Etiket: Etki

  • 10 soruda dolgu

    10 soruda dolgu

    1- Dolgu nedir ?

    Dolgunun etken maddesi; hyaluronik asittir. Kırışıklık tedavisinde ve dolgunluk istenen bölgenin doldurulmasında kullanılır.

    2- Dolgu nerelerde kullanılır?

    Nazobiyel çizgiler (Burun kenarında dudak köşelerine inen çizgiler),

    Dudak üstü çizgiler (sigara çizgileri),

    Göz kenarı çizgileri ( kaz ayakları),

    Kaş ortası çizgiler ( kaş çatma çizgisi),

    Yanak ve elmacık kemikleri,

    Dudak hacminin arttırılması,

    Göz altının doldurulmasında kullanılır.

    3- Dolguların kalıcılığı ne kadardır?

    Kullanılan ürüne göre değişir göz altı dolguları, ortalama 8-12 kalırken, nazolabialler 1-1,5 yıl kalır.Tekrarlayan uygulamalar kalıcılık süresini uzatır.

    4- Dolgu vucuda herhangi bir zararı var mıdır?

    Zaten vücudumuzda bulunan bir madde olduğundan dolayı bir zararı yoktur. Alerji yapma olasılığı son derece düşüktür.

    5- Dolgu nasıl uygulanır?

    Dolgular iğne ile uygulanır. Uygulama son derece basittir.Uygujlama öncesi bölgeye uyuşturucu krem sürülür, çok ağrılı bir işlem değildir.

    6- Dolgu yapıldıktan sonra cilte kızarıklık olur mu?

    İşlem uygulandıktan sonra cildinizde herhangi bir problem olmaz hemen gündelik yaşantınıza dönemilirsiniz

    7- Dolgu dışarıdan bakınca anlaşılır mı?

    Kişi doğal olmasını isterse ona göre doz ayarlanması yapılabileceği için dışarıdan bakınca anlaşılmaz.

    8- Dolgu nasıl etki eder?

    Yüzde uygulandığı alana dolgunluk sağlayarak etki etmektedir.Dolgu etkisi hyalüronik asitin su tutma özelliği nedeniyle hem dolgunun hacim etkisi hemde su tutma etkisi bölgeyi dolduracaktır.

    9- Dolguda hemen sonuç belli olur mu ?

    Hemen sonucu görebilir. Dolgunluk etkisi hemen ortaya çıktığı için işlem yaparken elinizdeki ayna ile istediğiniz alana istediğiniz kadar uygulama yapılır.

    10- Hangi dolgu ürünü iyidir?

    FDA onayı olan dolguların hepsi iyidir. FDA onayı olmayan dolgular güvenli değildir.

  • Erkek tipi saç dökülmesinde tedavi

    Erkeklerde meydana gelen saç dökülmelerinin en sık nedeni erkek tipi saç dökülmesidir, diğer bir deyişle androgenetik alopesidir. Androjenik alopesi; genetik yatkınlığı olan kişilerde hormonların etkisi ile ortaya çıkan, her iki cinste de görülebilen ve saç kaybı ile seyreden bir hastalıktır. Genetik yatkınlıkta; 5-alfa redüktaz enziminin saçlı derideki dağılımı önemli bir belirleyicidir. Bu enzim sayesinde aktive olan hormonlar nedeniyle saç dökülmesi olur. Kalın, siyah kılların, açık renkli ve ince tipi kıllarla yer değiştirmesi görülür. Görülme sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artar, ancak başlangıç yaşı ve ilerleme oranı değişkendir. Beyaz ırktaki erkeklerin %80’inde 70 yaş itibariyle saç dökülmesi vardır. Bu durum yaşla beraber çok sık görülen fizyolojik bir olay gibi algılanmasına rağmen yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekte ve insanları medikal bir çare arayışına itmektedir. Günümüzde saç dökülmeleri ve tedavisi konusunda değişik yöntemler arayışı ortaya çıkmıştır.

    Anrojenik saç dökülmesi tedavisinde amaç kıl folikülünün minyatürizasyonunu durdurmak ve saçların yeniden çıkışını ve saç şaft kalınlığını arttırmaktır. Güncel tedaviler hastalığın ilerleyişini durdurur ve az miktarda yeni saç çıkışı sağlar. Hastaların saç dökülmesi hakkında bilgilenme düzeylerinin artışı ile erken tanı ve tedavi şansı artmakta, hastalık nedeniyle oluşan psikososyal etkilerini azaltmaktadır. Saç dökülmesi olan kişilerin bu durumu benign bir durum olarak algılanarak tedaviye ihtiyaç duyulmasa da, bazı hastalarda yaşam kalitesinde belirgin bozulmaya yola açan psikolojik stres nedenidir. Tedaviye karar verirken kişi öncelikle durumun doğal ilerleyişi hakkında bilgilendirilmelidir.

    MEDİKAL TEDAVİLER; Erkeklerde saç dökülmesi tedavisinde FDA tarafından onaylanmış 2 ajan vardır bunlar; topikal minoksidil ve oral finasterid tedavileridir. İki tedavi de saç büyümesini uyarıcı ve saç kaybını önleyici etki gösterir. Medikal tedavilerin saç dökülmesini durdurucu etkisi tedavi başlangıcından 3-6 ay sonra, görünür yeni saç çıkışını sağlayıcı etkisi 6-12 ay sonra ortaya çıkar.Maksimum etkinliğin sağlanabilmesi için aralıksız tedavi gerekir. Kişiler tedavi ile asla dökülmeden önceki saç yoğunluğuna ulaşılamayacağı ve tedavinin asıl amacının saç dökülmesinin ilerlemesinin önlenmesi olduğu konusunda bilgilendirilmelidir.

    CERRAHİ TEDAVİLER; Saç Transplantasyonu, saçın oksipital (ense) bölgeden alınarak saçsız verteks (tepe) veya frontal(ön) alana ekilmesidir. Modern tekniklerle %90’ı aşan greft sağ kalım oranları sağlanmaktadır. Modern saç ekimi 1930’lu yıllarda Japonya’da başlamış, önceleri punch şeklinde alınan greftlar kaş ve kirpik dökülmelerinde kullanılmıştır. Zamanla androjen dirençli oksipital alanın daha iyi bir donör olduğunun farkına varıldı. 1995’te Bernstein ve Rassman folikuler ünite transplantasyonunu bulmuşlar ve saç folikülleri 1-4 saç kılı içeren üniteler halinde transplante edilmeye başlanmıştır. Foliküler ünite transplantasyonunda donör kıllar 2 yolla alınabilir;

    1)Foliküler Ünite Transplantasyonu (FUT) Genetik olarak dökülmeye dirençli saç köklerinin bulunduğu ense bölgesinden lokal anestezi altında, şerit şeklinde alınan saç kökleri, mikroskobik aletler altında doğal yapıları bozulmadan uygun tekniklerle, saç ve saç köklerini barındıracak şekilde 1-4’lü kümelere ayrılarak seyrelmiş ya da tamamen dökülmüş olan bölgeye ekilmektedir. Ensede saçların alındığı bölge, estetik cerrahi yöntemlerine uygun olarak dikilir. Bu yöntemin dezavantajı ense bölgesinde kalan çizgi şeklinde skardır.

    2) Foliküler Ünite EkstraksiyonU (FUE) Foliküler ünite ekstraksiyonu yöntemi, saç köklerinin özel ince uçlu iğneler ile ense bölgesinden 1 mm’lik punch şeklinde tek tek alınarak seyrelmiş ya da tamamen dökülmüş olan bölgeye nakledilmesidir. Dikiş olmadığı için, skar oluşumu da söz konusu değildir. FUT yönteminden daha kısa zamanda iyileşme sağlamaktadır.

    PRP; Platelet Zengin Plazma Platelet zengin plazma (PRP), 20’nin üzerinde büyüme faktörü içerir. PRP, kemik greftlerinde, diş implatlarında ve yara iyileşmesinde uzun zamandır kullanılmaktadır. Çalışmalarda saç ekimi sırasında saç köklerinin PRP ile implante edilmesinin saç ekiminin başarı oranını arttırdığını göstermiştir. Yapılan bilimsel bir çalışmada ince saçlı 26 hastanın 13’üne 2-3 hafta aralıklarla 5 kez PRP enjeksiyonu yapılmış, 13 hastaya da tuzlu su enjeksiyonu uygulanmış. Tedavi sonunda kıl kesitlerinde PRP yapılan hastalarda belirgin kalınlık gözlenmiş fakat kıl sayısında farklılık bulunmamıştır. Bu çalışma saç kalitesinin artırılmasında PRP’in kullanabileceğini düşündürmektedir.

  • Uzman hekim tarafından yapılan lazer epilasyon zararlı mı ?

    Uzman hekim tarafından yapılan lazer epilasyon zararlı mı ?

    ~~Lazer epilasyon yöntemi son dönemlerde hem kadınların hem de erkeklerin fazlaca gündeminde. Yalnız bu uygulamanın hangi şartlar altında yapılması gerektiğini bilen yok. Doğru bilinen yanlışları düzeltmek ise yine hekimlere düşüyor. İster kabul edelim ister etmeyelim, artık “imaj dünyası”nda yaşıyoruz. Anahtar kelimemiz de “güzellik”. İnsanlar binlerce yıldır onun peşinde. Çünkü güzelliğin sonu yok. Bu uğurda yapılan her şey mubah! Her köşe başında başka bir güzellik merkeziyle karşılaşmamız da bundan. Son dönemlerde biraz daha iyi gözükmek için kadın-erkek herkesin en çok rağbet ettiği uygulamalardan biri de şüphesiz lazer epilasyon. Fakat yaptıranların da yaptırmaya niyetlenenlerin de kafası karışık: “Acaba gerçekten sağlıklı mı?” Güzellik merkezlerinin web sitelerine, afişlerine bakarsanız bu yöntem çok sağlıklı, kesin sonuç. Hem de ağrı, acı yok. Yüzyıllardır insanları meşgul eden kıl-tüy işlerini elbette bu kadar basite indirgemek doğru değil. Deneyimli dermatologlara lazer epilasyonun vücudumuza zarar verip vermediğini, hangi şartlar altında bu yöntemden faydalanabileceğimizi sorduk. Bu vesileyle, doğru bildiğimiz birçok yanlışı da öğrendik…

    NEDEN TÜYLERİMİZ VAR?

    Lazer epilasyon yönteminin ayrıntılarına girmeden önce vücudumuzdaki görünen ya da görünmeyen tüylerin fonksiyonlarını bilmek elzem. Aslında kaş, kirpik ve saçlarımızı düşünecek olursak güzellik ve estetiğimizin bir parçası onlar. Çoğunlukla epilasyon yaptırılan kıllar vücut ısımızı dengelemeye yarıyor. Üşüme esnasında kılların dibindeki piloerektör denilen kaslar kasılıp tüyleri dikleştiriyor. Böylece vücudumuzdaki ısı miktarında bir miktar artış gözlemleniyor. Tabii kıllar zaman zaman hastalıklara da davetiye çıkarabiliyor. Bakteri, kötü koku, mantar ve kıl dibi iltihapları gibi… Uzmanlara göre, hastalık riski taşıyan bölgelerdeki kıllar yarardan çok zarar verebiliyor.

    Kadın ve erkeklerin önemli estetik kaygılarından biri kıl. Bundan kurtulmak için de sir ağda, tıraş ve kimyasal dökücüler gibi farklı farklı yöntemler deneniyor. Ama hangisi tercih edilirse edilsin kalıcı bir çözüm sunmuyor. Dolayısıyla lazer epilasyonun günümüzde özellikle tercih edilmesinin ardında, yüzde 70-80 kalıcılık unsuru etkili gözüküyor. Peki, gerçekten bu yöntem sağlıklı mı? Epilasyon esnasında vücudumuza nasıl bir işlem uygulanıyor?

    Çoğumuz küçükken mercek ya da saat camını güneşe tutarak bir kâğıdı yakmışızdır. Lazerin yaptığı işlem de aslında buna benziyor. Cilde paralel demetler hâlinde gelen ışık, bir noktada odaklaşıp ısı etkisi yapıyor. Sıcak, kıl üreten hücreleri hasara uğratıyor. Buna fototermal etki deniyor. Yapılan işlem tüy kökündeki melanin pigmentini patlatmaya yarıyor. Etraftaki dokuya ise zarar vermiyor. Sema Hastanesi’nden Dermatolog Leyla Ertenü, hiçbir yöntemin hasarsız gerçekleşemeyeceğini belirterek trilyonlarca hücreden meydana gelen insan vücudu için bir miktar hücre ölümünün ileride sorun çıkarmayacağını söylüyor. Çünkü ağda, sir ağda, cımbız gibi kökten alım yöntemlerinde şiddetli çekme sebebiyle de hücreler ölüyor, dokuda sıvı birikebiliyor, uygunsuz ortamlarda yapıldığında da enfeksiyon riski ortaya çıkıyor. Üstelik tüm bunlar bir ya da birkaç kez değil, ortalama her ay yaşanıyor.

    Halk arasında lazer ışığının kanser yaptığı biliniyor. Bu yanlış bilgiyi Memorial Hastanesi’nden Dermatolog Ayfer Aydın düzeltiyor: “Lazer ışığı kanser yapsa tüm dünyada bu kadar kullanılır mı? Lazerin daima hedef aldığı ‘bir şey’ vardır. Bu ışık demeti göz, üroloji, prostat, gençleştirme, leke ve varis tedavisinde, kalp ameliyatlarında da kullanılıyor. Epilasyonda kullandığınız ışık ürolojide işe yaramıyor. Demek ki lazer hedefine uygun çalışıyor. Epilasyon esnasında kıl kökünün dışındaki hiçbir yere lazer ulaşmıyor, kesinlikle zarar vermiyor.”

    Lazer, 1960 yılından bu yana dermatoloji ve diğer tıp alanlarında sıklıkla kullanılıyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) bu yöntemi onaylıyor ve kullanılmasında herhangi bir sakınca görmüyor. Dr. Leyla Ertenü, “Lazer vücuda herhangi bir zarar verseydi 48 yıl içinde bu ortaya çıkardı. Uygulanan bölgedeki doku değişikliğinin gözlenebilmesi için bu süre yeterli.” diyor.

    Yıllardır Avrupa ve Amerika’da uygulanan lazer epilasyon yöntemi, Türkiye’deki kadar revaçta değil. Fakat bu durum “lazer zararlıdır” anlamına gelmiyor. Mahremiyet kaygıları bu yöntemin müslüman ülkelerdeki tercih yüzdesini düşürüyor. Sağlık dışında gerekçelerle mahremiyet sınırları aşılmak istenmiyor. Dr. Ayfer Aydın, vücut kıllarına bakış açısının ülkeden ülkeye değişiklik gösterdiğini söylüyor: “Özellikle Müslüman kadınlar genital bölgelerinin temizlenmesine çok önem verir. Türk halkı da bu konuda çok hassastır. Diğerleri kıllarından rahatsız değil aslında. Onları vücutlarının bir parçası olarak görüyor, ‘acaba nasıl yok ederim’ diye düşünüp herhangi bir arayışa girmiyor. Kullanım oranlarındaki farklılıklar bu ayrıntıdan kaynaklanıyor.”

    Lazer epilasyon yöntemi güzellik merkezlerinde “kusursuz, yüzde yüz kalıcı, acısız” şeklinde tanıtılıyor. Dermatologlar ise başarı oranını yüzde 70-80 diye veriyor. Kalıcılığı için de “tartışılır” diyor. Çünkü vücut dinamik bir yapı. Bir sürü kıl yapacak hücre mevcut. Mesela, gözle görülmeyen ayva tüyleri gibi. Onlar hormonel sorunlar, kullanılan ilaçlar ya da kist sebebiyle kalınlaşıp kıla dönüşebiliyor. Kişinin lazer epilasyon yaptırmasının herhangi bir önleyici etkisi bulunmuyor. Bazen de melanin pigmentine verilen sıcaklık, kıl oluşumunu tetikleyerek artırabiliyor.

    Lazer epilasyonda kalıcılık kişiden kişiye değişiyor. En iyi cevap alınan yerler ise koltuk altı bölgesi. Çünkü buradaki kıllar kol ve yanağa göre daha kalın ve köklü. Lazer ışığı koyu pigmentleri üzerine çekmek üzere programlandığı için uygulama etkin sonuç veriyor. 5-10 yıl içinde öldürülen hücrelerin bir kısmı tekrar canlansa da tamamen geri dönüş yaşanmıyor. Lazer epilasyon bahsedildiği gibi tamamen acısız bir yöntem de değil ayrıca. İşlem sırasında tüylerin cımbızla çekilmesine benzer bir acı hissediliyor. Vücudun bazı bölgeleri daha duyarlı olduğu için acı daha da artabiliyor. Lazer, soğutucu ile birlikte kullanılıyor. Böylece derinin ısınmasına bağlı ağrı-acı meydana gelmiyor, derinin üst kısmı korunuyor.

    Lazer epilasyon 12-50 yaş aralığındakilere uygulanabiliyor. Bu yöntemden faydalanabilmek için sadece yaş sınırı yeterli değil. Mesela bronz tenliler, beyaz saçlılar, epilepsi (sara) hastaları ile gebe hanımlara işlem yapılamıyor. Işınların anneye de bebeğe de zararı yok aslında. Fakat gebelik döneminde vücuttaki pigmentasyon oranı yükseliyor, özellikle göz ve çevresinde lekeler çıkabiliyor. Lazer ışınları ise bu lekeleri kalıcı hâle getirebiliyor. Dolayısıyla böyle bir riski hiçbir uzman almak istemiyor.

    Kendini ispat etmiş bu modern yöntemle alakalı özellikle ülkemizi ilgilendiren can alıcı noktalar var. Çünkü ehil ellerde ve uygun ortamlarda yapılmayan epilasyonlar birçok sıkıntıyı da beraberinde getiriyor. Lazer ışını güvenilir diye biliniyor ama onu tamamen tehlikesiz kabul etmek de doğru gözükmüyor. Mesela hastaların uygulamadan önce muhakkak dermatolog tarafından görülüp muayene edilmesi şart. Çünkü muhtemel yan etkileri, bir estetisyen ya da çeşitli kurslara katılarak cihazı kullanmayı öğrenmiş kişilerin tahmin edebilmesi neredeyse imkânsız.

    Lazer aşırı seviyedeki güneş ışığına benziyor. Eğer hastanın güneşe alerjisi varsa uygulamadan sonra alerji reaksiyonları ortaya çıkabiliyor. Lazerin etkisiyle kansere yol açabilecek benler de çoğalabiliyor. Herpes gibi vücut enfeksiyonları sıcağın etkisiyle hızla yayılabiliyor. Dezenfekte edilmemiş uçlar da birçok viral mikrobun kişiden kişiye bulaşmasını sağlıyor.

  • Prp – trombositten zengin plazma

    PRP ile Cilt Gençleştirme

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir.Bu uygulama bir kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak santrfüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrılması ve elde edilen az miktardaki ” platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” nın (PRP) yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    PRP uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler-veya diğer adıyla trombositler-vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerine sağlamak için gerekli olan “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda her hangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektedir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ile 4 kat fazladır.

    PRP’nin hedefi yara iyileşmesinin sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derimizin yaşlanması aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklıdır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimizde limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı derimize hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanırız, bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar. Dermokozmetik ürünler de benzer şekilde derimizi yeniden yapılandıran maddelerin veya sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerinin bir iyileşme süreci başlatmasını sağlar. Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle plazma uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastanın kendisinden alınanlardır, ayrıca kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyla yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur. Bunların dışında, verilen plataletlere eklenen hiçbir şey mevcut değildir. Bu nedenle bu uygulama güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Bu tedavinin uygulaması ne kadar sürüyor? Özel bir koşul gerekiyor mu?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir uygulamadır. Kolayca, acısız biçimde uygulanır.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uyguladıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Tam etki toplam 3 veya 4 uygulamadan, yani bir kür tamamladıktan sonra kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkacaktır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Uzun etkilidir.

    Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır.

    Sadece yeni kollajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler.

    Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi doldurarak değil gençleştirerek giderir.

    İlk uygulama sonrası sağlanan parlak sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir, bunun için tekrarlayan uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin devamlılığı sağlanmalıdır.

  • Selülit tedavisi ve bölgesel zayıflama yöntemleri

    LPG :

    Selülit tedavisinde etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış ve FDA onayı almış bir cihazdır. Cellu M6 Keymodule teknolojisi ile deri ve deri altındaki dokuda kan ve lenfatik dolaşımı uyarılmakta, dokular arasında tutulmuş fazla sıvı ve metabolik atıkların uzaklaştırılması hızlandırılmıştır.

    LPG, selülit tedavisindeki başarısı yanında hastanın durumuna göre bir veya iki beden küçülme ve sıkılaşma sağlamaktadır. Liposuction sonrası toparlanmayı hızlandırmaktadır. LPG, hastanın durumuna uygun programlar dahilinde uygulanmaktadır.

    THERMALIPO II Radyo Frekans Sistemi

    Acısız bir yöntemle yüzde gevşeme ve sarkmayı tedavi eder, sıkılaşma ve yenileme sağlar. Vücutta selülit, lokal kilo ve sarkma problemlerinin üstesinden gelir. Ciltte oluşmuş portakal kabuğu görünümünün giderilmesine, uygulandığı bölgelerin sıkılaşmasına ve dokunun daha iyi bir görünüme kavuşmasına yardımcı olur. Hiçbir yan etkisi yoktur.

    Thermalipo II

    Her cilt tipinde güvenli, acısız ve risksizdir.

    Yüz, boyun, dekolte, karın, kalça, bacak, kol ve dizlerde etkilidir.

    Vücut kontürünü şekillendirirken aynı zamanda kolajen üretimini artırdığı için daha sıkı ve genç görünmesini sağlar.

    Invasive bir yöntem değildir. Uygulamanın yapıldığı kişiler aynı gün içinde normal aktivitelerine dönebilir.

    Etkisi yüzlerce hasta üzerinde kanıtlanmıştır.

    Üç ay süren tedavi protokolünün ilk ayı sonunda selülit ve zayıflama etkileri, 2.ay itibarıyla da sıkılaşma etkileri ortaya çıkmaya başlar. Tedavi süresince günde 2,5-3 litre su içilmeli, alkol alınmamalı ve uygulama sonrasında yoğun bir Yüz/vücut nemlendiricisi kullanılmalıdır. Tavsiye edilen seans sayısı 10-12 arasındadır. Seans aralıkları 7-5 gün olmaktadır.

    Kavitasyon

    Kavitasyon sistemi nedir?

    Kavitasyon sistemi, bölgesel yağlanma ve selülit problemini ultrason dalgaları ile tedavi eden cerrahi olmayan bir yöntemdir.

    Cildin dış yüzeyine uygulanan ultrasonun yayılması, yağ dokusundaki hücre sıvısında ani ve yüksek basınç değişikliklerine neden olur. Ultrason dalgalarıyla oluşan kabarcıklar yağ hücrelerinde önce genişleme sonra patlama yaratır. Kavitasyon denilen bu etki yağı sıvılaştırıp hücre duvarlarını tahrip ederek depo yağların yapısını bozar. Bu dokudaki yağ hücreleri ve açığa çıkan yağ asitleri parçalanarak lenf ve idrar yolları sayesinde uzaklaştırılır. Serbestleşen bu yağlar , adalelerde yakılarak ya da üriner sistem ve karaciğer yoluyla vücuttan atılır.

    Kimlere uygulanmaz?

    Bu tedavide yağ hücreleri sıvı hale geçerler. Sıvı hale geçen yağın vücuttan atılması için kişinin sağlıklı olmasına, iyi işleyen bir dolaşım sistemine sahip olmasına, sağlıklı karaciğer ve böbreklere ihtiyaç vardır.

    Karaciğerinde sorun yaşayanlar ya da karaciğer yetmezliği olanlar

    Kronik damar yetmezliği, lenfatik ödem

    Diyabet (tip II)

    Orta ve iç kulağında sorun olanlar

    Metal protezi olanlar

    Kalp pili olanlar

    Hamileler ve emzirenler

    Uygulama bölgesindeki dokuda problem olanlar

    Klinik tedavi gerektiren hastalığı olanlar

    Tedavi protokolü, seans süresi

    Uygulamanın 10 gün ara ile 4-6 seans uygulanması önerilmektedir. Seans süresi maximum bir saattir.

    Drenaj

    Lenf drenajla yağın vücuttan atılımı gerçekleştirilir. Kavitasyon uygulamasından sonra lenfatik dolaşım yönünde, lenf noktalarına odaklı masaj yapılması veya lenf drenaj cihazlarının kullanılması önerilmektedir. İki kavitasyon uygulaması arasında 30 dakikalık 2 seans lenf drenajı uygulaması çok faydalı olacaktır.

    Diyet

    Bu uygulamalar arasında en önemli olan mutlak diyet yapma zorunluluğudur. Bunun için önerilen yağsız, düşük karbonhidratlı bir beslenme programına uymaktır. Kavitasyon seansından sonraki 5 gün boyunca sıfıra yakın yağ içeriği olan bir diyet izlenmeli ve uygulamayı takip eden günlerde, gün içinde en az 2 litre su tüketilmesi önerilmektedir.

    Fiziksel aktivite

    Kavitasyon uygulamasının ardından fiziksel aktivitenin mutlak surette arttırılması gerekmektedir.

    Lenf Drenaj

    Bölgesel zayıflama, vücut sıkılaştırma , selülit tedavisi için LPG ile birlikte kullanıldığında etkiyi artıran bir cihazdır. Lenfatik drenaj cihazı ile parmak uçlarından yukarıya doğru düzenli basınç uygulanarak lenf akımı düzenlenir. Uygulandığı bölgede cilt kalitesinde düzelme, çevresel olarak incelme, deri ve deri altında sıkılaşma olur.

    Mezoterapi

    Mezoterapi yöntemi ilk kez Fransa’da 1952 yılında kullanılmaya başlanmıştır. Mezoterapi, az miktardaki ilacın problemli bölgelere direkt olarak verilmesi şeklinde tanımlanmıştır. İlacın yalnızca problemli bölgeye verilmesi etkinliği artırırken yan etkileri de en aza indirgemektedir.

    16 – 75 yaş arası sağlıklı tüm erişkinlere mezoterapi uygulanabilir. Bölgesel yağlanma, selülit, saç dökülmesi, cilt gençleştirme başlıca kullanım alanlarıdır.

    Bölgesel incelme için mezoterapi uygulamasında en uygun adaylar düzenli egzersiz yapan, kilo fazlası çok olmayan, selülit veya bölgesel yağ depolanmaları olan sağlıklı bireylerdir.

    Tedavi sırasında protein oranı yüksek gıdalarla beslenme önerilir. Kafein içeren gıda ve içeceklerden uzak durulmalıdır. Uygulama sonrasındaki 8 saat içinde sıcak duş alınmamalı, ağır egzersiz yapılmamalıdır.

    Tedavi sonuçları uygulanan bölgeye ve problemin yaygınlığına göre değişir. Selülit ve bölgesel yağlanmanın tedavi sonuçları ilk birkaç uygulamadan sonra görülür.

    Hastalar mezoterapiden sonra sağlıklı bir yaşam şekli sürdüğü, uygun diyet ve düzenli egzersiz yaptığı sürece mezoterapi etkinliği kalıcıdır. Selülit tedavilerinde yılda birkaç kez mezoterapiye devam edilmesi, uygulamaların kalıcılığını artırır.

    Tedaviden sonuç almak için ortalama 10 – 12 seans uygulama gerekir.

  • Pigmentasyon tedavisinde yenilikler ve kişisel deneyimlerim/tercihlerim

    Melazma vücudun güneşe maruz kalan kısımlarında olmak üzere, ge- nellikle yüzde simetrik ortaya çıkan açık-koyu kahverengi makül- lerle karakterize edinsel, kronik bir hiperpigmentasyon hastalığıdır. Genellikle kadınlarda görülür. Özellikle de Latinler, Afrikalılar, Afro-Ame- rikalılar ve Asyalılar gibi Fitzpatrick cilt tipi IV-V arasında olan bireylerde daha fazla görülür.1,2 Bu bozukluk derin psikolojik ve sosyal stres yarattığın- dan yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler. Patogenezde birçok faktörün rol oynadığı öne sürülse de asıl sebep hala anlaşılamamıştır. En sık tanımlanabi- len risk faktörleri koyu Fitzpatrick cilt tipleri (özellikle >III), ultraviyole rad- yasyon (güneş maruziyeti), genetik yatkınlık, gebelik, oral kontraseptifler ve antiepileptikler (fototoksik) gibi ilaçlardır.1-5 Ayrıca, otoimmün tiroid hasta- lıkları, ovaryan disfonksiyon, karaciğer hastalıkları ve kozmetik nedenlerle bağlantısı da ortaya konmuştur. Histolojik açıdan melazma, artmış pigment üretimine ve birikimine bağlı olduğu düşünülen dermal ve/veya epidermal melanin artışı ile karakterizedir.6 Bu konuda yapılan çalışmaların bazılarındayapılan biyopsilerde melanosit ve melanofajlar art- mış olarak saptanmış; bazı çalışmalarda ise hipertro- fiden çok hiperaktiviteyi düşündürecek şekilde melanosit sayısı sabitken dendritik çıkıntılar ve me- lanozomlarda artış gözlenmiştir.6 Çalışmalar ayrıca hasar görmüş bir bazal membranın, dermis içine art- mış melanin penetrasyonu ve melanosit projeksiyo- nuna izin vereceğini de düşündürmektedir.7 Farklı olarak Kim ve ark. lezyonel melasma biyopsi örnek- lerinin etraf sağlam dokuya göre daha fazla vasküler endotelyal büyüme faktörü üretimi salınımına sahip olduğunu saptamışlardır. Melazmaya benzerlik gösteren post inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) ise kutanöz hastalıklar ve tedavi gibi çeşitli nedenlere bağlı inflamasyon so- nucu meydana gelen edinsel bir pigmenter bozuk- luktur. PIH ile ilişkilendirilen durumlar arasında akne, follikülit, liken planus, herpes zoster ve egzama bulunmaktadır. Travmaya, medikasyona veya lazer tedavisine bağlı olarak da meydana gelebilir. PIH erkek ve kadınlarda eşit oranda görülür ancak cilt tonu koyu olanlarda daha sıktır. Sebep olan derma- tozların dağılımı PIH alanını belirler. Lezyonun rengi açık kahverengiden mavimsi griye kadar deği- şir ve lezyon düzensiz şekillidir. PIH genellikle aylar ila yıllar arasında değişen sürelerde kalıcılığını korur. PIH’da tüm bu durumlar bazal hücre tabaka- sını zedeleyerek melanofajların bir süre kalacak şe- kilde üst dermiste birikmesine neden olur. Ek olarak inflamasyon sonucu salınan araşidonik asit, prostoglandinler ve lökotrienler de melanositleri melanin sentezini stimüle ederler.8 Histolojik ince- leme ile üst dermiste melanofajlar ve epidermal melanin gözlenebilir. Dermal papiller tabakadaki vasküler yapıların etrafındaki lenfohistiyositik in- fitrasyon da dikkat çeker. Melazma ve PIH tek bir zamandaki aşırı üre- time bağlı bir statik pigment depolanma dönemi değil de hücrelerin hiperaktivitesine bağlı dinamik ve kronik bir süreç olduğundan, tedavisini kalıcı olarak sağlamak oldukça zordur. İLAÇ TEDAVİLERİ PIH ve melazma tedavisinde birçok topikal ilaç kul- lanılmıştır. Bunlar arasında hidrokinon, mequinol, N-asetil-4-S-cysteaminylphenol, kojik asit, arbutin,askorbik asit (C vitamini), alfa tokoferol (E vita- mini), niasinamid, botanik/bitki özleri, üzüm çekir- deği ekstresi,orkide özü, aloe vera özü, pycnogenol, deniz yosunu özü, sinnamik asit, flavonoidler, yeşil çay özleri, aloesin, coffeeberry, dut ekstresi, soya (glisin soya), meyan ekstresi, umbelliferon, boswel- lia, sillymarin, N-asetil glukozamin,retinoidler ve alfa hidroksi asit gibi maddeler ya da kombinasyon- larını içeren kremler mevcuttur.9,10 Klasik leke açıcı kremlerin etki mekanizmaları genel olarak tirozi- naz inhibisyonu (hidrokinon, arbutin, meyan kökü, azelaik asit, kojik asit), melanositlerden keratinosit- lere melanozom geçişinin inhibisyonu (tretinoin, soya, niasinamid), melanosit sekretuvar fonksiyon- larının inhibisyonu (kortikosteroidler), keratinosit- lerin hücre döngüsünü hızlandırmak (tretinoin, alfa hidroksi asitler) ve sitotoksik etkidir (hidrokinon, azelaik asit, arbutin). Melazma ve PIH tedavisinde yüksek geçerli- liğe sahip, güvenli ve etkili bir topikal yöntemin ol- mayışı, medikal açıdan kombinasyon tedavilerine ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tekli tedavi yaklaşımları hastaların çoğunda başarılı olmaz, ayrıca uzun süren etkilere sahip değildir. Kombine tedaviler genellikle optimum sonuçların alınmasını sağlar. Buna rağmen melazma ve PIH tedavisi zordur ve hastaların çoğunda elde edilebi- len hafif-orta derecede düzelmedir. Koyu ciltli (Fitzpatrick tip IV-VI arası) hasta- larda PIH meydana gelme eğiliminin daha fazla ol- ması sebebiyle lazer ve kimyasal peeling gibi tedavi seçenekleri kısıtlıdır. Melanin yapımını baskılayan topikal ilaçların kullanımı, lazer ve kimyasal pee- ling sonrası PIH gelişimini engelleyerek tedavi se- çeneklerini genişletir. Hiperpigmentasyon kozmetiğinde büyük talep bulunmaktadır. Bu maddeler, melanin sentezindeki temel düzenleyici evreleri hedefler. Çeşitli madde- lerin yan etkilerinin az görülmesi nedeni ile ticari preperatlarda kullanımı artmaktadır. Etkinlikleri ve yan etki profilleri ile ilgili literatür az sayıdadır. Rol- lerini değerlendirmek için daha fazla çalışmaya ih- tiyaç vardır. Herhangi bir kozmetik kullanımında, geleneksel tedavilere kıyasla, daha uzun süreli hasta takibi ve uyumu çok önemlidir. Ayrıca, iyi bir sonuç için iyi güneş koruma zorunludur.Leke ilaçları ile PIH tedavisinde melazmaya göre daha iyi sonuç alınmaktadır. PIH’da leke açan topikal ilaçlarla lezyon iyileştikten sonra genellikle geri dönmez. Melazmada melanin yapımını baskıla- yan topikal ilaçlar renk açılması sağlasa da bırakıl- dıklarında kısa süre sonra leke geri döner. Aslında topikal leke giderici kremler genellikle tedavi değil geçici baskılanma sağlanmaktadırlar. Ayrıca hidro- kinon ve tretinoin içeren ilaçlar bazı hastalarda irri- tasyon yaparak eriteme neden olmakta ve melazma tetiklenmektedir. Azelaik asitle ilgili pek çok çalışma olmasına rağmen, pratikte PIH’lar dışında melaz- malarda anlamlı bir etki gözlemleyemedik. Bu se- beple melazma tedavisinde tirozinaz inhibitörleri ajanlarla birlikte veya tek başına cildi onaran anti- oksidan içerikli kremleri tercih ediyoruz. Plazmin inhibittörü olan transekzamik asitin epidermal pigmentasyonu, vasküler yapıyı ve mast hücre sayısını azalttığı tespit edilmiştir.11 Hiperpig- mentasyon tedavisinde oral, topikal ve mezoterapi yöntemiyle denenmiş transekzamik asit başarılı bu- lunmuştur.12 Lee ve ark. 85 melazmalı hastada, me- lazmalı alanlara haftada bir transekzamik asitin intradermal enjeksiyonuyla MASI skorunda ciddi derecede azalma tespit etmişlerdir.13 Oral transek- zamik asitin Q-switched Nd:YAG lazerle birlikte kullanılması lazerin tedavi etkinliğini arttırmıştır.14 Transekzamik asitin %5 ve %10 ampul formu ülke- mizde mevcuttur. Lee ve ark. çalışmasında olduğu gibi intralezyoner uygulama yapıyoruz. Özellikle PIH’da faydalı oluyor ancak melazmada renkte ge- çici olarak açılma yapsa da kalıcı bir etki göremedik. KİMYASAL PEELİNG Kimyasal peeling, cilde, dermis dahil veya hariç ola- cak şekilde epidermisin bir bölümünün kontrollü hasarlanmasını sağlayacak kimyasal ajanlar uygu- lanmasıdır. Bu hasarlanma soyulma ve yüzeyel lez- yonların ortadan kalkmasını sağlar, bunu da yeni epidermal ve dermal doku rejenerasyonu takip eder.15 Kimyasal peeling melazma ve PIH tedavi- sinde iyi bilinen bir tedavi yöntemidir. Melazma te- davisinde kimyasal peellerin temel etki mekanizması, istenmeyen melaninin ciltte kontrollü bir kimyasal yanma sağlanarak ortamdan uzaklaştı- rılmasıdır.Peelinglerin melazma için hem tekli hemde diğer topikal terapilerle kombine edildikleri te- davilerde etkili ajanlar olduklarını kanıtlanmıştır. Kimyasal peeling için birçok ajan mevcut olmasına rağmen konu Fitzpatrick tip IV ve üstü ciltler oldu- ğunda seçenekler oldukça sınırlanmaktadır.16 Bunun nedeni derin kimyasal peellerin uzun süredeki hi- perpigmentasyon riski nedeniyle koyu ciltli hasta- larda kullanılamamasıdır. Hatta orta derinlikteki peelingler bile azami dikkatle kullanılmalıdır. ALFA HİDROKSİL PEELİNGLER En sık kullanılan alfa hidroksil peel glikolik asittir (GA). Genellikle %30-70 GA solüsyonu şeklinde kullanılır. Bir test peelinin ardından 2-3 haftalık aralarla ve 3-5 dakikalık sürelerle cilde seri GA uy- gulanır. Ardından peel su veya %1’lik bikarbonat solüsyonu ile temizlenir. GA’nın koyu ciltlerde kullanımı hakkında yapılmış çalışmaların çoğunda hastaların yaklaşık yarısında orta düzeyde düzelme vardır.17 Umulduğu üzere epidermal tip en iyi yanıt gösteren tiptir, bunu mikst tip takip eder. Dermal tip ise kimyasal peellere neredeyse dirençlidir. Yine bir alfa hidroksil asit olan laktik asit GA ile aynı mekanizma üzerinden etki eder. Bu ajan, ucuz ve erişimi kolay olmasına rağmen melasma tedavi- sinde yaygın kullanıma sahip değildir. ALFA KETO PEELLER Bu grubun üyelerinden biri son yıllarda önem ka- zanan pirüvik asittir. Bu ilginin nedeni yeni kolla- jen ve elastik lif formasyonunu stimüle etmesinin yanında çeşitli keratolitik, antimikrobiyal ve sebo- statik özelliklere de sahip olmasıdır. Akne, güneş hasarı ve yüzeyel skarlarda etkili olan bu ajan açık ciltli hastalardaki birtakım pigmenter bozukluk- larda da etki göstermiştir.18 Fakat pirüvik aside bağlı yoğun yanma hissi, peeling ajanı olarak kul- lanımını sınırlar. Ayrıca çoğu çalışma Fitzpatrick tip II-IV ciltlerde yapıldığından, aynı durumun koyu ciltlerdeki etkisini öngörmek zordur. BETA HİDROKSİL PEELLER Bir beta hidroksil peel olan salisilik asit aknede yay- gın kullanıma sahiptir, ayrıca melasma ve PIH gibi pigmenter bozukluklar için de denenmiştir. As- lında salisilik asidin etanol solüsyonları koyu ciltli hastalarda akne, melazma ve PIH gibi birçok duru-mun tedavisinde mükemmel peelinglerdir. Salisi- lik asidin pigmentasyonun azaltılmasındaki etki mekanizması GA peellerden biraz farklıdır. Salisi- lik asit bir anti-inflamatuardır, bu nedenle de ciltte peeling ajanı kullanımını takiben ortaya çıkabilen PİH riskini azaltır. Grimes va ark. tarafından koyu ciltli hastalarda yapılan bir çalışmada akne, PİH ve melasma tedavisi için %20-30 salisilik asit peeli kullanıldı ve melazmalı hastaların neredeyse üçte ikisinde orta derecede düzelme olduğu saptandı.6 Sadece, hastaların %16’sında geçici olan ve 1-2 hafta içinde gerileyen hafif yan etkiler görüldü. Yine de, karşılaştırmalı çalışmalar yapılmadıkça bu yöntemin glikolik peellerden daha iyi olduğunu söyleyebilmek zordur. Yakın zamanda ek yağ zincirine sahip bir salisi- lik asit türevi olan lipohidroksiasit kullanıma gir- miştir.19 Böylece salisilik asidin lipofilisi artırıldığın- dan etki alanı genişlemiş ve keratolitik etkisi artmış- tır. Bu ajan ayrıca stratum korneumu daha ince, esnek ve çatlama-kırışmalara daha dayanıklı olacak şekilde modifiye etmektedir. Akneli hastalarda fay- dalı etkileri gözlenmiş olmasına rağmen melazma için de salisilik peellere göre daha etkili ve güvenli olup olmadığı henüz tam olarak bilinmemektedir. SALİSİLİK MANDELİK ASİT PEELİNGLERİ Bir alfa hidroksil asit ve bir beta hidroksil asit ara- sında yapılan bu kombinasyon henüz peeling ajanı olarak tam anlamıyla sınanmamıştır. En büyük alfa hidroksil asitlerden biri olan mandelik asit epider- mise yavaş ve düzenli şekilde girer ve bu özellik onu hassas ciltler için ideal peeling ajanı haline ge- tirir.20 Salisilik asidin cilt penetrasyonu ise hızlıdır ve PIH riskinin azaltılmasına önemli katkısı vardır. Bu bağlamda bu iki ajanın kombine edilmesi özel- likle de koyu ciltlerde etkili olabilir. Melazma için yayınlanan çalışma olmamasına rağmen salisilik mandelik peelingler (SMP) akne ve akne sonrası skarlar üzerindeki etkileri ile GA peelinglerden daha etkili olduğunu göstermiştir.21 Ayrıca SPM’lerde yan etki oranı da daha azdır. TRİKLOROASETİK ASİT PEELLERİ Açık tonlu ciltlerde yaygın kullanıma sahip olan trikloroasetik asit (TCA) peelleri skar ve diskromi riski nedeniyle koyu renkli ciltlerde pek tercihedilmez. Bunun nedeni muhtemelen TCA peellerle koyu ciltte yapılan tedavilerde, tedavinin kesilmesi gereken noktanın tam bilinmemesinin yol açtığı aşırı tedavidir. Tedavide TCAnın düşük dozları (%10-35) tercih edilir, bu dozlar da üst papiller der- mise ulaşabilir. Bu nedenle de dermal veya mikst melazmaların tedavisinde kullanılmak için çok uygun değildir. JESSNER SOLÜSYONU Rezorsin, salisilik asit ve etanollü laktik asidin kombinasyonu tüm cilt tiplerinde üstün bir peeling ajanı olarak kullanılmaktadır. Orta derinliğe ula- şan bir peel olan Jessner solüsyonu, GA ve TCA gibi ajanlara kombine edilebilirliği sayesinde son za- manlarda tekrar ilgi çekmiştir. TRETİNOİN PEELİNGLERİ Topikal tretinoinin hem tek başına hem de Klig- man formülünün bir komponenti olarak melasma tedavisinde yoğun klinik kullanıma sahip olmasına rağmen, yine iyi sonuçlar gösteren peel formu ile ilgili yayın sayısı oldukça azdır. Tretinoin peelleri- nin etki mekanizması topikal tretinoin ile aynı şe- kilde epidermis ve melanin dağılımındaki değişikliklere bağlıdır. YENİ PEELİNGLER Kullanımdaki peeling ajanlarının devam eden po- pülaritesine rağmen melazmanın da dahil olduğu bir grup pigmenter diskromide yeni ajanlar gelişti- rilmeye başlanmıştır. Alfa hidroksillerin uygulan- masında en önemli engellerden biri nötralizasyon gerekmesi ve bu nötralizasyonun süresinin kesti- rilmesinin zor olmasıdır. Eğer peel erken nötralize edilirse yeterli etkiyi gösteremez; bunun yanında nötralizasyon gecikirse yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu probleme basit çözüm fitik peeldir. Düşük pH sahibi bir alfa hidroksil peeldir ve nötralizas- yon gerektirmez, bu da aşırı peelingden kaçınılması anlamına gelir.22 Peel asit ve non-agresif yapısı sa- yesinde progresif ve ardışık şekilde iş görür. Bu sa- yede glikolik peellerde tipik olarak görülen yanma hissi fitik asit peellerinde ortaya çıkmaz. Bu peel solüsyonu, nötralizasyonu takiben hızlıca temiz- lenmesi gereken alfa hidroksil peellerin aksine er- tesi sabaha kadar yüzde kalabilir. Fitik asitsolüsyonları genelde haftada bir uygulanır ancak daha yoğun etkinin gerektiği durumlarda haftada iki kez kullanılabilir. Etki görülmesi için 5-6 seans uygulama gereklidir. Bu konuda çok fazla yayın ol- mamasına rağmen elbette bu konuda daha fazla ça- lışma yapılması gereklidir. Bir diğer ajan da Obagi blue peeldir. Bu, sabit bir TCA konsantrasyonunun mavi peel kökü (gli- serin, saponinler ve non-iyonik mavi renk kökü içerir) ile kombinasyonudur. Karışım ile TCA, su ve gliserin yüzey geriliminde düşüş sağlayarak daha yavaş ve düzenli TCA penetrasyonu sağlanır.23 Kimyasal peelinglere son eklenen ajanlardan biri amino fruit asit peelleridir. Yaşlanma karşıtı kozmetik ve fotopigmentasyon karşıtı etkileri olan potent antioksidanlar bulunmaktadır. Açık renkli cilde sahip hastalarda yapılan güncel bir araştır- maya göre amino fruit asit peelingler GA peeller kadar etkili ve onlardan daha kolay tolere edilebi- lir bulunmuştur.24 Fakat bu konuda koyu renkli cilde sahip hastalarla yapılmış çalışma yoktur. LAZER-IPL Lazerler Becker nevüs, cafe-au-lait lekeleri, Ota nevüs, nevosellüler nevüs, lentigo, dövmeler, me- lazma ve post inflamatuar hiperpigmentasyon (PIH) gibi pigmentlere bağlı birçok bozukluğun te- davisinde farklı başarı oranlarıyla kullanılmakta- dır. Lazer tedavisine çoğu pigmenter bozukluk iyi yanıt verir fakat melazma ve PIH tedavisindeki et- kinlik ve güvenlikleri hala tartışmalıdır. Lazerler (Light Amplification by Stimulated Emission of the Radiation) yüksek yoğunluklu mo- nokromatik koherent ışın kaynaklarıdır. Dalga boyu, ışın özellikleri, penetrasyon gibi özellikleri ve tedavi edilen lezyonun yapısına göre değişen birçok farklı dermatolojik durumun tedavisinde kullanılabilirler. Ayrıca yüksek yoğunluklu inko- herent multikromatik ışın olan IPL de benzer du- rumlarda kullanılabilir. Hedef pigmentli hücreye termal relaksasyon süresinden daha kısa bir anlığına spesifik bir dalga boyunda enerji gönderilmesi durumunda bu enerji hedefte sınırlı kalır ve etraf dokuya daha az zarar verilir.25 Buradan hareketle lazerler tedavi edilen pigmentli hücreye özgü dalga boyunda ışınlar yay-malı ve absorbe edilme oranı en yüksekte tutulma- lıdır. Hedef melanin ise selektif aralık 630 ila 1100 nm arasındadır, bu aralıkta cilt penetrasyonu iyi- dir ve melaninin seçici absorbsiyon açısından ok- sihemoglobine üstünlüğü vardır.26 Melanin absorbsiyonu dalga boyu uzadıkça düşer, fakat daha uzun dalga boyu daha iyi cilt penetrasyonu de- mektir. Daha kısa dalga boyları (<600 nm) pig- mente hücreleri düşük enerji akımıyla hasarlarken, uzun dalga boyları (>600 nm) daha derine penetre olur fakat melanozom hasarı yapabilmek için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Q-SSWİTCHED ND:YAG LAZER 1064nm Q-Switched (QS) Nd:YAG lazer melanin tarafından absorbe edilir, uzun dalga boyu sayesinde derin cilt penetrasyonu dermal melanin tedavisinde de etkili olmasını sağlar. Düşük doz QS Nd:YAG ışını maruziyeti melanozomlarda ölümcül derecede olmayan hasarlanmaya ve melanin partiküllerinin sitoplazma içinde yırtılmasına neden olur.25 Bu dalga boyu melanozomlar tarafından diğer bütün yapılardan çok absorbe edildiğinden bu etki mela- nozomlar için yüksek seçiciliğe sahiptir. Melazmalı hastalarda normal deriye göre melazmalı alanda melanositlerin dendritleri artmıştır. Düşük doz QS Nd:YAG epidermiste melanositlerde dendritleri az- altır. Ayrıca melazmadaki patogenetik faktörlerden biri olan üst dermal vasküler pleksusuna da hasar verilir. Çevreleyen dermise eşik altı hasar verilmesi de kollajen formasyonunu stimüle ederek daha par- lak ve sıkı bir cilt oluşumunu sağlar. QS Nd:YAG melazma ve PIH tedavisinde en yaygın kullanılan lazerdir. Spot boyutu 6-8mm, frekans 10Hz’dir ve enerji 3J/cm2’den daha düşük- tür. Tedavi seans sayısı 1-3haftalık aralıklarla 5-10 arasında değişir. Guttat hipomelanosis yan etkilerinin önlenmesi amacıyla çok fazla seans (>10) veya çok yüksek enerji (>3 J/cm2) QS Nd:YAG lazer seanslarından ka- çınılması önerilmektedir. Her seansta hipopigmen- tasyon değerlendirilmeli ve mevcudiyeti halinde tedavi sonlandırılmalıdır. QS Nd:YAG lazer melazma tedavisinde en sık kullandığımız yöntem. QS Nd:YAG lazer 3-6 seans PRP ile birlikte aynı seansta ve aralarda uygula- maktayız. Tek başına QS Nd:YAG lazer uyguladı-ğımızda lekelerin açılma oranı düşük ve nüks yük- sek oluyor. PRP ile birlikte uygulanan QS Nd:YAG lazer sonrası melazmanın iyileşme oranı yüksek, nüks oranı düşük oluyor. ERBİYUM:YAG LAZER Erbiyum:YAG (Erbiyum:İtriyum-Alüminyum-Gar- net) lazerler su tarafından yüksek oranda absorbe edi- len 2940 nm dalga boyunda ışın yayarlar. Bu sayede de ciltte minimal termal hasarla ablasyon yaparlar. PIH meydana gelmesi bu lazerin inatçı melazmadaki kullanımını kısıtlar. Bunun ötesinde, bu konuda ya- pılmış çalışma sayısı da son derece sınırlıdır. Melazma tedavisinde ablatif ve pigment selek- tif lazerlerin kombinasyonları da denenmiştir. Di- rençli melazmada hem epidermis hem de dermiste anormal pigmentlenme mevcuttur. Epidermisi aşırı melanin ve anormal melanositler barındıran kısmı ablatif lazerlerle tedavi edilir. Bunu takiben der- misteki daha derin lezyonlar olan dermal melano- fajlara önemli yan etkiye neden olmadan ulaşabilen Q anahtarlı pigment lazerleri ile tedaviye devam edilebilir. Ablatif Erbiyum:YAG lazeri melazma tedavi- sinde deri tipi II olanlarda 12 mm spot, 10 hertz, 1- 1,2 J/cm2 300 µs modunda kullanıyoruz. Çoğu hastada melazmanın renginin açılmasında ve cilt kalitesinin artışında etkili oluyor. Ancak PIH geli- şebiliyor. PIH reaksiyonu, açık tenlilerde bir ay içinde QS Nd:YAG lazerle geriliyor. Deri tipi IV ve V olanlarda, PIH yan etkisi kalıcı olabilir diye bu yöntemi tercih etmiyoruz. PULSE BOYA LAZERİ (PULSED DYE LASER) Melazma ve PIH tedavisinde pulse boya lazeri (pul- sed dye laser-PDL) kullanımı deri vaskülarizasyo- nunun melasma patogenezinde önemli bir rol oyna- dığı teorisine dayanır. Melanositler pigmentasyon sürecinde görev alan vasküler endotelyal büyüme faktörü reseptorü 1 ve 2’yi eksprese ederler. Temel kullanım alanı vasküler lezyonlar olan PDL, melas- manın vasküler komponentini hedef alarak melano- sit stimülasyonu ve müteakip relapsları azaltır.27 Melazma tedavisi sırasında çoğu melazmanın altında yaygın telenjiektazi ağı olduğunu, yüzü kı- zarmaya eğilimli hastalarda tedavilere yanıtın düşük ve PIH oranının yüksek olduğunu farkettik.Yayınlarla da desteklenen bu gözlemimiz üzerine cildinde telenjiektazisi yoğun olan hastalara teda- vilerinin başında ve ortasında iki seans PDL lazer 595 nm uyguluyoruz.27 Bu tedaviyi eklemek, yüzü kızarmaya eğilimli, PIH oranı yüksek hastalarda melazma tekrarını ve PIH olasılığını azalttı. FRAKSİYONEL LAZERLER Fraksiyonel fototermoliz, multipl mikroskobik ter- mal hasar alanları yaratılarak sağlam cildin büyük kısmının korunduğu bir yöntem olarak lazer teda- visinde yeni bir kavramdır. Korunan cilt iyileşme için rezervuar görevi görür. Fraksiyonel lazer teda- visinin birçok avantajı vardır. Bu teknik açık yara oluşturmaz. Tedaviden 24 saat sonra stratum kor- neum intakt olarak izlenmiştir. Bu sayede iyileşme hızlanmış, hiper/hipopigmentasyon gibi açık yaraya bağlı komplikasyonların önüne geçilmiştir Ayrıca tüm cilt yüzeyi ablate edilmediğinden muazzam de- rinliklere ulaşılabilir, bu da dermal melazma ve PIH tedavisinde kullanım şansı anlamına gelmektedir. PIH oluşumu ablatif lazer tedavisini takiben daha sık görülse de, fraksiyonel fototermolizin bir komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilir. Bir çalış- maya göre fraksiyonel fototermoliz sonrası bu oran %0,73’tür.28 Tedavi dansitelerinin düşürülmesi ve lazer süresince soğutma cihazlarının kullanılması ile bu risk düşer.29 Fraksiyonel erbium 2940 nm ve fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer ile melazma tedavisini QS Nd:YAG lazer ile kombine kullandık. Kombine te- davi uygulamak lekelerin açılmasının hızlanmasına katkıda bulunuyordu. Ancak tedavi sırasında bek- lenmedik PIH gelişmesi bizi bu lazerleri kullanmak- tan uzaklaştırdı. Meydana gelen PIH’ların hiçbiri kalıcı olmadı ve QS Nd:YAG lazer ile 2-3 seansta ge- rilemesine rağmen tedaviye hasta uyumunu bozdu. Bu yüzden sadece erbium fraksiyonel lazeri deri tipi I ve II olanlarda seyrek olarak kullanabiliyoruz. YOĞUN PULSE IŞIN TEDAVİSİ- İNTENSE PULSE LİGHT IPL 1990’ların sonunda geliştirilmiştir ve ksenon- klorid lambasıyla geniş spektrumlu (500-1200nm), non-koherent paralelleştirilmemiş ışın yayılması mantığına dayanır. IPL’nin avantajı parametrelerinesnekliğinde yatar. Dalga boyu, akım, sayı, süre ve ışın gecikmesi, kromoforların etkili olarak hedef- lenebilmesi için hastaya göre değiştirilebilir. Bu avantaj da bu yöntemin vasküler lezyonlar, epilas- yon ve melanositik lezyonlar gibi birçok farklı du- rumda kullanılabilmesine olanak sağlar. Buna rağmen melazma tedavisinde IPL kullanımına odaklanan az sayıda çalışma mevcuttur. IPL ile melazmada başarılı tedaviler bildiril- mesine karşın tekrar oranı yüksektir. IPL ile me- lazma tedavi edildikten sonra melazma açılır. Ancak 2 hafta sonra melanozomlar tekrar melaninle dol- duğu ve melanositler aktive olduğu için leke 3-4 haftada geri dönmektedir. Bu yüzden IPL uygulan- dıktan 2 hafta sonra düşük doz QS Nd:YAG lazer, bir hafta aralarla 4 seans uygulanması önerilmiştir. Yapılan çalışmada %60 oranında hastada tedavi sonrası ek tedaviye ihtiyaç kalmamıştır.30 Bu proto- kolü deri tipi IV olanlarda, çok koyu lekelerde, küçük alanlarda, long pulse alexandirite lazerle uy- guluyoruz. Diğer hastalarda IPL kullanıyoruz. PRP PRP (Trombositten Zengin Plasma); Otolog kanın normalin üstünde platelet konsantrasyonu içeren plazma fraksiyonudur. Bir büyüme faktörü kom- pleksi agonisti olarak görev yaparlar. Hem mitoje- nik hem de kemotaktik özellik gösterir. Trombosit- ler tarafından yara iyileşmesinde etkisi kanıtlanmış 7 büyüme faktörü salgılanır. Bunlar; PDGF alfa- alfa, PDGF alfa-beta, PDGF beta-beta, TGF beta 1, TGF beta 2, vaskuler endotelyal büyüme faktörü, epidermal büyüme faktörüdür. Ayrıca TGF beta 1’in melanogenezisi inhibe edici özelliği bulun- maktadır.31 PRP’ de tam kana oranla 30 kat daha fazla konsantrasyonda PDGF, 10 kat daha fazla kon- santrasyonda EGF, 7 kat daha fazla konsantrasyonda TGF beta bulunur. PRP den salınan bu büyüme fak- törleri mesenşimal kök hücre, fibroblast, osteoblast, endotelial hücreler ve epidermal hücrelerdeki re- septörlerine bağlanarak etki gösterir.32-35 PRP vücudun kendi hücrelerini dokuları can- landırmak ve yeniden yapılandırmak üzere stimüle eder, kollajen liflerini yeniden şekillendirir, kıvrım ve çizgileri yumuşatır. Dermatolojide; androgene- tik alopesi tedavisinde, cilt gençleştirmede, ince çizgiler ve kırışıklıkların tedavisinde, dolgu amaçlıya da birçok kozmetik uygulamanın yanında ta- mamlayıcı tedavi olarak uygulanmaktadır. Normalde kanın pıhtılaşmasından sonra α-gra- nüller 10 dakika içinde trombosit yüzeyine göç ede- rek içeriklerindeki büyüme faktörlerini sekrete ederler ve ilk 1 saatte %95’i salgılanmış olur. Bu ne- denle işlem sırasında bu özellik dikkate alınmalı ve hazırlanan PRP ilk 10 dakika içinde uygulanmalıdır. Yapılan çalışmalarda PRP içeriğindeki trombosit konsantrasyonu ile mezenşimal kök hücre prolife- rasyonu ve farklılaşması arasında doz cevap ilişkisi saptanmıştır. En ideal yara iyileşmesinin normal kandaki trombosit konsantrasyonuna göre PRP’nin en az 4-5 kat daha fazla trombosit içerdiğinde sağ- landığı saptanmıştır. Rejevunasyon amaçlı kullanı- lan terapötik PRP’de en az 1 milyon trombosit bulunmalıdır.32-35 Tedavi bölgesine intadermal en- jeksiyon ve napaj tekniği ile uygulanmalıdır. PRP uygulamasını ilk defa, ablatif lazer uygu- lama sonrası çok koyu renkli PIH gelişmiş bir hastaya tedavi amaçlı uyguladık. PDL, QS Nd:YAG lazer ve PRP’ yi birlikte 2 seans uyguladıktan sonra hastanın PIH şikayeti %85 oranında geriledi. Üçüncü seans sonrası hiçbir şikayeti kalmadı. Ayrıca PRP yapılan hastaların ciltlerinde meydana gelen aydınlanma ve renk açılmasını gözlemledik. Bu yüzden melazma te- davilerine rutin olarak PRP uygulamaya başladık. PRP ve lazer kombinasyonu ile lekelerde daha iyi bir oranda açılma ve nükslerde azalma meydana geldi. Resim 1’de görülen hastada uzun yıllardır me- lazma şikayeti vardı. Leke açıcı krem ve peeling te- davilerine yanıt alınamamıştı. Melazması için aynı seansta PDL, Qswitch Nd:YAG lazer ve PRP uygu- landı. İlk seanstan itibaren lekelerde dramatik şe- kilde açılma meydana geldi. Üç seans sonrası lekelerde %90 azalma mevcuttu. LENTİGO VE EFELİD TEDAVİSİ Solar lentigo histolojik olarak melanosit sayısı arttığı için bazal hücre tabakası hiperpigmentedir. Bazal membran boyunca melanositlerde yuvalanma for- masyonu görülmez. Epidermal rete ridgeler uzamış- tır. Efelidler de melanosit sayısında artış olmadan epidermal hipermelanosis mevcuttur. Solar lentigo tedavisinde kryoterapi ve %40 triklorasetik asit (TCA) kıyaslandığında, kryoterapidaha etkili ancak PIH oranı yüksek ve iyileşme sü- resi daha uzun bulunmuştur.36 Melanin geniş bir aralıktaki dalga boyunu (351-1064 nm) absorbe eder. Lentigo ve efelid te- davisinde kullanılan lazerler Q-switched (QS) la- zerler, long pulse alexandirite 755 nm lazer, long pulsed Nd:YAG 532 nm lazer, long-pulse pulsed dye lazer (LPDL) ve IPL’dir. QS lazerler lentigo tedavisinde özellikle açık tenlilerde tercih edilir. Bununla birlikte QS 532- nm Nd:YAG lazerler, QS alexandirite lazer (755 nm) ve QS ruby laser (694 nm)koyu tenlilerde PIH riski taşır.37-39 QS Nd:YAG 532 nm ile long pulsed Nd:YAG 532 nm yüz lentigosunda kıyaslandığında iyileştirme oranları aynı PIH oranı QS lazerde yük- sek bulunmuştur.40 QS lazerler fototermal etki yanı sıra nanosaniyede atış yaptıkları için foto- mekanik etkiye sahiptirler. Fotomekanik etki ok- sihemoglobini hasarlayarak yüzeysel damarlarda enflamasyon yaratarak melanositleri aktive eder ve PIH meydana gelir. QS alexandirite lazerle ve IPL lentigo ve çillerin tedavisinde kıyaslandığında QS lazerde PIH oranı yüksek bulunmuştur.37 Long pulse alexandirite laser 755 nm solar len- tigo tedavisinde özellikle koyu renk lentigolarda et- kili bulunmuştur. Özellikle deri tipi IV ve üstü olanlarda, PIH ve skar olmaksızın fayda sa- ğlamıştır.41,42 Long-pulse pulsed dye lazer (LPDL) 595 –nm dalga boyunda hemoglobini hedeflediği kadar me- lanini de hedefler. Bu sebeple lentigo tedavisinde kullanılmıştır. Morarmaya bağlı PIH riskini azalt- mak için diaskopiyle yapılır. Damarlara camla baskı yapıldığında damarlar boşalır ve böylece vaskülerhasar olasılığı azalmış olur. LPDL ve IPL ile yap- ılan bir çalışmada rejenuvasyon tedavisinde cilt ye- nileme etkileri aynı, lentigo tedavisinde LPDL daha etkili bulunmuştur.43 IPL sistemler lentigo tedavisinde etkili bulun- muştur. Seans sayısı lazerlere göre uzun süren IPL tedavilerinde PIH ve skar gözlenmemiştir.44,45 Lentigo tedavilerinde, açık renkli lentigolara sahip deri tipi I ve II olanlarda QS Nd:YAG 532 nm laser tercih ediyoruz. Deri tipi III olanların QS lazer uygulamalarında PIH oranı yüksek olduğu için, koyu ya da açık lentigolarda IPL kullanıyoruz. Bazı hastalarda kalın yapıda lentigo var ise IPL ve QS Nd:YAG 532 nm laser yeterli derinliğe inemeyebi- liyor. Bu sebeple bu hastalara erbium lazer (2940 nm) ile ablasyon yapıyoruz. Bu hastaların çoğunda uzun süren eritem ve sonrasında PIH olabiliyor. Sa- dece 55 yaş üzeri hastalarda PIH görmüyoruz. Bu yaş gurubuna erbium lazeri uygulayıp, eritemli dö- nemde IPL veya PDL birkaç seans uyguluyoruz. Deri tipi IV olanlarda ve siyaha yakın koyu renkli lentigosu olanlarda ise long pulsed alexandirite lazer kullanıyoruz. Deri tipi IV ve V olanlarda, lentigoları açık renkli olduğu için alexandirite lazer etkili ol- muyorsa, diğer uygulamaların yüksek PIH olasılığı nedeniyle tedavi önermiyoruz. Lentigolu hastalarda seans sayısını öngörmek zor oluyor. Bazı lentigolar tedaviyle hemen geriliyor, bazılarında tedavi uzun sürüyor veya tekrar ediyor. Bunun bir sebebi len- tigo olarak tedavi ettiğimiz oluşumların aslında len- tigoya benzeyen başka hastalıklar (seboreik keratoz, pigmente aktinik keratoz, lentigo maligna) ol- masından kaynaklanabilir. Dermaskopla incelemek tedavi sonuçlarını düzeltebilir.46 Resim 2’de sırtında yaygın solar lentigoları olan hastaya iki seans QS Nd:YAG 532 nm lazer uygu- landıktan sonra lekeler büyük oranda kayboldu.

  • Kozmetik dermatolojide plateletten zengin plazma ile kombinasyon tedavileri

    Plateletten zengin plazma (platelet rich plasma-PRP) tedavisi son yıl- larda giderek popülerleşen ve kullanımı giderek yaygınlaşan, sitratlı kan tüpüne konulan otolog kanın santrifüjü sonrasında daha yüksek platelet konsantrasyonu içeren plazma komponentidir. PRP kullanımının amacı, eritrosit miktarını, azaltıp platelet sayısını artırarak suprafizyolojik konsantrasyonlarda büyüme faktörü salınımını arttırarak, doku tamirini di- rekt ve indirekt yollardan hızlandırmaktır. PRP’nin klinik etkisi için bazaldeğerin (150 000-400 000/μl) en az 4 katı yani 1 000 000/μl üzerinde olduğu zaman yara üzerindeki re- jerenatif etkisinden bahsedilmektedir.1-4 Yara iyileşme sürecinde büyüme faktörlerinin hücre regülasyonu, diferansiasyonu, proliferas- yonu, kemotaksisi, anjiyogenezi ve matriks sentezi süreçlerinde önemli rolleri olması, büyüme fak- törleri açısından zengin olan PRP’nin bu süreçte kullanılabileceğini kanıtlamaktadır.5-8 PRP’nin yara iyileşme sürecinde gerekli olan fibroblast pro- liferasyonu, Matriks metalloproteinaz (MMP) 1-3 artışı ve tip 1 kollajende artışı sonucu ekstrasellü- ler matriks (ECM) sentezinde artış gerçekleştirdiği kanıtlanmıştır.9 Ayrıca PRP’nin otolog bir ürün ol- ması, neden olabileceği alerjik reaksiyonları ve bu- laşıcı hastalık riskini çok aza indirmektedir.10-13 PRP’nin zamanlaması değerlendirilecek olursa; PRP’nin içindeki konsantre plateletlerin biyoakti- vitesi 6 saat boyunca devam eder ve 3 saat içinde PRP’nin enjekte edilmesi gereklidir. CaCl2 ile ak- tive edilen PRP’de ise aktivasyondan hemen sonra 10 dakika içinde depo edilmiş GF’lerin %70’ini, ilk saat içinde %100’e yakını salıverilir. Bu yüzden ak- tivasyondan sonra en kısa zaman içinde uygulan- ması önerilir. Özellikle PRP ile birlikte kullanı- labilecek yöntemler açısından bu zamanlamaya dikkat etmek önemlidir.10,14 PRP’nin dermatolojideki kullanım alanları; kronik yaralar, ülserler ve yanıklar olmakla birlikte kozmetik dermatoloji alanında da yara iyileştirme prensibi temel alınarak başarı ile kullanılmaya baş- lanmıştır.15-18 PRP’nin tek başına kullanılabilmesi- nin yanında invaziv/non-invaziv kozmetik işlem- lerden sonra (ör: kimyasal peeling, roller, lazer, RF vb.) yara iyileşmesini artırmak ve hızlandırmak için bu yöntemlerle kombine olarak da kullanıla- bilir.12,19 Kozmetik dermatoloji alanındaki kombinas- yon çalışmaları çok fazla olmasa da, son zamanlarda PRP’nin popülerliğinin artmasıyla doğru orantılı bir şekilde yapılan çalışmaların sayısı giderek art- maktadır. Melazma ve postinflamatuar hiperpigmentas- yon (PİH) tedavisi için PRP uygulaması, diğer te- davi seçeneklerine kombine edilebilir. TGF-β1’inmelanogenezisi inhibe edici ozelliği bulunmakta- dır.20 Bu sebeple TGF-β1’den oldukça zengin PRP melazmada veya PIH’da tek başına ya da lazer, kimyasal peeling, mezoterapi ve roller ile birlikte kullanılabilir. Melazma tedavisi için yapılan lazer, kimyasal peeling, roller gibi işlemlerin sonrasında topikal olarak uygulanmasının sinerjik etki yara- tacağı kaçınılmazdır. Ayrıca bu işlemler sonu- cunda oluşabilen eritem, ödem, ağrı ve has- sasiyetin, sonrasında PRP uygulanması ile azaldığı ve hasta memnuniyetini arttırdığı kanıtlanmış- tır.9,12,19,21,22 Saç transplantasyonu sonrasında da PRP uy- gulaması eklenebilmektedir. PRP tedavisini ekle- menin mantığı; içeriğindeki VEGF8 ve PDGF4 gibi anjiyogenez kolaylaştırıcı büyüme faktörleri ile daha güçlü ve dolgun saç büyümesi elde edebilmek ve işlem sonrası eliminasyon ve absorbsiyon ile kaybedilen %15-30’luk saç kaybını minimalize etmek şeklindedir. Saç ekiminden sonra yapılan 4-6 seans PRP uygulaması kombinasyonu standart olarak uygulanmaya başlanmıştır.23-27 Lazer tedavileri ile PRP uygulaması kombine olarak kullanılabilmektedir. Fraksiyonel CO2 lazer sonrasında PRP’nin lazer uygulanan alanlara topikal uygulaması, lazer sonrasında oluşan eri- tem, hassasiyet, ödem, akne, milia gibi akut yan etkileri ve skar oluşma, kalıcı eritem ve postinfla- matuar hiper-hipopigmentasyon riskini azalttığı, iyileşmeyi hızlandırdığı ve PRP ile kombinasyonu sonucu oluşan sonuçların daha iyi olduğu göste- rilmiştir.9,21,28 Akne skarları için yapılan bir çalışmada, 14 hastaya ablatif CO2 lazer ile soyma işlemi sonra- sında tek taraflı mezoterapi şeklinde PRP uygula- ması yapılmış, tek taraflı PRP uygulaması yapılan alanda eritem, ödem, hassasiyet daha az bulun- muştur. Ayrıca 4 ay sonra kontrol muayenesindeki akne skarlarının iyileşme düzeyi PRP uygulanan tarafta daha fazla bulunmuştur.29 Atrofik akne skarı tedavisi için yapılan karşı- laştırmalı grup çalışmasında fraksiyonel CO2 lazer yapılan alanlara salin solüsyonu, topikal PRP ve in- tradermal PRP enjeksiyonu uygulaması karşılaştı- rılmış, kombine PRP uygulamalarının eritem veödemin azalması açısından çok daha iyi ve total dü- zelme açısından saline göre çok fazla iyileşme gös- terdiği bulunmuştur. Topikal PRP uygulamasının ıntra dermal uygulamaya göre sonuçları birbirine yakın bulunmuş ağrı skorlamasının çok farklı ol- ması yüzünden topikal PRP uygulamasının tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.30 PRP’nin rejuvenasyon amaçlı yapılan ablatif ve fraksiyonel non-ablatif lazer sonrasında kombi- nasyonunun, lazerlerin tek başına kullanımlarına göre hem sonuç hem de daha hızlı iyileşme açısın- dan daha iyi sonuçlar verdiği vaka çalışmalarında kanıtlanmıştır.9,21,28,31 Posttravmatik skarlar için yapılan çalışmada; skarların bir tarafına fraksiyonel ErYAG uygula- ması, diğer tarafına ise fraksiyonel ErYAG lazer uygulamasından sonra topikal PRP uygulaması ya- pılmış. PRP ile kombinasyonu yapılan tarafın skar ciddiyet skalasına göre daha fazla iyileştiği bulun- muştur.32 Travmatik skarların tedavisi için yapılan başka bir çalışmada bir grup hastaya PRP ile karıştırılmış yağ grefti uygulaması ve 1540 nm non ablative Er- Glass lazer kombinasyon uygulaması yapılması sonrası bu yöntemlerin tek başına uygulanmalarına göre kombinasyonları ile uygulanmaları sonrasında daha iyi sonuç elde edilmiştir.33 Akne skarları için yapılan 22 hastalık bir ça- lışmada, her hastaya 3 defa fraksiyonel ErYAG uy- gulaması sonrasında topikal PRP tedavisi verilmiş, eritem 3 günden az sürmüş ve akne inflamasyonu görülmemiş, akne skarlarındaki düzelme %50-90 arasında olduğu belirtilmiştir.34 PRP, RF tedavileri ile birlikte de kombine edi- lebilmektedir. PRP’nin Bipolar RF ile kombinasyo- nun stria tedavisi için değerlendirildiği 19 Asyalı kadın hasta üzerinde yapılan bir çalışmada; striaalanlarına 4 hafta aralıklarla 3 seans bipolar RF in- tradermal olarak uygulanmış ve sonrasında PRP yine intradermal olarak stria alanlarına verilmiş. Yapılan değerlendirmede kombinasyon tedavisinin striaları istatistiksel olarak anlamlı derecede dü- zelttiği kanısına varılmıştır.35 Stria tedavisi için 18 hasta üzerinde yapılan başka bir çalışmada, stria alanlarına unipolar RF’in ultrason dalgaları ile birlikte verilebildiği bir yön- tem uygulanmış, sonrasında ultrason başlığı kulla- nılarak stria alanlarına PRP uygulaması yapılmış; bu kombinasyonun 2 haftada bir toplamda 4 seans uygulanması sonucu istatistiksel olarak yüz güldü- rücü sonuçlar ortaya çıkmıştır.36 Her ne kadar literatürde kanıta dayalı örnek- lerine henüz rastlanmasa da PRP’nin kimyasal pee- ling ve mikroneedling (roller) uygulaması ile kombinasyonunun uygun olacağı; ayrıca BoNTA ve dolgu uygulamalarından önce ciltte rejuvenas- yon ve revitalizasyon etkisini arttırmak için 2-4 seans PRP uygulamasının uygun olacağı söylene- bilir. Sonuç olarak; kozmetik dermatoloji alanında yapılan uygulamaların PRP ile kombine edilmesi son zamanlarda popülerleşmiş olup giderek yay- gınlaşmaktadır. Otolog bir ürün olduğu için aller- jik reaksiyon riski oluşturmaması, içeriğindeki büyüme faktörlerinin yoğunluğu ve bu faktörleri- nin yara iyileştirmedeki rolleri sayesinde yapılan işlemlerin oluşturdukları akut yan etkilerinin (eri- tem, ödem vs.) daha hızlı düzelmesi ve kalıcı yan etki (PIH, skar vs.) riskini azaltması, son olarak yine içeriğindeki büyüme faktörlerinin yararlı et- kileri sayesinde yapılan işlemlerin pozitif etkilerini sinerjik olarak arttırması PRP’nin kozmetik uygu- lamalar ile birlikte kombine edilmesinin her geçen gün daha da artacağı aşikardır.

  • Botoxtan korkmayın

    Botox, Clostridium botilinum adlı bakteriden fermantasyon yoluyla elde edilen bir nörotoksindir.

    7 tipi bulunmaktadır. Bunlardan sadece tip A ve B tıpta kullanılmaktadır.

    Clostridium botilınum ilk defa 1817 ve 1822 arasında Alman fizikçi ve şair Justinus Kerner tarafından tanımlanmıştır.

    1870’de başka bir Alman fizikçi Muller botulus isimlendirmesini yapmıştır.

    1895’te Emile van Ermengem ilk defa Clostridium botulinum bakterisini ayrıştırmayı başarmış, ve 1944’te Edward Schantz Clostridium botulinum bakterisininin toksinini ayrıştırmıştır.

    1949 yılında ise Burgen ve arkadaşları botulinum toksinini nöromüsküler faaliyetleri azaltıcı etkisini keşfetmişlerdir..

    1973 yılında ilk defa A Tipi botoks (BTX-A) maymunlarda denenmiştir.

    1980 yılında ise botoks resmi olarak ilk defa insanlar üzerinde şaşılığı giderme amaçlı kullanılmıştır.

    1989 Kasım ayında BTX-A (BOTOX) FDA tarafından gözde şaşılık tedavisi için onaylanmıştır.

    BTX-A’nın ilk kozmetik etkisi ise göz doktoru Jean Carruthers ve cildiyeci Alastair Carruthers isimli karı koca tarafından tanımlandı.

    15 Nisan 2002’de FDA Tip A (BOTOX Cosmetic) kaş arasındaki kırışıkları geçici olarak yumuşattığını onayladı. BTX-A’nın ayrıca koltuk altı terlemelerini azaltıcı etkisi de onaylandı.

    Botulinium Toxin Type B (BTX-B)’nin cervical dystonia tedavisine uygunluğu ise 21 Kasım 2000 yılında onaylanmıştır.

    2002 yılından itibaren Botox kozmetik alanında kırışıkları gidermede ve bölgesel terleme tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. Uygulamayı takiben 3-7 gün içinde etkiler görülmeye başlar. Toksinin bu etkileri 3 ay gibi bir zamanda geri dönmeye başlayıp 6 ayda tamamlanmaktadır.

    Doğru enjeksiyon teknikleri ve anatominin iyi bilinmesi, uygun doz ayarlanması ile komplikasyonlar oldukça azdır. Enjeksiyon yerinde hafif ağrı, ödem, morluk ve başağrısı gibi yan etkiler kısa süreli ve geçici olarak görülebilmektedir. Enjeksiyon bölgesinin soğutulması, lokal anestezik krem sürülmesi ve parasetamol grubu ağrı kesicilerin kullanılması ile de bu yan etkilerin görülmesi azaltılabilmektedir.

    Morarmaları önlemek için hastanın 1 hafta öncesinden aspirin ve kan sulandırıcı ürünleri, yeşil çay, E vitamini, ginkgo, ginseng, balık yağı, NSAİ(ağrı kesici )gibi ilaçları ve besinleri kesmesi uygun olur.

    Diğer istenmeyen etkilerden biri de üst göz kapağı düşüklüğüdür. Her ne kadar 2-4 haftada geçse de doğru yere uygun dozda yapılması, ovuşturma yapılmaması, enjeksiyonu takiben 3-4 saat dik durulması bu yan etkinin görülmesini önler.

    Diğer bir yandan aşırı doz kullanılması kedi kadın, maske yüz, asimetri, aşırı kalkık kaşlar, donuk yüz oluşmasına neden olur. Bu daha çok ehil olmayan ellerde yapılan uygulamalarda görülür.

    Botox tıbbi bir uygulamadır ve mutlaka Dermatoloji uzmanı veya Plastik Cerrahi uzmanı tarafından yapılmalıdır. Tıp doktoru dışındaki personele uygulama yaptırılmamalıdır.

    Konunun uzmanları tarafından yapılan uygulamalarda yan etki görülme sıklığı oldukça azdır.

  • Aile Planlaması

    Aile Planlaması

    Aile planlamasına daha geniş açıdan bakıldığında; bu yüzyılda insan nüfusundaki hızlı artış insanın varlığını tehdit etmektedir. Bugünkü hızıyla dünya nüfusu 47 yıl içinde iki katına çıkacaktır.

    Ergenlikten perimenopoza kadar kadınlar çocuk sahibi olma veya ondan kaçınmayla karşı karşıyalardır. Sonuçta her kadının istediği zamanda istediği sayıda çocuk sahibi olması en doğal hakkıdır.

    Oluşabilecek gebeliğin kalıcı olarak önlenmesine, tıp dilinde ”Sterilizasyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere “Sterilite”, geçici olarak önlenmesine “Kontrasepsiyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere ise “Kontraseptif” yöntemler denir.

    Aile planlamasında birincil hedef anne ve doğacak bebeklerin sağlığını korumaktır. Sık aralıklarla oluşan gebeliklerde anne vücut sağlığı riske girmekte aynı zamanda doğacak bebeklerde düşük doğum ağırlığı, anomali bebek, bebek ölümü gibi olaylarla daha sık karşılaşılmaktadır.

    Kontrasepsiyon Yöntemleri

    Doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Yüzyıllardan beri insanların kullandığı yöntemlerdir. Halk tarafından yaygın olarak kullanılmasına karşın güvenirliği düşük olup risk oranı %30 gibi küçümsenmeyecek düzeylerdedir.

    Kadında doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Vajen yıkanması: İlişki sonrası vajina (Hazne)’nın yıkanması, korunmak açısından tamamen etkisiz olmasının yanısıra, vajen Ph’sını bozmakta, bunun sonucunda vajinal enfeksiyon riski artmaktadır.

    Takvim yöntemi: Doğuganlık ve yumurtlama belirtilerine dayalı bir yöntemdir. Belirtiler izlenerek hangi günler hamile kalma olasılığı fazla olduğu tesbit edilir. Çocuk isteniyorsa bu günlerde korunmasız ilişkide bulunulur. Çocuk istenmiyorsa bu günlerde korunmaya dikkat edilir. Düzenli mensturel siklus’a (düzenli adet gören) sahip olan kadında adetin başladığı günden 14 gün sonra yumurtlama gerçekleşir. Vücut ısısında artış, göğuslerde gerginlik ve hassasiyet, kasık ağrısı, yumurta akı kıvamında beyaz sünen akıntı yumurtlamanın kadın tarafından fark edilebilen belirtileridir. Yumurtlamadan sonra akıntının niteliği değişir. Daha koyu kıvamda ve yapışkan olur. Takvim yönteminde adetin 11.-18.günleri (Adet’in başladığı gün 1. gün kabul edilir.) hamile kalma olasılığı en fazla olan günlerdir. Kadında adet düzensizliği ve belirtileri fark edememe durumlarında bu yöntemin geçerliliği azalıp risk oranı yükselir.

    Laktasyon Amenoresi: Halk arasında süt koruması diye bilinir. Emziren annelerde adet düzeni birkaç şekilde olabilir. Emzirdiği halde normal her ay düzenli adet görebilir. Emzirdiği sürece hiç adet görmeyebilir veya aralıklı düzensiz adet görebilir. Unutmamalı ki emziren annenin adet düzeni ne şekilde olursa olsun hamilelikten koruyucu özelliği yoktur. Özellikle emzirmenin 6. ayından sonra çiftler, emzirmeye engel olmayan etkin korunma yöntemlerinden birini seçmelidirler.

    Erkek’te doğal kontrasepsiyon yöntemleri
    Coitus İnterruptus: Halk dilinde geri çekilme veya dışarı boşalma olarak bilinen bu yöntem de gebe kalma riski yüksektir. Ayrıca uzun süre bu yöntemle korunan çiftlerde erkekte psikolojik sıkıntılara yol açabilmektedir

    Tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri
    Modern ve etkin korunma yöntemleri olup güvenirliği %99’a kadar varabilmektedir.

    Kadında modern ve tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri

    • Vajinal bariyerler: Diyafram,fitil,spermisid kremler;
    • Diyafram: Rahim ağzına takılır.Vajende bulunan spermlerin rahim içine girmesini engeller.
    • Spermisid kremler: Spermlerin döllenme kabiliyetini yokeder.
    • Vajinal fitiller: İlişkiden 10-15 dk önce vajene yerleştirilir,ilişkiden 6 saat sonrasına kadar vajen herhengi bir şekilde yıkanmaz. Her ilişkiden önce yeni bir fitil kullanılır. Bu yöntemler combine edilerek bir arada da kullanılabilir.Böylece etkinlikleri artar. Emzirmeye herhangi yan etkileri bulunmadığından emzirenlerde bu yöntemler önerilebilir.

    Rahim İçi Araç(RİA): Spiral diye bilinir.
    Gebelikte korunma mekanizması: Yumurtanın rahime ulaşmasını ,spermlerin yumurtaya ulaşmasını engeller. Buna rağmen yumurta döllense bile, spiral rahim içi ortamı bozarak döllenmiş yumurtanın yuvalanmasını önler. Spiral kullanım süresi maksimum 5 yıldır. 5 yıldan sonra RİA+gebelik, spiralın ipinin kopması, Spiral+Dış gebelik olasılıkları arttığından mutlaka değiştirilmelidir. Spiraller materyal bakımından bakırlı olanlar ve hormonlu olan tipleri mevcuttur. Hormonlu spiraller ancak hastaya özel durumlarda ve mutlaka jinekoğun uygun gördüğü zaman takılabilir. Spiral takılmadan önce jinekolog tarafndan hastanın detaylı muayenesi yapılmalı ve spiral takılmasına engel bir durum olmadığı tesbit edilmelidir. Vajinal enfeksiyon, Serviakl erozyon (Rahim ağzıında yara) varsa hastanın tedavisi yapıldıktan sonra spiral takılır.

    Spiral’ın önerilmediği durumlar:

    • Hiç doğum yapmamış kadınlar,
    • Geçirilmiş Pelvik enfeksiyon öyküsü (Kadın genital organ iltihapları),
    • Hipermenore (Adet’in bol ve uzun sürmesi),
    • Tanısı konulmamış vajinal kanamalar,
    • Daha önce Dış Gebelik geçiren kadınlar,
    • Dismenore (Ağrılı adet görme),
    • Myoma Uteri (Rahim’de iyi huylu ur),
    • Allergen bünyesi olanlar.

    Spiral ne zaman takılır?
    Spiral takılması için en uygun zaman hastanın adetli olduğu günlerdir. Bu günlerde kadının hamile olma olasılığı yoktur. Rahim ağzı açık olduğundan işlem daha kolay ve ağrısız geçer. Spiral takıldıktan birkaç gün sonrasına kadar kramp tarzında kasık ağrısı olabilir. İki hafta süresince cinsel ilişkide bulunulmamalı, her 6 ayda en geç 1 yılda spiral kontrol ettirilmelidir. Spiral süresi dolduğunda spiral çıkarılıp hemen yenisi takılabilir. Spiral çıkarıldıktan sonra 6 ay süreyle gebelik oluşamayabilir. Veya başka bir deyişle spiralini çıkartıp çoçuk isteyen kadınlarda 6 ay süreyle gebelik oluşmazsa herhangi bir tetkik yaptırmaya gerek yoktur. Spiral kullanan kadınlarda %2-3 oranında spiral+ gebelik olabilir. Bu nedenle spiral ile korunan kadınlar yinede adet günlerini takip etmelidirler. Spiral ile gebelik olursa, spiral mutlaka çıkarılmalıdır. Hamile kaldığında spiral çıkarılmazsa anne hayatı için tehlikeli olacak düzeyde enfeksiyon olabilir. Su kesesi erken yırtılıp erken doğum kaçınılmaz olur. Hamileyken spiral çıkarıldığında gebelik %50 oranında normal bir şekilde devam edebilir. %50 oranında düşük olabilir. Eğer spiralin ipi yoksa, operasyonla spiral mutlaka çıkarılmalı, gebelik kürtaj ile sonlandırılmalıdır.

    Hormonal kontrasepsiyon (Doğum kontrol hapları, iğneler)
    Etki mekanizması: Yumurtlamayı durdurma, yumurtalıkları baskılama esasına dayanır. Ayrıca rahim ağzı tıkacı koyulaştırarak spermlerin rahime geçmesini engeller. Rahim içi zarı inceltir. Doğum kontrol hapların içeriği Östrojen+Progesteron’dır. Bu hormonlar normalde kadında varolan kadınlık hormonlarıdır. İğnelerde ise aylık iğneler her iki hormonu da depo halinde içerir. 3 aylık iğneler ise sadece Progesteron içerir. Doğum kontrol tabletler ve aylık iğneler adet düzensizliği ve hormonal bozukluk yapmaz. Tam tersi adet düzenleyici etkisi vardır. 3 aylık iğneler ise sadece Progesteron içerdiğinden adet düzensizliği yapabilir. Ancak özel durumlarda, örneğin emziren annelere önerilir. Doğum kontrol hapları ve iğneler düzenli kullanıldığında %100’e yakın koruyuculuğu vardır.

    Doğum kontrol tabletlerin kullanım şekli: İlk kutu adetin 1.günü başlanır. Kutu bittikten sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta sonra yeni kutuya başlanır. (Adet günü sayılmaksızın) Her akşam yatmadan bir tablet alınır. Bir akşam unutulursa ertesi akşam çift tablet alınmalıdır. Bir kutuda bu şekilde iki kereden fazla unutkanlık olursa kutunun koruyucu özelliği kalmaz. İki akşam üst üste unutulursa kanama başlar. Görüldüğü gibi doğum kontrol tabletleri kullanılırken en önemli koşul düzenli kullanmaktır.

    Doğum kontrol tabletlerin Avantajları: Koruyuculuğu çok yüksektir. Adetlerin düzenli ve sancısız olmasını sağlar. Adet miktarını azaltarak kansızlığı önler. Rahim ve yumurtalık kanserlerinden koruyucu özelliği vardır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar: 5 yıldan daha uzun kullanılmamalıdır. Emziren annelerde sütün mikatarını azaltıp kalitesini bozduğundan önerilmez. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korumaz. Tabletler bırakıldığında 9 aya kadar hamilelik olmayabilir. Tabletler kullanılırken sigara içmemelidir. Aylık ve 3 aylık iğneler kas içine yapılır. Etki ve yan etkileri tabletlere benzer.

    Hormonal korunmanın önerilmediği durumlar: 35 yaş ve üzeri kadınlarda, ailede meme kanseri öyküsü varsa, tanı konulmamış vajinal kanamalar, Myom’u olan kadınlarda, Migren,Depresyon,Varis,Karaciğer hastalığı Tiroid hastalığı olanlarda önerilmez.

    Erkek’te modern ve tıbbı kontrasepsiyon yöntemleri
    Prezervatif kullanımı: Diğer adıyla kondom kullanımı, dışarıya boşalmayla kıyasla daha güvenilir olup, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruma avantajina sahiptir. Kaliteli materyal olmaması durumunda, doğru kullanılmadığında (Sadece boşalma anında kullanılırsa) güvenirliği azalır. Kadında allerji yapma dezavantajina sahiptir.

    Hormonal kontrasepsiyon: Bu amaçla kullanılan preparatların ülkemizde bulunmaması ve erkeklerde cinsel isteksizlik ve cinsel disfonksiyon yaratabilmesi nedeniyle pek önerilmez.

    Sterilizasyon Yöntemi

    Kadında sterilizasyon yöntemi
    Tüp Ligasyonu: Rahim kanallarının cerrahi yollar bağlanmasına denir. Laparoskopik (Kapalı) veya Laparotomik (Açık) yöntemle rahim kanalları bağlanır, böylece yumurta ile sperm’in karşılaşması önlenir. Geri döünüşümü olmayan bu yöntem, çiftler kesin kararlı oldukalarında önerilir. Önemli bir yanetkisi yoktur.

    Erkekte tıbbı sterilizasyon yöntemi
    Vazektomi: Cerrahi müdahele ile erkeğin sperm kanallarının bağlanmsıdır. Operasyon riski çok azdır. Erkek cinsel fonksiyonlarında herhengi bir değişiklik olmaz. Tek dezavantaji bu işlemin geri dönüşümü olmamasıdır. Bu opersyon yapılmadan önce çiftler bir daha asla çocuk istemiyeceklerinin kararını kesin vermeleri gerekir.

  • Fibrocell..

    Kök hücre… Estetikte gelecek kök hücrede mi?

    Estetikte gelecek kök hücrede, aslında bütün sıkıntılarımızın kaynağı olan kollajen kaybının temelini oluşturan kendi hücrelerimizle fibroblastlarımızla yeniden yapılanmamızın adı bu Fibrocell…Kişinin kendi dokusundan elde edilen milyonlarca hücre ile yanetkisiz dolgu etkisi meydana getirmek, cildi canlandırmak, saç problemlerine çözüm bulmak …ve daha da geliştirilecek bu teknolojiyle gerçekten estetikte ezberler bozulacak gibi görünüyor…

    Fibrocell nedir?

    Fibrocell, dokular ve hücreler arasındaki boşluğu dolduran bağ dokusu, temel maddesinin sağlanması işlemidir. Bağ dokusu temel maddesi kollajen için çok önemli olan protein, yaraların iyileşmesini ve hücrelerin geri kazanımını sağlar. Fibroblast, kollajen yapmak için sorumlu olan hücrenin adıdır. Bu nedenle kurtarma işleminde fibroblast ve doku arasında doğrudan bir ilişki vardır. Yağ dokusunun aksine kemik iliği fibroblast açısından daha zengindir. Fibroblast Kemik iliğinden çok daha kolay izole edilir.

    Bilimde gelinen son nokta, kişiselleştirilebilir biyolojinin, heyecan verici ve umut verici alanının ön planda yer almasıdır. Her hastanın, benzersiz biyolojisi ile uyumlu, lokal tedaviler oluşturmak için cilt hücrelerini çıkarıp, bunu kişiselleştirilmiş biyolojik ilaç geliştirme için dönüştüren bir yaklaşım geliştirildi.Kişiselleştirilmiş biyolojik yaklaşımdan yararlanmak olan Fibrocell, bu teknolojinin lideri konumunda. Fibrocell patentli teknolojisi bir kişinin kendi fibroblast hücreleri kullanır ve/veya genetik değişiklik olmadan nadir ve ciddi deri ve bağ dokusu hastalıklarının lokalize tedavisini hedefler.

    Fibroblast nasıl yapılır?

    Vücudun farklı bölgelerinde ki, kulaklar ya da kolunuzun iç arka tarafında bulunan yağ dokuları tercih edilir. Biyopsi, steril koşullarda yapılmalı ve laboratuvara soğuk zincir ilkelerine uygun olarak transfer edilmelidir. Laboratuar ortamında arttırılan ve soğuk zincirin ilkelerine uygun olarak kliniğe nakledilen yağ dokusunda ki fibroblastlar alıcıya dolgu tekniği ile uygulanır. Fibroblast gerekli görülen alanlara tekrar tekrar enjekte edilebilir. Fibroblast üretilmesi yaklaşık 5 hafta kadar sürer. Her seans arasında 3 haftalık dönemlerde, 3 seans uygulanarak, prosedür tamamlanır.

    Fibroblast nerelerde uygulanır?

    Hücre tedavisi,

    Yara ve yanıklarda,

    Saç dökülmesi ve önlenmesinde,

    Kelliğin tedavisinde,

    Travmada oluşmuş izleri üzerinde,

    Cilt çukurlarını düzeltmede,

    Özellikle yüz kırışıklıkları ve yüz yenilenmesinde,

    Dudakları şekillenmesinde

    Fibrocell güvenilir bir yöntem midir?

    Fibrocell güvenilirdir çünkü hastaların kendi dokusu ile hazırlanır. Hiçbir alerjik riski yoktur.

    Fibrocell etkisi ne zaman başlar ve ne kadar sürer?

    Hasta fibroblast uygulandıktan yaklaşık 1 ay sonra etkisini görür. Bu etki 1 yıllık dönemde artmaya devam eder. Gerçekleştirilen tedavi, 5 yıl boyunca etkisini korumaya devam eder.