu çoraplar kıullanılmalıdır. Spor ayakkabısı ya da hava almayan ayakkabılardan kaçınılmalıdır. Çoraplar sık sık değiştirilmelidir. Ayaklar mümkün olduğu kadar kuru tutulmalıdır.

    *Çalışma ortamı serin tutulmalı ve iyi havalandırılmalıdır.

    *Terlemeye yol açan yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalıdır. Bu durum herkese göre değişiklik gösterir, kişisel olarak saptanması uygun olur.

    *Gerginlik ve endişe oluşturan stresli durumlar herkes için genel bir problemdir. Gün içerisinde stresi azaltmanın yolları bulunmalı, aktiviteler daha dikkatli planlanmalı ve dinlenmek için zaman ayrılmalıdır.

    *Ter kokusu, kişisel temizliğe verilen önemle giderilebilir. Sürekli terleyen birisi için bu durum kolay olmamakla birlikte, etkili ve basit bir önlemdir.

    *Deodorantlar ve terleme önleyici antiperspirant kozmetik ürünler etkili olabilirler. Ancak bu ürünlerin etkileri gün içinde geçicidir ve uzun süre kullanıldıklarında deride tahriş oluşturabilirler.

  • Cilt lekeleri ve dövme silme tedavisi

    Teknolojik gelişmelere paralel olarak gelişen lazer cihazları estetik alanında mucizevi sonuçlar vaad etmeye devam ediyor. Lazer cihazlarında ışık istenilen kalıba sokularak, istenilen etki için kullanılmaktadır. Lazer teknolojisindeki son gelişmelerinden olan Q switched Nd YAG (Kalite anahtarlı) lazer cihazlarından spectra ile klasik dövme silme tedavilerinde sağladığı başarılardan farklı olarak diğer pek çok q switched lazerde bulunmayan özel modu sayesinde mikrosaniye süresince de uygulama yapabilmektedir. Bu mod ile beraberinde uygulanan özel karbon solüsyonu mikrolazer peeling efekti sağlamaktadır.
    Uygulama başlığından ayarlanabilen, 8 milimetre çapa kadar büyüyen robot kol cihaz ile geniş alanlarda 10 hertze kadar çıkabilen hız sayesinde, kısa sürede geniş alanları tedavi imkanı bulunmaktadır. Karbon peelingte kullanılan mod dışında, dört farklı başlıktaki dalga boylarındaki ışık ile aynı hız ve konforda farklı renklerde dövme silme, cilt leke tedavileri yapılabilmektedir.
    Karbon peeling’te ilk adım, cilt yüzeyinin karbon kremle örtülmesidir. Karbon kremi, gereken enerjinin, yüzeysel deride maksimum yükseklikte yoğunlaşmasını sağlamaktadır. Lazerin özelliğine göre, çok özel olarak hazırlanmış bu karbon krem, ani bir ısınmayla yüzeysel tabakayı karbonla birlikte buharlaştırarak kaldırmaya yardımcı olur. Bu bölgedeki etki kimyasal peeling ile elde edilen etkiye benzer olarak yüzeysel bir spyma işlemidir. Bununla beraber, lazerin hücre yenilenmesini sağlayan foto aktivasyon etkisi de gerçekleşir. Bu ciltte kollajen üretiminin tetiklenmesini sağlayarak elastikiyetinin gelişimine katkı sağlar. Uygulama 15 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanır ve günlük yaşantınızı etkileyecek bir durum oluşturmaz.
    Özellikle akne ve geniş porların tedavisinde kullanılan özel modda ise uygulanan karbon solüsyonu mikrosaniyelik atımlarla gözeneklerin içine iyice yerleştirilir ve bu noktalar hedef haline getirilir. Sonrasında yapılan nanosaniyelik atımlar ile bu partiküller tümüyle patlatılarak temizlenir. Uygulamadan hemen sonra ciltte fark edilebilen bir pırıltı görülmektedir.
    Karbon peeling, hiçbir yan etki olmaksızın, her mevsimde ve koyu ciltlerde yapılabilecek kadar emniyetli, hızlı, çabuk sonuç veren bir peeling etkisi gerçekleştirir. Yanık, yani kızarıklık ve kabuklanma oluşturmaz. Birçok peeling yönteminden farklı olarak Karbon Peeling yazın da rahatlıkla uygulanabilmektedir. Kısa ve konforlu uygulamadan sonra gündelik hayattan kopmayı gerektiren sorunlar yaşanmaz. Beklenen sonuçlar;
    Erken sonuçlar; Hemen tedavi sonrasında görülebilen pürüzsüzlük, parlaklık, birçok lekenin kısa sürede açılması, porların hemen sıkılaşma cevabı gözlenebilir.
    Daha sonra ise; lekelerin açılmaya devam etmesi, cildin sıkılaşmasının artması, kollajen üretimindeki artışa bağlı olarak ciltte sıkılaşma, toparlanma gibi etkiler görülebilecektir.
    Düzenli olarak ortalama 1-2 hafta aralıklarla, 5 seans şeklinde yapılan kürler ile ciltteki yağ dengesinin sağlanması ve akne tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Hormonal etkilere bağlı lekelenme olarak bilinen melasmada ise biraz daha uzun olmak üzere, ortalama 10 seanslık uygulama kürü ile iyi sonuçlar alınabilmektedir. Halen bu uygulama tedavisinde pek çok güçlük yaşanan melasmada en etkin yöntemlerden biri olarak kullanılmaktadır.