Etiket: Etki

  • Systema endokrinata – endokrin sistemi

    İÇ SALGI SİSTEMİ

    İnsan vücudunda normal büyüme-gelişme, üreme, iç ve dış ortamdaki streslere karşı adaptasyon ile iç ortamdaki sabitliğin (Homeostasis) korunması iki haberleşme sistemi sayesinde gerçekleşir. Bu haberleşme sistemlerinden biri telli olup sinir sistemi tarafından oluşturulur. Diğeri ise telsiz olup vücudun değişik yerlerinde bulunan, hormon adı verilen kimyasal maddelerle etkilerini gösteren iç salgı bezleri (Gandulae endocrinae) ile sağlanır. İç salgı bezleri anatomik bir bütünlük oluşturmamalarına karşın, fonksiyonel bir bütünlük sağladıkları için ENDOKRİN SİSTEMİ başlığı altında incelenir.

    İç salgı bezleri şu ortak özelliklere sahiptir.

    Dış salgı bezlerinin aksine boşaltım kanallarına sahip değillerdir. Bu nedenle kanalsız bezler (Glandulae sine ductibus) olarak ta adlandırılır.

    İç salgı bezleri, salgılarını (Hormon) direkt olarak kana verirler. Bu nedenle diğer organlara oranla çok fazla kanlanırlar. Kana geçen hormonlar sadece özel hedef hücrelerde etki gösterirler.

    İç salgı bezleri değişik embriyonal katmanlardan orijin alırlar.

    İç salgı bezleri, normalden fazla hormon salgıladıklarında hiperfonksiyon, yetersiz salgılandıklarında hipofonksiyon belirtileri, hastalıkları’ na neden olurlar.

    Endokrin sistem içinde aşağıdaki iç salgılı bezler incelenir.

    Glandula pituitaria – Hipofiz bezi

    Glandula pinealis – Epifiz bezi (Pineal bez)

    Glandula.thyroidea – Tiroid bezi

    Glandulae.parathyroideae – Paratiroid bezleri

    Glandulae .suprarenales – Böbreküstü bezleri

    Endokrin Pankreas

    Endokrin Testis (Erkekte)

    Endokrin Ovarium (Kadında)

    Timus

    Diğer endokrin salgısı olan organlar (Plasenta, Glanduler mukoza, Böbrekler, Kalp).

    HİPOFİZ BEZİ (Glandula pituitaria)

    Hipotalamus’ a bir sapla bağlanan hipofiz bezi, hipotalamus’ la ortak bir ünite olarak hareket ederek diğer endokrin bezlerin birçoğunun aktivitelerini düzenler. Yaklaşık 1x1x0.5 cm boyutlarında 0,6-1 gr ağırlığında, kırmızı-gri renk¬li oval bir şekildedir. Hipofiz bezi, sifenoid kemiğin cismindeki fossa hypophysialis içine yerleşmiş olup üstten diaphragma sellae ile örtülmüştür.

    Embriyolojik gelişimindeki kaynak farklılıkları dikkate alınarak hipofiz bezi, iki bölüme ayrılır. Rathke kesesinden gelişen ön bölümüne adenohipofiz (Lobus anterior), arabeyinin tabanından çıkan nörohipofiz tomurcuğundan oluşan arka bölümüne de nörohipofiz (Lobus posterior) denir. Nörohipofiz ile hipotalamus arasındaki bağlantı sinir demetleri, adenohipofiz ile hipotalamus arasındaki bağlantı ise bir damar ağı (Hipotalamohipofizial portal sistem) ile sağlanır.

    1.Adenohipofiz (Lobus anterior) :Hipofiz bezinin en büyük bölümü olup, tüm bezin % 75’ini oluşturur. Pars distalis’indeki kromofob ve kromofil hiicreler, diğer endokrin bezlerin çalışmalarını sağlayan tropik hormonları (TSH.ACTH.FSH.LH.PRL.hGH) salgılarlar. Tropik hormonların salınmaları ise hipotalamus’ta üretilerek adanohipofize ulaştırılan RH (Releasing hormone) ve IH (Inhibiting hormone)’ lar ile kontrol edilir.

    2.Nörohipofiz (Lobus posterior) :Tüm bezin % 25’ini oluşturan nöro¬hipofiz, hipotalamusun bir devamı şeklindedir. Nörohipofiz, miyelinsiz sinir lifleri ile modifiye glial hücreler olarak kabul edilen pituitositlerden yapılıdır. Gerçek bir endokrin bez olmayan nörohipofiz, hipotalamus’taki bazı çekirdeklerden salınarak kendisine ulaşan hormonları (ADH ve oksitosin) kana geçirir.

    Antidiüretik hormon (ADH), hedef organ olan böbreklerdeki distal ve kollektör tubuluslarda suyun geri emilimini (Reabsorpsiyon) artırır. Oksitosin, gebeliğin son döneminde doğum travayı esnasında uterus düz kaslarının kasılmasını, doğumdan sonra da bebeğin annesinin memesini emmesi ile başlayan uyarılar sonucu salınarak meme bezi alveollerinin etrafındaki miyoepitelial hücrelerin kasılmasını sağlar.

    2.EPİFİZ BEZİ (Pineal bez, Glandula pinealis)

    Epifiz bezi, beyin yarımkürelerinin arasında, Diencephalonun tavanında yerleşmiş, konik-çam kozalağı şeklinde küçük bir organdır. 7x5x4 mm boyutlarında.100-180 mg ağırlığındadır.

    Epifiz bezi, karmaşık bir polinöronal yol izleyerek retina üzerine düşen çevresel ışığa ait bilgileri alıp buna cevap vermektedir. Tartışmalı olmakla beraber, ışıkla ilgili sinyalleri endokrin sinyallere dönüştüren nöroendokrin transduser olarak kabul edilir.

    Epifiz bezindeki pinealositler tarafından salgılanan melatonin ve seratonin adenohipofiz, nörohipofiz, endokrin pankreas, adrenal korteks, adrenal medulla, paratiroid ve gonadlar üzennde genellikle inhibitor etki yapar.
    Karanlık pineal bezde aktivite artırıcı rol oynarken, aydınlık azaltıcı rol oynamaktadır.

    Epifiz bezindeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

    Epifiz bezinin ayrıca uyku periyodu, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, immun sistem, tümör büyümesi (inhibisyon), lokomotor aktivite, beyin transmitter metabolizması vb. daha birçok fonksiyonda rol oynadığı ileri sürülmektedir.

    3.TİROİD BEZİ (Glandula thyroidea)

    Tiroid bezi, bovunda gırtlak ve soluk borusunun önünde yer almış, kahverengi- kırmızı renkte, çok iyi kanlanan, bilobuler bir iç salgı bezidir. 25-40 gr ağırlığı ile iç salgı bezlerinin en büyüğüdür.

    Cerrahi ve gerçek kapsül (Capsula fibrosa) olmak üzere iki kapsüle sahiptir. Gerçek kapsülün gönderdiği bölmeler, bezi birçok lobulus’a ayırır. Lobuluslar içinde, tiroid bezinin temel yapısal ve fonksiyonel elemanları olan follikulus’lar yer alır.

    Folliküllerde esas hücreler (Folliküler hücreler) ve parafolliküler hücreler (C hücreleri) olmak üzere iki tip hücre ayırt edilir. Folliküler hücreler, Triiodotironin-T 3 ve Tetraiodotironin -T 4 (Tiroksin) oluşumunda rol oynarlar. Parafolliküler hücreler ise kan kalsiyum düzeyini düşüren Kalsitonin (Thyrocalcitonin) hormonunu salgılarlar.

    Tiroksin hormonu, büyüme, oksijen kullanımının artırılması, protein, karbonhidrat ve yağ metabolizması ile gonadların sağlıklı çalışması için gereklidir.

    4.PARATİROİD BEZLERİ (Glandulae parathyroideae)

    Paratiroid bezleri, herbir tiroid lobunun arka kenarı üzerinde yerleşmiş, mercimek şeklinde, toplam 4 adet iç salgı bezidir. Konumlarına göre üst ve alt Paratiroid bezleri olarak adlandırılırlar.

    Paratiroid bezleri, gevşek bir kapsülle sınırlanmış olup, parankimi sinuzoidal kapillerler arasında yer alan epitel hücre kordonlarından yapılıdır. Hücre kordonlarında, esas ve oksifil hücreler bulunur.

    Esas hücreler kan Kalsiyum düzeyini artıran Parathormonu salgılarlar. Parathormon yaşam için mutlak gerekli olan bir hormondur. Parathorrnonun etkili olabilmesi için uygun miktarda D vitamini alınması ile böbreklerde üretilen Dihidroksivitamin D 3’e ihtiyaç vardır.

    5.BÖBREKÜSTÜ BEZLERİ (Glandulae suprarenales)

    Glandulae suprarenales’ler, her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalis’le sarılı iki bezdir. Her bir böbreküstü bezi yaklaşık 4 cm uzunluğunda ve 3 cm kalınlığındadır.

    Böbreküstü bezleri, anatomik ve fizyolojik yönden dışta korteks (Cortex), içte Medulla olmak üzere iki kısımdan yapılıdır. Korteks, Glukokortikoidler (Kortizol ve kortikosteron), Minerelokortikoidler (Aldosteron) ile seks hormonları (özellikle androjenler) salgılar. Medulla ise vücudumuzun en büyük paraganglionu niteliğinde olup sempatik uyarı ile Adrenalin ve Noradrenalin salgılar.

    Böbreküstü bezi, yaşam için zorunlu olan bir bezdir. Özellikle ekstrasellüler sıvının su ve elektrolit dengesini ayarlayan Aldesteron hormonu ayrı bir öneme sahiptir.

    6.ENDOKRİN PANKREAS

    Pankreas, hem dış, hem de iç salgı yapan bir bezdir. Pankreasın iç salgı yapan Langerhans adacıkları, ENDOKRİN PANKREAS olarak adlandırılır. Pankreas kitlesinin % 1 ‘ni işgal eden Langerhans adacıkları tüm beze yayılmış küçük kümecikler şeklindedir.

    Yetişkin bir kişinin pankreasında 200.000 – 2.000.000 adet Langerhans adacığı bulunur. Langerhans adacıklarını oluşturan hücrelerin A (veya α), B (veya β). Delta δ ve F olmak üzere dört tipi tanımlanmıştır.

    Alfa hücreleri Glukagon, Beta hücreleri Insulin , Delta hücreleri Somatostatin. F hücreleri Pankreatik polipepdit salgılarlar. İnsulin ve glukagon, antagonist çalışan iki hormon olup, insulin kan glukoz düzeyini düşürmek, glukagon ise yükseltmek için çalışır. Delta hücrelerinden salınan somatostatin (GHIF – Growth Hormon Inhibiting Faktör) Glukagon ve insulinin salınımlarını azaltır. F hücrelerinin salgıladığı Pankreatik polipepditiri yemekten sonra üretildiği tespit edilmesine karşın endokrin fonksiyonları bilinmemektedir.

    7.GONADLAR (Testis ve ovarium )

    Gonadlar, erkek ve dişide cinsiyeti tayin eden temel organlar olup cinsiyet hücreleri (Spermatozoon ve ovum) yanında cinse özgü hormonları (Ostrojen, Progesteron, Testesteron) da üretirler. Gonadların cinse özgü hormonları üreten üniteleri endokrin testis ve endokrin ovarium olarak adlandırılır.

    ENDOKRİN TESTİS : Testis, spermatozoonlan üretme yanında, parankiminde bulunan interstisyel (Leydig hücreleri) ve Sertoli hücreleri yolu ile hormon da salgılar.

    Leydig hücreleri ICSH (LH) etkisi ile androjen hormonları (Testesteron, Dihidrotestesteron, Androstenedion) salgılarlar. Androjenler, erkek üreme organlarının ve sekonder seks karakterlerinin gelişiminde büyük öneme sahiptir.

    Sertoli hücreleri ise salgıladıkları inhibin adlı hormon ile FSH üretimini inhibe ederler. Ayrıca bir miktar östrojen salgılarlar. Bunun erkekteki rolü bilinmemektedir.

    ENDOKRİN OVARİUM : Ovarium, ovumu üretme yanında kadın cinse ait Östrojen ve Progesteron hormonlarını salgılar.

    Östrojen, Oogenez periyodunda Graaf follikülünün Teka interna (Endocrinocytus thecalis) hücreleri tarafından salgılanır. Östrojenin salınımı Hipotalamus ve Hipofiz ön lob hormonları tarafından kontrol edilir.

    Progesteron, çatlamış Graaf follikülünün yerinde oluşan Corpus luteum (Sarı cisim) hücreleri tarafından salgılanır. Eğer döllenme olmuşşa, gebeliğin 4. ayına kadar corpus luteum Progesteron üretmeye devam eder. Bundan sonra bu görev Plasenta tarafından yürütülür. Döllenme olmamışsa menstruasyona (adet kanaması) iki gün kala (26.gün) Corpus luteum’dan Progesteron salgılanması durur.

    8 PLASENTA

    Plasenta, Uterusta (rahim) bulunan fotus’un beslenmesini sağlayan bir yapı olup, aynı zamanda Östrojen, Progesteron, Chorionik gonadotropin, Plasenta laktojeni ve Relaksin hormonlarını salgılar.

    Gebeliğin 5. haftasından itibaren salgılanmaya başlanan Plasenta laktojeni, büyüme hormonu (hGH) gibi etki ederek Glukoz ve Protein metabolizmasında rol oynar.

    Prolaktin gibi, memelerin büyümesini uyarır, süt yapımını sağlar. Relaksin hormonu ise Pelvis kemikleri arasındaki bağların gevşemesini sağlayarak doğum esnasında bebeğin geçiş yolunun daha esnek olmasına neden olur.

    9.TİMUS (Thymus)

    Timus, göğüs boşluğunun ön tarafında, Sternum’un hemen arkasında yer alan, bilobuler, merkezi bir immun sistem organıdır. Bununla beraber Timosin hormonları ve THH – FTS yapması nedeniyle endokrin sistem içinde de ele alınır.

    Timus’un boyutları yaş ile değişiklikler gösterir. Yeni doğanda, vücut boyutuna oranla relatif olarak en büyük boyutta (Ortalama 12 gr.) dır.

    Timus, Puberteye kadar büyüyerek 30-40 grama ulaşır. Puberteden sonra kademeli olarak küçülen (İnvolutio) Timus,70 yaşındaki bir kişide 60 grama düşer.

    Timustan Timosin alfa, Timosin B 1,2 …5, Timopoietin, I-II, Timik humoral hormon (THH), Timostimulin ve Faktör timik serum (FTS) salgılanır. Bu hormonlar, T lenfositleri yanında bazı B lenfositlerinin gelişmesinde rol oynarlar. Ayrıca Timus hormonları, hipofiz bezinden salgılanan üreme hormonlarının salınmasını da etkiler.

    10.Gastrointestinal mukoza

    Gasrointestinal (GİS) mukoza, hem ekzokrin hem de endokrin salgı yapan üniteler taşır. GİS mukozasındaki endokrin hücreler, diffuz nöro-endokrin (DNES) veya Gastro enteropankreatik endokrin sistem (GEPS) olarak adlandırılan bir sistem içinde ele alınır. Bu sistem içindeki hücrelere, APUD hücreleri veya Endocrinocytus gastrointestinalis (EGI) denir.

    Endocrinocytus gastrointestinalis’ler, Gastrin (G), Kolesistokinin (CCK), Sekretin, Gastrik inhibitor pepdid (GİP), Motilin.substans P,Villikinin, Vazoaktif intestinal polipepdit, Somatostatin vb. 20’den fazla hormon üretirler. Bu özelliği ile GEPS vücudumuzun en büyük endokrin bezi olarak kabul edilir. Hem lokal uyarılarla (Besinlerin lumenal uyarıları) uyarılan hem de sinirsel kontrole sahip olan bu hücreler, kişinin beslenme şekli, psişik ve fizyolojik dünyası ile yakın ilişki halinde olarak hormonal yanıtlar ortaya çıkarırlar.

    11.BÖBREKLER

    Böbrekler, vücudumuzun temel atılım organları olma yanında, ürettikleri Eritropoietin.1 ,25 Dihidroksi Vit.D 3, Prekallikrein, Prostoglandin ve Renin gibi hormonlar nedeniyle endokrin sistem içinde de ele alınır.

    Eritropoietin, hemoglobin sentezini ve kemik iliğinden eritrositlerin salınımını uyararak eritrosit üretimini artırır. Renin, kanda normal olarak bulunan Angiotensinojen’i Angiotensin I’e çevirir. Angiotensin I, akciğerlerde Converting enzim yolu ile Angiotensin II’ye döner. Angiotensin II. adrenal korteksten Aldesteron salınımını arftınr. Aldesteron, sodyum ve dolayısı ile suyun reabsorbsiyonunu artırarak plazma hacmini artırır.(Kan basıncı arttığında Renin -» Angiotensin mekanizması durur.)

    12.KALP

    Dolaşım sisteminin merkezi organı ve pompası olarak fonksiyon gören kalpte son yıllarda endokrin organlar grubuna da girmiştir. Atrial endokard’tan Atriopeptin (Eskiden Atrial natriuretik faktör-hormon ANF.ANH olarak adlandırılmıştı) salgılanır.

    Sürekli olarak, az miktarda salgılanan Atriopeptin tüm vücuda dağılır. Salınması, kan basıncındaki artışlara bağlı olarak, atrial duvarın gerilmesi sonucu gerçekleşir. Atriopeptin’in hedef hücreleri kan damarları, böbrekler, böbreküstü bezi ve hipotalamus’ta yer alır. Etkileri, kan basıncı kontrolü yanında, sodyum, potasyum ve su atılımının düzenlenmesine yöneliktir.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ – Veteriner Hekim – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.(Ph.D.)

  • Kolesterol nedir ve besinlerde bulunan kolestrerol miktarları

    KOLESTEROL NEDİR VE BESİNLERDE BULUNAN KOLESTREROL MİKTARLARI
    Kolesterol, insan vücudunda hücre zarının ve hücreler arası sıvının yapısında bulunan, safranın oluşumunda, D vitamininin sentezlenmesinde, erkek ve dişi cinsiyet hormonlarının yapımında rol oynayan yağ benzeri bir maddedir. Önemli bir kısmı karaciğerde sentezlenirken bir kısmı da gıdalarla birlikte alınır. Hayatın devamı için gerekli olan kolesterolün gıdalarla fazla miktarda alınması durumunda kalp ve damar sağlığının olumsuz olarak etkilendiği bilinen bir gerçektir.

    Kolesterol kanda lipoprotein adı verilen bileşikler tarafından taşınır. Lipoproteinler ise taşıdıkları kolesterol miktarına göre LDL-düşük yoğunluklu lipoprotein (kötü kolesterol) ve HDL-yüksek yoğunluklu lipoprotein (iyi kolesterol) olmak üzere iki gruba ayrılır. LDL, kalp damarlarının duvarında kolesterol birikimine, beyin zarında sertleşmeye neden olur. Bunların sonucunda ise arterioskleroz (damar sertleşmesi), kalp krizi ve alzheimer hastalığı riski artar.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN KOLESTEROL MİKTARLARI

    Beyin (100 gram) 2637 mg
    Böbrek (100 gram) 587 mg
    Karaciğer (100 gram) 410 mg
    Yumurta Sarısı ( 1 yumurtada) 213 mg
    Koyun Eti (100 gram) 85 mg
    Sığır Eti (100 gram) 75 mg
    Tavuk ve Hindi Eti (100 gram) 70 mg
    Süt (250 ml) 4 mg
    Peynir (100 gram) 30 mg
    Mayonez ( 1tatlı kaşığı) 10 mg

    Özellikle beslenme alışkanlıklarımızın değişmesiyle günümüzün en büyük problemlerinden biri haline gelen kolesterolden nasıl bir diyet hazırlayarak korunabiliriz?
    Baklagiller, tahıllar, meyve, sebze ve diğer lif içeren gıdalardan zengin bir diyet kolesterol oranını düşürmeye yardımcı olur. Lifli gıdalar kolesterolü düşürücü etkileri yanında laksatif etkileri nedeniyle sindirimi de kolaylaştırmakta ve kalın barsak kanserine karşı koruyucu bir rol üstlenmektedirler .Lifli gıda içeren bir diyetle yapılan çalışmada ortalama kolesterol seviyesi 250 mg/dl olan 169 bireyden oluşan deneme grubunun 1,5-4 ay süreyle bu diyetle beslenmesi sonucu total kolesterol seviyesinin %4-15, kötü kolesterol(LDL) oranının ise %6-20 azaldığı tespit edilmiştir.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN LİF MİKTARLARI

    Şeftali (100 gram) 5,5 mg
    Buğday (100 gram) 3.5 mg
    Domates (100 gram) 5.3 mg
    Çilek (100 gram) 9.0 mg
    Ispanak (100 gram) 2.8 mg
    Mısır Unu (100 gram) 11.8 mg
    Arpa (100 gram) 8.6 mg

    Tarih boyu hep sağlıklı yaşamla gündeme gelen sarımsağın kolesterolü düşürücü, arterioskleroz riskini azaltıcı,kan basıncını düşürücü ve enfeksiyonlara karşı koruyucu bir rol oynadığı yapılan birçok çalışma ile ortaya konmuştur. Tarihçiler, Eski Mısır’da piramitlerin yapımında çalışan işçilerin günlük sarmısak paylarını almaksızın çalışmayı reddettiklerini bildirmektedirler. Laboratuarda hayvanlar üzerine yapılan çalışmalarda sarımsağın kansere karşı koruyucu bir etkisi olduğu da saptanmıştır.

    Amerika’da yapılan araştırmalar sonucu Niasin’in (vitamin B3) kolesterolü düşürmede ilaçlar kadar önemli bir rol oynadığı tesbit edilmiştir. Günlük 2-3 gram niasin alınmasının kötü kolesterolü %20-30 düşürdüğü,iyi kolesterol oranını ise %20-35 arttırdığı sonucuna varılmıştır. Amerikan Ulusal Kolesterol Eğitim Programı yüksek kolesterolün tedavisinde niasin’in kullanılmasını öncelikli olarak tavsiye etmektedir. Ancak doz aşımı durumlarında alerjik reaksiyonlar, baş ağrısı, mide bulantısı, mide ekşimesi, kusma, ishal, karaciğer harabiyeti gibi yan etkilerinin bulunduğu ve bu nedenle niasinin hekim kontrolünde kullanılması gerektiği bildirilmektedir.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN VİTAMİN B3 (NİASİN) MİKTARLARI

    Domates (100 gram) 4.2 mg
    Soya Fasulyesi (100 gram) 3.4 mg
    Patates (100 gram) 2.0 mg
    Hindi Eti (100 gram) 23 mg
    Tavuk Eti (100 gram) 15 mg

    Soya, buğday ve pirinç gibi bitkisel gıdaların yapısında bulunan fitosteroller bağırsaklardan kolesterol emilimini engelleyerek kan kolesterolünü düşürücü etki gösterirler.

    Kolesterolden safra asitlerinin sentezlenmesinde rol oynadığı için kolesterol seviyesini düşüren bir başka unsur da vitamin C’dir. Sebze ve meyveler hem vitamin C, hem de liflerden zengin olup safra asitlerinin geri emilimini engelleyerek kolesterol seviyesini düşürür.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN VİTAMİN C MİKTARLARI

    Domates (100 gram) 44 mg
    Brokoli (100 gram) 58 mg
    Çilek (100 gram) 53 mg
    Greyfurt Suyu (100 ml) 124 mg
    Portakal Suyu (100 ml) 147 mg
    Karnabahar (100 gram) 35 mg

    Pirinç, yulaf kepeği, arpa gibi bazı bitkilerde doğal olarak bulunan tokotrienoller (vitamin E benzeri bileşikler) kolestrolü düşürücü ve antioksidan etkileri nedeniyle kalp-damar sistemi rahatsızlığı bulunan hastaların diyetlerinde önemli bir yer tutmalıdır.

    Günlük olarak tüketilen gıdalardan kolesterol değeri yüksek olanların diyette daha az miktarda yer alması ve yukarda bahsi geçen gıda maddelerine de diyette yeterince yer verilmesi sağlığımızı korumamıza yardımcı olacaktır.
    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • Arginine

    Arjinin yarı esansiyel aminoasitlerden olan ve vücudumuz tarafından belli bir bölümü üretilen bir aminoasittir. Neredeyse %65 ‘i üretilirken kalan kısmı besinlerden tedarik ederiz. Özellikle protein içeriği fazla olan besinlerde et ve et ürünlerinde bolca bulunmaktadır.
    Vücudumuzda üretilen miktar yeterli olmadığı için dışardan da belli oranda Arginine almak esastır.

    Arjinin Vücutta Ne Yapar?

    Arginine gercçekten çok yararlı bir aminoasittir. Üstünde birçok çalışma yapılmış ve birçok farklı hastalıkta kullanılması önerilmiştir. Arginine kullanmanın en önemli faydaları kan dolaşımını ve debisini arttırmasıdır. Nitrik oksite dönüşerek bir damarları genişleterek bu işlevi yerine getirir.

    Bu durumun birçok avantajı vardır. Bağışıklık sisteminiz güçlenir, doğurganlık artar , detoks yeteneğiniz artar. Argininin bir diğer faydası ise hormon üretiminde artışa neden olmasıdır. Özellikle büyüme hormonu ve insülin bunların en önemlileridir. Bu hormonlar sayesinde fiziksel performans,dayanıklılık ve güçte artış sağlar.

    Argininin Diğer Faydaları

    İnflamasyonla savaşır
    Arterioskleroz ve damar hastalığı riskini azaltır
    Kan damarlarını tamir eder
    Konjestif ve koroner kalp hastalıklarında faydalıdır
    Yüksek Tansiyonu düşürmede faydalıdır
    Atletik performansı arttırır
    Bağışıklığı güçlendirir
    Kas ağrılarını hafifletir
    Böbrek fonksiyonlarını düzenler
    Mental aktiviteyi düzenler
    Demansla savaşır
    Erektil disfonksiyon ve erkek infertilitesinde faydalıdır
    Soğuk algınlığına karşı faydalıdır.

    Arginine denildiğinde aslında en önemli metaboliti olan Nitrik Oksit ‘i tanımak gerekli. Nitrik oksit hayvanlar ve bitkiler tarafından üretilen reaktif bir gazdır. Vücutta nitrik oksit Arginin ve Nitrik oksit Sentaz enzimi ve bir dizi işlem sonucu oluşur. Arginine damar duvarında bulunan endotel hücreleri tarafından kullanılması için nitrik oksite çevrilir ve bir çok faydasını bu sistem üzerinden yerine getirir.

    Arginine vücutta yeteri kadar olmadığı zaman kişilerde halp hastalığı riski artar.

    Şimdi 5 ana başlık halinde Arginin’in faydalarından bahsedeceğiz:

    1-) Kalp Sağlığına İyi Gelir:

    Çalışmalar bize Arginin’in inflamasyonu baskılamada ve damar dolayısıyla kardiovaskuler hastalıklara iyi geldiğini kanıtlıyor, bu durum oral arginin takviyesinin kardiologlar tarafından en fazla önerilen ürün olmasının da nedeni. Yüksek kalp hastalığı riski olan kişilerde kalp krizi ve inme riskini azaltmak için oral arginin kullanılır.

    Ayrıca arginin hastalarda yüksek kolesterol değerini azaltır, konjestif kalp hastalığı riskini azaltır , dayanıklılık ve kalp nedenli göğüs ağrılarında azalmaya neden olur(1). Göğüs ağrısını Nitrik Oksit değerini arttırarak gerçekleştirir. Son olarak arginin egzersiz performansında artışa neden olur. Bu durum özellikle dolaşım problemi ve kalp hastalığı hikayesi olan kişilerde belirgindir.

    2-) İnflamasyonu azaltarak Yaşlanma karşıtı Etkisi:

    Kalp sağlığı etkilerine ek olarak arginin inflamasyonun neden olduğu hastalıklarla savaşmada çok başarılıdır. Özellikle serbest radikalleri azaltma yeteneği bulunan arginin yaşlanma karşıtı bir etki gösterir. Bu etkisi Superoksit Dismutaz enzimi mekanizmasi ile gerçekleştirir. Genellikle Arginin kronik hastalıkları baskılamada ve serbest radikalleri uzaklaştırmada Omega 3 ve Vitamin C kombinasyonu ile birlikte kullanılırlar(2).

    Arginin ayrıca merkezi sinir sistemi ve immun sistem fonksiyonlarını düzenler. Bu etkiyi nörotransmitter olarak görev yapan ve beyni dış etkilerden koruyan Nitrik Oksit sayesinde yapar.
    Arginin ayrıca bazı metabolik hastalıklarda ve üretra travması sonucu kanda amonyak artışında, kandaki amonyak miktarını azaltarak fayda sağlar. Amonyak vücutta protein yıkımıyla ortaya çıkan , nekroza neden olup hücresel yıkım ve inflamasyona neden olan bir maddedir(3).

    3-) Egzersiz Performansını Arttırır:

    Arginin’in kan dolaşımını arttırdığını ve bu durumun kaslara ve eklemlere oksijen , besin taşıdığından bahsetmiştik. Bu etki arginin’in egzersiz performansını arttırmasını minimum ağrı ile gerçekleştirmesinin nedenidir. Ayrıca el – ayak soğukluğu olan dolaşımı bozuk , artrit veya diyabetli hastalarda iyileşme ve kan akımını arttırması ile iyileşmeyi arttırır. Arginin takviyesinin yürüyüş mesafesini ve kas ağrılarında azalma sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır(4).

    Ayrıca arginin insanda büyüme hormonu ,prolaktin ve Prolin ,Kreatin , Glutamat gibi aminoasitleri arttırır. Bu maddeler glukozun hücreye girişini insülin düzeylerini dengeleyerek sağlar. Ayrıca kas yaralanmalarında hızlı iyileşme sağlar.
    5 ila 9 gram arginin takviyesi alan hastalarda büyüme hormonunun belirgin derecede arttığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır(5). Dinlenme halinde bile arginin büyüme hormonunu %100 arttırır. Bu durum egzersiz yapmasa bile kas yapısında artışa neden olabilir. Egzersize ek arginin kullanılması durumunda ise bu değer %300 – %500 arasında artmaktadır.

    Ayrıca arginin kandaki insülin değerini arttırarak kas yapımında artışa bir başka şekilde de yardımcı olur. Bu hormonal değişiklikler kas iskelet sisteminde iyileştirme,devamlılığı sağlar.

    4-) Bağışıklığı güçlendirir , Enfeksiyon Yayılımını Engeller:

    Arginin değeri düşük hastalarda kanser ve bazı hastalıkların arttığı bildirilmiştir. Bağışıklık sisteminin ana hücreleri olan Lenfositler ve T lenfositler vücudu koruma görevini yerine getirmek için arginin’e ihtiyacı vardır(6).

    Arginin’e ek olarak kullanılan omega 3 ve vitamin takviyeleri sayesinde enfeksiyon riski belirgin azaltılır. Özellikle bu durum solunum yolu hastalıklarında belirgindir. Ayrıca kanser hastalarında ve ameliyat sonrası yara iyileşmesinde arginin çok faydalıdır. Arginin tarafından üretilen prolin ciltte kollajen sentezini arttırır ve antioksidan aktiviteyi azaltır.

    Ayrıca yanık iyileşmesinde kullanılır ve diş çürüklerini azaltır. Ancak bu konulardaki çalışmalar daha yeterli değildir.

    5-)Erektil Disfonksiyon ve Kısırlık Tedavisinde Yardımcıdır:

    Birçok çalışmada argininin hücre yenilenmesinde ve kan dolaşımına faydalarından bahsetiştik. Bu faydalar sonucunda spermüretimi ve buna ek olarak sperm hareketlerinde artışa neden olur. Özellikle kalp hastalığı olan erkeklerde erektil disfonksiyon daha sık görülmektedir. Bu hastalarda nitrik oksit miktarı da belirgin düşüktür. Bazı çalışmalarda arginin’in erektil disfonksiyon tedavisinden %92 ‘ye varan başarıyla tedavi ettiğiden bahsedilmektedir.Bazı çalışmalarda stresin argininden sperm oluşması durumunu baskıladığını göstermiştir. Bu nedenle daha az stresli kişilerde arginin daha etkili olur. Buna ek olarak Glutamat ve Arginin birlikte kullanıldığında argininin tek başına kullanımından daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak birçok ilaç arginin gibi Nitrik oksiti arttırarak erektil disfonksiyon tedavisinde kullanılır.Ayrıca kadınlarda da genital kan akımını arttırarak seksüel problemlerde ve kısırlıkta fayda sağlar. Ayrıca arginin yeşil çay ve orman meyveleri gibi antioksidanlarla birlikte kullanıldığında kadınlarda doğurganlığı arttırır.

    Peki yeteri kadar arginin alıyor muyuz?

    Arginin vücut tarafından üretilen bir aminoasit. Ancak inflamasyon, yaş , diyet kalitesi,genetik faktörler nedeniyle ihtiyaç olan düzeyde üretim değişmektedir.
    Örneğin vegan diyetle beslenenlerde arjinin alım miktarı azdır. Ayrıca bozuk bağırsak sağlığı arginin emiliminin yeterince olmamasına neden olabilir.
    Peki arginini besin olarak nerelerden alabiliriz?
    Organik yumurta
    Yoğurt , kefir gibi süt ürünleri
    Otlakta yetişmiş büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar
    Susam tohumu
    Kabak çekirdeği
    Badem
    Deniz balıkları
    Spirulina
    Hindistan cevizi

    Arginin Dozu ve Yan Etkileri:

    Arginin asla doktor kontolu ve izni olmadan kullanılmamalı. Doz durumu hastalık ve kişinin yaşına göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin sağlıklı erişkinlerde daha sağlıklı bir hayat için 1 gr günlük önerilirken ameliyat sonrası yara iyileşmesinde bu oran 9 grama kadar çıkabilir.

    Yan etki olarak ise protein artışına bağlı olarak Gut hastalığına neden olabilir. Ayrıca karın ağrısı , kusma , düşük kan basıncı ve ishale neden olabilir.

    Hepinize sağlıklı mutlu günler.

  • Detoksunuzu desteklemek için tüketeniz gereken besinler

    Hergün yüzlerce toksine maruz kaldığımız bir dünyada yaşıyoruz. Günümüzde ulaşılan teknoloji, makineleşme hayatı rahatlattığı kadar endüstriyel beslenmenin inanılmaz artması, insanların köylerden şehirlere göçü, hava kirliliği , kimyasal temizlik ürünleri, besinler üzerinde kullanılan kimyasal böcek öldürücü ilaçlar bir o kadar sağlığımızı tehdit eder duruma geldi. Toksinler her insanda aynı etkiyi göstermemekte . Biyokimyasal ve genetik değişiklikler toksinlere karşı olan direnci değiştirebilmektedir.Ek olarak çocuklar toksinlere dayanıklılığı az olan hassas canlılardır çocukluk çağında bu tarz belirtilere dikkat etmek gerekmektedir.Hamileler ve anne sütü içen bebekler toksinlere karşı en açık riskli gruptur. Bu yazımızda vücudumuzdan toksinleri atmak için bedeninize destek olacak yiyecekler ve yöntemlerden bahsetmek istiyorum.

    Detoks vücudumuzu gereksiz atıklardan arınması durumudur, vücudumuz toksinler tarafından yoğun maruziyete uğrarsa maalesef hasta oluruz.
    Vücudumuzda toksifikasyon işlemini karaciğer üstlenir, birçok farklı enzimin görev aldığı reaksiyonlarla zararlı kimyasal , hormon , toxinleri karaciğer suda eriyen metabolitlere cevirir. Çevrilen metabolitler bağırsaklar böbrekler ve deri aracılığı ile atılır.
    Sağlıklı toksin atımı için Gıda Sensitiviteleri ve Leaky Gut makalemizde bahsettiğimiz sağlıklı bağırsağa sahip olmalıyız. Ek olarak bol miktarda temiz ve Ph ‘ı uygun sular kullanmalıyız.Terleme de bir diğer detoks yöntemidir. İnfrared Sauna’da yapılan terleme de bir detoks işlemidir.Yapacağımız işle çok basit…

    Maruziyeti minimuma indirip detoksu maksimuma çekmeliyiz. Organik beslenmeye dikkat etmeli elimizden geldiğince GDO’suz Endüstriyel olmayan ve pestisit kullanılmamış ürünleri seçmeliyiz.
    Basit olarak haftada 8-10 öğün organik , nişasta içermeyen ve bol sebzeli ögünler seçmeliyiz. Bu öğünlerde olması gereken besinleri sırayla belirtmek gerekirse;

    1-) Brokoli ve Turpgil Besinler: Turpgil familyası içinde bulunan roka , brokoli , brüksel lahanası , karnıbahar , lahana , kara lahana ve pazı gibi sebzeler glucosinate denilen bir maddeden zengindir. Bu madde dolaylı yollardan fitokimyasallar salgılayarak östrojen gibi birçok kimyasalı dengeler. Ayrıca bu besinler özellikle hormon duyarlı kanserleri (meme ca gibi) önlemede önemli rol oynar. Ayrıca yeşil turpgiller klorofil içerir. Klorofil detoks kapasitesi arttıran özelliğe sahiptir.

    2-)Sarımsak ve Allium ailesi: Bu bitki ailesinde bulunan soğan , yeşil soğan , pırasa , beyaz turp , sarımsak gibi besinler sulfur içerirler. Kokularındaki keskinlik bu nedenledir. Ancak asıl önemli olan sağlığa faydalarıdır.Önemli anti-inflamatuar etkileri vardır. Bu anti-inflamatuar etkinin yanında kalp hastalıklarını önlemede , mide ve kolon kanserinden korunmada çok faydalıdır. Karaciğerde birçok reaksiyona girip karsinogenleri detokse ederler.Ayrıca önemli bir antioksidan olan glutathione salgılarlar.

    3-Maydanoz ve Diğer Yeşil Yapraklılar: Bu ailede bulunan pazı , maydanoz, kişniş , hindiba gibi bitkilerin klorofil içerdiklerinden bahsetmiştik. Bu bitkiler ayrıca özellikle sigara içicilerinde hızlıca artan polycylic aromatik hidrokarbon dediğimiz kanserojen maddeleri detoksifiye eder. Ayrıca etle birlikte yenildiğinde etlerde bulunan ve vücuda zararlı bir toksin olan heterosiklik aminlerin emilimini bozar. Bu nedenle etin yanında bolca yeşil önerilmektedir.

    4-) Zerdeçal: Zerdeçal muhteşem bir anti-inflamatuardır. Her türlü öğünde kullanılmasını ve beslenmeye katılmasını klinisyenler olarak önermekteyiz. Özellikle otoimmün hastalığı olanlara kesin olarak önerilmektedir. Zerdeçalin ana maddesi Curcumin dediğimiz bir metabolittir. Metabolit karaciğer reaksiyonlarını düzenler ve kansere karşı koruma buna ek olarak Alzheimer riskinde azalmaya neden olur.

    5-) Kırmızı Orman Meyveleri : Bögürtlen , yaban mersini , ahududu , framboaz gibi meyveler bilinen en güçlü antioksidanlardır. İçerdikleri Ellagic Asit sayesinde cancer hücrelerinin gelişimini engellerler ve nötralize ederler.

    6-)Limon: Limon yüksek oranda C vitamin içeriği olan ayrıca detokslarda en fazla bilinen ve kullanılan üründür. Karaciğer üzerinden etki mekanizmasi olan limon toksinleri suda erir şekle çevirip atılmasını kolalaştırır. Her sabah önerimiz birkaç damla limon damlatılmış suyla güne başlamaktır.

    7-)Yeşil Çay: İçinde bulunan EPCG maddesi çok güçlü bir antioksidandır.

    😎 Pancar: İçerisinde bulunan betalain adı verilen madde sayesinde metilasyonu kolaylastırır. Karaciğerde Faz 2 denilen detoks mekanizmasını aktifleştirir.Ayrıca anti- inflamatuar olan betalain sayesinde kronik hastalıklardan korunmada gercekleşmiş olur. Ayrıca sindirimi kolaylaştırır.

    9-) Keten Tohumu : Keten Tohumu osteoporoz , hormon ilgili kanserler ve kalp hastalıkları riskini azaltır.

    10-) Enginar: Enginar içeriğinde bulunan sinarin maddesi sayesinde ödem söktürücü etki gösterir. Buna ek olarak karaciger ve safra kesesi üzerine olumlu etkileri bulunur.

  • Akupunktur ile bel ve boyun tedavisi

    Akupunktur ile bel ve boyun tedavisi

    Vücudumuzun iskelet yapısında omurgamızın özel bir yeri vardır. Bu zinciri oluşturan omurların arasında yer alan diskler, dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır. Her disk anulus fibrozus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan mükleus pulposusdan oluşur.

    Yanlış duruş ve oturuşlar, şişmanlık, hareketsiz bir yaşam tarzı spora ısınmadan başlamak, stres belimiz için zararlıdır. Ağır kaldırma veya günlük yaşantımız içinde yaptığımız yanlış hareketler, omurlar arasındaki diskin dışındaki özel lifli tabakanın yırtılmasına sebep olur. Bunun sonucunda diskin içindeki jel gibi, peltemsi yumuşak madde omurların arasına dışarı doğru fırlar. Liflerden dışarı taşan bu sıvı hem sıvı özelliğini kaybedip sertleşir, hemde etrafta bulunan damar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Eğer bu değişiklikler bel bölgesi omurlarında oluştuysaki ençok L4 L5 ve L5 S1 arasındaki disklerde rastlanır. Buna bel fıtığı denir. Eger aynı değişiklikler boyun omurları arasında oluştuysa bu kez boyun fıtığı diye adlandırırız .

    Akut veya kronik bel veya boyun fıtığında eğer ameliyat endikasyonu konulmadı ise yani ameliyat gerekmiyor ise, akupunktur yapısal bozukluğu tedavi eden başarılı bir tedavi yöntemidir.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTURUN ETKİ MEKANİZMASI;

    1. AĞRI GİDERİCİ ETKİ

    Ağrı giderici etki: içsel morfinimiz ,endorfin salgısı artarak güçlü bir ağrı kesici etki oluşturur .

    2. ADELE GEVŞETİCİ ETKİ

    Vücudumuzda bulunan gama amino butirik asid (GABA)çok güçlü bir kas gevşeticidir. Akupunktur bu maddenin salgılanmasını sağlar.

    3. ANTİ ENFLAMATUAR VE ÖDEM ÇÖZÜCÜ ETKİ

    Fıtık bölgesinde oluşan ödem ve enflamasyon akupunktur sayesinde ortadan kalkar ve o bölgedeki damar ve sinirlere yapılan baskı da kaldırılmış olur, bu böbrek üstü bezinden salgılanan kortizon salgısının artmasıyla saglanır.

    4. PSİKOLOJİK VE SEDATİF ETKİ

    Akupunktur tedavisiyle serotonin ve endorfin seviyeleri artırılarak kişiye huzur ve sedasyon sağlanır.

    Merkezimizde bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunktur, elektro akupunktur ve lazer tedavisi birlikte uygulanmaktadır. Haftada 2 – 3 kez olmak üzere toplam 10 – 20 seans uygulama ile tedavi tamamlanır .

  • Akupunktur ile bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Akupunktur ile bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Vücudumuzun iskelet yapısında omurgamızın özel bir yeri vardır. Bu zinciri oluşturan omurların arasında yer alan diskler, dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır. Her disk anulus fibrozus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan mükleus pulposusdan oluşur.

    Yanlış duruş ve oturuşlar, şişmanlık, hareketsiz bir yaşam tarzı spora ısınmadan başlamak, stres belimiz için zararlıdır. Ağır kaldırma veya günlük yaşantımız içinde yaptığımız yanlış hareketler, omurlar arasındaki diskin dışındaki özel lifli tabakanın yırtılmasına sebep olur. Bunun sonucunda diskin içindeki jel gibi, peltemsi yumuşak madde omurların arasına dışarı doğru fırlar. Liflerden dışarı taşan bu sıvı hem sıvı özelliğini kaybedip sertleşir, hemde etrafta bulunan damar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Eğer bu değişiklikler bel bölgesi omurlarında oluştuysaki ençok L4 L5 ve L5 S1 arasındaki disklerde rastlanır. Buna bel fıtığı denir. Eger aynı değişiklikler boyun omurları arasında oluştuysa bu kez boyun fıtığı diye adlandırırız .

    Akut veya kronik bel veya boyun fıtığında eğer ameliyat endikasyonu konulmadı ise yani ameliyat gerekmiyor ise, akupunktur yapısal bozukluğu tedavi eden başarılı bir tedavi yöntemidir.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTURUN ETKİ MEKANİZMASI;

    1. AĞRI GİDERİCİ ETKİ

    Ağrı giderici etki: içsel morfinimiz ,endorfin salgısı artarak güçlü bir ağrı kesici etki oluşturur .

    2. ADELE GEVŞETİCİ ETKİ

    Vücudumuzda bulunan gama amino butirik asid (GABA)çok güçlü bir kas gevşeticidir. Akupunktur bu maddenin salgılanmasını sağlar.

    3. ANTİ ENFLAMATUAR VE ÖDEM ÇÖZÜCÜ ETKİ

    Fıtık bölgesinde oluşan ödem ve enflamasyon akupunktur sayesinde ortadan kalkar ve o bölgedeki damar ve sinirlere yapılan baskı da kaldırılmış olur, bu böbrek üstü bezinden salgılanan kortizon salgısının artmasıyla saglanır.

    4. PSİKOLOJİK VE SEDATİF ETKİ

    Akupunktur tedavisiyle serotonin ve endorfin seviyeleri artırılarak kişiye huzur ve sedasyon sağlanır.

    Merkezimizde bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunktur, elektro akupunktur ve lazer tedavisi birlikte uygulanmaktadır. Haftada 2 – 3 kez olmak üzere toplam 10 – 20 seans uygulama ile tedavi tamamlanır.

  • Akupunkturun etki mekanizmaları

    Akupunkturun etki mekanizmaları

    Akupunkturun etki mekanizmaları Akupunktur noktasına iğne batırıldığı zaman, objektif ve subjektif etkiler gözlenir.

    1. Subjektif etkiler : Akupunktur noktasına batırılan iğne deride bölgesel olarak gerginlik, baskı, ısınma ve acı hissine yol açmaktadır. Buna Çin literatüründe “Deqi” denir (10). Akupunktur iğnesi batırıldığı zaman, noktanın çevresinde eritem oluşur. Bunun sebebi zarar gören hücrelerden salınan histamin, bradikinin ve benzeri maddelerdir.

    2. Objektif etkiler

    a. Sinir sistemi üzerine etkileri

    b. İmmün sistem üzerine etkileri

    c. Metabolizma üzerine etkileri

    d. Gastrointestinal sistem üzerine etkileri

    Akupunktur noktaya iğneyi batırdığımız zaman sinir ucu (Reseptör) uyarılır ve bu uyarı sinir yoluyla omuriliğine ve oradan da beyindeki ilgili merkezlere ulaşır. Bunun sonucu olarak vücudumuzda çeşitli kimyasal maddeler değişik alanlarda salgılanır ve dolaşım yoluyla salgılanan kimyasal maddeler hastalıklı olan bölgeye ulaşırlar ve etkisini gösterirler.

    Akupunktur tedavi etkisi 6 grupta toplanır:

    1. Analjezik etki

    2. Sedasyon etkisi

    3. Homeostatik etkisi

    4. İmmun stimulan etkisi (Bağaşıklık sistemi güçlendiren etki)

    5. Psikolojik etkisi

    6. Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi.

    1.Analjezik etki: Analjezik (Ağrı kesici) etki salgılanan Endorfin ve Enkefalinler ile elde edilir.(Endorfin ve Enkefalinler çok güçlü ağrı kesici özelliğe sahip kimyasal maddelerdir). Akupunkturun analjezik etkisi hemen tedaviden sonra görülür ki bu da artrozların, baş ağrılarının, bel ve boyun ağrılarının ve buna benzer ağrılı sendromların tedavisinde etkilidir. Bu salgılanan endorfin ve enkafalinler Ağrı eşiğinin yükselmesini de sağlayarak analjezik etkiyi artırırlar.

    2.Sedasyon etkisi: Akupunkturun beyinde Dopamin, Serotonin, Endorfin, GABA (gama-amino-buterik-asid) salınımında artış sağladığı tesbit edilmiştir. Bu maddelerden Serotonin ve Dopamin insanda sedasyon sağlayan maddeler olup hastayı rahatlatır. Serotonin ve Dopamin artışı depresyon’da, insomnia’da, anksiyete’de, histeri’de, ilaç bağımlılıkları ve davranış bozukluklarında sedasyon etkisini artırdıkları tespit edilmiştir.Sedasyon etkisi Raphe sistem, Bazal ganglionlar, Retiküler formatio gibi bazı beyin bölgelerinin aktivasyonu ile sağlandığı tespit edilmiştir.

    3.Homeostatik etkisi: Akupunktur Sempatik ve Parasempatik sinir sistemini dengeye sokarak homeostatik etki sağlar.

    4.İmmun stimulan etkisi: Akupunktur vücut direncini artırır. Vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirerek bakteri ve virüslerin neden olduğu enfeksiyonlardan korur. Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır.Akupunktur tedavisinden sonra,lökositlerin (Beyaz kan hücreleri) arttığı,vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobulinlerin,antikor ve substanslarının kandaki seviyelerinin arttığı tesbit edilmiştir.

    Akupunkturun immün sistem üzerine etkisinin,endojen opioidlerden beta endorfin (BE), LE ve metionin enkefalinin bu sisteme yaptığı etkilere bağlı olduğu düşünülmektedir. Elekroakupunktur uygulamasının dalakta BE salgılanmasını yükselttiği ve bunun sonucu NK hücre aktivitesini ve interferon gamma düzeyini artırdığı sonucuna varılmıştır. TNF-alfa, interferon gama, interlökin-1 alfa,interlökin-2 B hücre proliferasyonunu artırırken,interferon gama ve interlökin-2 de antikor yapımını artırmaktadır.

    Endorfin ve enkefalinlerin NK hücre aktivitesi,sitotoksik T lenfosit generasyonu, monositkemotaksi, interferon gama, interlökin-1, interlökin-2, interlökin-4 ve interlökin-6’nın üretimini artırdığı tespit edilmiştir. Alfa, beta ve gamma endorfinlerin değişik immün fonksiyonlara sahip olduğu belirlenmiştir. Kanda ki lökosit, antikor ve gama-globülinlerin değerini artırarak bu etkiyi yapar ve böylece enfeksiyona karşı vücut direncini artırır.

    5.Psikolojik etki: Akupunktur uygulaması ile merkezi sinir sistemi ve plazmada düzeyi yükselen endojen opioidlerden enkefalinlerin ruhsal ve psikolojik durumu düzenlemede rol aldığı belirtilmektedir. Enkefalinlerin antidepresan, antikonvülsif ve anksiyeteyi giderici etkilerinin olduğu bilinmektedir. Akupunkturun endojen opioidlere ilave olarak, merkezi sinir sisteminde serotonin düzeyini artırdığı gözlenmiştir.

    Serotonin, ‘’mutluluk hormonu’’ adıyla bilinen ve ruh halimizi çok etkileyen bir hormondur. Serotoninin ,Sakinleştirici ve trankilizan etkisi vardır. Günümüzde yapılan çalışmalar sonucunda depresyon, migren, obsesif kompulsif bozukluk, obezite, insülin direnci, fibromiyalji ve hiperaktivite gibi birçok hastalığın temelinde serotonin eksikliğinin olduğu düşünülmektedir.

    serotoninin, kişinin kendini iyi hissetmesi, mutlu ve halinden memnun olması, iştahının ve seks dürtülerinin normal düzeyde olması ve psikomotor dengenin sağlanmasında etkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

    Serotonin uykuyu, seksüel enerjiyi, ruh halini, ani ve aşırı isteklerle iştahı düzenler. Düşük serotonin miktarı, sinirli, huzursuz ve depresif ruh hallerine neden olabilir. Mide ve bağırsak bölgesindeki kas sisteminin hareketlerini yönetir, ağrı algılama sisteminizi düzenler ve dinlendirici bir uyku sağlar. Serotonin düzeyi düştüğünde ise keyfimiz ve genel ruh halimiz etkilenir. Bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. Örneğin kadın vücudundaki östrojende artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir. Beyindeki bir serotonin eksikliği endojen depresyona yol açabilir, iştahı bozar ve obezite veya anoreksiya ve bulimia nevroza gibi diğer yeme bozukluklarına yol açabilir, ayrıca uykusuzluktan sorumlu olabilir. Migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir. Ayrıca kalp krizi geçirmiş birçok hastanın depresif olduğu ve bu kişilerin idrarında daha çok serotonin atıldığı tespit edilmiştir. Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçların serotonin düzeyini düşürdüğü tespit edilmiştir. Serotonin yükseldiğinde veya yeterli olduğunda ise; moralimiz yüksek olur, rahat uyku uyuruz, iştahımız azalır,ruh sağlığımız düzelir,enerjimiz artar.Vücudumuzda bu kadar etkili olan bu hormonun düzensizliğinde birçok hastalık ortaya çıkar

    6.Motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi: Akupunktur uygulaması ile motor fonksiyonlarda iyileşme etkisi görülmüş ve bundan dolayı hemipleji (Felç) rehabilitasyonunda ve fasial paralizi( Yüz felci) vakalarında tatbik edilmiştir. Akupunktur uygulaması sinir sistemini etkilemekte ve nöronlarda K+ , Na+ , Ca+ konsantrasyonlarında, merkezi sinir sisteminde beta endorfin ve lösin enkefalin gibi nöropeptidlerin ve aspartat gibi nörotransmitterlerin miktarlarında değişmelere neden olduğu gözlenmektedir. Araştırmacılar, akupunkturun etkilerinin beyin tarafından düzenlendiği görüşünde ağırlıklı olarak durmaktadırlar ve EA uygulamasının sinir hücresi aksiyon potansiyelinde güçlü bir değişmeye neden olduğunu belirtmektedirler. Paralizi olgularında geç safhalarda bile akupunkturla cevap alınabilmektedir.

    Akupunktur,Kas, tendon ve kemik yapısını kuvvetlendirdiği tespit edilmiştir. Yapılan deneysel çalışmalarda çalışma gücünü artırdığı tespit edildiğinden dolayı Sporcularda doping amacıyla kullanılmaktadır.

  • Ozon terapi nedir ve hangi tedavilerde kullanılır

    Ozon, 3 oksijen atomundan oluşan doğal bir gazdır, kimyasal bir bileşen değildir. Tedavi sürecinde görevini tamamladıktan sonra hammaddesi olan oksijene dönüştüğü için doğaldır ve yan etkisi yoktur.

    Mikrop kırıcı, bakteri öldürücü, virüs çoğalmasını önleyici, mantar öldürücü etkisi yüksek bir gaz olan ozon, enfekte olmuş yaraların tedavisinde ve de bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır. Kan dolaşımını arttırma özelliğinden dolayı dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde de kullanılır. Bağışıklık sistemini güçlendirir, yani vücudun direncini arttırır.

    Ozonterapi 4 temel alanda kullanılmaktadır:

    Dolaşım bozukluklarının tedavisi

    Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde; örneğin karaciğer hastalıklarından hepatitler, uçuklar.

    Zor iyileşen enfekte yaralarda ve enflamatuar hastalıklarda örneğin; Bacaklardaki açık yaralar, Enflamatuar barsak hastalıkları, yanıklar, haşlanma ve enfekte yaralar, mantar enfeksiyonları.

    Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak kullanılır.

    Ayrıca, Ozonterapi lipoliz etkisi ve oksijenasyon etkisinden dolayı bölgesel zayıflama ve genel zayıflama (ozon sauna) tedavilerinde de kullanılır.

    Uygulama yöntemleri

    Majör ozonterapi [Major Otohemoterapi] (Hastadan kan alınarak tedavinin yapılması) geriatride (yaşlanmaya bağlı hastalıklar), dolaşım bozukluklarında yeniden canlanmayı sağlamak için, viral kökenli hastalıklarda ve genel bağışıklık sistemi aktivasyonu için kullanılır.

    Bu metotla, 50 ila 100 ml hastanın kanı alınır, tam olarak tespit edilmiş ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya geri verilir. (Ozon kırmızı ve beyaz kan hücrelerini oluşturan spesifik maddelerle tamamen reaksiyona girer ve böylece vital aktivitelerini = metabolizmayı arttırır. İşte bu aktive edilmiş kan (ozon ya da oksijen değil!) hastaya aynı damar yoluyla tekrar geri verilir.

    Minör ozonterapi [Minor Otohemoterapi], hastanın 3-5 ml kanı, ozonlandıktan sonra hastaya kalçadan geri verilir. Bu yöntemle spesifik olmayan bağışıklık sistem aktivasyonu yapılır: alerjik hastalıklarda, sedef, romatizmal hastalıklar, fibromyalji ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.

    Eksternal tedavi, ozon gazını kapalı bir sistemde özel bir plastik bot (ayaklar ve bacaklar için) içinde dolaştırarak ya da vücudun farklı bölgelerine uygun torbalar, folyolar ile gerçekleştirilir. Vücudun tedavi edilecek kısmı önceden su ile nemlendirilir, çünkü ozon kuru bölgelere etki etmez. Bu metot cilt ülserlerini, yaraları, açık yaraları, ameliyat sonrası oluşan lezyonları, shingles (herpes) ve enfekte olmuş alanları tedavi etmekte çok etkilidir. Diğer yöntemler ozonlu saf su (dental tedavilerde) ve ozonlu saf medikal zeytin yağı (cilt erupsiyonları örneğin egzema, mantar, liken gibi) kullanımıdır.

    Ozon gazının rektal yolla uygulanması yönteminde ozon gazı direkt olarak hassas barsak cidarı tarafından emilir. Bu metot genelde barsakların enflamatuar hastalıklarında kullanılır ancak son zamanlarda iğnesiz olmasından dolayı genel sağlık desteği ve yeniden canlanma için de tercih edilmektedir. Bu yöntemin en önemli avantajı majör ozonterapi ile aynı etkiye sahip olmasıdır.

    Ozonun eklem içi enjeksiyonunda ozon gazı, yavaşça eklem içine enjekte edilir. Bu metot ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır, artrit (diz eklem hastalığı gibi), tekrarlayan eklem-kıkırdak hasarı, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir.

    Akupunktur

    Ozon Terapi

    Fitoterapi

    Kupa-Hacamat

    Kök hücre-PRP-CGF

  • Akupunktur tedavisi ve akupunktur ile zayıflama

    Akupunktur, vücudun belli noktalarına özel iğneler batırılarak yapılan doğal ve etkili bir tedavi yöntemidir. Akupunktur noktalarının özel iğnelerle uyarılması, otonom sinir sistemi üzerinden vücudun iç dinamiklerini harakete geçirerek ilaç etkisi oluşturur.Otonom sinir sistemi; vücuttaki organ ve sistemlerin belli bir uyum içinde çalışmasını sağlayan bır çeşit haberleşme sistemidir. Akupunktur tedavisinde amaç, hastalığın belirtilerini tedavi etmenin yanı sıra hastalığın nedenini ortadan kaldırmaktır.Akupunktur noktaları telefon tuşlarına benzetilebilir.Nasıl ki belli numaraları tuşladığımızda belli kişilere ulaşabiliyorsak, akupunktur iğneleri de belli noktalara batırıldığında belli etkiler ortaya çıkarmaktadır.Bu durumda otonom sinir sistemini de telefon santraline benzetmek doğru olacaktır.

    Akupunktur Tedavisinin Kullanıldığı Durumlar;

    Bağımlılık Tedavisi: Sigara, Alkol, Madde bağımlılığın yanı sıra yiyecek bağımlılığı

    Romatizmal Hastalıklar: Romatizmal hastalıklar )ankilozan spondilit, romatoid artrit v.b), vücut bağışıklık sistemindeki düzenin bozulmasıyla ortaya çıkan uzun süreli hastalıklar. Vücudu dış etkenlere karşı korumakla görevli bağışıklık sistemi hücreleri vücudun kendi dukarına karşı savaş açar ve onları tahrip eder. Bunu; bir ülkenin başı bozuk ordusunun kendi insanlarına zarar vermesine benzetebiliriz.Bu durumda mevcut romatizmal hastalığı tetikleyen faktörleri tespit etmek ve düzeni bozulmuş bağışıklık sistemini akupunktur ve ozon tedavisi ile dengelemek gerekir.

    Eklem Kireçlenmeleri: Dejenaratif eklem hastalıkları olarak da adlandırılan eklem kireçlenmelerinde ağrının nedeni eklemlerdeki kayganlığı sağlayan eklem sıvısının azalması ve eklem kıkırdağının incelmesidir. Akupunktur tedavisinde amaç, eklemdeki ağrıyı kesmekten çok azalmış eklem sıvısını arttırmakve hasara uğramış eklem kıkırdağını tamir etmektir. Tüm bu etkiler hasarlı ekleme tamirden sorumlu bağışıklık sistemi hücrelerini yönlendirmekla olur. Akupunktur ile beraber hasarlı eklem içine ozon gazı enjeksiyonu hastalarda yüz güldürücü sonuçlar alınmasına neden olmaktadır.
    Diyabet (tip2): Akunktur ıle pankreastan salgılanan insülin kalitesinde ve miktarında artma olmakla beraber kandaki glikozun dokulara girişini sağlayan insülin resöptörleinde sıvıca artma olmaktadır.

    Alerjik Hastalıklar: Alerji; vücudun bağışıklık sistemi hücrelerinin dıştan gelen yabancı maddelerle savaşıdır. Alerjik reaksiyonun olduğu organ olumsuz yönde etkilenir ve hasar görür. Bu durumda alerjik reaksiyonu tetikleyen faktörleri tespit etmek ve bağışıklık sistemini akupunktur ve ozon tedavisiyle dengelemek gerekir.

    Hormonal Bozukluklar: Adet düzensizliği, tiroid fonksiyon bozuklukları, menepozda ve hormonal bozukluklarda eksik veya fazla salgılanan hormonların normal düzeye getirilmesi akupunktur ile mümkün olmaktadır.

    Kronik Sinüzit

    Cilt Hastalıkları: Egzama, ürtiker, atopik dermatit, sedef hastalığı ve vitaligo gibi cilt hastalıklarında akupunktur tedavisiyle yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır.
    Sindirim Sistemi Hastalıkları: Mide ülseri, Gastrit, Spastik kolon, Gastroözefagaial reflü, Hemeroid

    Kalp ve Damar Sistemi Hastalıkları: Hipertansiyon, Hipotansiyon, Kalp ritim bozuklukları, Kalp yetmezliği

    Psikolojik Kökenli Hastalıklar: Depresyon, Panik bozukluk, Uyku bozuklukları

    Akupunktur tedavisi sırasında vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar kişiye huzur verir ve yatıştırıcı etki yapar. İlaçlarla sağlanmaya çalışılan etki akupunktur tedavisi ile vücudun kendisine yaptırılmış olur. Böylece daha kısa sürede daha sağlam ve etkili sonuç elde edilir.

    Baş Ağrıları: Migren, Gerilim tipi baş ağrıları

    Baş ağrıları, akupunktur tedavisinin en kısa sürede sonuç verdiği rahatsızlıklardan biridir. Burada amaç baş ağrısını baskılamak değil, baş ağrısına neden olan organ fonksiyon bozukluğunu düzelterek hastalığı kalıcı olarak tedavi etmektir.

    Kas Ağrıları
    Yüz Felci
    Baş Dönmesi ( vertigo )
    Kulak Çınlaması ( tinnitus )
    Cinsel Fonksiyon Bozuklukları İktidarsızlık, Erken Boşalma, Frijidite ( cinsel soğukluk )
    Felç Sonrası Durumlar (Serebrovasküler hastalıklar)
    Nörodejeneratif Hastalıklar: Multipl skleroz (MS) gibi
    Epilepsi
    Trigeminal Nevralji
    Polinöropatiler

    Akupunktur ve Zayıflama

    Obezite ( şişmanlık ), sadece estetik bir problem olmayıp ciddi bir sağlık sorunudur. Obezite tedavisinde öncelikle hastadaki fazla kiloların sabebi araştırmalı ve sebebe yönelik tedavi paketi uygulanmalıdır.

    Ülkemizde akupunktur uygulayan hekimlerin obezite tedavisine ağırlık vermesi halkımızın akupunktur tedavisini sadece zayıflama tedavisi olarak algılamasına sebep olmuştur. Ancak 5000 yıllık köklü bir geçmişe olan bir tedavinin, sadace zayıflamaya yönelik bir tedaviymiş gibi algılanması akupunktur tedavisinin ülkemizde hak ettiği yerde olmadığının en büyük göstergesidir.

    Akupunktur Nasıl Zayıflatır?

    Pankreastan salgılanan insülinin kalitesini ve sayısını arttırır. Dokulardaki insülin resöptörlerinin sayısını ve duyarlılığını arttırarak yiyeceklerin daha kolay yakılmasını sağlar.

    Mide asit düzeyi kontrol altına alınarak sürekli atıştırma hissi uyandıran mide kazınmas�� ve yanması gibi durumlar önlenir.

    Metabolizma hızını düzenler.

    İştahı düzenler, çabuk doymayı sağlar.

    Kişiye huzur veren etkisimden insan iradesi üzerindeki olumlu etkilerden dolayı diyet yapmayı kolaylaştıtrır, yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.

  • Sağlığımızı düşünelim!

    Depresyon, Hipertansiyon, Aşırı kilo, İnsülin direnci, Diabet, Haşimato, Romatoid Artrit gibi Otoimmun hastalıklar veya Kısırlık, Adet öncesi gerginlik sendromu, Kronik halsizlik sendromu, Adet düzensizliği, Polikistik over sendromu gibi hastalıkların birisinin veya birkaçının birden teşhisini almış ve hepsi için ayrı ayrı ilaç kullanan milyonlarca insan var. Ülkemizde 2002 yılında kanserden hayatını kaybeden insanların sayısı 25.000 iken bu sayı 2012 de 70.000 e çıktı. Erkeklerin sperm sayısının 20 yıl öncesine göre yüzde 50 azaldığı ve normal gebe kalabilme oranının da eskisine göre düştüğü bilinmekte.

    Evet günümüzde herkes hasta ve bu hastalıkların yaygınlığı, kronikliği ve kompleksliği son 5 yılda öncesine göre çok daha fazla artmış bulunmakta.Öte yandan bu hastalıkların moralimizi bozması gerekmez. Bilgi çağında yaşıyoruz. Asıl itibarı ile bir enerji olan insanın iyileşme gücünü hiçbir yan etki oluşturmadan harekete geçirebilecek Akupunktur, Ozon Tedavisi, Proloterapi, Nöroproloterapi, Fonksiyonel Tıp yaklaşımı, sürdürülebilir iyi beslenme kuralları gibi güvenilirliği ve etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış olan birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır.

    30 yıldır sağlık sisteminin içinde olan bir hekimim ve 12 yıldır tamamlayıcı tıp uygulamalarını tatbik etmekteyim. Farkındayım ki bu kronik ve kompleks hastalıklarla başa çıkmanın yolu elimizde olan tüm seçenekleri değerlendirerek kişiye özel bir tedavi yaklaşımı düzenlemektir. Çünkü bu tedavi seçeneklerinin her birinin etki mekanizması farklı boyutlardadır. Ozon kimyasal olarak bağışıklığımızı güçlendirir, akupunktur enerji yapımızı düzenler, fonksiyonel tıp yaklaşımı sistemimizdeki eksiklikleri saptayarak vitamin mineral ve antioksidan desteklerle detoksumuzu güçlendirir, hormonal problemlerimiz için biyoeşdeğer hormon önerilerinde bulunur ve sürdürülebilir iyi beslenme programi ise her insanın ömür boyu uygulaması gereken olmazsa olmaz bir beslenme tercihidir.

    OZON TEDAVİSİ; Oksijen gazını ozon gazına çeviren medikal bir cihazdan alınan ozon gazının kan yoluyla ,torbalama yolu ile, rektal yolla, vajinal yolla ,intramuskuler olarak veya bazı durumlarda kulak ve burun yolu ile bedenimize verilmesi uygulamasıdır.Ozon bilinen en güçlü mikrop öldürücülerdendir ve içsel bağışıklığımızı harekete geçirme gücündeki en güçlü silahlarımızdan birisidir.Alerjiler, enfeksiyon hastalıkları, Diabetik ayak yaraları, Otoimmun hastalıklar ,Kronik halsizlik sendromu gibi birçok durumda son derece etkili olabilen bir tedavi seçeneğidir.

    AKUPUNKTUR; Akupunktur uygulaması 5000 yıllık bir geçmişi olan bilinen en güvenli ve yan etkisiz tedavi yöntemlerinden birisidir.Vücuda ve kulağa batırılan tek kullanımlık steril iğneler enerji meridyenlerimizdeki akışı düzenleyerek iyileşme sağlamaktadırlar.Dünya Sağlık Örgütünün Akupunkturla tedavi edilebilirliğini kabul ettiği 68 hastalık vardır.Akupunkturun ülkemizde en yaygın kullanıldığı hastalıklar Depresyon,Kilo problemleri,Kısırlık,Hipertansiyon,Alerjik hastalıklar,Ağrılı sendromlar ,Menapoz ,Migren şikayetleridir.

    FONKSİYONEL TIP;

    Fonsiyonel Tıp şu ana kadar bildiğimiz konvansiyonel tıbbın geleceği olarak tarif edilmektedir.

    Bu yeni yaklaşım şekli hastalıkların kökenlerindeki nedenleri tespit eder ve insan vucudunu bağımsız organlar toplamı yerine entegre bir sistem olarak kabul eder. Bu yeni yaklaşım sadece hastanın şikayetlerini ortadan kaldırmayı hedeflemez, tüm sistemi sağlığına kavuşturur. Fonksiyonel Tıp hastalığa ve yakınmalara neden olan hücre düzeyindeki vitamin mineral ve hormonal eksiklikleri tespit edip yerine koyar. Bu tedavide kullanılan hormonlar Avrupa da ve Amerika da ki milyonlarca kadının yıllardır kullana geldiği insan hormonu ile tıpatıp aynı kimyasal yapıdaki biyoeşdeğer hormonlardır ve büyük oranda krem veya jel şeklinde uygulanırlar. Kısırlık, Adet öncesi gerilim sendromu, ateş basması, terleme, vajinal kuruluk, idrar kaçırma, unutkanlık gibi menopoz semptomları, andropoz, polikistik over sendromu, kemik erimesi, kronik yorgunluk gibi birçok hastalıkta fonksiyonel tıp yöntemi ile son derece başarılı tedaviler yapılabilmektedir.

    SÜRDÜRÜLEBİLİR İYİ BESLENME PROGRAMI

    Bu program beslenmeye ait tüm komponentleri göz önüne alır. Ne yediğimiz kadar ne zaman yediğimiz nasıl bir ruh haliyle yediğimiz ne kadar sıklıkla yediğimiz hangi besinleri birlikte yediğimiz son derece önemli ve belirleyicidir. Bu beslenme programı şimdiye kadar etkisini göz ardı ettiğimiz bir çok etkenin aslında direk olarak kilomuz ve sağlığımız üzerinde belirleyici olduğunu göz önüne alarak ve bu etkenleri bazı basit kurallara bağlayarak sağlığımız ve kilomuz konusunda optimal sonucu elde etmemizi sağlamaktadır.

    SİGARA TEDAVİSİ

    Sigara bağımlısı olan bir insanın hayatındaki en öncelikli işin bu bağımlılıktan kurtulmak olduğunu düşünüyorum. Bedensel ruhsal ve zihinsel sağlığımızı geri almak bağımlılığımızı sonlandırarak yeniden özgür bir insana dönüşmekle gerçekleşecektir.

    Bu süreçte kliniğimizde alacağımız destekler hem sigarayı bırakma sürecimizi kolaylaştıracak hem de yıllardır bedenimizde biriktirmiş olduğumuz sigaraya ait toksinlerden çok daha hızlı kurtulmamızı sağlayacaktır.

    Biorezonans,akupunktur ve zihinsel arınma terapisi uygulamaları bedensel ve zihinsel arınmamızı sağlayarak sonrasında da kilo almamızı da önleyecektir.