Etiket: Etki

  • Kronik Hastalıklar ve Psikolojik Durum

    Kronik Hastalıklar ve Psikolojik Durum

    Stres, depresyon ve anksiyetenin (kaygının) kronik hastalıklara olan etkisi pek çok araştırmanın konusudur. Bu noktada önemli olan, depresif semptomların; stresin ve kaygının kronik hastalıkların belirtilerine nasıl etki ettiği ve hastaların yaşam kalitesini etkileyip etkilemediğidir.

    Uzun süreli ve ağrılı hastalıklar, çoğunlukla umutsuzluk, çaresizlik ve öfke gibi olumsuz duygu durumu da beraberinde getirir. Ancak hastalığın mı duygusal süreçlerin değişimine yol açtığı yoksa depresyon gibi olumsuz duygu durumu içeren hastalıkların mı kronik hastalıklara etki ettiği tam olarak bilinmemekte. Yani, hastalığın günlük rutini bozacak şekildeki işleyişi mi yoksa stresin ve olumsuz duyguların mı hastalığa yol açtığı konusu hala net değil. Bu noktada stres, olumsuz duygu durum ve hastalık belirtilerinin daha yoğun olarak ortaya çıkması bir kısır döngü gibidir.

    Kronik hastalığa sahip kişilerde, herhangi bir hastalığı bulunmayan bireylere kıyasla psikolojik sorunlar daha sıklıkla görülebilmekte. Örneğin, eklemlerde oluşan iltihabi durum ile kendini gösteren ve otoimmün bir kronik hastalık olan Romatoid Artrit (RA) hastalarındaki depresyon %66, anksiyete ise %70 oranında görülüyor. Bu da oldukça ciddi bir oran, hastalıkla baş etmede yaşanan sorunların mı yoksa depresyon ve anksiyetenin mi hastalığı tetiklediği konusunda uzmanlar görüş birliği içinde değiller. Aslında bu konuda yapılan çalışmaların sayısı da yeterli olmadığından, bir çıkarım yapmak oldukça güç. Her halukarda, hastaların stresli yaşam olaylarından uzak kalmaları, depresyon ve anksiyete belirtilerine de dikkat etmeleri oldukça önemli.

    Kronik hastalıklarda duygu durumun normal seyredebilmesindeki en önemli faktör hastalığın rutinine adapte olabilmektir. Hastalığın sonucu olan fiziksel ve bazen zihinsel kısıtlamalara göre günlük hayatı idame ettirebilmek stresin normal seviyelerde olmasında etkilidir. Örneğin, kronik kalp hastalığında günlük hayatı sürdürmeye engel olabilecek fiziksel kısıtlılık, depresif semptomların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Öfke, kaygı ya da depresyon bileşenlerinin fiziksel sağlık üzerinde etkiye sahip olduğu yaygın bir görüştür.

    Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) hastalığı da, bahsedilen diğer hastalıklar gibi kronik ve yaşam kalitesini etkileyen bir hastalıktır. Hastaların yaşam kalitesinin hastalık sebebiyle olumsuz etkilenmesi depresyon ve anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıklara neden olmaktadır. Hastalık, çeşitli ağrı atakları ve ateş ile kendini gösterdiği için hastaların atak sırasında günlük rutinlerini yerine getirebilmeleri zorlaşmaktadır. Bu durumda çoğu hastanın bildirdiği genel duruma göre, stresin ve depresif duygu durumun FMF hastalığında hastaların baş etmeye çalıştığı ağrı ataklarını arttırdığı görüşü yaygındır.

  • Mevsim Geçişlerinde Ruh Hali ve Mevsimsel Depresyon

    Mevsim Geçişlerinde Ruh Hali ve Mevsimsel Depresyon

    Mevsim geçişlerinde hava sıcaklığının ve günışığı seviyesinin sürekli değişkenlik göstermesi ruh sağlığını da olumsuz etkiler ve bu etki kişiden kişiye farklı düzeyde olabilir. Sonbaharın gelmesiyle doğa yazdan gelen canlılığını terk etmeye başlar, gündüzler kısalmaya ve güneş ışığı azalmaya başlar. Güneş ışığının azalması sonucunda mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin salgılanması azalırken melatonin salgısında artış olur. Melatonin havanın kararmasıyla birlikte salgılanmaya başlar ve uykuyu arttırır. Serotonin azalması ise halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, isteksizlik gibi belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu durum kış depresyonu da denilen mevsimsel depresyon bozukluğa yol açabilir. Mevsimsel depresyon; sonbahar ve kış aylarında görünen ve genellikle yaz başlangıcı ve ilk baharda belirtileri azalan bir depresyon şeklidir.

    Gündüzlerin kısalıp daha az ışıklı günlerin gelmesiyle kendini göstermeye başlayan mevsimsel depresyonla her yaş bireyin karşılaşması mümkünken, genetik faktörlerinde yatkınlığa etkisi yüksektir. Ailede depresyon varsa, özellikle birinci derece akrabalarda, o kişinin depresyon riski daha yüksek olacaktır. Bunun yanı sıra Psikolojik faktörler, kişilik özellikleri, başa çıkma mekanizmaları denilen kişinin rezervleri depresyona yatkınlık ya da koruyucu olabilir. Biraz titiz, obsesif kişilik yapısı, bağımlı kişilik, sosyal faktörler, toplumsal belirsizliklerin olduğu dönemler veya kişinin kendi özel hayatında yine belirsizliklerin, geçişlerin olduğu dönemler, kayıpların olduğu dönemler biraz daha depresyona yatkınlığı arttırabilir.

    Bu süreçte görülmesi muhtemel belirtiler, hayattan zevk almama, mutsuzluk, hiçbir şey yapmak istememe, önceden zevk aldığı etkinliklere katılmak istememe, asabiyet, hassasiyet, ağlama nöbetleri, enerji kaybı, yorgunluk, halsizlik, çökkünlük, sosyal geri çekilme, aşırı uyku hali, önceleri zevk alınan şeylerden artık zevk alamama, iştahta artış, konsantre olmada güçlük, okul ve iş hayatında performans düşüklüğü, cinsel isteksizlik gibi sıralanabilir. Mevsimsel depresyonu diğer depresyon biçimlerinden ayıran fark, belirtilerin (en az iki yıl arka arkaya) mevsim içinde yalnızca birkaç ay sürmesi, diğer mevsimlerde olmaması ve bu durumu açıklayacak başka bir durum olmamasıdır.

    Kendinizde buna benzer belirtiler görüyorsanız bir psikolog ve/veya psikiyatra başvurmanız ve profesyonel yardım almanız sizi belirtilerin kronik hale gelmesinden kurtaracaktır.

    Peki depresyondan kendimizi nasıl koruyabiliriz?

    Yaşantımıza stresi azaltıcı öğeler katabilmek, günlük yaşantımızda değişiklik, spor, yüzme, yürüyüş, egzersiz, sosyal aktivitelere ağırlık vermek hoşa giden etkinlikleri arttırmak, sevdikleriyle daha sık görüşmek, hayatı ve günü ertelemeden her an daha aktif ve enerjik olabilmeye motive olmak sayılabilir. Bu dönemde yaşanan isteksizlik, yapmanız gereken görev ve sorumlulukları ertelemeye sebep olur. Aksatılan sorumluluklarda yeni stres kaynağı ve huzursuzluğa sebep olacaktır. Bu yüzden yapılması gereken görev ve sorumlulukların üstüne gidip ertelemeden başlamak motivasyonu arttıracağı gibi daha iyi hissetmenize de olanak sağlayacaktır.

  • Sigaranın Çocuk Sağlığı Üzerinde Etkileri

    Sigaranın Çocuk Sağlığı Üzerinde Etkileri

    Sigara (tütün) kullanımının yol açtığı ölümler, dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Dünya üzerinde yılda yaklaşık on milyon insan bu nedenle yaşamını yitirmektedir. Sigaranın neden olduğu ölümler ve hastalıklar dışında da ciddi bir ekonomik kayıp olduğu da bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Sigaranın yol açtığı hastalıklar tedavisine harcanan sağlık giderleri oldukça yüksektir.

    Sigarayla ilgili yapılan 40 binden fazla araştırma sonucunda Koah, kroner kalp rahatsızlığı, felç, lösemi, kronik bronşit, kısırlık gibi çoğu ölümcül olmakla beraber 30 dan fazla hastalığın nedeni olduğu saptanmıştır. Solunan sigara dumanında katran, karbonmonoksit, nikotin, hidrojen siyanür, formaldehit , arsenik, amonyak ve metan gibi son derece zehirli olan 4 binden fazla zararlı kimyasal madde bulunuyor ki bunların 50 den fazlası doğrudan kanser nedenidir. Yapılan bazı araştırmalarda 2030 yılında 17 milyon insanın kanser nedeniyle yaşamını yitireceği öngörülmektedir.

    Nikotin, tütün bitkisinin böceklerden korunma amacıyla yararlandığı bir alkaloid’dir ve yıllarca böcek ilacı olarak kullanılmıştır. Bağımlılık yapan bir madde olan nikotin   kan dolaşımının hızlanmasına, böbrek üstü hormonun salgılanmasının artmasına sebep olur. Karbonmonoksit, solunum sisteminde oksijen yerine hemoglobine bağlanır, hücrelere taşınır ve hücrelerin oksijen gereksinimlerinin karşılanmasını engellemiş olur.

    Sigara kullanmamasına rağmen sigara dumanına maruz kalan kişiler, yani pasif içiciler , sigara dumanı içerisindeki amonyum, formaldehit, vinil klorid, arsenik ve hidrojen siyanid gibi maddeler solunmaktadırlar. Her ne kadar daha çok yetişkinlerin kullandığı bir madde de olsa, dumanına bebek ve çocuklarında maruz kalması bebek ve çocukların sigaradan en fazla etkilenen gruplar arasında yer almasına sebep olmaktadır.

    Sigaranın bebek üzerindeki etkisi henüz anne karnında iken başlar. Gebelik döneminde içilen sigara, düşük riskini içmeyenlere göre oldukça arttırır. Yine Sigara içen gebelerde plasentanın yapısının bozulması ve bebeğin yeteri kadar beslenememesine sebep olur. Bu durum düşük doğum ağırlığına ve gelişim geriliğine sebep olabilir. Bebek plasentadan yeteri besini alamadığı için anne karnında başlayan gelişim geriliği doğduktan sonrada bakım ve tedaviyi gerektirir.

    Emziren annelerin sigara kullanımı kandaki nikotin oranının artmasına ve buda süt oluşumunu sağlayan prolaktin hormonunun azalmasına neden olur. Annenin kanındaki nikotinin bebeğe de geçtiği ve bebeğin kanındaki nikotin oranının arttığı yapılan araştırmalarda göstermiştir.

    Sigara dumanına maruz kalarak büyüyen bebek ve çocuklarda toksik maddelerin etkisiyle mikroplara karşı savunma mekanizmaları zayıflamaktadır ve mikroplarla oluşan bronşit ve zatürre gibi akciğerler hastalıklarına daha sık rastlanılmaktadır. Sigara dumanına maruz kalarak büyüyen bebek ve çocuklarda orta kulak iltihabı çok sık olarak görülmektedir. Sık orta kulak iltihabı geçiren çocuklarda süreğen kulak iltihabı yerleşmektedir. Çok sık kulak iltihabı geçiren çocukların kulak zarları da iltihaptan etkilenmektedir ve buda  ileriki yaşlarda çocuğun işitme fonksiyonunda kayıplara neden olabilecektir. Ebeveynlerinin sigara kullandığı bebek ve çocuklarda bronşit ve astım riski oldukça artmaktadır.

    Günümüzde sigara kullanan yetişkinlerin büyük bir kısmı çocuk yaşlarda model aldığı kişi veya kişilerin sigara kullanıyor olmasından etkilenerek sigaraya başlamıştır. Toplumumuzda sigara ve zararlarıyla ilgili son yıllarda yapılan çalışmalar ve kanuni kısıtlamalar yeni nesil bebek ve çocukların daha az maruz kalacağı ve model almayacağı bir bilinç oluşmasında oldukça etkili olmakla birlikte henüz tam bir farkındalık oluşturulamamıştır. Sigara kullanımının çocuklarına da zarar vereceği bilinciyle davranmaya çalışan bazı ebeveynler farkında olmadan başka hatalar yapmaktadırlar. Balkonda veya mutfakta sigara içmeyi evin içerisinde içmiyormuş gibi  algılamak yanlıştır. Evin herhangi bir bölümünde içilen sigara dumanı o evde yaşayan bebek ve çocukları yine de oldukça etkileyecektir. Anne ve babaların gözden kaçırdığı en büyük olumsuzluklardan biride, balkonda ve mutfakta sigara içerken çocuğunu sigara dumanından koruma refleksiyle içerde bırakması ve çocuğu uzak tutabilmek için eline tablet, telefon vs vermesi yada televizyon karşısında oturtmasıyla çocuklarda psikososyal gelişimde oldukça olumsuz etki yaratan ve bağımlılık seviyesine varabilecek sonuçlar doğurabilmektedir. Bu durum maalesef çoğu yetişkin tarafından gözden kaçmaktadır. Ayrıca sigara, anne / babaların çocuklarıyla daha az zaman geçirmesine ve kaliteli, nitelikli zaman ayırmamasına sebep olan durumlardan biridir.  

    Sigaradan olumsuz etkilenme anne karnında başlar, bu sebeple ilk önlemin anne adayına uygulanması, gebelik döneminde kesinlikle sigara kullanılmaması ve sigara dumanına maruz kalınmaması oldukça önemlidir. Doğum sonrası çevresel etkilenim için gerekli önlemler alınmalı, anne baba sigara kullanmamalı ve evde kesinlikle sigara içilmemeli, içtirilmemelidir. Çocukluk döneminde rol model olacak kişi ve kişilerin, anne, baba, öğretmen…sigara kullanmaması, model alınacak kişilerin sağlıklı davranışları önce kendinde sergilemesi çocuğun gelişimi için önem arz etmektedir.

    Çocuklar anne babasının aynası gibidir, ilk rol modelleri ebeveynleridir. Çocuklarının yapmasını istemediği bir davranışı ebeveynlerinin de yapmaması çok önemlidir. Doğru model olunursa doğru davranış öğretilmiş olur.

  • Sınav kaygısı; çocuğunuz sınav kaygısı yaşıyor olabilir mi?

    Sınav olgusu hepimizin yaşamın bir döneminde karşımıza çıkan bir gerçektir. Her yıl milyonlarca aile sınavlara hazırlanan çocuklarının başarısı için elinden gelenin en iyisini yapma arayışı içine girmektedir. Sınav süreci sadece çocuğun değil tüm ailenin yaşamını etkilemektedir. Çocuğumuzun girdiği sınavlarda başarılı olması, sınavlara yeterince hazırlanması kadar bu süreçteki psikoloji ile yakından ilgilidir. Sınav kaygısı, özgüven eksikliği, motivasyon azlığı, ergenlik dönemi sorunları, aile içi ilişkilerde sorunlar, Dikkat eksikliği-hiperaktivite, Özgül öğrenme bozukluğu, depresyon, sosyal fobi, takıntılar, öğrenme ve etkili çalışma stratejilerini bilmemeden kaynaklanan sorunlar çocuğun sınav başarısını etkiler.

    Çocuğunuz sınav kaygısı yaşıyor olabilir mi?

    Çocuğunuz sınavdan bir önceki gece uyuyamıyorsa, sınavda heyecanlanıp çok iyi çalışmış olduğu ve bildiği halde başarılı olamıyorsa, sınav sırasında midesinde, karın bölgesinde gerilme ya da rahatsızlık oluyorsa, soğuk terleme ve baş ağrıları çekiyorsa, bildiklerini de unutuyorsa, dikkatsizlik yüzünden çok sayıda hata yapıyorsa sınav kaygısı yaşıyor olabilir.

    Sorumluluk sahibi olan, bir hedefi olan ve bunun gerçekleşmesi için çaba gösteren her öğrencinin, bilgisinin değerlendirildiği bu tip sınavlardan önce kısmen kaygı duyması doğal ve gereklidir. Çünkü kaygı az miktarda ise kişi üzerinde motivasyon ve performansı arttırıcı etki gösterir. Ama kaygı istenen düzeyin üzerine çıktığında kişinin dikkat, öğrenme, bellek fonksiyonlarını olumsuz etkiler ve başarıyı ve motivasyonu düşürür. Sınav Kaygısı, sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan, yoğun kaygıdır. Sınav Kaygısı yaşayan öğrenciler, çalışmalarını planlamakta, doğru düşünmekte, konsantre olmakta ve çalıştığı konuları hatırlamakta güçlükler yaşarlar. Stresin artmasıyla birlikte olumsuz düşünceler öğrencinin zihnini kaplamaya başlar. Bunun sonucu olarak kaygı ve stresin derecesine göre kişide sınavdan günler öncesinde bile kendisini göstermeye başlayan huzursuzluk, sinirlilik, konsantrasyon güçlüğü, uykusuzluk, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, titreme, çarpıntı, terleme gibi belirtiler ortaya çıkar. Bazı öğrenciler ise; daha çok baş, boyun ve sırt ağrısı, dinlendirici uyku uyuyamama şikayetleri olur. Sınav yaklaştıkça ders çalışma isteğinde belirgin bir azalma, durgunluk, içe kapanma olabilir. Sınav günü ile ilgili ya çok konuşurlar ya da vurdumduymazlık geliştirirler.

    Sınav yaklaştıkça belirtiler daha çok artar ve sıkıntının şiddetine göre kimi zaman öğrencinin sınavı terk etmesine, hatta sınava giremeyecek duruma gelmesine neden olur. Sonuç olarak akademik olarak çok başarılı olabilecek bir öğrencinin başarısızlığına sebep olabilir.

    Sınav kaygısına neden olan olumsuz düşünceler nelerdir?

    Sınav kaygısı yaşayan kişi, kendisi ve sınavla ilgili sürekli olumsuz düşünceler ve senaryolar peşindedir. Deyim yerindeyse kendi zihninin ürettiği senaryoya kendisi inanır. Sürekli içsel olarak konuşan ve kendini eleştiren kendini cezalandıran bir tavır içine girer. Başkalarıyla kendini kıyaslar, ‘başkaları ne der’ diye düşünür, ‘Ablam kazandı ya ben kazanamazsam, öğretmenlerime aileme rezil olacağım, benden çok şey bekliyorlar, başkaları benden daha iyi çalışıyor, kazanmam mümkün değil, bildiklerimi unutursam, yeterince hazırlanmadım, süre yetmeyecek, mutlaka kötü bir şey olacak, başarılı olamayacağım, dikkatim dağılacak, soruları kaydırırsam, zaman yetmezse, sınavda her şeyi unutacağım, elim terleyecek, karnım ağrıyacak…’ gibi sürekli olumsuz düşünceler aklına gelir.

  • Evinizdeki Gizli Tehlike Televizyona Dikkat

    Evinizdeki Gizli Tehlike Televizyona Dikkat

    Televizyonlar çocukların hemen hemen her zaman ilgisini çeken renkli, değişik, eğlenceli aygıtlardır. Özellikle aileler çocukları daha uslu dursun, daha kolay yemek yesinler, onlar kendileri işlerini hallederken çocuklar yaramazlık yapmasınlar diye çözümü televizyonda arıyor olabilirler. Peki bu kadar eğlenceli, güzel bir şey zararlı olabilir mi?

    • Özellikle süresi belli olmayan aşırı televizyon izleme davranışı ileride çocuklarınızın televizyona bağımlı olmasına yol açabilir.

    • Televizyon izlemek çok pasif bir etkinlik olduğundan bu alışkanlıkları onları pasif ve başka aktivitelerle ilgilenmeyen bireylere çevirebilir.

    • Günümüzde bir çok program şiddet içermektedir ve çocuklarınız siz fark etmeden bu tarz programlara maruz kalabilirler. Bunun sonucunda ise psikolojileri etkilenebilir.

    • Sürekli televizyon ile ilgilenen çocuklar dış çevrelerine karşı ilgisiz olabilirler.

    • Çocuklarınızda sürekli televizyon izlemeye bağlı bir geç konuşma görülebilir.

    • Çocuklarınızda obeziteye yol açabilir.

    • Çocuklarınızın yaratıcılığını olumsuz olarak etkileyebilir.

    • Çocuklar yaşlarına ve gelişimlerine uygun olmayan şeyler izlerlerse, izlediklerinin etkisi altında kalabilirler, dünyaya karşı güvensizlik geliştirebilirler ya da izledikleri şeylerin gerçek olduklarını düşünebilirler.

    • Televizyondan gelen uyaranlar sinir sistemine etki ederek, aşırı maruz kalma sonucu epilepsiye yol açabilirler.

    • Televizyona fazla maruz kalmak çocuklarınızda dikkat eksilmesine yol açabilir.

    • Saatlerce televizyon karşısında oturan çocuklarda çeşitli duruş bozuklukları görülebilir.

         Sürekli televizyon izleyen çocuklarda bunlardan başka daha bir sürü yan etki görülebilir. Bu yüzden çocuklarınızın televizyon izleme zamanlarını iyi ayarlamanız gerekmektedir. Özellikle 2 yaşa kadar televizyon hiç izlenmemelidir. 2-5 yaşları arasında ise günde 1-1,5 saat olarak sınırlandırılması önerilmektedir. 6 yaşından büyük çocuklara ise günde 3 saatten fazla televizyon izletilmesi önerilmemektedir.

         Bunların yanı sıra çocuklarınızın izlediği şeyler hakkında bilgi sahibi olmanız son derece önemlidir. Çocuklarınızın gelişimini kötü etkileyecek şeyleri fark edip onları izlemesini engellemeniz gerekmektedir. Unutmamak gereklidir ki okul öncesi dönemde çocuklar soyut kavramları anlayamazlar bu yüzden dünyaya hep somut olarak bakarlar. Çocuklarınızın izlediği şeyleri gerçek olarak algılamaması için siz de çocuklarınızın bir şeyler izlerken onlar ile birlikte izleyip anlamadıkları ya da yanlış anladıkları bir şey olduğu zaman doğrusunu anlatabilirsiniz. Bunu yaparak çocuklarınızla kaliteli zaman da geçirebilirsiniz.

  • Anne ve babanın olumsuz davranışları dehb’ na sebep olur mu?

    Anne ve babanın olumsuz davranışları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu’nun oluşmasına neden olur mu?

    Bu soru çocukları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış ailelerin kendilerine ve uzmanlara yönelttiği sorular arasında en başlarda gelmektedir. DEHB oluşum nedenleri hakkında yapılan çalışmalarının ortak sonucu bu soruya HAYIR yanıtını vermektedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun oluşumuna sosyal çevrenin katkısı yoktur. Başka bir ifade ile dikkat eksikliği gelişimi için genetik alt yapısı (yatkınlığı) olmayan bir çocuk olumsuz çevre koşullarına maruz kalsa bile DEHB gelişmez. Bu cümleden olumsuz ebeveyn tutumları çocukların ruh sağlıklarını etkilemez sonucu çıkarılmamalıdır. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nörogelişimsel bir gerilik durumudur ve temelleri biyolojiktir.

    Peki o zaman Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğun’da ailenin, okulun ve arkadaşların (sosyal çevrenin) önemi yok mudur?

    DEHB ye yaklaşımda asla sosyal çevrenin bir önemi çok fazladır. DEHB’de sosyal çevrenin rolü ise özellikle eşlik eden hastalıkların gelişip gelişmeyeceği ve tedavi süreci üzerinedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bir çocukta ek psikiyatrik hastalıklar oluşmasında, tedavi sürecinde ve sorun alanlarının azaltılmasında çevrenin çok rolü büyüktür.

    Peki Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocukta uygun olmayan bir sosyal çevre hangi hastalıkları tetikleyebilir?

    Karşı olma karşıt gelme bozukluğu,davranım bozukluğu, kaygı bozukluğu, depresyon, kaka kaçırma (enkoprezis) gibi bir çok ek hastalığın gelişiminde sosyal çevrenin etkisi kanıtlanmıştır.

    O zaman Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun gelişmesindeki temel sebepler nelerdir?

    DEHB beyin temelli bir hastalıktır ve oluşumundaki ana sebep genetiktir. Genetiğin etkisinin %75 civarında olduğu ve boyun kalıtsal aktarımına yakın bir oranda etkisinin bulunduğu bildirilmektedir. Hastalığın genetik nedenlerini gösteren en net bilgiler ikiz çalışmalarından gelmektedir. Yapılan çalışmalarda tek yumurta ikizlerinde (genetik olarak birbirinin aynısı olan bireylerde) Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu görülme oranları çift yumurta ikizlerine göre çok daha fazla saptanmaktadır.

    Hangi gen bölgesinde sorun olduğunu inceleyn araştırmalar da ise özellikle Dopamin (beyinde bir bilgi taşıyıcısı) oluşumu, taşınması ve reseptörleri ile ilişkili genlerin sorumlu olduğuna dair sonuçlar elde edilmektedir. Bu çalışmalarda Dopamin ile ilişkili genlerinin saptanması ilaçların da dopamin üzerinden etki etmesi nedeni ile beyin kimyasallarının bu hastalıktaki önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

    Dikkat eksikliğinin gelişimine sebep olan çevresel faktörler nelerdir?

    Anne karnında yada yaşamın ilk yıllarındaki çeşitli risklerin nöronların (beyin hücrelerinin) gelişim sürecini etkileyerek bu hastalıktan sorumlu olduğu düşünülmektedir. Gebelik döneminde annenin sigara yada alkol kullanımı, kurşun ya da çeşitli kimyasallara yaşamın erken yıllarında maruziyet, düşük doğum ağırlığı ve bakteriyel enfeksiyonların (streptokok enfeksiyonlarının otoimmün mekanizma ile bazal ganglionları etkilediği %2-3 vaka da sebep olarak bildirilmiştir) dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna neden olduğu saptanmıştır.

    Genellikle bu saydığımız genetik risk faktörleri ve çevresel koşulların birbiriyle etkileşimi sonucunda hastalığın oluştuğu görülmektedir.

    Genetik ve erken yaşlarda beyin gelişimini etkileyen bu faktörler beynin hangi bölgelerinin gelişimini etkilerler?

    Daha önceki yazılarımda da videolarını da sunduğumuz gibi beynin yönetici işlevlerini üstlenen bölgeler en çok etkilenmektedir. Yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında en çok 5 bölgenin etkilendiği bulunmuştur.

    Sağ ön bölge (Orbitofrontal korteks)

    Beynin sapı (Striatum ve bazal ganglionlar)

    Beyincik (Cerebellum)

    Duygusal reaksiyonları düzenleyen merkez (Ön singulat korteks )

    Sağ ve sol beyin arasında bilgi alışverisini sağlayan merkez (Corpus callosum)

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda yapısal küçülmeler ortalama 16-18 yaşlarındanormale dönmektedir fakat bu bölgelerdeki fonksiyonel (işleyiş, çalışma) sorunlarının çoğunlukla devam etmektiği saptanmıştır.

    Dikkat Eksikliğinin oluşumu bu kadar biyolojik (beyin temelli) ise neden olan genetik ve zararlı maddelerin bulunması ile problem çözülebilir mi?

    Hastalığın oluşum sürecini anlamaya yönelik genetik ve çevresel nedenlerin incelendiği bir çok araştırma halen devam etmekte umarım bu çalışmalar sonucunda bu sonuca ulaşılabilir. En azından ilerleyen birkaç yılda genetik inceleme ile bireyin hastalık riski ya da ilaca vereceği yanıt öğrenilebilecekmiş gibi görünüyor. Belki daha ilerleyen yıllarda bu genetik alt yapıya yönelik ilaç ve psikolojik tedavi yöntemleri geliştirilebilir.

    Saygılarımla

    Diğer Dikkat eksikliği yazılarına ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dehb çocuğa özel beslenme yöntemleri

    Dehb çocuğa özel beslenme yöntemleri

    Yapılan araştırmalar, yapay gıda renklendiricileri, yapay aromalar, basit şekerler ve tatlandırıcıların DEHB çocukların dikkat, algı ve hafıza özelliklerini olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyor.

    Gün içinde çocuğun protein ağırlıklı beslenmesi genel uyanıklık ve dikkat düzeyini arttırır. Özellikle yumurta ve peynir içeren bir kahvaltı tercih edilmelidir. DEHB olan çocuğun kahvaltısında fındık kreması, aromalı ve şekerli sütler, şekerli meyve suları gibi gıdaların bulunması doğru değildir. Bu gıdalar çocuğun hareketliliğini arttırarak dikkat süresini azaltır.

    Ayrıca yüksek oranda yağ içeren poğaça, kruvasan, börek gibi gıdalar çocuğun DEHB tedavisi için kullandığı ilaçların emilimini geciktirir. Böylece ilaçların dikkat arttırıcı etkileri beklenenden uzun süre sonra ortaya çıkar. Tedavi almakta olan, DEHB olan çocukların kullandıkları ilaçlar yan etki olarak gerginlik, sinirlilik, uykusuzluk yapabilir. Bu yan etkiler de çocuğun beslenmesindeki protein miktarı artışıyla azaltılabilir. Tüketilen ekmek, pirinç, makarna gibi karbonhidrat kaynaklarının tam tahıllı ya da kepekli olanlarından tüketilmesi, ani kan şekeri düzeyi değişikliklerinden koruyacağından, dikkatin sürekliliği de artırır. Margarin, Ayçiçek Yağı ya da Kanola Yağı tüketimi DEHB olan çocukların beslenmesinde önerilmemektedir. Bu yağların yerine tereyağı, zeytinyağı kullanımı tercih edilmelidir.

    Yağlı tohumlar (kuruyemişler, badem, ceviz, fındık) tüketimi hem dikkat süresinde artış sağlar hem hafızanın güçlenmesine yardımcı olur. Özellikle öğrenilmiş bilgilerin unutulmaması, kalıcı hafızaya yerleştirilmesi için yağlı tohumların tüketilmesi değer taşımaktadır. Ayrıca çocuğun DEHB tedavisi sırasında almakta olduğu ilaçların ailelerini endişelendiren ciddi kilo kaybıyla birlikte büyüme, gelişme geriliği gibi ortaya çıkabilecek yan etkileri bu yağlı tohumların düzenli tüketimiyle en aza indirilebilir.

    Akşam yemeğinin yüksek karbonhidrat içeren bir öğün şeklinde hazırlanması yararlıdır. Bu şekilde DEHB olan çocuklarda sık görülen uykusuzluk, aşırı hareketlilik şikâyetleri azaltılabilir. Çocuğun beslenme listesinde omega-3 içeren (balık, badem, ceviz, semizotu, keten tohumu, gibi) besinlerin bulunması büyük önem taşır.

    Bu önerilerden de anlaşılabileceği gibi kötü beslenme ya da yeme alışkanlıkları tek başına (DEHB) Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na neden olmaz.

    İlaç tedavisi ve davranışçı terapi teknikleri dışında sadece beslenme önerileri DEHB ‘nun etkili bir tedavi yöntemi olarak kabul edilemez. Sadece tedaviyi destekleyici, ilaç yan etkilerini azaltıcı besin gruplarından yarar sağlanabilir.

  • Alerjik nezle, saman nezlesi

    Rinit (nezle) çok sık gördüğümüz ve insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olan bir hastalıktır. Burun işlevlerindeki bozulmaya bağlı olarak kişilerin okul performansları düşmekte, iş güçlerinde kayıplar olmakta ve ayrıca sosyal yaşamları da olumsuz yönde etkilenmektedir. Bunun yanında rinit bir çok hastalığı (astım, rinosinüzit ve orta kulak iltihabı) olumsuz yönde etkileyebilir veya ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir.

    Rinitler alerjik ve alerjik olmayan başlıklar halinde incelenmektedir.

    Alerjik Rinitli hastalarda alerjenlere karşı IgE yanıtı oluşmaktadır. Bağışıklık sitemimiz zararsız, fakat yabancı maddelere karşı IgG tipinde antikor oluşturur. Ancak bazı kişiler nedenini tam olarak bilemediğimiz oldukça karmaşık mekanizmalar ile bu maddelere karşı IgE tipinde antikorlar üretir. IgE yanıtı verilen bu maddeleri artık alerjen, bu kişileri de alerjik birey olarak tanımlıyoruz. Alerjen olarak tanımladığımız bu maddeler vücudumuza her hangi bir yol ile tekrar girdiğinde IgE-Alerjen etkileşimi olur. Bu etkileşim ile mast hücrelerinden histamin ve birçok mediyatör olarak adlandırdığımız kimyasal maddeler salınır ve organa göre (burun, göz, akciğerler, cilt vb) tipik alerji semptomları ortaya çıkar.

    Alerjik rinit mevsimsel (saman nezlesi) olabilir. Mevsimsel alerjik rinit’te en sık polenlere bağlı olarak bulgular ortaya çıkar. Belirli dönemlerde duyarlı olunan alerjenler havada varsa semptomlar görülür. Diğer zamanlarda şikayetleri yoktur. Semptomlar polenlere bağlı olduğu için bölgeler arasında da farklılıklar gözlenebilir.

    Bazı hastaların ise şikayetleri çok uzun sürelidir. Perennial (yıl boyu) alerjik riniti olan hastalar daha çok ev içi alerjenlerine duyarlıdır. Ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri, mantar sporları gibi ev içinde bulunan alerjenler önlem alınmadığı takdirde yıl boyu semptomlara neden olurlar.

    Alerjik riniti olan hastalarda sıklıkla konjuktivit bulguları da görülür. Astım ve alerjik rinit tek hava yolu ve tek hastalık olarak kabul edilmektedir. Alerjik rinitli hastalarda astım sık görülmektedir. Rinit varlığında astımın kontrolü zorlaşır. Mutlaka her ikisi birlikte tedavi edilmelidir.

    Alerjik riniti olan hastalar alerjenlerden başka sigara dumanı, keskin kokulara maruz kaldıklarında ya da aşırı sıcak ve nemli ortamlarda da şikayetleri olabilir.

    Riniti olan hastaların üçte biri alerjik değildir. Bulguları alerjik nezleye benzerlik gösterir. Alerjik olmayan rinitli hastaların burun mukozaları şiş ve devamlı burun akıntıları olabilir. Daha çok erişkinlerde görülür. Alerjenlere IgE yanıtı olmadığı için deri prik testleri negatiftir ve serumda alerjene özgü IgE saptanamaz.

    Bazı kişilerde ısı veya nem değişikliği olduğunda nezle şikayetleri başlar. Vazomotor Nezle olarak adlandırılan bu durumda burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı görülür. Bu belirtiler aynı zamanda sigara dumanına ve keskin kokulara (parfüm dahil) maruz kalındığında ve duygusal bozukluk durumunda da ortaya çıkabilir. Vazomotor nezlenin nedeni alerji değildir. Ancak alerjik nezlesi olan kişilerde de meydana gelebilir.

    Uzun süre dekonjestan içeren burun spreyi kullanıldığında veya kokain kullananlarda da rinit bulguları görülebilir. Bu durum rinitis medicamentosa olarak adlandırılır. Dekonjestan içeren burun spreyleri sadece kısa süreli kullanım için uygundur. Aşırı kullanımları tam tersi etki yapıp burun tıkanıklığına neden olabilir. Bu şekilde yan etki oluşan hastaların doktoru ile temasa geçerek burun spreylerini yavaş yavaş azaltmaları gerekir.

    Bazı kişilerde hormonal nedenler ile rinit semptomları ortaya çıkabilir. Bu tür nezle hormonlardaki değişiklikler ile birlikte görülür. Bu durum genellikle gebelik sırasında, ergenlikte, adet dönemlerinde veya hipotiroidi durumlarında ortaya çıkar. En önemli belirtili ciddi burun tıkanıklığıdır.

    Rinit Belirti ve Bulgular

    Burunda, damakta, boğazda ve gözlerde kaşıntı

    Burun tıkanıklığı

    Burun akıntısı

    Burunda kaşıntı

    Hapşırık

    Göz altlarında morluk

    Gözlerde sulanma

    Rinit Tanı

    Rinit tanısının konulmasında hastanın öyküsü çok önemlidir. Semptomların özellikleri, mevsimsel özellikleri, ortaya çıkmasına neden olan faktörler ve ailesel öykü tanı ve tetikleyicilerin belirlenmesi açısından yol göstericidir. Tanı için burun akıntısında eozinofil aranabilir. Tetikleyicilerin belirlenmesi amacıyla deri prik testleri yapılır. Hastanın durumuna göre ayırıcı tanı için endoskopi ve sinüs tomografisi çekilebilir. Alerjik rinit semptomlarınız varsa alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz gerekmektedir.

    Rinit Tedavi

    Eğer alerjik rinitiniz varsa ve tetikleyiciler belirlenmiş ise bunlardan korunmak tedavinin ilk ve en önemli basamağını oluşturmaktadır. Ev içi alerjenler ya da polenlere karşı korunma önlemleri için tıklayınız.

    Rinit tedavisinde antihistaminler (ağızdan ve sprey), kortizonlu (kortikosteroid) spreyler ve tuzlu su kullanılır. Burunda tıkanıklık fazla ise ilk başta dekonjestanlar kısa süreli (dört günden az) kullanılabilir. Akıntı çok fazla ise ipratropium burun spreyleri faydalı olabilir. Alerjik reaksiyona bağlı olarak gelişen burun tıkanıklığında kortizonlu spreyler oldukça etkilidir.

    Alerjik riniti mevsimsel olanlarda bu ilaçlar oldukça etkilidir. Bu hastalarda mevsim öncesi tedavi başlanması ile semptomları önlenebilir ya da mevsimi daha hafif şikayetler ile geçirmesi sağlanabilir.

    İmmünoterapi (aşı tedavisi) alerjik rinit tedavisinde kullanılabilir. İyi seçilmiş hastalarda immünoterapi hem hastalığın tedavisinde hem de gelişebilecek astım gibi hastalıkların önlenmesinde etkili olabilir. İmmünoterapi enjeksiyon yolu ile yapılabildiği gibi son zamanlarda oral yol ile yapılan aşılar da bulunmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki immünoterapi yapılacak hasta seçimi tedavinin başarısı için son derece önemlidir. Uzun bir sürece (3-5 yıl) başlarken immünoterapiye alerji ve immünoloji uzmanı ile birlikte karar verilmelidir.

  • Astım – bulguları – tanısı ve tedavisi

    Astım akciğerlere kadar olan hava yollarını ( Bronşlar ) etkileyen bir hastalıktır. Bu hava yolları soluduğumuz havayı burundan itibaren akciğerlere kadar ulaştırır. Sağlıklı bir kişide bu soluma olayı kolayca gerçekleşir. Astımlı bir kişide ise bazı dönemlerde soluma zorluğu meydana gelir. Astım atağı sırasında bronşlar ( hava yolları ) daralır ve havanın geçişi zorlaşır. Bu hava yolu daralmasının bazı nedenleri vardır. Bunlar:

    * Bronşları çevreleyen kasların kasılması sonucu hava yollarının daralması
    * Bronşun içini saran zarın şişmesi
    * Hava yollarında mukus ( sümük – balgam ) adı verilen yapışkan bir salgının aşırı salınması ve bu salgının hava yollarını
    yer yer tıkaması

    Astım Nöbetinin Belirtileri Nelerdir?

    Bronşlar daraldığı zaman solunum işini yapmak için daha büyük çaba sarf edilir. Akciğerlere giren hava daralan bronşlardan dışarı çıkarken zorlanır. Hasta bunu nefes darlığı veya göğüste sıkıntı şeklinde ifade edebilir. Bu sırada hasta ıslık sesine benzer (vızıltı) bir ses çıkarır. Akciğere girmiş hava daralmış olan bronşlardan dışarı çıkarken, hasta aşırı zorlanırsa, normalde soluma ( nefes alıp verme ) işi için kullanılmayan boyun, göğüs, omuz ve karın kaslarını kullanır ve daha sık solur.

    Astımın Bulguları Nelerdir?

    * Öksürük. Astımın sık bir bulgusudur. Özellikle gece öksürüğü olur. Egzersiz, soğuk hava öksürüğü arttırabilir. Hava yollarındaki mukus birikimi ve bronşları çevreleyen kasların kasılması nedeni ile olur.
    * Vızıltı. Astım nöbetinin sık karşılaşılan bir bulgusudur. Akciğerdeki hava daralmış bronşlardan dışarı çıkarken zorlandığı zaman nefes verirken duyulur.
    * Sık Soluma. Astım nöbeti sırasında daralmış ve içi mukus ile dolmuş bronşlarda soluk alıp verme işi zorlaştığından hasta daha sık nefes alıp verebilir. Bunu saptamak için çocuğunuzun 60 saniye içinde kaç kez nefes alıp verdiğini sayın; bulduğunuz sayıyı normalde iyiyken olan dakikadaki solunum sayısı ile karşılaştırın.
    * Göğüs Duvarı Derisinde Çekilmeler. Daha ağır astım nöbetlerinde görülen bir bulgudur. Göğüs duvarında kaburgalar arasındaki deri ve boynun önündeki deride içe çekilmeler olabilir. Bu bulgu saptandığında hemen hastaneye başvurunuz.

    Astıma neden olan durumlar ( uyaranlar ) nelerdir ?

    Astımın sebebi tam olarak bilinmese de bu hastalıkta hava yollarının bazı uyaranlara aşırı duyarlı olduğu bilinmektedir. Bu uyaranlar hava yollarını uyararak astım atağı oluşumuna neden olurlar. Bu uyaranları şöyle sıralayabiliriz:

    1. Allerjenler ( allerjiye neden olan maddeler )

    Normal kişilere hiçbir zararı olamayan allerjenlere, allerjik astımı olan bir kişi maruz kalınca bir allerjik reaksiyon olur. Bu reaksiyon sırasında tahriş edici bazı kimyasal maddeler yapılır ve hava yollarındaki dokuların içene salınır. Kişi hem allerjik hem de astımlı ise astım atağı geçirir. Bu allerjenlerin bazıları şunlardır:

    Ev tozu, ev tozu akarları ( böcekler )

    * Çiçek tozları ( polenler )
    * Küf

    Hayvan tüyü

    2. Enfeksiyonlar

    Solunum yolu enfeksiyonları ( grip, nezle ) astımlı kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Bu enfeksiyonlar okul ve / veya kreşe giden çocuklarda sıktır.

    3. Hava değişimi

    Mevsim değişimi, hava ısısının değişmesi ( özellikle soğuk hava ) ve nem oranının artması, astımlı bir kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir

    4. Egzersiz

    Astımlı bir kişide egzersiz hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Koşma gibi, daha fazla enerji tüketimine neden
    olan yoğun egzersiz türleri, birkaç dakika içinde bir astım atağına neden olabilir. Ancak bu nedenle astımlı çocuklarda egzersizin
    engellenmesi söz konusu değildir. Egzersiz öncesi uygun ilaç alımı ile astım atağı önlenebilir. İyi tedavi edilen astımlı bir çocukta
    egzersiz sonrası belirtiler olmamalıdır. Oluyorsa tedavi planının düzenlenmesi için bu durumu doktorunuza bildiriniz.

    5. Irritanlar ( tahriş ediciler )

    Bazı maddeler duyarlı olan bronşları tahriş edebilir. Bu maddeler şöyle sıralanabilir: Sigara dumanı, hava kirliliği, saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri ve keskin kokular. Astımlı bir kişinin yaşadığı evin içinde hiç kimsenin sigara içmesine izin verilmemelidir.

    Astımda olabilecek komplikasyonlar nelerdir ?

    * Astım genellikle akciğerlerde kalıcı hasar yapmayan bir hastalıktır. Hastalık çok uzun yıllardan beri var olsa da uygun tedavi ile akciğer fonksiyonları normale yakın olarak korunabilir.
    * Astımda sorun bronşlarda olmasına rağmen bir çok astımlıda üst solunum yolları (burun, boğaz, sinüsler) ve kulaklar ile ilgili problemler eşlik edebilir. Astımlı çocuklarda sıklıkla kronik burun tıkanıklığı olur ve buna bağlı olarak kulak enfeksiyonları ve sinüzit meydana gelir. Buruna yönelik uygun tedavi ile (burun temizliği ve doktorun önerisi ile diğer bazı ilaçlar) bu durumların olması önlenebilir.
    * Astım bazı psikolojik problemlere neden olabilir. Ağır astımı olan çocuklarda okul devamsızlığı, spor etkinliklerine katılamama ve astım atağı sırasında acil olarak hastaneye başvurular bu duruma neden olabilir. Uygun tedavi alan bir çocukta astım kontrol altına alınarak bu problemlerin olması önlenebilir.

    Astım Nasıl Tedavi Edilir?

    Uygun bir tedavi ile astımın bulguları kontrol altına alınabilir. Ancak en etkili tedavi bile astımı tamamen ortadan kaldıramaz. Bunun nedeni hastalığa sebep olan temel bozukluğun tam olarak bulunamamış olmasıdır. Gerekli çevre önlemleri ve ilaç tedavisi ile hastalık kontrol altına alınabilir. Doktorun önerileri, çabaları ve tedavisi hastanın ailesi ve kendisi uyum gösteremezse tek başına yarar sağlamaz. Astım tedavisinin başarılı olması için en önemli nokta doktor ve hasta ailesi arasındaki uyumdur. Tedavi iki bölümden oluşur:

    1. Çevre Düzenlemesi:

    Hastalığın alevlenmesine sebep olan çevresel faktörler varsa, doktorunuz bazı çevresel değişiklikler yapmanızı önerecektir. Bunlar:
    a) Allerjenlerden kaçınma

    Ev tozu akarı
    -Ev tozu akarı gözle görülmez fakat her evde bulunur.
    -Örümcek ve kenelerle akraba olan akarlar insanı ısırmaz ve hastalık bulaştırmazlar.
    -Akarların allerji oluşturan kısımları artıklarıdır. Bu artıklar ağırlıkları nedeniyle pek havada kalmazlar. Ancak ev temizliği yaparken havalanırlar, burundan içeriye girerek allerjiye sebep olurlar.
    -Evde en sık bulundukları yerler yatak, yastık, halı, kanepeler, yatak örtüleri, doldurulmuş oyuncakların içidir.
    -Akarlar insan derisinin döküntüleri ile beslenirler. Bu yüzden yaşamaları için en ideal yer yataklardır.

    Hayvan ( kedi, kuş, köpek ) tüyü ve atıkları
    Allerjenler sadece evde beslenen hayvanlar üzerinde değil, kuştüyü yastıklarda ve hayvan derisinden yapılmış diğer eşyalarda da bulunur.

    Küf mantarı ( rutubet )

    Evde Allerjenlerden Korunmak İçin Alınacak Önlemler Nelerdir ?

    Yatak odasında:
    -Yatak ve yastığı hava geçirmeyen bir materyal ile kaplayın ( Amerikan bezi, sentetik kumaş gibi ).
    -Mümkünse şilteyi yaylı yatak ile değiştirin.
    -Yünlü ve tüylü battaniye kullanmayın.
    -Kuş tüyü yastığı sentetik ( elyaf ) yastıkla değiştirin.
    -Tüm yatak kılıfı, yastık kılıfı, battaniyeleri haftada bir, en az 60 derece suyla yıkayın.
    -Mümkünse halıları kaldırın ve yerleri temiz tutun. Eğer halıyı kaldıramıyorsanız, doktorunuzun tavsiye edeceği maddeler ile temizleyin.
    -Temizlik yapılırken, çocuğunuzu evden uzaklaştırın yada maske takın.
    -Odada toz tutacak fazla eşyayı ( kitap, tüylü doldurulmuş oyuncaklar gibi ) ya odadan çıkarın yada dolaba koyup, kapısını kapalı tutun.
    -Mümkünse klima ( hava serinletici ) kullanın.
    -Evde hayvan beslemeyin; besliyorsanız yatak odasına kesinlikle sokmayın.
    -Evde bir nem ölçer bulundurarak, nem oranını %25 ile %50 arasında tutunuz.
    -İçi doldurulmuş koltuk yerine tahta veya plastik eşya tercih ediniz.
    -Perdelerinizi sentetik materyalden seçin, kadife olmasın.

    Mutfak, banyo ve küflü yerlerde:
    -Sık sık havalandırın ve deterjanla temizleyiniz.
    -Nemli yerlerde halı bulundurmayınız.
    -Lavabo altlarını ve tuvaletin arka kısımlarını temiz ve kuru tutunuz.
    -Hamam böceklerini ve fareleri mutlaka yok ediniz.

    Evin diğer kısımlarında:
    -Mümkünse halıları kaldırınız.
    -Çocuğunuzun sofa, koltuk üzerinde uyumasına izin vermeyiniz.
    -Toz alırken ıslak bez kullanarak tozun havalanmasını engelleyiniz.
    -Evdeki çiçeklerin üzerinde küf olmasın, kontrol ediniz.
    -Mümkünse hava tahliye kısmında ev tozlarını tutarak havaya karışmasını önleyen HEPA filtresi olan elektrik süpürgelerinden birini tercih ediniz.

    b. İrritanlardan Kaçınma:
    · Bu grupta en zarar veren etken sigaradır. Astımlı bir kişinin yaşadığı evde ( evin tüm odaları dahil ) sigara içilmesine kesinlikle izin verilmemelidir.
    · Odun ve kömür sobaları tahriş edici tanecikler ve kokular saldıklarından mümkünse ısınmak için başka bir yola
    başvurulmalıdır.
    · Saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri, sinek ilacı ve hava kirliliği de tahriş edicidir. Hasta bunlardan etkileniyorsa, mümkünse temas önlenmelidir.

    c. Emosyonlar ( psikolojik stres ):
    Astımlı çocuğun onu destekleyen sıcak ve samimi bir ev ortamına ihtiyacı vardır. Evde yaşayan kişilerin bu kronik hastalığın tedavisine ve kontrol altına alınmasına yaklaşımları iyi yönde olursa, tedavinin başarısı artar.

    2.İlaç Tedavisi:

    I- İnhaler ( hava yolu ile verilen ) Rahatlatıcılar:

    a) Kısa etkili rahatlatıcılar ( Ventolin, Bricanyl ):
    – Bu ilaçlar hava yollarının çeperini saran ve nöbet sırasında kasılan kasları gevşeterek hava yollarını genişletirler.
    – Ağız içine püskürtülen formları ( inhaler ) 15 dakika içinde etki etmeye başlar, 4 saat sonra bu etki kaybolur. Bu nedenle nöbet sırasında ilk kullanılacak ilaç grubudur.
    – Egzersiz yapmadan 15 dakika önce kullanılırsa , egzersiz sırasında gelişebilecek rahatsızlığı engeller.
    -Aşırı dozda kullanılırsa kalp hızını arttırır ( fazla kahve içmiş gibi ). Ellerde titreme olabilir. Çocukta artan yaramazlık izlenebilir.

    b) Uzun etkili rahatlatıcılar ( Serevent, Foradil, Volmax )
    – Oral ( ağız yolu ) veya inhaler ( püskürtme ) formları vardır.
    – Oral yolla kullanılanlar astım atağı sırasında doktorunuzun önerisi ile 3-7 gün süre ile verilir.
    – Inhaler yolla kullanılanlar normal dönemde hasta atakta değilken, gün içinde veya gecelerii uykudan uyandıran nefes darlığı, vızıltı veya öksürük olduğu durumlarda sabah 1 akşam1 kez şeklinde kullanılır.
    – Doktorunuzun önerisi dışında kullanılmaz.

    II- Önleyiciler:

    a) İntal:
    – Koruyucu bir ilaçtır. Gelecek olan nöbeti önler.
    – Hiç bir yan etkisi yoktur.
    – Ancak bu ilaç sıkışıklığı olan cocuğa hiç bir yarar sağlamaz.
    – Başlangıçta günde 4 kere sonra 3 kere kullanılabilir.

    b) İnhaleryolla kullanılan steroidli ilaçlar: ( Pulmicort, Flixotide gibi )
    – Hava yollarındaki şişme ve ödemi azaltır, yapışkan balgamın oluşumunu engeller.
    – Hava yollarının uyaranlara karşı duyarlığının azaltır.
    – Gelecek olan nöbeti önler.
    – Spreyler şeklinde verilen şekli vücut dolaşımına geçmediği için doktorunuzun tavsiye ettiği dozda yan etki göstermez.
    – Ağızda kötü bir tad bırakabilir. Nadiren ağızda pamukcuk oluşumuna yol açabilir. Bunu engellemek için su ile gargara yapmak yeterlidir.
    – Astım tedavisinin en etkili ilacıdır.

    c) Oral( ağız yolu ile ) steroidler ( Prednol, Deltacortril )
    – Hava yollarındaki şişme ve ödemi azaltır.
    – Yapışkan balgamın ( mukus ) oluşumunu engeller
    – Hava yollarının uyaranlara karşı olan duyarlılığını azaltır.
    – Hava yollarının Ventolin, Bricanyl gibi rahatlatıcılara olan yanıtını arttırır.
    – Olabilecek yan etkiler kullanıldığı süre ve dozla ilgilidir.
    – Doktor tavsiyesi dışında kullanılamaz ve doktorunuzun önerdiği süre ve dozda kullanılmalıdır.
    – Astım atağı sırasında püskürtme veya hava yolu ile kullanılan ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda doktor tarafından önerilir.
    – Genellikle 3-7 gün süre ile verilir.

    Peak Flow Metre ( zirve akım ölçer ) Nedir ?

    Peak Flow Metre ( PFM ) akciğerlerden dışarıya üflenen havanın hızını ölçen bir alettir. Astım atağı sırasında havayolları daralır ve dolayısıyla akciğerlerdeki hava daha düşük bir hızla dışarıya üflenir. Üfleme hızındaki farklılık ( normale göre ) PFM ile ölçülür. PFM ile ölçülen üfleme hızı astım atağının belirtileri başlamadan önce düşer. Dolayısıyla eğer siz ve çocuğunuz PFM kullanmayı öğrenirseniz çocuğunuzu erken dönemde evde tedavi edebilir, acil servise başvuruyu önleyebilirsiniz. Dört yaşından büyük tüm çocuklar biraz çaba ile PFM kullanmayı öğrenebilirler.

    Kullanım şekli:

    -Çocuk mutlaka ayakta olmalıdır.
    -İbre sıfıra getirilir.
    -Ağız kısmı, dudaklar ile iyice sarılmalıdır.
    -Derince bir nefes alıp ani ve hızlı üflenir. ( Tıpkı yanan bir mumu söndürmek ister gibi )
    -İbrenin gösterdiği sayı okunur.
    -Bu işlem 3 kere tekrarlanır, en yüksek değer Takip Formunda ayrılan yere kaydedilir.

    Günde kaç kere kullanılmalıdır ?

    Biz günde bir kez sabahları ilaç kullanımından önce öneriyoruz. Ancak, sabah ve akşamları yatmadan önce de yapılabilir.
    Sabah değeri her zaman için akşam değerinden düşük bulunacaktır, bu normaldir. Çocuğun rahat olduğu dönemde kullanarak ulaşabileceği en yüksek değeri bulunuz. Bu değerin %20 altına inmesi durumunda tedavi planına göre ilaç kullanımını arttırın. Böyle günlerde çocuğunuzun iyiye gidip gitmediğini anlamak için PFM yi daha sık kullanabilirsiniz. Kısacası bu alet size barometrenin yağmuru haber vermesi gibi, yaklaşan astım nöbeti için erken uyarıda bulunacaktır.

    Küçük Çocuklar İçin :

    · İnhaler ilaçların küçük çocuklarda adaptörlerle (aerochamber veya nebuhaler) verilmesi, verilen ilacın etkisini artırır.
    · Çocuğunuzun ilacı daha kolay almasını sağlar.
    · Daha çok ilacın hava yollarına ulaşmasını sağlar.
    · İlacın kötü tadından oluşacak rahatsızlığı azaltır.
    · Kullanımını kolaydır.

    Adaptörlerin Kullanımı:

    ABLESPACER ( maskeli fanus ):
    · 4 yaşından kadar olan çocuklarda kullanılır.
    · İnhaleri ( ilacı ) salladıktan sonra aerochamber’in maske kısmını çocuğun burun ve ağzını kapatacak şekilde yüzüne yerleştirin.
    · İlacı 1 kez sıkın
    · Maske yüzündeyken çocuğun 5-10 kez nefes alıp verdiğini sayın
    · İki dakika bekledikten sonra ilacı bir kez daha sıkın ve yine çocuğun 5-10 kez nefes alıp verdiğini sayın. Böylece iki puf yapmış olacaksınız.
    Nebuhaler ( maskesiz fanus ) :
    · 4-6 yaş arası çocuklarda kullanılır.
    · İnhaleri salladıktan sonra cam fanusun ucuna yerleştirin.
    · Ağız kısmını dudaklarınızla iyice sarın.
    · İlacı 1 kez sıkın ( 1 Puf ).
    · Derin nefes alıp tutun, 5-7 saniye sonra bırakın ( Bu işlemi 4-5 kere yapın ).
    · İki dakika bekledikten sonra ilacı bir kez daha sıkın ve nefes alıp verme işlemini tekrarlayın. Böylece ikinci pufu yapmış olacaksınız.

    Turbuhaler Kullanımı:

    · 6 yaşından büyük çocuklarda kullanılır.
    · Koruyucu kapağı çıkarınız.
    · Turbuhaleri dik olarak tutunuz. Alttaki doz bileziğini sonuna kadar çevirdikten sonra “klik” sesi duyulana kadar tekrar geriye çeviriniz.
    · Nefesinizi dışarıya veriniz, ağız parçasını dişlerinizin arasına yerleştiriniz ve dudaklarınızı kapatınız.
    · Derin ve güçlü bir nefes alınız.
    · Turbuhaleri ağzınızdan çıkarınız ve ağzınızı 10 saniye kadar kapalı tuttuktan sonra nefesinizi veriniz.
    · İkinci bir doz alacaksa kurma işlemini tekrar yaptıktan sonra aynı işlemleri tekrar edin.
    · Koruyucu kapağı yerine takınız.

    Astım Nöbeti Önceden Anlaşılır mı?

    Astım nöbetinin ilk işaretlerini tanıyabilir ve hemen tedaviye başlarsanız, nöbetin gelişini engelleyebilir veya kısa sürede düzelmesini sağlayabilirsiniz.

    Bu işaretlerden bazıları :
    – Öksürük, özellikle gece öksürüğü
    – Burunda su gibi akıntı
    – Gözlerin altında siyah halkalarda belirginleşme
    – Uykuda huzursuzluk
    – Soluk görünme
    – Nezle, grip gibi üst solunum yolu hastalıkları
    – PFM değerlerinde düşme

    Nöbet gelince Ne Yapmalıyım?

    – Nefes alıp verirken ıslık sesi duyulur
    – Göğüs duvarında ( özellikle kaburgalarda, boyunda ) içeri çökmeler oluşur
    – Nefes verme süresi uzar
    – Nefes alma sıklaşır
    – Öksürük veya nefes alırken ıslık sesi duyulması,
    – Gece uyandıran öksürük,
    – Çocuğun bilinen erken nobet işaretlerinin varlığı ( göz altında siyah halkalar, nefes darlığı, sık soluma gibi ),
    – Flow metre ( PFM ) değerinde düşüş, gibi belirtiler olduğunda;

    1- Bricanyl inhalerin 2 puf veya Bricanyl turbuhalerin 1 kez şeklinde uygulanması gerekir. Etkisi 15 dakika sonra
    başlayacaktır. Eğer düzelme sağlanmazsa ilacı tekrarlayın.
    2- Bir günde 6 kereden fazla kullanmak veya 4 saatten önce tekrarlamak gerekirse mutlaka hastaneye başvurunuz.

    Hastaneye giderken :

    -Protokol numarasının yazılı olduğu hastane kartınızı .
    -Çocuğunuzun kullandığı ilaçları ( varsa Ventolin nebul’ü )
    -Doktorunuzun verdiği takip formunuzu yanınıza alın.
    -Çocuğunuz yolda sıkışırsa, Ventolin ya da Bricanyl’i mutlaka kullanınız.
    -Sakin olun, unutmayın telaşınız çocuğunuza yarar sağlamayacaktır.

    3. İmmünoterapi ( aşı tedavisi )

    Böcek zehiri allerjileri ve allerjik rinit ( saman nezlesi ) gibi allerjik hastalıkların uzun süreli tedavisinde başarı ile kullanılmakta olan bu yöntemin, allerjik astım tedavisinde etkinliği halen araştırılmaktadır. Dikkatle seçilmiş vakalarda uzun vadede yarar görüldüğünü destekleyen çalışmalar mevcuttur. Kliniğimizde, bu tedaviden yarar görme olasılığı yüksek olan seçilmiş astım vakalarında sublingual ( dil altı ) aşı tedavisi uygulanmaktadır. Tedavi en az 3 yıl sürmekte ve hastalar kendileri uygulamaktadırlar.

  • Nefes Teknikleri Nedir?

    Nefes Teknikleri Nedir?

    Değişik nefes alma şekilleri ile sempatik-parasempatik, asid-baz dengesi, beynin düzeyleri ve zihin dalgaları üzerinde farklı tesirler oluşturarak duygu, düşünce ve hareket bedenlerinde değişim, dönüşüm ve yenilenme oluşturan bir çalışma bütünlüğüdür.

    Burundan alınıp ağızdan verilen, ağızdan alınıp burundan verilen, sol burun kanalından alınıp sağ kanaldan verilen, sağdan alınıp soldan verilen, kısa ve uzun aralıklarla, değişik beklemelerle ve bunların binlerce varyasyonları ile belli sayı ve surelerde oluşturulan solunumlar beyin sistemini, kan kimyasını, sinir sistemini farklı şekillerde etkiler. Bu etkiyi kullanarak yetersiz solunumun yarattığı rahatsızlıkları için fayda sağlayabilirsiniz.

    Nefes Teknikleri ile dikkat, motivasyon, konsantrasyon, odaklanma, gevşeme, bırakma, izin verme, stres topraklanması oluşturabilirsiniz. Olaylar ve kişiler karşısında kendinizi kontrol edebilir, sinirlerinize hâkim olmayı öğrenebilir, irade, duygu, ego kontrolü kazanabilirsiniz. Diyafram kullanımı ile nefes almayı öğrenebilirsiniz.

    Yorulmadan, rahat, düzgün, doğru konuşma ve şarkı söylemeyi öğrenerek kendinizi iyi ifade etmeyi, duygu ve düşüncenizi en iyi şekilde diğerlerine aktarabilmeyi başarabilirsiniz. Kötü alışkanlıklarınızı, panik atak, anksiyete, depresyon, obsesyon, dikkat dağınıklığı, cinsel isteksizlik, ereksiyon zorluğu, öğrenme zorluğu, imtihan heyecanı, kekemelik, uyku apnesi, horlama, reflü, burun tıkanıklığı ve nefes darlığı gibi birçok rahatsızlığınız üzerinde nefesinizi etkin kullanabilrisiniz.

    Nefes egzersizlerinin birçok değişik çeşidi bulunmaktadır. Her bir nefes egzersizinin güçlü ve zayıf birçok farklı yan etkisi vardır. Amaca uygun kullanılmadığında ve tolerans sınırları içinde kullanılmadığında zarar vermekte mümkündür.

    Nefes egzersizleri yapmaya başladığımız zaman, yapılan egzersizlerin o andaki fiziksel, duygusal ve düşünsel durumumuza veya özel koşulumuza uygun olup olmadığını belirlemek çalışmanın sağlık emniyeti açısından son derece önemlidir. Nefesle çalışmayı öğrenmenin ve öğrendiğini uygulamanın birçok farklı yolu olabildiği için hangi zamanda, hangi durum karşısında, hangi çalışmayı, hangi miktarda yapmayı önceden belirlemek her zaman kolay olmayabilir.

    Nefesinizle bilinçsizce çalışmaya başlarsanız bilmediğiniz birçok etki size zarar verebilir. Canlı organizmalar kimyasal, fizyolojik, duygusal ve zihinsel denge durumunu sağlayan homeostaz denilen harika bir programa sahip olsalar da bilinçsizce yapılan nefes uygulamaları bu programı bozabilirler. Ortaya çıkan denge durumu, uzun vadede uygunluklar oluştursa da bedeninizin çalışma sistemleri özellikle nefesinizdeki bir değişiklikle, diğer potansiyellerinizde beklenmeyen değişiklikleri beraberinde getirebilirler. Dahası bizi etkileyen sadece egzersizlerin kendisi değildir. Egzersizleri yapma biçimimiz, özellikle çok fazla çaba ya da güç kullanırsak, kötü nefes alışkanlıkları yaratabilir ve önünde sonunda nefesimizi çalışmalara başlamadan önceki haline göre daha fazla kısıtlamış bulabiliriz.

    Hemen fayda verebilen birçok nefes egzersizi, farkındalıkla ve ustaca kullanılmazsa bazen uzun vadede sorunlara neden olabilir. Bu yüzden herhangi bir nefes çalışmasına katılmayı düşünen birinin, nefesle çalışmanın değişik yollarını, nefes ekollerini ve nefes eğitmenlerini incelemeden önce nefes konusunda araştırma yapmalı ve nefes prensipleri konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar.