Etiket:

  • Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik sürecinde vücutta ki hormonların değişimi gibi kadının psikolojisi de değişmeye başlar hem de ilk
    günlerden itibaren. Mutlaka bu süreçte hormonların psikolojiye etkisi yadsınamaz. Gebe kadın
    hassaslaşmaya, duygusallaşmaya başlar. Önceden onu kırmayan, incitmeyen sözler artık incitebilir hale
    gelebilir. Gebelik öncesinde’’ aman boşver’’ diyebildiği ve umursamadığı şeyler artık onun için önemli bir
    hal alabilir. Duygu durumu dalgalı deniz gibidir adeta, gülümserken bir anda ağlamaya başlayabilir ya da
    tam tersi.

    Henüz karnında büyüttüğü ve taşıdığı bebeği için şimdiden kaygılanmaya başlayabilir. Bir de yanına
    doğumun nasıl yapılacağı, doğum sırasında herhangi bir komplikasyonun gelişip gelişmeyeceği, doğum
    sırasında canının çok mu az mı yanacağı, doğumun hangi hastanede yapılacağı gibi çok çeşitli ve ek
    kaygılar da yaşanabilir. Mutlaka bu süreçte zorluk yaşayan sadece kadın yani anne değildir. Eş yani
    baba da anne gibi zorluklar yaşamaktadır.Karşısında günden güne değişen bir kadın (hem fiziksel hem
    ruhsal ),değişen bir cinsel hayat, bebeğe ve doğuma endeksli bir yaşam, eşle yapılan sohbetlerin büyük
    bir kısmının sadece bebekle ilgili olması eşi de oldukça olumsuz etkileyebilir.

    Bu süreçle başlayıp doğum sonrası süreçle devam eden bir takım sorunlar bütünün de bebeğimizle
    birlikte hastaneden yanımıza alınan bir dolu poşet gibi bizimle gelir. Eşler arasında sıklıkla gebelik sonra
    ki süreçlerde de kopuşlar yaşanabilir. Yeni doğan bebeğimizin hayata adapte olması, annenin anne
    olmaya, emzirmeye , babanın baba olmaya adapte olması için geçen süreçte kadının kendini sadece
    ayaklı meme halinde görmesi ve onun dışında ki herşeyi unutması eşin sürekli saçı tepeden
    tutturulmuş,bazen yüzünü yıkamayı bile unutan bir kadın görmesi, ayrıca sıklıkla ağlayan, gaz sorunları
    yaşayan bir bebek sesi duyması bebeğin dünyaya geldiği ilk bir kaç ay da gerçekten son derece zorlu
    olabilir.

    Eşlerin bu zor ama bir o kadar da güzel şeyi yaşayabilmesi için iyi ve kaliteli devam eden bir ilişkilerinin
    olması son derece önemlidir. Bebek bir evliliği kurtarmaz, iyi giden bir ilişkiyi daha da güzelleştirir.
    İzmir’de yaşıyor ve gebelik öncesi, gebelik ve sonrası süreçlerde zorluk yaşadığınızı farkediyorsanız
    mutlaka bir uzmandan destek alınız.

    Sağlıkla, mutlulukla ve huzurla büyüyecek çocuklarınız olması dileğimle.

  • Evlilik Bağları Teorisi veya İnsanlar Neden Evli Kalırlar?

    Evlilik Bağları Teorisi veya İnsanlar Neden Evli Kalırlar?

    Pek çok çift aşk için evlenir. Ve aşk iyi gittiğinde bir şiirdir. İlginçtir ki, aşkla ilgili sayısız cilt şiir
    yazılmışken, evlilikle ilgili hemen hemen hiç şiir yoktur. Oysa terapistler, nadiren aşk hakkında veya
    çiftlerin neden bir arada kaldığı ile ilgili düşünürler. Danışma odasının bir yanında sevgi ve kızgınlık,
    arzu ve bıkkınlık, dostluk ve yalnızlık yaşayan kimseleri bulurken. Odanın diğer yanında ise
    çözümlenmemiş acılar, dengesiz yapılar, çarpıtılmış ve işlevsiz sistemler hakkında düşünen terapisti
    görürüz.
    Eğer çiftlerin onları neyin bir araya getirdiği, kırgınlık ve hayal kırıklığına rağmen onları nelerin bir arada
    tutuğuna ilişkin görüşlerini umursamazsak çiftlere yönelik etkin terapiler geliştirmeyi nasıl umut
    edebiliriz ki?
    Belki birçok terapist sezgisel olarak çiftleri neyin bir arada tuttuğunun bir değerlendirmesini yapabilir.
    Birbirlerini seven çiftlere birbirlerini sevmeyenlerden daha kolay yardım edilebileceğini düşünürüz.
    Keyifli bir seksin evliliği koruyacağına, uyumsuz cinsel ilişkilerin ise anlaşmazlık kaynağı olacağına
    inanırız. Ortak ilgileri fazla olan çiftlerin çok az ortak ilgisi olanlardan daha iyi anlaştığını düşünürüz.
    Ayrıca düşünceli olarak davranan, bağlılıklarında dürüst olan kişilerin tutarsız ve tepkisel davrananlardan
    daha iyi evlilikler yapacağına inanırız. Her ne kadar bunlar pratikteki tecrübelerimize dayansa da, yine de
    daha yakından sorgulamayı gerektirir.
    Bu teori yürüyen evliliklerin zengin çeşitliliğini ve başarısız olanlardaki zengin sayıdaki farklılığı
    anlamamızı sağlar. Ayrıca aşık olan veya uzun yıllar evli olan kişilerin arasındaki bağları
    değerlendirmemize yardımcı olur. Teorinin esası evlilikte çiftler arasında çeşitli bağlar olduğu
    önermesidir ve bu bağların her biri gelişimsel belirtiler taşır ve her biri insanlar arası ilişkilerin temel
    özellikleri ile bağlantılıdırlar.
    Bu görüşe göre pek çok sağlam evlilik bu bağların her birinde değilse bile birkaçında güçlüdürler. Pek
    çok zayıf evlilik zayıf bağlar profili gösterir.
    Beş bağdan söz edilir:
    1. Bağlanma / İlgi-bakım gösterme ve ilgi-bakım alma bağı; Bu bağ gelişimsel olarak ebeveyn-çocuk
    ilişkisinde köklenir.
    2. Arkadaşlık /Ortaklık Bağı; Bu bağ çocukluktaki akran ve oyun tecrübelerinde köklenir. Genellikle
    aynı jenerasyonun üyeleri arasında oluşur yakınlaşma ve paylaşılan girişimleri içerir.
    3. Arzu / Cinsel Aktivite Bağı; Bu bağ cinsel çekimi ve cinsel etkinlikte elde edilen doyumu içerir.
    Genellikle aynı kuşağın üyelerini ilgilendirir ve ergenlikte en önemli itici güç halini alır.
    4. Karar / Yükümlülük Bağı; Bu bağ bir ilişkiye kafa yorarak bu ilişkiye kendini adayıp adamamak
    konusunda karar verme konusunda bilişsel davranışı içerir. Düşünceli olma ve yükümlülük edinme
    çocuklukta başlamakla birlikte, olgunlaşmanın bir göstergesi olarak kabul edilir.
    5. Sosyal Bağlantılar Bağı: Bu bağın nereden kaynaklandığı daha az belirgin olduğu için diğerlerine
    göre farklılık gösterir. Bağlanma, arkadaşlık, karar/adama bağlarının bir türevi olabilir ya da tamamen
    bağımsız bir bağdır. Bir birey veya çiftler onlar için bir önemi çocuklar, geniş aileleri, komşuları,
    sosyal topluluklar ve benzeri olan diğer kişiler arasındaki ilişkiyi kapsar.
    Bağlanma / İlgi-Bakım Gösterme ve İlgi-Bakım Alma Bağı
    Bağlanma, ilgi-bakım gösterme ve alma evlilikte aranan özelliklerden biridir ve özellikle ebeveyn çocuk

    ilişkisinde görülen insani bir özelliktir.
    Çiftlerin anne, babalarıyla veya kendisini büyüten diğer kişilerle ilişkileri yani ebeveyn çocuk ilişkilerinin
    kalitesi empatik olup olmadığı, ayrılma ve bireyselleşmeye fırsat verip vermemesi kişinin evlilikten
    beklentilerini etkiler.
    Kişinin kendisini büyüten kişilere yakın hissetmesi, sevilen bir çocuk olması, kardeşleri ile olan ilişkileri
    ve kardeşlerinin anne babası ile olan ilişkilerinin kalitesi bağlanma ve bakım gösterme bağı üzerinde
    oldukça etkilidir.
    Ayrıca ebeveynlerinin evliliğinin nasıl olduğu ve bu evliği nasıl değerlendirdikleri de bu bağın
    gelişiminde etkilidir. Kişinin kendisi ile ilgili sevmediği, eşinde sevmediği ve hayran olduğu şeyler bu
    bağda etkilidir. Evliliğin kişiyi nasıl değiştireceği ve hangi kişisel eksikleri tamamlayacağı da önemli.
    Eşler bu konuda bir birlerine soru sorarak ve konuşarak bağlarını güçlendirebilirler. Çift ilişkisi bireylere
    çocuklukta ebeveynleri ile olan biteni yeniden tecrübe etme ve geliştirme fırsatı verir. Buna kısaca “bilinç
    dışı kontrat” diyebiliriz.
    Arkadaşlık / Ortaklık Bağı
    Belki de en az üzerinde durulan evlilik bağı arkadaşlık ve ortaklıktır. Bunlar akranlar arasındaki en
    önemli bağlardır. Bu şaşırtıcıdır; çünkü bu kelimeler çiftlerin birbirlerini tanımlarken en sık kullandıkları
    kelimelerdir. Akranları ile ilişki kurabilme, arkadaş sahibi olabilme, iyi meslektaş olabilme yeteneğinin
    kökleri çocuklukta çocuklar arası ilişkilerle atılır.
    Günümüzde, çiftelerin çoğunluğu bir diğerinden eşiti olarak davranış beklemektedir. Bu her çağ ve her
    kültürde geçerli değildir. Hatta bugün bile eşlerin çoğu birinden birinin yetkisinin daha fazla olduğu
    alanları belirlemiştir. Bu durum ya adil bir ayarlama ya da haksız bir uygulama olarak algılanır. Çiftler
    eştirler ve bir çiftin her üyesinin eş ilişkisindeki kapasitesi ve tecrübeleri birbirleri ile olan ilişkilerini
    önemli biçimde etkiler.
    Araştırmalar erkek ve kadınların bir eşte aradıkları en önemli özelliklerin önem sırasına göre şunlar
    olduğunu belirlemiştir; iyi arkadaş, düşünceli olma, dürüstlük, şev katli olma, güvenilir olma, akıllılık,
    nezaket, anlayışlılık, sohbeti tatlı, sadık. Pek çok kişi eşini “en iyi arkadaşım” olarak tanımlar ve onula bir
    “ben-sen” diyaloğu kurmayı ümit eder.
    Evlilik sadece arkadaşlık değildir: Evlilik aynı zamanda bir iş ortaklığıdır. Çiftin zaman, enerji ve
    parasına yönelik yoğun talepler nedeni ile ilgili işbirliği gerektiren bir girişimdir. Çocuklar işin içine
    girdiği zaman, bu talepler yoğunlaşır ve işgücü dağılımında simetrik olmayan bir durum gelişir; kadın
    daha çok çocuktan sorumlu olurken erkek daha çok ekonomik destek sorumluluğunu üstlenir. Çift
    yaşamın her görevini simetrik olarak mı yoksa birbirini tamamlayacak şekilde mi paylaşacaklarına karar
    vermelidirler.
    Ortaklık bağındaki sık rastlanan bir başarısızlık finansal konuların yönetimi ile ilgilidir. Terapistler eğer
    para konularında didişip durmasalar birbirleri ile çok iyi anlaşabilecek çiftlerle sık karşılaşırlar. Bazı
    çiftler duygularını nasıl yöneteceklerini biriler ama paralarını nasıl idare edeceklerini bilemezler, bazıları
    da bunun tersidirler.
    Akran ilişkileri hakkında bilgi edinmek çok yarar getirir. Çiftler dostluk ve ortaklıkla ilgili şu soruların
    cevaplarını arayabilirler:
    1. Arkadaş mısınız? Eş misiniz? Hangi ilgileri paylaşıyorsunuz?
    2. Birbirinize iç yaşantınızla ilgili özel detayları anlatır mısınız?
    3. Ortak projelerde iyi bir iş bölümü yapar mısınız? Ev işlerinde, çocuk bakımında,
    seyahatlerin planlanmasında veya parasal konularda?
    4. Bu görevleri nasıl bölüşürsünüz? Bu bölüşümü adil buluyor musunuz?
    5. Arkadaşlarınızla olan tecrübelerinizi, en eski anılarınızdan başlayarak anlatır mısınız?
    6. Okulda arkadaşlarınızla ilişkileriniz nasıldı? En iyi arkadaşınız var mıydı?

    7. Karşı cinsle çıkmaya nasıl başladınız? Erkek veya kız arkadaşınız var mıydı?
    8. Şimdi arkadaşlarınız var mı? Ne kadar yakınlar?

    Cinsellik Bağı
    Çift ilişkisinde cinsellik bağının önemi çok aşikârdır. Pek çok çift için cinsel arzu onları evliliğe götüren
    nedenlerden biridir. Öte yanda biliyoruz ki birbirini cinsel olarak arzulayan sevgililerden pek çoğu
    evlenmemekte ve bazı çiftler ise cinsel arzu ilişkilerinde çok önem taşımamasına rağmen evlenmeye karar
    vermektedirler. Bazı çiftlerde ise arzu ve seks öyle önemli bir bağ oluşturur ki boşandıktan sonra bile
    cinsel ilişkilerini sürdürürler.
    Bu bağın gücü, ilişkinin evresi ile bireylerin hangi yaş döngüsünde olduklarına bağlı olarak değişiklik
    gösterir. Cinsel çekicilik en çok nişanlılık döneminde önem kazanır. Evliliğin kendisi genellikle cinsel
    arzunun şiddetinde değişikliğe yol açar; bu değişimin yönü evliliği özgürlüğü azaltan mı ya da çoğaltan
    bir şey olarak mı algılandığına bağlıdır. Çocukların doğumu ve bakımı çiftin cinsel yaşamında bir
    azalmaya yol açar, yuvanın çocuklardan boşalması ise çiftin cinsel hayatında bir rönesans yaşatabilir.
    Eğer cinsel arzu hastalıklar, cinsel etkinlikler gibi nedenlerden olumsuz etkilenmez ise, cinselliğin formu
    değişse bile bu ilişki yaşlılığa kadar sürebilir. Bazı çiftler birbirlerine yıllarca tutku duyabilirler. Doğal
    olarak tutkunun önemi ve duygular kadın ve erkek için değişiklik yaratır.
    Cinselliğin çiftin üyeleri için önemi ispat gerektirmez. Oysa bazı kültürlerde çocuk üretmek için eşle
    yaşanan cinsel keyif ikincil bir önem taşır. Arzu ile cinsel davranışı ayrı ayrı ele almakta yarar bulunur.
    Arzu çok çabuk parlayan bir “kimya” olarak görülür. Bireyler pek çok yönden uygun görülse de bir eşe
    karşı arzu duymaya kendileri zorlayamazlar; aynı şekilde kendilerine hiç uygun olmayan bir kişiye
    duydukları arzudan da kurtulamazlar.
    Bir çiftin cinsel yaşamı güvenin sarsılması veya yaşamda kendine saygıya yol açacak bir başarı gibi
    cinsellik dışı olaylardan fazlasıyla etkilenebilir. Sıklıkla cinsel içerikli olarak görülen bir problem
    ilişkideki yetersizlikler, ilk girişimi kimin yapacağı sorunu, beğenilmeme endişesi veya hamile kalma
    korkusu gibi başka meseleleri içerebilir. Bütün bunlar terapi sırasında halledilebilir. Öte yanda cinsel
    arzunun temel kimyasını değiştirmek imkansız değilse bile oldukça zordur.
    Bir çiftin cinsel bağlarını değerlendirmelerine yardımcı olabilecek sorular :
    1. Eşinizi arzuluyor musunuz? Birbirinize duyduğunuz arzunun hikâyesi nedir?
    2. Cinsel ilişkiye girmeye nasıl karar verirsiniz? İlk girişimi kim başlatır? Bu her zaman böyle midir?
    3. Cinsel ilişkilerinizin genel seyri nasıldır?
    4. Cinsel ilişkilerinizden hoşlanıyor musunuz? Orgazm oluyor musunuz?
    5. Eşiniz sizin için tatmin edici mi? Size istediğiniz tepkileri veriyor mu?
    6. Cinsel ilişkilerinizde ne gibi değişiklikler yaşadınız?
    7. Cinsel ilişkileriniz nasıl gelişebilir?
    Karar/ Kendini Adama Bağı
    Evlilikten çıkış, bu boşanma çağında bile zordur ve bu karar genellikle uzun uzun düşündükten sonra
    alınır. Geçmişte ve günümüzde pek çok kültürde, kiminle evlenileceğine ebeveynler ve evlilik
    çöpçatanları karar verirdi. Günümüzde, romantik aşka değer veren kültürlerde bile insanlar öylesine aşık
    olup, evlenip, sonsuza kadar mutlu olmazlar. Bizler tartışmacıyız. Biriyle çıkmak ilişki kurmak veya
    evlenmek isteyen kişiler nasıl biri ile ilişkiye girdiklerini değerlendirmek istiyorlar. Bu değerlendirme
    daha başlangıçta yapılıyor ve ilişki boyunca sürüyor. Kişiler aynı zamanda kendilerini ve evliliğe hazır
    olup olmadıklarını ve eşleri ile nasıl bir evlilik yürütmek istediklerini de değerlendiriyorlar. Şüphesiz
    evliliğe uygunluk kriterleri evlenme -ebeveyn evini terk etme ve çocuk sahibi olma- isteğinin şiddetinden
    etkilenmektedir. Bulgular göstermektedir ki hem kadınlar hem de erkekler evlenme kararında “denge
    teorisi” olarak adlandırılan bir şeyi kullanmaktadırlar. Neler verebileceklerini, neler alıyor olduklarını
    değerlendirirler ve bu alış verişin eşit bir dengede olmasını isterler.

    Evlilik problemlerin çözümü, birbirine bakım, yoldaşlık ve cinsel partner olma konusunda uzun süreli bir
    karşılıklı adamayı gerektirir. Gencin evlendiği eş orta yaşta veya yaşlılıkta aynı kişi değildir, aynı şekilde
    kişinin kendisi de aynı kalmaz. Her biri değişir ve bir diğerini değiştirir. Kişinin içinde yaşadığı kültür de
    değişir.
    Eşler birbirinin bağlılık yeteneğini sınar. Arkadaşlarına, dinine, mesleğine ve kendi ailesine yaşam boyu
    bağlı olan eşlerin evliliğinin geleceğini, sık sık yer değiştiren, eski arkadaşlarını terk eden, değişik dinleri
    deneyen, hayatında tutarlı amaçları olmayan kişilerin evliliğine göre daha farklı değerlendiririz.
    Karar/Kendini adama bağı daha fazla kendini değerlendirme gerektirir, bu nedenle daha önceki dört
    bağdan daha bilişseldir. Evlenme kararı kişinin yaşamında verdiği en önemli ve en zor kararlardan biridir.
    Kişinin kendini ve düşüncelerini bilmesini gerektirir.
    Kişi nasıl biri ile evleniyor oyduğunu ve bu kişinin yıllar sonra nasıl biri olacağını kendine sormalıdır. Bu
    kişi güvenilir biri midir, gelecekte nasıl biri olacaktır? Bu kişi beni ve çocuklarımızı –hastalıkta ve
    sağlıkta-umursayacak mı? Eğer maddi durumumuzda değişiklikler olursa bu kişi gene benimle olacak mı?
    Ben “65”yaşıma gelip artık çekici olmadığımda beni hala sevecek mi? Bunu yapmayı istiyor mu? Bu
    soruları cevaplamak yaş, eğitim, din ve etnik farklılıklar olduğunda – kişinin ayrıca yapması gereken
    uyumu da değerlendirmesini içerdiği için- daha da zorlaşır.
    Evlilik bağlılığına karar verdiklerinde çiftler genellikle evlilikte kararların nasıl verileceği konusunda üstü
    kapalı bir şekilde bir anlaşmaya varırlar. Yakın zamanlara kadar kadınlar “ sevgi, saygı ve uyma”
    konusunda söz verirlerdi. Bu açıkça kararları verecek olan kişinin erkek olacağını ima eder. Böylesi bir
    anlaşmanın eşit olmadığı çok açıktır ve bu dengeyi yeni düzene sokmak için çok şey yapılmıştır. Bilindiği
    gibi, hala pek çok karar adetlere dayalı rol tanımlarına göre alınır ve çiftlerin kararları kendi yetenekleri
    ve ilgilerine göre nasıl alacaklarını öğrenmeleri gerekir.
    Her evlilik bireylerinin geçmişte karşı karşıya kaldıkları eşitsizliklerle yüzleşmek ve hesaplaşmak
    zorundadır. Eğer eşlerden biri kendi ailelerinde diğerine göre daha avantajlı şartlarda yetişti ise diğerini
    “kurtarma” sözü de faktörlerden biridir. Her ne kadar geçmiş adaletsizliklerin etkisi bugünün geçmiş
    olarak algılanması gibi bir kapsam karışıklığı yaratsa da, geçmişteki adaletsizlikleri şimdi değiştirme
    ihtiyacı pek çok insana anlamlı ve haklı gelir.
    Yaşam boyunca, eşitlik dengesi, yani kimin evlilik için daha fazla şey yaptığı hiçbir zaman aynı düzeyde
    olmayacaktır, ama pek çok çift, her iki eşin gayretlerinin de uzun vadede birbirine eşitlenmesi için
    uğraşacaklarını varsayarlar. Katkılarının bir gün fark edileceğini ve eşlerinin de aynı oranda katkıda
    bulunmak için uğraşacağını ümit ederler ve beklerler.
    Çiftlerin karar verme/kendini adama bağını değerlendirmeye yardımcı olabilecek sorular:
    1. Eşinin hakkında bildiğin hangi özellikler onunla evlenme kararı almana neden oldu?
    2. Onun nasıl bir eş olacağını bekliyordun? Beklediğinden nasıl farklılıklar gösterdi?
    3. Nasıl bir yaşama sahip olmayı bekliyordun? Yaşantın beklediğinden nasıl farklı?
    4. Eşinin sana adil davrandığını düşünüyor musun?
    5. Bununla ilgili geçmişte ne kadar tartışma yaşadınız? Şimdi?
    6. Kendini evliliğe ne kadar adamış buluyorsun? Bu bağlılığın değişti mi? Ne kadar ve ne zaman?
    7. Bu değişimi kendine nasıl açıklıyorsun? Eşine nasıl açıklıyorsun?

    Aile ve Sosyal İlişkiler Bağı
    Bu son bağ diğerlerinden farklıdır. Birincisi çiftin ötesine geçer ve çocukları, geniş aileleri, arkadaşları,
    komşuları ve akrabaları, dini ve ülkeyi kapsar. İkincisi bu bağın diğer bağların bir türevi mi, yani bağlılık,
    arkadaşlık, karar/kendini adama gibi bağların bir birleşimi mi yoksa kendi başına bağımsız bir bağ mı
    olduğu açık değildir. Her halükarda çiftler çocuklarına, arkadaşlarına, geniş ailelerine veya daha geniş
    sosyal ilişkiler ağlarına çok güçlü sevgi, adanmışlık ve sadakat ile bağlıdırlar. Bu sadakat çiftleri ya
    birbirine daha fazla yaklaştırır ya da ayırır. Kur yapma devresinde bu bağ diğerlerine göre daha az göze

    çarpar; evlilik törenlerini planlarken bu bağların her iki tarafın aileleri için de ne kadar derin olduğu
    ortaya çıkar.
    Sosyal ilişki ağı bağının gelişimsel habercisinin ne olduğunu tarif etmek güçtür. Her ne kadar herkes bir
    aile, komşular, din, etnik grup gibi daha geniş sosyal bir ağın işinde doğmuş olsa da bu gruplarla bağın ne
    zaman ve nasıl kurulduğu açık değildir. İnsanlar olgunlaştıkça okul, iş ve çeşitli organizasyonlarla da
    haşir neşir olurlar. Bu ağlarla kurulan bağın kuvveti değişkendir; bazı kişiler belli gruplar içinde
    kendilerine kök salmaya çok istekliyken bazıları zorlanırlar. Kök salma isteğine şu cümle iyi bir örnektir,
    “Kendi dinimden başkası ile evlenmem.”
    Bu bağın önemi kur yapma döneminde görülebilir. Bir çift ilk tanışma dönemini geçtikten sonra
    genellikle birbirlerini arkadaşları ile tanıştırırlar. Bu önemli bir sınamadır, çünkü insanlar ortak ilgileri,
    inançları ve yeterlilikleri nedeni ile dost olurlar. Bir kişinin arkadaşlarının o kişinin sevgilisini kabul
    etmesi önemli bir olum lamadır; çünkü kişi arkadaşları ile sevgilisi arasında tercih yapmak zorunda
    kalmaz. Bu sınama daha sonra sevgilinin aile ile tanıştırılması ile sürdürülür.
    Çiftin sosyal ilişkiler ağı birleşip geliştikçe bu bağda güç kazanır. Ama bu ağ engelleyici de olabilir.
    Çiftin geniş aileleri içindeki anlaşmazlıklar evlilik içinde strese yol açabilir. Eşlerin bu anlaşmazlıklarda
    arabulucu olmaları hatta yan tutmaları istenebilir. Eğer biri eşinden ayrılır veya eşini kaybederse
    genellikle paylaşılan sosyal destek sisteminin önemli bir bölümünü de kaybeder. Boşanmanın en önemli
    stres kaynaklarından biri boşanma nedeni ile sevdiğiniz ve güvendiğiniz diğer kişileri de kaybetme
    ihtimalidir. Çocuklar hala beni sevip, sayıp, ziyaretime gelecek mi? Komşular taraf tutacak mı? Aynı
    mekan ve ortamlara gitmeye devam edebilir miyim?
    Çiftlerin sosyal bağı hakkında bilgi edinmede yararlı olabilecek sorular:
    1. Sizin için önemli olan diğer kişiler- çocuklar, aile üyeleri, arkadaşlar, meslektaşlar- kimlerdir? Bazı
    dini kurumlar, kulüpler sizin için önemli midir?
    2. Çocuklarınızla olan ilişkinizde her biriniz onlarla nasıl ilişkiler içindesiniz? Eşinizi bir anne/ baba
    olarak nasıl buluyorsunuz?
    3. Ayrı ayrı arkadaşlıklar mı kurarsınız, yoksa ortak arkadaşlarınız var mı?
    4. Kime güvenip dayanabileceğinizi düşünüyorsunuz? Birey olarak? Çift olarak?
    5. Birbirinizin ailelerince ve arkadaşlarınca kolay bir şekilde kabul edilmiş miydiniz?
    6. Birbirinizin ailesi ve arkadaşları ile şimdi ki ilişkileriniz nasıl?

  • Yoksa Bir Umut Var mı?

    Yoksa Bir Umut Var mı?

    Bu yazı tüm evli çiftlere, çalışan çalışmayan tüm bayanlara, evlenme arefesindeki bay ve bayanlara ya da evlenmek kim ben kim diyen tüm gençlere gelsin… Gelsin ki onlar da anne ve babalarına okutsun okuyanlar komşularıyla paylaşsın ve paylaşsın ki aslında içimizde var olan ve bizim farkında pek olmadığımız yaşam enerjimiz daha çabuk açığa çıksın. 

    Hiç eşinizin eve geldiğinde, sizi hiç dinlemediğini düşündüğünüz ya da siz ona gününün nasıl geçtiğini sorduğunuzda paylaşmak yerine, eline bir gazete alıp televizyonun karşısına oturduğu için kızdığınız oldu mu?

    Peki ya siz beyler, hiç tüm gün yoğun bir şekilde evi geçindirmek için çalıştığınız halde o sıcacık yuvanıza döndüğünüzde eşinizin surat asması ve onu bir türlü anlamadığınızı düşündüğü için şaşırdığınız ve sonrasında kızdığınız oldu mu?

    Yoksa eşiniz kendisini evde bir eşya ve çocuk bakıcısı olarak nitelendirdiğinizden mi dert yanıyor? İçten içe sizin hareketli hayatınıza mı özeniyor, ya da çalışıyorsa ona destek olmadığınızı mı düşünüyor,  yoksa konuşacak konularınız mı azaldı? 

    Kadın ve erkeğin iletişim şekli oldukça farklı. Yüz yıllardır bu konu üzerine binlerce yazı yazıldı, hipotezler üretildi. Ancak yapılan araştırmalar şunu gösteriyor ki, erkekler daha çok analitiksel yanı kuvvetli olan sol beyin yarımküresini kullanırken, kadınlar daha çok duygusal yanı güçlü olan sağ yarım küreyi kullanırlar. Bu yüzden bir erkek verdiği ya da verilen mesajı görülen şekli ile algılarken, kadın altındaki anlama bakabilir karşıdan da bunu bekleyebilir. ‘Nerde kaldın?’ derken ‘Seni özledim.’ Demek isteyebilir kadın. Erkek ise tün gün dışarıda ter döküp yorulduğundan eve geldiğinde huzur bekleyebilir ve çocukların şakalaşmalarını, eşinin beklentilerini gürültü olarak nitelendirebilir.  

    Kısaca bu konuda tek bir tarafın suçu olmasa da, düşülen en büyük hata belki de çiftlerin eşlerinin kendilerini mutlu ve iyi hissettirmelerini beklemeleridir. Halbuki ilişkinin sürebilmesi için, çiftlerin ilişkiyi bir şeyler verebilecekleri bir yer olarak görmeleri gerekmektedir, bir şey alacakları değil. Dolayısıyla iki tarafın da eşinin nasıl olsa sonra değişeceğini düşünmek ve beklemek yerine kendilerini değiştirmekten başlamaları sanırım en sağlıklı çözüm olur. Böylece iletişimsel verimliliği arttırma adına büyük bir başlangıç yapmış olurlar.

    Çok resmi gittik, tekrar bize dönelim. Buraya kadar en büyük adımın iki tarafın da harekete geçmesi gerektiğini gördük. Bunun dışında belki de daha da önemli olan kendimizde olmayan bir şeyi başkasından istememek gerekmektedir. Bu her şey için geçerlidir. Karşıdakini suçlamak ilk yol olmamalıdır tartışmalarda. Örneğin beyin okumayı ister istemez hepimiz yaparız. Ancak inanın böyle bir gücümüz yok süperman olmadığımız için. Bunun en güzel kanıtı eşinizle bir oyun oynayın. 2 dakika boyunca hiç konuşmadan gözlerinizin içine bakın ve karşılıklı aklınızdan ne geçiyor tahmin etmeye çalışın. Eminin çoğunlukla yanlış tahmin edeceksiniz. Dolayısıyla önce suçlamak yerine, sen kesin şunu demek istedin demek yerine konuşarak anlaşmaya çalışmak oluşacak gerginliği de azaltacaktır.

    Bunlara ek önce kendimizi sevmeli ve değerli bulmalıyız, kendimize güvenmeliyiz. Hem eşimizi hem kendimizi hiçbir koşula bağlı olmadan içimizdeki olumlu yönde büyümeyle beraber kabul edersek, algılarımız da değişmeye başlayacaktır. Bunun en büyük yardımcısı bir hobi edinmek bence. Çünkü boş zaman faaliyetleri yaşam doyumumuzu etkileyen çok sayıdaki etkenden bir tanesidir. Ebru sanatçısı Mustafa Hakkı Ertan hocanın da dediği gibi üretkenlik güzeldir, özgüveni arttırır böylece kendinizi daha iyi hissedersiniz. Resim, fotoğraf, hat, ebru, bir müzik aleti, şiir ya da dünyada ilk sizin keşfedeceğiniz bir uğraş olsun, farklı bir dünyaya açılmak ufkunuzu genişletecek ve ilişkinizi de olumlu etkileyecektir. Kendinizi işiniz ve çocuklarınız, eviniz dışında da değerli hissetmeye başlayacaksınız; baba, anne, eş rolünün yanı sıra hobisi olan hatta ve hatta misal ressam olan bir rolle sohbetlerinizi zenginleştireceksiniz. Daha da keyiflisi birbirinizle belki aynı uğraşı seçerseniz beraber hafta sonları gezilere çıkacaksınız ya da kursa beraber gideceksiniz.

    Sizce hayal mi bunlar? 

    Daha bitmedi. Eğer sabah kalktığınızda hazırlanırken, tıraş olurken ya da makyaj yaparken aynadaki yansımanıza gülümserseniz inanın gününüz daha olumlu başlayacaktır. Olumlu başlayan günü olumlu bitirmek yine sizin elinizde unutmayın. İltifat bekliyorsak, önce biz iltifat etmeliyiz. Anlaşılmak istiyorsak önce biz anlamaya çalışmalıyız. Bununla beraber ailede oluşturduğumuz huzur topluma da yansıyacaktır. Bizim doğal olarak mutlu olmayı öğrenmemiz lazım.

    Şartlara bakarsak bu biraz zor gibi ne dersiniz?
    Bu yazı belki bitmez ama umut hep vardır. 
     
     
     

  • Hamilelik Sonrasında Kadında Psikolojik Değişimler

    Hamilelik Sonrasında Kadında Psikolojik Değişimler

    Anne olmaya karar veren bir kadının hayatındaki pek çok öncelik bu kararı vermesiyle birlikte değişmeye başlar hiç kuşkusuz yaşamında önemli fedakârlıkları göstermesi gereken yeni bir süreçtir. Hamilelik sırasında anne adayları hormonal değişiklikler, stres ve fiziksel değişimlerinden dolayı farklı bir psikoloji yaşarlar. Anne adaylarının tümü bu süreçte “hamilelik nasıl olacak”, “doğum nasıl olacak”, bebek nasıl olacak” gibi bazı endişeler taşırlar. Anne adayı, kendisini nasıl bir deneyimin beklediğini bilmemenin sonucu olarak heyecanlı, kaygılı bir belirsizlik dönemi yaşar. Ayrıca bu dönemde birçok kadın hormonal değişikliklere bağlı olarak kontrol edemedikleri iniş-çıkışlar yaşarlar. Ani ağlama krizleri, aşırı duygusallık, ilişkilerde alınganlıkların artması, zaman zaman biyolojik sebepler zaman zaman da psikolojik sebeplerden dolayı farklı duygu durumları yaşarlar. Bazen mutsuz, bazen endişeli, bazen aşırı alıngan olurlar.

    Hamilelikle belirginleşen bu değişim sürecinin, doğumdan sonraki ilk aylarda görülen yansıması genellikle çocuğunun sağlığı ile ilişkili kaygılar ve iyi anne olup olmadığı düşünceleri gibi çocuğu ile alakalı yoğun zihinsel uğraşlar şeklinde başlar. Bu durumda gereksizken bile sık sık çocuğunu gözetleme, evin temizliği, yiyecek ve içeceklerin hijyeni gibi konulara aşırı eğilme gibi düşünce ve davranışlar sık gözlenmektedir. Tüm amaç; çocuğun ilk günlerde tehlikelerden korunması, iyi bakım alması ve bir yandan da yeni yaşam düzeninin organize edilmesi olmaktadır. Esas öncelik çocuğundadır. Diğer taraftan da annelik becerilerini geliştirerek yeterli hissetme ihtiyacı ön plana çıkar. Dolayısıyla anne olan bir kadının hayatında pek çok önceliğin yer değiştirmesi de çoğunlukla bu dönemde belirginleşmektedir.

    İkinci Bir Hamilelik İçin Psikolojik Doğru Zamanlama Nedir?

    Genellikle her çift kendilerine ait sebeplerden dolayı bebek yapar. Hayallerini gerçekleştirmek, evlilikteki doyumu artırmak, eşi-kaynak aileyi-ilk çocuğu yani; bir başkasını memnun etmek ya da biyolojik saati geçeceğine inandığı için bebek sahibi olmak isterler. Bu sebeplerin; hamilelik, doğum ve anne-bebek ilişkisi üzerinde çok önemli etkileri vardır. Çünkü bireyler çocuk sahibi olma sebeplerine göre “çocuk sahibi olmak” kavramına farklı noktalardan bakar ve farklı tanımlamalar yaparlar. Dolayısıyla psikolojik anlamda ideal zamanın en doğru tespiti erkeğin de arzusuyla birlikte özellikle annenin ikinci çocuğa hazır olması ve bunu gerçekten istemesidir. Çünkü her ne kadar anneye yardımcı bir eş söz konusu olsa da, hamilelik sürecinin psikolojik etkileri ve özellikle 0-3 yaş sürecine kadar birincil bağlanma nesnesi çocuk için annedir. Ve en büyük iş anneye düşmektedir.

    Annenin önceki hamileliğinden sonra yaşadığı stresten kurtulması ve vücudunda gerekli besinleri geri kazanması için zamana ihtiyaç olduğu gerçeğinden yola çıkarak, çoğu bilimsel araştırma bir önceki bebeğin doğumdan sonra 18-23 ay beklemenin önemine işaret etmektedir. Bu süre bir sonraki hamileliğin sağlıklı olarak başlamasına neden olmaktadır. Altın zamanlama ise; ilk çocuğun 4 yaşındayken ikinci hamilelik sürecinin başlamasıdır. Bu zamanın yeni bir bebek için ideal olabileceği düşünülmesinin sebebi de, 4 yaş üstü çocukların anne babalarının ilgilerine çok ihtiyaçları olmadan vakit geçirdikleri ve kendine ait bir hayatları olduğu gerçeğine dayanmaktadır.

    İkinci Çocuk Kararıyla İlgili Eşler Arasında Farklı Görüşler Varsa Ne Yapılmalıdır?

    Bebeğin doğumundan sonra genellikle kadın ve erkek farklı zorluklar yaşarlar. Doğumdan sonra erkeklerin en fazla sorun olarak hissettikleri konular; ailenin geçimini sağlamak, uykusuzluk ve yorgunluk, günlük işlerin artması, kayınvalide ve kayınpeder müdahaleleri, kendine ayırabildiği zamanlarının ve sosyal aktivitelerinin kaybı, eşinin cinsel ilgisinin azalması etrafında yoğunlaşır.

    Kadınlar ise genellikle uykusuzluk ve yorgunluktan, vücutlarından ve kişisel görünümlerinden, annelik becerilerini ve yeterliliklerini sorgulamaktan, beklenmedik zamanlarda ortaya çıkan ani duygu değişimleri ve kaygılardan, artan ev işlerinden, yeni roller ve sorumluluklara uyum sağlamada yaşadıkları güçlüklerden ve bebekten önce çalışıyorlarsa iş hayatlarındaki değişimlere ayak uydurabilmekteki zorluklardan şikayet ederler. Bu nedenle ilk çocuk gibi ikinci çocuğun kararının ortak verilmesi evlilikte karı-koca rollerin devam edebilmesi ve evlilik doyumunun devamı için önemli bir noktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı eşler arasında ikinci çocuğu istemeyen tarafın bu nedenin altındaki; kaygı, endişe, hazır olmama sebeplerinin açıkça eşler arasında paylaşılması, sunulan nedenleri ortadan kaldırabilecek ortak çözüm yolları aranması, eşlerin asla bu konuda diğerinin ihtiyaçlarını göz etmeden tek başına karar vermemesi oldukça önemlidir. Ciddi uzlaşmazlıkların olduğu noktada aile terapisinden yararlanmak faydalı olabilecektir.

    İkinci Çocukla Birlikte Çiftler Neleri Göze Almalıdırlar?

    Eşlerin evliliklerinden aldıkları tatmin düzeyi ve buradan duygusal olarak beslenebilmeleri sağlıklı aile için en önemli noktadır. Ayrıca bu birlik ve tatmin noktası eşlerin bebeklerine gösterecekleri sevgi düzeyini de etkiler. İkinci çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte ilk çocuk deneyiminden çoğu konuda anne babalar tecrübe sahibi olmuşlardır. Bu durum oldukça avantajlı bir durumdur. Ancak tecrübeye rağmen her yeni bebek evde maddi ve manevi anlamda görev ve sorumluluklarda artışa sebep olacaktır. Bunlar beklenen, deneyimle de artık daha kolay ön görülen normal durumlardır. Burada önemli olan doğumdan sonraki dönemde beklenebilecek ve doğal olan sıkıntıları yaşarken dahi evliliğe sahip çıkabilmek için uğraşmaya devam etmektir. Bu da ancak anne-babaların karı-koca rollerini doyumlu bir şekilde sürdürebildiği koşullarda sağlanacaktır.

    Zamanı geldiğinde bebeğin doğumundan sonraki keyifli günlere mümkün olduğu kadar çabuk dönebilmek, çocuklara ve kendimize sağlıklı, mutlu yuvalar sunabilmek için;

    1-Eşiniz istiyor, aile büyükleri talep ediyor diye, çocuğunuzun mutlaka bir kardeşi olmalı diye çocuk sahibi olmayın.

    2-Asla evliliğinizi kurtarmak için çocuk sahibi olmayın. Çocuk sahibi olmak bir yandan çok güzel ancak bir yandan da oldukça stresli bir durumdur. Sağlıklı, mutlu, doyumu tatminkar düzeyde olan bir karı koca ilişkisinde çocuk konusu gündeme gelmelidir. Önce evliliğinizdeki sorunları düzeltmeye öncelik verip, sonra bu konuyu eşinizle birlikte ele alın.

    3-Bebekler, çocuklar verdikçe almaya ve daha da fazlasını istemeye doğuştan hazırdı. Bebeğinizle çocuklarınızla ilgilenirken eşinizin hayatına eşlik etmeyi unutmayın.

    4-Çocuklarınız ve sağlıklı aileler için en önemli koalisyon; eşinizle kurduğunuzdur. Eşler arası uyum, mutluluk ve doyum sağlıklı ailenin temel taşıdır.

    5-Çocuklarınızla kuracağınız ilişki eş ilişkinizin yerine geçmemelidir. Eş ilişkinizde tatmin edici olmayan durumlar varsa buradaki boşluğu çocuklarla değil eşinizle birlikte gerekirse destek olarak kapatmalısınız.

    6-Bir çocuğa psikolojik olarak verilecek en güzel hediyenin, anne babası arasında aynı zamanda keyifli bir karı koca ilişkisinin olduğunu görebilmesi olduğunu unutmayın. Çocuğunuz için evliliğinizi, eşinizi ihmal etmenin kimseye faydası olmayacaktır.

    7-Daha iyi anne-baba olabilmek için, daha az kadın-erkek, daha az karı-koca olmak zorunda değilsiniz. “Kadın” ve “erkek“ olmak, “karı-koca” olmak ve “anne-baba” olmak arasında bir denge kurmaya gayret edin.

    8-Bebeğinize rağmen hobilerinize, kişisel zevklerinize sahip çıkmaya gayret edin. Mutlu çocuk mutlu anne baba demektir.

  • EVLİLİKTE ALDATMA VE ALDANMA

    EVLİLİKTE ALDATMA VE ALDANMA

    Aldatma, evliliklerde oldukça sık rastlanan bir problemdir. Boşanma sebeplerinde aile içi şiddetten sonra ikinci sırada yer almaktadır.
    Aldatma ailede her iki eş içinde yaşanan travmatik bir olaydır. İki tarafta, ilişkiyi kaybetme duygusu yaşar, güven duygusu tamamen kaybolur.
    Kadın ve Erkeklerde aldatma nedenleri farklılık göstermektedir.

    Erkeklerin Aldatma Nedenleri

    • İlişkinin iyiye gitmemesi
    • Yeni ve heyecanlı ilişki arayışı
    • Etrafındaki kadınların gösterdiği ilgi
    • Anlık tatmin duygusu
    • Eşi ile gerçekleştiremediği cinsel fantaziler

    Kadınların Aldatma Nedenleri

    • Eşinden göremediği ilginin karşılanması
    • Değerli ve özel hissetme ihtiyacı
    • Romantizm ihtiyacı
    • Arkadaşlık ve duygusallığı paylaşma ihtiyacı
    • Kadınlarda aldatma daha duygusal yaşanırken; erkeklerde cinsel yaşanmaktadır.
    • Aldatan eşler evlilikleri ile ilgili mutsuz olduklarını ve eşleriyle çatışma yaşadıklarını ifade ederler.

    Yapılan araştırmalarda evliliklerinde doyum yaşayan ailelerde aldatma oranının düşük olduğu görülmüştür. Birbirine sımsıkı bağlı olan çiftlerin arasında alternatif bir ilişkinin yaşanması pek mümkün değildir.

    Aldatmanın Sonuçları

    Aldatmanın ortaya çıkmasıyla evlilik ilişkilerinin gelişmesi, daha atılgan olma, ailede daha yüksek değerlerin yerleşmesi, kendi bakımına daha çok önem verme ve iletişimininönemini anlama gibi olumlu sonuçlar yaşanabilse de birçok ilişkide ilişki dısındaki bir bireyle yasanılan bir cinsellik, yıkıcı bir eylem olarak düşünülür. Evlilik dısı iliskilerin çesitli sonuçlar dogurabilecegini belirtmistir. Aldatmanın ortaya çıkarılmasından sonra bu durum evlilik birligine bir tehdit olarak algılanabilir. Çiftler bunun sonucunda birbirlerini bırakmaya ya da iliskilerinin güçlendigi sonucuna varıp
    evliliklerine devam etmeye karar verebilirler.

    Aldatmanın derinden yaralayıcı doğası ve aldatma sonucunda güvenin kaybedilmesi çiftler arasında sıkıntılara yol açmaktadır. Konunun çözülmesinde önemli bir rol oynayacak iletişim çiftlerin çoğunlukla başarısızlığa düştüğü bir alandır.

    Aldatılma eşlerde ölüm acısından bile daha ağır acıya sebep olabilir. Ölüm daha kabul edilebilir olgu iken, aldatmada kişiler kendilerini suçlu ve yetersiz hissedebilir.
    Aldatmanın ortaya çıkmasından sonra çiftler birbirini bırakmayı ya da bu durumu aşıp evliliklerini güçlendirmeye karar verebilirler.

    Aldatmayı yaşayan çiftler güveni kaybeder ve bu durum evliliklerde önemli problemlere yol açar. Aldatılan kişi; eşi ile ilgili olumlu düşüncelerinde azalma olur, beraber vakit geçirmek istemezler.

    Aldatılma sonrası, ilişkisel süreçler üç evreye ayrılır.
    1.Dalgalanma evresi: Aldatılan eş, ilişki yaşanan kişiyle kendisini karşılaştırır. Karşı tarafı merak eder, o kişiyi takibe alabilir veya o kişi ile görüşmek isteyebilir.İlk reaksiyonlar şok, öfke ve inkârdır. Cezalandırmak ve intikam almak ister. Aynı acıyı eşinin de yaşamasını ister.

    2.Erteleme evresi: Fiziksel ve duygusal olarak geri çekilme, özgüvende hasarlar, terk edilmişlik hissi detaylarla uğraşma ve reddedilmiş hisseder. Bu durumda yakınlarından destek almak ister. Bu süreçte aldatılan eş hiç bir şey yapmak istemez.

    3.Güven kazanma: Aldatan eşte, özür dileme, sürecin telafi edilmesi, iyi bir aile olmak için gün boyunca daha çok sorumluluk alma ve görevleri yerine getirme gibi davranışlar görülür. Fakat aldatılan eş, eşinden gelen hiçbir olumlu yaklaşıma cevap vermek istemeyebilir.

    Aldatma eşlerin psikolojik dünyasında önemli değişikliklere yol açar. Aldatan eşini kazanmak için çok fazla çaba gösterebilir. Eşini üzdüğü için sıkıntı hisseder veya tam tersi durum söz konusu olabilir. Aldatan eş , eşini suçlayarak savunma mekanizması geliştirebilir. Sen böyle davramasaydın ben bunu yapmazdım diyerek eşini suçlayabilir.Aldatılan eşte uykusuzluk, iştahta azalma, kilo kaybı, sürekli ağlama gibi depresyon belirtileri görülebilir. Günlük yaptığı işlerden uzaklaşabilir.İntihar veya eşini öldürme düşünceleri olabilir.

    Aldatmanın ortaya çıkmasından sonra, kişi hemen ayrılmak veya evi terk etmek isteyebilir. Kişi bu kadar acı çekerken karşı taraftan gelen özrü kabul etmeyebilir. Kısa sürede güven ilişkisinin kurulması mümkün olmayabilir. Bu sürecin hemen geçmesini ve farklılaşmasını her iki tarafta beklememelidir.

    ALDATMA ve TERAPİ SÜRECİ

    Aldatma sonrasında, eşler bu süreci beraber aşmak için terapi almaya karar verebilir. Birbirlerini anlayarak ve destek olarak bu süreci aşabilirler. Evliliklerini devam ettirmek istiyorlarsa, terapiye beraber gelmeleri gerekir.

    Çiftler terapiye başlamaya karar verdiğinde, alternatif ilişkinin bitmesi gerekmektedir. Aldatmanın devam etmesi durumunda, çift terapisine başlanması doğru olmaz. Böyle bir durumda bireysel terapi yapılmalıdır. Çünkü aldatılan eş ilişkinin kesin olarak bittiğinden emin olmak ister.

    Aldatılan eşte, uyku düzensizliği, iştahta azalma (hızlı kilo kaybı ), sürekli ağlama krizleri gibi depresyon belirtileri görülebilir. Hayattan zevk almama, günlük yaptığı işlerden uzaklaştığı görülür. Bu durumda aldatılan eşe bireysel destek verilmelidir. Gerekirse psikiyatriste yönlendirilmelidir.

    Aldatılan eş, alternatif ilişkide yaşanan bütün detayları bilmek ister ve sürekli sorgular. Her cevaptan sonra yeni soru sorma ihtiyacı hisseder.Aldatan eşte, eşinin güvenini kazanmak için bütün sırları anlatır. Fakat bu bilgilere ulaşmak ,aldatılan eş için son derece üzücü etkiler yaratabilir. Öğrendiği bilgilerle yüzleşmek çok zor olabilir. Bu nedenle, sorgulamaya biran önce son verilmelidir. Ya da bu aklından geçen sorular uzman eşliğinde seansta ele alınmalıdır.

    Aldatılan eş, aldatmadan haberdar ise, kendisinde yarattığı duygular ele alınır. Bu durumda kişi şok, inkar, ihanet ve şiddetli öfke gibi duygular hisseder. Aldatan eş özür diler fakat karşı tarafın duygularını yeterince anlamaz. Terapi sürecinde aldatılan eşin duygularını ifade etmesi ve aldatan eşinde anlaması sağlanır.

    Aldatılan eş, intikam ve öfke duygusundan kurtulduğunda, eşinden uzak durmak veya kaçmak istemediğinde ve bu problemi çözmeye karar verdiğinde onarım aşamasına geçilir.

    Bağışlayıcı tutumu arttırmak gerekir. Aldatan eş bunu hata olarak yorumluyorsa ve bunun için pişmanlık duyuyorsa, herkes hata yapabilir. Önemli olan bu süreçten çift olarak başarılı çıkmaktır.

    Suçlama ve savunma yapmadan birbirlerini anlamaya çalışmalılar. Terapi sürecinde eşlerin kendilerini doğru ifade etmeleri ve birbirlerini anlamaları sağlanır.

    Aldatma ilişkide bir sorun olduğunun göstergesidir. Terapide eşlerin aldatma öncesindeki evlilikleri ve ilişkileri analiz edilir. Evlilikteki uzaklaşmalar ve boşluklar onarılır. Sistem tekrar yapılandırılır. Yitirilen güven duygusu ve sevgi tekrar inşa edilir.

    Aldatma evlilikte yaşanan en zor süreçlerden biridir. Her terapide olduğu gibi aldatma sonrasındaki terapi sürecinde çiftlerin sabırlı ve özverili davranması gerekmektedir. Fakat çift terapisiyle aşılabilecek bir durumdur. Yeter ki her iki tarafta bu durumun üstesinden gelmek istesin.

  • EVLİLİĞİ KORUMAK İÇİN SİHİRLİ İPUÇLARI

    EVLİLİĞİ KORUMAK İÇİN SİHİRLİ İPUÇLARI

    • HATALARINIZ KARŞISINDA SADECE ÖZÜR DİLEMEYİN

    Evliliğimizde hatalar kaçınılmazdır. Hayatımıza dair her şey muhteşem gitse dahi kadın erkek olmanın getirdiği farklılıklardan dolayı dahi birbirimize karşı hatalar yapılacaktır. Bu nedenle hatalardan kaçınmak neredeyse mümkün değildir fakat mümkün olan bir şey vardır hatalar karşısında evliliğimizin yıpranmasına engel olmaktır. Hatamız karşısında pişman olduğumuzu dile getirmeliyiz ama sadece dile getirmek çözüm olmuyor hatamız karşısında birkaç pozitif davranış sergilemeli ve eşimiz hatamızdan gerçekten pişman olduğumuza o zaman inanacaktır. Ayrıca bu pozitif davranışlar ilişkinize bir ferahlık sağlayacaktır.

    • CİNSEL YAŞAMI İHMAL ETMEYİN

    Evliliğin ilk yıllarından hatta ilk aylardan itibaren sekse verilen önemin çiftlerde azaldığı görülmektedir. Sebeplere baktığımızda ise yoğun iş hayatı ev hayatı veya çocuklarla ilgilenme …vs gibi birçok sebep görülmektedir. Yaşantımız ne kadar ağır şartlarda olursa olsun seks insan vücudu için ekmek su gibi gereklidir. Vücut bu ihtiyacını karşılayamadığı takdirde evliliğinden doyum sağlayamamış olacak ve çiftlerde öfke ,sinir,ani tepkiler gibi bir takım olumsuz davranışlar sergilenmeye başlayacak bu durumda evliliğimize zarar verecektir. Şunu unutmayalım ki cinsel yaşam evliliği besleyen ana damarlardan biridir.

    • FEDAKAR EŞ OLMAYIN

    Fedakarlık sürekli kendimizden ödün vermeye dönüşmüş ise sadece eşimiz mutlu olsun benim mutluluğumun önemi yok diyorsak bu evliliğimize yarar yerine zarar verecektir. Evlilikte her şeyin bir ölçüsünün olması gerektiği gibi fedakarlığında bir ölçüsü olmalıdır. Eğer bir taraf sürekli fedakar olursa o ilişki aşk ilişkisi olmaktan çıkıp anne evlat ilişkisine dönüşecektir. Bu nedenle evliliğimizde bireysel mutluluğumuzu da ön planda tutmalı kendi değerimizin farkına varmalıyız. Siz kendi değerinizin farkına vardığınız zaman eşinizde sizin değerinizi görmeye başlayacaktır. O yüzden her konuda diyoruz ki önce can sonra canan

    • HAYATINIZIN MERKEZİ EŞİNİZ OLMASIN

    Son yıllarda çiftlerimizin yaptığı hatalardan biri de evliliklerinin dışında hayatlarında ki diğer eş dost akraba arkadaş…gibi kişileri ihmal etmeleridir. Yaşamaları gereken her anı mutlu oldukları üzüldükleri heyecanladıkları güzel veya kötü her anı eşleri ve çocuklarıyla yani sadece çekirdek aileleriyle paylaşıyorlar ve zamanla eşler kendilerinin ne kadar kısıtlandığının farkına varıyor ve evliliklerinden boğulmaya başlıyorlar. Ayrıca çiftler hayatının merkezi eşleri yaptıkları zaman her şeyi de eşinden beklemeye başlıyor bu noktada beklentileri karşılamakta zorlanan eş sürekli suçlanmaya başlıyor ama onun yerine hayatımızda ki diğer insanlarla nitelikli zaman geçirdiğimizde evlilikten boğulma ve beklenti noktasında eşimiz üzerindeki yükü hafifletmiş olacağız. Beklentiler azaldıkça mutluluk artacaktır.

    • MİNUMUM BEKLENTİ MAKSİMUM MUTLULUK

    Evlilikte sürekli karşı taraftan bizi mutlu etmesine dair beklenti içerisine girersek hem evliliğimize hem kendimize hem de eşimize zarar vermiş oluruz. Şöyle düşünün eğer Allah’ım bana 1 kilo altın ver diye dua edersek bir gün yarım kilo altın gelse mutlu olmayız ama Allah’ım madem duam kabul olacaktı bir kilo olsaydı deriz ama hiç dua etmesek bir anda bir çeyrek altın gelsen nasıl seviniriz çünkü bir beklentimiz yoktu. Evliliğimizde de aynen bunu uygulamalıyız eğer beklenti içerine girersek eşimiz yaptığı küçük şeylerle mutlu olamayız ve birde onu suçlamaya başlarız ama eğer küçük şeylerin farkına varıp mutlu olur bir de bunu dile getirirsek eşimizden daha büyük süprizler görebilme fırsatımız olacaktır.

    • BENCİL OLACAKSINIZ

    Bencillik nedir ?

    Hep ben hep bendir değil mi bizim evliliklerde istediğimiz bencillik ise önce ben sonra sen dir. Siz birey olarak ne kadar mutlu ne kadar güler yüzlü ne kadar başarılı olursanız o kadar mutlu başarılı güler yüzlü bir eşe sahip olusunuz. Bunu bir yansıma gibi düşünebilirsiniz. Şu bir gerçektir ki hiçbir birey kendinden vazgeçmiş sürekli başkaları için yaşayan kendine özen göstermeyen kendi değerinin farkında olmayan bir kişiye aşık olmaz bu evlilik devam etse dahi ev arkadaşı gibi devam edecektir. Hedefimiz çiftlerin sevgililiğini korumak bunun için öncelikle herkes kendi keyfinin kahyasını düşünecektir.

    • HEYECANI BİRLİKTE YAŞAYIN

    Evliliğinizi zamanla sıradanlaştırmak yerine haftalık aylık heyecanlar yaşamayı deneyin. Evliliği korumanın olmazsa olmazıdır. Çiftler birlikte heyecanı yaşadıklarında belirli zaman aralıklarıyla dolayısıyla heyecan duygusu birbirlerinde giderilmekte ve çiftler yeni bir heyecan arayışına girmemektedir. Günlük yaşantınızdan cinsel yaşamınıza kadar her durumdaki heyecanınızı korumaya çalışın eğer evliliğimizde ki heyecanı korumayı başarabilirsek tehlikeler evliliğimizin kapısını çalmayacaktır.

    • HAYATINIZDA BİRLİKTE ELDE ETTİKLERİNİZİ KONUŞUN

    Çiftler birbirlerinde huzuru yakalayamadıkları için kaçışa yani boşanmaya doğru ilerliyorlar. Huzur aileyi aile yapan bir arada tutan çiftlerin hissettiği bir duygudur. Bu yüzden çiftler birlikte zaman geçirirken sürekli hayata karşı karamsarlıklarını elde edemediklerini konuşmak yerine birlikte elde ettikleri küçük dahi olsa başarılarını konuşmalılar en büyük başarılarının ise eşleri olduğunu dile getirip birbirlerinin kalbini dilleriyle beslemeleri gerekir. Hayat sahip olduğumuz güzelliklerin farkına vardığımız gün bizim için bir daha gülümseyecektir.

  • EVLENMEDEN ÖNCE GERÇEKTEN EŞİMİZİ Mİ SEÇİYORUZ

    EVLENMEDEN ÖNCE GERÇEKTEN EŞİMİZİ Mİ SEÇİYORUZ

    Eş sözcüğü birbirinin aynısı olan durumlarda kullanılır.İki ayağımız kulaklarımız ayakkabılarımız ve küpelerimiz gibi.. Oysa ki bazı durumlarda birbirinden çok farklı iki durumda da birbirlerini eş olarak sıfatlandırıyoruz. Bunlardan günümüzde en yaygın olanı karı-koca için eş kelimesini kullandığımızdır.

    Aslında birçok özellikleri yönünden farklı olan iki kişinin evlilik adıyla hayatlarını birleştirmeleri üzerine neden birden bire eş olarak adlandırılmaya başlanıyorlar. Bizler evlenirken kendimizdeki aynı özelliklere sahip kişiyi mi arıyoruz yada farklı özelliklere sahip bizi tamamlayıcı kişiyi mi arıyoruz . tabiî ki de tamamlayıcı kişiyi mi arıyoruz.

    Karı-koca eğer eş ise neden bu kadar zıt davranışlar sergiliyorlar?

    Eşimiz dediğimiz erkek kıyafet uyumuna , makyaja , saç bakımına karısı kadar özen gösteriyor mu veya kadın erkek gibi araba markalarını , hangi takım hangi futbolcuyu transfer ettiğini bir erkek kadar iyi biliyor mu genellikle bilinmez öyleyse bunlar nasıl eştir.

    • Eş sözcüğü kullanmak yersiz bir durum olmuyor mu?
    • Zaten hiç kimse evlenirken bir eş istemez ki ne yapsın kendinden bir tane daha kişiyle hayatını birleştirip İnsan evlenirken karşısındaki kişide kendini aramıyorsa ne arıyor peki ?
    • Evleneceğim kişi iyi mi kötü mü her konu da anlaşabilir miyiz ?
    • Birbirimize karşı uyumlu davranabilir miyiz ?
    • Toplumda birbirimizi taşıyabilir miyiz?
    • Sevgisini kaybetse dahi saygısını sonsuza dek devam ettirebilir mi?…

    Bunun gibi binlerce soru kafamızda dolanır durur.

    Bunların cevabını hiçbir zaman bulamayız o an her sorumuza olumlu cevaplar bulsak ta iler ki zamanda değişmeyeceğinin de garantisi yoktur. Bunun için kendimizle ilgili net kararlar vermeliyiz. Evliliği ne için yaptığımızı; ailemizden ve çevremizde ki kişilerin baskısından kurtulmak için mi evleniyoruz , yoksa hayatımızın geri kalanına o kişiyle devam etmek istediğimizden emin olarak mı evleniyoruz. Her ne kadar bu iki kişi birbiriyle evlenmek istese de başka etkenlerde evlilik kurumu daha oturmadan darbe oluşturabiliyorlar.

    Çiftler birbirlerinin ailelerine kültürlerine uyum sağlayabiliyor mu yoksa daha yolun başında iken ufak tefek konularda dahi tartışıyorlar mı?

    Uyumsuzluklar belirgin bir şekilde devam ediyorsa evlilik iki kişi içinde riskli bir yoldur.

    Çiftler evlilik yoluna çıkmadan önce karşımdaki kişide neler arıyorum sorusunu kendine cevaplamalı ve karşısında ki kişide bunların olup olmadığını öğrenmelidir. Örneğin kesinlikle sigara içen bir karı veya koca istemiyorsanız karşınızda ki adayda bu davranış varsa evlenince bir şekilde bıraktırırım mantığıyla ilerde sorun olacak bu davranışı konuşup çözmeden evlilik yolunda bir adım atmakta başka bir risk olacaktır. Buraya kadar anladık ki karşı taraftan önce kendimizi tanımalı ne istediğimizi belirlemeliyiz. Nasıl ki bir işe başlarken ne olursa yaparım abi diyerek başlarsak başarıya ulaşmamız güçse evlilikte de ne istediğimizi kafamızda belirlemeden evlenirsek mutluluğu yakalamakta güç olacaktır.

    Evlilikten ne istiyoruz ; aşk mı sevgi mi saygı mı güven mi heyecan mı dindar bir aile mi huzur mu destek mi …?

    Önceliklerimiz hangileri ise onları belirlemeliyiz.

    Evlilik adımını attığımız da sevgi mi gerekli aşk mı dersek ?

    Ne diyebiliriz sevgi diyebilmeliyiz çünkü aşk o insanı kör eden karşısındakini kusursuz gösteren ve onsuz yapamayacağını düşündüren bir duygudur. Oysa sevgi karşımızdaki kişiye ihtiyacımız olduğunu hissettiren onunla mutluluk duymak eksiklerimizi fark ederek hoş görmektr. Yani aşıkımızdan değil bir ilişkide sevgimizden emin olmalıyız. Bir diğer önemli nokta ise konuşabilmektir. Konuşamamak evlilik için bir yıkıcı etmendir. Mutluluklarınızı , sorunlarınızı,zihninizi açan bilgilerinizi kısaca her şeyi konuşabileceğiniz bir çift olmalısınız. Çiftler bu iletişimi başarabilirlerse evlilik için sağlam bir adım atmayı başarmış olacaklardır.

    Evlilikler de bir de yaş etkeni önemlidir. Çiftler evlilik sorumluluğunu alabilecek olgunluğa eriştiklerinde evlilik kararı almalıdır. Bu da ortalama kadınlar için 20-25 yaş erkekler için en erken 25 yaş olmalıdır. Son olarak ta evleneceğimiz kişiler konusunda bir bilene danışmalıyız. Fikrine güveneceğimiz sizi tarafsız yorumlayabilecek hatta mümkünse profesyonel bir kişiye danışmalısınız. Çünkü insan özelliklede aşık ise kendi ilişkisine dair sağlıklı karar alamaz. Duyguları kişiyi ele geçirir ve doğru karar almasına engel olabilir. Bunlar evleneceğimiz kişiye başkalarının karar vereceği anlamına gelmez .

    Bütün bunları değerlendirdikten sonra evlilik kararını siz almalısınız .

    Hayat arkadaşınızı bulmanız dileğiyle

  • ENDİŞELENMEYİN YUVA YIKILMAZ EV ARKADAŞLIĞI BİTER

    ENDİŞELENMEYİN YUVA YIKILMAZ EV ARKADAŞLIĞI BİTER

    Son yılların sık rastlanılan problemlerinden birisi de yuva ve ev arkadaşlığı kavramlarının birbirlerinin yerine kullanılmasıdır. Bu Türkçenin bir yanlış kullanımı değil bunlar yaşadığımız hayatı farklı görüyor olmamızdan kaynaklanan yanlışlardır.

    İlk olarak yuva ve ev arkadaşlığı nedir desek ?

    Yuva eşlerin ve çocukların içinde huzur bulduğu ayrı kalındığı takdirde özlem çekildiği , okul ve ya iş çıkışlarında hızlı bir şekilde varılmak istenen temeli saygı, sevgi ve güvene dayanan uyum içinde yaşanan bir sistemdir. Ev arkadaşlığı ise ; kişilerin birbirini anlamadığı , aynı dili konuşamadığı , paylaşımın olmadığı karşılıklı doyum ve menfaatler üzerine kurulmuş bir sistemdir.

    Öyleyse şimdi bir düşünelim evliliklerimizi gerçekten evliliğimiz bir yuva mı yoksa ev arkadaşlığı mıdır ?

    Birçok kişinin hocam evliliklerimizi aslında yuva sanıyormuşuz ama ev arkadaşlığı yaşıyormuşuz dediğinizi duyar gibiyim. Evet siz ve sizin gibi milyonlarca kişi eşleriyle sadece ev arkadaşlığı yaşıyor .

    Evliliklerimizin yuva olarak değil de ev arkadaşlığı olmasının nedenlerine baktığımız da ilk baştan yani eşimizi seçerken hatalar yaptığımız göze çarpıyor. Bir bakıyoruz ki danışmanlık sürecinde hanımefendi yada beyefendi kendilerinde olmayan yada taşıyamayacakları özelliklere sahip kişileri zamanında eş olarak seçmişler. Hemen aklımıza kötü özellikler gelmesin bayan ilkokul mezunudur ama üniversite mezunu eş isteyip evlenmiştir, çiftlerden biri romantik olmadığı halde romantik bir kişiyle evlenmiştir yada sorumluluk sahibi değildir eşlerden biri prensipli sorumluluk sahibi bir kişiyle evlenmiştir veya dış görünümüne önem vermeyen bir kişidir gayet bakımlı bir eşle evlenmiştir bunun gibi binlerce çift insan eşini seçerken ilk yapması gereken kendini tanıması ve daha sonra bir erkekte veya kadından neler beklediğini tanımalı ve son olarak da ben bu kişiyi taşıyabilir miyim diye sorgulamalıdır.

    Evliliklerin olmazsa olmazı denge ve uyumdur.

    Ev arkadaşlığının nedenlerinden bir diğeri de beklentilerdir. Çiftler son yıllarda medyanın da etkisiyle bir aşk ideolojisine kapılmış evliliklerinden maximum düzeyde bir beklenti içine girmişlerdir. Beklenti düzeyi yüksek olduğundan dolayı da eşlerinin mutluluk için attıkları küçük adımları göremez olmuşlardır. İnsan doğası gereği atmış olduğu küçük adımlar takdir edilmedikçe adımları atmaya devam etmeyecek ve ya bir diğer ihtimal o adımları takdir gördüğü başka kişilere atmaya başlayacaktır. Evliliklerimizden beklentimizi azalttığımız zaman mutlulukta beraberinde gelecektir.

    Çiftler neden yuva olmayı beceremiyor çünkü çiftler birbirinin dilini anlamıyor aynı evin için adeta erkek Fransızca kadın Almanca konuşuyor. Birbirlerini anlamıyorlar dertlerini , sıkıntılarını, mutluluklarını dile getiremiyorlar. İnsanın temel ihtiyaçlarına baktığımızda ise anlaşılmak göze çarpmaktadır. Eşlerinizin ihtiyacı olan şey aynı fikirde olmanız aynı kararları almanız değil onu anladığınızı hissettirmeniz ve onun kararına saygı duyarak reddetmenizdir. Sizler bir elmanın iki yarısı değilsiniz sizler farklısınız giyiminiz, kuşamınız, aile yapılarınız ve her şeyden önce cinsiyetleriniz farklı bu yüzden aynı dili konuşamamanız normaldir. Ancak birbirinizin dilini öğrenmeli ve birbirinizi anladığınızı hissettirmelisiniz.

    Son olarak ise görüyoruz ki evlilikler menfaatler üzerine kuruluyor. Her şey en baştan isteniyor. İyi bir iş, güzel bir ev , lüx bir araba, kusursuz bir düğün ailelerinde desteği ile birçoğu çiftlere daha evlenirken sunuluyor. Bu nedenle çiftler de iki durum karşımıza çıkıyor.

    Birincisi birçok şeyi elde eden çiftlerin tek bir yumruk olarak mücadele ederek kazanarak elde etmeleri gereken bir amaç oluşmuyor ve evlilik bireysel olarak çiftlere heyecan vermiyor ikincisi ise çiftler elde etmeleri gereken şeyleri kolay elde ettikleri için sabretmeyi öğrenemiyorlar.

    Birbirlerine karşı isteklerinde sabırsız davranıyorlar ve eş olduklarını unutarak tıp kı bir ev arkadaşı gibi evin kurallarına uymaları için baskı yapıyorlar. Birbirlerini asıl ihtiyaçları olan sevgi, saygı , güven noktalarında beslemek yerine belirli görevleri yerine getirip ilişkileri adına her şeyi yaptıklarını düşünüyorlar.

    Erkeğin bütün gün çalışması , lüx bir yaşam sağlaması ,eşini çocuklarını kimseye muhtaç ettirmemesi

    Kadının ise ; ev işlerini kusursuz yapması lezzetli yemekler hazırlaması, çocukların öz bakımıyla ilgilenmesi gibi görevlerin yerine gelmesini yuva olmak adına yeterli olacağı düşünülmektedir. Bu sebeple ise kadın veya erkek sevgi ve güven noktasında beslenemedikleri için başka kişilere yönelmeye başlamaktadırlar.

    Bu şekilde ki yaşam biçiminde meydana gelen aldatmalarda yıkılan biten yuva değil maalesef ki ev arkadaşlığıdır.

  • EVLİLİKTE BENCİLLİĞE DİKKAT

    EVLİLİKTE BENCİLLİĞE DİKKAT

    Bencillik var oluşumuzla birlikte ortaya çıkmaktadır. İnsanlar doğdukları an itibariyle bencillik duygusuna sahiptirler. Herkese muhtaç bir şekilde yaşamını devam ettiren bebekler ve çocuklar etrafındaki insanların ilgisinin merkezinde olmak için ne gerekiyorsa yaparlar. Ama zamanla çocukluk döneminden sıyrılma ile bencillik duygumuzdan da kademe kademe uzaklaşmaya başlıyoruz. Fakat yaşı ilerlediği halde duygusal gelişimi geri kalmış bireyler ben merkezli davranışlar sergileyerek diğer bireyler tarafından bencil olarak nitelendirilmekten kurtulamıyorlar.

    Bencillik sadece ihtiyaçlarının diğer insanlardan daha çok ve önemli olduğunu düşünmek değil , aynı zamanda kendilerini diğer insanlardan daha önemli ve daha üstün görmektir.

    Peki bencillik birey ilişkilerinde hem kendine hem karşısındaki kişiye nasıl zarar vermektedir?

    Bencil kişilik yapısına sahip bireyler kendi nazarında daima haklı olduklarını savunurlar ve kurdukları ilişkilerde kendi menfaatlerini daima ön planda tutarlar. Kendilerinden taviz vermeye tahammül edemezler. Ama kendilerinin diğer bireyler tarafından anlaşılması gerektiğini vurgularlar. Bencil kişilerde empati kuramama belirgindir.

    Bencillik evlilik hayatına nasıl zarar vermektedir?

    Bunu iki açıdan ele almak gerekiyor. Bencil insan nasıl mutlu oluyor kendisini nasıl tatmin ettiriyor.ve de eşinin kişiliğine benliğine nasıl zarar veriyor. Evlilik bencil insanlara bir anda verilen sihirli bir lamba gibidir. Nasıl ki lamba dan çıkan cin lamba sahibinin her dediğini yerine getiriyor itaat ediyor. Bencil birey içinde eş tıpkı bir cin gibi eşinin bütün ihtiyaçlarını karşılayarak onu zahmetten kurtaracak , ona hizmet edecek ve lamba cini gibi onun isteklerini asla sorgulamayacaktır. Bütün bunları yaparken eş karşısındaki kişiden hiçbir talep de bulunmayacak , olur olmaz isteklerde bulunup eşini bunaltmayacak fedakar olmaya sürekli devam edecektir. Bu tarz eşler bencil kişiler için bulunmaz hint kumaşıdır. Bu şartlarda sıradan bir insanın böyle bir eşi kabul etmesi ve bir ömür boyu tahammül etmesi mucize gibi bir şeydir.

    Varsayalım ki böyle bir eşi kabul ederek iyi bir eş uyumlu bir eş olmuyoruz. Aksine eşimize büyük zarar veriyoruz çünkü; eşimiz hiçbir zaman bu şekilde davrandığımızda kendi hatalarını görmeyecek ve asla kendi bencilliğinin farkında olmayacaktır. Böylece eş ömür boyu kendisine hizmet edilmesine,itaat edilmesine alışarak tembelliği iyice pekişecektir.

    Evlilik kurumunun devamlılığı adına da eşlerin evliliklerde daima fedakar olması toplumda bireylere empoze edilmektedir. Bu durum ise bencil eşlerin işine gelmekte eşinin sürekli fedakarlık yapmasını beklemekte ve yaptığı fedakarlığı aslında bir zorunlulukmuş gibi eşine yansıtarak zamanla evliliği çıkmaz bir yola sokarlar. Bu davranışlar zamanla eşler arasında sinir stres öfke veya tam tersi bir suskunluk yaratma ve evlilik iki taraf içinde cehenneme dönüşmeye başlamaktadır.

    Çünkü evlilik bir kişiye hayatının geri kalanında hizmet etmek , kendini ona adamak değildir. Evlilik bir hayat paylaşımıdır. Hiç kimse evleneyim ve birine köle olayım diye hayal kurmaz yada bunu yaşamak istemez . insanlar mutluluklarını pekiştirmek için evlenirler. Bu niyetle evliliğe başlarken eşlerden birinin yada her ikisinde bencillikleri devreye girerde birbirlerine hükmetmeye başlarsa evlilik tahammül edilemez bir hal alacaktır.

    Erkekler ve kadınların bencillikleri evliliklerde aynı şekilde görülmez. Çünkü erkek ve kadının kişilik yapılarının farklı olmasından dolayı evlilikte ki sorumlulukları ve beklentileri farklıdır. Kadınlarda duygusal ihtiyaç ön planda iken erkeklerde fiziksel ihtiyaç ön plandadır.

    Eşler ise bu neden den dolayı birbirlerinin beklentilerine karşı duyarlı olmalıdır. Duyarlı olunmadığı takdir de eşinize eşiniz olduğu aitlik duygusunu hissetirmemiş olursunuz.. sadece kendi beklentilerinizin karşılanması gerektiğini bekleyip biz karşımızdaki kişiye hiçbir değer göstermezsek evliliğimiz de bencilce davranmış oluruz. Sorunlarımız da kendimizi daima haklı görmek çözüm için hiçbir çaba sarf etmeyip karşımızdan çözüm beklemekte bencilliğin başka şeklidir. Onun için ilişkilerimizde daima empati kurmayı başarmalıyız.

    Eğer ki kendimizi karşımızda ki insanların yerine koyup onların beklentilerini de anlamaya çalışırsak bencilliğimizden sıyrılıp birlikte güzel günler geçireceğimiz ilişkilerde yaşam sürmeye devam edeceğiz.

  • Sağlıklı Bir Evlilik Nasıl Olmalı ?

    Sağlıklı Bir Evlilik Nasıl Olmalı ?

    ‘Evli, Mutlu, Çocuklu’

    Herkesin hayalidir; ruh eşini bulup mutlu bir yuva kurabilmek. Karı olmak, koca olmak, anne olmak, baba olmak hep zihnimizin önemli bir yerindedir. Genç kızlar güzel bir gelinlik ile evlenmenin, genç erkekler ise güzel bir gelin arabası hazırlamanın derdindedir.

    Sevmek ister herkes. Sevilmek, değer vermek, değer görmek ister. İki ayrı dünyayla bir olmak, bütün olmak ister. Hayatı paylaşmak ister herkes. Zor günlerinde başını dayayacak bir omuz , yere düştüğünde elinden tutacak bir yoldaş arar herkes.

    Tüm bu hayaller sürerken birden bir bakarsın o an gelir. Yıllardır aradığın insan karşındadır. Öyle böyle başlar bir evlilik telaşı. Kimi zaman stresli, kimi zaman mutlu, kimi zamansa yorucu bir şekilde geçer bu süreç. Henüz evleneli bir sene bile olmamışken başlar sorunlar ve burada filmimiz kopar.

    Çok kişiden duymuşsunuzdur şu sözleri;

    • ‘ Evlenmeden önce hiç böyle değildi. Çok değişti.’
    • ‘ Onu hiç tanıyamamışım.’
    • ‘Biz hiç birbirimize göre değilmişiz.’

    Peki ne oluyor ? Bu kadar beklentiyle, heyecanla aradığımız hayat arkadaşımız bir anda nasıl bu kadar değişebiliyor?

    Aslında değişen çokta bir şey yok. Aşk insanın gözünü kör eder derler ya kısmen yaşadığımız durum bu. Evlenmenin, bir yuva kurmanın heyecanına o kadar kapılıyoruz ki öncelikle

    • ‘Ben nasıl biriyim?’
    • ‘Evleneceğim kişi nasıl biri olmalı?’
    • ‘Bir evlilikten beklentim nedir?’
    • ‘Evleneceğim kişinin zihnindeki eş nasıl biri? Ben buna uyuyor muyum?’
    • ‘İkimizin zihnindeki evlilik aynı şey mi?’ gibi soruları aklımızın ucuna bile getirmiyoruz.
    • Peki neden ?

    Çünkü artık büyüdük, belli bir yaşa geldik ve bizi sürekli ‘ Ne zaman evlilik? Yok mu görüştüğün biri?, Darısı başına ‘ gibi soru ve cümlelerle bunaltan büyük bir kitle ve onların sosyal baskısı var.
    ;

    Ha bir de ‘ aman kızım/oğlum aşk meşkte neymiş bizim zamanımızda öyle şeyler mi vardı bulun birini de evlenin’ diyen teyze/amca takımı var. Allah onların çenelerinde zeval vermesin.

    Velhasıl gelelim asıl konuya ‘Sağlıklı bir evlilik nasıl olmalı ve sürdürülmeli?’
    Sağlıklı bir evlilik için en önemli şey sağlıklı bir iletişimdir. Birbirleriyle tatmin edici muhabbetler kuramayan, birbirini anlamak istemeyen hatta dinlemeyen, sorunlar karşısında sürekli birbirlerini suçlayan bir çift ne kadar mutlu olabilir ?
    Tabiki olamaz !
    Bu nedenle evliliğimizde sağlıklı bir iletişim kurabilmek için dinlemeyi bilmeliyiz. Ancak bu dinleyiş söylediklerine karşı nasıl bir cevap yapıştırayım’ düşüncesiyle değil de ‘bana ne anlatmak istiyor?, ne ile ilgili sorun yaşıyor? düşüncesiyle gerçekleşmelidir. Aksi halde bu bir dinlemeye değil, tartışmaya döner. Belki de kavgaya.
    Diğer önemli iletişim hatası ise kullandığımız iletişim dilinde ortaya çıkıyor. İletişim dilimiz hakaret, iğneleme, suçlama, aşağılama gibi bir içeriğe sahipse eşimiz ile hiçbir zaman aynı noktaya gelemez, soruna aynı yerden bakamayız. Çünkü böylesi bir dil kullandığımız zaman karşımızdaki kişi değersizlik, sevgisizlik, anlaşılmamışlık, ezilmişlik, suçluluk veya aşırı savunmacılık hislerine kapılarak söyle dikkatinizi dinleyemez ve anlayamaz. Örneğin bir beyefendi hanımına
    ‘Sen gerizekalı mısın neden havluları bu rafa koyuyorsun?’
    dediğinde eşi beyefendinin havluların konduğu yerden rahatsız olmasından çok kendisine ‘gerizekalı’ demiş olmasına odaklanacaktır ve bu sorunu çözmek için gerekli olan konuşma tarzını yakalayamayacak sorunu çözemeyecektir. Oysaki bu beyefendi eşine ‘Hayatım havluları bu rafa koyuyorsun ama ben işimi göremiyorum bir dahaki sefere alttaki rafa koyar mısın?’ demiş olsaydı eşi havluların yeriyle ilgili soruna odaklanıp ona göre bir yanıt veya çözüm bulacaktır.
    Duyguların paylaşılması ve yakınlık evliliğin sağlılığı açısından önemli bir diğer konudur. Gariptir ki evlenmeden önce sürekli partnerine sevgisini, duygularını, ilgisini belli eden davranışlarda ve tutumlardan bulunan çiftler, evlilikleri sonrası bu konuda gerileme yaşıyorlar. Seni seviyorumlarla gelen çiçekler, ‘bu akşam ne yemek yaptın hanım? Al sana 1 kg portakal aldım’ lara dönüşüyor. Veya sevdiğinin yollarını gözleyen hanım kızlar evlenince kapıyı çalan eşine somurtarak kapı açan, bir hoşgeldin bile demeyen bayanlara dönüşüyor. Oysaki evlilikte duygu paylaşımı ilişki doyumu açısından oldukça gereklidir. Eşler birbirleri karşı hissettikleri duyguları ifade ettiklerinde hem birbirlerini daha iyi anlama fırsatı yakalarlar hem de bir paylaşım yaşarlar ve bu da birbirlerine olan yakınlıklarını arttırır. Mesela bir çift düşünelim, beyefendi iş yerinde çok stresli bir gün geçirmiş ve eve sinirli gelmiş. Kumandayı bulamayınca sinirli bir şekilde eşine
    ‘Nereye koydum şu zıkkımı bulamıyorum’ diye çıkışmış.

    Sizce bu durumda bu beyefendinin eşi ne yapmalı?

    1) Orda işte gözün görmüyor mu? Kör musun be adam? mı demeli
    2)Canım kumanda kanepenin üzerinde. Sinirlisin bugün sanki seni üzen bir şey mi oldu ? demeli

    Cevabı açık. 1. cevap tam bir tartışma ortamı oluşturacakken

    Cevabı açık. 2.Hanımefendinin eşini dinlemek istediğini, duygularını bilmek onu anlamak istediğini, eşini önemsediğini ifadenin eden bir yanıt oluyor.

    Evliliğimizde çatışmanın çıkmaması adına karşı tarafın duygu ve düşüncelerini anlamak veya sorun yaşadığımız konuda kendi duygu ve düşünclerimizi çözüm amacı ile açıkça ifade etmemiz gerekir.

    Gerçekleşmesi itibari ile beraberinde bir çok sorumluluk getiren evlilik, sorumluluklar paylaşımını gerekli kılar. Bundandır ki nikah memurları hep sorar ‘İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta eşinizle bir ömür boyu evlenmeyi kabul ediyor musunuz ?‘ diye.

    Bu cümle görünür de sadakati ifade ediyor olsa da alttan verdiği mesaj şudur;
    ‘ Siz beyefendi, hanımefendi hastalandığında yemek yapıp bulaşık yıkamayı kabul ediyor musunuz?’
    ‘Peki siz hanımefendi Eşiniz iş yoğunluğundan dolayı çocukları okuldan alamadığında, çocukları okuldan almayı kabul ediyor musunuz ?’

    Sonra sevinçle bağırıyoruz ‘ Evvvvveeeettt’ diye. Alkışlar bize geliyor.

    Hiçte duyduğumuz kadar masum değilmiş değil mi?

    Evet, sorumluluklar sağlıklı bir evlilikte açıkça belirlenmiş ve gerekli durumlarda esnetilebiliyor olmalı. Eğer sorumluluklar konusunda çok katı olunursa ve gerekli zamanlarda sorumluluk değişimi gerçekleşmezse yeni çatışma konumuz hayırlı olsun bizlere. Veyahut paylaşılan sorumluluklar yerine getirilmezse bunun sonucu olacak problemlere ‘merhaba’ diyelim.

    Genel olarak özetleyecek olursak; Mutlu, sağlıklı bir evlilik için öncelikle kendimizi tanımalı, ne üzerine bir evlilik gerçekleştirmek istediğimizi belirlemeliyiz. Sonraki süreçte partnerimizi tanımalı, aynı evlilik beklentisine sahip olup olmadığımızı anlamaya çalışmalıyız. Evliliğinizde partnerinizin nasıl bir eş rolünde gördüğünüzü , hangi sorumlulukları üstlenebileceğinizi açıkça belirtmeliyiz ve onun düşüncelerini de öğrenmeliyiz. Aşk, sevgi evlilikte tabi ki çok önemli ancak daha önemli olan birlikte yaşam becerilerini kazanabilmemiz ve en az aşk, sevgi kadar bu konuyu da önemsememiz gerekiyor. Evlilik sonrası ise iletişim şeklimiz, iletişim dilimiz, sorumluluklarımızı yerine getirmeniz veya getirmememiz, duygularımızı paylaşmamız ve partnerinizin duygularını anlamaya çalışmamız ilişkimiz açısından çok önemli noktalardır.

    Kısacası;
    Sevin, dinleyin anlayın eşlerinizi.
    Onları üzmektense, haddini bildirmektense mutlu etmeyi amaç edinin.
    Unutmayın insanlar mutlu ettikleri kadar mutlu olurlar.

    Ve son olarak;
    ‘ Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan dost , sıcak insan eli, insan emeğiydi. Sevgi iyilikti, sevgi emekti…‘ ( Selvi Boylum Al Yazmalım.)