Etiket: Eşi

  • Kadınlarda Uyarılma ve Orgazm Bozuklukları

    Kadınlarda Uyarılma ve Orgazm Bozuklukları

    Kadınlarda cinsel istek bozuklukları kişiye göre farklılık gösterebilir.  İstek  bozukluğu, uyarılma bozukluğu yada bunun sonucu olarak gelişebilen  orgazm bozukluğu olabilir. Cinsel istek bozukluğu var diyebilmemiz için; organik bir probleme bağlı olmaması, madde bağımlılığı bulunmaması, kişinin ağır depresyon yada travma sonrası bunu yaşamaması gerekir. Bedeninde kanser gibi ciddi bir hastalık yaşayan birinin veya bir operasyon sonrasında da cinsellik  düşünememesi çok doğaldır. 6 ay gibi bir dönem sürmesi kadında cinsel isteksizlik tanısını koydurur. Psikolojik temellere dayanan cinsel istek bozukluğu daha çok dalgalanma halinde bir seyir gösterir. Özelikle çağımızın  yorgunluk ve tükenmişlik sendromu da cinsel isteksizliği tetikler.

    Cinsel isteksizlik ve orgazm olamama birbirleri ile ilişkili kavramlardır. Bilinç altında, eğer kadın cinsel ilişkide haz almaktan suçluluk duygusu ile yüklenerek çıkıyorsa bu kadının cinsellikte isteksiz olması söz konusudur. Bilinçli aklı seksi isterken, bilinç altı suç işlediğini düşünmektedir.

    Orgazm olamıyorum diyen bir kadının belki de bilinç altına bastırdığı eşcinsellik dürtüleri onu cinsellikte ketlemekte ve isteksizliğe yol açmaktadır.

    Kadının fobileri ve  ve kaçınma yaşadığı her şey onda cinsel isteksizlik yapar. Cinsellik bir insanın en kırılgan olduğu andır. Çıplak ve mahremini paylaştığı bu anda eğer özgür davranamayacak kadar kendini ketler ve bastırırsa bu durumda cinsel isteksizliğin sebeplerinden olur. Oysa hayallerindeki fantazileri, heyecanları güven duyamadığı için partneri ile paylaşamamak ve güvensiz bir ortamda yaşanılan cinsellik. Ne kadar doyurucu ya da ne kadar heyecan verici olabilir.

    Kadın eşi ile paylaşamıyordur ama çocuk sahibi olmak istemiyordur. Eşi kendisine seksi, karizmatik, çekici gelmiyor olabilir. Ev de kalabalık bir aile ortamında yaşıyor olabilir.

    Toplumumuzda kız çocuğu cinsellik konusunda biraz daha baskıcı yetiştirilir. Cinsellik konuşulmaz ahlaki ve dini öğretilerde ayıp ve günah kavramları ile iç içedir.

    Bilinç altında cinsel isteksizlikte uyarılma bozukluğu dinamik açıdan aslında  bir savunma mekanizmasıdır. Cinsel haz alma bir çeşit ankisiete yaratacaksa eşine karşı bir ketlenme olur. Uyarılma bozukluğu dendiği anda akla gelen ilk şey edipal çatışmadır. Kontrolü kaybetmek korkusu… Bizim ülkemizde bu ne kadar yaygın bir durumdur.

    Bizim ülkemizde analar oğullarına prens gibi davranıyor. Bağımlı özellikleri olan kadınlar yetiştiriyoruz. Oğullarından ayrılamayan analar, analarına benzeyen hanım arayan oğulllar döngü böyle devam ediyor. Kadınlar da babalarına benzeyen erkeklerle evleniyor.  Sonuç da bilinç altı devreye girince  iki tarafında birbirini ebeveyn gibi algılaması arttıkça cinsellik bilinç altında suça   dönüşüyor.

    Eşinin karısına saygı duyması gerekiyor. Eşi hanımına eğer saygı duymazsa kadın kendini eşine hizmet eden bir köle gibi algılıyor ve bilinç altında değersizlik duyguları aktive oluyor. Biz terapistler bunu çok önemseriz eşine saygı duymayan bir erkeğin kadından cinsellik beklemesi olamaz.

    Biz cinsel terapistlerde davranışsal, bilişsel ya da dinamik yaklaşımlarla bu süreci çözmeye çalışıyoruz. Kabız sevişmeleri zevkli hale getirmek için emek harcıyoruz. Çiftlerin kapana sıkışıp kalan cinsel ufuklarını açmalarına destek oluyoruz. Cinsel ilişkide düzeltilmesi gereken temel nokta çift arasında ki ilişkiyi düzeltmektir. Çiftin arasındaki yakınlığın gerçek yakınlık olması istenir. Güvenli bir ilişki içinde bulunmaları gerekir. İlişkilerin en çıkmazda olduğu durum sahte dostluklar ve gerçek olmayan kendiliklerdir. İnsanlar ilişkilerinde hep pozitif, hep olumlu, hep güzel şeyleri duymak istiyor. Kocasından ya da hanımından hep iltifat bekliyor. Buda çarpık bir başka ilişki sürecini tetikliyor.  Oysa gerçek ilişki güvenli ve sağlam dostluklarla bir arada olur. Eşlerin ilişkisi sağlıklı ise evlilikleri de cinsellikleri de sağlıklı olur. İlişkide sorun varsa her şey sorunla gider.

  • Kadınlarda Öfkenin Korunumu (KÖK) Yasası

    Kadınlarda Öfkenin Korunumu (KÖK) Yasası

    KÖK Yasası çok eskilere dayanır. Kurucusu Hazreti Havva bile denebilir. Hikayemiz bilindik, evli çiftimiz, evlilik şart değil aslında çiftimiz desem daha doğru olur. Bu çiftimiz sıkı bir tartışmanın tam zirvesindeyken beyfendimiz kapıyı çarpar çıkar, hanım efendi evde. Beyimize sorsak: Niye çıkıverdin, neden yarım bıraktın, konuşup çözseydin ya sorunu ?

    -Kalbini kıracak bir şey söylememek için çıktım.

    -O kadar daraldım ki biraz daha kalsam boğulacaktım.

    -Elimden bir kaza çıkmasın diye çıktım.

    -Çok sinirlendim temiz hava iyi geliyor, yatışmak için çıktım.

    -Tanıdığım herkes öfkelenince bir çık hava al iyi gelir diyor, ben de öyle yaptım.

    Hikayemize devam edelim. Beyefendi dışarı çıktı parkta yürüdü, dolandı birhayli. Öfkesi/bunaltısı dindi biraz, vakitte epey geç oldu. Şimdi eve dönme zamanı!

    Öfkesiyle başbaşa bırakılan hanım efendimiz tam sinir küpü ve öfkesinde en ufak bir azalma yok hatta artış var.

    Peki sorum şu: Hanım efendinin nasıl oldu da siniri yatışmadı? Bu geçen vakitte nasıl sinirli kalabilmeyi başardı ve hatta bunu nasıl arttırabildi?

    Psikolojide her zaman birden çok cevap ve bileşen vardır. Şimdi size KÖK Yasasının bileşenlerini tanıtıyorum.

    1-Empati yetersizliği.

    2-Terkedilme, değersizlik hissi.

    3-Gaza getiren arkadaş/anne faktörü.

    4-Yarım kalmışlık hissi.

    5-Teknik olarak kullanma.

    1.Empati Yetersizliği

    Beyimiz dışarlarda dolanırken hanım efendi kocasının arkadaşlarıyla düğüne gidip lahmacunla halay çektiğini hayal ediyor! Bu kadar olmasa da eşinin de şuan çok sıkkın olduğunu ve en az kendisi kadar üzgün,anlaşılmamışve bunalmış olduğu gerçeğini yadsır. Yada o üzgün olabilir ama ben daha çok üzgünüm gibi bir kıyaslamayla öfkesini/üzüntüsünü/bunaltısını koruyup kendisini çoğu kez gergin tutmaya çalışır. Bu gerginliği diri tutmaya çalışmanın nedeni dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına geri dönecek olan tilkinin canına okumak için gerekli olan enerjiyi sağlamak!

    2.Terkedilme/Değersizlik Hissi

    Hanım efendi yaşadığı tüm duyguları eşiyle paylaşıp aşmak istiyor.Duygunu ne olduğu önemli değil: korku, öfke, bunaltı… Kendisi bu istekteyken karşısında bir muhattap bulamaması ve bu duygularıyla baş başa bırakılması kendisini terk edilmiş ve değersiz hissettiriyor. Bu duygu uzun vadede içine kapanma veya anlaşılmıyorum hissinin baş kurucularındandır. Galiba KÖK Yasasını uzun vadede en zararlı bileşeni bu olsa gerek.

    3-Gaza Getiren Arkadaş/Anne Faktörü

    Duygularıyla evde kala kalmış hanım efendinin bir şekilde kendisini ifade etmesi gerekiyor. Tahmin ettiğiniz gibi telefona sarılma akla ilk gelen seçenek. İyi de kiminle konuşacak? Şayet konuştuğu kişi yarasına tuz basarsa işler içinden iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Hanım efendinin düşünce  kabiliyeti duyguları yüzünden iyice baskılanmış, zaten mantıklı düşünememektedir. Gelen bu olumsuz telkinler rahatlatmaktan öte bunaltısını/öfkesini iyice arttırmaktadır.

    4.Yarım Kalmışlık Hissi

    Sadece duygusal ilişkilerinde değil herhangi  bir ilişkide/işte yarım kalmışlık,bitirmemişlik hissi ciddi streslere neden olmaktadır. Çoğu kez etrafımızdaki insanlardan yarım kalmış işlerle ilgili duyduğumuz klasik cümle : ‘’İnan hiç dayanacak halim kalmadı, olumlu-olumsuz artık sonuç neyse o olsun. Çok uzadı bu iş.’’ Sıradan günlük işlerde bile durum böyleyken hassas duygusal ilişkileri varın siz düşünün.

    5.Teknik Olarak Kullanma

    Yaşlı teyzelerin genç gelinlere o meşhur tavsiyesi:’’Erkek adam azıcık sinirli olur kızım,  baktın kızgın elleme. Durulduklarında kedi gibi olurlar. Sözünü dinleyecektir acele etme.’’ Şimdi beyimiz içeri yavaşça içeri girdi, kendisi yatışmış ama eşi öfkesini türlü yollarla koruyabilmiş. Kanepede asık surat, gayet gergin patlamaya hazır EYP(El Yapımı Patlayıcı) gibi durmakta. Ve BOMMM( Gez tabi sen gez, evin yolunu bulabildin şükür!). Heppimize çocukluğumuzdan beri şu öğretildi :’’Karşındaki öfkeliyse üsteleme, suyuna git. Zaten öfkeli bide sen daha da kızdırma’’.Hanım efendi ister gözlem ister başka bir arkadaşının yol göstermesiyle tartışma sonrası öfkesini canlı tutup, eşinin sakinleşip eve döndüğü anda bu öfkenin enerjisini kullanmanın  gayet işe yarayan bir teknik olduğunu öğrenmiştir. Ve çoğu kez erkeğin bu sefer alttan aldığı kadınında doyasıya içini boşalttığı bir sahne yaşanır.

    Öneriler:

    1-Hanımlar eşleriniz en az sizin kadar üzülüyor/bunalıyor ve kendinilerini anlaşılmamış hissediyor. Dışarı hava almaya çıktıklarında kesinlikle lahmacunla halay çekme gibi eğlenceli şeyler yapmıyorlar!

    2-Beyler evi terk etmektense atlamamak şartıyla balkona çıkıp hava alabilirsiniz! Yine sakinleşemediyseniz KISA süreliğine dışarı çıkabilirsiniz. Sizi evde bekleyen hanım efendiye yarım saat üç saat gibi geliyor haberiniz olsun.

    3-Hanımefendiler lütfen üzgünken, karamsar ve genelde olumsuz tavsiye veren kişiler yerine daha çok olaylara olumlu yaklaşan, sakinleştiren kişileri arayın.Olumsuz duygular hakimken sonradan pişman olabileceğiniz, normalde kabul etmeyeceğiniztavsiyelere uyabilirsiniz dikkat! ( Beyler eşinizin arkadaşlarıyla ve kayın validenizle iyi geçinin. Hediye falan alın. Gönüllü itfayeci olacaklarını hayretle göreceksiniz!)

    4-Yarım bırakma her zaman insanı gerer. Sorun yaratan konuyu iki gün sonra konuşmak üzere sözleşebilirsiniz. Ertelemeyin, kendiliğinden çözülmüyor.

    5-Hanımlar öfkenizi taktik amaçlı canlı tutmayın. Bu yazıyı okuyan beyler sizde uyanın artık!

    Özet: Yok öyle basıp gitmek, adama KÖK söktürürler!

    *Tamamen gözlem sonucu oluşturulmuş bir yazı.

  • Bir Kaygı Hikayesi

    Bir Kaygı Hikayesi

    “Suzan ve eşi her iş günü olduğu gibi bugün de erken uyandılar.

    Suzan uyanır uyanmaz 16 aylık olan kızının yanına gitti. Kızının nefes alıp almadığını kontrol etti. Suzan bu kontrolü geceleri de ara ara devam ettiriyordu. Sonra kızının üstünü daha sıkı örterek eşi ile birlikte mutfağa geçti.

    Suzan’la eşi kahvaltıyı hazırlarken bir yandan da Suzan, eşine bakarak “bugün evden çıkıp döneceği süreçte başına bir şey gelecek mi?” endişesini yaşıyordu. Bu sorular aklından sürekli geçiyor ve bunları düşünürken gözleri dolarak göğsünde bir ağrı oluştuğunu hissediyordu.

    Eşi işe gittikten sonra sevdiği programları izlemek üzere televizyonun başına geçti biraz televizyon izledikten sonra ev işlerini yapmak üzere harekete geçti.

    Mutfaktaki işleri ile uğraşırken telefon çaldı ve birden bire kalbi hızla atmaya başladı. Telefonu eline alınca babasının aradığını gördü. O an aklına gelen tek şey annesinin başına kötü birşey gelmiş olacağıydı. Bu düşünce kendisini çok kötü hissetmesine sebep oldu. Korku içinde telefonu açtı. Hemen annesini sordu. Bu sırada kalbi yine hızla çarpıyor ve nefesi kesiliyordu. Annesi ile konuşup sesinin iyi olduğunu duyana kadar bu durum devam etti.

    Telefon konuşmasından sonra annesinin iyi olduğundan emin olsa bile bir gün ona birşey olacağı ve hayatından gideceği düşüncesi aklından geçmeye devam ediyordu. Aynen annesi gibi diğer sevdiklerini ve yakınlarını da düşünmeye başladı. Eşi, çocuğu ya da kardeşleri de aynı şekilde hayatından gidebilirdi.

    Bu sebeple gözyaşlarına hakim olamayıp yaptığı işleri de verimli bir şekilde devam ettiremiyordu. Sık sık gelen ağlama krizleri yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyordu.

    Akşam olup eşi eve gelince birlikte yemek yedikten sonra salona geçip televizyon izlemeye başladılar.

    Haberlerin olduğu kanallara gelince haber içeriklerinden rahatsızlık duyduğunu bildiği için bu kanalları bu kanalları hızlıca geçiyordu. Haberlerdeki olumsuz olayların kendisinin ya da ailesinden birisinin başına geleceği endişesi ile gece uykuya dalmakta zorluk çekiyordu.

    Suzan son 1 aydır bu problemle yaşamaya çalışıyordu…”

    Yukarıdaki kısa hikaye bir kısmınıza tanıdık gelmiş olabilir.

    Öncelikle ülkemizde ve dünya genelinde en yaygın şekilde görünen psikolojik rahatsızlıklardan birinin anksiyete(kaygı) bozukluğu olduğunu ve bu problemin erkeklere nazaran kadınlarda daha sık görüldüğünü söylemekte fayda var.

    Peki bu anksiyete(kaygı) bozukluğu tam olarak nedir? Ne gibi belirtileri vardır? şimdi kısaca ondan bahsedelim…

    Anksiyete; Bireylerin yaşantılarında muhtemel bir durum/olaya karşı tedbirli olma durumudur.

    Bu tedbirli olma hali bireyin kendisine veya çevresine karşı tehlikeli bir durum ile karşılaşma ihtimali konusundaki tepkisidir.

    Bir durum veya olayın tehdit olarak algılanması bireyde; davranışsal, bilişsel ve bedensel uyarılma hali görülmektedir. Uyarılan bireyde tehdit olarak algılanan duruma karşı korku ve endişe oluşur.

    Ayrıca sıklıkla korku ve endişe bir takım bedensel belirtilere eşlik eder. Hızlı kalp atışları, vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ağrı ve  nefes alamıyor hissi bu rahatsızlığın tipik belirtilerindendir.

    Bunlara ek olarak bilişsel olarak hissedilen tehdit algısı oluşabilecek en kötü senaryo ile güçlü bir endişe hissi uyandırır.

    Bu endişeli düşünceler zihinsel meşguliyet ile birlikte bireyin günlük yaşantısında işlevselliğini ve duygu durumunu negatif bir şekilde etkiler.

    Bu tür bireylerde; isteksizlik, keyif alamama, kalabalık ortamdan kaçınma, halsizlik, uyku problemleri, kilo verme/alma durumları hayat kalitesinin düşmesine sebep olur.

    Yukarıdaki hikayede görüldüğü gibi; bu tür problemler yaşayan bireylerde, kendisinin veya çevresindeki bireylerin hasta olabileceği, zarar göreceği, kaza geçireceği, başına/başlarına en kötü şeylerin gelebileceğine dair düşünceler zihnini kurcalar ve birey bu düşüncelerinin varlığından sürekli endişe ve korku hisseder.

    Kaygılarınızı kontrol altına almanız hem sizin hem de çevrenizin daha rahat bir nefes almasına yardımcı olacak; onlarla geçireceğiniz zamanları daha kaliteli hale getirecektir.

    Hepinize sağlıklı, mutlu bir yaşam dilerim.

  • CİNSEL İSTEKSİZLİK

    CİNSEL İSTEKSİZLİK

    CİNSEL İSTEKSİZLİK NEDİR?

    Cinsel isteksizlik hastalık değildir. Doğru tekniklerle üstesinden gelinebilecek bir sorundur. Doğru davranışlar doğru sonuçları doğurur, yanlış davranışlar ise yanlış sonuçları doğurur. Cinsel isteksizlik bir sonuçtur, yolunda gitmeyen yanlış davranışların yanlış bir sonucudur. Cinsel isteksizlik evlilik ilişkisinin %95’ini olumsuz etkileme gücüne sahiptir. Başlangıçta sadece basit bir isteksizlik sorunu gibi görünse de evlilik ilişkisinin içine ve sızar zamanla büyük bir soruna dönüşür.

    Cinsel isteksizlik iletişim problemlerinin bir ifade ediliş biçimidir. Ne yazık ki ifade edilmeyen duygu ve düşünceler insanı hasta eder. Kadın eşiyle olan problemlerini eşine ifade edemedikçe; kendini değersiz, önemsiz, sevilmeyen hissetmeye başlar. Buna bağlı olarak kadın eşine karşı öfke hisseder ve öfkesini de paylaşamaz ise sözel olarak ifade edilemeyen duyguların bir ifadesi olarak beden devreye girer. Kadın cinsellikten kaçınmaya başlar. Zamanla erkek bu kaçınmadan olumsuz etkilenir, istenmediğini hisseden erkek de kendini değersiz hisseder ve eşine karşı öfkeli davranışlar sergiler. Kolayca halledilebilir olan sorun artık çığ gibi büyüyen bir sorun haline dönüşmüştür.

    Kadın cinselliğin hakkı olduğuna inanmaz aksine bunun bir görev olduğuna, eşi ne zaman isterse görevini yerine getirmesi gerektiğine inanır. Eşiyle problem yaşadığında ya da kendisiyle ilgili bir problemle karşılaştığında vazgeçtiği ilk sorumluluk cinsellik olacaktır zaten kendisi cinsellikten hiç keyif almamıştır ki, onun için sadece kocaman bir yük olmuştur. Olsa da bitse dediği bir yük…

    Kadın cinsellikle ilgili bilgi sahibi değildir. Vajina nedir, klitoris nedir, nasıl işler bu sistem, kadın orgazm olur mu, ıslanmak nedir, kuruluk nedir, ön sevişme nedir? Bedeninin neyden hoşlandığını bilmez. Bilmediğiniz bir aleti çalıştıramazsınız, deneme yanılma yaparken birkaç hatalı sonuç sizi bu işten soğutabilir ve kendinizi cinsellikten soğumuş bulursunuz.

    Erkek performans kaygısı yaşar ve isteksizlik ile bunun üstünü kapatır, böylece korktuğu şeyle zaten yüzleşmeyecektir. Ya da eşine karşı hissettiği suçluluk duygusu ve geçmişten gelen travmatik deneyimler isteksizliğe sebep olabilir.

    Cinsel taciz ve travmalar cinselliğin kişiye zevk vermesine engel olur, zevk vermeyen bir cinsellik ise angaryadır.

    Bunlar gibi birçok sebep cinsel isteksizliğe neden olabilir.  Tedavi aşamasında isteksizliğin sebebi tespit edilir ve çifte özel bir program hazırlanır.

  • Depresyonun Sanal Hali

    Depresyonun Sanal Hali

    Çok uzağa gitmeye gerek yok, yaklaşık on sene önce çoğu anne baba bilgisayar kullanmaktan uzak, sosyal medyadan bir haberdi. Genellikle gençlerin kullandığı sosyal medya ağları, günümüzde anneanne babaannelerin dahi ellerinde. Bayramlarda ailebüyüklerini ziyaret etmek yerine birbirimize fotoğraflarımızı yolluyoruz. Özçekim diye bir kelime var artık lügatımızda. Devir değişiyor, zaman hafızamızı şaşkına çevirecek kadar hızlı akıyor. Biz psikologlar için de yeni nesil hastalıklar, yeni nesil tanı sebepleri ortaya çıkıyor.

    Depresyon, kişinin kendisini üzgün, boşlukta, yalnız ve çaresiz hissettiği; genellikle yorgun ve bitkin göründüğü;süreç içinde kilo aldığı ya da verdiği, uyku süresinin arttığı ya da aksine oldukça azaldığı; kişinin hayattan beklentisinin kalmadığı bir süreçtir. Bu duygu durumunu her on insandan dokuzu hayatları boyunca en az bir defa yaşamıştır, yalnız bu duygu durumunu yaşamak depresyon hastası olmak için yeterli değildir. Kişinin ne kadar süre bu süreci yaşadığı da oldukça önemlidir.

    Sosyal medyanın yarattığı algı, kişinin dünyaya bakış açısını derinden etkiliyor. Bunun en büyük ispatı ergenler. Doyumsuz ve memnuniyetsiz insanlara dönüşüyoruz. İmrenmek yerini kıskançlığa bırakıyor. Sahip olduklarımızın değerini bilmek yerine sahip olamadıklarımızın hayalini kurarak hayatımıza devam ediyoruz. Mutluluğumuz elimize telefonumuzu aldığımız ana kadar sürüyor. Telefonumuzu elimize alıyor, tatildeki komşumuza, çocuğuna doğum günü organizasyonu yapan kuzenimize, eşi ile romantik bir yemek yiyen arkadaşımıza bakıyoruz. Günümüz keyifsiz geçmişse, keyifsizliğimize keyifsizlik katmış oluyoruz: Bir türlü de o telefonu elimizden bırakmıyoruz.

    Çocuklarımıza terbiye vermemiz zorlaşıyor. Kendi yaşıtı bir kızı kırmızı ruj sürmüş gören kızımız evi birbirine katıyor, öfkeden deliye dönüyor, imreniyer, küçük yaşta kıskançlığı öğreniyor, kendini eksik hissediyor ve hatta özgüvensizleşiyor. Biz vermek istediğimiz terbiyeyi veremiyor, kendini eksik hissetmesin diye isteğini yerine getiriyoruz. Yaptığımızın yanlış olduğunu bildiğimiz için de anneliğimizi sorguluyor, kendimizi yetersiz hissediyoruz.

    Herkes geziyor, herkes alışveriş yapıyor, herkes para harcıyor sanıyoruz. Ekonomi bir tek bizi mi etkiliyor diye düşünüyoruz. Aklımızda devamlı para, pul; mutluluğun yolunu bu sanıyoruz.

    Bütün gün çalışıyoruz, akşam eve gitmeyi, koltuğa kıvrılmayı belki biraz eşimizle sohbet etmeyi hayal ediyoruz. Eve giriyor, telefonu elimize alıyor ve birden bire eşimizin bizi sevmediği algısına kapılıyoruz. Kocaman güllerle size kocaman gülümseyen kadının saçlarına imreniyoruz, yüzüne imreniyoruz, bu kadına benzersem eşim beni daha çok sever diye düşünüyoruz. Soluğu kuaförde alıyoruz. Sevilmek için kendimizi değiştiriyoruz fakat eşimizle sohbet etmeyi ikinci plana atıyoruz.

    Bir de gördüğümüz dünyanın sahte olduğunu unutuyoruz.

    Kim eşi ile kavgasını sosyal medyada yayınlar? Kim kendini eksik hissettiğinde, küçük düştüğünde paylaşır yaşadıklarını? Ya da kim çocuğunun zayıflarla dolu karnesini yayınlar?

    Algımızı değiştiren sosyal medya bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Kendimizi üzgün, boşlukta, eksik, çaresiz hissetmemize sebep oluyor. Bu his uzun süre devam ettiğinde ise kendini depresyona bırakıyor. Kilomuz değişiyor, uyku düzenimiz bozuluyor, sağlığımızı etkiliyor. Belki bu depresif ruh hali kısa sürecekken, elimizden bırakamadığımız ekran sürecin uzamasına sebep oluyor.

    Kapatın sosyal medyayı, kullanmayın demiyorum ama sosyal medyanın sizi olumsuz etkilediğini, düşüncelerinize zarar verdiğinizi hissettiğinizde telefonu köşeye koyun ve gerçek olan ne varsa ona odaklanın demek istiyorum.

  • Evlilikte mutlu kalmak için…

    Evlilikte mutlu kalmak için…

    Birçok evlilik mutlulukla başlar. Ancak yeryüzünde başından sonuna kadar mutlu bir evlilik

    sürdüren olmuş mudur? Olmamıştır. Olması da mümkün değildir çünkü mutluluk bir “süreç”
    değil “an”dır. Eğer sizin ya da partneriniz patolojik bir rahatsızlığı yok ise evlilikte mutlu
    “an”ların sayısını ve süresini arttırmak sizin elinizdedir.
    Bu amaç için aşağıdaki önerileri okumanızı öneririz.
    1. Kendinizden başkasını değiştiremezsiniz özellikle eşinizi.
    Birçok kişi evlenmeden önce eşi için “değiştirilecek özellikler listesi” hazırlar. Bazıları
    daha da ileri giderek öncelikler sıralaması bile yapar. İronik olan ise aynı liste kendisi
    için de yapılır. Değiştirme yanılgısına kapılan her kişi sonunda görür ki sadece
    kendisini değiştirebildiğidir. Eğer bu konuda bir şey yapmak istiyorsanız
    değiştirilecekler listenizi yırtmakla başlayın. Karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabul
    etmeyecekseniz asla evlenmeyin. Bu kabul eşlerin birbirini geliştirmesi ile
    karıştırılmamalıdır.
    2. Eşinizin sizden öncede var olduğunu kabul edin
    Çiftlerin yaygın olarak yaptığı önemli hatalardan biri de sanki eşinin kendisi ile
    tanıştığı tarihte doğduğunu varsaymaktır. Bu kişiler eşinin geçmişini, ailesini ve
    çevresini kabul etmezler. Bu bir yanılgı olup önemli bir çatışma nedeni olur. Eşinizle
    mutlu olmak istiyorsanız eşinizin geçmişini özellikle de ailesini sevin. Eşinin ailesi ile
    sorunu olan kişiler “sevmek zorunda değilim ama saygı duyuyorum” der. Bir ömür
    boyu yaşamı paylaşacağınız insanın ailesine saygı duymanız yeterli olmaz. Saygı
    sadece minimum ilişki düzeyini götürebilir. Aile bağlarının kuvvetli olduğu ülkemizde
    saygı maalesef mutlu bir evlilik sürdürmeye yetmemektedir. Ancak duygular bazen
    istense de istendik yönde gelişmez. Yani isteseniz de sevemeyeceğiniz kişiler olabilir.
    Bu durumda sevmediğiniz kişi ile yaşamayı öğrenmek zorundasınız. Bu öğreti de sizi
    sorunsuz ilişki sürdürmenize neden olabilir.
    3. Sağlıklı cinselliği öğrenin
    Cinsellik sadece seksüel ilişkiden ibaret değildir. Kadın ve erkek rollerinin tanınması,
    kadın ve erkek olarak birbirlerini tanıması ve kadın-erkek arasındaki farkları kabul
    edip saygı duyması sağlıklı cinselliğin temelini oluşturur.
    4. Ebeveynlik evliliği unutturmamalıdır.
    Özellikle bizim coğrafyamızda çocuk sahibi olununca eşler unutulmaktadır. Çocuğu
    olan kadın eşini unutmakta ve tüm enerjisini çocuğuna vermektedir. Diğer taraftan
    çocukla ilgilenmek zorunda olan kadına yardımcı olmayan erkek kendisini evin dışına
    atıyor ve mutluluklar başka alanlarda aranmaya başlanıyor. Bu evlilik sürecinde
    verilmesi gereken önemli bir sınavdır. Ebeveynlik, evliliği esir almamalıdır.
    5. Bu sorunda benim rolüm ne?
    İlişkide problem olduğu zaman eşler genellikle karşı tarafı suçlama eğilimine
    girmektedir. Bu tutum problemi çözmez, tam aksine problemin artmasına neden olur.
    Gerçekten problemi çözmek istiyorsanız “bu sorunda benim rolüm nedir?”, “ben
    hangi davranışımı değiştirirsem sorunun çözümüne katkısı olur”, “ben nerelerde hata
    yapıyorum” gibi içgörünüzü geliştirecek samimi soruları kendinize sormanız
    gerekmektedir. “ben bu hatayı yapıyorum ama…” gibi başlayan kendi hatanızın
    nedenini karşı tarafta arama yanlışlığına düşmek ilişkinizin gelişmesine maalesef katkı
    sağlamayacaktır. Bu tutum ve davranışları çiftlerden her ikisinin de yapması sorunun

    çözümüne olumlu etki yapacaktır. Unutulmamalıdır ki evlilik iki kişi ile yapılan bir
    eylemdir.
    6. Neden bu kişi ile evlendim?
    Bu insanla neden evlendiniz? Evlenme nedenleriniz hala geçerliliğini koruyor mu?
    Evliliği sürdürmenizde ana neden unutulmamalıdır. Bu asıl nedeninizi alsa unutmayın
    ve sık sık asıl nedende bir sapma olup olmadığına bakın. Belli gerçekleşmelerle
    nedenler değişebilir. Özellikle çocuk olduktan sonra. Unutulmamamladır ki evlilikte
    en bağlayıcı neden birlikte mutlu olarak yaşamaktır. Zaman zaman minör değişiklikler
    olabilir, bu değişikliklerin sizin ilişkinizde olumsuzluklara neden olmasına izin
    vermeyin.
    7. Evlilikte akıl yoktur.
    Evlilikte her şeyi bir mantığa ya da kurala bağlamak ilişkiyi zorlayacaktır. Evlilik akıl
    oyunu değil istek oyunudur. Özellikle erkeklerin çok zorlandığı konular bu nedene
    dayanmaktadır. Bir çiçeğin evlilikteki önemini anlayamayan erkekler evlilik ilişkisini
    sürdürmekte zorlanacaklardır. Evlilikte her olayı doğrusal nedensellik ilkesi ile
    düşünemeyiz. Evlilik, akıl ve mantığın geçerli olduğu bilimsel bir platform değildir.
    8. Anlaşamadığınız konularda anlaşın.
    Bazı çiftlerin anlaşamadıkları ve hatta hiç anlaşamayacakları konular vardır. Bu
    konular her sofrada, her yıl dönümünde ya da her tatsız olayda gündeme getiriliyorsa
    ev cehenneme dönmüş ya da dönmek üzeredir. Belli ki bu sizin anlaşma
    sağlamayacağınız bir konu. Bu konuda anlaşamayacağınız konusunda anlaşmanız sizin
    ilişki sağlığınız için en iyi ilaç olacaktır. Bazı konularda anlaşamayacağınız konusunda
    anlaşırsanız gündeminizi boş yere doldurmazsınız. Tartışma, evlilikte gerekli olan
    adrenalin artması için iyi bir araçtır. Yeni tartışma konuları bulmak ve bu yeni konular
    üzerinde tartışmak evlilikteki heyecanı artırır bu da ilişkiye keyif katar.