Etiket: Etki

  • Gebelerde bel ağrısı ve bel fıtığı

    Gebelerde bel ağrısı ve bel fıtığı

    Gebelerde, ne sıklıkla bel ağrısı bel fıtığı görülür?

    Gebelerin yaklaşık olarak yarısında bel ağrısı görülmektedir. Ortalama olarak her 5 gebeden 1’inde bu yakınmalar şiddetlidir. Ağrıların büyük çoğunluğu ilk 3 aydan sonra görülmektedir. Gebeler de bel fıtığı riski bir miktar artmaktadır. Daha önemlisi bel fıtığı olduğu halde yaşamlarını rahatlıkla sürdürebilen kişilerin; gebeliğe bağlı olarak bu sıkıntılarının artış göstermesidir. Bu açıdan bel fıtığı olan anne adaylarının takibi önemlidir.

    Gebelik ve bel ağrısı?

    Gebelerde birçok fizyolojik değişikler olmaktadır. Bizi ilgilendiren kısmı ise omurga sistemini üzerindeki etkileridir. Gebelikle birlikte bedensel gücünde ve hareket kabiliyetinde birçok değişiklikler olmaktadır. Gebelerin, boyun, sırt, bel ve kalça ağrıları açısından dikkatle izlenmeleri gerekmektedir. Bu sayede öncelikli tedbirler alınabilir. Bu sıkıntıların en aza indirilmesi annenin, doğum ve sonrasında daha rahat bir yaşam sürmesine, dolayısıyla bebeği ve ailesiyle ilişkilerinin, daha sağlıklı kurulmasına fırsat verir.

    Gebelikte bel ağrı bel fıtığı nedenleri?

    Bel ağrısının birçok değişik nedene bağlanabilmektedir. Gebelikle birlikte, postür değişikliği, bel kavsinin artışı (lomber lordoz artışı), kilo alımı, hormonlar bu nedenlerden başlıca olanlardır.

    Gebelikte, aşırı kilo alımı gibi etki göstererek, bel fıtığı ve bel ağrısı oluşumunu tetiklemektedir. Gebelik süresince aşırı kilo alınımını engellemek gerekmektedir. Diyetisyen ve kadın doğum uzmanının önerileri doğrultusunda, protein yoğunluklu sebze ve meyve destekli diet uygulanmalı; aşırı kilo alımına neden olabilecek tatlı gibi karbonhidrat içeren yiyeceklere dikkat edilmelidir.

    Gebelikteki kilo alımı ile birlikte ağırlık merkezi değişecektir, böylelikle omurga üzerindeki bunun dağılımı ve dengesi değişecektir. Bu da bel ağrısı ve bel fıtığının agreve olması şeklinde karşımıza çıkar. Aşırı yük binmesi ile diskin ve eklemlerin üzerindeki dengeli dağılım bozulacaktır. Böylece fıtıklaşma oluşumu gerçekleşebilecektir. Bel ağrısı ve kalçadan bacağa doğru yayılan ağrı olarak tariflediğimiz siyatik bacak ağrısı ortaya çıkacaktır.

    Bebeğin büyümesi doğumun gerçekleşebilmesi için vücut kendi tedbirlerini alır. Bazı hormonlar aracılığıyla, kaslarda, eklemlerde ve bağ dokularda gevşeme sağlayarak hem bebeğin büyümesine hem de doğumun gerçekleşmesine izin verir. Bu durum, bel-bacak, sırt ve kalça ağrısının da karşımıza çıkmasına neden olmaktadır.

    Bel fıtığında, gebelerde, artan hormonların (Östrogen, Progesteron, Relaksin) etkisi de olmaktadır. Kaslarda ve eklemlerde gevşeme oluşturmaktadır. Eklemlerdeki gevşeme sırt, bel ve kalça ağrısı; kaslardaki gevşeme ayak da şişlik dolayısıyla bacak ağrısı, uyuşma ve hareket kabiliyetinin zorluğu olarak karşımıza çıkabilir.

    Tedavi nasıldır ve ne zaman cerrahi?

    Gebelerde ki bel fıtığına cerrahi çok nadiren uygulanmaktadır. Genellikle istirahat, ilaçla tedavi ve fizik tedavi önerilmektedir. Korse oluşturacağı basınç etkisinden dolayı önerilmez. Ağrı ve kas gevşetici ilaçların bebeğe ve anneye zararlı olmaması önemlidir. Kısa süreli ve en hızlı olarak vücuttan atılan ilaçlar seçilmelidir. Kadın doğum uzmanının önerileri dikkate alınmalıdır.

    Basit egzersizler yapılabilir ancak yoğun sıcak uygulama, traksiyonlar ya da tens (Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) önerilmez. Lokal soğuk uygulamalar yapılabilir. Yüzme en iyi spor ve en etkin egzersiz sayılabilir. Yüzme ile bütün kas grupları dengeli bir şekilde çalışmış olurlar. Egzersizler, rutin ve düzenli olarak her gün uygulanmalıdır. Su masajı ve istirahat; etkili olabilecek ve kolay uygulanabilecek tedavi yöntemlerindendir. Uzun süreli oturmalar ve bel desteksiz oturuşlarda, omurga sistemindeki yükü artırıcı etkisinden dolayı önerilmemektedir.

    Hangi görüntüleme yöntemleri uygulanır? Hangi hastaya cerrahi uygulanır?

    Genellikle cerrahi önerilmez; yukarıdaki öneriler ile hastanın durumunda gelişme sağlanır. Fakat ileri derecede bel fıtığı olduğunda, dayanılamaz ağrılar, kuvvet kaybı ya da diğer nörolojik kayıpların (mesane-barsak problemleri) söz konusu olduğu durumlarda mikrodiskektomi yöntemi ile cerrahi girişim uygulanmaktadır. Magnetik Rezonans (MR) ile tanı konulup, epidural ya da genel anestesi altında yapılacak cerrahi girişimlerin sonuçları olumludur. Gebeliğin herhangi bir döneminde bu girişimler kontraendike değildir. Anne ve bebek için güvenilirdir. Tanı için en ideal görüntüleme yöntemi Magnetik Rezonans’tır . MR’ da radyasyon söz konusu olmadığı için bebeğe ya da anneye zararı olmamaktadır. Radyasyon etkisinden dolayı Bilgisayarlı tomoğrafi veya röntgen çekimi uygun değildir.

    Bel fıtığı olan gebede doğum nasıl gerçekleştirilir?

    Hafif derecede bel fıtığı olan gebeler normal doğum yapabilir. İlere derece bel fıtığı olan gebelerde ise doğumun sezeryan ile gerçekleştirilmesi önerilmektedir.

  • Ozon tedavisi nedir, hangi hastalıklarda kullanılır?

    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3).

    Ozon, atmosferde genel olarak iki atomlu halde bulunan normal atmosferik oksijene (O2) nazaran çok daha yüksek enerji taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle ozon “super oksijen” olarak bilinir.

     Ozon; oksijenin normal atmosferik birleşimine göre bazı farklılıklar gösterir. Oda sıcaklığında renksiz olan ozon gazının karakteristik bir kokusu vardır. Fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında doğal olarak oluşur ve hissedilebilir. Ozon gazının ismi bu karakteristik kokusundan dolayı Yunanca “koklamak ” manasına gelen ozein’den türetilmiştir.

     Uzaydan ve özellikle güneşten gelen yoğun zararlı ışınları emerek, yeryüzüne inmesine engel olan atmosferin stratosfer tabakasındaki ozon için eski tarihlerde “Tanrının Nefesi ” adı verilmiştir. 

    Ozon Nasıl Etki Ediyor?

    – Ozon doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır.
    – Alyuvarlar elastikiyetini artırarak kılcal damarlardan geçişini kolaylaştırır.
    – Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini artırır.
    – Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir, enfeksiyon ve kansere direnci artırır.
    – Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliği ile bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkları iyileştiricidir.
    – Güçlü antimikrobik etkisi olan ozon – bakteri, virüs ve mantarları öldürür.
    – Kanser hücrelerinin çoğalmasını ve yayılmasını engeller.
    – Kanser tedavisi (Kemoterapi) sırasında tedaviye duyarlılığı artırır, yan etkilerini azaltır.
    – Hücrenin fonksiyonları için gerekli enerjiyi sağlayan, ATP’nin üretimini arttırarak: hücrelerin yasam enerjisini artırır.
    – Detoks etkisi sağlar:karaciğer , böbrek ve cildin fonksiyonlarını düzenleyerek, vücudumuzda biriken toksik ve kimyasal maddelerin temizlenmesinde yardımcı olur.
    - Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak AĞRI KESİCİ özellik gösterir.

    Ozon Tedavisi:

    Birçok patolojik durumu düzeltir veya tamamen iyileştirir.Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde, ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer.

    Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji ,stres ve uyku bozuklukları

    Dolaşım bozukluklarına bağlı olan hastalıklarda: Reynaud fenomeni ve Burger hastalığı.

    Migren ve baş ağrılarının tedavisinde oldukça etkilidir.

    Şeker hastalarında, geçmeyen yaralarda ve diabetik nöropatik ağrılarda

    Metabolik sendrom: Bel çevresinde yağlanma, hipertansiyon, yüksek kanşekeri, HDL kolestrolün düşük, trigliserit değerlerinin yüksek olması.

    Romatizmal hastalıklar: Osteoartrit, Romatoid artrit , Ankilozan spondilit,

    Otoimmun hastalıklar : Multipl skleroz, Sedef hastalığı (psoriasis), Chron hastalığı, Behçet hastalığı,Lupus , Hashimato tiroiditi ve Gut hastalığı

    Ani İşitme kaybı, Kulak çınlaması ve Baş dönmesi

    Kanserde, kemoterapi ve radyoterapiye destek tedavi

    KOAH (Kronik bronşit) ve Allerjik Astım

    Alerjik rinit, atopik dermatit, ürtiker

    Gözde sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu)

    Enflamasyonlu bağırsak hastalıkları: Ülseratif kolit ,crohn hastalığında ve spastik kolon-irritabl barsak sendromu

    Fistüllerde (anal fistül v.b.) enflamasyonu engelleyici, hücreleri yenileyici  özelliklerinden dolayı yüz güldürücü sonuçlar alınır.

    Alzheimer, Parkinson gibi nörolojik hastalıklar, muskuler distrofi veya kas-sinir sistemini tutan hastalıklarda son derece etkilidir.

    Avaskuler nekroz

    Bel ve boyun fıtıklarının tedavisinde

    Hepatit B ve Hepatit C de, karaciğeri kanser ve sirozdan korumak

    Viral hastalıklar : Zona, Herpes virüs (genital), HİV

    Kadın genital yollarındaki tedaviye dirençli mantar enfeksiyonlarında

    Anti-aging (Yaşlanmayı geciktirmede)

  • Ağrı çekmek artık kanser hastalarının kaderi değil

    Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini ortadan kaldırmaktadır. Kanser ağrılarının dindirilmesi için tedavi yoluna gidilmesi, hastanın yaşam kalitesini ve genel vücut direncini yükseltmekte, kanser tedavisine uyumunu artırmaktadır. Kanser, çağımızın en korkulan sağlık problemlerinin başında gelmektedir.

    Günümüzde giderek daha fazla kanser türü özellikle erken tanı ve cerrahi tedavi, ilaç tedavisi, ışın tedavisi ya da diğer yöntemlerle eskisi kadar korkulan bir durum olmaktan çıkmıştır. Ancak yine de hala tıbbın savaştığı başlıca sağlık sorunu olma özelliğini korumaktadır.

    Kanser Ağrılarını Giderici Yöntemler, Kanser Tedavisi Üzerinde Ne Gibi Etki Yapmaktadır?

    Kanser; hayatı tehdit eden yönünün yanında meydana getirdiği ciddi ağrı problemleriyle de yaşam kalitesini ortadan kaldıran bir durum.

    Ne yazık ki kanser hastalarında ağrı, çoğu kez yeteri kadar ciddiye alınmamakta ve hastalığın kendisinin tedavisiyle uğraşan hekimler tarafından etkili yaklaşımlarla ağrı dindirilmesi yoluna gidilmemektedir.

    Burada bir yanlış inanış kanserde ağrının kesilmesinin hastalığın seyri ile ilgili takipleri güçleştireceğidir. Oysa yapılan tüm çalışmalar kanserli hastanın ağrısını dindirmenin hastalığın seyrine ve hastanın yaşam süresi üzerine olumsuz bir etkisi olmadığını göstermektedir.

    Hatta ağrının ortadan kaldırılması sonucunda yaşam kalitesinin yükselmesinin; hastanın kanser tedavisine uyumunu artırarak ve genel vücut direncini yükselterek çok olumlu katkıları olduğunu göstermektedir.

    Kanser Ağrıları Nasıl Ortaya Çıkar?

    Kanserde ağrı çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Bazen tümörün kendisi bir organa, sinire veya kemiğe baskı yaparak ağrıyı meydana getirir.

    Bazen de bir damara baskı nedeniyle dolaşım bozukluğuna bağlı ağrı ortaya çıkabilir. Kanserde önemli bir ağrı nedeni de kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahi tedavi olarak adlandırılan tedavi yöntemlerinden kaynaklanan ağrılardır.

    Kanser Ağrılarını Giderici Yöntemler

    İLAÇ TEDAVİSİ: İster kanserin kendisine bağlı olsun, ister tedavi yöntemlerinin yan etkileri olarak ortaya çıkan ağrılar olsun pek çok kanser ağrısı türü ilaç tedavileri ve ilaç dışı tedavi yöntemleriyle etkili bir şekilde dindirilebilir. Kanser hastalarının etkili ve yeterli ağrı tedavisine kavuşamamalarının en önemli nedeni bu konuda uzman olan ağrı hekimlerine ulaşamamalarıdır.

    Kanser ağrısı tedavisinde ilk seçenek ağrı kesici ilaçlardır. Bu ilaçlar belli bir düzen içinde ve Dünya Sağlık Örgütü’nün basamak tedavisi adı verilen sistemine uygun olarak kullanılmalıdır. Basamak sistemine göre, öncelikle daha zayıf etkili ağrı kesici ilaçlar kullanılmaya başlanır. Ağrının durumuna göre giderek daha kuvvetli ağrı kesici ilaçlar verilir. Burada önemli bir nokta ağrının hastalığın seyri ile ilişkisinin her zaman doğru orantılı olmadığıdır. Yani her zaman hastanın şiddetli ağrısının olması hastalığın ilerlediğinin bir bulgusu değildir.

    SİNİR BLOKLARI: İlaçların ağrının dindirilmesinde yetersiz kaldığı veya çeşitli nedenlerle bu ilaçları kullanamayan hastalarda ilaç dışı tedavi yöntemlerine başvurulur. Ağrı sinirlerinin bloke edilmesi bu yöntemlerden biridir. Tıpkı kanal tedavisiyle çürüyen bir dişin sinirinin ağrı iletmesinin önlenmesi gibi kanserli organın ağrı siniri çeşitli kimyasal maddeler uygulanarak duyarsızlaştırılabilir. Bu amaçla radyofrekans termokoagülasyon yöntemleri de kullanılabilir. Bu işlem, ağrı sinirine yüksek frekanslı radyo dalgaları uygulanarak ağrı iletiminin engellenmesidir.

    MORFİN POMPASI: Morfin pompası kanserli hastaların ağrılarını dindirmede en ileri yöntemdir. Bu yöntemde omurilikten ağrı ileten sinirlerinin yer aldığı boşluğa ince bir kateter yerleştirilir.

    Ardından da cilt altına ilacın uygulanacağı port ya da pompa yerleştirilerek kateterin ucu buna bağlanır. Bu yöntemle çok daha düşük doz morfin ya da morfin benzeri ilaç kullanarak hastanın ağrısını etkili bir şekilde dindirmek mümkündür. Üstelik kullanılan morfin dozunun minimuma inmesi nedeniyle hastalar morfine bağlı yan etkilerden uzaklaşırlar.

    Kanser ağrısı ile ilgili gerçekler:

    Kanser ağrısı dindirilebilir bir ağrıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarında tüm kanser ağrılarının %85-90’ının çeşitli ağrı tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir ağrılar olduğu belirtilmekte.

    Pek çok kişinin korktuğunun aksine kanserli hastalarda morfin ve morfin benzeri ağrı kesici ilaçlar bağımlılık yapmaz.

    Kanser ağrısında ilk seçenek ağrı kesiciler olsa da ağrı kesiciler yeterli gelmediğinde ağrıyla savaşmak için kullandığımız daha pek çok silahımız bulunmaktadır. Kanser ağrısını kesmek için HER ZAMAN DAHA FAZLASI MÜMKÜNDÜR.

    Kanser tedavisi bir ekip işidir. Kanserde cerrahi tedavi; ilgili operaör doktorların, ilaç tedavisi ve radyoterapi onkolog doktorların uzmanlık alanıdır. Ancak kanserli hastaların her türlü ağrı tedavileri ağrı tedavisi ile uğraşan uzman hekimlerce yürütülmelidir.

  • Ağrı kesicileri doğru kullanıyor musunuz?

    “Bir ağrı kesici alayım da başımın ağrısı geçsin”

    “Bu ilacın tadı kötü, ben iğne olayım”

    “Komşuda fazla ağrı kesici var mı acaba?”

    “Ağrımın şiddeti biraz daha artsın da hapı öyle alayım”

    Ağrı sorunu yaşayan kimselerden sıkça duymaya alıştığımız ve ilk bakışta sıradan gibi algılanan bu cümleler aslında büyük bir yanılgıya işaret ediyor. Ağrı kesicilerin bilinçsiz kullanımı ağrıyı dindirmediği gibi psikolojik anlamda etki etmekten öteye gidemiyor.

    Ağrı kesiciler en fazla tüketilen ilaç gruplarının başında geliyor

    Kimi zaman sıradan bir diş ağrısı için kimi zamansa uzun süredir devam eden kronik ağrılarımız için çok eski yıllardan beri pek çok ağrı kesici ilaç alıyoruz. Bu ilaçların kullanımı çoğu kez hekim kontrolü olmadan kulaktan dolma bilgilerle eczaneden ilaç almak ya da konu komşunun artmış ilaçlarını kullanmak şeklinde gerçekleşiyor. Ancak son yıllarda tıbbın hızlı gelişimi ile birlikte ağrı kesiciler konusunda birçok geleneksel bilgi geride bırakılmış durumda.

    Bugün edindiğimiz bilgi birikiminin ve deneyimlerin ışığında yeni görüşlere ve yeni bir anlayışa sahip durumdayız. Bu doğrultuda Dünya Sağlık Örgütü tarafından ağrı kesici ilaç kulanımı ile ilgili çeşitli ilkeler geliştirilmiştir.

    Bu ilkelerin amacı, tüm dünyada ağrı kesici ilaç kullanımını belirli standartlara bağlamak ve ağrı hastalarının etkili ve yeterli ağrı tedavisine kavuşmalarını sağlarken ilaçların yan etkilerine maruz kalmalarını önlemektir.

    Ağrı kesici ilaç kullanım ilkeleri:

    Ağrı kesici kullanımında öncelikli olarak tercih edilmesi gereken yol ağız yoludur

    Ağızdan ilaç kullanmak en ağrısız ve zahmetsiz yoldur. Bu nedenle mümkünse ağız yolundan kullanılan tablet ya da kapsüllerle ağrının kesilmesi yoluna gidilmelidir. Oysa özellikle bizim toplumumuzda ağız yolundan kullanılan ilaçlar küçümsenmekte ve halk arasında kısaca “iğne” olarak tabir edilen kas içi ya da damar içi ilaçların daha etkili olduğu inancı yer almaktadır.

    Bu nedenle yanlış bir inanış olarak “iğne yazan doktor iyi doktordur” kanaati yaygındır. Bugün ağızdan kullanılan pek çok ağrı kesici kas içi ya da damar içi kullanılan ilaçlardan çok daha etkilidir. Ağız yolu dışındaki ilaç uygulama yolları ise yutma zorluğu, kusma gibi ağızdan ilaç alımını engelleyen durumlar varsa kullanılır.

    Ağrı kesici ilaç seçimi bir basamak sistemi içinde olmalıdır

    Ağrı kesici ilaçlar etki güçlerine göre 3 gruba ayrılır. Hastanın bu basamakların hangisinden başlayacağına ağrının şiddetine göre karar verilir. Tedaviye başlandıktan sonra da hasta hekimi tarafından uygun aralıklarla yeniden değerlendirilmeli ve ilaçların etkileri, yan etkileri göz önüne alınarak ayarlamalar yapılmalıdır.

    İlacın dozu kişiye göre değişir

    Ağrı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “kişiye özgü hoş olmayan bir duyu” şeklinde tanımlanır. Ağrının bu kişiye özgü olması durumu tedavisinin de kişiye özgü olması zorunluluğunu doğurur. Bu nedenle her ağrı kesici için önerilen dozlar var olsa da bu dozlar kesin değildir. Ağrılı hasta hekimi tarafından düzenli aralıklarla değerlendirilerek etkin doz kişiye göre belirlenmelidir.

    Ağrı kesiciler ağrı geldikçe almak şeklinde kullanılmamalı, düzenli aralıklarla alınmalıdır.

    Ağrı kesici ilaçların ağrı ortaya çıktığında kullanılması sık yapılan hatalardan biridir. Oysa özellikle kronik ağrılarda bu düzen uygunsuzdur. Kronik ağrı hastaları o anda ağrının varlığına ya da yokluğuna aldırış etmeksizin düzenli aralıklarla ilaçlarını kullanmalıdır. Bu şekilde ilacın kan düzeyinin dalgalanma göstermesinin önüne geçilmiş olur ve tedavinin etkinliği artırılır. İlacın düzenli kullanılmasını ve kan düzeyinin sabit kalmasını önleyen bir diğer hata ise öğünlere göre ilaç kullanmaktır.

    Ağrı kesici ilaçlar sabah-öğlen-akşam gibi öğünlere bağımlı kalınarak kullanılmamalıdır.

    Çünkü öğün araları eşit değildir. Bunun yerine günlük ilaç dozuna göre belli saat aralıklarıyla ilaç kullanmak doğru olur. Ağrı kesiciler bu prensiplere uyularak kullanıldıklarında tüm kronik ağrıların yüzde85’inde etkili ve yeterli olabilmektedirler.

  • Epidural steroid enjeksiyonu (ese)

    Boyun ve bel bölgesinde ortaya çıkan ve sinir kökü basısına neden olan omurga hastalıklarında etkin bir yöntemdir. Disk fıtıkları ( bel- boyun fıtığı ) , disk kayması ve dar omurilik kanalı gibi bel-boyun ağrısına neden olan hastalıkların tedavisinde oldukça etkin bir yöntemdir. Buradaki amaç bası sonucu oluşan inflamasyon ve ödemi azaltmak, yapışıklıkları çözmektir. Epidural steroid enjeksiyonunun en çok etkili olduğu durumlar sinir kökleri üzerine bası ve disk hernileridir. Semptomları yeni başlamış hastaların %70-80’i düzelir ve ileri tedavi gerektirmezler, daha geç olgularda % 50-70 hastada 2 ay ile 1.5 yıl ve üzerinde bir süre rahatlama sağlanır. ESE, hastanın yakınmalarının başlamasından sonra ilk 6 ay içinde yapıldığında etkinliği daha fazladır. Epidural enjeksiyon ile hasarlı olan spinal sinir etrafına etkisi uzun süren bir depo steroid ve erken dönemde rahatlamayı sağlamayı sağlamak için lokal anestezik içeren bir ilaç karışımı yapılır.

    ESE Nasıl Uygulanır?
    Girişim, Algoloji uzmanlarınca, devamlı radyolojik görüntüleme altında (C-kollu skopi ile) yapılmaktadır. İşlem sırasında hastanın yaşamsal fonksiyonları bir anestezi uzmanı tarafından monitörize edilerek, hastanın ağrı duymaması için damar yolundan ilaç uygulanır. Tüm işlemler lokal anestezi altında yapılır.

    ESE uygulamasında 3 teknik vardır:

    Kaudal Teknik: Omurganın en alt kısmından (sakral hiatus) girilerek yapılan uygulama şeklidir. Bu uygulamada omurganın daha üst bölümlerine ilacın ulaşabilmesi için yüksek hacimde ilaç karışımı uygulanması gerekir.

    Kaudal Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    İnterlaminar teknik: Bu uygulamada omurganın ortasından iğne ile girilerek ilaç enjeksiyonu yapılır. Kaudal enjeksiyona göre daha düşük hacimde ilaç kullanılır. Dural kese delinme riski bu teknikte daha fazladır.

    İnterlaminar Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    Transforaminal teknik: İlaç, problemli olan spinal sinirin omurgadan çıktığı delikten bir iğne ile girilerek etkilenen sinirin etrafına yapılır. Tedavi için hedeflenen sinire yönelik bir girişimdir. En az hacimde ve en yüksek konsantrasyonda ilaç bu teknikte verilir.

    Transforaminal Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    ESE Öncesi Hastanın Dikkat Etmesi Gereken Noktalar:
    Epidural steroid enjeksiyonundan önce yaklaşık 4 saat aç kalınması yeterlidir. Devamlı kullanılan tansiyon hapı, kalp ilacı gibi ilaçlar az suyla alınmalıdır. Aspirin® , Coraspin® gibi kan sulandırıcı ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir.

    ESE Sonrası Yapılması Gerekenler
    İşlem sonrası 1- 2 saat istirahat edilmesi gerekir. Enjeksiyondan sonra belde ağrı ve girişimin yapıldığı bacakta geçici bir uyuşma ve ağrı olabilir. Girişimden sonra azalan ağrı şikayeti 4-6 saat içinde tekrar başlayabilir. Bu durum lokal anesteziğin etkisinin ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır. Uzun etkili steroidin asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı şikayeti 3-4 gün içinde azalmaya başlar.
    Girişim sonrası 2-3 gün beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılmalıdır.

    ESE Uygulanamayan Durumlar

    Girişim bölgesinde enfeksiyonu olan,

    Gebe olan veya olma ihtimali olan,

    Ciddi kanama, pıhtılaşma bozukluğu olan,

    Girişim yapılmasını kabul etmeyen hastalara işlem yapılmaz.

    ESE Yan Etkileri-Riskleri Nelerdir?
    Epidural steroid enjeksiyonu yapılan hastalar içerisinde 40-60 bin hastada bir sıklıkta enfeksiyon görülme ihtimali mevcuttur. Bu nedenle uygulamalar ameliyathanede mutlak steril koşullarda gerçekleştirilerek bu olasılık en düşük düzeye çekilir.
    Çok nadir olarak geçici baş ağrısı olabilir. Sinir hasarı da çok nadir görülen bir durumdur. Özellikle sinir hasarı ciddi bir yan etki olduğundan dolayı riski en aza indirmek için girişimin mutlak suretle C-kollu skopi ile görüntüleme altında yapılması gerekir.

    Kullanılan steroide bağlı olarak vücutta sıvı tutulması ve şeker hastalığı olan hastalarda 1-2 hafta şeker düzeninde bozulma gözlenebilir.

  • Fibromiyalji ve tedavisi

    Fibromiyalji sendromu (FMS), palpe edilebilen gergin kas bantında yer alan tetik noktalar aracılığıyla özellilkle boyun, omuz, sırt ve bel bölgelerine yansıyan ağrıyla karakterize bir sendromdur. Toplumda çok sık rastlanan bu sendrom, kas-iskelet sistemi ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Genellikle kadınlarda daha sık olmakla birlikte her iki cinside etkiler. 30-40 yaşlar arasında daha sık olduğu bildirilmektedir.

    Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber hastanın vücut duruşundaki anormallikler ağrıyı tetikleyebilir. Özellikle artmış servikal veya lomber lordoz, skolyoz, kötü baş pozisyonu gibi yapısal anormallikler ve duruşu etkileyen işler FMS’ye neden olabilir. Ağrı sürekli ya da aralıklı olabilir. Tetik noktaya dokununca şiddetlenir. Tetik nokta palpe edildiğinde, ağrı ya tetik nokta alanında olur ya da uzak alanlara yayılır. Her kasın tetik noktalarının kendine ait ağrı paterni vardır. Bu ağrı dağılımından ilgili tetik noktanın hangi kasa ait olduğu belirlenebilir. Ağrı ile birlikte hassasiyet, hareket açıklığında kısıtlanma ve/veya genel yorgunluk hali bulunabilir. Hastalar, yorgunluk, soğuk hava, aşırı egzersiz, hareketsizlik, duygusal gerilim ile şikayetlerinin arttığını ve sıcak, gevşeme, masaj, kasların hafif gerilmesi ve aeorobik egzesizlerle şikayetlerinin azaldığını ifade ederler.

    Tedavide ilk basamak doğru tanı koymaktır. Doğru tanı konduktan sonra tedavisi için birçok seçenek bulunmaktadır. FMS tedavisindeki amaçlar; ağrının giderilmesi, yeterli kas gücünün sağlanması ve tam hareket açıklığının sağlanmasıdır.
    Kuru iğneleme (akupunktur); FMS tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir. İğne, anormal fonksiyon gösteren kasları duysal ya da motor komponentlerini mekanik olarak bozarak etki gösterir. Tetik nokta hasarlanması yaparak o bölgede iyileşme sürecini başlatır. Daha önce yapılmış olan çalışmalarda kuru iğnelemenin miyofasyal tetik nokta inaktivasyonunda oldukça etkin bir yöntem olduğu belirtilmiştir.

    Tetik nokta enjeksiyonu FMS’de diğer bir etkin yöntemdir. Ağrılı noktalara ince iğneler ile lokal anestezik yada Botox enjekte edilmesi işlemidir. Lokal anestezik ile yapılan tetik nokta enjeksiyonunda hasta hızlı bir rahatlama hisseder, 4-5 seans uygulanması yeterli olmaktadır. Daha uzun süreli rahatlama için Botox enjeksiyonuda uygulanabilir. Bunun yanında fizik tedavi yöntemleri, gevşeme egzersizleri, antidepresan ilaç tedavisi, kas gevşetici ve basit ağrı kesici ajanlar da tedavide uygulanabilir.

  • Cerrahiye alternatif tedavi proloterapi

    Proloterapi ; 1920 yılından günümüze, uygulanan bir tedavi yöntemidir. Eklemler, kıkırdak, ligamentler ve tendonlar için mükemmel bir tedavi yöntemi olduğu gösterilmiştir. Tedavi yönteminde esas hasarlı bölgeye verilecek proliferatif solüsyonlarla iritasyon oluşturmak. Bu şekilde hasarlı-zayıf bölgede kan akımını arttırmak suretiyle vücudun tamirci hücrelerini ilgili bölgeye çağırarak vücudun kendi kendine tedavi etmesini sağlamaktır.

    Örneğin ; omurgaya bakalım. Omurga tendon, ligament , diskler ve kıkırdaklardan oluşmaktadır. Diskler ve kıkırdak amortisör olarak hizmet veren ve kemiklerin birbirine sürtünmesini engelleyen yapılardır. Ligamentler ise eklemi birinci derecede sabitleyen stabilizatörler olarak işlev görürler. Kemiklerin hareket aralığını sınırladıkları gibi kemikleri birbirine bağlarlar. Tendonlar, kemiklerin hareketini sağlamak için kasları kemiklere bağlarlar. Akut yaralanmalarda, bağlar ve tendonlar yırtılır dolayısıyla eklemin hareket kabiliyeti bozulur. Ardından diskler ve/veya kıkırdak yapılar artan stres, basınç ve sürtünmeyle yıpranmaya başlarlar. Aşınan disk, kıkırdak bir süre sonra sürekli ağrı, daha az hareketlilik, daha az dayanıklılık ve kireçlenmeye başlar.

    Omurganın destek dokularını ( herhangi bir eklem de olabilir ) uyararak etki gösteren PROLOTERAPİ hasarlı dokuları uyararak aşınmayı azaltır, hareketlilik artar, kireçlenme olayı azalır ve hasarlı bölgeler tamir edilir. Her tedavi seansı, tedavi alanlarında daha fazla doku onarımı uyarılması ile sonuçlanır. Böylece, vücudun doğal fonksiyonları harekete geçer. Hemen hemen tüm durumlarda, ağrı önemli ölçüde azalır veya tamamen ortadan kalkar. Proloterapi ligament, tendon, kıkırdak ve / veya diskleri yırtık ve yıpranmış yerlere de uygulanabilir. Tüm eklem ağrıları için etkili değildir. Örneğin; romatoid artrit için proloterapi etkin olmayabilir fakat onun tedavisi için de NÖRALTERAPİ uygulamalarımız mevcuttur. Ancak OSTEOARTRİT VE DEJENERATİF ARTRİT(GONARTROZ-DİZ KİREÇLENMESİ)’DE hastaların proloterapiye cevapları oldukça yüz güldürücüdür.

    Hastalarımız telefonla bizlere ulaşıp uygun randevu gününü aldıktan sonra kendilerini PROLOTERAPİ VE AĞRI KLİNİĞİMİZDE ön muayeneye tabi tutarız. Bunun içinde hastamızın ayrıntılı bir hikayesi, fiziki muayenesi ve laboratuar tetkikleri ( rayoloji, kan tetkikleri vs… ) vardır. Ardından hastamızın durumuna göre NÖROPROLOTERAPİ VEYA PROLOTERAPİ YA DA HER İKİSİNİ BİRDEN UYGULAMAK ÜZERE tedavi seanslarımıza alırız. Öncelikle hastadan aldığımız cevaplar bizim tedavi seans sayımızı belirler bu da yaklaşık kişiden kişiye değişmekle birlikte 4-6 seanstır.

    Günümüzde kronik eklem rahatsızlığı ve ağrısı olan hastalar için mevcut tedaviler ; anti- inflamatuar ilaçlar(NSAIDs) , kortizon, ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, cerrahi vs… dir. NSAIDs (aspirin,ibuprofen,celebrex) veya kortizon proloterapi tedavisinin etkinliğini azaltır veya yok eder. Bu nedenle tedavi öncesi ve tedavi sürecinde bu ilaçları kullanmamak tedavinin etkinliği için önemlidir. Buna ek olarak,bu tür ilaçların uzun süre kullanımı organ sistemlerine ve bunun yanı sıra kas-iskelet sistemi üzerine anormal etkileri klinik olarak kanıtlanmıştır . Kortizonlu ilaçların ise pek çok ciddi yerel ve sistemik yan etkileri mevcuttur. Onların kronik kullanımı ya da ağrı tedavisi amacıyla kullanımı doğal savunma mekanizmalarını ortadan kaldırdığı gibi enjekte edilen eklemlerin daha fazla kötüleşmesine, ileride bir kalça ya da diz, eklem protezi ameliyatına neden olabilir. Kortizon ayrıca avasküler nekroz olarak adlandırılan femur başı kan beslenmesi azlığına neden olabildiği gibi şeker hastası olma riskini arttırır ve psikyatrik yönden de önemli yan etkilere sahiptirler. Tedavi esnasında kısa süreli vücuda herhangi bir zararı dokunmayan ağrı kesiciler reçete edebiliriz, gerçi hastalarımız genellikle 2-3. Seanstan sonra kullanmaya gerek duymuyorlar. Tedavimizin 1. Seansından itibaren kasları güçlendirmek, kan akımını arttırmak, hareketliliği korumak amacıyla belirli germe eksersizleri veriyoruz.

    Cerrahi operasyon olarak uygulanan PROTEZ TEDAVİSİ VEYA EKLEM İÇİNDEKİ HASARLI BÖLGELERİN ÇIKARILMASI bedenin kendi dışında müdahalesiyle olduğu için sonuçları da pek yüz güldürücü olmaz. PROLOTERAPİ ile vücut , tamamıyla doğal olarak kendi kendini tedavi eder. Bu şekilde KALICI VE KRONİK AĞRIDAN KURTARAN bir tedavi yapar.

    PROLOTERAPİ VE AĞRI KLİNİĞİMİZDE PROLOTERAPİ ENJEKSİYONLARI SEDO-ANALJEZİ ( NARKOZ OLMADAN DAMARDAN VERİLEN İLAÇLARLA AĞRI DUYMADAN SAKİNLEŞTİRİCİ ALTINDA YAPILAN İŞLEM )İLE YAPILMAKTADIR. Enjeksiyon aralıkları duruma göre 3-4 haftada bir olmaktadır. İlk birkaç gün enjeksiyon alanlarında kızarıklık-şişlik olabilir bunlar geçicidir. 7 -10 GÜN SÜRECİNDE KİŞİNİN AĞRILARI GİTTİKÇE AZALIR.

    Yukarıda bahsettiğimiz gibi PROLOTERAPİ vücudun kendi doğal iyileşme yeteneğini desteklemektedir. Vücudun doğal fonksiyonlarını kullanarak sizi tedavi eden enjeksiyon yöntemidir. Tedavide kişi ameliyat edilmez ya da kendisine ilaç niteliğinde bir solüsyon enjekte edilmez. Ağrı ile birlikte kişi rahatlamaya başlar. Yapılan çalışmalar ileriki yıllarda bile etkinliğini kaybetmeden kişinin AĞRISIZ- HAREKETLİ bir şekilde yaşam kalitesi yüksek olarak hayatına devam ettiğini göstermiştir.

  • Kulak akupunkturun etki mekanizması ve kullanıldığı rahatsızlıklar

    Akupunktur tedavisi semptoma değil nedene yönelik olmalıdır, tedavi süresince hastanın takip edilmesi bir zorunluluktur.
    Endikasyonları :
    Kulak akupunkturun bilinen en iyi etkilerinin başında ağrının giderilmesi yatar. Ağrının nedeni önemli değildir. Gerek travmaya bağlı , gerekse operasyon sonrası ortaya çıkan ve giderilmeyen ağrı olsun, enfeksiyon veya dejeneratif değişikliklerin neden olduğu ağrı olsun, akupunktur ortaya çıkan ağrıyı giderecek durumdadır. Ancak çok ilerlemiş bir artrozda ağrıyı gidermesine karşın, artrozu geriye çevirecek bir özelliğe sahip değildir.
    Analjezik etki: En çok bilinen ve kullanılan etkilerden biridir. Baş ağrıları, bel ağrıları, romatizmal ağrılar ve diğer benzer ağrılarda bazı spesifik noktalar kullanılarak ağrı kesici etki sağlanır. Ağrı giderme konusunda en popüler nörolojik açıklama 1965 yılında R. Melzack ve P. D. Wall tarafından öne sürülen Gate Kontrol Teori ile izah edilmiştir. Bu teoriye göre ağrının hissedilmesi, merkezi sinir sistemi içindeki fonksiyonel kapı ve kapılar tarafından modüle edilmektedir. Normal şartlar altında bu kapı ardına kadar açık olup ağrı impulsları kolaylıkla hissedilir, fakat akupunktur tedavisi uygulandığında iğne yapılan bölgeden ikinci bir impuls akımı oluşur, ağrılı impulslarla ağrısız impulsların oluşturduğu kapı önündeki duyu karışıklığı bu kapının kapanmasına neden olur ve ağrının duyulmasını engeller. Bir diğer teori ise Endorfin Sekresyon Teorisi dir. (B. Pommeranz,1976). Endorfin vücudun kendi ürettiği, morfinden çok daha etkili bir ağrı kesicidir. Endorfinler sadece akupunktur analjeziyi değil, aynı zamanda kronik ağrı sendromu mekanizmalarını ve diğer düzensizlikleri gidermede önemlidir. Terrinius Upsala; kronik ağrısı olan hastalarda, endorfin seviyesinin çok düşük olduğunu göstermiştir.
    Sedasyon etkisi: Bazı hastalar tedavi sırasında uykuya dalarlar ve yenilenmiş, canlanmış olarak uyanırlar. Bu hastaların akupunktur tedavisi esnasında alınan EEG' lerinde delta ve theta dalga aktivitelerinde azalma tespit edilir. Tedavinin bu etkisinden uykusuzluk, anksiete, ilaç bağımlılıkları, epilepsi ve bazı ruhsal problemlerin tedavisinde yararlanılır.
    Homeostazis – Düzenleyici etki: Bunun anlamı vücudun uygun bir dengeye getirilmesidir. Normal olarak homeostazis otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik dengelerinin kurulmasını amaçlar. Buna endokrin sistem de dahildir. Bu mekanizmalar birçok hastalıkta ciddi olarak bozulur ve gerekli onarım için akupunktur çok yardımcıdır.
    İmmuniteyi yükseltme etkisi: Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır,bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Burada beyaz korpusküllerin çoğaldığı, vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobülinler, antikor ve diğer substansların yükseldiği görülür. Birçok vakada antikor titrasyonunun iki-dört kat arttığı gözlenmiştir. Bu retiküloendoteliyal sistemin aktivasyonu ile ilgilidir.
    Psikolojik etki: Bu etki otosuggestionla veya hipnozla karıştırılmamalıdır. Akupunkturun psikolojik etkisi önce oluşmamakta, akupunktur tedavisini takiben ortaya çıkmaktadır. Hipnoz genel populasyonda sadece % 10-15 etkili olduğu halde akupunktur bütün insanlarda ve hayvanlarda çeşitli derecelerde etkili olmaktadır. Bu etki orta beynin retiküler formasyonu ve beynin diğer önemli yerlerinden sağlanır. Ölçülebilir etkiler beyin dokusunun metabolik kimyasallarının tetkikleri ile saptanmış durumdadır. Ör. Beyinde, dopamin ve seratonin seviyesi akupunktur uygulamasından sonra artmaktadır.
    Motor Tamir etkisi: Oluşmuş paraliziler de motor iyileşme akupunktur ile hızlanmaktadır. Önceleri başka tedavi metotları denenmiş hastaların akupunkturla tedavisiyle motor paraliziler de etkin sonuçlar alınmaktadır. (Motor Gate Teori, A.Jayasuriya)
    Ana endikasyonları arasında organizmada reversibl olabilecek hasar ve hastalıkların giderilmesidir. Bu organın fonksiyonel bir bozukluğu veya organın disfonksiyonu olabilir vb. Onun için tamamen hasar görmemiş olan organlardaki disfonksiyonları ve fonksiyon bozukluklarını akupunktur ile tedavi etmek ve normal fonksiyonlarını yapar hale getirmek mümkündür.. Bunlar arasında karaciğer, safra kesesi, pankreas, böbrek, Mide, ince ve kalın bağırsak, tiroid bezi, timus , surrenal vd.sayabiliriz.
    Ayrıca allerjik hastalıklarda önemli bir etkisi söz konusudur. En yaygın olarak kullanılan ve başarı oranı yüksek olan alerjik hastalıklar arasında nezle, neurodermitis, allerjik astımı sayabiliriz.
    Psişik bozukluklarda akupunktur ile tedavi etme şansına sahibiz. Derin bir sedasyon ve sakinleştirici etkisi olduğu yukarda açıklanmıştır.
    WHO (Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanan akupunkturla tedavi edilen hastalıklardan bazılarını aşağıda belirtilmiştir. Bu listeden de görüldüğü gibi akupunkturun çok geniş bir hastalık grubunun tedavisinde etkili olabileceği ortadır.
    Migren ve gerilim tipi baş ağrıları,
    Trigeminal nevralji,
    Fasial paralizi (yüz felci, erken teşhis, 3-6 ay içinde),
    Periferal neuropati,
    Parezi ve inme,
    Poliomyelitis sekeli (erken teşhis,3-6 ay içinde),
    Neurojenik mesane disfonksiyonu,
    Menier sendromu, Vertigo ve Baş dönmesi
    Nokturnal enürezis (gece işemeleri),
    İnterkostal nevralji,
    Servikobrakial sendrom,
    Omuz artrozları,
    Tennis elbow / Tenisçi dirseği ,
    Osteoartrit,
    Siyatalji,
    Kardio-özefagial spazm,
    Hıçkırık,
    Akut ve kronik gastrit,
    Gastrik hiperasidite,
    Peptik ülser,
    Akut ve kronik kolit,
    Konstipasyon,
    Diare ,
    Akut ve kronik farengit, Akut ve kronik rinit, Akut sinuzit,
    Akut bronşit, Bronşial asthma,
    Gingivit, Diş ağrısı,
    PMS (Menstrüel rahatsızlıklar),
    Spor yaralanmaları,
    Cilt hastalıkları,
    Depresyon ,
    Fonksiyonel frijidite (cinsel soğukluk),
    Fonksiyonel empotans (iktidarsızlık),
    Stres,
    Hormonal bozukluklar,
    Diabet,
    Guatr,
    İnfertilite (kısırlık),
    Cushing sendromu,
    Bağımlılık Tedavisi:
    1. Sigara bağımlılığı,
    2. Alkol bağımlılığı,
    3. Morfin bağımlılığı,
    4. Yiyecek bağımlılığı ( OBEZİTE=ŞİŞMANLIK ),
    Kontrendikasyonlar:
    Tanısı tam konulmamış akut ağrılı hastalarda akupunktur uygulanmamalıdır. Nasıl ki mide, duodenum ve ya appendis perforasyonu şüphesi olan bir hastaya morfin ve ya dolantin uygulanması yalnız teşhis kesinleştikten sonra ve operasyona hazırlık için uygulanıyorsa akupunkturda da durum aynıdır. Teşhisi kesin olmayan akut ağrılarda akupunktur uygulanmamalıdır. Çünkü ağrı alarm veren bir sinyaldir. Ağrının nedeni ve etyolojisi bilinmeksizin baskı altına alınması doğru değildir.
    Bu durum semptoma yönelik yakınmalar içinde geçerlidir. Nedeni bilinmeyen bir ağrı kesinlikle bastırılmamalıdır. Bazen çok hafife aldığımız bir ağrının altında maliğn bir olay ve onun metastazlarının yatabileceğini unutmamak gerekir. Çünkü tanısı bilinmeyen bir kanser hastasında yakınmalarının bastırılması, tanıyı geciktirecektir. Bu hekimlik ile bağdaşmayacağı gibi deontoloji ahlakına da ters düşecektir.
    Onun için tekrar tekrar hatırlatmaktan ve şu gerçekliğin altını çizmeden edemiyeceğim. Sağlıklı bir teşhis olmadan akupunktur tedavisine kesinlikle başlamayınız.
    Nörolojik hastalıklarda
    özellikle enfeksiyöz , dejeneratif hastalıkların neden olduğu medulla spinalis ve beyinde miyalin yıkımı ve bunun sonucunda meydana gelen beyin ve periferik sinirlerin felci ve nöropatileri. Buna örnek olarak Amyotrofik Lateral Skleroz, Multiple skleroz, polimyelitis sayılabilir.
    Psikiyatrik hastalıklarda örneğin şizofreni ve endojen depresyonlarda. Ancak depresyon ve depresyona meyilli olan hastalarda akupunktur ile hastanın yakınmalarını kontrol altına almak mümkündür.
    Kanserde; Ancak kanseri tedavi etmekten ziyade kanser teşhisi kesinleşmiş olan hastanın yakınmalarını kontrol altına alabilmek için akupunktur uygulanır.

    Dr. Hüseyin Nazlikul un Akupunktur – Tamamlayıcı Tıp Kitabından alınmıştır.

  • Nöropatik ağrının etkin tedavisi – nöral terapi

    Nöropatik ağrı hasardan veya oluşan hasarın şiddetinden bağımsız olarak devam edebilir ve hatta haftalar, aylar ve yıllar içinde şiddetlenebilir. Bu durum nosiseptif ağrıdan çok farklıdır çünkü nosiseptif ağrı, uyaran ortadan kalktıktan sonra hızla düzelir (88).
    Periferik Nöropati Nedenleri
    Travma / cerrahi / basınca sekonder hasar
    Metabolik bozukluklar
    Enfeksiyonlar
    Kansere bağlı
    Toksin yüklenmesi
    İatrojenik
    İlaç
    Alkol ve sigaraya sekonder
    Vasküler hastalıklar
    Beslenme yetersizlikleri ve düzensizlikleri
    Ağır metaller
    Bozucu alanlar
    Genellikle bu grup ağrı sendromlarının en sık görülenleri diabetik nöropati, postherpetik nevralji ve CRPS olarak sıralanabilir. Nöropatik ağrı genellikle yanma, iğnelenme şeklinde olan ve hastalar tarafından rahatsız edici garip bir his olarak tarif edilir.
    a. Sinir sistemi zedelenmeleri sonrasında ortaya çıkan ağrı sendromlarının farkına varılması,
    b. Nöropatik ağrı mekanizmalarının olası tedavi modalitelerinin çalışılabildiği ve araştırılabildiği hayvan modellerinin geliştirilmesi olarak sıralanabilir.
    Uyarana karşı oluşan duyarlılık artışının hem süresi hem de amplitüdü abartılı boyutlara ulaşabilir (hiperaljezi).
    Diabetik nöropati farklı klinik tablolar şeklinde karşımıza çıkabilmekte ve fokal nöropatiler, trunkal nöropatiler ya da mikst simetrik distal nöropatiler şeklinde görülebilmektedir. özellikle mononöropatinin diğer nöropatik ağrı sendromlarından ayırıcı tanısı zorluk göstermektedir. Farklı klinik tablolar arasında en sık görüleni mikst simetrik distal nöropatiler olup, hastada diabetin varlığı biliniyorsa tanı açısından en kolay olanıdır (1, 3, 7, 38).
    Kronik nöropatik ağrı sendromları arasında en karmaşık olanı kuşkusuz Kompleks Rejyonel Ağrı Sendromlarıdır (CRPS). Klinik olarak iki grupta incelenen CRPS (I ve II) için birçok araştırma ve klinik yaklaşım olmasına rağmen patofizyolojisi, hastalığın seyri ve tedavisi ile ilgili birçok bilinmeyen bulunan ağrı sendromlarının başında gelmektedir. Nöropatik ağrısı ya da CRPS olan hastalarda semptomlar çok çeşitlilik göstermektedir (54).
    Nöropatik ağrı tanısında kullanılan parametreleri subjektif ve objektif olarak ayırabiliriz. Subjektif değerlendirmede yer alan en önemli faktörler ağrı tipi ve şiddetinin belirlenmesidir. Bu değerlendirmede birçok farklı ağrı skalası önerilmekle beraber, hangi skala kullanılırsa kullanılsın detaylı ve doğru bir anamnezin tanıda çok önemli olduğu unutulmamalıdır (34, 6, 8, 38, 39)
    Teşhisin Desteklenmesinde Kullanılan Objektif Testler
    1- Pinprik ve dokunma testleri: çok nonspesifik olmasına karşın, nöropatik ağrı sendromlarında ilk kullanılan testlerdir. Hiperaljezi ve allodininin varlığını göstermek açısından önemli olmakla birlikte hasta ile kesin kooperasyon ve hasta eğitimi gerektiği için doğruluk oranları düşüktür. Bu amaçla geliştirilmiş filamanlar olduğu gibi bazı klinisyenler, pamuk, fırça ve iğne gibi daha basit materyaller de kullanmaktadırlar. Testi uygulayan kadar kullanılan ekipmanın da önem taşıdığı bu testler, tek başlarına çok anlamlı sonuçlar vermese de diğer objektif testlerle birlikte kullanılabilirler.
    radyolojik=”””” sans=”””” spesifik=”””” style=”””” testler:=””””>2- Kemik Sintigrafisi: Kemik sintigrafisinin teşhiste yardımcı bir yöntem olabildiğine yönelik yapılan çalışmalarda çelişkili bulgular vardır.
    3- Periferal Kan Akımı: Lazer Doppler Flovmetre ile ölçülen kan akımı, sempatik fonksiyon bozukluğunda erken teşhis sağlamaktadır. Bu yöntem periferik nöropati ya da CRPS teşhisinde yardımcı olabilir.
    4- Kantitatif Duyusal Testler: Vibrasyon, ısı ve soğuk duyularının iletilmesini sağlayan küçük sinir liflerinin fonksiyonlarını test etmektedir. Spesifik olmamakla birlikte ayırıcı tanıda destekleyici olabilir.
    Modern Testler
    1- Laser ile uyarılmış potansiyeller (Laser evoked potentials): İnfrared CO2 ve ısı ile uyarılmış potansiyellerin kullanıldığı bu yöntem, sensoriyel sistemin değerlendirilmesinde çok değerli sonuçlar vermekle birlikte özellikle kullanılan sistemlerin pahalı olması önemli bir dezavantaj oluşturmaktadır.
    2- Deri punch biyopsi: özel boyama yöntemleri aracılığıyla, miyelinsiz ve ince miyelinli periferik sinir liflerinin tetkik edilmesi için kullanılmaktadır.
    Nöropatik ağrı sendromlarında daha başarılı bir tedavi uygulamak için ilk şart, değerlendirme ve tanının erken yapılmasıdır. Erken yapılmış bir sınıflama ve doğru yapılmış bir sensoriyel değerlendirme, tedavide çok önemli rol oynamaktadır.
    Nöropatik ağrısı olan hastalarda tedavinin hedefi, spesifik belirti ve semptomlara karşı olmalıdır. Tedavi yaklaşımı ağrının hafifletilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.
    Genel olarak trisiklik antidepresanlar ve özellikle Amitriptilin ilk seçilen ajan olmakta, bu ilaca yanıt alınamadığı takdirde antikonvülzanlar kullanılmaktadır (54).
    Opioidlerin nöropatik ağrıda kullanımları ile ilgili tartışmalar sürmektedir. Bazı klinisyenler nöropatik ağrının opioidlere dirençli ağrılar olduğunu iddia ederken, diğer bir grup etkili olduklarını ancak doz ayarlamasının doğru yapılması ve gerekirse yüksek dozlara çıkılması gerektiğini bildirmektedirler. Opioid ajanlar içerisinde şüphesiz en etkili olanı, zayıf bir sentetik ajan olan Tramadol Hidroklorid olup serotonerjik mekanizmalar üzerinden etki gösterdiğinin ortaya konmasından sonra yapılan çalışmalarda başarılı sonuçlar bildirilmiştir (92).
    Son yıllarda nöropatik ağrı tedavisinde yer alan önemli bir seçenek de gabapentin olmuş ve başlangıçta düşünüldüğü gibi GABA üzerinden etki etmediği ortaya konduğu halde, bilinmeyen bir mekanizma ile nöropatik ağrıda etkili olmaktadır. Gabapentinin, gerek terapötik aralığının çok geniş olması, gerekse yan etkilerinin diğer ajanlara göre azlığı, klinik kullanımını artırmaktadır. Proteinlere bağlanmaması, metabolize edilmemesi, karaciğer enzimlerini indüklememesi ve inhibe etmemesi nedeniyle diğer ilaçlarla etkileşime girmemesi de kullanımını artırmıştır. (36)
    II. Nöralterapi ile Nöropatik Ağrıya Yaklaşım:
    II.I. Nöralterapi'nin Uygulama Koşulları:
    Uygulama yapılması gerekli midir?
    Tanı ve hastalığı ortaya çıkaran neden yeteri kadar sorgulandı mı?
    II.II. Nöralterapi'de Patofizyoloji'nin önemi ve Temel Madde Kavramı
    Bilindiği gibi organizmadaki bütün hücreler sıkı bir birliktelik gösterir ve sempatik sinir sonlanmalarıyla düzenlenirler. Dolayısıyla hücre ve hücre duvarı fonksiyonlarının büyük çoğunluğu, bu lifler tarafından organize edilir.
    Nöralterapi Akademisi klinik gözlemlere dayanarak bunu yıllar önce ortaya koymuş olsa da, bu araştırma demir perdenin kalkmasıyla ulaşılabilir hale gelmiştir (Magdeburg üniversitesi, Almanya).
    Eğer organizma bunu başaramazsa sempatik sinir sistemi devamlı olarak etkilenecek ve kronik bir yanıt verecektir. Rickers bu teorisini canlı hayvan deneyleriyle de ispatlamıştır.

    Temel Madde olarak adlandırılan bu yapı, filogenetik olarak sinir ve hormon sisteminden daha önce oluşmuştur.
    Temel madde, matriks olarak da adlandırılmaktadır. Böbrekler, akciğerler, karaciğer ve deri gibi detoksifiye edici organların aşırı yük altında k

  • Bel fıtığı,

    Bel fıtığı,

    Ozon İle tedavi!!

    Bel fıtığı, bel ve bacağa yayılan AĞRILARIN başlıca sorumlularındandır. Mekanizma olarak, ya sinirler üzerine mekanik baskı söz konusudur ya da diskin içersinde bulunan nükleus pulpozus dediğimiz jöle kıvamındaki yapıdan salgılanan bazı biyoşimik madelerin etkisi ile oluşan ve bizim inflamasyon dediğimiz hadise başlıca AĞRI kaynağıdır. Özetle:

    1-Mekanik Bası

    2-Enflamasyon

    Bu temel soruna yaklaşım basit ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların alımından, açık cerrahi ameliyatlara kadar giden bir süreci kapsar. Yeni teknoloji, teknik ve olaya yaklaşım farklılıkları artık açık cerrahi işlemin bel ve boyun fıtıklarındaki yerini oldukça daraltmış bazı kırmızı bayrakları bizim önümüze koymuştur. Yani bu kırmızı bayraklar söz konusu ise ve de diğer yöntemlerden netice alınamamışsa son çare olarak ameliyat( açık cerrahi) önerilmektedir. Nedir bu kırmızı bayraklar;

    a) idrar ve büyük abdestini tutamama

    b) ilerleyici kuvvet kaybının yanında kol ve bacak kaslarında incelmeye başlama

    c) her türlü tedaviye rağmen geçmeyen ağrılar. Eğer bu ağır tablo oluşmuşsa cerrahi girişim sizin için çözümdür.

    Lomber disk cerrahisinde başarı oranı %49 ila %95 arasında ve lomber disk cerrahisi sonrası re-operasyon olasılığı ise %4 ile %15 arasındadır. Bu düşük başarı oranının arkasındaki sebepler ise şunlardır: 1) dural fibrozis, 2) araknoidal adezyonlar, 3) kas ve fasyal fibrozis, 4) ameliyat icin gerekli olan kemik ve ligamentöz yapıların kısmi çıkarılması sonucu oluşan mekanik instabilite ve faset & sacro-iliac eklem fonksiyonu bozukluğuna yol açabilen basının azalması 5) radikülopati, 6) tekrarlayan disk fıtıklaşması. Dolayısıyla, yapısal stabiliteyi sağlayan sinir kök dekompresyonu için daha güvenli alternatif metodlarının araştırılmasına artan bir ilgi bulunmaktadır.

    Güncel Uygulamalar

    Gelelim güncel anlayış ve uygulamalara. Demiştik ki AĞRI kaynağı ya sinire mekanik baskı ya da enflamasyon. Bu gün artık minimal invaziv girişimler başlığı altında bir çok yeni metod uygulanmaktadır. Nükleoplasti, nükleotomi, LASER, IDET bunlardan hemen akla gelenlerdir.Bu teknikler daha çok mekanik baskıyı azaltmaya yönelik girişimler olup % 70-90 arası sizi fıtık probleminizden kurtarır.

    Enjeksiyon tedavisi dediğimiz sinir çevresine kortizon verilmesi de esas nedenlerden biri olan inflamasyonu yani sinir dokusunda bazı şimik maddelerin oluşturduğu dolaşım bozukluğuna bağlı oluşan Ağrıları ortadan kaldıran bir yöntemdir. Başarı şansı %75-85 oranındadır.

    Gelelim OZON tedavisine

    Ozon da nereden çıktı diyebilirsiniz? Çünkü gün geçmiyor ki televizyonlarda ozon şöyle zayıflatır böyle güzelleştir kanser hücrelerini öldürür babından görüntülere. Evet bunları da yapabilir. Fakat biz OZON’u başlıca ağrı tedavisinde kullanıyoruz.

    Oksijeni 02 olarak biliyoruz OZON ise O 3 tür . Yani %99 oksijenden elde edilen bir gaz olup birçok hastalığın tedavisinde kullanılan aktif oksijendir.

    Bel-Boyun fıtıklarında hem mekanik baskıyı azaltmak hem de inflamasyonu düzeltmek için yani yukarıda saydığımız ileri teknoloji uygulama sonuçlarını elde etmemizi sağlayan önemli bir tedavi aracıdır. Bu gün özellikle İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Hindistan, Çin ve Japonya da yaygın olarak bel fıtıklarının tedavisinde kullanılan yan etkileri yok denecek kadar az, narkoz gerektirmeyen, neştersiz yani ameliyatsız bir çözüm aracıdır. % 65-90 arası başarı oranına sahiptir. Bizim uygulamalarımızda da aynı sonuçları elde etmekteyiz.

    Ozon bel fıtığına nasıl etki eder ?

    Yukarıda yazdığımız ağrıya neden olan olan her iki mekanizmaya da tesir ederek etkilerini oluşturur. Olayı biraz daha anlatacak olursak; Omurlarımız arasındaki amörtisör görevi gören disk dediğimiz oluşumlar herhangi bir nedenden dolayı hasarlanırlarsa FITIK dediğimiz hadise oluşur. Diskin içersinde Jöle kıvamında olan bu kısım sinir dokusu üzerine taşarak baskı yapar. Bu taşma hadisesinde bozulan diskin şişmesi ve su tutması söz konusudur. Belde yada hem belde hem de bacağa yayılan ağrılar oluşur. OZON disk içersine verildiğinde bu bizim proteoglikan dediğimiz yapılar parçalanır ve su tutamaz hale gelir. serbest oksijen radikallerinin oluşumunu engellenir. Disk mekanik olarak büzüşür ve mumyalaşır yani artık şişerek ağrıya neden olamaz. Diskin küçülmesi sinirlerin basıdan kurtulmasına, sinirlerin serbestleşmesine neden olur, birinci iyileştirici mekanizma budur.

    İkincisi: İnflamasyonu ortadan kaldırarak; Ozon çok güçlü anti inflamatuar etkilere sahiptir. Bu bağlamda sitokinlerin artışı, prostoglandinlerin baskılanması Endojen morfin salınımına yol açması ve kan damarları ile bölgeye aktif oksijenin gidişi( kan hücrelerindeki 2,3 difosfogliseratın artması) ile doku oksijenini arttırır. Bütün bunlar sinir kökü serbestleşmesine, sinir köklerindeki inflamasyonun azalmasına ve hastalıklı dokunun iyileşmesine yol açarlar. Kasılı vaziyette bulunan ve AĞRI’ ya neden olan bel adaleleri gevşer, hastanın yaşam kalitesi artar, ağrıdan da kurtulur.

    Sonuçta bel fıtığı iyileşir, Ağrı ortadan kalkar, hasta günlük normal yaşamına geri döner.

    OZON bel fıtığında nasıl verilir ?

    İki yöntem söz konusudur.

    1- Ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazlarının eşliğinde bizzat fıtığa neden olan diskin içersine verilerek. 1 kez uygulanır. Narkoz neşter gerektirmez. Yan etkisi yok denecek kadar az olan ve tekrarlanabilir bir yöntemdir. Hastanede kalmanıza gerek yoktur. İşlem 15 dakika civarında sürer.Bu yöntem araştırmalarda ameliyat kadar etkili olduğundan “ozon diskektomi” olarak da adlandırılmaktadır. Biz ozon nükleolizis diyoruz.

    2- İkinci yöntem normal poliklinikte bel fıtığına neden olan omurgalar civarına belin iki yanına 3 sağ 3 sol tarafa 5 santim derine çok ince bir dental iğne ile 10 cc kadar Ozon enjekte edilir. Ozon gazı derinliklere, disk etrafına ve şişmiş sinir civarına nüfuz ederek emilir ve etkilerini gösterir. Her gün uygulanması gerekir toplam 12-14 uygulama ile hasta sorunlarından kurtulur. Bu yönteme DİSKOSAN adı verilmektedir.

    İşte böyle.

    Fıtıksız, ağrısız, sağlıklı ve kaliteli yaşam sizlerin olsun.