Etiket: Etki

  • Gebelikte ilaç kullanımı

    Gebelikte ilaç kullanımı

    Kadınların hayatlarının pek çok döneminde farklı ilaçlar kullanmaktadır. Ancak hamilelik sürecinde gebelikte ilaç kullanımı, çok özen gösterilmesi gereken, kadın hastalıkları ve doğum uzman hekimin sadece önerdiği ilaçların ve takviye edici gıdaların kullanılması şeklinde gerçekleştirilmelidir. Gebelikte ilaç kullanımı, gebelerin kendi kararlarına göre ilaç kullanmamaları gereken yoksa bebeğe ciddi zarar veren sonuçlar ortaya çıkabilecek bir süreçtir.

    Gebelikte ilaç kullanımı çok dikkat edilmesi gereken bir konudur.

    Gebelikte ilaç kullanımı ilk paragrafta da bahsedildiği üzere üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Amerika’da hastalık kontrol merkezinin 2007’de New York’ta 493 gebe kadında yaptıkları bir araştırma kadınların %72’sinin gebelikleri sırasında 48 farklı sınıftan ilaç kullandıklarını ve ortalama 3.8 reçete yazıldığını ortaya koymuştur. Benzer örnekler ingiltere ve hindistan’da farklı örneklemleri ile yaşanmıştır. Burada durum Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekiminin ve diğer uzmanlık dalları ile ilgili yönlendirdiği hekimlerin önerdiği ve reçete ettiği ilaçlar dışında hiçbir ilacın kullanılmaması gerekliliğidir.

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması konusunda FDA (Amerika Gıda ve Sağlık Departmanı) bebekte gözlemlenen fetal yan etkilere göre ilaçları 5 ayrı sınıfta incelemektedir.

    • Kategori A (A sınıfı): Gebelerde kontrollü çalışmalarda ilk 3 ay ( ilk trimester) ve diğer dönemlerde fetuse etki edecek herhangi bir risk bulunmayan ilaçlardır. Prenatal vitamin ve mineraller bu gruptadır.
    • Kategori B (B Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanları ile yapılan çalışmalarda fetal risk yoktur ancak gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar yoktur ya da hayvanlardaki etkiler gebelerde gösterilememiştir. Penisilinler ve Sefalosporinler bu gruplarda incelenmektedir.
    • Kategori C (C Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanlarından fetusa zararlı olan fakat gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar olmayan ilaçlar. Gebelikte alınan ilaçların çoğu bu gruptadır.
    • Kategori D: İnsanlarda fetal risk olduğuna dair kanıtlar vardır. Fakat beklenen yarara göre risk göz alınabilir.
    • Kategori X: İnsan ve hayvanlarda fetal riskleri belirlenmiş ve gebelikte kesinlikle kullanılmaması gereken ilaçlardır.

    Gebelikte bitki çayları ve gıda takviyeleri de ancakt doktor uygun görürse ve tavsiye ederse kullanılmalıdır.

    Tıbbi bitkiler ve takviye edici gıdalarda sistemik etki yaratıp fetüste ciddi yan etki oluşturabilecek etkilere sahip olabilirler. Bu sebeple yalnızca Kadın hastalıkları ve Doğum uzmanı hekiminizin önerisi ve tavsiyesi olan ürünleri kullanmalısınız.

  • Selülit ve kozmetik uygulamalar

    Selülit; yağ dokusunun, bağ dokusu içinde fazla miktarda yağ birikiminden kaynaklanan, özellikle de kadınların büyük bir kısmının muzdarip olduğu klinik bir durumdur. Selülit oluşumu mikrodolaşımın bozulması ve bağ dokusunun zayıflamasına bağlıdır. Selülitin belirtisi genellikle portakal kabuğu görüntüsünün oluşumudur. Selülit görüntüsünü iyileştirmek ve mikrodolaşımı arttırmak için farklı yöntemler geliştirilmektedir.

    Selülit tıbbi olarak hastalık olarak değerlendirilmemekle birlikte kozmetik açıdan önemli bir problemdir. Bu durum ergenlik dönemi sonunda oluşmaya başlayan normal fizyolojik bir durumken, kadınlar için hamilelik ve süt verme dönemlerinde artış görülen bir tablodur. Kilo alımı ile daha beligin duruma gelmekle birlikte zayıf kadınlarda da görülmektedir. Çoğunlukla kadınlarda görülmesinin nedeni dişilik hormonlarının, deri metabolizması üzerinde etkili olması sebebiyledir. Steroid sex hormonları deride, özellikle kalça ve baldırda yağ birikimine, sekonder selülit oluşumuna neden olur. Menapoz sonrası azalma ise yine bu hormonal mekanizma ile açıklanır.

    Selülit bilim dünyasında ciddi bir ilgi görmemekle birlikte kadınların büyük kısmının sorunu haline gelmiştir. Bu alanda yapılan kozmetik uygulamalar, mekanizmalar tam anlaşılmadan uygulandığında başarısız tedavi şekilleri ile sonuçlanır.

    Deri altı yağ dokusu hücreleri 50 mikrometre yarıçapında, içi %95 yağlı madde ile dolu hücrelerdir. Çok sayıda hormon taşıyan yağ hücreleri büyüdükçe bir araya gelen salkım görünümünde yağ loplarını oluşturur. Bunların arasında kapiller damarlar ve lenf damarları bulunur. Bu yağ hücrelerindeki büyüme ve genişleme burada yer alan damarlara baskı yaparak, sıvı geri dönüşü zayıflar ve dolaşım bozulur. Damarlardan ve lenf damarlarından sıvı doku içine kaçarak ödem oluşturur. Tedavide amaçlanan lipoliz işlemi trigliseritlerin küçük yağ asitlerine parçalanıp, hücreden atılması ve yeni yağ üretiminin engellenmesidir.

    Bu hücrelerin yüzeyinde bulunan adrenarjik reseptörlerden Beta reseptörlerin uyarılması yağ yıkımını, alfa 2 reseptörlerin uyarılması yağ yapımına neden olur. Bu nedenle tedavideki ana amaç beta reseptörleri uyarmak, alfa 2 reseptörleri de inhibe etmektir. Ksantinler beta reseptörleri uyaran, alfa 2 reseptörleri baskılayan, fosfodiesteraz enzimini inhibe eden maddeler olup kozmetik ürünler içersinde tedavi amaçlı bulunmaktadır.

    Selülit belirtilerinin azaltılması

    1-Değişik etkin madde ve bitkisel ekstrelerin kullanımı (oral yada topikal)

    2-Lokalize mekanik etki (masaj) , ısı ve enerji sistemlerinin uygulanması

    3-Hareketli yaşam ve gıda alımının düzeltilmesi şeklinde bir protokolle uygulanır.

    Birinci gruba giren çok sayıda etkin madde ve bitkisel ürünlerin çok azı için etkili olduğunu gösterir bilimsel literatür çalışması vardır.

    Hareketli yaşam tarzı ve spor yapılması, gıda alımının düzenlenmesi selülit oluşumunu azaltıcı etkisi herkes tarafından kabul edilen bir yöntemdir. Kilo verme ile yağ hücreleri küçülmesine rağmen doku tahribiyeti gerilememektedir. Bu nedenle tedavide en önemli yaklaşım, ideal kiloyu devam ettirme ve sporla bağ dokusu sağlamlaşmasını sağlamadır. Selülitli bölgeye masaj uygulaması ve bölgenin ısıtılması gibi uygulamaların da selülit belirtilerini azaltmada etkili olduğu bildirilmiştir.

    Selülit çimdik testi dediğimiz testle, kalça veya bacak iki el arasında yastık oluştıracak şekilde sıkıştırıldığında, deride tümsek ve çukurların derecelendirmesi yapılabilir. Sıfır derece; hem ayakta hem sırt üstü yatar durumda deri yüzeyi normal, çimdik testi yapıldığında saptanan durumdur. Bu durumun geriye döndürülmesi ve biriken sıvının uzaklaştırılması mümkündür. İkinci derece; sırt üstü yatar konumda deri yüzeyi düzgün, ayakta, çimdik testi yapılmadan bile belirgin görünümdür. Üçüncü derece ise; hem ayakta, hem sırt üstü yatar pozisyonda selülit görünümünün olmasıdır. Bu safhada hem mikrodolaşım bozukluğu, hem sıvı birikimi, hem de yağ sentezinde artış ve metobalizmasında bozulma vardır.

    Tedavide kullanılan ürünlere gelince bu alanda, ksantin türevleri (kafein, teofilin, teofilinasetik asit, aminofilin), retinoik asit türevleri, fitik asit ve tuzları, betülinik asit ve C vitamini, antiöstrojenik maddeler, niasinamid, bitki ekstreleri (Terminalia catappa, Polygala tenuifolia, Platycodon grandiflorum, Kochia scoparia, Hibiscus abelmoschus, Ruscus aculeatus, Cola nitida, at kestanesi, gingo biloba ekstresi, Gotu kola vb.) farklı basamaklarla etki ederek kullanılırlar.

    Topikal kullanılan bu ilaçların yanında, ağızdan oral yolla alınan ilaçlarda vardır. Deriyi kalınlaştırmak için N-asetilglukozamin, kollejen yıkımını yapan enzimin etkisini azaltmada C vitamini, Kollajen ve elastin liflere bağlanarak deri güçlenmesini sağlayan çinko ve manganez, deri kalınlaşmasına yardımcı olan aminoasitler( lizin, pirolin, sistein, glisin, metiyonin), karbonhidratın yağa dönüşümünü engelleyen hidroksi sitrik asit , barsakta yağı bağlayıp emilmesini engelleyen kitin, deri kanlanmasını arttıran gingo biloba, ginseng, bağ dokusunun oksitlenmesini engelleyen üzüm çekirdeği ekstresi vb maddeler farklı ticari adlı preparatlarla kullanılmaktadır.

    Selülit tedavisinde uygulanan cihazlı uygulamalarda, 1996 yılında yapılmış bir çalışmada deri yağ hücrelerinin küçültülmesi, lipolizin arttılırılması ile selülit belirtilerinin gerilediği gösterilmiştir. Enerji kaynağı olarak ultrasan, radyofrekans mikrodalga kullanımı ile deri altı yağ doku sıcaklığı 40 -41.5 dereceye kadar çıkartılmaktadır. Bir başka patentli çalışmada elektromanyetik dalgaların uygulanması ile selülit tedavisi yapılabileceği ileri sürülmüştür.

    ABD İlaç ve Gıda Birliği (FDA) selülit için kullanılan topikal kremlerin derinin yapısında ve fonksiyonlarında değişiklik yaptığı için ilaç olarak sınıflandırılmasının daha uygun olabileceği bildirilmekle birlikte bu konuda herhangi sınırlayıcı koşul bulunmamaktadır. Allerji riski nedeniyle aminofilin içeren preparatlar endişe ile izlenmektedir. Yine bunun yanında mezoterapi amaçlı uygulanan preparatlar, deri içine uygulandıkları için uzman hekim tarafından uygulanması gereken ürünler olarak incelenmelidir.

  • Prp tedavisi ve dermatokozmetolojide kullanım alanları

    Plateletten Zengin Plazma (PRP) kişiden alınan az miktardaki kanın özel bir kit ve santrifüj işleminden sonra elde edilen platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesidir. Bu hücrelerden salınan büyüme faktörleri hücrelerin onarım mekanizmalarını harakete geçirerek yara iyileşmesini sağlar. PRP uygulamasında, hedef bölgeye kan dolaşımı ile taşınabilenden çok daha fazla platelet ve büyüme faktörleri ulaştırılabilmektedir. Plazma içersinde konsantre olarak bulunan plateletler deriye enjekte edildiğinde, kollajen üretimi ve yeni kılcal damarların oluşmasını uyarmakta ve cildin kendini hızla yenilemesini sağlamaktadır. PRP işlemi hastadan kan alınması ile başlar, özel bir filtre ve 8 dakikada 3000 devir/ dakika ile santrifüj edilerek elde edilen serum; deriye mezoterapi ve dolgu yöntemi ile enjekte edilir. Yöntemin en önemli avantajı hastanın kendi kanından elde edilmiş olması ve alerji riski taşımamasıdır. Enjeksiyon yerinde plateletler ve beyaz kan hücreleri sinerjik bir etkiyle yoğun büyüme faktörlerinin serbest kalmasına neden olur.

    Plateletlerin içersindeki alfa ve kor granüllerden salınan büyüme hormonları, sitokinler, kemokinler ve pıtılaşma faktörleri hemostaz ve yara iyileşmesinde, doku yenilenmesinde en önemli maddelerdir. Bu büyüme faktörlerinin etki göstermesi için salınmadan önce aktiflenmesi gereklidir. Aksi taktirde hasarlanmış plateletler bu işlemde başarısızlıkla sonuçlanır. Plateletler normal kanda yaklaşık mm3 de 140000-400000 değerinde bulunur. PRP uygulamalarındaki farklı sonuçlar; kullanılan ekipman, platelet jeli aktive etmek için kullanılan protokol, hastaya ait faktörler, kullanılan hücre miktarı, farklı depolama zamanları olarak söylenebilir.

    Plateletlerin içeriğindeki büyüme faktörleri ile ilgili çok fazla araştırma yapılmaktadır. Hatta bazı büyüme faktörlerinin klinik olarak uygulaması mevcuttur.Bunun haricinde kozmetik içerikli preparatlarda da yer almaktadırlar.

    PRP tıbbi olarak 30 yıldır kullanılan bir yöntemdir. 1987 de açık kalp ameliyatını takiben kullanılmıştır. Günümüzde ortopedik girişimler, dental ve oral girişimler, plastik cerrahi flep kaydırma ameliyatları, kalp bypass ameliyatları anjiogenez gerektiren durumlarda kullanılmaktadır. Dermatolojide ilk kulanımları kronik yara, ülserler ve yanık bakımındadır. Son yıllarda kozmetik dermatoloji alanından yaygın olarak kullanıma girmiştir.

    BizleR PRP tedavisini, dermatoloji kliniklerinde;

    1- Yara iyileşmesinde

    2- Cilt gençleştirmede

    3- İnce çizgiler ve kırışıklıklarda

    4- Volümetrik doldurma işleminde

    5- Akne skatrislerinde

    6- Alopesi dediğimiz saç dökülmelerinde

    7- Selülitte

    8- Stria (deri çatlağı) tedavilerinde kullanmaktayız.

    Özellikle yüz ile ilgili yapılan lazer işlemlerinden sonra yara iyileştirmesini arttırmak ve etkili bir sonuç almak için tercih ediyoruz. Burada amaç, yaşlı ve hasar görmüş deriyi ve deri altı dokuları uyararak, yenilemek ve yeni deri üretimini sağlamaktır. Yapılan çalışmalarda nazolabial katlantı dediğimiz burun kenarından ağız köşesine uzanan oluk tedavisinde iyi sonuçlar gösterilmiştir.

    Özellikle akne nedeniyle muzdarip olan ve deriden çökük izleri olan kişilerde fraksiyonel lazerlerle kombine edildiğinde başarı oranları yüksektir. Melazma dediğimiz gebelik lekelerinde, içeriğinde yer alan TGF Beta 1 faktörünün melanosit dediğimiz renk hücrenin yapımını azalttığından, tedavide uygulama alanı vardır. Başlangıçta saç transplantasyonu sonrası güçlü ve dolgun saç büyümesi nedeniyle tercih edilen PRP, bugün birçok saç dökülmesi tipinde başarı ile uygulanmaktadır. PRP içeriğindeki VEGF8 ve PDGF4 maddeleri damar oluşumlarını kolaylaştırarak güçlü saç büyümesine sebep olduğu bilinmektedir.

    Deri yenilenmesinde kullanımında, tolarabilitesinin yüksek olması, deri üst düzeyde canlanma sağlaması, sağlanan bu etkinin uzun süreli olması, yeni ve doğal kollajen üretimini sağlaması nedeniyle PRP dermatologların sevdiği bir yöntemdir.

    PRP tedavisi kimlere uygulanmaz? Kritik düzeylerde platelet sayısı olanlarda, hemodinamik bozukluğu olanlarda, sepsis, akut ve kronik enfeksiyonlarda, fasial (yüz) malignitesi olanlarda, kronik karaciğer patolojisi olanlarda, antikoagülan tedaviler alanlarda PRP işlemini uygulamıyoruz.

    Alopesi areata, Androjenik alopesi, Telogen efflivium gibi saç dökülmelerinde gerek tek başına, gerekse mezoterapi ile kombine edilerek olumlu sonuçlar elde etmekteyiz. Cilt lekelerinde, lazer tedavilerine kombine ederek tedavi başarısını arttırmaktayız. Kırışıklık ve cilt gençleştirmede, tek başına, radyofrekans ve lazer ile birlikte, iğneli ve iğnesiz mezoterapi yöntemleri ile birlikte kombine edilen bu tedavi protokolleri ile cildinizin sağlıklı, parlak, deri elastikiyetinin sağlam, sarkma problemlerinin giderilmiş olmasını sağlıyabiliyoruz.

    Benimde içinde yer aldığım birçok Dermatoloji grup ve derneklerinin dermatolojik ve kozmetik uygulamalarda, sıklıkla tercih etmiş olduğu PRP tedavisinin uzman kişilerce yapılması, etkinlik açısından son derece önemlidir. Medyada bu uygulama ile ilgili görmüş olduğumuz yan etki ve komplikasyonlar, bu işlemin uzmanlar tarafından yapılması gerekliliğini hergün biraz daha ortaya çıkarmaktadır.

  • Prp ile gençleşme

    Prp ile gençleşme

    PRP (PLATELET RİCH PLAZMA)

    PRP Nedir?

    “Platelet rich plasma” platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması adı verilen yöntemin kısaltılmış adıdır. Bir kişiden alınan az miktardaki kanın (10-20cc) özel bir işlemden geçirilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın” yine aynı kişiye manuel veya “mezoterapi tabancası” denen özel bir cihazla geri verilmesi işlemidir. PRP vücutta enjekte edildiği bölgede iyileştirici ve tamir edici faktörleri salgılayıp dokuların yenilenmesine yardımcı olan bir sistemdir.

    PRP Uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler yani trombosit hücreleri, kanın pıhtılaşmasını sağlayan vücudumuzdaki hasarlı damarları ve diğer dokuları onaran büyüme faktörleri içeren hücrelerdir. Dokularımızda herhangi bir hasar olduğunda plateletler aracılığıyla onarım süreci başlar. PRP tedavisi uygulamasında, hedef bölgeye kan dolaşımıyla taşınabilenden çok daha fazla sayıda platelet ve içeriğinde bulunan büyüme faktörlerini ulaştırılabilmektedir.

    PRP İle Cilt Gençleştirme Nasıl Sağlanır?

    Derimizin yaşlanması, aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle cilt gençleştirme amaçlı uygulamalarda, vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize mikro düzeyde hasarlar veririz ve iyileşme sürecini tetikleriz. Bu hasar sonunda büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar. Dermo kozmetik ürünler de benzer şekilde derimizi yeniden yapılandıran maddelerin ve sentetik olarak elde edilen büyüme faktörlerinin aracılığıyla iyileşme sürecini başlatır.

    Plazma içinde konsantre olarak bulunan plateletler cilde enjekte edildiğinde bunların bünyesinde bulunan büyüme faktörleri, kollajen üretimi ve yeni kılcal damarların oluşmasını uyarmakta ve cildin kendini hızla yenilemesini sağlamaktadır.

    PRP İle Cilt Yenileme Prosedürü Nasıl Uygulanır?

    Platelet açısından zengin plazma elde etmek amacıyla özel bir filtre ve satrifüj kullanılır. Plateletlerin yaklaşık % 97’si ayrışır ve plazma içinde normalin 6 – 10 katı daha fazla konsantrasyona sahip olur.

    P.R.P prosedürü hastadan kan alınması ile başlar. Özel bir filtre ve santrifuj yardımıyla otolog beyaz kan hücreleri içeren platelet açısından zengin plasma hazırlanır. Son olarak platelet açısından zengin otolog beyaz kan hücreleri içeren plazma (PRP) tedavi bölgesinde cilde enjekte edilir. Enjeksiyon bölgelerinde plateletler ve beyaz kan hücreleri sinerjik bir etki ile yoğun şekilde büyüme faktörlerinin serbest kalmasını sağlar. Büyüme faktörleri kolajen ve hyaluronik asit üretimini arttırarak yaraların iyileşmesi, kırışıklık ve akne izleri gibi cilt problemlerinin önemli ölçüde giderilmesini, cildin yenilenmesini sağlar.P.R.P., dolgu enjeksiyonu veya mezoterapi şeklinde uygulanır.

    PRP Uygulaması Ne Kadar Sürer? Yaklaşık 30 dakikalık bir uygulamadır.

    PRP İle Cilt Yenileme Sadece Enjeksiyon İle mi Yapılır? Hayır, maske veye jel olarakta hazırlanması mümkündür.

    PRP İle Cilt Yenileme Hangi Durumlarda Etkilidir?

    – Estetik amaçlı uygulamalarda yüz, boyun, dekolte, eller, bacak içleri, kollar gibi vücut bölgelerine uygulanabilir.

    – Lazer-peeling gibi uygulamalardan hemen sonra, derinin hızla yapılanmasını sağlamak

    – Deride yllarca ultraviole ışınlarına maruz kalmanın sonucunda oluşan kırışıkların düzelmesi, çöküntülerin giderilmesi, esneklik ve parlaklığın kazandırılmasını sağlamak

    – İyileşmesi uzun süren yara, çatlak ve deri niteliğinin zarar gördüğü durumların kontrolünü sağlamak

    – Diabetik ayak dediğimiz şeker hastalığına bağlı bacak yaralarında

    – Yanıklar

    P.R.P Güvenilir Bir Cilt Gençleştirme Yöntemimidir? Hastanın kendisinden alınan kan steril ve kapalı bir kit yardımıyla kullanılır, bu nedenle PRP güvenilir bir uygulamadır.

    PRP nin Etkisi Ne Zaman Görülür? Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. 3 veya 4 uygulamadan sonra kalıcı ve belirgin bir etki görülür.

    PRP İle Cilt Gençleştirme Etkisi Kalıcımıdır? 15 günde bir yapılacak 3 veya 4 uygulamadan sonra 10-12 ayda bir tekrarlanırsa kürlerin etkisi kalıcı bir gençleştirici etkiye eşdeğerdir.

    P.R.P Yönteminin Avantajları Nelerdir?

    Diğer yöntemlerle sağlanan olumlu sonuçlar belli bir süre devam eder, ancak PRP’nin olumlu sonuçları tamamen uygulanan kişiye aittir kaybolmaz.

    – Kişinin kendi kan ürünü kullanıldığı için hiçbir alerji ve kanla bulaşan hastalık riski taşımaz ve ret sendromu yaşanmaz.

    – İyileşme süreci içeriği dolayısıyla çok kısadır.

    . – Dokuları onarır ve yeniler. Yeni kolajen üretimi, yeni damarsal gelişme sağlanır. Büyüme faktörleri ve hücreler arası ortamın yeniden yapılanması ile dokulardaki hasarlar giderilir ve taze dokular oluşturulur.

    – İçerdiği antikorlarla fizyolojik antibiyotiktir.

    – Hormonlar, vitaminler ve diğer tüm besinsel öğeler yönünden zengindir.

    – Uygulanışı kolay ve konforludur.

    Gerekli materyalin sağlanması çok kolaydır.

    PRP İle Cilt Yenileme İşlemi Ağrılımıdır? Hafif bir rahatsızlık hissi dışında ciddi bir acı hissedilmez ancak gerekli görülürse işlem öncesi lokal anastezik etkili kremler uygulanabilir.

    PRP Kimlere Yapılmaz? Platalet sayısı yetersiz hastalar ve kanser hastalarında yapılmaz.

    PRP, Kök Hücre İle Cilt Gençleştirme Tedavisi Anlamına mı Gelir?

    Bazı yazarlarca prp için kök hücre tedavisidir denmekle birlikte esasında farklılıklar vardır. Yani PRP kök hücre tedavisi ile başka bir tedavi şeklidir.

    PRP Saç Dökülme Tedavisi Olarak Kullanılır mı? Evet PRP tedavisi saç dökülme tedavisinde oldukca etkili olup genel olarak 1 hafta içerisinde etki görülmeye başlıyor.

  • Dövme ve cilt lekelerinin lazer tedavisinde yeni yaklaşım

    Dövme ve Cilt Lekelerinin Lazer Tedavisinde yeni yaklaşım

    Dövme renkli pigment maddelerinin derinin iç tabakalarına girerek burada geçici ya da kalıcı olarak yerleşmesidir. Makyaj, medikal, estetik aksesuar, geleneksel amaçlar ile hastanın isteğine bağlı yapılabildiği gibi kazalar ve ateşli silah yaralanmalarında kişinin isteğine bağlı olmadan da gelişebilmektedir.

    Cilt lekeleri deride Becker Nevus gibi doğuştan, melazma gibi hormonsal yada güneş lekeleri gibi çevresel faktörlerle gelişebilmekte ve ciddi estetik problemlere neden olmaktadır.

    Dövme ve lekelerin tedavisinde günümüzde lazer tedavileri özellikle Q swiched-anahtarlı lazerler altın anahtardır. Q anahtarlı lazerlerin temel etki mekanizması; birkaç nanosaniye kadar çok kısa uygulama süreleri ile deride oluşan güçlü ses dalgalarının dövme ve lekelerde bulunan kromofor adını verdiğimiz pigmentlerde yaptığı parçalama etkileridir. Lazer deride bu etkisini ”seçici foto-hasarlanma”(sadece pigmenteleri hedef alarak derinin diğer yapılarına en az zarar vermeleri) ile yapmaktadır. Pigmentlerde yaptığı bu parçalanma ile;

    Küçük pigment parçaları vücudun immün sistemi tarafından dokudan temizlenmektedir. (İmmün sistemin dokuda temizliği 3 hafta sürmektedir. Bu nedenle dövme ve lekelerde uygulamalar enaz 3 hafta ara ile yapılmaktadır. )

    Pigment maddelerinin bir kısmı lazer ile gaz formlarına dönüşerek dokudan atılmaktadır.

    Lazerle hasarlandırılmış dokunun dökülmesi sırasında da pigmentlerin bir kısmı deriden uzaklaştırılmaktadır.

    Lazerin yukardaki bu etkileri ilk seansta bile dövmenin ve lekenin görünürlüğünü azaltmakta tekrarlayan seanslar bunların silinmesini sağlamaktadır.

    Günümüzde Q anahtarlı kullanılan lazer sistemleri; Nd:YAG (1064 nm), KTP(532 nm) ve 585-650 nm dalga boylu lazerlerdir.

    Lazerlerin uygulanması sırasında pigmentelerin üzerindeki deride her atışta beyazlaşma ve pigmentlerde solma olmaktadır. Bu lazerin pigmentelerin üzerindeki deride yaptığı mikrohasara ve dermiste gelişen ödeme bağlıdır. Deride bu değişim aslında üst üste yüksek hızda uygulanan lazerin etkinliğini azaltmaz.

    Diğer taraftan bu yüksek ses dalgaları pigmentler çevresinde büyük boşluklar oluşturmaktadır. Bu lazerin pigmentlere ulaşmasını engellediği gibi ısının çevre dokulara daha fazla dağılmasını yani yan etkileri arttırmaktadır. Bu yan etki deride kontrol edilemeyen pigmentasyon değişimlerine, allerjik reaksiyonlara, pigmentlerde renk koyulaşmasına ve epidemiste soyulmaya neden olmaktadır.

    Q swiched lazerle oluşan hava balonları ve olumsuz etkisi

    Bu nedenle son yıllarda bu yan etkilerin azaltılması ve q anahtarlı lazerlerin etkinliklerinin arttırılması için Fraksiyonel ablatif lazerler birlikte kullanılmaktadır. Fraksiyonel lazerler deride istenilen derinlikte mikro-hasarlar oluşturmaktadır. Özellikle Fraksiyonel CO2 ve Erbium YAG lazerler bu amaçla kullanılan en etkin ve güvenilir lazerlerdir.

    Dövmenin olduğu deri alanına Fraksiyonel lazer kullanıldığında mavi oklarla gösterilen alanlarda mikro hasarlar oluşmakta. Bu hasarlı alanlarda pigment yoğunluğu azalmaktadır. Ayrıca mikro kanallardan Q anahtarlı lazer sonrası gaz, pigment ve dermal ödem çıkışı olmakta. Buda klinik cevabı arttırmakta yan etkileri ve iyileşme süresini kısaltmaktadır.

    Fraksiyonel ablatif lazerlerin dövmede ve lekelerde kullanım amacı;

    Dövme ve lekelerdeki pigmentlerin olduğu deri derinliklerine kadar fraksiyonel lazerler mikro-hasarlar yapmaktadır. Mikro-hasar ile pigmentelerin yoğunluğu azalmaktadır.

    A da sadece Q swiched sonrası deri ve pigmentlerde hasarı görülmekte. B de Fraksiyonel lazer sonrası Q swiched uygulaması ile pigmnet ve deri hasarı görülmektedir.

    Mikro-hasarlanma ile deride açılan mikro-kanallar Q swiched lazerlerin pigmentlere daha fazla ulaşmasını sağlamaktadır.

    Mikro-hasarlanma ile deride açılan mikro-kanallar Q swiched lazerlerin yan etkiye neden olan fazla basınç ve gazların dışarıya rahat çıkmasını sağlamaktadır.

    Fraksiyonel ablatif lazer ve sonrasında Q swiched lazer kullanımı ile lazer uygulaması sırasında ağrının daha az olduğu, lazer sonrası iyileşmenin daha hızlı olduğu, yan etkilerin azaldığı, klinik olarak pigmentlerin daha fazla kayboldukları, seans sayılarının azaldığı saptanmıştır. Çok renkli dövmelerde tedavi başarısının arttığı saptanmıştır. Özet olarak Fraksiyonel C02 lazer sonrası Q swiched lazer uygulaması daha yüksek klinik başarı sağlamaktadır.

    İlk olarak Fraksiyonel CO2 lazer dövme yada lekenin olduğu alana uygulanır.

    İlk olarak Fraksiyonel lazer uygulanmaktadır.

    Bundan 10-20 dakika sonra Q swiched Nd:YAG yada KTP lazer uygulanmaktadır.

    Sonra Q Swiched Nd:YAG lazer kullanılmakta

    Fraksiyonel ve Q Swiched lazer kullanımı sonuçları sağdaki son resim 3 seans sonrası

  • Güneş ve korunma yöntemleri

    Güneşin sıcak ışıkları bazılarımıza huzur verebilir, bazılarımız ise güneşli havalarda daha mutlu ve hiperaktif olabilirler ancak özellikle derimiz için tehlikeli de olduğunu defaiyetle söylemeyi kendim ve mesleğim adına bir borç biliyorum. Güneş ışınlarının %50'si görünür ışık, % 44'ü kızıl ötesi işınlar % 6'sıda UV mor ötesi ışınlardan oluşur. İşte bu mor ötesi ışınlar (UV) deri kanseri sebeplerinin en önemlisidir ve derinin erken yaşlanmasına da neden olur.

    UV-A derinin derin tabakalarına (dermis) ulaşıp yayılırken, UV-B derinin üst tabakasına (epidermis) zarar verir. UV-A yıl boyunca ve gün içinde değişik saatlerde , mevsimlerde ve hava koşullarında değişmezken , UV-B yaz aylarında ve yüksek rakımlı yerlerde daha yoğundur. Deri üst tabakamız yansıtma, dağıtma ve absorblama yollarıyla bu zararlı ışınların etkisinden bir miktar korunmaya çalışsa da ne yazık ki ozon tabakası delindiğinden beri derimizi bu canavardan korumak için bütün yöntemleri öğrenmeliyiz. Giysiler bizi ne kadar korurlar? %20-25 oranında koruyabilir ancak ipekli ve koyu renk giysiler çok az koruyucudur. Hava bulutlu diyenlere söyleyebilirim ki güneş ışınlarının %85'i bulutlardan geçer. Peki ama en etkin güneşten nasıl korunmalıyız;

    -Işınların en şiddetli olduğu 11.00-16.00 saatlari arasında güneşe çıkmamaya özen gösterelim. Gölgede oturalım. Şemsiye, şapka ve açık renk giysiler kullanalım. Mutlaka güneşten koruyucu kremleri kullanalım. Çocuklarda deri tipine bakılmaksızın yüksek faktör koruyucu kremler kullanalım.

    Bu ürünler ile ilgili dermatolog olarak size önerim; çoğu güneş koruyucu doğru ve yeterli miktarlarda kullanılmadığı için etkisiz olarak söylenirya ürünü etkin olarak kullanmak her şeyden önemlidir. Yetişkin bir insanda güneşten koruyucu ürün miktarı 2 mg/cm2 olduğundan, tüm vücut için yaklaşık 6 tam dolu çay kaşığı ürüne ihtiyaç vardır. Dermato-kozmetik bir üründe ürünün içeriğine göre uygulama şekli, uygulaman ne kadar süre sonra güneşe çıkılacağı , suya dayanıklılığı, ne kadar koruma sağlayacağı belirtilmiştir, mutlaka bakınız. Ürün raf ömrüne dikkat ediniz. Ve kapağını açtığınız bir ürünü 1 yıl içinde kullanınız. Hem UV-A hem UV-B filtresi içeren ürünleri kullanınız. Deri emilimi iyi, suya denize terlemeye buharlaşmaya sürtünmeye dayanıklı, etki süresi uzun ürünler her zaman tercihimdir. Koruma faktörlerine gelince FDA güneş koruyucu ürünleri SPF2-<15 : düşük, SPF 15- <30: Orta, SPF 30-50 : Yüksek , SPF 50+: En yüksek koruma sağlar şeklinde sınıflandırmıştır. Çocuklarınızda SPF50+ kullanmanız onların hassasiyeti ve güneşte kalma süreleri açısından bana göre son derece önemli.

    Size sık kullanılan bronzlaştırıcılar ile ilgili de küçük pratik bir bilgi vereyim. Uygulamadan 1 saat sonra renk değişikliği görülen bu ürünlerde 5-7 gün bu renk değişikliği devam eder. SPF 3-4 düzeyinde koruyuculuk vardır. UVA'yı az bir miktar absorbe edebilir ancak UVB'ye karşı koruyamaz.

    Sevgili okurlarım; güneşiniz bol ama UV korumalı olsun. Sağlıklı günler dileğiyle.

  • Fibroblast kök hücre tedavisi ile cilt gençleştirme

    Fibroblast kök hücre tedavisi nedir?

    Fibroblast kök hücre tedavisi, kişinin kendi deri hücrelerinden elde edilen, zamanın etkilerini geri çeviren, otolog fibroblast hücresel tedavi yöntemidir. Hücresel tedaviler, doku mühendisliğinin parçalarından biridir. Kök hücreler, bozulan bir dokunun rejenerasyonundan sorumludur.

    Otolog tedavi nedir?

    “Otolog tedavi “ kavramı, kişinin kendi doku hücrelerinin çoğaltılarak, sorun olan bölgeye yerleştirilmesini tanımlar. Örneğin geniş yanıkları olan hastalarda , sağlam deri alanından alınan dokular doku mühendisliği ile çoğaltılarak yanık alana nakledilmektedir. Buna karşılık heterolog tedavi , kişiden kişiye nakil demek olup daha çok organ naklinde tercih edilir.

    Kök hücre tedavisi hangi alanlarda kullanılır?

    Özellikle savaş, kaza ya da doğumda meydana gelen doku kayıpları, kronik ülserlere bağlı kapanmayan yaralar, akne skarları, suçiçeği izleri, dişhekimliğinde periodontolojik uygulamalar, kellik tedavisi , dudak dolgunlaştırma ve kırışık giderme amaçlı estetik uygulamalarda kültürde çoğaltılmış fibroblast tedavisi Avrupa ve Amerika’da sıklıkla kullanılan bir yöntemdir.

    Kök hücre tedavisinin avantajları nelerdir?

    · Kendi dokunuzdan üretildiği için doku reddi, alerji veya enfeksiyon gibi riskleri yoktur.

    · Hayvansal hastalık oluşturma riski yoktur.

    · Kalıcı ve uzun etkilidir.

    · Enjekte edildiği yerden başka yerlere kaymaz.

    Fibroblast kök hücre tedavisi nasıl uygulanır?

    Hazırlık aşaması:

    Cildin dış etkenlere en az maruz kalmış bölgesinden (genellikle kulak arkası veya kol içi) lokal anestezi altında steril şartlarda mercimek tanesi büyüklüğünde biyopsi alınır. Biyopsi taşıma solüsyonuna aktarılıp aseptik koşullarda soğuk zincir ile , hücre üretimi için Sağlık Bakanlığı’nca ruhsatlı laboratuara gönderilir.

    Herhangi bir alerjik reaksiyonu önlemek için , fibroblast üretimi hastanın kendi serumu ile yapılır. Bu nedenle biyopsi sırasında hastadan bir miktar kan da alınarak laboratuara gönderilir.

    Fibroblast üretim aşaması:

    Bu süreç, kişinin doku kalitesine bağlı olarak yaklaşık 4-6 hafta sürer.

    Uygulama aşaması:

    Kültüre edilen fibroblastlar yeterli sayıya ulaştığında hastaya klinikte randevu verilir. Mercimek tanesi büyüklüğünde deri parçasından 5-10 ml hacminde, 1 ml’de 10 milyon hücre olacak şekilde implant üretmek mümkündür. Bunun 1-2 ml’si ilk enjeksiyonda kullanılır. Geri kalan hücreler ise kademeli dondurma tekniği ile sıvı azot buharında saklanır.

    Hazır fibroblast kültürü, hekim tarafından cilt altına ince iğnelerle enjeksiyon yapılarak verilir. Uygulama , 3-6 hafta ara ile 3 kez tekrarlanır.

    Uygulama sonrası ilk etkiler ne zaman görülür?

    Kişiden kişiye değişmekle birlikte ilk etkiler, 2. Enjeksiyondan sonra, 4-6 haftada belirginleşmeye başlar.

    Uygulamanın etki süresi ne kadardır?

    Cilt dokusunda iyileşme süreci dereceli olarak 12 aya kadar artarak devam eder. Bu iyileşme uzun sürelidir ve 4-5 yıl kadar kendini korur. Hasta istediği takdirde saklanan kök hücreler tekrardan çoğaltılarak bu süre sonunda yeniden nakledilebilir.

    Uygulama sonrasında görülebilecek yan etkiler nelerdir?

    Geçici olarak yüzde şişlik, enjeksiyon noktalarında morluk , kızarıklık görülebilir.

    Fibroblast kök hücre tedavisi kimlere uygulanamaz?

    Hamileler üzerinde bir çalışma yapılmadığından , hamileler bu çalışmanın dışında tutulmalıdır. Ayrıca , önceden kanser tedavisi geçirmiş olanlar da bu çalışmaya uygun değildir.

    Fibroblast kök hücre tedavisinin diğer yöntemlere üstünlüğü nedir?

    · Dolgu maddeleri özellikle cilt kırışıklarında kısa vadede geçici bir dolgunluk sağlarken, otolog fibroblast kültürü, daha yavaş etki göstermekle birlikte nakledilen fbroblastların ürettiği kollajenin kalıcılığı uzun sürelidir, cilt dokusunu yeniden yapılandırır, daha doğal bir gençleşme etkisi yaratır.

    · Kişinin kendi dokusundan üretildiği için doku reddi, alerji, enfeksiyon gibi yan etki riski yoktur, güvenlidir.

    Kök hücre tedavisi ile PRP tedavisi aynı mıdır?

    Hayır, her iki uygulamada da kişinin kendi vücudundan alınan doğal malzeme kullanılmakla birlikte, iki yöntem birbirinden farklıdır. PRP tedavisinde, toplardamardan alınan kanın içindeki trombosit denilen pıhtılaşma hücreleri kullanılır. Bunların esas görevi akan kanı durdurmak ve sonrasında yarayı onarmaktır. Bu onarım için gereken uyarıcı faktörler, trombositlerde bulunur ve dolaylı şekilde kök hücreler üzerine etki ederek onların daha fazla kollajen üretmesini destekler. Fibroblast kök hücre tedavisi ise doğrudan doğruya belli bir alandaki kök hücre miktarının artırılması prensibine dayanır. İki yöntem farklı olmakla birlikte, her ikisinin bir arada kullanılmasında sakınca yoktur.

    Kök hücre tedavisinin mezoterapiden farkı nedir?

    Mezoterapi, rejuvenasyon amaçlı kullanıldığında vitaminler, hyaluronik asit ve doku toparlayıcı ürünler cilt altına zerk edilir. Bu ürünler doğal doku ürünü değildir, ancak deriyi besleyen maddelerdir. Klasikleşmiş bir yöntem olmakla birlikte, en önemli dezavantajı, alerji yapabilmesi ve etkinliğinin kısa sürmesidir. Kalıcı etki sağlamak için enjeksiyonların düzenli aralıklarla tekrarı gerekir.

  • Dikkat!!! Bebeğiniz Anne Karnında Herşeyi Kaydediyor!!!

    Dikkat!!! Bebeğiniz Anne Karnında Herşeyi Kaydediyor!!!

    Bebek anne karnında nasıl etkilenir?Elbette ki bebeklerin beyni bizim kadar karmaşık çalışmaz. İstekleri ve duygusal ihtiyaçları erişkinlerden çok daha basittir. 5.aydan itibaren bizleri duyarlar. Her söylediğimizi anlamaları mümkün değildir ancak zihinsel gelişimleri ses tonumuzu çok kolay ayırt edecek şekilde gelişmiştir. Ses tonumuzdan stresli veya gevşemiş ve mutlu olduğumuzu ayırt edebilirler.

    Ayrıca stres sırasında salgıladığımız hormonların onlara da ulaşması nedeniyle bu hormonların kendilerinle oluşan etkileri de öğrenirler. Huzurlu bir annenin salgıladığı hormonlar bebeklerimizde de gevşeme etkisi yaratır. Mutlu annelerin bebekleri mutluğun tadını bilirler. Devamlı stres altındaki annelerin bebekleri ise sürekli salgılanan stres hormonlarının yarattığı rahatsızlık nedeni ile kendilerini güvensiz bir ortamda hissederler.

    Dış dünyanın tüm etkileri bebeklere anneleri vasıtasıyla geçer. Sesler bile annenin bedenini geçtikten sonra onlara ulaşır. Bu aşamada en çok duydukları ses annenin kalp atımlarıdır. Tüm fonksiyonlarını yaşarken,tüm sesleri duyarken ve kendince tüm duygularını hissederken annenin kalp atım sesi sürekli onların yanındadır. Bebekler bir şekilde normal, sağlıklı ve mutlu olan kalp atımlarını ayırt ederler.

    Bu kalp atımları sayesinde uykuya dalarlar,oynarlar ve dinlenirler. İnsan beyni erişkinde olduğu gibi fetusta da çoğu bilgiyi sembolize ederek bilinçaltına koyar. Burada sakin bir kalp atışı sakinliği, güvenliği ve sevgiyi sembolize eder.

    Sakin atan huzurlu bir anne kalp sesi bebekleri sakinleştirdiğine göre, acaba bu sesler doğum sonrasında bebek bakımında da etkili olabilir mi? Bunun için bir çalışma yapılmış. Bebeklerin toplu odalarda bırakıldıkları dönemde yapılan bu çalışmada hastanedeki bebek odalarının birine her gün teypten sakin anne kalp atışları yayınlamışlar. Pozitif bir etki bekliyorlarmış ancak etki düşündüklerinden daha büyük olmuş. Bebekler daha fazla yemişler, daha fazla kilo almışlar,daha iyi solunumları olmuş, daha az ağlamışlar ve daha az hasta olmuşlar.

    Elbette kalp atımlarınız sizin elinizde olmadan artar veya azalır. Kalp atımımızı kontrol etmemiz zor. Ancak bunun kolay bir yanı var; duygularımız. Duygularımızı daha iyi anlayabilir ve onlarla daha etkili çalışabiliriz. Duyguların bedenimizde yarattığı etkilerle bebeğimizin gelişmekte olan beyninde pozitif ya da negatif yönde etkiler bırakırız. Bunu bilmek bile davranışlarımızı bir kez daha gözden geçirmek için yeterli bir sebeptir.

    Bebeklerin bilinçaltının daha anne karnındayken oluştuğu artık biliniyor. Bu yüzden gebeliğiniz sırasında siz farkında olmadan bebeğinizin karakteri üzerinde büyük etkiler bırakıyorsunuz. Bu etkiler bilinçli anne-babalarda pozitif olurken, diğerlerinde travmalar şeklinde bebeğinizin bilinçaltına yerleşiyor. Bu konu artık pre-natal yani doğum öncesi travmalar olarak inceleniyor. Hatta bu konuda uzmanlaşmış psikologlar bu travmaların minimumda yaşanması için anne ve baba eğitimleri veriyorlar. Çocuk psikologları çocuklarda oluşan sorunlarla ilgili çocuklar hakkında konuşurlarken, pre-natal psikologlar daha doğmamış çocuğumuzun pozitif gelişimi için çalışıyorlar.

    Tabii bu demek değil ki aklımıza gelen her heyecan dolu şeyde veya anlık streslerimizde bebeğimiz derhal negatif etkilenecek ve bu etki ömür boyu sürecek. Hayır bu böyle olmuyor. Günlük hayatın stresi karşısında salgıladığımız hormonlar da bebeğe geçerek onların yavaş yavaş bu değişimlere uyum sağlamasını sağlıyor. Yani bebeklerin anne karnında karşılaştıkları stressler onların yaşama uyumlarını kolaylaştırıyor.

    Negatif etkilerin bebekte ömür boyu kalıcı olabilmesi için şartlı reflekse dayalı öğrenme tekniklerinin etkili olması gerekir. Yani negatif etkilerin belli bir süre tekrarlanması sonucu bebeğin bunu öğrenmesi gerekir. Bu aşamada en fazla iz bırakan etki bebeğin istenmemesidir. Bebekler bir şekilde bunu algılıyor.

    Bir olayda bebeğin doğumdan sonra annesini emmediği görülmüş. Ne yapılırsa yapılsın bebek anneyi ve memeyi reddediyor ve asla emmiyormuş. Bu konularla yakından ilgilenen doktorunun aklına bir fikir gelmiş. Yeni doğum yapmış bir anneden bebeği emzirmesini rica etmişler.Bebek tanımadığı halde bu yeni anneyi derhal kabullenerek istekli bir şekilde memeyi emmiş. Konuyu araştırmak için doktor bebeğin annesi ile detaylı konuşarak hamilelik dönemin sorgulamış; herhangi bir enfeksiyon veya travma araştırdığında bulamamış.

    Ancak konu daha derinleştirildiğinde annenin aslında bebeği asla istemediği, gebeliğe hazır olmadığı ve tamamen eşinin zoruyla hamile kaldığı ve tüm hamileliğinden nefret ettiği ortaya çıkmış. Yani bebeğimiz tüm gebelik boyunca reddedilme duygularıyla büyüdüğü için zarar görebileceği düşüncesiyle kendisini istemeyen bu anneden kendini sakınmaya çalışıyor ve reddediyor. Bebekler işte bu kadar detaylı bir bilinçle doğuyor. Elbette bu bebek ve anne arasında sevgi dolu bir bağ kurulacaktı ancak bunun uzun bir zaman alacağı çok açık olarak bellidir.

    Evet,bebekler anne karnında öğrenirler hatta sizinle iletişim kurarlar. Bir çalışmada önce bir gürültü karşısında bebeklerin tekmelediklerini keşfetmişler. Oysa rahimde titreşim yaratan bir alet kullanıldığında bu cevap oluşmamış. Daha sonra önce gürültü, hemen ardından da rahimde titreşim yaratacak bu aleti kullanmışlar. Bebekler her gürültü ve ardından titreşimden sonra tekmeleyerek cevap vermişler.

    Bir süre sonra gürültü olmadan sadece titreşimler tekmeleme cevabını almak için yeterli olmuş. Bu çalışma bebeklerin anne karnında öğrendiklerinin bir kanıtı ancak öğrenebilmeleri için düzenli bir tekrar gerekiyor. Bu tekrarlar bebeğinizin bilinçaltında bazı etkiler bırakıyor. Bu yüzden erişkinlerde saptanan aşırı korkular, takıntılar gibi bazı davranış bozukluklarının araştırılması aşamasında anne karnı ve özellikle doğum anına kadar inilebiliyor.

    Yine bir çalışmada sigaranın bebek davranışları üzerindeki etkisi araştırılırken annenin her sigara içmeyi düşündüğünde bebekte gerginlik hali saptanmış. Bu durumda bebeğin kalp atışları hızlanıyormuş. Bu gerginlik daha anne sigara içmeden yani sadece sigara içmeyi düşündüğünde bile oluşuyormuş. Elbette bebek annenin sigara içip içmediğini göremez ama beyni yeterince geliştiğinden sigara ve kendinde yarattığı negatif etkiler arasındaki bağlantıyı kurabilir.

    Bunu kanda düşen oksijen seviyesinin annede yarattığı kötü etkilerden bilir. Daha da kötüsü bebek üzerinde oluşan psikolojik etkiler çok önemlidir. Kronik bir belirsizlik ve korku yaşar. Bu acı verici olayın ne zaman ve ne şiddette olacağını yaşayana kadar bilemez. Tekrarlanan bu ve benzeri negatif olaylar onda derin bilinçaltına yerleşmiş şartlı gerginlik-sinirlilik sendromu yaratır. (Belki de bu yüzden bebeklerimizin bazıları doğar doğmaz huysuz ve huzursuz bebek damgası yiyor olabilir mi?)

    Bu bilgilerin en güzel yanı şartlı öğrenmeyi pozitif yönde kullanabileceğimizdir. Bilinçli bir aile tüm bu farkındalıklarla bebekleri üzerinde kalıcı pozitif etkiler bırakabilirler. Buna en güzel örnek bebeğin anne karnında müzik dinlemesi ve öğrenmesidir.

    Anne karnında sakin müzik dinleyen bebekler bu müzikle rahatlarlar ve bu müziği öğrenirler. Doğum sonrasında da ne kadar gergin ve ağlayan durumda olurlarsa olsunlar bu müziğe gevşeme ile cevap verirler.(Bizde eğitim alan ailelerimizde bu tür tecrübelere çok rastladık. Burada önemli olan aynı müziğin tekrarlanmasıdır.)

    Bir müzisyene röportaj sırasında müzikle ne zaman ilgilenmeye başladığını sorduklarında anne karnında başladığını söyleyince açıklamasını istemişler. Piyanist olan bu kişi önüne hiç çalmadığı bir parça gelmesine rağmen daha nota sayfalarını açmadan bu parçanın notalarını görebildiğini ve hatta anında çalabildiğini farketmiş. Daha sonra bu konunun üzerine gittiğinde araştırmaları anne karnındaki yaşamına kadar gitmiş. Kendisi gibi piyanist olan annesinin ona hamileyken sürekli bu parçayı çaldığını öğrenmiş.

    Buna benzer bir olayı geçenlerde bir hastamdan dinledim. Anne karnında öğrenme konusunu açtığımda bana ilk çocuğu hakkında yukarıdakine benzer bir olay yaşadığını heyecanla anlattı. Hamileliği sırasında bebeğine dinlettiği ancak daha sonra bir daha hiç çalmadığı bir parçayı çocuğu 4 yaşlarına geldiğinde kendiliğinden söylemeye başlayınca çok şaşırmış. Çocuğu bu parçayı hiç dinlemediği halde ezgilerini tam olarak söylemesinin anne karnındaki öğrenme etkisiyle olduğuna çok emindi.

    Pozitif etkilenime bir örnek de annenin kendini güvende hissetmesidir. Güven gerek hamilelikte gerekse doğum sırasında annelerimize verilebilecek en değerli hediyedir. Sevilen, değer verilen ve korunduğunu hisseden annedeki pozitif etkilerin tümü bebeğe hem doğal olarak geçer hem de bilinçli olarak verilebilir. Kendine güvenli ve sıcak bir ortam yaratan anneler duyguları, hayalleri, rüyaları ve düşünceleriyle oluşturdukları pozitif etki sayesinde bebeklerinin ileri yaşamdaki hayatını etkiler.

    Bu aşamada anneyi etkileyen her şey bebeği de etkiler. Gebelik sırasında karşılaşılan en büyük sorun eşini reddeden,değer vermeyen ve gebeliğin tüm sorumluluğunu anne üzerine yükleyen bir baba adayıdır. Bu kavram babaya bebeğin karakterinin gelişiminde daha anne karnındayken büyük bir sorumluluk yükler. Onlardan beklenen görev aslında çok ta büyük değildir; anneye sevgi ve güven vermek, bebekle iletişim kurmak. Bebekle erken kurulan ilişki anneye güven ve sevgi verir, bu da bebekte pozitif etkilein başlangıcı demektir.

    Artık bebeklerin bağ kurulması halinde babalarını da daha anne karnındayken tanıdığını biliyoruz. Bununla ilgili okuduklarımızın yanı sıra kendi hastalarımızda yaşadığımız tecrübeler de baba-bebek ilişkisinin anne karnında sağlanabileceğini bizlere ispatlıyor. Yani bebekler anne karnındayken bile ona sevgi veren, onunla konuşan babalarını doğumun ilk dakikalarında bile sesinden tanıyabiliyorlar.

    Doğumdan sonraki ilk dakikalarda bile bebekler babalarının sesini tanıyabiliyorlar. Bu da onlarda “güvendeyim” hissini yaratıyor. Bu yüzden doğumdan sonraki dünyayla tanıştığı ilk dakikalarda bebeğin kendini güvende hissetmesi açısından mutlaka anne kucağı ve sesiyle ilişkisi hayati bir öneme sahiptir. Annenin bunu sağlayamadığı durumlarda (sezaryen, bayılma gibi) bu görevi babanın üstlenmesi gerekir.

    Erken kurulan bu baba-bebek bağı babada kendine güven ve geçmişten gelen negatif etkilerin silinmesi açısından önemlidir. Ayrıca erken kurulan bu bağ sayesinde doğumdan sonra özellikle saygı ve değer görme açısından erkek arkadaşlarıyla sık sık dışarda vakit geçirmeye meyilli babalarda bu kısırdöngü kırılır. Bebeğine vakit ayıran, onunla iletişim kuran, sorumluluklarının farkında babalar haline gelirler.

    Evet,bebekleriniz anne karnındayken sizlerle ilişki kurmaya çalışıyorlar. Sizlere seslerini duyurmak için kelimelerden çok hareket kabiliyetlerini kullanıyorlar. Çok yorulduğunuzda dinlenmenizi istiyorlar.Bunun için oynamayarak tepki veriyorlar. Yüksek sesli kötü bir müzikte aşırı oynayarak rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Huzurlu olduğunuzda sakin hareketlerle size eşlik ediyorlar ve kendilerini sevgiyle hissettiriyorlar. Aç kaldığınızda sessizlikle tepki vererek sizi yemek yemeye teşvik ediyorlar. Ve daha bilmediğimiz kimbilir neler yapıyorlar.

    Anne karnında bebeklerin ihtiyaçları büyüklerinki gibi karmaşık değildir. Tek istedikleri sevildiklerini hissetmek, güvenli bir ortamda olduklarını bilmektir. Kendinizi 9 ay bir odada duygusal, dokunsal ve sosyal tüm ihtiyaçlarınızın karşılanamadığı bir ortamda hissedin. Kendinizi terk edilmiş gibi hissedersiniz. Sağlığınız ve sosyal yapınız yavaş yavaş bozulur. 9 ay sonra ne kadar negatif etkileneceğiniz apaçık bellidir. Bebekler yeterince iletişim kurulmadığında kendilerini aynı durumda hissederler.

    Bunu engellemek için sizden çok basit bir şey isterler;onlara dokunmanızı ve onlarla konuşmanızı. İnanın bu kadar basit bir iletişimin etkilerini bile daha doğumun ilk dakikalarında keşfedeceksiniz. Bebekleriniz sizin sesinizi ve kalp atımlarınızı hissettiği andan itibaren güvenilir bir dünyaya adım attıklarını yürekten hissedecekler, hayata daha bir pozitif destekle başlayacaklar.

    Bebeklerimize daha doğmadan saygı duymamız ve kendi yaşamımızı düzenleyerek onların anne karnındaki huzurunu arttırmamız gerekiyor.Anne karnı,doğum anı ve ilk 3 yaşda bebeğiniz üzerindeki etkileriniz onların geleceğini belirleyecektir.

    Dünyaya gelişinin ilk dakikaları ama gözlerine dikkatli bakarsanız ne kadar anlamlı baktığını fark edeceksiniz.Etrafını algılamaya çalışıyor.Doğar doğmaz annesinin kucağıyla buluştuğu ve annesinin sesini devamlı duyduğu için kendini güvende hissediyor.Ağlamaya ihtiyaç duymuyor.

    BEBEKLERİNİZLE DAHA HAMİLEYKEN KURULAN SEVGİ DOLU BAĞLAR ONLARIN YAŞAMA GÜVENLE HAZIRLANMALARINI SAĞLIYOR.

    DOĞUM ANINDA BEBEKLERİMİZ HERŞEYİN FARKINDALAR VE SİZİN SESİNİZE, DOKUNMANIZA İHTİYAÇLARI VAR.DOĞUMLARINIZA VE BEBEKLERİNİZE SAHİP ÇIKINIZ!!!

    DOĞUMDAN HEMEN SONRA BEBEKLERİNİZİN KUCAĞINIZA VERİLMESİNİ TALEP EDİNİZ…

    BEBEKLERİNİZİN ALGILARI DOĞUMUN HER AŞAMASINDA TAHMİN EDEMEYECEĞİNİZ KADAR AÇIK VE HERŞEYİN FARKINDALAR!!!

  • İstenmeyen Gebelikten Nasıl Korunmalı?

    İstenmeyen Gebelikten Nasıl Korunmalı?

    Gebelikten korunmak için organize ve bilinçli tedbir almak gerekir aksi halde en beklenmedik anda istenmeyen sürpriz bir gebelik başınıza gelebilir.

    A-Kontrasepsiyon yöntemleri (yöntem kullanıldığı sürece gebeliğe karşı korur, kullanım bırakıldığında gebe kalma yeteneği geri döner)

    Doğum kontrol yöntemlerinde aranan özellikler şöyle sıralanabilir; Uygulaması kolay ve ucuz olmalıdır, Geri dönüşü olan bir yöntem olmalıdır, yani yöntemin kullanımı bırakıldığında gebe kalma yeteneği tekrar başlamalıdır, Yan etkileri olmamalıdır, Güvenilir olmalıdır.

    1-Hormonal kontrasepsiyon: OK’ler (doğum kontrol hapları) enjeksiyon uygulamaları, cilt altına yerleştirilen implantlar, vajen içine yerleştirilen hormon salgılayan maddeler sayılabilir. 

    Ağız yolu ile alına doğum kontrol hapları düzenli kullanılmak koşulu ile en güvenli yöntemlerden biridi. Kullanıma başlanılan ilk aydan sonraki sürede koruyuculuğu en yüksek noktaya çıkar ve kullanıldığı sürece devam eder. Bugün dünyada en yaygın olarak kullanılan kontrasepsiyon yöntemi budur. Modern oral kontraseptifler yan etkilerden oldukça arınmış olsa bile uzun süreli kullanımlarında yine de göz önünde bulundurulması gereken bazı durumlar vardır. Bunlardan en önemlisi kardiyovasküler (kalp ve damarlar üzerine olan yan etkileri) yan etkileridir. Bu ilaçlarda aynı şeker hastalığı, hipertansiyon ve sigara kullanımı gibi arteriosklerotik yan etkilere sahiptir. Vücuttan atılımları ise karaciğer yoluyla olmaktadır. Dolayısı ile kadında yukarıda sayılan arteriosklerotik faktörlerden herhangibiri varsa veya karaciğer problemi olanlarda kullanımı sınırlandırılmalıdır. Bu konuda doktorunuz yol gösterici olacaktır.

    Enjeksiyon uygulamaları da ağızdan alınan haplar ile aynı mekanizma ile doğum kontrolü yaparlar. Çok uzun yıllardan beri piyasada bulunmalarına rağmen dünyanın hiçbiryerinde yaygın olarak kullanılmamışlardır. Bunun en önemli sebebi uygulamadan sonra vücutta sertbestleşmesindeki düzensizlik nedeniyle sıklıkla adet düzensizliklerine yol açması ve daha önemlisi uygulamadan ilaç etkisi kendiliğinden ortadan kalkana kadar vazgeçme şansının bulunmamasıdır.

    Cilt alına konulan implantlar da kontraseptif tabletler yada enjektable ilaçlar gibi hormonal yol ile yumurtalıklardan yumurta çıkışını önleyerek kontraseptif etki oluştururlar. Bunlarda da durum enjektable preparatlarda olduğu gibidir. Tedaviden vazgeçmek için küçük te olsa bir cerrahi girişim ile implantın çıkartılması gerekir kullanımı süresince adet düzensizliğine sık rastlanır. Gerek implantlar gerek enjektable preparatlar düzenli olarak ilaç alamıyacak olan hastalarda düşünülen yöntemlerdir.

    Son zamanlarda vajen içine konulan ve vücutta kaldığı sürece belli dozda hormon salgılayarak yumurtalık fonksiyonlarını geçici olarak durduran maddeler de kullanıma sunulmuştur. Bunlar kısa bir eğitim ile hastanın kendisi tarafından her ay vajen içine yerleştirilir ve bir ay süre ile vajende bırakılır. Henüz kullanımı yaygınlaşmamıştır.

    2-Rahim içi araçlar.

    Klasik olarak “spiral” olarak bilinen bu araçlar da uzun yıllardır kullanımdadır. Güvenilirlikleri doğum kontrol ilaçlarına göre daha az olmasına rağmen kullanımındaki kolaylık nedenyile yaygın olarak kullanılrler. Mantığı rahim içine yabancı cisim etkisi oluşturarak bölgede vücut savunmasında yer alan birçok hücrenin bulunmasını sağlamak ve bu hücreler tarafından spermlerin yok edilmesini temin etmektir. 7 yıla kadar rahim içinde bırakılabilir. Koruyucu etkisinin yok olması aracın rahim içi dokusu ile kaplanıp yabancı cisim etkisi oluşturamaması veya uygulanan hastanın bünyesel özellikleri gereği cihazı yabancı cisim gibi algılamamasından dolayıdır. Toplumda rahim içi araçlar ile ilgili birçok spekülasyon mevcuttur. Bunlardan birisi az öncede sözettiğim gibi güvenilirliğinin %100 olmamasıdır. Hastalar genellikle bunun uygulama hatasından yada spiralin kalitesinden olduğunu düşünür ama gerçek mekanizma yukarıda bahsettiğim gibidir. Yani ne uygulama yöntemi, ne uygulayıcının kim olduğu ne de RIA nın kalitesi direkt olarak koruyuculuğunu etkilemez. Kullanımın sınırlandıran bir başka spekülatif faktör toplumun inanışları dır. Özellikle anadoluda birtakım din adamları halkı “RIA ile ölürsen cenabet sayılırsın” şeklinde düşüncelerle etkilemektedirler, uygulamadaki bir aşka sorun halk hala rahim içi araçların (RIA) sadece adet zamanında takılabildiğini düşünmektedir. Halbuki RIA nın adet zamnında takılmasının en büyük espirisi kadının gebe olmadığının en önemli göstergelerinden birinin adet görüyor olması olduğundandır. Günümüzde gebe olmadığı başka yöntemlerle de kolayca tespit edilen kadınlara her zaman RIA uygulanabilir. Uygulamayı sınırlandıran bir diğer faktör işlemin hastalara korkutucu bir işlem olarak gelmesindendir ki bu kesinlikle doğru değildir bu konuda eğitim almış ebe ve doktorlar istisnai birkaç durumu göz ardı edersek çok kolaylıkla ve hastanın canını acıtmadan cihazı rahim içine yerleştirebilirler.

    Yan etkileri arasında zaman zaman görülen adet dışı kanamalar veya adet kanamalarının şiddetli olması ve kasık ağrıları, dış gebelik görülme ihtimalinin RIA kullananlarda biraz daha yüksek olması sayılabilir. Özellikle dış gebelik kadın doğum biliminin önemli sorunlarından birini teşkil ettiği için RIA uygulanan hastalrın mutlaka bu konuda uyarılması gerekmektedir. Olası bir adet gecikmesinde “nasıl olsa bende RIA var” düşüncesiyle doktora gitmemezlik etmemeliler tam tersine bu konuda daha bir hassas olmalıdırlar. 

    3-Bariyer yöntemleri

    Spermlerin rahim içine ve oradan da yumurtaya ulaşmasını engelleyecek yöntemlerdir. Bu amaç ile en yaygın kullanılan condom (prezervatif) dir. Aynı amaç ile vejen içine yerleştirilen diyaframlarda vardır ama uygulama zorlukları nedeniyle yaygınlaşamamıştır. Condom istenmeyen gebeliklerden korunma dışında daha yaygın olarak cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklardan kaçınmak amacıyla da kullanılmaktadır.

    4-Takvim yöntemi ve dışarıya çekme.

    Güvenilirliği en az olan yöntemlerdir. Takvim yöntemi muhtemel ovulasyon tarihinden 3-4 gün önce ve 3-4 gün sonrasındaki periyodlarda ilişkiden kaçınmak olarak özetlenebilir. Ovulasyon gününün yanlış veya tam olarak hesaplanamaması nedeniyle güvenilirliği oldukça zayıf bir yöntemdir. Aynı şekilde dışarıya çekme yada dışarıya boşalma denilen uygulamalar da toplumdan çok yaygın kullanılmasına rağmen analitik bir yöntem olmaktan çok uzaktır.

    5-“Ertesi gün hapları”

    Halk arasında “ertesi gün hapı” olarak bilinen ilaçlar uygun bir kontraseptif yönteminin kullanılmadığı vakalarda gebelik olasılığı açısından şüpheli bir ilişki sonrasında ilişkiyi takip eden 24 saat içinde alınan ilaçlardır. Hormonal etki ile kadının endometriumunu yani rahim içi dokusunu adeti taklit edercesine bir kanama ile dökerek olası gebelikten kaçınmayı sağlar. Düzenli olarak bu yöntem ile korunmak mümkün değildir. Kanama bozukluklarına da sebep olabilir. Ancak olağanüstü durumlarda bir adet döneminde sadece bir kez başvurulabilecek tali yöntemlerden biridir.

    6-Küretaj (Karmen Aspirasyonu) :

    İstenmeyen gebeliklerden kurtulabilmenin son çaresidir. Hiçbir klasik kitapta Korunma Yöntemleri arasında yer almaz çünkü gerçekten korunmanın uygun olmayan yollarından biridir. Karmen aspirasyonu denilen uygulama rahim içine plastik bir kanül ile girilerek rahim içeriğinin bir vakum sistemi ile çekilerek boşaltılmasıdır. Kolayca birkaç cümle ile anlatılabilmesine rağmen uygulama invaziv bir uygulamadır. Yani küçücük te olsa cerrahi bir işlemdir. Cerrahi işlemlerin hepsinde olduğu gibi bunda da bazı riskler vardır (kısaca ve anlaşılabilir şekilde özetlemeye çalışırsak yapılan işleme rağmen gebeliğin bozulmadan devam etmesi, gebelik mahsulünün bir bölümünün uterus içinde kalması, enfeksiyonlar, işlem surasında rahimin delinmesi, yapılan işleme bağlı olarak rahim duvarının birbirine yapışması vs sayılabilir.) Bunun dışında kadında yaptığı olumsuz psikolojik etkiyi de unutmamak gerekir. Hiçbirzaman düzenli korunma amacıyla kullanılamaz olağanüstü durumlarda sık olmayarak başvurulabilecek son çare olarak akılda tutulmasında yarar vardır. Yasalara göre 10 haftaya kadar olan gebeliklerin bu yöntemle uzaklaştırılması mümkündür. Yasal sınırlama olmasa bile daha büyük gebeliklerin bu ve benzeri yöntemlerle yok edilebilmesi daha ciddi tıbbi riskler yaratır.

    B-Sterilizasyon yöntemleri (yöntem bir kez uygulandıktan sonra etki kalıcı şekilde devam eder çift ancak özel yöntemler kullanılarak yapılan tedaviler ile gebelik elde edebilir) 
    Bu kapsamda kadınlarda “Tüp ligasyonu” denilen tüplerin bağlanması işlemi yapılabildiği gibi erkeklerde de “vasektomi” denilen cerrahi bir işlem yapılabilir. Gördüğünüz gibi elimizde erkekte de uygulanabilen bir yöntem olmasına rağmen maalesef ülkemizde “korunmak” kadının sorumluluğunda olan bir uygulama gibi algılandığından genel olarak ülkemiz erkekleri kendilerinde yapılacak olan bu uygulamaya izin vermeme eğilimindedir. Kadınlarda uygulanan tüp ligasyonu yaygın olarak ailenin çocuk sayısını tamamlayacak olduğu son gebeliğinde sezeryan ameliyatının bir parçası olarak yapılmaktaysa da gebelik dışında herhangibir zamanda laparoskopik olarak yani karın duvarına her biri 0,5 cm çaplı iki delik açılarak hastanın karnında büyük bir kesi olmadan da yapılabilir. Hastanede kalmayı gerektirmez aynı gün içinde hasta evine gönderilebilir. Unutulmaması gereken bu yöntemin geri dönüşünün olmadığıdır. Zorunlu hallerde yeni bir gebelik ancak IVF (tüp bebek) yöntemi ile elde edilebilir.
    İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi temel olarak iki başlık altında incelenir

  • Botox (botulinum toksin) uygulaması

    Konumuz estetik tıp olduğuna göre sağlıklı ve daha güzel olmak veya mevcut durumunu korumak isteyen danışanlarımıza önerim iyi yönlendirilmeleri doğru uygulamalar yaptırmalarının önemli olduğunu bilmeleridir. Çünkü özellikle yüz uygulamaları bence neştersiz uygulamalar bile olsa çok önemlidir. Bir insanın bakışı, gülüşü, bazen bol çizgili kırışık hali bile daha çekici olabilir. Örneğin Clint Eastwood kırışıklıkları ile ne kadar karizmatiktir düşünürsek eğer…Nicole Kidman Avustralya’lı sarışın, çok güzel, ama; dudakları inceyken ne kadar da masumdu ya da botoksu biraz daha doğal olsa, dediğimiz güzellerden; bu medyatik örneklere kadar gitmeye de gerek yok bazen komşumuz bile işlem sonrası bize aykırı gelebilir; işte o zaman yapılan uygulama biraz daha düşünülebilir demektir.

    Bu konuda gündemden düşmeyen bilimsel makalelerde de en fazla uygulanan yöntem olan botox enjeksiyonu, doğru alanlara gerektiği dozlarda uygulandığında yüz güldürücü sonuçlar elde edilen, yıllardır güvenli olduğu ile ilişkili olarak kendini kanıtlamış bir yöntemdir.

    Kırışıklıklar nasıl oluşur?

    Mimik hareketleriyle yüzdeki çeşitli kaslar sürekli kasılır, kasılmanın olduğu bölgelerde kırışıklıklar görülür. Zamana bağlı olarak cildin azalan hücre üretimi, azalan savunma durumu, kollajen ve elastik liflerde azalma ve de sürekli yapılan mimikler yüzümüzün kırışıklığının temel nedenidir.

    Botulinum toksin tip A nasıl etki gösterir ?

    Botulinum toksin tip A, kas hareketlerini belirleyen sinir iletisini geçici bir süre durdurarak kasları gevşeten saflaştırılmış protein yapıda bir ilaçtır. Mimik kaslarına uygun olan dozlarda yapılan bu enjeksiyon uygulamasında, kasın kasılmasına neden olan asetilkolin isimli maddenin kasları uyarması engellenebilmekte, dolayısıyla uyarının iletilmesi engellenerek kasın “kasılma” olarak vermesi gereken cevap geçici olarak durdurulabilmektedir. Kas kasılamadığı için üzerindeki ilşkili olduğu cildi de daha pürüzsüz ve gergin gösterebilmektedir. Bu sayede yüz ifadesi daha dingin ve daha rahat bir görünüme kavuşabilmektedir.

    Botulinum toksin tip A güvenli midir?

    Klinik uygulamaları olan bir kas gevşetici ilaç olan botulinum toksin, clostridium botulinum isimli bakteriden elde edilen bir ilaç olup, çocuklarda büyük kas gruplarında tedavi ve destek amaçlı kullanılmaktadır. Bu nedenle mimik kaslarına çok daha düşük dozlarda uygulama yapılıyor olması, kırışıklık tedavisinde kullanılan bu yöntemi güvenilir kılmaktadır.

    Uygulama nasıl yapılır?

    Bu uygulama yaklaşık 10-15 dakika süren, ilgili bölgelere, gerekli dozlarda botulinum toksinin enjekte edilmesinden ibarettir.

    Botulinum toksin tip A uygulaması ağrılı mıdır?

    Enjeksiyon sırasında insülin iğnesinin ucu kullanılmaktadır. Bu nedenle acısı da oldukça az olmaktadır. Ayrıca işlem öncesinde cilde soğuk buz uygulaması yapılabilir veya anestetik krem kullanılabilir. Uygulama sonrası günlük aktiviteye devam edilebilir.

    Botulinum toksin tip A uygulayıcı özellikleri

    Yüz ifadesini kontrol eden kaslara ilişkin anatomik bilgisi olan bir hekim tarafından uygulanmalıdır. Her bireyin yüz kırışıklıklarının dinamiğine göre uygulama yapmak çok önemlidir, kopyalanmış gibi birbirine benzeyen yüzlerin oluşmasını engelleyen en önemli unsurdur.

    Botulinum toksin tip A kaç yıldır uygulanmaktadır?

    Botulinum toksin tip A farklı endikasyonlarda yaklaşık 32 yıldır kullanılmaktadır. Çeşitli hastalıkların tedavisinde 80’den fazla ülkede kullanılan bir ilaçtır.

    Botulinum toksin tip A uygulamasının günümüzde onaylı alanları

    Kaş arası kırışıklık tedavisi

    Aşırı terleme (Hiperhidroz)

    Göz tikleri (Blefarospazm)

    Serebral palsi

    Servikal distoni

    Fokal distoniler

    Yüz felci (Hemifasyal spazm)

    Spastisite

    Şaşılık (Strabismus)

    Botulinum toksin tip A kozmetik amaçlı kullanım alanları

    Temel uygulamalar

    Alın çizgileri

    Kaş arası çizgileri

    Göz kenarı kırışıklığı

    Kaş kaldırma

    İleri uygulamalar

    Burun etrafında oluşan kırışıklıklar

    Üst dudak kırışıklıkları

    Marionette (üzüntü) çizgileri

    Boyun çizgileri ve platisma bantları

    Yüzde asimetri

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A uygulama sonrası etkileri ne zaman belli olmaya başlar?

    1. Uygulamadan 3-7 gün sonra etkisi görülmeye başlar.
    2. 10-14 gün içerisinde etkisi daha net olarak görülür.
    3. 7-14 gün içinde doktorunuzla kontrol amaçlı tekrar görüşebilirsiniz.
    4. Enjeksiyon yapıldıktan 30 gün sonra en etkin görünümü ortaya çıkmaktadır.

    5. Bu etki 4-6 aya kadar sürmektedir.
    6. Etki süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

    Botulinum toksin tip A doğal görünüşü olumsuz etkiler mi?

    Her uygulamada olduğu gibi bu uygulmada da işlem sonrası mimiklerin durumu ve kişiye katabileceği olumlu etkiler uygulayıcı hekim tarafından bir miktar öngörülebilir. Dolayısıyla kişiye özel ve onun görünüşünü değiştirmeyen doğal bir görünüm elde edilebilir. Bu durum, bu konuda bilgili tecrübeli ellerde yapılmasını daha da önemli kılar. Aksi durumlarda Botulinum toksin tip A uygulaması tavsiye edilmemelidir. Örneğin kişinin kaz ayaklarının azaltılması için uygulandığında, kişinin gülüşünü ne kadar etkiler, gözlerinin altı (göz torbası olanlar için) işlem sonrası nasıl etkilenir? Bu soruları her uygulayıcının sorması gerektiğini düşünüyorum. İyi bir uygulama sonrası duygularınızı mimiklerinizi kullanarak ancak kırışıklık oluşmadan ifade edebilmek mümkün olabilmektedir.

    Peki bu işlemler her yaşta ve her daima yapılabiliyor mu?

    Bizim yöntemlerimiz ikiye ayrılıyor. Birincisi erken yapılması gereken önleyici işlemler, diğeri olabildiğince geciktirilmesi gereken büyük cerrahiler… Botoksa otuzlu yaşlarda başlarsanız ve dört beş ayda bir yaptırırsanız yüzünüzün üst kısmının yaşlanmasını durdurursunuz.