Etiket: Etki

  • Astım nedir?

    Astım nedir?

    Astım akciğerlere kadar olan hava yollarını ( Bronşlar ) etkileyen bir hastalıktır. Bu hava yolları soluduğumuz havayı burundan itibaren akciğerlere kadar ulaştırır. Sağlıklı bir kişide bu soluma olayı kolayca gerçekleşir. Astımlı bir kişide ise bazı dönemlerde soluma zorluğu meydana gelir. Astım atağı sırasında bronşlar ( hava yolları ) daralır ve havanın geçişi zorlaşır. Bu hava yolu daralmasının bazı nedenleri vardır. Bunlar:

    * Bronşları çevreleyen kasların kasılması sonucu hava yollarının daralması
    * Bronşun içini saran zarın şişmesi
    * Hava yollarında mukus ( sümük – balgam ) adı verilen yapışkan bir salgının aşırı salınması ve bu salgının hava yollarını
    yer yer tıkaması

    Astım Nöbetinin Belirtileri Nelerdir?

    Bronşlar daraldığı zaman solunum işini yapmak için daha büyük çaba sarf edilir. Akciğerlere giren hava daralan bronşlardan dışarı çıkarken zorlanır. Hasta bunu nefes darlığı veya göğüste sıkıntı şeklinde ifade edebilir. Bu sırada hasta ıslık sesine benzer (vızıltı) bir ses çıkarır. Akciğere girmiş hava daralmış olan bronşlardan dışarı çıkarken, hasta aşırı zorlanırsa, normalde soluma ( nefes alıp verme ) işi için kullanılmayan boyun, göğüs, omuz ve karın kaslarını kullanır ve daha sık solur.

    Astımın Bulguları Nelerdir?

    * Öksürük. Astımın sık bir bulgusudur. Özellikle gece öksürüğü olur. Egzersiz, soğuk hava öksürüğü arttırabilir. Hava yollarındaki mukus birikimi ve bronşları çevreleyen kasların kasılması nedeni ile olur.
    * Vızıltı. Astım nöbetinin sık karşılaşılan bir bulgusudur. Akciğerdeki hava daralmış bronşlardan dışarı çıkarken zorlandığı zaman nefes verirken duyulur.
    * Sık Soluma. Astım nöbeti sırasında daralmış ve içi mukus ile dolmuş bronşlarda soluk alıp verme işi zorlaştığından hasta daha sık nefes alıp verebilir. Bunu saptamak için çocuğunuzun 60 saniye içinde kaç kez nefes alıp verdiğini sayın; bulduğunuz sayıyı normalde iyiyken olan dakikadaki solunum sayısı ile karşılaştırın.
    * Göğüs Duvarı Derisinde Çekilmeler. Daha ağır astım nöbetlerinde görülen bir bulgudur. Göğüs duvarında kaburgalar arasındaki deri ve boynun önündeki deride içe çekilmeler olabilir. Bu bulgu saptandığında hemen hastaneye başvurunuz.

    Astıma neden olan durumlar ( uyaranlar ) nelerdir ?

    Astımın sebebi tam olarak bilinmese de bu hastalıkta hava yollarının bazı uyaranlara aşırı duyarlı olduğu bilinmektedir. Bu uyaranlar hava yollarını uyararak astım atağı oluşumuna neden olurlar. Bu uyaranları şöyle sıralayabiliriz:

    1. Allerjenler ( allerjiye neden olan maddeler )

    Normal kişilere hiçbir zararı olamayan allerjenlere, allerjik astımı olan bir kişi maruz kalınca bir allerjik reaksiyon olur. Bu reaksiyon sırasında tahriş edici bazı kimyasal maddeler yapılır ve hava yollarındaki dokuların içene salınır. Kişi hem allerjik hem de astımlı ise astım atağı geçirir. Bu allerjenlerin bazıları şunlardır:

    Ev tozu, ev tozu akarları ( böcekler )

    * Çiçek tozları ( polenler )
    * Küf

    Hayvan tüyü

    2. Enfeksiyonlar

    Solunum yolu enfeksiyonları ( grip, nezle ) astımlı kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Bu enfeksiyonlar okul ve / veya kreşe giden çocuklarda sıktır.

    3. Hava değişimi

    Mevsim değişimi, hava ısısının değişmesi ( özellikle soğuk hava ) ve nem oranının artması, astımlı bir kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir

    4. Egzersiz

    Astımlı bir kişide egzersiz hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Koşma gibi, daha fazla enerji tüketimine neden
    olan yoğun egzersiz türleri, birkaç dakika içinde bir astım atağına neden olabilir. Ancak bu nedenle astımlı çocuklarda egzersizin
    engellenmesi söz konusu değildir. Egzersiz öncesi uygun ilaç alımı ile astım atağı önlenebilir. İyi tedavi edilen astımlı bir çocukta
    egzersiz sonrası belirtiler olmamalıdır. Oluyorsa tedavi planının düzenlenmesi için bu durumu doktorunuza bildiriniz.

    5. Irritanlar ( tahriş ediciler )

    Bazı maddeler duyarlı olan bronşları tahriş edebilir. Bu maddeler şöyle sıralanabilir: Sigara dumanı, hava kirliliği, saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri ve keskin kokular. Astımlı bir kişinin yaşadığı evin içinde hiç kimsenin sigara içmesine izin verilmemelidir.

    Astımda olabilecek komplikasyonlar nelerdir ?

    * Astım genellikle akciğerlerde kalıcı hasar yapmayan bir hastalıktır. Hastalık çok uzun yıllardan beri var olsa da uygun tedavi ile akciğer fonksiyonları normale yakın olarak korunabilir.
    * Astımda sorun bronşlarda olmasına rağmen bir çok astımlıda üst solunum yolları (burun, boğaz, sinüsler) ve kulaklar ile ilgili problemler eşlik edebilir. Astımlı çocuklarda sıklıkla kronik burun tıkanıklığı olur ve buna bağlı olarak kulak enfeksiyonları ve sinüzit meydana gelir. Buruna yönelik uygun tedavi ile (burun temizliği ve doktorun önerisi ile diğer bazı ilaçlar) bu durumların olması önlenebilir.
    * Astım bazı psikolojik problemlere neden olabilir. Ağır astımı olan çocuklarda okul devamsızlığı, spor etkinliklerine katılamama ve astım atağı sırasında acil olarak hastaneye başvurular bu duruma neden olabilir. Uygun tedavi alan bir çocukta astım kontrol altına alınarak bu problemlerin olması önlenebilir.

    Astım Nasıl Tedavi Edilir?

    Uygun bir tedavi ile astımın bulguları kontrol altına alınabilir. Ancak en etkili tedavi bile astımı tamamen ortadan kaldıramaz. Bunun nedeni hastalığa sebep olan temel bozukluğun tam olarak bulunamamış olmasıdır. Gerekli çevre önlemleri ve ilaç tedavisi ile hastalık kontrol altına alınabilir. Doktorun önerileri, çabaları ve tedavisi hastanın ailesi ve kendisi uyum gösteremezse tek başına yarar sağlamaz. Astım tedavisinin başarılı olması için en önemli nokta doktor ve hasta ailesi arasındaki uyumdur. Tedavi iki bölümden oluşur:

    1. Çevre Düzenlemesi:
    Hastalığın alevlenmesine sebep olan çevresel faktörler varsa, doktorunuz bazı çevresel değişiklikler yapmanızı önerecektir. Bunlar:
    a) Allerjenlerden kaçınma

    Ev tozu akarı
    -Ev tozu akarı gözle görülmez fakat her evde bulunur.
    -Örümcek ve kenelerle akraba olan akarlar insanı ısırmaz ve hastalık bulaştırmazlar.
    -Akarların allerji oluşturan kısımları artıklarıdır. Bu artıklar ağırlıkları nedeniyle pek havada kalmazlar. Ancak ev temizliği yaparken havalanırlar, burundan içeriye girerek allerjiye sebep olurlar.
    -Evde en sık bulundukları yerler yatak, yastık, halı, kanepeler, yatak örtüleri, doldurulmuş oyuncakların içidir.
    -Akarlar insan derisinin döküntüleri ile beslenirler. Bu yüzden yaşamaları için en ideal yer yataklardır.

    Hayvan ( kedi, kuş, köpek ) tüyü ve atıkları
    Allerjenler sadece evde beslenen hayvanlar üzerinde değil, kuştüyü yastıklarda ve hayvan derisinden yapılmış diğer eşyalarda da bulunur.

    Küf mantarı ( rutubet )

    Evde Allerjenlerden Korunmak İçin Alınacak Önlemler Nelerdir ?

    Yatak odasında:
    -Yatak ve yastığı hava geçirmeyen bir materyal ile kaplayın ( Amerikan bezi, sentetik kumaş gibi ).
    -Mümkünse şilteyi yaylı yatak ile değiştirin.
    -Yünlü ve tüylü battaniye kullanmayın.
    -Kuş tüyü yastığı sentetik ( elyaf ) yastıkla değiştirin.
    -Tüm yatak kılıfı, yastık kılıfı, battaniyeleri haftada bir, en az 60 derece suyla yıkayın.
    -Mümkünse halıları kaldırın ve yerleri temiz tutun. Eğer halıyı kaldıramıyorsanız, doktorunuzun tavsiye edeceği maddeler ile temizleyin.
    -Temizlik yapılırken, çocuğunuzu evden uzaklaştırın yada maske takın.
    -Odada toz tutacak fazla eşyayı ( kitap, tüylü doldurulmuş oyuncaklar gibi ) ya odadan çıkarın yada dolaba koyup, kapısını kapalı tutun.
    -Mümkünse klima ( hava serinletici ) kullanın.
    -Evde hayvan beslemeyin; besliyorsanız yatak odasına kesinlikle sokmayın.
    -Evde bir nem ölçer bulundurarak, nem oranını %25 ile %50 arasında tutunuz.
    -İçi doldurulmuş koltuk yerine tahta veya plastik eşya tercih ediniz.
    -Perdelerinizi sentetik materyalden seçin, kadife olmasın.

    Mutfak, banyo ve küflü yerlerde:
    -Sık sık havalandırın ve deterjanla temizleyiniz.
    -Nemli yerlerde halı bulundurmayınız.
    -Lavabo altlarını ve tuvaletin arka kısımlarını temiz ve kuru tutunuz.
    -Hamam böceklerini ve fareleri mutlaka yok ediniz.

    Evin diğer kısımlarında:
    -Mümkünse halıları kaldırınız.
    -Çocuğunuzun sofa, koltuk üzerinde uyumasına izin vermeyiniz.
    -Toz alırken ıslak bez kullanarak tozun havalanmasını engelleyiniz.
    -Evdeki çiçeklerin üzerinde küf olmasın, kontrol ediniz.
    -Mümkünse hava tahliye kısmında ev tozlarını tutarak havaya karışmasını önleyen HEPA filtresi olan elektrik süpürgelerinden birini tercih ediniz.

    b. İrritanlardan Kaçınma:
    · Bu grupta en zarar veren etken sigaradır. Astımlı bir kişinin yaşadığı evde ( evin tüm odaları dahil ) sigara içilmesine kesinlikle izin verilmemelidir.
    · Odun ve kömür sobaları tahriş edici tanecikler ve kokular saldıklarından mümkünse ısınmak için başka bir yola
    başvurulmalıdır.
    · Saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri, sinek ilacı ve hava kirliliği de tahriş edicidir. Hasta bunlardan etkileniyorsa, mümkünse temas önlenmelidir.

    c. Emosyonlar ( psikolojik stres ):
    Astımlı çocuğun onu destekleyen sıcak ve samimi bir ev ortamına ihtiyacı vardır. Evde yaşayan kişilerin bu kronik hastalığın tedavisine ve kontrol altına alınmasına yaklaşımları iyi yönde olursa, tedavinin başarısı artar.

    2.İlaç Tedavisi:

    I- İnhaler ( hava yolu ile verilen ) Rahatlatıcılar:

    a) Kısa etkili rahatlatıcılar ( Ventolin, Bricanyl ):
    – Bu ilaçlar hava yollarının çeperini saran ve nöbet sırasında kasılan kasları gevşeterek hava yollarını genişletirler.
    – Ağız içine püskürtülen formları ( inhaler ) 15 dakika içinde etki etmeye başlar, 4 saat sonra bu etki kaybolur. Bu nedenle nöbet sırasında ilk kullanılacak ilaç grubudur.
    – Egzersiz yapmadan 15 dakika önce kullanılırsa , egzersiz sırasında gelişebilecek rahatsızlığı engeller.
    -Aşırı dozda kullanılırsa kalp hızını arttırır ( fazla kahve içmiş gibi ). Ellerde titreme olabilir. Çocukta artan yaramazlık izlenebilir.

    b) Uzun etkili rahatlatıcılar ( Serevent, Foradil, Volmax )
    – Oral ( ağız yolu ) veya inhaler ( püskürtme ) formları vardır.
    – Oral yolla kullanılanlar astım atağı sırasında doktorunuzun önerisi ile 3-7 gün süre ile verilir.
    – Inhaler yolla kullanılanlar normal dönemde hasta atakta değilken, gün içinde veya gecelerii uykudan uyandıran nefes darlığı, vızıltı veya öksürük olduğu durumlarda sabah 1 akşam1 kez şeklinde kullanılır.
    – Doktorunuzun önerisi dışında kullanılmaz.

    II- Önleyiciler:

    a) İntal:
    – Koruyucu bir ilaçtır. Gelecek olan nöbeti önler.
    – Hiç bir yan etkisi yoktur.
    – Ancak bu ilaç sıkışıklığı olan cocuğa hiç bir yarar sağlamaz.
    – Başlangıçta günde 4 kere sonra 3 kere kullanılabilir.

    b) İnhaleryolla kullanılan steroidli ilaçlar: ( Pulmicort, Flixotide gibi )
    – Hava yollarındaki şişme ve ödemi azaltır, yapışkan balgamın oluşumunu engeller.
    – Hava yollarının uyaranlara karşı duyarlığının azaltır.
    – Gelecek olan nöbeti önler.
    – Spreyler şeklinde verilen şekli vücut dolaşımına geçmediği için doktorunuzun tavsiye ettiği dozda yan etki göstermez.
    – Ağızda kötü bir tad bırakabilir. Nadiren ağızda pamukcuk oluşumuna yol açabilir. Bunu engellemek için su ile gargara yapmak yeterlidir.
    – Astım tedavisinin en etkili ilacıdır.

    c) Oral( ağız yolu ile ) steroidler ( Prednol, Deltacortril )
    – Hava yollarındaki şişme ve ödemi azaltır.
    – Yapışkan balgamın ( mukus ) oluşumunu engeller
    – Hava yollarının uyaranlara karşı olan duyarlılığını azaltır.
    – Hava yollarının Ventolin, Bricanyl gibi rahatlatıcılara olan yanıtını arttırır.
    – Olabilecek yan etkiler kullanıldığı süre ve dozla ilgilidir.
    – Doktor tavsiyesi dışında kullanılamaz ve doktorunuzun önerdiği süre ve dozda kullanılmalıdır.
    – Astım atağı sırasında püskürtme veya hava yolu ile kullanılan ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda doktor tarafından önerilir.
    – Genellikle 3-7 gün süre ile verilir.

    Peak Flow Metre ( zirve akım ölçer ) Nedir ?

    Peak Flow Metre ( PFM ) akciğerlerden dışarıya üflenen havanın hızını ölçen bir alettir. Astım atağı sırasında havayolları daralır ve dolayısıyla akciğerlerdeki hava daha düşük bir hızla dışarıya üflenir. Üfleme hızındaki farklılık ( normale göre ) PFM ile ölçülür. PFM ile ölçülen üfleme hızı astım atağının belirtileri başlamadan önce düşer. Dolayısıyla eğer siz ve çocuğunuz PFM kullanmayı öğrenirseniz çocuğunuzu erken dönemde evde tedavi edebilir, acil servise başvuruyu önleyebilirsiniz. Dört yaşından büyük tüm çocuklar biraz çaba ile PFM kullanmayı öğrenebilirler.

    Kullanım şekli:
    -Çocuk mutlaka ayakta olmalıdır.
    -İbre sıfıra getirilir.
    -Ağız kısmı, dudaklar ile iyice sarılmalıdır.
    -Derince bir nefes alıp ani ve hızlı üflenir. ( Tıpkı yanan bir mumu söndürmek ister gibi )
    -İbrenin gösterdiği sayı okunur.
    -Bu işlem 3 kere tekrarlanır, en yüksek değer Takip Formunda ayrılan yere kaydedilir.

    Günde kaç kere kullanılmalıdır ?
    Biz günde bir kez sabahları ilaç kullanımından önce öneriyoruz. Ancak, sabah ve akşamları yatmadan önce de yapılabilir.
    Sabah değeri her zaman için akşam değerinden düşük bulunacaktır, bu normaldir. Çocuğun rahat olduğu dönemde kullanarak ulaşabileceği en yüksek değeri bulunuz. Bu değerin %20 altına inmesi durumunda tedavi planına göre ilaç kullanımını arttırın. Böyle günlerde çocuğunuzun iyiye gidip gitmediğini anlamak için PFM yi daha sık kullanabilirsiniz. Kısacası bu alet size barometrenin yağmuru haber vermesi gibi, yaklaşan astım nöbeti için erken uyarıda bulunacaktır.

    Küçük Çocuklar İçin :

    · İnhaler ilaçların küçük çocuklarda adaptörlerle (aerochamber veya nebuhaler) verilmesi, verilen ilacın etkisini artırır.
    · Çocuğunuzun ilacı daha kolay almasını sağlar.
    · Daha çok ilacın hava yollarına ulaşmasını sağlar.
    · İlacın kötü tadından oluşacak rahatsızlığı azaltır.
    · Kullanımını kolaydır.

    Adaptörlerin Kullanımı:

    ABLESPACER ( maskeli fanus ):
    · 4 yaşından kadar olan çocuklarda kullanılır.
    · İnhaleri ( ilacı ) salladıktan sonra aerochamber’in maske kısmını çocuğun burun ve ağzını kapatacak şekilde yüzüne yerleştirin.
    · İlacı 1 kez sıkın
    · Maske yüzündeyken çocuğun 5-10 kez nefes alıp verdiğini sayın
    · İki dakika bekledikten sonra ilacı bir kez daha sıkın ve yine çocuğun 5-10 kez nefes alıp verdiğini sayın. Böylece iki puf yapmış olacaksınız.
    Nebuhaler ( maskesiz fanus ) :
    · 4-6 yaş arası çocuklarda kullanılır.
    · İnhaleri salladıktan sonra cam fanusun ucuna yerleştirin.
    · Ağız kısmını dudaklarınızla iyice sarın.
    · İlacı 1 kez sıkın ( 1 Puf ).
    · Derin nefes alıp tutun, 5-7 saniye sonra bırakın ( Bu işlemi 4-5 kere yapın ).
    · İki dakika bekledikten sonra ilacı bir kez daha sıkın ve nefes alıp verme işlemini tekrarlayın. Böylece ikinci pufu yapmış olacaksınız.

    Turbuhaler Kullanımı:
    · 6 yaşından büyük çocuklarda kullanılır.
    · Koruyucu kapağı çıkarınız.
    · Turbuhaleri dik olarak tutunuz. Alttaki doz bileziğini sonuna kadar çevirdikten sonra “klik” sesi duyulana kadar tekrar geriye çeviriniz.
    · Nefesinizi dışarıya veriniz, ağız parçasını dişlerinizin arasına yerleştiriniz ve dudaklarınızı kapatınız.
    · Derin ve güçlü bir nefes alınız.
    · Turbuhaleri ağzınızdan çıkarınız ve ağzınızı 10 saniye kadar kapalı tuttuktan sonra nefesinizi veriniz.
    · İkinci bir doz alacaksa kurma işlemini tekrar yaptıktan sonra aynı işlemleri tekrar edin.
    · Koruyucu kapağı yerine takınız.

    Astım Nöbeti Önceden Anlaşılır mı?

    Astım nöbetinin ilk işaretlerini tanıyabilir ve hemen tedaviye başlarsanız, nöbetin gelişini engelleyebilir veya kısa sürede düzelmesini sağlayabilirsiniz.

    Bu işaretlerden bazıları :
    – Öksürük, özellikle gece öksürüğü
    – Burunda su gibi akıntı
    – Gözlerin altında siyah halkalarda belirginleşme
    – Uykuda huzursuzluk
    – Soluk görünme
    – Nezle, grip gibi üst solunum yolu hastalıkları
    – PFM değerlerinde düşme

    Nöbet gelince Ne Yapmalıyım?

    – Nefes alıp verirken ıslık sesi duyulur
    – Göğüs duvarında ( özellikle kaburgalarda, boyunda ) içeri çökmeler oluşur
    – Nefes verme süresi uzar
    – Nefes alma sıklaşır
    – Öksürük veya nefes alırken ıslık sesi duyulması,
    – Gece uyandıran öksürük,
    – Çocuğun bilinen erken nobet işaretlerinin varlığı ( göz altında siyah halkalar, nefes darlığı, sık soluma gibi ),
    – Flow metre ( PFM ) değerinde düşüş, gibi belirtiler olduğunda;

    1- Bricanyl inhalerin 2 puf veya Bricanyl turbuhalerin 1 kez şeklinde uygulanması gerekir. Etkisi 15 dakika sonra
    başlayacaktır. Eğer düzelme sağlanmazsa ilacı tekrarlayın.
    2- Bir günde 6 kereden fazla kullanmak veya 4 saatten önce tekrarlamak gerekirse mutlaka hastaneye başvurunuz.

    Hastaneye giderken :
    -Protokol numarasının yazılı olduğu hastane kartınızı .
    -Çocuğunuzun kullandığı ilaçları ( varsa Ventolin nebul’ü )
    -Doktorunuzun verdiği takip formunuzu yanınıza alın.
    -Çocuğunuz yolda sıkışırsa, Ventolin ya da Bricanyl’i mutlaka kullanınız.
    -Sakin olun, unutmayın telaşınız çocuğunuza yarar sağlamayacaktır.

    3. İmmünoterapi ( aşı tedavisi )
    Böcek zehiri allerjileri ve allerjik rinit ( saman nezlesi ) gibi allerjik hastalıkların uzun süreli tedavisinde başarı ile kullanılmakta olan bu yöntemin, allerjik astım tedavisinde etkinliği halen araştırılmaktadır. Dikkatle seçilmiş vakalarda uzun vadede yarar görüldüğünü destekleyen çalışmalar mevcuttur. Kliniğimizde, bu tedaviden yarar görme olasılığı yüksek olan seçilmiş astım vakalarında sublingual ( dil altı ) aşı tedavisi uygulanmaktadır. Tedavi en az 3 yıl sürmekte ve hastalar kendileri uygulamaktadırlar.

  • PSİKOLOJİK TRAVMA

    PSİKOLOJİK TRAVMA

    Psikolojik travmalar için genel bir tanım yapmak gerekirse “bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde şu
    veya bu ölçüde kalıcı bir etki bırakan olağandışı, felaket niteliğinde bir yaşantının anılarından
    kaynaklanan bir rahatsızlık ve bunaltı durumu” kapsayıcı tanımlardan birisidir.
    Travmalar doğal olaylar aracılığı ile olabileceği gibi (deprem, yangın, sel vb.), insan eli ile de olabilir
    (savaş, ölüm, boşanma, istismar vb.) ve kişilerin etkilenme oranları da aynı şekilde değişiklik
    gösterebilir. Hızla ilerleyen kentleşme süreci doğal ve insan eli ile travma arasındaki çizgiyi gittikçe
    soluklaştırmaktadır. Aynı zamanda bahsettiğim iki kümenin de ortak yanı kontrol dışı ve ani
    gelişmesidir.
    Travmanın en genel etkileri uyum mekanizmalarını ve işlevselliği (gündelik hayattaki olağan süreci)
    etkilemesidir diyebiliriz. Bu etki; anıların bunaltıcı şekilde canlanması, tetiklenmesi şeklinde
    olabileceği gibi uyku süreçlerinde de kâbus, karabasan olarak görülebilir.
    Etkilenilen noktada önemli olan “neden beni etkiledi de x kişisini etkilemedi” sorusunun cevabını
    bulmaya çalışmak değildir. Çünkü etkilenme, geçmiş öykü, fizyolojik, psikolojik yapı ve bu etkenlere
    bağlı birçok dinamiği içermektedir. Aynı sebeple bir kişi için çok yaralayıcı olan travma başka bir kişi
    için çok daha olağan karşılanabilmektedir. Ek olarak bu süreçte kontrol odağı kavramı, benlik algısı
    öğeleri etkilidir.
    Travma ve travmaya bağlı ortaya çıkan durumlar kişiyi bir kısır döngüye sokacağı gibi günlük
    hayatındaki işlevlerinden de alıkoyar. Bu kendini besleyen bir sistemdir. Şunu bilmek gerekir ki
    kişilikler, yapılar biricik ve görecelidir. Kişiyi ve işlevini travmatik etkilerin gölgesinden çıkartabilmek
    adına yapılacak sağlıklı çerçeve ve işbirliği içinde yürütülecek profesyonel ruh sağlığı hizmetlerinin
    (Psikoterapi uygulamalarının dâhil edildiği psikolog, psikolojik danışman, psikiyatrist) etkililiği
    başarılıdır. Bu çalışmalar ise yaşantılara dayalı yapılmış yanlış kodlamaların düzeltilmesine yöneliktir.

  • Bağışıklığı artırmanın doğal yolları

    Bağışıklığı artırmanın doğal yolları

    1-Yuvaya ve okula giden çocuklarda kış aylarında sıkça görülen soğuk algınlığı, nezle, grip gibi enfeksiyonlar niçin meydana gelir? Çocuğun bağışıklık sistemi ile doğrudan bağlantılı mıdır?

    Yuva ve okul, çocuklar için toplu yaşanılan yerlerdir. Özellikle soğuk algınlığı, nezle gibi viral enfeksiyonlar kişiden kişiye çok kolay ve hızla bulaşan enfeksiyonlardır. Bu nedenle bu enfeksiyonların diğer zamanlardan daha sık görüldüğü kış aylarında özellikle büyüklerinden bu enfeksiyonu alan bir çocuk bile hızla okul ve yuvada sürekli bir arada olduğu diğer arakadaşlarına hapşırık ve öksürükle bu mikropları bulaştırarak yayar. Genellikle neden budur ve bu durum bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan dolayı değildir. Ancak bağışıklık sistemi kuvvetli olan, bağışıklık sistemini çeşitli yollarla kuvvetlendiren çocuklarda bu enfeksiyonların bulaşma riski ve enfeksiyonu ağır geçirme ihtimalleri çok azalır.

    2- Çocukları bu tür enfeksiyon ya da hastalıklardan korumak için ne gibi önlemler alınmalıdır? Bitkisel yöntemler ne ölçüde fayda sağlar? Örneğin ekinazya, elderberry (mürver), propolis’in faydaları nelerdir? Bu bitkiler hangi alanda bağışıklık sisteminde nasıl rol üstlenir?

    Dünya ekinezya bitkisinin iyileştirici özelliklerini Kuzey Amerika yerli halkından (Kızılderililer) öğrenmiştir. Onlar bitkinin kökünü ve yapraklarını her tür yaranın tedavisinde, enfeksiyon ve iltihaplanmalarda, zehirli böcek ve yılan sokmasına, boğaz ve diş ağrısına, kabakulak, çiçek hastalığı ve kızamığa karşı başarıyla kullanıyorlardı. Bitki Amerika’ ya yerleşen ilk göçmenler tarafından da enfeksiyonlara karşı sık olarak kullanılmıştır. Bu özel tedavi biçimleri bilimsel araştırmalara konu olmuştur ve 1950’den beri yapılan araştırmalara göre, bitkide bakteri, mikrop ve virüslere karşı oldukça etkili olan maddeler bulunmuştur. Bu maddeler en yaygın iki viral hastalık olan soğuk algınlığı ve grip’ in önlenmesinde de büyük bir yardımcıdır.

    Mürver (elderberry) ağacı gerçek bir ecza dolabıdır. Mürver çiçeği, soğuk algınlığı ve gribe karşı, terletici olarak çok etkilidir. Ayrıca, üst solunum yolları iltihabına, saman nezlesi ve sinüzit iltihabına karşı önerilmektedir. Mürver çiçeği bağışıklık sistemini güçlendirir. Yani, soğuk algınlığı ve gribe karşı hem tedavi edici, hem de önceden önlem olarak kullanılabilir. Ayrıca mürver çiçeği özü, genellikle üşütme ve nezle nedenli yüksek ateşle birlikle görülen burun tıkanıklığını açmaya yardımcı olan bileşenler içerir.

    Propolis işçi bal arılarının ağaç ve çalılarının yaprak tomurcuğu, gövde yaraları gibi büyüyerek yenilenen kısımlarından topladıkları sarı, yeşil ve kahverengi reçinemsi bir maddedir. Kovanda balmumu ile karıştırarak, larva yuvalarının cilalanması ve sterilize edilmesi için bal arıları tarafından kovanda kullanılır. Propolisin antibakteriyel ve antifungal etkileri koloniyi hastalıklara karşı korur. Propolis kovanı iki şekilde korur. Birincisi, kovanı güçlendirir, ikincisi ise kovanı bakteri ve virüs enfeksiyonlarına karşı korur. Bu özelliklerine ek olarak diğer özellikleri sayesinde propolis yüzyıllardır insanoğlu tarafından kullanılmaktadır. Propolisin güçlü antimikrobiyal aktivitesinden dolayı, propolis doğal antibiyotik olarak bilinir. Yapılan birçok sayıda araştırma da propolisn yüksek antimikrobiyal olduğunu göstermiştir. Propolisin 21 tür bakteri üzerinde, 9 tür mantar üzerinde, Giardia’nın da dahil olduğu 3 protozoa türü üzerinde ve Herpes ve Influenza’nın da dahil olduğu geniş yelpazeli virüsler üzerinde baskılayıcı etkisi bulunmuştur.

    Bu doğal koruyucuları içeren hazır ve onaylı ürünler ülkemizde de bulunmaktadır.

    3-C vitaminin çocuk vücut bağışıklık sistemindeki etkin rölünü açıklar mısınız? Vücudun ihtiyacı olan C vitamini nasıl ve sıklıkla alınmalıdır?

    Çocuğun bedeni, hem belirli kimyasal maddeleri oluşturmak hem de başka maddeleri kullanıma sokmak için C vitaminine gereksinim duyar. C vitamini, çocuğun bedeninin demiri emmesine yardımcı olmakta da anahtar bir rol oynar. Diyetleriyle yeterli C vitamini almayan çocuklar kemiklerinde zayıflık, kansızlık ve başka tıbbi durumlar geliştirebilirler. C vitamini vücudu bağışıklık sistemimizi güçlendirerek virüs ve bakterilere karşı korur. Çeşitli gıdalar ve maruz kaldığımız çeşitli zararlı maddeler ve toksinler ile çeşitli mikroplar vücudumuzda hücreleri eskiten ve zarar veren oksidan maddelerin üretimine neden olur. C vitamini vücutta en güçlü anti-oksidanlardan (oksidan maddeleri yok eden maddeler) biridir. C vitamini bağışıklık sistemini oluşturan hücreleri de zarar görmekten koruyarak bağışıklık sistemini güçlendirir ve enfeksiyonlardan korunmayı sağlar.

    C vitaminini vücudumuz tarafından üretilemediğinden insanlar bu vitamini tamamen dışardan almak zorundadır. Çocuklar C vitaminini turunçgil cinsi meyvelerden ve çeşitli sebzelerden alabilirler. Turunçgillerde bol miktarda, ayrıca taze sebzelerde, maydonozda, kabakta, soğanda ve domatesde bulunur.

    C vitamini suda eriyen vitaminler grubundandır. Yani fazlası vücutta depolanmaz ve idrarla atılarak vücut için toksik etki oluşturmaz. Bu nedenle her gün belli miktarlarda dışarıdan alınmaları gerekir.

    4- Çocuk bağışıklık sistemini güçlendirici ilaçlar nasıl ve ne sıkllıkla alınmalıdır? Fazla alındığında zararı var mıdır?

    Unutulmamalıdır ki bu maddeler doğal yolla alınmadığında, yani yediğimiz gıdalarla değil de hazır ürünler, ilaçlar şeklinde alındığında sağlığımızı tam ters yönde olumsuz etkilememesi için mutlaka dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Bu ürünler mutlaka sağlık bakanlığı veya tarım bakanlığı tarafından onaylı, klinik ve deneysel çalışmalar ile zararlı etkilerinin olmadığı saptanmış, her yaş için zarar vermeyecek ve etkili dozlarının klinik ve deneysel çalışmalar ile belirlenmiş olduğu güvenilir markalar olmalıdır. Böylece her ürün için doz ve kullanım sıklığı bu şekilde doğru olarak belirlenmiş ürünleri güvenle kullanabiliriz. Ve en önemli nokta bu ilaçların hepsi hastalara zarar vermelerinin önlenmesi için doktor kontrolünde ve doktor önerisi ile kullanılmalıdır.

    5- Doğanın insan sağlığı için sunduklarını yeterince, doğru alabiliyor muyuz? Yapılan hatalar nelerdir?

    Vitaminler ve bitkisel koruyucular vücudun kendisi tarafından üretilemeyeceği için yiyeceklerle alınmaları gerekmektedir. Ancak iklim, toprak, ürünün ham ya da olgun oluşu, ürün toplama yöntemleri, taşıma ve depolama, evde hazırlanma yöntemleri gibi çok sayıda faktör meyve ve sebzelerde vitamin kaybına yol açabilmektedir. Eğer bu koşullar ideal olarak sağlanamıyorsa sağlığımız için gerekli olan vitaminleri ve bitkisel koruyucuları dışardan yani çeşitli hazır ürün takviyeleri ile almamız gerekmektedir.

    6 -Bu tür takviyeler kaç yaşında alınmaya başlanmalıdır ve kaç yaşına kadar kullanılmalıdır?

    Bu tür takviyeler güvenilir, onaylı markalar olması ve doktor kontrolünde kullanılması koşuluyla her yaşta kullanılabilir.

  • Çinko

    Çinko

    Vücuttaki pek çok fonksiyonda görev alan çinko, vücuttaki her hücrede bulunur. RNA ve DNA oluşumu ve proteinlerin enerjiye dönüştürülmesi için çok önemlidir. Özellikle kalp, beyin ve üreme sistemi çinkoya ihtiyaç duyar. Zihinsel fonksiyonlarda, vücudun kendi kendini iyileştirmesi ve yenilemesi gereken durumlarda, kanın stabilizasyonunda, vücuttaki alkali dengesinin korunmasında önemli roller üstlenir. İnsan bedeninde toplam olarak 2–2.5 mg bulunur. Demirden sonra yoğunluğu en fazla olan ikinci madde olan çinko, büyümenin ve cinsel gelişimin normal olmasını,yaraların iyileşmesini sağlar. Vücudumuzda en çok erkeklerde prostat bezinde bulunur. Her iki cinste de bulunduğu diğer dokular göz retinası, kalp, dalak, deri, beyin ve böbrek üstü bezidir. Dışkı ile atılır. Az miktarda idrar ile de atılabilir. Ter ile doğal olarak kaybolur. Alkol dehidrogenaz enziminin yapısına girerek içki ile alınan ve ayrıca vücuttaki kimyasal olaylarla oluşan alkolü etkisizleştirir. A vitamini fonksiyonlarında etkilidir. Deri sağlığına yararlıdır. Deri hücrelerinin üremesine, yağ bezlerinin çalışmasına ve kollajen dokuya etki eder. Böylelikle hem cildin sağlığının korunmasına hem de yanık gibi nedenlerle oluşan hasarların tamir edilmesine yardımcı olur. Prostat bezi, göz, dalak ve kas dokularına olumlu etkisi vardır. Enerji üretiminde ve fosforun kemiğe tutunmasında etkilidir. Kemik ve dişlerin yapısında rol alır. Antioksidan özelliği ile hem hücreleri serbest radikallerden korur, hem de hücre zarı ve fonksiyonlarına yardım eder.

    Bağışıklık sistemine oldukça büyük destek verir. Kış aylarında soğuk algınlığı ve gribe karşı oldukça etkili olan çinko, bakterilere ve virüslere karşı direnci arttırır, dış enfeksiyon etkenlerine karşı antikor üretimine katkıda bulunur. Aşıların etkilerini göstermesinde yardımcıdır. A vitamininin kimyasal bileşimini harekete geçirir ve mikrop öldürücü etkisi vücuttaki aknelerin kaybolmasını sağlar. Hücre yenilenmesinde payı olduğu için cildi güzelleştirerek el tırnaklarınısertleştirir, nörodermitisi ve uçukları hafifletir. Ayrıca saç dökülmesi üzerinde olumlu etkileri vardır. Hücre büyüme ve bölünmesi, seksüel olgunlaşma ve üreme, karanlığa adaptasyon ve gece görme, yara iyileşmesi, vücut bağışıklığı, tat ve muhtemelen koku alma duyumunun tamlığı gibi fizyolojik fonksiyonların gerçekleşebilmesi için vücudumuz çinkoya bağımlıdır.

    Yaşa ve gereksinimlere göre çinko kullanma sıklığı ve miktarları belirlenmelidir. Çinko gereksinimi günlük olarak 0-12 aylar arasında 3-5 mg, 1-10 yaşlar arasında 10 mg, 11 yaş üstü çocuklarda 15 mg’dır. Özellikle erişkinler normal bir beslenme ile 10 mg kadar çinko alırlar. Çocuklarda beslenme ile alınan bu miktar daha düşük olmakla birlikte ihtiyaçları da yaşa göre düşük olduğundan iyi ve dengeli beslenen çocuklarda besinlerle alınan miktar genellikle yeterlidir. Ancak çinkonun suda erime özelliği topraktan da kaybolmasını kolayşatırır. Bu nedenle aslında normal bir beslenme ile yeterli çinko alımı pek de mümkün görülmemektedir.

    Hangi besinler zengin çinko kaynaklarıdır?: Çinkonun iyi kaynakları et, deniz ürünleri ve karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinlerdir. Yumurta ve süt az miktarda çinko içerir.

    Bitkisel kaynaklı besinlerden tam tahıl ürünleri, buğday özü(germ), börülce ve miso da çinko içerir. Fakat bunların vücuttaki kullanılabilirlikleri daha sınırlıdır.

    Ancak beslenme problemi olan, iştahsızlık nedeni ile gıdalarla yeteri kadar çinko alamayan çocuklarda ilaç şeklinde takviye yapılmalıdır. Ayrıca çocukların büyüme ve gelişmelerinin desteklenmesinde, bağışıklık sistemlerinin güçlendirilmesinde, akut alt solunum yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde, diyare süresinin kısaltılmasında, diyare ve pnömoni sıklığının azaltılmasında yeterli beslenmeye rağmen çinko takviyesi yapılması gerekebilir. Ayrıca çocuklarda çinko takviyesi gustin enzimi üzerindeki etkileri ile tat alma duyusunu arttırmakta ve iştah arttırıcı etkisini göstermektedir.

    Bağışıklık sisteminin zayıfladığı, çocuklarda diyare ve iştah kaybı görüldüğü durumlarda, hamilelik ve laktasyon dönemlerinde, yaralanmalarda, yanıklarda, doku hasarlarında, sedef hastalığı, akne gibi cilt sorunlarında, soğuk algınlığı ve ses kısıklığında, kataraktta, şizofreni, anorexia nervosa gibi ruhsal sorunlarda, prostat ve erkeklerin cinsel problemlerinde, kısırlıkta, kemoterapi ve radyoterapi görenlerde, duyma azalmasında, halsizlikte, adale güçsüzlüğünde ve çevre kirliliğinin zararlı etkilerinden korunmada çinko kullanımı özellikle tavsiye edilmektedir.

    Yemeklerin pişirilme yöntemleri, stres, diüretiklerin kullanımı, alkol alımı ve diğer faktörlerle vücuttaki çinko oranı azalır. Çinko temel bir eser element olup, insan organizmasının hücresel bölümüne büyüme ve farklılaşma gibi pek çok biyolojik süreçte katkı sağlar. Bağışıklık sisteminin gelişmesinde gerekli bir element olan çinkonun eksikliği durumunda çeşitli multisistem hastalıklarıortaya çıkmaktadır. Çinko eksikliği sonucunda, büyüme ve gelişme geriliği oluşabilir. Ayrıca ergenlik çağında cinsel olgunluğa erişememe, enfeksiyonlara dayanıksızlık, iştahsızlık ve kilo alamama, öğrenme ve dikkat eksikliği, tat alma duyusunda bozukluk, akne, dermatit, saçlarda incelme ve dökülme gibi cilt sorunları yaşanabilir. Şiddetli çinko eksikliğinde ise, bağışıklık sistemi depresyonu, sıklıkla tekrarlayan enfeksiyonlar, büllöz püstüler dermatit, diyare, pnömoni, alopesi gibi daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalınabilir. Bunun önlemesi için ek çinko takviyesine ihtiyaç vardır.

    Günlük ihtiyacın 10-30 katı alınması durumunda istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir. Bağışıklık sisteminin baskılanması, mide tahrişine bağlı olarak bulantı, kusma ve ishal, huzursuzluk, titreme ve adalelerde koordinasyon bozukluğu, terleme artışı, alkole tahammülsüzlük görülebilir.

  • ‘TSOTSI’ FİLMİ İÇİN PSİKOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME

    ‘TSOTSI’ FİLMİ İÇİN PSİKOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME

    Tsotsi, Yönetmenliğini Gavin Hood’un yaptığı, 2005 Güney Afrika yapımı bir film. Athol Fugard tarafından kaleme alınan roman, aynı isimle filme uyarlanmış. Güney Afrika Johannesburg’da çekilmiş olan filmin konusu da bu şehirde geçmekte. Yapıldığı 2005 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Akademi Ödülü’nü almış, 2006 yılında ise Yabancı Dilde En İyi Film Altın Küre Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

    ‘Johannesburg’da yaşayan ve küçük suçlar işleyen Tsotsi, bir gün bir soygun işinde bir adamı vurur ve kaçmak isterken arabasını almak istediği bir kadını da vurur ancak arka koltukta bir bebekle karşılaşır. Bebeği de alıp kaçan Tsotsi’nin hayatı değişecektir.’

    Filme, çocuk gelişimi, zor hayat koşullarının insan hayatına yansımaları, gelişimde çevre, aile ve ekonomik koşulların etkileri, gelişimin her dönem ve koşuldaki biçimleri, çocukların maruz kaldığı olumsuz hayat koşulları ve bunların sonucunda suça yönelimleri/yönelmeleri gibi pek çok açıdan bakmak mümkün. Bu çalışmada ise bağlanma kuramları ve ayrılma bireyleşme süreçleri ve çocuk suçluların psikolojileri açısından filme bakış gerçekleştirilerek, kısa bir değerlendirme sunulacak.

    İnsan hayatında, bebeklikten başlayan süreç, tüm ilişkilerin konsantre ve dinamik bir kaynağı olarak hayatın her döneminde tekrarlayan bir modla taşınır ve yaşanır. ‘Erken dönemde yaşanan olayların, nasıl olup da kendilerini takip eden, hemen hemen her şey üzerinde bu derece önemli bir etkiye sahip oldukları sorusu’ ise sadece psikoloji ve nörobiyolojinin değil tüm bilimlerin temel sorularındandır. ‘Nasıl oluyor da erken dönem deneyimler, özellikle de diğer insanlarla duygulanımsal deneyimler, gelişmekte olan bir bireyin sürekli artan işlevsel kapasitelerinin sonucu olan yapısal gelişim şablonlarını belirliyor ve organize ediyor.’ (Schore, 2012: 1)

    Erken dönem bağlanma stillerinin ve duygusal yaşantıların duygu repertuarı gelişiminde özellikle sağ beyinde ve limbik sistemde etkili olduğu artık bilinmektedir. (Goleman, 1996: 37, 38; Bowlby, 2012: 158; Kernberg, 2014: 233) Schore bunu şöyle ifade eder; ‘kişiliklerimiz sol beyinde değil sağ beyindedir.’ (Schore, 2012: 97)

    Filmin başkarakteri Tsotsi, (Güney Afrika dilinde serseri veya sokak canisi anlamında) travmatize olduğu olaylar zincirinden, bir suçluya dönüşerek kaçmış ama sonra çaldığı arabada bulduğu bebek ve bebeğin bakımı dolayısıyla yaşadığı duygusal deneyim onu geçmişe götürmüş ve erken çocukluğuyla yüzleşmesiyle beraber bir sağaltım yaşamıştır. Dikkatimizi çeken şey ise Tsotsi’nin bu sürecinde etkili olan temanın annesiyle yaşadığı duygusal bağ -ki Bowlby’nin de dediği gibi ‘anne ve çocuk arasındaki bağ her zaman mevcuttur ve neredeyse değişmez’- ve annenin ona olan yaklaşımıdır. (Bowlby, 2012: 102) Her ne kadar bu durum babanın şiddeti ile sarsılıp kopmuş olsa da çocuk her zaman bu bağı ve etkileşimi (örtük olarak) içinde taşımış ve bu yoğun yaşanmışlık bir gün tekrar hayatının anlamını bulmasına ve bulunduğu olumsuz durumdan kurtulmasına sebep olan başat etki olmuştur. Anneyle gerçekleşen ve duygusal hafızada merkezi bir yer tutan deneyim, hem olumlu etkiler taşımakta hem de bu duygusal etkileşimi babanın kesintiye uğratmasına bir tepki olarak öfkenin eyleme vurumusayılabilecek kaçış ve suça gidişe de sebep olmuş gibi görünmektedir.

    ‘Bağlanma’, kavramı uzun yıllar bilimsel araştırmaların konusu olmuştur. Çok sayıda deneysel çalışmanın yanısırakolaylıkla birçok canlıda ‘anne ve yavrusu’ arasında gözlenebilen en temel davranışlardan biridir de aynı zamanda. Nesne ilişkileri kuramcılarına göre de bu ilk ilişkisellik hayat boyu örnek model olarak diğer ilişkilerimize yansımaktadır. ‘Bağlanma davranışı bir insanda, dünya ile daha iyi başa çıkabildiği düşünülen ve iyi tanınan bir başka bireye yakınlığı elde etmek veya o yakınlığı korumak şeklinde sonuçlanan herhangi bir davranış biçimidir.’ (Bowlby, 2012: 34)

    Bağlanma davranışının gelişimdeki etkisi ve sağlıklılığı, ayrılma veya ayrışmayı da bir o kadar önemli kılmaktadır. Fakat bunlardan başka, filmden ilhamla da bu ayrılmanın ayrılma olmayıp kopma olarak deneyimlenmesi ise başka patalojik rahatsızlıklara sebebiyet vermektedir. Sevilen birinin ani kaybının veya ondan kopmanın, özellikle ‘küçük bir çocuğun sevdiği anne figüründen ayrılmasının sıklıkla patolojik yas tutma sürecine zemin hazırladığı’ bilinmektedir. (Bowlby, 2012: 66)

    Tsotsi, arabada bulduğu bebekle beraber, duraksamaya uğramış gelişimsel kendiliğinin keşfine çıkarak bir tamir ve onarım sürecine girer. Hayatın içinde olan ayrıntılara dikkat kesilir ve duygularını, ilişkilerini ve en önemlisi kendiliğini tanıyıp anlamaya çalışır. Jeffrey Magnavita’nın, başarısız bir olgunlaşma varsa büyümek gerekiyordur dediği gibi Tsotsi de bulduğu bebekle bu deneyimi ve süreci yaşar. Örnek olarak, bebeği beslemesi için götürdüğü bayan bebeğin ismini sorduğunda o güne kadar annesinden başkasının kullanmadığı kendi ismini söyler.

    Tsotsi,kendi bağlanma sürecini bebek üzerinden ve eş-zamanlı olarak bebeğe de bağlanarak (yansıtarak) yaşar. Filmin sonuna doğru bu fazlasıyla öne çıkar. Tsotsi, bebeğin babasını öldürmeye kalkışan arkadaşını öldürerek de aslında babasıyla olan çatışmasına bir atıf ve bağışlamada bulunmuş olur. Babasının şiddeti karşısında annesini ve evini terk eden Tsotsi bir yandan da bunun suçluluğunu ve kaybolmuş çocukluğu ve anne & kedilik bağının kaybının da telafisi için çabalar.

    ‘..bilinçli suçluluk, ister normal, ister nevrotik olsun; vicdan azabıyla ilişkilidir. Bu da genellikle kaybedilen nesneye yönelik eylemler, ihmal ya da terkedilmenin getirdiği saldırgan davranışın bilinçte pişmanlık şeklinde görünümüdür. Pişmanlık, onarımı oluşturan itici güçtür; kaybedilen nesneye yönelik gerçek ya da imgelenen saldırganlığı telafi etme ya da giderme çabası içerisinde tersine çeviren itkidir. Ancak, telafinin ötesinde, kişinin kişisel değişim, yapıcı eylem ve bundan sonrasında “daha iyi bir insan” olma çabası yoluyla bir bedel ödeyerek arınmaya yönelik çoğalan bir itki de söz konusu olabilmektedir. Pişmanlık ve suçluluk, Melanie Klein’ın öne sürdüğü gibi onarıcı dürtünün kaynağıdır. (Kernberg, 2014: 287)

    Kahramanımız filmin sonunda kendi ayrışma bireyleşme süreçlerini tamamlar ve bebeği ailesine teslim eder. Bu aynı zamanda sorumluluğunu üstlenme ve kabullenme demektir çünkü artık sosyal bir birey olma yolunda bir tavır sergilemiş ve kanuna teslim olmuştur. Mahler’in değindiği gibi ‘Ayrılma- bireyleşme süreci; kesin ve kimi bakımlardan yaşam boyu sürecek bir bireyliğe ulaşmak, ve belli bir nesne sürekliliği derecesine ulaşmak’ olarak iki yönlü bir görevle yüklüdür. Tsotsi de kendi hikayesinde bu görevi tamamlamış,‘kendilik açısından, benin kapsamlı bir yapılanmasını ve üstben öncüllerinin oluşmaya başladığını gösterecek şekilde ebeveynin taleplerinin içselleştirilmesinin açık işaretlerini’ göstermiştir. (Mahler, Pine ve Bergman, 2012: 140)

    Son olarak bir öneri bağlamında birkaç şey söylemek gerekirse; öncelikle kişisel farkındalıkları artırmak; empati yeteneğini güçlendirmek, bireysel gelişim için sorumluluklara hakkıyla yönelebilmek adına eğitim ve yardım/destek faaliyetlerini önemsemeyi sayabiliriz.

    Eğer sevgi; kızgınlık, yakınma ve öfkenin altında boğulmamışsa ve zihne sağlam bir şekilde yerleştirilmişse, diğer insanlara duyulan güven ve insanın kendi iyiliğine olan inancı çevreden gelen darbelere dayanan bir kaya gibi olacaktır. Gelişimi böyle bir çizgide seyretmiş bir kişi, daha sonra mutsuzluk baş gösterdiğinde, sevgileri mutsuzluğunda onun için güvenilir bir yardımcı olacak o iyi anne babayı içinde muhafaza edebilecek ve dış dünyada, zihninde onları temsil edebilecek kişiler bulabilecektir. Düşlemde durumları tersine çevirme yetisiyle ve insan zihninin önemli bir özelliği olan, başkalarıyla özdeşim kurma yetisi sayesinde insan kendisinin de ihtiyaç duyduğu yardım ve sevgiyi başkalarına verebilir. Böylelikle kendisine huzur ve doyum sağlayabilir. (Klein, 2012: 256)

    Bu doyuma ulaşmış bireyler kendileri, sosyal çevreleri ve sorumlu oldukları bireyler / işler /seçenekler adına faydalı birçok şey üretebilir, yapabilir ve başarabilirler.

  • AİLE TERAPİSİNİN NEDENLERİ

    AİLE TERAPİSİNİN NEDENLERİ

    Aile terapisi, danışanlarının durumuna göre grup ve bireysel danışmalardan ayrılırlar. Örneğin; bireysel
    danışmanlık genellikle danışanların kişisel sorunlarına ve onların çözümüne yani bireylerin içsel
    dinamiklerine (intrapersonal) odaklanır. odaklanır. Grup danışmanlığı ise birden fazla bireyin bir araya
    geldiği ve daha kişilerarası (interpersonal) ilişkilerin olduğu bir süreçtir. vardır. Bununla birlikte grup
    elemanları ortak problemleri ile birlikte danışmaya girerler. Öte yandan, aile terapisi değişiklikler yapmak
    için yaşamın bütününe(total life sistem) odaklanır, ailenin yapısını değiştirmeyi amaçlayarak ailenin
    bütününe etki eder. Yani aile terapisinde kullanılan yaklaşımlar; hem bireyin içsel dinamiklerine, hem
    kişilerarası ilişkilere ve sistemlere odaklanır. Aile terapisi aynı zamanda yeni yol ve yöntemler sağlayan,
    zihinsel sağlık çalışanlarının üretkenliğinden ve yenilikçiliğinden etkilenir. Aile terapisi, terapiste geniş
    hareket alanı sağlayarak, sorunların belirlenmesinde özgün yollar bulmasına izin verir.

    Bazı aile terapisi teorileri benzer olsa da çoğu farklı farklıdır.

    Aile terapisinin gerekçelerinden biri, hayatla ilgili artan zorlukların kökeninde ailenin yattığına
    inanılmasıdır. Bu nedenle, aile üyeleri birbiriyle ilişkilidir ve aile üyelerinin durumları diğer aile bireylerini
    ve ailenin bütününü de olumlu ya da olumsuz etkileyebilir.

    Terapötik olarak ailelerle çalışmanın tedavide etkililiği kanıtlanmıştır. Araştırmalar, çeşitli aile terapisi
    modellerinin/yaklaşımlarının, psikoterapinin diğer biçimleri kadar etkili olduğunu göstermektedir.
    Danışanlar arasında yapılan araştırmalar da, danışanların evlilik ve aile terapistlerinden aldıkları
    hizmetlerden çok fazla memnun olduklarını ve aile terapisinin madde kullanımı, alkolizm gibi
    rahatsızlıkların tedavisinde de etkili olduğunu belirtmektedirler. Başka bir deyişle, danışanlar umdukları
    yardımı görmektedirler. Fakat bunun yanında aile terapisi, bipolar bozukluk gibi şiddetli ve kronik akıl
    rahatsızlıklarının tedavisinde yeterli ve etkili değildir.

    BİREYLERLE ÇALIŞMANIN YERİNE AİLELERLE ÇALIŞMANIN NEDENLERİ

    Aile terapisinin avantajlarından biri; terapistin aileyle çalışarak neden-sonuç ilişkilerini ve sorunları daha
    geniş bir çerçeveden bakarak bütün karışıklığı görmesinin kolaylaşmasıdır.

    Aile terapisi, danışanın yaşamındaki önemli kişileri, sürecin içine alır. Terapist, sorunun içinde olan,
    sorunu paylaşan insanlarla direkt çalışır.

    Aile terapisinde tek bir ileti, aynı anda bütün aileyle paylaşılabilir.. Böyle yapılmasının amac; aile
    üyelerinin birlikte bu sorun dahilinde çalışmalarını sağlamaktır. Ayrıca aile terapisi aile de gizli kalmış
    bilgileri ortaya çıkararak aile içinde açık iletişimi sağlamayı amaçlar.

    Aile terapisinin önemli avantajlarından bireysel psikolojik danışmadan daha kısa sürede etkili olarak
    amacını yerine getirmesidir. aile terapistlerinin bildirdikleri raporlar da , bir aileyle yalnızca birkaç oturum
    çalıştıkları görülmüştür.

    Aile terapisinde, durumlara göre bazı yaklaşımların etkili olduğu belirlenmiştir. Çoğu araştırmaya
    baktığımız da, aile terapisinin, ailelerin ve aile üyelerinin hepsini kapsayan değişiklikleri gösterdiğini
    görmekteyiz. Diğer terapistlerin bu konu da iddialı olmadıkları söylenebilir.

    AİLE TERAPİSİNDE ETİK KONULAR

    Aile terapisinde profesyonel meseleler en çok etik, yasa ve kimlikle ilgilidir. Aileye yardım etme
    sürecinde, profesyonel meseleleri göz önünde tutma ve tedavi prosedürünü seçme arasında bağlantı
    vardır. Terapötik yorumlamaların temelinde etik ve yasal faktörler vardır. Ancak, profesyonel konular
    terapötik konulardan daha az dikkat çeker. Çünkü profesyonel konular daha temeldir. Profesyonel
    konular daha mekanik olarak tartışılırlar ve tedavide ilginç bulduklarımızla alakalı olan şeylerden daha az
    caziptirler. Etik rehberler, yasal standartlar ve kurumsal kararnameler aslında düzyazıdır ve okumak için
    çekici ve açık değillerdir. Şimdiye kadar bu kodlar, rehberler, dernekler profesyonel aile terapisinin kalbini
    oluşturmuştur. Bu meseleler çevresindeki aile terapisinin kritiği halk ve klinisyenler tarafından pekiyi
    anlaşıldı.

    Aile terapistleri yasal, etik ve profesyonel kimlik meseleleri konusundaki bilgiler ve onların takiplerinde
    uyanık olmalıdırlar. Eğer olmazlarsa, sonuç iyi niyetli ancak zararlı klinik ya da kişisel hareketler olabilir.
    Aile bir sistemdir, öyleyse aile terapisi de bu sistemin alanındadır. Aile terapistleri sağlıklı kalabilmek için,
    onlar ve meslektaşları, yüksek standartlar için uygun pratiklere ve yasal durumlara, etik kodlara
    uymalıdırlar. Onların aile terapistleri gibi güçlü kimlikleri vardır. Onları profesyonel olarak zenginleştiren
    ve besleyen kurumlarda bir üyeliklerinin olması gereklidir. Meslektaşların hatırları ve kendileri için, aile
    terapistleri profesyonel meselelerle baş edebilirler.

    AİLE TERAPİSİ VE AİLE ETİĞİNE GENEL BAKIŞ

    İnsan deneyimleri ahlaklı girişimlerdir. Etik ilkeler (ethics), bireyler ve ailelerden gelen hakların
    gerçekleşmesi için karar veren ahlaki prensiplerdir. Aileler ve toplum ilişki etik ilkeleri (relationship ethics)
    tarafından yönetilir. Bu etiğin temelinde 2 temel prensip vardır;

    Adalet (equitability) “herkes kendi ilgilerini çok kültürlü bir bakış açısından adil bir şekilde hakkını
    kazanmaya çalışır” önerisidir.
    İlgi (caring) veya ahlaki gelişim ve prensipler, sosyal ilişkilerin ve dayanışmanın merkezinde yer aldığı
    fikri.
    Aile terapisi ilk olarak uygulayıcıların, teorilerin ve uygulamaların aileleri içermesinin değersiz olduklarına
    inandıkları bir atmosferde gelişmiştir. Sonuçta oluşan tarafsızlık (neutrality) durumu, ailelerle çalışmanın
    etik prensibinin aile terapistleri tarafından resmi ya da resmi olmayan temellerde 1960ların ortalarına
    kadar seyrek olarak tartışıldığı anlamına gelir. Daha sonra aile terapisinin feminist kritikleri, özellikle aile
    şiddetinin sorumlulukları bakımından bu alanı değerler ve etik konusunda sallamıştır. Uygulayıcılar kesin
    ya da doğalarla ilgili her durumun değerlerle ilgili olduğunu anlamaya başlamış, yani, terapötik kararlar
    etik olarak nötr olmadı, olamazda.

    Bilinen değerler ve etikler, ana fikre yardımcı olmakla ilgililerdir.(????) Aile terapisi yaparken etik karar
    verme hakkında hala pek çok belirsizlik vardır. Çünkü etik karar vermek kolay değildir. Terapist ne
    zaman etik ikilemle yüzleşirse, genellikle “2 veya daha fazla akılcı kararı yapmak için 2 ya da daha fazla
    iyi nedene” sahiptir. Eğer bu ikilemler karışıksa, klinisyenler tamamen eminse, onlar seçtikleri yolda
    dikkatsizce büyük bir hata yapıyorlardır.

    Tarihsel çatışmalar ve şimdiki gerçekliğe rağmen, etiğin alanı; aile tedavisinin çatısının temel bölümüdür.
    Bu, terapinin bütün çeşitlerinde, özünde bir etik boyutu olduğu için dikkatlice düşünülmelidir. Meseleleri
    daha fazla zorlaştırmak için, aile terapistleri her çeşit terapistin muhtemel etik çatışmalarıyla yüzleşirler.
    Örneğin, aile terapisinde, aile üyelerinin arasındaki ilişki genellikle danışan için dikkate alınır. Elbetteki,
    ilişkide bir kişiden fazla kişi vardır ve terapide ilerlemek için terapist, bazılarının çoğunluktan farklı olarak
    çatışmalı duygu ve davranışları ve ayrı ihtiyaçları olan bireylerin bilgilendirilmiş rıza (informed consent)
    olmalıdır.

    Etik ve etkili olan aile terapistleri, ailelere hizmet verirken teoriler içinde değerlerin farkında olmalıdırlar.
    Aile terapistleri profesyonel olmak için güncel etik kodları bilmelidirler ve süreçte kodları gözden
    geçirerek öneri getirmekle aktif olarak uğraşmalıdırlar. Klinisyenler bunu yaparken düşünceli ve esnek
    olmalıdırlar.

    ETİK VE DEĞERLER

    Etik karar vermenin temelinde değerleri fark etme ve anlama vardır. Bir değer (value) “bir dizi seçimin en
    çok tercih edilenden en az tercih edilene doğru sıralanmasıdır.” Temelde 4 değer alanı vardır ve her biri
    birbirini etkiler. Bunlar; aile, kişisel, politik/sosyal ve en yüksek. Aile terapisi, kuramsal ve klinik olarak
    profesyonel olması için temelinde bilinen çeşitli değerler topluluğu olduğu kabul ediliyor.

    Etkili terapistler terapötik süreci etkileyen kişisel değerler, danışan-aile değerleri ve teorik değerlerdeki
    güçlüklerin farkında olurlar. Terapistler önce kendi değerlerini incelemelidirler. Terapistin yaşı, medeni
    durumu, cinsiyeti, etik kökeni, dini, sosyal kültürel yapısı vb. terapistin değerlerini etkiler. Örneğin; genç,
    bekâr, Katolik, Latin erkek aile bir terapistine zengin bir alt yapıdan gelen ve değişik değerlere sahip
    yaşlı, boşanmış yerli Amerikan ailesinden hayatının çoğunu fakir geçirmiş 2 yetişkin gelebilir.

    Kişisel değerleri ortaya çıkarmanın ve etik karar verme tarzını anlamanın bir yolu da etik genogramdır.
    Bu genogram çeşidi, zor etik karar vermek için aile bireylerinin köküne nasıl dikkat edileceğine
    odaklanır. Bir terapistin ebeveynleri gevşek olmuş olabilir, veya doğru ve yanlış davranış yorumunda katı
    olmuş olabilir. Böyle durumlar terapistin şu andaki etik karar vermesinde iyi ya da kötü bir şekilde rol
    oynayabilir. Aile terapistleri, kendi değerlerinin, bu değerlerin kendisine nasıl geldiğinin ve değerlerin
    nasıl farklı ve diğerlerine benzer olduğunun farkında olursa ailelerle daha etkili ve etik çalışmak için
    uygun olurlar.

    Sonra, terapist, danışan-ailelerinin değerlerine bakar. Araştırmalar, aile değerlerinde -özellikle farklı
    kültürler arasında- çeşitlilik olduğunu göstermektedir. Ailelerde, üyelerin kişisel, politik ve sosyal değerleri
    çeşitli yönlere etki eder. Ailelerde, aileden miras olarak gelen değerlerin de etkisi vardır. Ailelerle
    çalışırken, onların değerleri, sistemle ilgili bir bakış açısında sınanmalıdır, yani aile üyelerinin değerlerinin
    aileyi bütün olarak nasıl etkilediğine bakılmalıdır. Böyle bir bakış açısı değerlerle ilgili konuyu karıştırır;
    ama aynı zamanda değerleri gerçekçi bir çerçeveye koyar ve bunların işleyişini dinamik bir girişime
    çevirir. Eğer terapistler ve onların danışan-aileleri savundukları çekirdek değerler bakımından birbirinden
    ayrı değerlere sahiplerse onlar arasında ya da onların yerini tutan birileri arasında görüşmeye ihtiyaç
    olabilir.

    Son olarak terapistler değerleri açıklarken teori ve süreçlerle bağlantı kurup, onların sonuçlarını kabul
    ederler. Bu son alanda, aile terapilerinin etik konuları, ailede muhafaza edilmesi gereken, vurgulanan,
    pekiştirilen ve değiştirilmesi gereken değerlerle ilişkilidir.

    Bazı aile terapistleri, tedavilerinin merkezine ailelerin semptomlarını silmeye yardım etmeyi alır. Diğerleri,
    yeni bir yapıyı veya sınırı oluşturmaya odaklanır. Bazıları ise bireylerin ailelerinin kökünden

    farklılaşmalarına veya yeni çözümler üretmelerine yardımcı olmayı amaçlar.

    Bilgisiz uygulayıcılar (terapistler) değerlerin doğasını ve hatta önemini inkar etmeye çalışır. Diğerleri
    terapiyi hoşlandıkları değerlerin yeniden gözden geçirilmesi için bir mücadele olarak kullanma çabasında
    bulunur. İki yaklaşım da kusurlar ve olası tehlikelerle doludur. Sonuç olarak, diğerlerinin değerleri için
    duyulan saygı ve değer; etik davranışın ve aile terapisinin rehberliğinin arkasındaki hakim güçtür.

    DEĞERLER ETİK UYGULAMALARI NASIL ETKİLER?

    Bütün etik konular, değerleri, karar vermek için temel alır ve sosyal haklar ve zorunluluklarla ilgili bütün
    değerler, etik kararlarda kaçınılmaz olarak ortaya çıkar.

    Aile terapisinde bazı terapistler, ailenin varlığındaki bireysel terapötik yaklaşımdan hareketle ya da aile
    üyeleriyle bireysel olarak çalışırlar. Bu tip bireysel tedavi bir değer ve etik soru meydana getirir, çünkü,
    böyle bir düzenlemedeki ailenin problemleri, onların genel durumundan bir bütün olarak görülmez. Sonuç
    olarak ailenin iletişim yolunun yenilenmesi için öneriler, durumun bütün karışıklığını göz önünde
    bulundurmaz. Çünkü böyle bir yaklaşım sınırlıdır, azdır ve değeri yoktur. Bu, etik bile olmayabilir. Çünkü,
    araştırmalar evli kişiler için bireysel terapi ile evlilik ilişkisinin karışıklığı arasında bir ilişki göstermiştir.

    Aile terapistleri, etik olarak danışanlara karşı dürüst olmalıdır, danışanlar terapistin seçimleri, önyargıları
    ve profesyonel yargıları hakkında açıkça bilgilendirmelidir. Aile terapistinin kabul ettiği değerler, onların
    klinik uygulamalarını ve sonuçlarını direk olarak etkilemektedir.

    ETİK KARARLAR ALIRKEN YOL GÖSTEREN KAYNAKLAR

    Etik olmayan kararları almaya karşı tedbir almak için aile terapistleri hangi değerleriyle alakalı olduğunun
    farkına vardığı andan itibaren birkaç kaynak ve model kullanabilir. Etik kararlar almanın en yaygın ve
    yararlı olan 5 yolu vardır;

    Kurumsal Etik Kodları,
    Eğitimsel Kaynaklar,
    Profesyonel Konsültasyon,
    Meslektaşlar ve Süpervizörlerle Etkileşim
    Meta-etik İlkelerinin Önemi.
    Etik Kodlar

    Etik kararlar alırken aile terapistlerinin kullanacağı öncelikli kaynak, kurumsal etik kodlarıdır. “Etik kodları

    olacakları değil, olabilecekleri engellemek için kurulmuştur.

    Etik kodların içerdiği konu başlıkları; gizliliği, danışan sorumluluğunu, profesyonellik becerisini,
    dürüstlüğü, değerlendirmeyi, ekonomik düzenlemeleri, araştırma ve yayını, süpervizyonu ve toplumsal
    beyanları kapsar. Bu ve diğer alanlarda aile terapistleri birçok etik ikilemle karşılaşmaktadır. Yaygın olan
    etik düşüncelerin çoğu, bütün aileyi tedavi eden, yeni tedavi gelişimleri hakkında güncel olan, bir aile
    üyesini tek başına gören ve danışanlarla değerleri paylaşanlardır.

    Etik kodlarında, maalesef, aile terapistlerinin neyi, nasıl yapacaklarını yönlendiren az sayıda belirli
    davranışsal rehberler vardır. Bunun sonucu olarak, aile terapistleri etik olmayan kararlar da verebilirler,
    çünkü terapistler “diğer uygulamacılar bunu yaptı” şeklindeki duyumlarla hareket edebilirler. Etik kodların
    sınırları, özellikle karşılıklılık üzerine kurulmamış, terapistin arkadaş ya da iş ilişkisi gibi ikinci rolleri
    üstlendiği ikili ya da çok yönlü ilişkiler (dual or multiple relationships) gibi karışık konularla ilgili çabalar
    harcandığında ortaya çıkar. Etik kodları sadece okuyarak en iyi hareket şekline karar vermek, yeni
    başlayan terapistler kadar deneyimli terapistler içinde zor olabilir.

    Eğitimsel Kaynaklar

    Aile terapistlerinin etik kararlar alırken yararlanacakları ikinci kaynak; eğitimsel araçlardır. En iyi eğitimsel
    kaynaklardan biri; aile terapisindeki ikilemlerle belirli olarak ilişkilendirilmiş vaka tarihi-vaka çalışmaları
    şeklinde bulunur. Peggy Papp(1977), Frank Dattilio(1998), ve Lary Golden(2004) aile terapistlerinin
    başvurabilecekleri olay çalışması kitapları yayınlamışlardır;

    AAMFT Etik Kodlarını Kullanıcı Rehberi ( User’s Guide to the AAMFT Code of Ethics)’nin formatı daha
    kısadır.
    Aile Rehberi: Çiftler ve Aileler için Danışma ve Terapi (The Family Journal: Counseling and Therapy for
    Couples and Families)
    Bu yayınların vaka konsültasyonları belirli bir kuramsal görüş özelliğindedir. Böyle eğitimsel vakaların
    sistematik bir temelde çalışılması gerekir. Ayrıca, aile terapistlerinin, geçmişte nasıl kararlar aldığını
    bilmek güncel uygulayıcılar için yararlı olabilir

    Vaka çalışmaları; aile terapistlerine etik olarak uygun seçimler yapmaları için adımlar konusunda da
    yardımcı olabilir. Etik karar vermede, adım adım süreçler belirlenmiş ve bu süreçler; terapistlerin
    profesyonel sorumluluklarını karşılamak ve ailenin iyiliği için sorumluluk almaları için bir alternatif
    hareketler sürekliliği oluşturmayı vurgular. Terapistler, sonra, bu alternatiflerin sonuçlarını değerlendirir
    ve ölçer. Bu süreçlerden deneme niteliğinde kararlar verirler ve eğer şüpheleri varsa bunu süpervizör ya
    da meslektaşlarıyla 2 defa kontrol ettikten sonra kararlarını uygularlar. Son basamak ise; yapılanların
    belgelendirilmesini içerir. Belgelendirme, etik ve yasal yönden savunulabilir. Belgeler, kayda değer
    görülen uygulamalar ya da geleneksel uygulamalara dayanan uygulamalar olmalıdır.

    Profesyonel Konsültasyon

    Etik kararlar alırken üçüncü kaynak da; profesyonel konsültasyondur. Profesyonel konsültasyon, birinin
    kendi yetenek ve bilgisini arttırmak için alanında uzman bir kişiyle görüşmesidir. Konsültasyon; içsel veya
    dışsal yönelimli, süreç-sonuç odaklı ve formal ve informal gibi çeşitli şekillerde alınabilir.

    İç konsültasyon (internal consultation) terapistin, bir aile ile ilgili etik mesele hakkında çalıştığı yerdeki
    uzman biriyle konuşma şeklinde alınabilir. Dış konsültasyon (outside consultation), bulunduğu
    yerin/kurumun dışındaki bir profesyonelle görüşmeyi içerir. Süreç konsültasyonu (process consultation)
    bir aileyle çalışırken kullanılan yöntemin etiği hakkında bir uzmana akıl danışmak olarak tanımlanabilir.
    Sonuç odaklı konsültasyon (outcome-focused consultation) ise ailenin ve terapistin başarmayı istedikleri
    etikleri merkeze alarak uzmanla görüşmeyi içerir. Resmi konsültasyon (formal consultation) da girdi bir
    uzman tarafından randevu ya da yapılandırılmış görüşmeyle kazanılırken; resmi olmayan konsültasyon
    (informal consultation) profesyonel terapi konferansında, uzmanla koridorda ya da daha az
    yapılandırılmış bir iletişim şeklinde olabilir.

    Ne şekilde olursa olsun, konsültasyon servisleri kanalıyla aile terapistleri; prensiplerle ve etik kodların
    belirli yönleriyle ilgili durum tarihiyle ile ilgili daha geniş bir bakış açısı kazanır. Konsültasyon
    toplantılarında terapistler, engellemeleri, aydınlatmaları ve değişimleri amaçlayan servislerin tüketicileri
    olurlar.

    Meslektaşlar ve Süpervizörlerle Etkileşim

    Etik kararlar almadaki desteğin dördüncü kaynağı meslektaşlar ve süpervizörlerle ilgili olanı içerir. Aile
    terapistleri meslektaşlarıyla çoğu nedenden dolayı etkileşim içinde olma gereği duyabilirler ama
    özelliklede etik davranış söz konusu olduğunda meslektaşlarıyla fikir paylaşımında bulunurlar.
    Meslektaşlar, genellikle uzmanlardan ve eğitim metaryellerinden daha ulaşılabilirlerdir. Ayrıca bu
    meslektaşları kullanmanın mali değeri daha ucuz ya da bedavadır. Ek olarak, meslektaşlar birbirlerini
    yeni trendlerin profesyonelleri hakkında sıkça bilgilendirir.

    Bir çalışmanın, meslektaşı olmayan biri tarafından direk süpervizyonu özellikle kariyerlerine başlayan
    profesyoneller açısından oldukça etkilidir ve önerilir. Bireysel süpervizyondan farklı olarak aile terapisi
    süpervizyonu (family therapy supervision) sistematiktir ve içedönük konulara olduğu kadar kişiler arası
    konulara da odaklanır. Süpervizörlükle ilgili etkileşimin çeşitli şekillerini kullanarak aile terapistleri bilgiyi
    çıkararak ya da kişisel ve profesyonel konulardan kaçınarak etik hatalar yapma ihtimali daha azdır.
    Ayrıca, aile terapi süpervizyonunda canlı gözlem ve görüşme için tek yönlü aynaların kullanımına ek
    olarak video kritiğine de vurgu yapılır.

    Meta-Etik İlkeler

    Meta–etik prensiplerin yüksek düzey standartları vardır. Bu standartlar klinisyenlere karar vermeleri için
    rehberlik eder. Bu prensipler özellikle etik ve ahlaki ikilemleri çözmek için kullanışlı olur. Bütünüyle bu
    ilkelerin beşi, birbirleriyle etkileşimde düşünülür:

    Özerklik (Autonomy): Kararlar ve seçimleri yapması için bireylerin doğruluğu

    Zarar vermeme (Nonmalefience): danışana birinin hareketinden olası zarar vermeden kaçınma

    Yararlılık (Beneficence): danışanın huzurunu sağlamak ve iyilik yapmak

    Bağlılık (Fidelity): Güvenilir, sadık olmak ve birinin sözlerini tutmak

    Adalet (Justice): Eşit olarak davranmak insanlara

    Aile terapistlerinin en çok akılda tutması gereken en üst prensip; zarar vermemektir. Bu ilkeyi takip etmek
    kolay olmasa da diğer ilkelerden bazı yollarla daha az zordur. Aile terapisinde bağlılık, aile üyelerinin
    bağlı olmasıyla ve onların sahip olduğu ilişkilerle uğraşır. Bu üç alana dikkat etmek gerekiyor ve karar
    alırken akılda tutmalıdır. Buna rağmen aile terapistleri ne ile ve kim ile çalıştıklarının karmaşıklıklarını fark
    ettikleri zaman, daha dikkatli, düşünceli ve sonunda becerikli olurlar.

    Yaygın Etik Konular

    Bazı aile terapistleri etik kurallara uymayabilmektedirler. Aşağıda bazı etik kurallar açıklanmaya
    çalışılmıştır.

    Gizlilik

    Danışana etik konulara uyulacağı konuşulmalıdır. Öte yandan gizlilik yasal bir durumdur. Şayet gizlilik
    bozulursa etik olmayan bir durum ortaya çıktığı gibi terapistlerin yasal sorunlarla karşılaşmasına da
    sebep olur. Aile terapistleri bu konuda dikkatli olmalılardır.

    En iyi yöntem, aile bireyleri ile birlikte hepsiyle beraber danışma oturumunu yapmaktır. Bu durumlarda
    oturumda günah keçisi ya da problem kişi olmayacaktır. Bu süreçte karşılıklı terapist ve aile bireyleri,
    haklarını ve sorumluluklarını öğrenirler. Gizlilik içerisinde, oturumlarda konuşulanların orda kalması
    gerektiği somut olarak konuşulur ve aile bilgilendirilir. Bire bir görüşme olmaması danışanların cesaretini
    kırabilir. Bu yaklaşım sistem yaklaşımını destekler ve aileden birinin sorunu varsa diğerlerini de etkilediği
    fikrini geliştirir.

    Ara sıra terapistler gizliliğe uymayabilirler. Aile üyelerinden birinin kendine yada başkasına zarar vermesi
    yada mental rahatsızlık göstergelerinin olması durumlarında olabilir.

    Aile üyelerinin iyiliği için bunu yapması gerekebilir. Bu durum ile ayrıcalıklı iletişimi de beraberinde getirir.
    Ayrıcalıklı iletişim (privileged comminicated) danışanın haklarını koruyan danışanın yasal hakkıdır,
    kanunlarla garanti edilmiştir. Trapist ve danışan ayrıcalıklı(*) şekilde görüştüklerinde danışan normal
    oturum formatını bırakabilir Bununla birlikte aile içinde bir şeyler ortaya çıkmaya başladıysa, çocuk
    istismarı yada daha başka şeyler, terapist bunu gerekli yasal mercilere iletmelidir. Aile terapistlerini
    düzenli bir şekilde kontrol edilmeye ihtiyaçları vardır. Değişik kurumlar bunu yapmalılardır.

    Başka bir sorunda gizliliğin dikkatsizlikten dolayı bozulmasıdır. Bir vaka ile ilgili konuşurken uygunsuz ve
    dikkatsiz bir şekilde konuşmayla bu olabilir. Bu diğerlerine göre daha masum görünebilir. Elektronik
    iletişim araçları görüşme bilgilerinin başkalarının eline geçmesine yada ulaşmasını daha da kolay
    kılmaktadır. Her ne olursa olsun bu da bir etik dışı durumdur. Aile terapistleri bilgisayarda kayıt
    tutuyorlarsa dikkat etmelilerdir. Ve koruma altına almalılardır kayıtları.

    Gender Issues (Cinsiyet Konuları)

    Aile terapisinde cinsiyet öneli bir olgudur. Cinsiyet aile de kadın ve erkek ikisinin ilişkilerindeki temel
    yapıyı oluşturur terapistlerin cinsiyeti görüşmeleri etkileyebilmektedir. Aile terapilerinin ilk yıllarında erkek
    odaklı olarak çalışılıyordu. Ve kadınlar görmezden geliniyordu. 1980 den sonra cinsiyet terapisi
    genişletildi. Kadın ve erkeğe eşit şekilde muamele edilmeye başlandı. Yinede bazı terapistler yüzeysel
    değişiklikler yapmışlardır.

    Bu tavır etik kuralları göz ardı etmek demektir. Kadınları cinsiyetlerinden dolayı terapiden mahrum
    bırakabilirler ama kadınlar maliyeti ne olursa olsun bu hakkı almalılardır.

    Terapistler bütün aileler ile çalışırken şunlara dikkat etmelilerdir.

    finansal ve fiziksel olarak güç dengesini sağlamalı
    aile bireyleriyle rol ve kurallar la ilgili oyun oynaıp onların kendilerini farklı görmeleri sağlanır
    ailedeki küçük değişikliklerin ailenin bütününe etki ettiğini bilmeli.
    Terapist ile Aile Üyelerinden Birinin Cinsel İlişki Yaşaması

    En yaygın tabu aile danışmalığında, terapistin aileden biriyle ilişki yaşamasıdır. Ne yazık ki en yaygın
    sorunlardan biri terapistlerin, sağlık çalışanlarının danışanları ile ilişki yaşamasıdır. Yeni çalışanlar
    danışanlarla ilişki konusunda uyarılırlar. Ayrıca aile danışmalığı etik kodlarında bu durum men edilmiştir.
    Terapist ve danışan arasında yanlış anlaşılmalar olabilecek şekilde davranılmamalıdır.

    Teorik teknikler

    Bazı teorilerin teknikleri hala tartışmalı bir haldedir. Bu yüzden en son çare olarak düşünülmelidir. Mesela
    bilinç karmaşası ve paradoksları stratejik aile terapisi (straightforward) hiçbir şeyi gizlemeyen (apaçık)
    teoriler kadar iyi ele alamamaktadır. Benzer bir şekilde tarafsızlık konusunda tartışmalı bir tavır
    sergilemektedirler. Stratejik bakış açısına sahip terapistler ailedeki şiddeti çözüp, şiddet olmayan bir aile
    ortamı oluşturmaya çalışırlar. Sadece aile ile çalışırken aile içi dengeyi ve ailedeki değişimi yapabilir.

    Çok Kültürlü Terapi Konuları

    Etik durumların yaygın bir alanı da çoklu kültürel terapilerdir. Çoklu kültürel danışmada terapistin
    değerleri çok görkemlidir fikri olmamalıdır. Azınlık rupları ile çalışma yapar iken Pederson (1996) şu üç
    önemli etik hatayı önermiştir,

    Benzerlikleri vurgulamalıdır.
    Farklılıkları vurgulamalıdır
    Benzerlikler ve farklılıklar üzerindeki varsayımlarını vurgulamalıdır
    Aile terapistleri öneri vermeden önce ailenin bakış açısıyla onların kültürlerine bakmaya dikkat etmeliler.
    Bunu ele almak zor olabilir. Süpervizyon veya konsültasyon etik olması açısından tavsiye edilmektedir.
    Örneğin terapist genellikle danışanına dokunabilmektedir. İspanyol ve Latin kökenliler buna açıktır ve
    terapistlerini dokunarak yada sarılarak selamlayabilirler. Bu gibi durumlarda Kültürel farklılıklar etik
    kodlarda esnek tutulabiliyor.

    İnternet Yoluyla Terapi

    İnternetin terapilerde ve etik kodlar açısından sunduğu imkanlar olduğu gibi getirdiği sorunlarda olmuştur.
    İnternet terapistler tarafından kullanılmaktadır. Bazı düzenlerde danışan yaşadığı yerin bilgisini yanlış
    veriyor. E-mail sorularının cevaplarında 200 kelimeden fazla olmaması gerektiği söyleniyor.

    Fakat buna rağmen üçüncü çeşit kurulumlarda terapist aile üyeleriyle görülebilmektedir. Ve düzenli
    görüşmeler yapabilmektedir. Pratik yapmak danışanı yetiştirir bu konuda. Tedirginlikleri azalır, deneyimi
    artar.

    İnternetin kullanımı ile etik ikilemler çıkmaya başlamıştır. Güvenlikten yoksundur, gizlilik ihlal edilebilir,
    terapist olası tehlike ve zararlardan danışanını koruyamayabilir. Sözel olmayan tepkileri göremez ve
    yorumlayamaz. Danışan yanlış anlayabilir yazım hatalarını, yada yetersiz danışanlar zarar görebilirler
    yazdıklarından dolayı.

    Sorunlar karmaşık bir hal alabilir, daha da kötüsü olabilir. Ama herhangi bir kanuni bir yaptırım ya da
    koruyucu kanun söz konusu değildir aile terapisi hakkında. İnternetin kullanımı ve danışmanlıklar
    artmaktadır ve bununla birlikte görevini kötüye kullanma da artmaktadır.

    Etik Olmayan Davranışın Bildirilmesi

    Etik kodların okunması ve öğrenilmesi ile birlikte çalışanlar etik olmayan davranışlardan kaçınmaya
    başlanmıştır. Danışanlar çalışan terapistlere etik olmayan davranışları bildirebilmektedir.bterapistler bir
    durumla karşılaştıklarında etik kodlara başvurabilmektedirler. Eğer çözümleyemediği bir durum yada
    vaka varsa bunu gerekli kurumlara (ACA gibi) bildirmesi gerekmektedir. Böyle bir kurumda bir rapor
    verilmişse resmi araştırma açılacaktır

    Etik olmayan bir davranışa terapistler zor durumda kaldıklarında başvurabilmektedirler. Gizlilik sorunu
    artmaktadır. Etik kuralların ihlal edildiğini gören terapistler bunu bildirmekle yükümlüdürler.

    Şayet kesin bir şiddet varsa üç seçeneği vardır terapistin. Yetkili bir kurula dosya ile başvurması için
    danışanı teşvik etmeli, terapistin kendi şikayet etmeli yada hiçbir şey yapmamalı. Bu üç seçenekte
    danışana rahatsızlık verir, dolayısıyla terapistte bundan etkilenir.

    AİLELERİN DEĞERLENDİRİLMESİNİN ÖNEMİ

    Değerlendirme prosedürleri (assessment procedure) insanların, programların ve nesnelerin özelliklerini
    ölçmek için kullanılan her yöntemdir. Genellikle insanlardan en iyilerini yapmalarının istendiği test
    etmenin aksine, değerlendirme; tipik performansları, davranışları ve nitelikleri değerlendirir. Yani;
    değerlendirme, test ölçümlerinden daha kapsamlıdır.

    Aslında, değerlendirme, aile terapilerinin de hayati bir parçasıdır. Değerlendirme boyunca terapistler
    çalıştıkları aileleri sistemli ve uygun bir şekilde teşhis etmelerine yardım edecek bilgiyi kazanırlar. Bu
    amaçla terapist, ailenin yapısı (roller, sınırlar vs.), kontrolü (esneklik, güç gibi), kültürü (sosyal konum,
    kültürel kalıt vs.), ihtiyaçları/duyguları ve gelişimi hakkında bilgi edinir.

    Geçmişte, Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından yayımlanan ve akıl sağlığı bozukluklarını temel alan
    Teşhis edici ve İstatistiksel El Kitabı’nda (Diagnostic and Statistical Manual-DSM) evlilik ve aile teşhis
    kategorilerine az dikkat çekilmiştir. Temel olarak, DSM tıbbi modelden temel alınmış ve bireysel olarak
    yönlendirme yapılmıştır. Bu nedenle, evlilik ve aile alanları teşhis süreciyle sınırlandırılmıştır; çünkü aile
    terapistleri temelde ilişki yönelimlidir. İlişkileri bir rahatsızlık sınıfıyla bağlamak yerine DSM’in yaklaşımı;
    bu zorlukları tanımlamak için V kodları (V codes)’nı veya İlişkisel İşlevselliğin Bütüncül Değerlendirilmesi
    Ölçeği (Global Assessment of Relational Functioning Scale-GARF)’ ni kullanmaktı. V kodu, durumu, akıl
    rahatsızlığına atıfta bulunmayan bir şey olarak tanımlar. GARF ve DSM-IV ün Eksen 5’i olan İşlevselliğin
    Güncel Değerlendirmesi (Global Assessment of Functioning-GAF) ölçeğinin bireysel işlevselliği
    değerlendirmesi benzerdir. SON CÜMLEYİ EKLEE!!!

    DSM-IV (the fourth edition of DSM) aile-çocuk, kardeş, partner ilişkileri ve fiziksel ve cinsel kötüye
    kullanım gibi ilişkisel problemlere daha çok odaklanır. Ancak bazı engellere rağmen aile terapistleri
    gerekli olduğunda uygun bir tedavi planı geliştirilebilir ve izlenebilir diye değerlendirme ve teşhis etme
    gereği duyarlar

    Değerlendirmenin bir diğer avantajı; ailelerin ve aile üyelerinin daha iyi ilişkileri için ilişki dinamiklerini
    anlamaya yardımcı olmak, onlara net amaçları ve farklı bakış açıları kazanmalarını sağlamaktır.

    Değerlendirmenin son olarak bir diğer önemi; sayılabilirliği ve profesyonelliği ilişkilendirmesidir. Terapi,
    hizmetlerin belgelenmesini gerektirir ve hizmetlerin arkasındaki nedenleri takdim eder. Aile terapisi de
    daha bilimsel ve kesin olmaya başlıyor ve bu da becerilerini geliştiren ve halka hizmet eden aile
    terapistlerinin değerlendirmeye gittikçe güvenmesini sağlıyor. Böyle güven, sorumlu olma meselesidir.

    AİLELERİ DEĞERLENDİRMENİN BOYUTLARI

    Ailelerle çoğu değerlendirme, sistemsel yaklaşımda temele alınır. Bu yaklaşım, her bireyin bireysel
    karakteristik/özelliklerinden ziyade bireyler arası etkileşimden/ilişkilerden yararlanmayı gerektirir. Bir ya
    da diğer bir sebepten dolayı, dikkat bir kişinin üzerinde odaklandığında bile o kişinin davranışı, sistemin
    diğer üyelerinin davranışlarını şekillendirmesi, etkileme gücü ve eko sistemi etkileyebilecek değişkenler
    bakımından analiz edilir.

    Terapistler, terapi oturumunda sorulan sorularla, demografik bilgilerden çok etkileşime ve ilişkilere
    odaklanırlar. Örneğin; “Mary, John sinirli olduğunda sen ne yaparsın?” gibi sorular sorarlar.

    Fishman’a göre terapist değerlendirmede dört-boyutu hesaba katmalıdır Bunlar:

    Aile üzerindeki çağdaş gelişimsel baskı,
    Aile tarih,
    Aile yapısı,
    Aile süreci.
    Bu dört boyutlu model, terapistlere konuları hakkında sık sık değişen bir görüş vermelidir. Bu model,
    terapistlerin, hareket eden sisteme farklı açılardan bakmalarına izin verir. Bu model, terapistler sistemin
    içinde ve dışında, bazen tarafsız gözlemciler olarak hareket ettiklerinde, belli bir aile üyesini
    desteklediklerinde ya da ailenin kontrolünü sağlayan bir üyeyi fark ettiklerinde terapistin süreçteki
    pozisyonunu göz önünde bulundurur.

    Sürecin ve terapistin bu süreç içindeki aktif yerinin vurgusu aile terapisini bir deneyim terapisi olarak
    tanımlayan şeydir.

    AİLELERİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE KULLANILAN METODLAR

    Aile terapistleri birçok ve çeşitli değerlendirme tekniklerine sahiptir. Hem formal hem informal teknikler
    kullanabilirler. Resmi olmayan değerlendirme metotları (informal assessment methods) gözlemsel verileri
    içerir, bunlar doğal veya oyun oynama durumlarıyla ilgilidir, bunlar ölçülen olabileceği gibi olmaya da bilir.
    Resmi değerlendirme metotları (formal assessment methods)genellikle alan testleri ve envanterleridir,
    bunlardan bir kaçının temeli teorik kuruluşludur, bazıları da değildir.

    Aileleri Değerlendirmede İnformal Metotlar

    Çiftleri ve aileleri informal değerlendirmede birkaç yol vardır. Örneğin; sarnoff ve sarnoff ilişkilerinde
    olumlu deneyimlerini “çiftlerin informal değerlendirmelerini” sağlayabilmek için “çiftlerin yaratıcılık

    değerlendirme görevleri(couples creativity asessment tasks C-CAT)” tasarladılar. Bu ölçme
    envanterindeki görevler; erken anılara odaklanmayı, geleceği, problem çözme yeteneği oluşturmaya
    bakış açısını ve ayrı düşünceleri içerir .Bu ölçme 40-45 dakikayı alır. Bu envanter çiftlerin hayatları
    süresince “daha olumlu, aşklı ve sağlıklı etkileşimi” getirmek içindir.

    Aile değerlendirme informal metotlardan en iyilerinden biri de “Aile Değerlendirme Formu”(Family
    Assessment Form)dur. Bu form, aile terapistlerinin yeterli kısa zamanda birçok bilgi edinmesini amaçlar.

    Aileleri informal değerlendirmede başka bir yolda direkt gözlemlemektir. Bireysel danışmanın aksine aile
    terapisi kişiler arası problematik değişimi direkt olarak gözlemlemek ve bunu bu olayların öznel tercihlerle
    karşılaştırmak için fırsatlar önerir. Bu süreç eşit olmasına rağmen bir karışıktır,çünkü bireylerden birinin
    bazı dönemlerinde düşmanlık ifadeleri olanaklıdır. Bunlar bilgi toplamak için paha biçilmez araçlardır ve
    başka envanterler bunu sağlamaz.

    Referal Kaynaklar:

    Değişmesi İstenen/Mevcut Problem (her üye açısından)
    Tekrarlayan Etkisiz/Verimsiz Davranış Dizileri (çözüm çabaları, homeostatik denge çabaları)
    Aile Yapısı (Aile haritası; fert olarak katılım veya yalıtım, esneklik veya sertlik; güç yapısı; kuşaksal
    sınırlar;eşli ilişkiler, anlaşmalar, roller vb.)
    İletişim ve Etkileşim Tarzları (direk, açık, karışık, etkili, bilişsel, pozitif, negatif, destekleyici, agresif vb.)
    Dikkate Alınan Temel Varsayımlara Bakmak
    Aile Yaşam Evresi (Erken evlilik, genç ebeveynliği, orta yaşlar, emeklilik vb.)
    Aile Soyu hakkında Uygun/gerekli Bilgi (geçmiş nesillerin pozitif ya da negatif etkileri)
    Stres ve Destekte Dışsal kaynaklar (Aile dışındakilerle ilişkiler, arkadaş, iş arkadaşı gibi)
    Ailenin Güçlü Yönleri
    Önemli Fiziksel Durumlar/İlaçlar/Rahatsızlıklar
    Diğer Bilgiler (Önceki tedavi ve test sonuçları gibi)
    Terapötik amaçlar:
    Önerilen Terapötik Müdahale

    Aileleri Değerlendirmede Resmi Metotlar

    Aile terapistleri 1000’den fazla ölçme envanterlerine sahiptir. Bu envanterler şu alanları kapsarlar; çeşitli
    yakınlık, güç, uyum ve ebeveyn. “bu envanterler kullanıldığında uygulayıcıların ve danışanların
    değerlendirme ve tedavi sürecini zenginleştirebilirler.”

    Klinisyenlerin referans çalışmalara başvurmaya ve onların durumları için uygun özel ölçekler için
    kuramlara ihtiyacı vardır. Aile terapisinde kullanılan bütün değerlendirme araçlarını, ölçeklerini not etmek
    önemlidir. Bu envanterlerin; ölçülü oluşturulan değerler, bu basamaklar ve raporlaştırılarak oluşturulan
    yardımcı basamaklar, kolay ya da zor olan skor yönelimleri ve test sonuçlarının yorumlanması, geçerlik
    ve güvenirlik hakkında olan deliller için dikkatlice incelenmiş olması önemlidir.

    Aile terapisi ölçeklerindeki eğilimlerin artışına rağmen, klinisyenler onları denemekten çekiniyorlar.. Bu
    suskunluğun sebeplerinden biri, kullanılan ölçme envanterlerinden yenilik getiren pratiğinin üstünlüğünü
    kesmeden aile terapistlerini uzaklaştırmak ve gerekli eğitime sahip olmamalarıdır. Bu aile terapistleri;
    çalıştırılan ölçme eğilimlerinin çoğunda sık sık, birey odaklı değerlendirme envanterlerini, örneğin MMPI-
    2 ve Myers-briggs type indicator kullanırlar.

    Evlilik ve Aile Terapilerinin Değerlendirme Ölçüleri

    *Evlilik Değerlendirme Ölçüleri

    -Çalışan Kadınlar Tutum Ölçeği

    -İki-Kariyer Aile Ölçeği

    -Değişim-Yönelim Envanteri

    -Evlilik Memnuniyet Envanteri

    -Evlilik İletişim Envanteri

    -Cinsel Tutum ve İnançlar Envanteri

    -Locke-Wallace Evlilik Uyum Testi

    -Myers-Briggs Tipoloji Envanteri

    -Dyadic Uyum Ölçeği

    *Ebeveyn Değerlendirme Ölçüleri

    -Ebeveyn-Ergen İletişim Envanteri

    -Ebeveyn beceri Envanteri

    * Aile Değerlendirme Ölçüleri

    -Beavers-Timberlawn Aile Değerlendirme Ölçeği

    -Çatışma Çözme Ölçeği

    -Yaşam Kalitesi Ölçeği

    -Aile Uyum ve Tutarlılık Ölçeği

    -McMaster Aile Değerlendirme Planı

  • Burun spreyleri

    Kış ayları geliyor. Başta küçük bebekler olmak üzere bütün çocuklar, hatta büyükler burun tıkanıklığı ile boğuşmak zorunda kalacak. Ardından hemen çeşitli burun damlalarına başvurulacak. Ama acaba bu burun damla veya spreylerini ne kadar doğru kullanıyoruz? Gelin birlikte inceleyelim.

    Burun yolu ile uygulanan ilaçlar, içerik veya kullanım şekline göre sınıflanabilir.

    -Burun temizliğini sağlamaya yönelik damla veya spreyler. Bunları “ilaç” olarak isimlendirmiyoruz. Çünkü amaçları temizlik olduğuna göre; sade su veya içine bir şeyler katılmış su olarak düşünebiliriz. En yaygın olanları “serum fizyolojik” ya da “okyanus suyu” adı altında satılan , esas olarak tuzlu sulardır. Bunların içindeki tuz miktarı, insan serumundakinden fazla değildir. Böylece içindeki tuzun insanlara zarar vermemesi sağlanır. Hem tuzun etkisi, hem de suyun fiziksel temizleme gücü birlikte kullanılır. Ayrıca sık veya uzun süre kullanılması halinde zarar vermesin diye bu sıvıların asitlik derecesini de dengelemek için içine karbonat gibi görev gören ama vücuda zarar vermeyecek katkılar da katılmalıdır. Piyasadaki pek çok ürün bu şekilde düzenlenmiştir. Böylece evde suya tuz atarak hazırlanacaklardan daha güvenle kullanılır. Bunun küçük ampullerdeki ya damlalıklı şişelerdeki damla formu, bebeklerde kullanışlıdır. Damlatıldıktan sonra çeşitli yollarla aspire edilerek yani, elektrik süpürgesi gibi emerek bu suyu ve beraberindeki burun salgılarını temizlemek oldukça etkili olur. Asitliği de dengeli ise, gerektikçe sık sık kullanılabilir.

    Sprey formunda sıvılar da vardır. Okyanus suyunun direkt paketlenir; böylece içindeki iyot vs. diğer elementler de doğal denize girilmiş gibi temizlik sağlar, veya bu suya benzetilerek hazırlanır. Sprey halinde sıkılınca burunun derinliklerine de ulaşabilir. Çok küçük bebeklerde bu türün kullanımı uygun değildir.

    Basınç etkisini daha belirginleştirerek fiziksel temizlik oranını artırmak için litrelik serum fizyolojik sıvısından enjektörle çekip iğneyi çıkarıp buruna sıkarak kullanılabilir. Eski bir yöntemdir, zorunlu olursa veya gerektiğinde hastane ortamında kullanılabilir. Bu yöntemin evde kullanılacak şekli de hazırlanmıştır. “Sinüs rinse” adı altında hazır satılmaktadır. Plastik şişeyi burun içine sıkarak basınçla sıvı buruna gönderilir; Bütün geniz bölgesini temizleyerek diğer bulun deliğinden pislikler dökülür. Aynı işlem diğer bulun deliğinden de tekrarlanarak temizlik tamamlanır. Bunu sakıncası; basıncı ayarlayamayıp kuvvetle sıkılırsa; orta kulağa sıvı kaçıp ağrı ve enfeksiyon yaratabilir.

    -İlaç içerikli sıvılar.

    Bunların bir kısmı, hem sıvı salgısını azaltan, hem damar geçirgenliğini düzenleyen hem de kaşıntıyı azaltan ilaçların karışımıdır.Sadece lokal olarak etki etmesi amaçlanır. İlaç bölgeden emilip dakikalar içinde burunu açar. Bu ilaçların kullanımı süre ile sınırlıdır. Art arda maksimum 1 hafta süre ile kullanılır. Daha uzun süre kullanılırsa, bu kez yararlı etkisi ters döner, burun daha da fazla tıkanır. Kullanımı sınırlıdır. Sadece kısa süreler için, örneğin nezle dönemlerinde gece uykuya geçmeyi kolaylaştırmak için kullanılabilir.

    Bazı ilaçlar, daha uzun süre kullanımı da mümkün olan türdendir. Bu grubun en yaygın kullanılanı kortizon içeren ilaçlardır. Allerjik nezle tedavisinde kullanılır. Bunlar burun açıcı tür ilaçlar olmadıkları için hemen etki göstermesi beklenmez. Bu nedenle de uzun süre kullanılmaları gerekir. Sadece burun tıkanıklığı döneminde burunu açmak için kullanılırsa, tuzlu su yerine geçer. Gerçek etki için en az 1 hafta kadar kullanmak gerekir. Ama ne zamana kadar? Erişkinlerde bu süre kısıtlı değildir. Ama çocuklarda, yazılı bir kural olmasa da 2 ay kadar; yani 1 kutu ilacı bitirene kadar kullandıktan sonra bir süre ara vermek daha doğru olur. Bu süre de net belli değildir. Yaklaşık 1-2 hafta ara verilebilir. Daha uzun kullanımda, irritasyon etkisi ile burun kanamalarına neden olabilir. Burun içinde cilt altı destek dokusu yetersiz olduğu için, bu ilacın etkisi ile de uzun kullanımda bu yolla da kanamalara veya bölgesel zedelenmeye, hatta burun orta direğinde delinmelere bile yol açabilir. Doktor denetiminde kullanılması gerekir. Sadece geniz eti büyüklüğü olduğunda bu geniz etini küçültmesi amacı ile kullanmak doğru değildir. Çünkü kortizonun geniz etini küçültme etkisi yoktur. Sadece bölgesel enfeksiyon veya şişlik varsa, bu şişliği geçirip bir süre için burun açılmasına katkıda bulunabilir.

    -Burun içini nemlendirenler; genelde yağ içeriklidir. Burun iç yüzeyini yağlayarak sıvının buharlaşmasını, salgıların burun duvarına yapışmasını önler. Jel, merhem, sprey formları vardır. Bazen bu tür ilaçlar antibiyotik içerikli olup lokal enfeksiyon tedavisi için de kullanılabilir.

    -Direkt buruna uygulanmadan buruna etki etmesi planlanan ilaçlar; eskiden beri kullanılan yöntemlerdir. Kaynar suya kokulu bitkilerin atılarak çıkan buharın solunması şeklindedir. Artık bu yöntem de çeşitli ilaçlar şeklinde bulunmaktadır. Suya atılıp buharını koklayarak, yastığa, giysinin yakasına veya bir mendile damlatıp kendiliğinden veya vücut ısısı ile buharlaşarak koklanıp burnu açması sağlanır. Geçici bir etki olup herkeste eşit etki göstermez. Ayrıca irritan etkisi ile alerjik bünyelerde zarar verebilir; hatta astım atağını bile başlatabilir, dikkatli kullanılmalıdır.

    -Sistemik ilaçların da istenen veya istenmeyen etkileri burunu da etkileyebilir. Örneğin kortizon iğne veya hap, şurup formları, burundaki ödemi çözüp tıkanıklığı açabilir. Parazite bağlı burun kaşıntıları, parazit tedavisi sonrası kaybolabilir. Yüksek tansiyona bağlı tekrarlayan burun kanamaları, hastalığın tedavisi ile düzelebilir.

    En iyisi hasta olmamak ve tedaviye gerek görmemektir. Hepinize sağlıklı günler dilerim.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    sınav kaygısı: Bireyin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj, sınav sonrası duruma ilişkin atıflar ve sınav sonrası elde edilecek kazanımlara verilen önem sonucunda öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmaması ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı durumudur. Bu durum kişinin sınava hazırlanmaya başladığı dönemde de başlayacağı gibi, sınava yakın dönemlerde de ortaya çıkabilmektedir.

    Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir. Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu anlamama, düşünceleri organize etmede zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine değil kendisine odaklanma, zihinsel becerilerde zayıflama , enerji azlığı, fiziksel rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Öğrenciyi farkında olmadan kendi davranışını denetleyemez hale getirir… ,

    Bu durum çoğu zaman sadece öğrenciyi etkilemekle kalmamakta aynı zamanda aileyi de etkilemektedir.

    Öğrenci ve aileyle yapılan görüşmlerle sınava bbakış açıları yeniden ele alınarak daha vverimli bir sınava hazırlık ve sınav süreci yaşanması hedeflenir.

    stresle baş etme: stres dönemleri hayatın her evresinde olan daha çok yaşadığımız olaylara değilde olayları yorumlama şeklimize bağlı olarak hayatımızı etkileyen süreçlerdir. Çoğu zaman ilerlemek ve hayat dair birşeyler yapmak ve sorunları aşmak için motive edici özelliği olmakla birlikte aşırı olduğu zaman kişinin baş etme becerilerini engelleyen bir durum da olmaktadır. Bu gibi aşırı durmlarda alınacak profosyonel yardımlarla kişinin stresli dönemleri daha rahat atlatması ve oluşacak olumsuzlukların önüne geçilmesi sağlanır.

    evlilik ve boşanma: evlilik kişilerin hayatlarında yaşadıkları önemli süreçlerden birisidir. Çünkü roller , hayata dair beklentirlerin ben olmaktan çıkıp biz olduğu bir sürece girilmektedir. Kişiler bu sürece uyum sağlayamadıklarında da sorunlarla karşılaşabilmekte ve hatta bu sorunları giderebilmek adına evliliklerine son verebilmektedirler. Her iki süreçte bazen kişler için yıpratıcı olmaktadır. Bu dönemlerde alınacak karaların sağlıklı verilmesi için alınacak danışmaklık kişilerin bu süreci daha sağlıklık bir şekilde atlatmasına yardımcı olmaktadır.

    ergen sorunları: hem çocuklarımızı hem de ailelerini yakından ilgilendiren bir dönem. Ergenlik kişinin çocukluktan , anne babaya bağımlı olduğu dönemlerden yetişkin olmaya , ayrı bir birey olmaya geçiş süreci olup kişinin ikinci doğumu olarak ta görülebilir. Yetişkinlikte yaşanacak süreçlerin temelinin oluştuğu dönemdir. Kimi zaman sancılı geçen bu süreçte hem ergene hem de aileye verilecek danışmanlık onların bu süreçleri daha bilinçli, farkında olarak ve sağlıklı geçirmelerine yardımcı olmaktadır.

    Terapiler: Terapilerle kişilerin günlük yaşamda karşılaştıkları sorunlar , bu sorunlara karşı geliştirdikleri çözüm yöntemleri ve sonuçları ele alınarak, kişinin ruhsal durmuna etki eden olumsuzlkar düzenlenmeye çalışıkır. Gerekl aile , gerek ilişki gerekse yaşama karşı bireysel olarak hissedilen zorluklar anlamlandırılır ve bbu durumlar karşısında kişinin farkındalığı arttırlır. Olayları algılamma yorumlama ve tepkilerinin nneden ve sonuçalrının farkına varması sağlanır.

    bireysel psikoterapi : kişinin kendisini daha iyi tanımasına , sorunlara karşı dahah etkili çözümmler geliştirmesine , önemli karakalar alaıbilme becerisi artırılarak zorlukların üsteisnden gelmesi sağlanır

    cinsel terapi: çiftlerle yapılan görüşme ile sağlıklı bir cinsel yaşantı ve cinselliğe bakış yeniden yapılandırılırken, davranışçı ödevlerle sorun olan alanlar düzeltilmeye çalışılır.

    evlilik ve çift terapileri: ilişkler tek taraflı olmayıp her zaman sorun yaşanma ihtimalleri yüksel olan yaşam denneyimlerimizdir . bura da önemliolan sorunların olup olmammamsı değil sorunlar kaşısında kişilerin göstredikleri tepkiler ve rollerinin ilişkiyi yaşayanlar tarafındann fark edilmesidir.

    aile terapisi: aileyi oluşturan bireylerinetkileşimlerinde yaşadıkları sorunların çözümlendiği terapi süreçleridir. Aynı zamanda psikolojik bir rahatsızlık tespit edilen bireye aile içi dengelerin düzenlenmesi yolu ile de yardımcı olunduğu bir süreçtir.

    Hastalıklar:

    Cinsel işlev bozuklukları:

    Vajinismus: Halk arasında ilk gece korkusu olarak ta bilinen vajinismus, bayanların cinsel birleşme sırasında aşırı korku yaşaması sonucu vajinanın grişindeki kaslarda kasılma olması ve bu kasılmaya bağlı ilişkiye girememe yada çok ağrılı ilişki olması durumudur. Korkunun altında yatan vajinanın penis için küçük olduğu ve ilişkiye gireceği zaman canının çok yanacağı, vajinada yırtılma olacağı gibi baş edemeyeceği bir durumla karşı karşıya kalma düşüncesidir. Bu kaygı okadar şiddetli olur ki çoğu zaman partneri itme veya aşırı kasılma olur. Kasılma vajina girişinde olabileceği gibi tüm vücudu kapsayacak şekilde de olabilir. İlişkiye girememe bir süre sonra eşte sertleşme sorunları ve isteksizliğe neden olabilir. Bunun bir rahatsızlık olduğunu bilmeyen çiftler karşılkılı yetersizlik duygusu ile sık sık çatışmalar yaşayabilirler. Ailelerin çocuk beklentisi, çiftlerin iyi eş olma beklentileri çiftler üzerinde baskı oluşturdukça kaygı seviyesi daha da artabilmektedir. Doğru uzman ve duğru davranışçı terapi ile %100 tedavi şansı olan bir durum olmakla birlikte yanlış yaklaşımlar evliliğin sonlanması ile sonuçlabilmektedir.

    Ereksiyon problemi: ilişkiye girmeye yetecek düzeyde sertleşmenin sağlanamaması erektil disfonksiyon olarak tanımlanmaktadır. Ereksiyon erkeğin yeterli uyarılması sonucu oluşan fizyolojik bir süreçtir. Bu süreci bozan birçok faktör sertleşmeyi engeller. Yorgunluk, isteksizlik, aşırı heyecan , gibi durumlarda normal olarak etkilenen sertleşme, kişinin başarısız olacağım düşüncesi eklendiğinde kaygıya sebeb olur ve kişi uyarılamadığı için sertleşemez. Bu durumda ilaç kullanmadan sadece terapi ile çözümlenen bir durumdur. Kişinin dikkatinin kygıdan uzaklaştırılıp onu uyaranlara yönlendirilmesi hedeflenir.

    Erken boşalma: erkeğin ilişki hemen başında isteği dışında boşalmasına engel olamamsı, cinsel birleşme olmadan önce veya olduktan çok kısa bir sürede boşalması durumunu tanımlamaktadır. Boşalma süresi öğrenilen bir süreçtir. Kişi kendisini boşalma eşiğine getirecek uyaranlara sık ve hızlı bir şekilde kendisini maruz bırakarak öğrendiği boşalma süreci ilşkiyede yansıdığında bu sorunla karşı karşıya kalınmaktadır. Tedavide günümüzde antidepresanların yan etkilerinden faydalanılmaya çalışılsa da bu çoğu zaman yetersiz olmakta, yeterli olsada ilaç alınmadığında etki göstermemektedir. Boşalma eşiğine getiren uyaranların tespiti bunlara maruz kalma yoğunluğunu azaltmaya yardımcı davranışçı ödevlerle boşalma kontrolünün sağlanması tedavinin hedefidir. Bunun için uzman bir cinsel terapisten yardım alınmalıdır.

    Duygudurum bozuklukları:

    Depresyon: ne yazık ki günümüzde sıkça ogünkü ruh halimzin kötülüğünü anlatmak için kullandığımız bir kelime olan depresyon (depresif ruh Hali) hastalık boyutun da insanın kendisini mutsuz, üzgün hissettiği, geleceğe dair ümitsizlik düşüncelerinin arttığı, kendiyle ilgili değersizlik düşüncelerinin oluştuğu bir süreçtir. Tabiki her üzüntü ve mutsuzluk depresyon olarak tanımlanmamaktadır. Geçici üzüntü halleri de dönem dönem yaşanabilmekte olup depresyon dediğimiz rahatsızlıktan bahsedebilmemeiz için bu duyguların kişide uzun süreli yaşanıyor olması ve kişinin günlük hayatını etkileyecek , diğer insanlarla olan ilişkisini, çalışma hayatını, öz bakımını etkileyebilecek düzeyde olması durummuna depresyon hastalığı diyoruz. Depresif bozuk doğru tanı ve doğru ilaç ve terapilerle tedavisi ola bir rahatsızlıktır. Tedavi edilmediği taktirdi, ciddi kayıplara hatta intiharla sonuçlanan ölümlere neden olabilmektedir. Ve şu anda dünyada en sık rastlanılan hastalıklarda birsidir,

    bipolar bozukluk: içinde depresyon , mani ve normal dönem olmak üzere üç dönemi de içerebilen, ve bu dönemleri döngüler halinde yaşayan bir hastalıktır. Bazen aşırı çökkün durgun isteksiz olunan depresyon dönemleri yaşarken bazen de bunun tam tersi aşırı hareketlilik ve enrji halini içeren manik dönemler yaşanabilmekte bazen de her ikisinin olmadığı normal olarak tanımlanan süreçler yaşabilinmektedir. Genektik yatkınlığın çok olduğu bir hastalık olup, manik dönemler ve depresif dönemler hastane de yatmayı gerektirecek kadar ciddi olabilmektedir. Mutlaka ilaç tedavisi gerekmekte olup aile desteği de çok önemlidir. Hasta hastalığı hakkunda bilinçlilik kazanırsa hastalık dönemleri önceden tespit edilip daha hafif atlatması sağlanabilir.

    Anksiyete bozuklukları:

    panik bozukluk: Kişinin kendisine kötü bir şey olacağı ve bu durumla baş edemeyeceği endişesi yaşadığı tekrarlayan ataklarla seyreden bir rahatsızlık. Günümüzde çok sık karşılaştığımız ve sıklığı giderek artan bir rahatsızlık. Atakların sıklığı ve süreleri kişiden kişiye değişmekte olup, genellikle kalp krizi geçirme, düşüp bayılma, delirme çıldırma, beyin kanaması geçirme gibi düşünsel endişelerle birlikte çarpıntı, nefes darlığı ateş basma , mide bulantısı, uyuşma karıncalanma, baş dönmesi gibi beden belirtileri yaşanmaktadır. Bu ataklar çok korkutucu düzeyde olup genelde kişiler hastane acillerine başvurmakta, yalnız başlarına kalamamakta ya da belirtileri kontrol edemeyecekleri aşırı kalabalı ortamlara girememektedirler. Yaşam kalitesi bozan bu belirtiler tedavi edilmediğinde kişide ümitsizlik ve karamsarlık gibi depresyon belirtilerine de neden olabilmektedirler. Panik bozukluk hiçbir zaman kişinin delirmesine, kalp krizine ya da beyin kanamasına sebep olmamaktadır. Ve doğru tanı ve tedavi ve terapi süreçleri ile çözümü olan bir hastalıktır.

    sosyal fobi: kişinin diğer insanlarla etkileşiminde, iletişimdeaşırı kaygı duyması ve bu kaygı ile kendisini geri çekerek iletişimini azaltması ile kendisini gösteren bir rahatsızlıktır. Kendisine güven azlığı ve diğer insanların kendisi ile ilgili olumsuz yorumlarda bulunacağı düşüncesi kişin iletişimde veya performans göstermesi gereken durumlarda aşırı kaygı duyarak geri çekilmesine neden olmaktadır. Bu durumlarla karşı karşıya kaldığında çarpıntı, ateş basması, terleme, ağız kuruması titreme gibi kaygı belirtileri yaşanması, bir daha bu durumla karşı karşıya kalındığında kaçma davranışının temelini oluşturmaktadır. Kişi kaygı yaşayacağı durumlardan kaçındıkça sorun yaşamaz ama sosyelleşme ve kendisini ifade etmeme yakın çevresine aşırı bağımlılığı ve onlara karşı öfke patlamalrı yaşamasına neden olabilir. Tedavisinde amaç ilaçlarla kaygıları kısmen azaltılarak kaçındığı davranışları yapaması sağlamakla birlikte asıl önemli olan terapi süreci ile düşünce yapıları üzerinde çalışılması ve kaçındığı davranışların üzerine giderek yeni olumlu düşünce kalpıları oluşması sağlanmasıdır.

    yaygın anksiyete bozukluğu: kaygı belirtilerinin gün içinde hemen hemen birçok olaya karşı yaşandığı, kişinin günlük işler ve aktivitelerle ilgili sürekli olumsuz sonuçlar düşünmesi ve bundan dolayıda kaygı yaşaması halidir. Bir yola çıkılması, alışveriş, misafir ağırlanması, yoldan gelecek bir yakının beklenmesi, doktora gidilmesi ve benzeri birçok olayın sonucunda kötü bir sonuçla karşılaşılacağı düşüncesini takşip eden aşırı heyecan sürekli kontrol etme isteği ve ya o işi yapmak istememe gibi durumlar görülebilir. Kaygının bu kadara aşır ve yayagın oluşu kişinin bir süre sonra yaşamdan keyif almamasına da sebeb olur. Bu durmun tedavisinde de diğer kaygı bozukluklarında olduğu gibi ilaç teddavisinin yanı sıra terapi yaklaşımı şarttır, aksi taktirde hastalığı tekraralama ihtimali vardır.

    travma sonrası stres bozukluğu: travma tanımı burada kişinin ruhsal yapısında ciddi tehdit algısı oluşturacak bir olay olarak tanımlanmaktadır. Doğal afetler, yaşamı tehdir edebilecek kazalar, kavga veya saldırı durumları, savaşlar, cinsel yada fiziksel saldırı, işkence cinsel taciz ve istismarlar travma olarak tanımlanmaktadır. Olayın travma olarak tanımlanması için kişinin gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma,kendisinin ya da başkasının fizik bütünlüğüne karşı bir tehdit olayını yaşamış,böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiş olması ve bu olay karşısında aşırı korku,çaresizlik ya da dehşete düşme tepkileri vermiş olması gerekir. Kişi travmatik olayı elinde olmadan tekrar tekrar anımsar, olayla ilgili kabus veya sıkıntı verici rüyalar görür, bazen olayı yeniden yaşıyor gibi hisseder, olayı hatırlatan durumlarla karşılaştıgında yoğun psikolojik sıkıntı duyar ve fiziksel tepkiler yaşar. Ayrıca olayla ilgili düşünce,duygu ve konuşmalardan kaçınmak için özel çaba sarfetmesi, olayı hatırlatan etkinlik,durum ve kişilerden kaçınması, olayın bazı bölümlerini hatırlayamaması, duygularında donukluk, insanlardan uzaklaşma ya da yabancılaşma hissetmesi, daha önce sevdiği etkinliklere karşı ilgisinde azalma olması ve bir geleceği kalmadığı duygusunu yaşaması da gözlemlenir. Uykuya dalmada ya da uykuyu sürdürmede güçlük çekmesi, çabuk sinirlenme hali ve öfke patlamaları yaşaması, kendini sürekli tetikte hissetmesi, aşırı irkilme tepkileri vermesi, yoğunlaşma ve dikkat güçlükleri yaşaması da aşırı uyarılmışlık sınucu görülür. Bütün bu belirtilere, suçluluk duyguları, kişilerarası ilişkilerde bozulma, duygulanımda iniş çıkışlar, kendi kendine zarar veren davranışlar, bedensel yakınmalar, utanç,umutsuzluk,değersizlik duyguları, toplumdan uzaklaşma gibi belirtiler de eşlik edebilir. Tedavisinde terapiler , EMDR ve ilaç tedavileri , uygulanmakla birlikte en etkili yöntem terapi ve ilaç tedavisinin birlikte kullanılmasıdır.

    obssesif kompulsif bozukluk: halk dilinde takıntı, ves vese olarakta tanımlanana obssesyon kişinin saçma olduğunu bildiği halde aklından atakamadığı düşüncelri tanımlar. Kompülsyon yani zorlantı ise bu düşüncelerden kurtulmak için yaptığı tekrarlayıcı davranışları tanımlar. Obsesyonlar yani ves veseler değişik konularda olabilmeklle birlikte en sık olarak temizlik, düzen, kontrol etme şeklinde görülür. Takınıtlar ve zorlayıcı davranışlar kişini gün içerinde çok fazla vaktini almaktadır ve günlük haytaını götürmekte ve kişler arası ilişklerinde sorunlar oluşmasına neden olmaktadır. Kendisi dışında çevresindkilerinde bu takıntılara uyması için çevresiyle sık sık çatışan vakalar da görülmektedir. Sırf takıntıları yüzünden başkalarına misafirliğe gidemeyen, misafir ağırlayamayan veya ev işlerini yetiştiremediği için sosyal hayatını devam ettiremeyen durumlar gözlemlenebilmektedir. Ruhsal yapıda ciddi zorlanmaya nneden olan bu hastalığı tedavisinde ilaçlarla azaltılan kaygı ile birlikte önemli olan davranışsal terapi yöntemleri ile tekrarlayıcı davranışlar azaltılarak kaygını ortadan kaldırılmasıdır.

    Psikotik bozukluklar:

    Şizofreni: Kişinin gerçeği değerlendirmesinin bozulduğu, olmayan durumları algıladığı ve bunlara inanarak o çerçevede yaşamını şekillendirdiği bir hastalıktır. Kuşku ve şüpheler içinde beyin olaylarla ilgi olduğundan farklı senaryolar kurar ve bu senaryolara göre davranır. Takip edilme , kötülük görme , kendisine komplo kurulduğu gibi düşünceler oluşabilmektedir. Ayrıca sesler duyma, görüntüler görme, koku alma, bedensel diğer duyular gibi olmayan duyu algıları da oluşur. Süreğen bir rahatsızlık olup kişinin günlük hayatını sürdürmesine engel olacak düzeyde ciddi belirtilerle seyreder. Kronik bir hastalık olup tedavisinde ilaçların çok önemli yeri vardır. İlaç tedavisi ile günlük yaşantısını sürdürebilir hale gelebilen hastalar olmaktadır. Akut dönemde EKT tedavisi de ciddi belirtilerin hızla toparlamasına yardımcı olabilir. Hastanın ve ailenin hekimle iyi iletişim içerinde olması, hekime duyulan güven, hastalıkla ilgili bilgilendirme ve tutum önerileri ile hastanın tedavisi sürdürmesi de önemli bir yaklaşımdır.

    kısa psikotik atak: şizofreni hastalığında görülen belirtilere benzer belirtilerle seyreden ama belirtilerin 1 aydan daha kısa sürdüğü ataklardır. Çoğunlukla olumsuz bazen de olumlu aşırı baskı yaratan süreçlerin arkasından gözlemlenir. Belirtiler 1 aydan uzun sürmediğinde bu tanı konulabildiği için tanı daha çok takiple karar verilir. İlaç tedavisi ile başlanan tedaviye durumu düzelmesi ile birlikte kişinin sters durumlarıyla baş etmesini güçlendirecek görüşmelerle devam edilir.

    şizoaffektif bozukluk: şizofreni ve bipolar bozukluk belirtilerinin birlikte gözlemlendiği bir hastalıktır. Düşünce ve algı bozukluklarının sürekli olup arada depresif ve manik atakların yaşanmaktadır. Günlük hayatı ciddi düzeyde etkileyen bir rahatsızlık olup ilaç tedavisi gerektiren bir durumdur.

  • EMDR TERAPİSİ (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) NEDİR VE NASIL UYGULANIR?

    EMDR TERAPİSİ (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) NEDİR VE NASIL UYGULANIR?

    EMDR Terapisi’ne, göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğinin tesadüfen
    keşfedilmesi ile başlandı. EMDR, güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. Travmatik deneyimlerle ilişkili olduğu
    bilinen beynimizdeki limbik sistem ve amigdalaya etki ettiği öne sürülmektedir. Travmatik anılar, uzun
    süre boyunca beynimizin epizodik hafıza bölümünde sıkışık kalır. Terapi sırasında göz hareketleri ile
    beynimizin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak beynimizde kilitli kalmış anıların diğer anılarımızla ilişki
    kurması sağlanır. EMDR’nin iki yönlü uyarımı içeren tedavi prosedüründe, nörobiyolojik
    mekanizmalarımızı uyararak epizodik hafızamızda kilitli kalan, anlatmak istemediğimiz anılarımızın
    harekete geçerek semantik hafızamıza geçmesini sağlanır.

    Her türlü psikolojik problemin kaynağı olarak kişilerin yaşadıkları anıların, geçmiş yaşantılarında
    hissettikleri duygu ve düşüncelerin bugün ve yarınlarını yönettiği düşünülmektedir. EMDR Tedavisi ile
    travmanın yarattığı duygusal kilitlenmişliği açar, kişilerin geçmişlerinin izlerinden kurtularak hayatlarına
    devam etmesi ve bugün ki problemleri ile daha güçlü kaynaklarla baş edebilmeleri amaçlanır. EMDR
    terapisi ilk görüşme ve problemin tanımı 50 dakika, devam eden tedavi seansları 90 dakika olarak
    uygulanmaktadır. Bu terapi hızlı ve etkili bir yöntemdir.

    Tedavi sonrasında kişi, problemlerini anlatmaktan artık rahatsızlık duymaz. Anılarını yeni ve sağlıklı bir
    bakış açısıyla görür. Önceden yaşadığı olayların geçmişte kaldığına gerçekten inanır ve artık onu olumsuz
    etkilemediğini bildirir.

    EMDR TERAPİSİ (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) HANGİ ALANLARDA
    KULLANILIR?

    Herkesin geçmişte yaşadığı büyük veya küçük travmalar olabilir. Kişinin küçüklüğünde yaşadığı olumsuz
    durum onun üzerinde travmatik etki bırakmış ve o kişinin geleceğini etkilemiştir. EMDR Terapisi; travma
    sonrası stres bozukluğu, yas, depresyon, bağımlılıklar, cinsel istismar,depresyon, özgüven problemleri,
    sınav kaygısı, doğal afetler, çocukluk döneminde yaşanan üzücü olayların neden olduğu duygusal
    sorunların yanı sıra fobi, kaygı ve panik bozukluklarını gidermek için de kullanılan bir tedavi yöntemidir.

  • Baharla birlikte alerji mevsimi de başladı

    Baharla birlikte alerji mevsimi de başladı

    Güneşin Yüzünü Gösterdiği, Doğanın Yeniden Hayat Bulduğu Bahar Mevsimi Alerjinin de Habercisi…

    Doğanın yeniden hayat bulduğu bahar mevsiminde, en sık görülen alerji türü olan polen alerjisini, aşı tedavisi ve birkaç pratik öneri ile alt edebilmek mümkün. Polen alerjisi basit bir hapşırmadan ibaret değildir ve hayat kalitesine olumsuz etkileyen bulguları bulunmaktadır.

    İlkbahar aylarında görülen çayır çimenindeki otların ve çeşitli ağaçların polenlerine karşı gelişen alerjinin yol açtığı “Mevsimsel alerjik nezle” diğer bir adıyla “Saman Nezlesi”nin mevsimi geldi. Mart-Nisan-Mayıs döneminde yoğun olarak havaya salınan polenler çocuk ve yetişkinlerde hayat kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Polen Alerjisi basit bir hapşırmadan ibaret değildir. Burun kaşıntısı, burun ve gözlerde akıntı ve göz kızarması şikayetlerine neden olmaktadır.

    Alerji, Çocuğun Okul Başarısını Düşürüyor

    Polenlere karşı gelişen alerji çocuk ve erişkinlerde hayat kalitesini bozacak, günlük aktiviteleri etkileyecek boyutta sorun yaratabilmektedir. Okulda devamlı burun tıkanıklığı, hapşırık, burun akıntısı yaşayan çocuk konsantre olamaz. Okul başarısı düşer. Özellikle ülkemizde sınavların ve sınav hazırlıklarının yoğun olduğu ilkbahar mevsimi bu öğrenciler için gerçek bir sorundur. Aynı durum erişkinlerde iş gücünün düşmesi şeklinde kendini gösterir.

    Bahar Mevsiminde Alerjik Astım Alevlenmeleri Artabilir!

    Alerji sadece burunda kalmaz birçok hastada akciğerlere de etki eder ve alerjik astım alevlenmeleri görülür. Alerjik astım öksürük, hırıltı ya da hışıltı, nefes darlığı şeklinde kendini belli eder. Alerjik nezle alerjik astım birlikte tedavi edilmediği takdirde her iki hastalığında tedavisi yarım kalır.

    Alerji Yapan Maddeden Uzak Durmak Gerek

    Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi Polen Alerjisinden de kurtulmak için alerjik olunan maddeden uzak durmak gerekmektedir. Alerji yapan bitki türü tanınır ve çevrede tespit edilirse; bu bitkinin o bölgeden uzaklaştırılması şikâyetleri kısmen azaltır. Ancak çoğu bitkiler uzaklaştırılsa bile polenleri çok uzak mesafelere ulaşabilir. Bu nedenle polen alerjisinde alerjik olunan maddeden kesin olarak uzak durabilmek mümkün değildir. Ancak uygulanacak birkaç pratik öneri şikayetlerin şiddeti azaltabilir.

    Polen Alerjisinden Korunmak İçin Pratik Öneriler:

    Polen mevsiminde eve hava girişini azaltmak gerekir. Özellikle sabahın erken saatleri havada polen sayısının en fazla olduğu zamandır. Bu saatlerde ve mümkünse günün diğer saatlerinde de kapı ve pencereleri kapalı tutmak gerekir.

    Evi cam açarak havalandırmak yerine polen filtreli klima kullanılmalıdır.

    Klimanın olmadığı durumlarda polen filtreli hava temizleyiciler kullanılabilir.

    Çim biçme gibi aktivitelerden kaçınmalı ve mutlaka böyle bir aktivite yapılacaksa maske takılmalıdır.

    Sabah erken saatlerde ev dışı aktivitelerden kaçınılmalıdır.

    Dışarıdan eve gelindiğinde el, yüz yıkanmalı, kıyafetler değiştirilmelidir.

    Kıyafetleri açık havada kurutmaktan kaçınılmalıdır.

    Mevsimsel Alerjik Nezle (Saman Nezlesi) Nasıl Tedavi Edilir?

    Mevsimsel alerjik nezle tedavisinde gerek çocuklara gerekse erişkin hastalara alerjik şikayetleri mevsim süresince baskılayacak ilaçlar (anti-histaminik) önerilir. Ağızdan alınan alerji ilaçları gün içinde uyku haline neden olabildiklerinden özellikle sınavlara hazırlanan çocuklara bu süreçte anti-histaminik içeren alerji ilaçları verilmemelidir. Böyle durumlarda kortizonlu burun spreyleri tercih edilmelidir.

    Alerjik nezle tedavisinde en etkin ilaçlar kortizonlu burun spreyleridir. Kortizon bazlı burun spreylerinin kana karışma oranı çok düşüktür. Uygun dozda ve uygun teknikle kullanıldığında yan etkilere neden olmazlar. Ancak, alerjik nezlede ilaç tedavisi kullanıldığı sürece etkilidir. İlaçlar kesilince altta yatan alerji tedavi edilmediyse tüm belirtiler geri dönmektedir. Mevsimsel alerjik nezlenin tek kökten tedavisi alerji aşı tedavisidir.

    Kalıcı Çözüm Dilaltı Aşı Tedavisi

    Mevsimsel Alerjik nezlenin kökten tedavisi olan Aşı tedavisinin esası vücudu alerjik olunan maddeye yavaş yavaş alıştırmaktır. Bu şekilde vücut alerjik maddeye duyarsızlaşır. Aşı tedavisi İğne aşı ve dilaltı damla aşı tedavisi olarak iki şekilde uygulanmaktadır. En eski yöntem iğne aşı uygulamasıdır. Ancak iğne aşıların alerjik yan etkileri fazladır. İğnenin doktor gözetiminde uygulanması gerekir ki; buna rağmen hayatı tehdit edici alerjik reaksiyon riski olabilmektedir. Ancak aşı tedavisi uygulanmadığında alerjinin de geçmediği yıllar içinde gözlenmiştir.

    Alerjiye karşı kökten ve kalıcı çözümün Dilaltı damla aşılardır. Dilaltı damla aşıları alerjik yan etkiler açısından güvenli ve evde uygulamaya uygun aşılardır. Tedavide amaç hastanın ilaçsız da iyi kalmasını sağlamaktır.

    Başarı oranı oldukça yüksek olan dilaltı damla aşılarının yakın zamanda Avrupa’da tablet formlarının geliştirilmiş olduğu bilinmektedir. Özellikle çayır çimeni poleni alerjisi için geliştirilen tablet aşıların çok yakında Dünya ile aynı anda ülkemizde de kullanımı söz konusu olacaktır. Gerek iğne gerekse damla ve tablet formlarının etkinlik açısından farkı yoktur. Buna karşın damla ve tablet formlar güvenli olması açısından iğne aşıya göre üstündür. Polen alerjisi kanıtlanmış tüm alerjik nezle hastalarının kalıcı çözüm için dilaltı aşı yöntemine başvurmaları hastalıktan kurtulmak için atılacak en önemli adım olacaktır.