Etiket: Etki

  • Alerji tedavileri

    Alerji tedavileri

    Biorezonans çok sayıda hastalıkta buna neden olan etkenin tespit edilmesinden sonra, kişiye göre frekans tedavisi uygulayan bir tedavi yöntemidir. Yöntemin başarısı gerçek sorunu belirleyerek, ağrı ve acı olmadan kişiye özel bir tedavi uygulamasıdır. Vücut elektromanyetik frekansları olan bir sistemdir. Her organın belli bir frekansı bulunmaktadır. Bunlar dışarıdan gelen olumsuz etkilere maruz kalındığında hastalıklar olmaktadır. Hastalıkların tedavisi sırasında tıbbi ve cerrahi yöntemler kullanılsa da, bazen iyileştirme sağlanamamaktadır. Bu nedenle biorezonans tedavi yöntemi tercih edilmektedir. Özellikle biorezonans alerji tedavisinde başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Biorezonans alerji tedavisinde nasıl etki gösterir?

    Alerjik hastalıkların tedavisinde öncelikle alerjik etkenlerin belirlenmesi gerekir. Bunun belirlenmesinde kullanılan farklı testler bulunmaktadır. Biorezonans bu aşamada 6400 adet alerjik etkiye neden olan maddeyi ilk seferde, güvenli ve hızlı bir şekilde, ekonomik olarak test yapabilme olanağı sunar. Bu aşamada kullanılan klasik cilt testleri sırasında belirlenebilen alerjik etken sayısı sınırlıdır. Bazen alerjik maddeler, özellikle buğday, gluten, süt, yumurta gibi etkenler cilt testlerine tepkisiz kalabilir. Vücutta bu maddelere karşı alerjik etki yokmuş gibi başka alerjenlere uyan aşı uygulaması yapılarak, tedavide sınırlı etkiler elde edilmektedir. Uzun zaman aşı tedavisi olmasına rağmen iyileşme gösteremeyen hastaların sayısı küçümsenmeyecek kadardır.

    Biorezonans yönteminde kişinin alerjisi olan her madde üzerinde test yapılabilmekte, ardından uygulanan terapi sayesinde iyileşme sağlanmaktadır. Alerjiye neden olan temel alerjenler gluten, süt, yumurta gibi maddeler tespit edilmediğinde, en fazla bilinen polen, ev tozu akarı gibi alerjenler için aşı uygulansa bile, diğer alerjenler meydan çıkmakta ve hastalıkta iyileşme sağlanamamaktadır. Biorezonans alerji hastalıklarında sağladığı olumlu çözümlerle, kalıcı şekilde iyileşme sağlamaktadır.

    Biorezonans allerji tedavisi uygulanması

    Allerjik yapıya sahip kişiler normalde sağlıklı kişilere dokunmayan maddelere istenmeyen tepkiler vermektedir. Allerjik yapıda olanlar bu maddeyi yabancı olarak algılamakta, bağışıklık sistemleri bu maddeyle mücadeleye başlamaktadır. Bu alerjik hastalıkları ortaya çıkarmaktadır. Tedavi için öncelikle allerji testleri yapılır. Testle allerjiye neden olan maddeler belirlendikten sonra, hastanın kaç tane maddeye alerjisi bulunduğuna ve bunların önceliğine göre tedavi uygulanır. 1 saat süren tedavide uygulanan seanslar haftada 1 defa yapılır. Öncelikle kişide belirlenen ana allerjik maddelerin tedavisine başlanır.

    Biorezonans terapisi sırasında vücutta alerjen maddelerin patolojik frekansı sıfırlanmakta, vücuda güçlendirilen normal frekanslar verilmektedir. Hastadaki iyileşme yapılan ara testler sayesinde kolayca belirlenir. Tedavinin ardından vücut alerji yapıcı maddeleri normal frekans aralığında algıladığından, alerjik reaksiyon olmaz. Süte karşı alerjisi olan bir kişi öncelikle bir süre perhize sokulur. Bu sürede biorezonans terapisi yapılır. Yapıla testle süt alerjisi geçerse, tekrar sütü tüketmeye başlayabilir. Bundan sonra alerjik maddeyi tükettiğinde, alerjik etki ortaya çıkmaz. Tedaviden önce süt yabancı madde olarak algılanmakta, tedaviden sonra bu kişilerde sütü normal olarak algılamaktadır. Biorezonans alerji tedavisi yan etkisi bulunmayan, ilaç kullanılmayan, oldukça etkili bir terapi yöntemidir. Hastalarda hemen etkisini gösterir. Kronik hastalıkların tedavisinde etkilidir.

  • Akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar; bel ağrısı

    Bel Ağrısı

    Bel ağrısı günümüz toplumunun %60-85 inde hayatın her hangi bir döneminde görülebilen , sebebleri çok çeşitli bir sendromdur .

    Bel ağrısı bütün yaş gruplarında görülmekle beraber yaşın ilerlemesi ile birlikte görülme sıklığı artmaktadır . Bunda da en önemli etken omurganın dejenerasiyonudur . Postür bozuklukları , kilo artışıyla gelen karın ve sırt kaslarında güç azalması onemli risk faktörlerdir.

    Bel Ağrısı Nedenleri

    Kas tutulmaları ; Bel ağrısının nedeni sıklıkla vücudu dik tutan ve sağa sola dönmemizi sağlayan kaslarının tutulmasıdır. Ağrının kaynağı tutulmuş olan kas lifleridir. Hareket ederken ani, bıçak saplanır gibi ağrılar hissedilir. Ağrı bazen kişiyi acil servise gitmeye zorlayacak derecede ciddi olsa bile tedavide sadece ağrı kesiciler ve yatak istirahati yeterli olur.

    Bel Fıtığı (Lomber Disk Hernisi) ; Vücudumuzda her iki omurga kemiğinin arasında “intervertebral disk” adı verilen lastik kıvamında yastıkçıklar bulunur. Bunlar kemiklerin birbirine sürtmesini engeller. Öne ve arkaya eğilmemizde veya olduğumuz yerde vücudumuzu döndürmemiz sırasında bu disklerin esnekliğinden faydalanırız. Vücut ağırlığının üstteki kemikten alttaki kemiğe dengeli bir şekilde aktarılmasını sağlarlar . bazen diskler zaman içinde yıpranırlar. Lastik kıvamları bozulur. Vücut ağırlığı altında iki kemik arasında sıkışan diskler balonlaşır, bombeleşir ve arkasından geçen sinirlere değmeye başlar.bu bölgede sinirlere temas olduğu zaman ağrı bacaklarda ve ayaklarda hissedilir. Hastalar bunu “ağrı bacaklarıma ve ayaklarıma vuruyor” diye tarif eder. Bazen ayak bileği hareketleri zayıflayabilir. Gene sinirlere temas neticesi bacaklarda ve ayaklarda karıncalanma hissi olabilir.

    Vertebra Kırıkları ; Özellikle yaşlılarda kemikler minerallerini kaybettiği kırılmaya meyilli olurlar. Sıradan bir düşme genç bir bireyde herhangi bir kırığa neden olmazken yaşlılarda özellikle çökme kırıkları sık görülür. Vertebra kemikleri kırıldığı zaman kronik bel ağrısına neden olur.

    Spinal Kanal Darlığı (stenosis) ; Spinal kordun içinden geçtiği vertebra kemikleri ve eklemler tarafından sıkıştırılmasıdır. Hastalarda bir süre yürüyünce ağrılar ortaya çıkar. Ancak bu ağrılar öne eğilmekle hafifler. Ameliyat ile spinal kordu sıkıştıran kemik parçası alınır ve spinal kord rahatlatılır.

    Bel Ağrıları Tedavisi

    Ters bir hereket ve ya pozisiyondan dolayı gelişen Akut bir Bel ağrısı istirahat, ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlara ( sadece akut dönemde ) cevab verir. Kronik Bel ağrıları 3 aydan fazla süren ağrılara denir .

    Bilimsel araştırmalar , kronik ağrı ile yaşayan ve bu durumu kabullenmiş olan hastalarda depresiyon belirtileri ve hayata isteksizlik , ağrısız bireylere göre çok daha yoğun yaşanmakta olduğunu gösteriyor .Ağrılı hastalar ister istemez hareket kısıtlamaları yapmak zorundalar , harekette azalma kilo artışının ve uzun zamanda ruhsal dengenin bozulmasına neden olur . İskeletin çeşitli kasları hareketsizlikten dolayı yavaş yavaş erir ve gücünü kaybeder . Bu durum kilo artışıyla bir araya gelince ağrılı bölgeye düşen yük daha da artar ve bölgedeki sorun daha da derinleşir .Seneler içinde : ağrı ,hareketsizlik ve kilo artışı kısır döngüsü hastanın hayat kalitesini tamamen düşürür .

    Modern tıbbın cevabsız kaldığı alanlardan birisi kronik ağrıya yol açan değişik hastalıklar yelpazesidir . Maalesef ülkemizde kronik ağrı tedavisinde hala akut ağrılara yaklaşıldığı gibi , başka alternatifler yok sayılarak ( sadece fizyoterapi önerilmekte ) ,tek çözüm ilaç tedavisi gösterilmektedir . Ayriyetten insanlar artık Ağrı kesici ilaçların uzun vadeli kullanımından gelebilecek yan etkileri az çok bildikleri için bu ilaçları mümkün olduğu kadarıyla az kullanmaya çalışıyorlar . Ortaya çıkan sonuç ise her zaman ağrıyla baş etmek ve bunu yaşlılık belirtileri olarak sineye çekmek olur . Bel ağrılarında çok nadiren cerrahi operasyona ihtiyaç duyulur . Ağrı şiddetli olsa da bel ağrısı olan birçok insana ameliyat gerekmez.

    Tamamlayıcı tıbbın kronik ağrı tedavisinde etkili yöntemleri

    Soft Lazer Tedavisisi;
    Cold lazer veya soft lazer tedavisinde ışık enerjisi hücreler tarafından emilir. Bu enerjinin özelliği fizyolojik dozda olmasıdır yani tedavi uygulandığı andan itibaren onarım işleyişi hücresel bazda başlatılır( photobiotherapy).

    Her nedenden dolayı olursa olsun, zarar görmüş bölgenin hücreleri etkilenir. Hücresel enerji(ATP)üretimi azalır ve ya duraklar neticede,hücre mambranı(hücrelerin bütünlüğünü sağlayan zar)su dengesini kaybeder. Bozulmak üzere olan hügrelerde protein sentezi(üretimi) de duraklar.Hücre bütünlüğü sağlanması için özel proteinlerin sentezi(üretimi)şart.Bu protein üretim mekanizmaları çok hassastırlar ve dış etkenlerden(fiziki travma,stres,oksijen azlığı,kan akışında meydana gelen etkenler)etkilendiklerinde, kısır döngü başlamış olur ve tahribatın boyutu gitgide artar. Ağrı bir uyarıcı ve savunma mekanizması olarak başta gelen belirti olabilir.Tedavi yöntemi ana sorunu çözmek yönünde olursa,mesela damarlardaki oxigenasyonu sağlamak,düzenlemek , bağışıklık sistemini uyarmak gibi ;hastalık derinleşmeden tedaviyle daha kısa zamanda iyileşebilir. Hücre metabolizması dengelenir ,enerji(ATP) üretimi desteklenir,protein sentezi uyarılır buda hücrelerin fonksiyonlarında düzelme demektir. Ağrı kesiciler bu durumlarda ağrıyı bastırdıkları için semptomatik etkiye sahiptirler ve tedavi edici etkileri söz konusu olamaz.

    Elektroakupunktur tedavisi ;
    Elektro Akupunktur ve Akapunktur diz osteoartritlerinde çok etkili bir tedavi yöntemidir.OA olan hastaların hem ağrsını dindirir hem de diz fonksiyonunu büyük bir ölçüde iyileştirir, bu yüzden etkili bir tedavi yöntemi olarak ABD ve Avrupada Modern tıbbın OA standart tedavi protokolünde yer almaktadır.

    Akupunktur iğneleri ile veya iğneden hoşlanmayanlar için elekro bantlar ile yapılmaktadır, ağrı tedavisinde çok etkili, daha hızlı sonuç alabildiğimiz bir Modalitedir. Vücut Akupunktur noktaları ve trigger noktalarına, her hastalığa göre belirli grup noktalar seçilip ve gereken frekans ayarları yapılır, her seansta noktalara15-30 dakikalık elektrostimulasyon verilir. Bu tedavi kulak akupunkturu ile kombine yapılınca daha etkili olmakta ve vücudu sistemik bir halde harekete geçirmekte. Ayrıca elektroakupunktur ve elektrolipoliz karın ve kalça bölgesinde lokal etki yaparak selülit görüntüsünü azaltmakta ve karın bölgesini daha sıkı bir hale getirmektedir.

    Tedavi nasıl yapılır ?

    Tedavi planında yer alan noktalara 30 saniyeden birkaç dakikaya kadar lazer uygulanır.Tedavi seansından sonra hemen normal günlük hayat ve faaliyetlere başlanabilir, herhangi bir kısıtlama ve yan etki yoktur.Genel olarak tedavinin süresini ve kaç seanstan oluşacağını,durumun Akut veya Kronikleşmesi belirler. hastalık belirtilerinden 6-8 aydan az bir zaman geçmişse tedavi maksimum etkiyi sağlar ve çoğu zaman şaşırtıcı bir şekilde şikayetler tamamen ortadan kalkabilir. ( mesela tendonitler ve bursitlerde,spor zedelenmelerinde) 1 seneyi geçen hastalıklarda iyileşme , patolojinin türüne,sistemik bir hastalığın eşlik edip etmediğine, ve tahribatın şiddetine göre ,belli oranlarda sağlanabilir.Kronik diz Osteoartritlerde en az %40-75oranında ağrıda azalma ve %50-60 eklem hareketlerinde rahatlama beklenir.Bu oranlar Romatizmal eklem hastalıklarında(Lazer tedavisinin ödem ve iltihaplarda olan etkisinden dolayı) ,yeni başlamış olan Osteoartritlerde çok daha yüksektir.

    Araştırmalar

    British Medical Journal da 4.kez yayınlanmış olan İSWEÇ Lazer kurumunun yaptığı bilimsel araştırmalar, Soft Lazerin onarıcı etkileri ve bu tedavinin Osteoartrit hastalarının iyileşmesinde,ilaç tedavisine (NSAİDs =Non Steroidal Anti İnflammatory Drugs) üstünlüklerini ortaya çıkardı. Bu araştırmada 10.845 hasta 3 kontrol grubuna ayrılarak yapılmıştır.Ağrı kesicilerin Akut durumlarda,kısa vadeli kullanımda faydalarını göz ardı etmeden, kronik hastalıklarda uzun vadeli kullanımda , ciddi yan etkilere ve organ bozukluklarına yol açmasını da önemsemeliyiz. Sadece İngiltere de senede 2000 kişi ağrı kesicilerin(NSAIDS)yarattığı yan etkileri sonucunda hayatını kaybediyor,çünkü 8.5 milyon osteoartrit hastaların yarısı düzenli olarak ağrı kesici ilaçları kullanıyorlar. (Swedish Laser Medical society) Cold lazer tedavisinde uygulanan lazer düşük şiddetli lazer enerjisidir ve etkileri tanıdığımız yakıcı lazer ile kıyaslanamaz. Soft lazer hedef bölgenin hücrelerini uyarır ve iyileşme ve onarım prosesini başlatır.Foton enerjisi(Lazer işığının enerji zerreleri) uygulana bölgede bölgesel etkilerin yanı sıra ,o bölgenin kan damarlarında kan ve bağışıklık sistemi hücrelerininde bir takım pozitif uyarılar yarattığı için sistemik etkiye de sahıp. Bu fonksiyonlar sayesinde enflamasyon(iltihap)ve ağrı ilk tedaviden itibaren, hafiflemeye başlar.Bu tedavi yönteminde kullanılan lazer özel frekans ve gücünden(intensity)dolayı ağrısız ve tamamen yan etkisizdir.

    National center for complementary&Alternative Medicine ve National İnstitut of Arthritis,NIH gözetimi altında 510 OA hastasında kapsamlı araştırma sonucu OA hastalarının tedavisinde akupunkurun güçlü tedavi edici etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış,bu yüzden Akupunktur Amerika da osteoartritlerin standart tedavi protokolünde önemli bir yer kazanmıştır. (National ınstitutes of health) 20 milyon Amerikalı osteoartrit hastası ve bu hastalık erişkinler içinde fiziksel sakatlığın en önemli nedeni sayılır( Barnes P,Berman BM,May 2004),bunun için osteoartrit belirtilerini kontrol altına almak hayat kalitesini büyük ölçüde yükseltmek demektir.

    Önemli not : eklem tahribatının şiddeti ve kronikleşmesi tedaviye cevap oranlarıyla ters bir ilişkide.Nedene yonelik ,Onarıcı Tedavi başlanmasında geç kalınırsa yaş ilerledikçe hareket onemli ölçüde gitgide kısıtlanır ve hayat kalitesi düşer.Ağrıkesici ilaçlar ile maalesef sadece zaman kaybına uğrayıp bölgedeki ağrıya neden olan patolojinin daha da yerleşmesine yol açılır .

  • Akupunkturla hastalıkların tedavisi

    AKUPUNKTURUN TÜP BEBEK TEDAVİSİNDEKİ ROLÜ

    Tüp bebek tedavisi gören anne adaylarının hamileliğini etkileyen en önemli faktörülerden biridir STRES.
    Stresle mücadele etmek beyindeki limbik sistemin görevidir. Ancak aşırı stres limbik sistemin çalışmasını engeller. Akupunktur limbik sistemi düzenleyerek annenin strese karşı dayanıklılığını artırır. Otonom sinir sistemi üzerine etki ederek hormonal dengenin düzenlenmesine ve yumurta kalitesinin artmasına yardımcı olur. Yapılan pek çok çalışmada akupunktur tedavisi altında tüp bebek uygulaması yapılan anne adaylarının gebe kalma olasılığı ve bu gebeliği devam ettirme oranı yüksek bulunmuştur.

    AKUPUNKTURLA STRES TEDAVİSİ

    Stres; Vücudun olaylarla başedememesi sonucu ortaya çıkan tüm vücudu, organları etkileyen bir olumsuzluk halidir. Kişi çevreden gelen tüm uyarılara beyni ile cevap oluşturur. Strese cevap bulamazsa bir süre sonra olay kronikleşir. Bu durumda organ fonksiyon bozuklukları ortaya çıkar. Astım, ürtiker, adet düzensizliği, baş-boyun-sırt ağrıları, fibromyolji, allerjik nezle, reflü, uyku bozuklukları, panik atak, şişmanlık, kabızlık bunlardan bazılarıdır.
    Tüm bunların sonucunda kişinin kendini mutsuz hissetmesi kaçınılmazdır. Akupunktur, hem mutluluk hormonu dedğimiz endorfin düzeyini artırarak hem de limbik sistem denilen stresle mücadele eden beyin bölgesini uyararak stresin azaltılmasını organ fonksiyonlarının düzeltilmesini sağlar.

    GASTRİT TEDAVİSİNDE AKUPUNKTUR

    Gastrit, midenin iç yüzeyindeki zarın iltihaplanmasıdır. Bakteri enfeksiyonu, tatlı, acı, baharatlı yiyecekler, hamurlu gıdalar, alkol, sigara, stres nedenleri arasında sayılabilir.

    Helikobakteri pylorinin neden olduğu kronik gastritte antibiyotik ve antiasit tedaviler uygulanır.

    Akupunktur ile vücudun doğal iyileştirme mekanizması harekete geçirilir stres ortadan kalkar. Mide asiditesi düşer.

    BAŞ AĞRISI VE MİGRENDE AKUPUNKTUR

    Migren, her yaşta başlayabilen, kısa ve uzun aralıklarla tekrarlayabilen, periyodik, zonklayıcı yarım başağrısıdır. Beraberinde bulantı, kusma, sese ve ışığa hassasiyet olabilir. Migrende kanda serotonin düzeyi önce artar, sonra düşer bu değişim baştaki özellikle de temporal arterlerde genişlemeye neden olur. Bu ağrı reseptörlerini hassas hale getirir. Kafa içindeki bu değişiklikler ve beyin zarındaki irritasyon bulantı, kusma ve ışık hassasiyetine yol açar. Akupunktur migrende düşen serotonin seviyesini düzeltir. Bu akupunkturun homeostatik dengeleyici etkisidir. Migrende kullanılan ilaçların pek çok yan etkisi vardır. Ancak başka seçenek olmadığından bu olumsuz etkilere rağmen hastaya ilaç tedavisi verilir. Bu tedavide kesin çözüm değildir.

    Başağrısına yol açan tüm sebepler elendikten sonra hastaya migren tanısı konulmuşsa akupunktur uygulanabilir. Tedavi araları ve seans sayısı hastaya göre değişmekle beraber haftada 2-3 gün 10-12 seans uygulanır. Migrende akupunkturun başarı oranı %80 civarındadır.Atakların arasını uzatır, atakların şiddetini azaltır yada migreni tamamen tedavi eder.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTUR

    Akupunktur uygulaması ile vücutta kortizon salınımı artırılır.

    Kortizon fıtık bölgesindeki ödemi azaltır. Baskı azalınca ağrı azalır.

    Akupunktur iğnelerinin kas gevşetici etkisi ile fıtık çevresindeki kaslarda oluşan spazm çözülür.

    Hastaya önerilen egzersizler kasların güçlendirilmesine yardımcı olur.

    Kasların güçlenmesi hastanın postürünün düzelmesini dolayısıyla ağrının ortadan kakmasını sağlar.

    EKLEM HASTALIKLARINDA AKUPUNKTUR

    Osteoartritte eklem düzgünlüğü bozulur, kemik kalınlaşır ve osteofit denilen kemik çıkıntıları oluşur.

    Tedavi eklem kıkırdağının destek yapısı olan kollagen matriksin onarımı ve bağ dokusu hücrelerinin yenilenmesine yöneliktir.

    Hormonal nedenler artrit gelişimine neden olabilir. Kilo, ileri yaş, tiroid bozuklukları vs…de nedenler arasında sayılabilir.

    Akupunktur bozulmuş hormonal ve biyokimyasal dengeyi yeniden düzenleyerek etki gösterir.

    Tıbbi masaj ve egzersizle desteklenirse sonuçlar daha iyidir.

  • Lazer epilasyon ile ilgili merak ettikleriniz!

    Tüylerin yok edilmesinde en etkili yöntem lazer epilasyondur.İlerleyen teknoloji pek çok lazer cihazını da beraberinde getirmiştir. ALEXANDRİTE, DİOD vs. Diod lazer, jel kullanarak ve cilde temas ettirilerek uygulanır..Açık renkli tüylerde daha etkilidir. Alexandrite lazer cihazı diğer cihazlara göre daha hijyenik daha konforlu ve etkilidir.Cihaz cilde temas etmez.Atışlar uzaktan yapılır.Soğutucusu ağrı duymayı engeller.Kıl kökünün 4-5 mm derinliğine inen lazer ışıği kıl kökünü tahrip ederek milisaniyeler içinde cilde zarar vermeden geri döner.Lazer ışınının dalga boyu kıl köküne spesifik olduğundan çevre dokular tarafından tutulmaz ,dolayısıyla çevre dokulara zarar vermez.

    Kıl köklerinin büyüme hızları aynı olmadığından, seans aralıkları ortalama olarak 45 günle 60 gün arasında değişir.Lazerde amaç büyüme döneminde kılları yakalamaktır.Hormonal bir bozukluk yoksa toplam seans sayısı 6-8 dir.Yüz bölgesinde seans sayısı artabilir.

    LAZERİN ETKİ MEKANİZMASI

    Lazer epilasyonda amaç kıl kökünde hasar oluştururken çevre dokuyu korumaktır. Kıl köküne ulaşan lazer enerjisi kökteki renk hücreleri tarafından emilir. Böylece çevredeki doku zarar görmez. Kişinin cilt rengi, kıl rengi ve kalınlığına göre enerji ayarlandığında yanık vs. gibi yan etkiler görülmez. Kılların bir kısmı hemen dökülürken, kalanlarda 2-3 hafta içinde dökülür. Her atışta pek çok kıl kökü tahrip olur.

    LAZER EPİLASYON UYGULAMA ALANLARI

    Yüz,dudak üstü, kollar, bacaklar, sırt, ense, omuz, bikini bölgesi, popo, kol altı ve meme ucudur.

    LAZER EPİLASYONDAN ÖNCE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Lazere başlamadan 2-4 hafta önce güneşlenilmemelidir. Bronz ten lazer epilasyonun etkinliğini düşürür. Kıllar işlem günü alınırsa ya da tüyler uzunken lazer yapılırsa kişi acı hisseder ve etkinlik azalır. Ağda, cımbız kullanımıen az 2 hafta önce kesilir. Ayrıca uygulama alanına fondöten, krem, parfüm vs. sürülmez. Çıplak tenle gelinmelidir. Ciltte tahriş oluşturabilir.

    LAZER EPİLASYON SONRASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

    İşlem sonrası uygulama alanında kızarıklık olması normaldir. Mutlaka bir nemlendirici ve güneş koruyucu sürülmelidir. Uygulamadan sonra bir kaç hafta güneşlenmemek leke olasılığını önlemek için güneş koruyucu kullanmak doğru olur. Seanslar arasında çıkan tüyleri yok etmek için sadece jilet kullanılmalıdır.

    LAZER EPİLASYON KAÇ SEANS YAPILMALIDIR?

    Uygulamalar 4-6 hafta arayla yapılır. 4 haftadan önce yapılmaz. Seans aralarını uzatmak tedavinin etkinliğini azaltır. Beklenen sonucu elde etmek için kişinin seanslarına düzenli gelmesi gerekir. Seans sayısı kişiye göre değişir. Kıl rengi, ten rengi, kilo, hormonal bozukluklar, yaş seans sayısını etkileyen faktörlerdir. Açık renk tüyler ve koyu tenli kişilerde seans sayısı artabilir. Her uygulamada kılların yaklaşık %20′ si dökülür. Lazer epilasyonda başarı oranı %80 civarındadır.

  • Mezoterapi nedir? Mezoterapinin avantajları

    Mezoterapi vitaminlerin, minerallerin, büyüme faktörlerinin, aminoasitlerin cildin orta tabakasına enjeksiyonla verilmesi işlemidir.

    Mezoterapi, yıpranmış deri hücrelerinin yenilenmesini, cilt parlaklığının artmasnıı ve cildin daha sıkı bir yapıya kavuşmasını sağlayan bir yöntemdir.

    Mezoterapinin Avantajları

    Mezoterapide ilaç, tedavi edilmek istenen bölgeye verildiğinden beklenen etki maksimum iken yan etkiler yok denecek kadar azdır.

    Çünkü damar yada ağız yoluyla verilen ilaçlar hedef bölgeye ulaşıncaya kadar etkinlikleri azalır.

    Ayrıca sistemik yan etki oluşturma olasılığı da vardır.Aynı etkiyi oluşturmak için de daha yüksek dozda ilaç kullanmak gerekir.

    Mezoterapi 1952 yılında Dr. Michel Pistor’un geliştirdiği bir yöntemdir.

    Mezoterapinin Kullanım Yerleri

    Selülit tedavisi

    Çatlak tedavisi

    Akne skarlarının tedavisi

    Saç dökülmesi

    Yüz gençleştirme

    Bölgesel zayıflama

    Mezoterapi Uygulama Yöntemleri

    İnce uçlu mezoterapi iğneleriyle veya dermapen denilen iğne uçlu elektrikli kalemler ile cilt altına hazır ürünün verilmesi işlemidir

    Ciltte hem iğnelenmeye hemde verilen ürüne bağlı bir yapılanma başlatır.

    Ürün içerisinde A,C,E vitaminleri omega3, bitkisel alkoloidler ve kan hücrelerinde bulunan fibroblast yapımını tetikleyen büyüme faktörleri bulunur.

    Leke için, şaç dökülmesini önlemek yeni saç çıkmasını uyarmak için, citte parlaklık elde etmek için bölgesel yağı eritmek ve antiaging etkili pek çok çeşit mezoterapi ürünü vardır.

    Cildin yapısına göre ürün seçimi yapılır ve haftada bir gün ,ortalama 4-6 seans uygulanır.Sonrasında birkaç ay arayla tekrarlanması cilde yapılacak bir yatırım olarak düşünülmektedir.

    Dışarıdan cilde sürülen kremlerin çok az bir kısmı cilt tarafından emildiğinden, pahalı cilt kremleri kullanmaktansa cildi mezoterapiyle desteklemek daha faydalıdır.

    Mezoterapi sonrası cilt, yatıştırıcı maske ile desteklenir.Maske içeriğinin de mezoterapi iğnelerinin açtığı minik delikciklerden içeri girmesi sağlanır.

    UV ışınları, sigara, alkol, dengesiz beslenmenin ve ileri yaşın etkileri bu yöntemle azaltılmaya çalışılır.

    Yan etkisi olmayan, 20 dakika kadar süren ağrısı bir işlemdir.

    Saç Mezoterapinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Mezoterapi işleminden saçlar 1-2 gün süreyle yıkanmamalıdır.

    Önerilen şampuan ve toniklerle saç mezoterapisinin etkinliği artırılmaya çalışılır.

    Seanslar başladıktan sonra etkinin görülmeye başlama süresi 4-5 haftadır.

    Seanslar ilk ay haftada 1, ikinci ay 19 günde bir, sonra ayda bir seans olacak şekilde 20 seans kadar sürer.

    Mezoterapinin Yapılmayacağı Durumlar

    Kalp hastalığı

    Böbrek hastalığı

    Kan hastalığı

    Antikoagülan alan hastalar

    gebelik ve emzirme dönemi

    Diabetik hastalar

  • Akupunkturun etki mekanizması

    Akupunkturun etki mekanizması

    AKUPUNKTURUN ETKİ MEKANİZMASI

    Akupunkturun etki mekanizmaları Akupunktur noktasına iğne batırıldığı zaman, objektif ve subjektif etkiler gözlenir.

    1. Subjektif etkiler : Akupunktur noktasına batırılan iğne deride bölgesel olarak gerginlik, baskı, ısınma ve acı hissine yol açmaktadır. Buna Çin literatüründe “Deqi” denir (10). Akupunktur iğnesi batırıldığı zaman, noktanın çevresinde eritem oluşur. Bunun sebebi zarar gören hücrelerden salınan histamin, bradikinin ve benzeri maddelerdir.

    2. Objektif etkiler

    a. Sinir sistemi üzerine etkileri

    b. İmmün sistem üzerine etkileri

    c. Metabolizma üzerine etkileri

    d. Gastrointestinal sistem üzerine etkileri

    Akupunktur noktaya iğneyi batırdığımız zaman sinir ucu (Reseptör) uyarılır ve bu uyarı sinir yoluyla omuriliğine ve oradan da beyindeki ilgili merkezlere ulaşır. Bunun sonucu olarak vücudumuzda çeşitli kimyasal maddeler değişik alanlarda salgılanır ve dolaşım yoluyla salgılanan kimyasal maddeler hastalıklı olan bölgeye ulaşırlar ve etkisini gösterirler.

    Akupunktur tedavi etkisi 6 grupta toplanır:

    1. Analjezik etki

    2. Sedasyon etkisi

    3. Homeostatik etkisi

    4. İmmun stimulan etkisi (Bağaşıklık sistemi güçlendiren etki)

    5. Psikolojik etkisi

    6. Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi.

    1.Analjezik etki: Analjezik (Ağrı kesici) etki salgılanan Endorfin ve Enkefalinler ile elde edilir.(Endorfin ve Enkefalinler çok güçlü ağrı kesici özelliğe sahip kimyasal maddelerdir). Akupunkturun analjezik etkisi hemen tedaviden sonra görülür ki bu da artrozların, baş ağrılarının, bel ve boyun ağrılarının ve buna benzer ağrılı sendromların tedavisinde etkilidir. Bu salgılanan endorfin ve enkafalinler Ağrı eşiğinin yükselmesini de sağlayarak analjezik etkiyi artırırlar.

    2.Sedasyon etkisi: Akupunkturun beyinde Dopamin, Serotonin, Endorfin, GABA (gama-amino-buterik-asid) salınımında artış sağladığı tesbit edilmiştir. Bu maddelerden Serotonin ve Dopamin insanda sedasyon sağlayan maddeler olup hastayı rahatlatır. Serotonin ve Dopamin artışı depresyon’da, insomnia’da, anksiyete’de, histeri’de, ilaç bağımlılıkları ve davranış bozukluklarında sedasyon etkisini artırdıkları tespit edilmiştir.Sedasyon etkisi Raphe sistem, Bazal ganglionlar, Retiküler formatio gibi bazı beyin bölgelerinin aktivasyonu ile sağlandığı tespit edilmiştir.

    3.Homeostatik etkisi: Akupunktur Sempatik ve Parasempatik sinir sistemini dengeye sokarak homeostatik etki sağlar.

    4.İmmun stimulan etkisi: Akupunktur vücut direncini artırır. Vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirerek bakteri ve virüslerin neden olduğu enfeksiyonlardan korur. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır.Akupunktur tedavisinden sonra,lökositlerin (Beyaz kan hücreleri) arttığı,vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobulinlerin,antikor ve substanslarının kandaki seviyelerinin arttığı tesbit edilmiştir.

    Akupunkturun immün sistem üzerine etkisinin,endojen opioidlerden beta endorfin (BE), LE ve metionin enkefalinin bu sisteme yaptığı etkilere bağlı olduğu düşünülmektedir. Elekroakupunktur uygulamasının dalakta BE salgılanmasını yükselttiği ve bunun sonucu NK hücre aktivitesini ve interferon gamma düzeyini artırdığı sonucuna varılmıştır. TNF-alfa, interferon gama, interlökin-1 alfa,interlökin-2 B hücre proliferasyonunu artırırken,interferon gama ve interlökin-2 de antikor yapımını artırmaktadır.

    Endorfin ve enkefalinlerin NK hücre aktivitesi,sitotoksik T lenfosit generasyonu, monositkemotaksi, interferon gama, interlökin-1, interlökin-2, interlökin-4 ve interlökin-6’nın üretimini artırdığı tespit edilmiştir. Alfa, beta ve gamma endorfinlerin değişik immün fonksiyonlara sahip olduğu belirlenmiştir. Kanda ki lökosit, antikor ve gama-globülinlerin değerini artırarak bu etkiyi yapar ve böylece enfeksiyona karşı vücut direncini artırır.

    5.Psikolojik etki: Akupunktur uygulaması ile merkezi sinir sistemi ve plazmada düzeyi yükselen endojen opioidlerden enkefalinlerin ruhsal ve psikolojik durumu düzenlemede rol aldığı belirtilmektedir. Enkefalinlerin antidepresan, antikonvülsif ve anksiyeteyi giderici etkilerinin olduğu bilinmektedir. Akupunkturun endojen opioidlere ilave olarak, merkezi sinir sisteminde serotonin düzeyini artırdığı gözlenmiştir.

    Serotonin, ‘’mutluluk hormonu’’ adıyla bilinen ve ruh halimizi çok etkileyen bir hormondur. Serotoninin ,Sakinleştirici ve trankilizan etkisi vardır. Günümüzde yapılan çalışmalar sonucunda depresyon, migren, obsesif kompulsif bozukluk, obezite, insülin direnci, fibromiyalji ve hiperaktivite gibi birçok hastalığın temelinde serotonin eksikliğinin olduğu düşünülmektedir.

    serotoninin, kişinin kendini iyi hissetmesi, mutlu ve halinden memnun olması, iştahının ve seks dürtülerinin normal düzeyde olması ve psikomotor dengenin sağlanmasında etkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

    Serotonin uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini, ani ve aşırı isteklerle iştahı düzenler. Düşük serotonin miktarı, sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine neden olabilir. Mide ve bağırsak bölgesindeki kas sisteminin hareketlerini yönetir, ağrı algılama sisteminizi düzenler ve dinlendirici bir uyku sağlar. Serotonin düzeyi düştüğünde ise keyfimiz ve genel ruh halimiz etkilenir.
    Bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. Örneğin kadın vücudundaki östrojende artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir.
    Beyindeki bir serotonin eksikliği endojen depresyona yol açabilir, iştahı bozar ve obezite veya anoreksiya ve bulimia nevroza gibi diğer yeme bozukluklarına yol açabilir, ayrıca uykusuzluktan sorumlu olabilir. Migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir. Ayrıca kalp krizi geçirmiş birçok hastanın depresif olduğu ve bu kişilerin idrarında daha çok serotonin atıldığı tespit edilmiştir. Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçların serotonin düzeyini düşürdüğü tespit edilmiştir.
    Serotonin yükseldiğinde veya yeterli olduğunda ise; moralimiz yüksek olur, rahat uyku uyuruz, iştahımız azalır,ruh sağlığımız düzelir,enerjimiz artar.Vücudumuzda bu kadar etkili olan bu hormonun düzensizliğinde birçok hastalık ortaya çıkar

    6.Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi: Akupunktur uygulaması ile motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi görülmüş ve bundan dolayı hemipleji (Felç) rehabilitasyonunda ve fasial paralizi( Yüz felci) vakalarında tatbik edilmiştir. Akupunktur uygulaması sinir sistemini etkilemekte ve nöronlarda K+ , Na+ , Ca+ konsantrasyonlarında, merkezi sinir sisteminde beta endorfin ve lösin enkefalin gibi nöropeptidlerin ve aspartat gibi nörotransmitterlerin miktarlarında değişmelere neden olduğu gözlenmektedir. Araştırmacılar, akupunkturun etkilerinin beyin tarafından düzenlendiği görüşünde ağırlıklı olarak durmaktadırlar ve EA uygulamasının sinir hücresi aksiyon potansiyelinde güçlü bir değişmeye neden olduğunu belirtmektedirler. Paralizi olgularında geç safhalarda bile akupunkturla cevap alınabilmektedir.

    Akupunktur,Kas, tendon ve kemik yapısını kuvvetlendirdiği tespit edilmiştir. Yapılan deneysel çalışmalarda çalışma gücünü artırdığı tespit edildiğinden dolayı Sporcularda doping amacıyla kullanılmaktadır.

  • Kronik yorgunluk sendromu!!

    Kronik yorgunluk sendromu (KYS) tüm vücudu ve özellikle beyni etkileyen karmaşık bir hastalıktır.Kronik yorgunluk; dinlenmekle geçmeyen ve aşağıda yer alan bulguların en az dördünü altı aylık bir sürede hissetmek olarakta tanımlanır.

    Yakın hafızanın bozulması

    Kas güçsüzlüğü,

    Eklemlerde ağrı ve hassasiyet

    Başağrısı

    Kalitesiz uyku

    Lenf bezlerinde duyarlılık

    Yorgunluk, belirgin güç kaybına yol açar. Günlük yaşam aktivitesini kısıtlar. Ev, iş ve sosyal ilişkiler ciddi olarak bozulur. En sık, 30-45 yaşlarındaki kadınlarda görülür. Gençlerde ve erkeklerde daha az görülmektedir.

    Kronik yorgunluk sendromu neden olur?

    Nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak psikolojik streslerin etkin olduğuna dair veriler hala günceldir. Vücut direnç düşüklüğü, hazırlayıcı bir etkendir.Yorgunluğun pek çok sebebi olabilir. Kansızlık, enfeksiyonlar, karaciğer, kalp ve böbrek yetmezlikleri, vitamin ve mineral eksiklikleri, metabolik bozukluklar (hipoglisemi), hormonal problemler (Hipotiroidi, böbrek üstü bezi yetmezliği), kanser gibi ciddi sağlık sorunlarında, yorgunluk bazen ilk işarettir.

    Kronik Yorgunluk Sendromunun Doğal Tedavisi!!!!

    Demir içeren gıdalar tüketin

    Yorgunluğun temel nedeni, demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Kadınlarda daha sık gözlenen kansızlığı önlemek için; haftanın belirli günlerinde demir içeriği yüksek olan yumurta tüketmeniz gerekir. Haftada 2-3 kez kırmızı et tüketmeniz ve yanında mutlaka demirin vücut tarafından kullanımını artıran C vitamini içeren besinlerle de (Sebze-meyve) bunu destekleyebilirsiniz. Ayrıca, çok koyu çay ve kahve tüketimi, demir emilimini azalttığından, yemekten hemen sonra tüketmeniz önerilmez. Kuru meyvelerin demir içeriği yüksek olduğu için, ara öğünlerde kan şekerinizi dengelemesi açısından tüketmenizde fayda var.

    B vitaminine dikkat !!

    Enerji metabolizmasındaki öneminden dolayı B Vitamini düzeylerindeki eksiklikler yorgunluğa neden olabilir. Stres, aktivite ve enerji tüketiminin arttığı zamanlarda B Vitaminlerine gereksinim de artar.

    B1 Vitamini: Vücuda alınan karbonhidratlardan enerji oluşturmada görevlidir. Kas, sinir ve dolaşım sistemi için gereklidir. Yetersiz alınması halinde iştahsızlık, hafıza zayıflığı, huzursuzluk ve dikkat azalması görülmektedir. Ekmek, pirinç, makarna ve zenginleştirilmiş tahıl taneleri veya tahıl ürünlerinde bol miktarda bulunmaktadır.

    B2 vitamin: B1 den farklı olarak, karbonhidratın yanı sıra protein ve yağlardan da enerji üretiminde gereklidir. Hücrede enerji üretimini arttırdığı için migren tipi baş ağrılarının önlenmesinde etkili olabilmektedir. En iyi kaynakları süt ve süt ürünleridir. Az da olsa tahıl ürünleri, yumurta, sakatatlar ile yeşil yapraklı sebzelerde de bulunmaktadır.

    NİASİN: B3 vitamini olarak da bilinen niasin et, hamur mayası ve süt ürünlerinde bulunmaktadır. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasında çok etkilidir. Kan şekerini dengeleyici ve kolesterolü düşürücü etkisi vardır.

    B5 (Pantotenik asit); Böbrek üstü bezine etki ederek kortizon gibi steroid hormonların yapımını sağlar. Bu hormonların yaşlanma ve cilt kırışıklıkları üzerinde olumlu etkileri vardır. Sakatatlarda, yumurta, buğday, mantar, kuru baklagiller, fasulye, domates, kereviz, ceviz, avokado gibi sebze ve meyvelerde de bulunmaktadır.

    B6 (pridoksin) Vitamini: Hormonlar, kırmızı kan hücreleri ve sinir hücreleri oluşumunda rol oynarlar. Serotonin yapımında etkilidir. Serotonin iştah, ağrıya karşı duyarlılık ruh hali ve uyku düzeni üzerinde etkilidir. Kolesterolbirikimini engelleyerek kalbi korumaktadır. Muz, avokado, tavuk eti, patates, ıspanak, bezelye, bira mayası, havuç, yumurta, balık ve hububatlar iyi kaynaklarıdır.

    B12 Vitamini: B12 vitaminin yetersizliğin de unutkanlık, sabahları yataktan yorgun kalkma gibi rahatsızlıklar görülmektedir. Folik asit ve B6 vitamini ile birlikte kalp hastalıklarını ve damar tıkanıklığını önleyici rol oynamaktadır . Sinir sistemini güçlendirir, kırmızı kan hücrelerini üretirler.

    B grubu vitaminleri; tahıllar, yağsiz et, bobrek, yurek, beyin, karaciger, yer fıstığı, tavuk, ceviz, yumurta, kepek ekmeği ve yağlı tohumlarda mevcuttur.

    Kas yorgunluğunuzun sebebi Magnezyum eksikliği olabilir!

    Kronik yorgunluk sendromu olan kişilerde yorgunluğa neden olabileceği düşünülen çeşitli mineral ve vitaminlerin takviyesinin yapıldığı birçok çalışma bulunmaktadır. KYS hastalarında magnezyum seviyelerine bakıldığında bu kişilerin eritrosit içindeki magnezyum seviyelerinin az olduğu görülmüştür. Eritrosit içindeki magnezyum azlığı eritrosit fonksiyonlarının azalmasına (oksijen taşınması) ve dolaylı olarakta kas güçsüzlüğüne neden olmaktadır. Magnezyum yetersiz olduğunda ortamda yeterli oksijen bulunduğu halde hücreler oksijensiz (anaerobik) enerji üretimine giderler ve bunun sonucunda oluşan laktik asit kas yorgunluğu ve kas fonksiyonu düşüşüne neden olur. Fiziksel aktivitenin azalması nedeniyle kas dokusunda depolanan magnezyum miktarları artmadığından

    KYS’li kişiler normal aktivitelerinde bile çabuk yorulurlar ve kas güçsüzlüğü tüm vücuda yayılır. Magnezyum eksikliği ayrıca baş ağrısı, atralji, hafıza ve konsantrasyon bozukluklarına neden olarak kronik yorgunluk sendromunun semptomlarına katılabilir. Magnezyum içeren besinler ;fındık, badem, kabak çekirdeği, ceviz, yer fıstığı, çam fıstığı, tam buğday ekmeği, yulaf kepeği, buğday kepeği, çavdar unu, mısır unu, sığır eti, ton balığı, kuru erik, kuru kayısı, kuru üzüm, avokado, kivi, muz, soya sütü, soya peyniri, ıspanak, fasulye, brokoli, bezelye, enginar, börülce ve şalgamdır.

  • Obezite ve akupunktur

    Obesite milyonlarca insanı etkileyen bir sağlık problemidir. Tedavideki başarısızlıklar hem hastayı hem de doktoru hayal kırıklığına uğratmaktadır. Vücut ağırlığı yiyecek ve içeceklerden alınan ve günlük aktivitelerden harcanan kalori arasındaki denge ile belirlenir. Obesıtenın en sık sebebleri fazla yemek yeme, fiziksel aktıvıte azlığı ve sedanter yaşam tarzı veya her ikisi. Diğer faktorler konvansıyonel ve komplementer tedavılere cevap vermeyen genetik metabolik durumlardır. Depresyon,ankisiyete ve can sıkıntısı insanları fazla yemeğe iter. Yaşlanma ve menapoz metabolizma ve aktivite düzeylerini etkileyen önemli faktörlerdir. Büyüme ve troıd hormonlarındaki azalma metabolızmayı etkiler ve kilo almayı hızlandırabilir. Bir çok kişi labarotuvar değerleri normal bile olsa hipotrıdızm olabilir.

    Sigara bırakmadan sonra görülen kilo alma nikotin etkisinin kaybı sonucudur , iştah açıçı özelliği vardır. Antıdepresan ve kortıkosteroıdler de kilo almaya yol açabilir. Travma da aktıf hayatı engeller. Fazla yağlı ve basit karbonhidratlı diet obesitede en önemli faktor olabilir.

    Obesite ile ilişkili komplikasyonlar;
    • Hipertansiyon
    • Koroner vaskuler hastalık
    • Hiperkolesterolemi
    • Kolelithiasis
    • Diabet
    • İnme
    • Osteoartrit
    • Uyku apnesi

    Ayrıca kolon, meme,uterus ve prostat kanseri obes hastalarda daha çok görülür. Bu komplikasyonlar obesitenin kendisi kadar etyolojık faktorler ve çevresel streslerle de alakalıdır. Böylece aurıcıler medecıne ile kişinin obesitesinde rol oynayan etyolojık faktorleri tespit edebiliriz.
    Obesite tedavısı semptomlardan ziyade etyolojık nedenı tedavi etmektir. Temel amacımız kişinin harcadığında daha az kalori alımını sağlamak, yeterli egzersiz ve aktıvıte sağlanması, davranış terapileridir. Aurıculterapi ve aurıculomedecıne ile öncelikli olarak hasta değerlendirilmesi medikal hıkaye, fizik muayene ve uygun laboratuarlar incelemelerini içerir. Kulak muayenesinde etyolojık sebeplere uyan temsili bolgeler hastalığın evresıne de uyan zonlarda araştırılması yapılır.

    . Akupunktur ile obesite tedavısınde sağlanan etki ; stres gibi emosyonel faktorler kadar iştah, intestinal motilite ve metabolızmayı etkiler. Hipotalamusta ventromedıal nükleustaki doyum merkezindeki sinirsel aktiviteyi artırır. Mide kaslarındaki tonusu , plazma ve beyinde enkefalin, beta endorfin,seratonin düzeylerini artırır.
    Akupunktur vagal sinirin aurıculer dalını uyarır ve seratonın düzeyini yükseltir. Bu etkiler göstermiştir ki mide düz kas tonusunu artırır ve böylece iştahı baskılar. Diğer etkiler arasında seratonın bağırsak hareketlerini artırır, endorfin ve dopamin yükselmesi ile stres ve depresyon kontrol altına alınır. Akupunktur uygulamasından sonra artan beta endorfin yağ depolarında lipolitik etki göstererek kilo kaybına yol açar.

    . İleri düzey kulak akupunkturu ve aurıculomedecıne de renkli filtreler ve VAS dediğimiz nabız teşhisi ile obesitenin altında yatan etyolojık sebepler tespit edilip tedavısı duzenlenir. Örneğin troid gland yetersizliğini etmekle kalmayıp hormon üretimini de artırmaktır. Böylece sebepe tedaviye ulaşılmış olur. Glandın subklinik belirtilerinin sebepi mantar veya parazit olabilir. Böyle basitçe yapılan tedavi ile obesite de dahil olmak üzere gerileyecektir. Benzer şekilde menapoz tedavisi estrojen üretimiyle ilgili olan 3.faz noktalarını kullanmaktır. İlave olarak VAS ve filtrelerle belirlenen metal toksisite depresyon sebebi olarak tespit edilebilir.

    . Tedavi ayrıntılı kulak muayene ve tedavısının yapılması, istenilen kiloya erişinceye kadar haftada bir olarak belirlenir, sonrasında 6 ay
    koruma planlanır.

  • Akupunktur nedir? Etkileri nelerdir?

    Akupunktur uygulamaları batı kültüründe alternatif terapi olarak isimlendirilmesine rağmen Doğu-Çin’de kullanımı 5000 yıl önceye gittiği bilinmektedir. Ancak elimize ulaşan en kapsamlı kaynak Huang Di Nei Jing’e aittir ve M.Ö. 200 yılında yazılmıştır. Sarı imparatorun iç hastallıkları klasiği adlı kitapta 282 nokta tariflenmiştir.. Akupunkturun en eski teorileri Shen Nung tarafından ortaya atılmıştır.Bunlar Dolaşım, nabız ve kalp ile ilgilidir. 4000 yıl önce tariflemiştir ve dahiliyenin temellerini atmıştır. Akupunkturun temellerini oluşturan birbiri ile uyumlu ama birbirine zıt olarak çalışan iki farklı enerji ying ve yang ‘ı, beş element’i , organ ve oniki meridyen sistemini anlatır.

    Akupunktur çok ince iğnelerin vücutta fizyolojik fonksiyonları etkilemek üzere vücut yüzeyi üzerine batırılmasıdır. Akupunktur temelinde Shen Nung’unteorize ettiği insan vücudunu boydan boya dolaşan bir enerji kuvvetine sahip olduğunu ve bunun da Qi olarak isimlendirmiştir. Qi ruhsal, duygusal,mental ve fiziksel temel yaşam aktıvıtelerını içerir. Bir insanın sağlığı vücuttaki Qi nin akışından etkilenebilir. Qi akışı yetersiz , dengeli değil veya bloke ise yin yang dengesi bozulur ve hastalık oluşur. Vücuttaki Qi meridyen ve özel yollarla dolaşır. 12 çift ve 2 tane tek meridyen vardır.

    Akupunktur noktaları , meridyenlerin ciltte yüzeyelleştiği yerdeki özellikli lokalizasyonlardır.. Böylece iğneleme, moxibusyon ve acupressor kolaylıkla uygulanabilir. Bu noktalar Qi nin dolaşımını ve ying – yang dengesini sağlar.

    Akupunktur noktalarına uygulanan yöntemler vardır;

    Bunlar;

    Elektroakupunktur

    Moxıbusyon

    Laser

    Cuppıng

    Elektroakupunktur ile akupunktur noktalarına takılan iğnelere elektrostimulasyon cihazıyla düşük akım vermektir. En çok ağrı tedavısı olmak üzere bir çok tedavide kullanılmaktadır.

    Diğer bir metod akupunktur noktasına stımulasyon yapan laser’ dir. Daha çok kulak akupunkturunda kullanılmaktadır. Kulak sinir ve damar ağı yönünden zengindir. Vücuttaki bütün sistem organlarla bağlantısı vardır. Bu sebeple vücudun bir çok organ ve kısımlarının karşılığı olan kulak akupunktur noktaları ile obesiteden alkolizm ve ilaç bağımlığına kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.

    Moxibusyon akupunktur noktalarına ısı uygulanmasıdır. Akupunktur ve moxibusyon tedavinin birbirini tamamlayıcıları olarak değerlendirilir. Moxibusyon astım bronşit , paralizininbazı tipleri ve artritlerde başarı ile uygulanmaktadır.

    Cupping diğer tedavi şeklidir,akupunktur noktalarına metal, tahta ve cam kavanozlarla yaratılan kısmı vakum etkisi ile uygulanan bölgede kanlanmanın artması şeklinde tesir eder.Cupping bel ağrısı, kas gerilmesi(miyalji) yumuşak doku hasarı , kronik bronşitte akciğer sıvısının temizlenmesinde kullanılır.

    En popüler yöntemlerden olan akupressor, iğnesiz akupunktur tedavisidir. Akupunktur noktalarına parmaklarla masaj yapılmasıdır. En gelişmiş şekliyle ayakta reflexology çok sık kullanılmaktadır.

    Başlangıçta daha çok vücut akupunkturu olarak kullanılan bu yönteme daha sonra kulak akupunkturu eklenmiştir. Çinliler kulak akupunkturunu fazla kullanmazken 1950’lerde Fransız dr. Paul Nogier kulaktan teşhis ve tedavi yöntemi olarak ortaya koyduğu ‘auruculoterapi–aurıculomedecıne’ teknığini yayınlamıştır.

    M.Ö 4. YY’da hipokrat’ın kulak kepçesinde belli noktaları kanatarak başağrısı,hipertansiyonu tedavi ettiği hakkında yazılı kaynaklar vardır. Dolayısıyla kulaktan tedavi çok eskiden beri önemli bir yöntem olmuştur.

    Bugünkü şekliyle aurıculoterapi’nin tanımlanması ve uygulanmasını Fransız dr. Paul Nogier’e borçluyuz.

    Artık tüm dünyada mikrosistemler daha bir önem kazanmıştır. Mikrosistem tüm vücudun daha küçük bir alanda temsil edilmesi anlamında kullanılmaktadır. projeksiyonalanı organın büyüklüğünden çok fonksıyonların fazlalığına göre temsil alanı bulur. Bugün artık pek çok mikrosistem tanımlanmıştır. Kulak,baş,ağız,el,ayak… gibi.

    Dr. Gleditschmikrosistemlerin tedaviye cevaplarında farklılıklar olduğunu örneğin; kas iskelet sistemi ve bağ dokusu hastalıklarında kulak akupunkturunun daha hızlı ve daha iyi yanıt oluşturduğunu tanımlamıştır.

    Mikrosistem akupunkturunun vücut akupunkturuna göre en önemli farkı ; eğer organda bir sorun varsa o organın yansıma noktaları aktif bulunur, sorun yoksa aktif değildir. Bu özelliği nedeniyle mikrosistem akupunkturu hem tanı hem de tedavinin takibi için önemli ipuçların vermektedir.

    Akupunkturda etki belli noktalara iğne batırmakla sağlanır.Vücut uzerınde 361 tane akupunktur noktası vardır. Bunları meridyenler ve kanallar üzerinde duran ve belli etkileri bilimsel olarak kabul edilmiş noktalardır.

    Akupunkturun bilinen başlıca etkileri şunlardır;

    Analjezi

    Vegetatıfsinir sisteminin regülasyonu (akupunktur VSS’ni reguleetmesine rağmen iletide engeller varsa etkinliğini yitirir.)

    Sedasyon

    Gevşeme

    İmmunostimulasyon

    Vasodilatasyon

    Akupunkturun bu etkileri anatomik,histolojik ,embriolojik,bio-fiziksel,biokimyasal,nörofizyolojik,fizyolojik mekanizmalarla açıklanmıştır. Özellikleanaljezık etkisi üzerinde yapılmış bir çok bilimsel çalışma yayınlanmıştır.

  • Akupunktur ile ilgili genel bilgi

    Akupunktur, vücuttaki tanımlı noktalara iğne batırılarak uygulanan bilimsel bir tedavi yöntemidir.

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem adlı bölgenin çalışmasını düzenleyerek etki yaratır.

    Limbik sistem; otonom sinir sistemi üzerinden bir yandan organ fonksiyonlarımızı yönetirken digger yandan stress uyaranlarına karşı vücudumuzu sağlıklı tutmaya çalışır. Bu fonksiyonunu kişinin karşılaştığı stress uyaranına göre organ fonksiyonlarını düzenleyerek yapar. Bu görevinin ayrıntısı için “LİMBİK SİSTEM “ makalesini okumanızı öneririm.

    2000 yılında Human Brain Mapping dergisinde yayınlanan Kathleen K.S ve arkadaşlarının Harvard Tıp Fakültesinde FMR ‘la yaptıkları çalışma, akupunkturun limbik sistemi regüle ettiğini göstermektedir.

    Akupunktur; öncelikle organ fonksiyon bozukluğuyla ortaya çıkan hastalıkların tedavisinde kullanılır.

    Akupunktur kişinin strese karşı dayanıklılığını arttırır, hastalıklara karşı direnç mekanizmalarını güçlendirir.

    Akupunktur; iç organlarımızın fonksiyonlarını ve hormonal sistemin çalışmasını denetler ve düzenler.

    Akupunktur; sedatif etki oluşturur, hastanın kendini daha sakin ve huzurlu hissetmesini sağlar.

    Akupunktur; endorfin denen ve insan beyninin belli bölgelerinde salgılanan morfin benzeri ağrı kesicilerin salgılanmasını sağlar. Bu etkisi nedeni ile akut ve kronik ağrılarda etkili bir tedavi yöntemidir.

    Akupunktur; kas gevşetici etkisi ile özellikle boyun, sırt ve bel kaslarında künt travma, terliyken hava akımına (klima vb.) maruz kalma sonucu veya stresle ortaya çıkan kas gerginliği ve kas tutulmalarının kronikleşmeden rahatlamasını sağlar.

    Akupunktur; alerji mekanizmalarını düzenler ve alerjik reaksiyonların (alerjik burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ürtiker vb. gibi) kısa sürede iyileşmesine katkıda bulunur.

    Akupunktur; açlık duygusunu regüle eder ve biyolojik saati dengelemede yardımcı olur. Bu etkisi obezite(zayıflama) tedavisinde ki yerini öne çıkarır.

    Akupunktur; abstinans (yoksunluk) sendromunu tedavi ederek hastaların sigara, alkol, ilaç, yeme bağımlılığından kurtulmalarını sağlar.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) resmi yayınının 1979 aralık sayısında “akupunkturun endikasyon alanına giren hastalıkları” bildirmiştir.

    Akupunktur; 1991 yılında Sağlik Bakanlığı’nca Resmi Gazete’de yayınlanan Akupunktur Yönetmeliği ile uygulama alanı ve uygulama kuralları belirlenen bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir.

    Ülkemizde akupunktur eğitimi Sağlık Bakanlığı talebi ve denetiminde çeşitli tıp fakültelerinde verilmektedir. 480 saat süren kursların sonunda başarılı olanlar “Akupunktur Uygunluk Belgesi” almaya hak kazanırlar.

    Akupunktur, ülkemizde akupunktur uygulama belgesi olmayan hekimler de dahil hiç kimse tarafından uygulanamaz. Bu nedenle başvurduğunuz doktorun akupunktur uygulama belgesi olup olmadığını mutlaka kontrol etmeniz de fayda vardır.