Etiket:

  • Uzlaşmak Ya Da Uzlaşamamak Meselesi

    Uzlaşmak Ya Da Uzlaşamamak Meselesi

    Çift olmak, eş olmak bir bakıma birlikte hareket etmek olsa da her konuda aynı olmak ve her konuda hemfikir olmak mümkün değildir. Gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla çalıştığım çiftlerin en büyük hayal kırıklığı bu yanlış beklentiden kaynaklanmakta.

    Her konuda uzlaşamayacağınız konusunda uzlaşın!

    Bir çok evliliğin ve ilişkinin iyi günlerini de kötü günlerini de görmüş bir terapist olarak şunu söyleyebilirim ki; her konuda uzlaştığınız bir hayat sandığınızdan daha sıkıcı olurdu. Aynı insanla ilişki devam ettirmek ve zaten süregelen bir aynılıktan fevkalade bir heyecan beklemek ironisi ilişkinin mantığının sorgulandığı yerken iyi ki her konuda uzlaşmamak iyi bir haber bile olabilir.

    AMA NASIL UZLAŞAMADIĞINIZ ÖNEMLİ!

    Uzlaşamadığınız konular, ortak hayatınız ya da memleket meseleleri ile ilgili olabilir pekala. Çocukların hangi okula gideceği, bayramda nasıl bir plan yapılacağı, eve hangi mobilyanın alınacağı konusunda uzlaşamayabilirsiniz. Bunları yaşarken “ Ama nasıl olur, bu kadar ayrı fikirlerde olmamız normal mi?” diye de düşünebilirsiniz .

    Gönül rahatlığıyla gayet de normal olduğunu söyleyebilirim. Fakat farklı fikirlerde olmaya katlanamazsanız, yahut kendi fikrinizi kabul ettirmeye çalışırsanız işte bu ilişkinize zarar verebilir.

    ÇİZGİYİ AŞTIĞINIZ ANI FARK EDİN.

    Özellikle uzun süredir birlikte olan çiftler birbirlerinin bakışlarından, ses tonlarından ya da davranışlarından kırgınlıklarını görebilir. Bu noktada durmak, üslubu değiştirmek, çok önemli bir konu değilse konuyu kapatmak ya da konuşmayı ertelemek pek iyi bir hareket olacaktır.

    Bazı insanlar kırgınlıklarını susarak, konuyu kapatmaya çalışarak ya da anlaşılmadıklarını hissettiklerini sakince söyleyerek ifade edebilirken, bazılarımız daha agresif bir öfkeyle dışa vurabilir. Her iki karşılığı gösteren kişinin de iç dünyasında olup biten aslında çok benzerdir. “Anlaşılmıyorum, o halde sevilmiyor olabilirim.”

    Bu düşünce ise gerçekten kırıcı ve yıpratıcıdır. Eğer bu noktada kişi kırgınlığını ve yıpranmışlığını halledemezse bir sonraki rountta kırarak dengelenmeyi hedef edinebilir. Böyle bir durum ise ilişkide olma halinin temel amacı olan “kabul edilmek, anlaşılmak ve sevilmek” meselesinden çifti ve ilişkiyi tamamen alır ve çok tehlikeli bir yere götürür.

    İLİŞKİNİN EN HIZLI İRTİFA KAYBETTİĞİ YER!

    Bu yer bedel ödetmek, öç almak, nasıl bir şey olduğunu anlamasını sağlamak gibi işlevsiz amaçlarla dolu ve ilişkiyi kısır bir döngüye sokan bir yerdir. Bu noktadan sonra ilişki bir kısır döngü içinde hızla irtifa kaybeder.

    Bu yüzden çiftlere önerim, uzlaşamadığınız anlardan kırgın ayrılmayın. Eğer kırıldıysanız, bunu içinize atmayın ve paylaşın. Eşinizi kırdıysanız kırgınlığına sebep olan davranışınızı fark edin, savunmaya geçmeden onun penceresinden bakmayı deneyin.

    İLİŞKİDE HAKLI, HAKSIZ; KAZANAN KAYBEDEN YOKTUR.

    Bazen haklıyı aramaya çalışmadan, kaybeden varsa kazananın olmayacağını bilerek herkesin kendi penceresinden bakabileceğine kendinizi ikna edin.

    BİRBİRİNİZİ ELEŞTİRİRKEN AHKAM KESME SINIRINDA DURUN!

    Bir örnek vermek gerekirse, çocuğu olan çiftlerde en sık gördüğüm birbirlerinin ebeveynlikleri hakkında eleştiri yapmak.

    Herkesin payına bir anne ve baba düşüyor, herkes kendi üslubuna göre bir ebeveynlik yapıyor. Belli noktalarda önerilerde bulunulsa da birbirinizin anne babalığına topyekün müdahale ya da ne yaptığı konusunda hiçbir fikrinizin olmadığı yerleri eleştirmek kırıcı olabilir.

    Örneğin bugüne kadar çocukları hiç yıkamamış bir baba, çocukların saçlarının temiz olmadığını söylediğinde kadın çileden çıkabiliyor. Ya da çocuğunu hiç parka götürmemiş bir anne parktan geldiklerinde neden bu kadar kirlendikleri konusunda babayı sorguladığında baba öfkelenebiliyor.

    Ve zaten biliyoruz ki “öfke de kırgınlığın ve korkunun ben cesurum maskesi takmış hali” oluyor.

    HİÇ Mİ ELEŞTİRMEYELİM?

    Eşiniz bir konuda tamamen yanılıyor ise, onun iyiliği için hatalı kısımlarını göstermeniz gerekiyorsa tabi ki doğruyu bulmasına yardım etmek de bizim göreviniz. Ancak olumsuz eleştiri yapacaksanız, suçlamadan uzak durarak, duruma dair sebep ve ihtiyaçlarını dinleyerek, bu konuda destek verebileceğiniz bir alan olup olmadığını sorarak ve eşinizin olumlu özelliklerinden de bahsederek eleştirebilirsiniz. Konuya olumlu bir şekilde başlayıp olumlu bir şekilde bitirmek, arada söylediğiniz olumsuz eleştiriyi de daha kabul edilebilir ve dostça gösterecektir.

    Örneğin; “İş aramak için hiçbir çaban yok, tembelliğe alıştığını düşünüyorum.” Demek yerine; “Daha önce çok iyi bir işin vardı, ve çok hızlı yükselmiştin, bir süredir iş aramak konusunda çok istekli olmadığını düşünüyorum. Yanılıyor olabilir miyim?” derseniz eşinizin kendi dünyasından olanları, savunmaya geçmeden anlatmasını ve vermek istediğiniz mesajın doğru yere ulaşmasını sağlayacaktır.

    Çünkü suçlayıcı bir dil savunmacı bir dille karşılık bulur.

    Dil hayatın sunumudur, dil duygunun kemiğidir, dil düşüncenin bedenidir. Dil kırabilendir; onarabilen olduğu kadar. 

    Ve ilişki… Bir akıl oyunu değil arzu oyunudur.

    Tüm arzularınızın doyurulduğu bir ilişki temennisiyle,

    Şifa olsun.

  • İlişkilerin Korkulu Rüyası Aldatma

    İlişkilerin Korkulu Rüyası Aldatma

    İlişki, iki kişi arasında varlığını sürdüren o kişilere bağlı gelişen ama o kişilerden de bağımsız varlığını sürdüren bir üçüncü kişi gibi ele alınmalıdır. İlişki kişilerden beslenir ve yine o kişileri besler. Aldatma ise bu ilişki içinde yaşananların sebebi değil çoğu durumda sonucudur. Yani aldatma davranışı buz dağının görünen kısmıdır.

    Aldatma semptomuyla bize başvuran kişilerde aldatan tarafın zaman zaman hissettiği mahcubiyet ve utanç zaman zamansa onu bu sonuca iten davranışsal sebeplere dair duyduğu öfkedir. Öte taraftan aldatılan eş de kafasında sorulmayı bekleyen bir sürü soru ve hesap sorma duygusuyla eşinin karşısında yer alır. Bu durumla tüm bu yoğun duygular sebebiyle tek başlarına baş etmeleri çok mümkün değildir. Bu yüzden bu aşamada doğru bir destek kolaylaştırıcı olacaktır.

    Kişilerin duygularını ifade etmeleri, rahatlamaları aşamalarından sonra ilişkinin ihmal edilmiş taraflarına göz atarız. Buralarda karşımıza çıkan çiftlerin giderilmemiş ihtiyaçları, savunma mekanizmaları ve eşi dışına yönelen çıkış kapılarını buluruz. Ve terapide bugüne kadar ihmal edilmiş ihtiyaçlar, talepler konuşulur.

    Çiftin uzun zamandır dikkatini vermediği ilişki yeniden varlığını çifte hissettirir ve böylece eşler olup bitenleri anlamlandırmaya çalışırken birbirlerine yakınlaşmaya başlar.

    Çift terapisiyle aşılan aldatma problemlerinde çözümler kalıcı hale getirilir. Çünkü ilişkinin tüm dinamikleri ele alınır. Ve aslında aldatma davranışı çifte ilişkilerini ciddiye alma, önemseme ve bazı ilişkisel yeteneklerini geliştirmeye fırsat sunar. Terapi desteği almadan baş edilmeye çalışılan süreçlerde ise sadece aldatan eşin mahcubiyetiyle bir takım sözler vermesi, eşine geçici bazı maddi veya manevi jestler yapmasıyla yine geçici olarak evliliğin devamı sağlanırken, semptoma sebep olan davranışlar konuşulup iyileştirilmediği için problemler şekil ve semptom değiştirerek devam eder.

    Aldatmaya sebep olan genel bir karakter yapısı yoktur, aldatılma davranışının ortaya çıktığı ilişki biçimi vardır. Herkes aldatabilir ve aldatılabilir. Önemli olan sebepleri bulmak, tamir etmek ve ilişkiyi tatmin etmektir.

  • Evliliklerde İletişim Neden Bitiyor?

    Evliliklerde İletişim Neden Bitiyor?

    Evliliğinizde şu dört önemli iletişim hatasını yapıyorsanız muhtemelen sağlıklı bir ilişki yürütemiyorsunuzdur.

    İlk olarak sağlıksız evliliklerde sıkça yaşanan sert eleştirilerden ve aşağılamadan bahsedelim.

    Eşlerden birinin karşı tarafı sürekli eleştirdiği, kötü hissettirdiği eleştiri türü. Eleştirilen kişinin önceleri kendi davranışıyla ilgili olduğunu düşünmesini sağlar. Fakat zamanla yaptığı her hareketin, her davranışın küçük görüldüğü, takdir edilmediği, anlamsız bir tartışmanın içinde olduğunu gözlemlemesiyle devam eder. Eleştiren kişinin tahammülsüzlüğü ve mükemmeliyetçiliği karşısında kişinin yorulmasına, özgüven kaybına ve nihayet değersiz hissetmesine neden olur. Böyle bir evlilikte iletişimin zorunluluk dışında uzun süreli olması pek olası değildir.

    İkincisi akıl okuma; bir kişinin aklından geçen düşünceleri elde kanıt olmadan bildiğini düşünme.

    Zihnimizin bir olay hakkında yorumlar yapması, bizim ‘bireysel gerçeğimizi’ ortaya koyar. Başkasının gördüğü, şahit olduğu bildiği olay ise ‘gerçek olayı’ ortaya koyar. Akıl okuma yönteminde çiftler bireysel düşüncelerini ve algısını gerçek zanneder. Akıl okuma bir düşünce hatasıdır ve ikili ilişkilerde sıkça yaşanır.

    “Eşimin niyetini biliyorum. Eşim beni sevdiğini söylüyor ama aslında bana değer vermiyor. Ben onun ne düşündüğünü, o itiraf etmese de biliyorum.”

    Akıl okumalar genellikle yanlı yorumlardır. Sıklıkla bireysel inançlara göre yapılır.  Bu yorumlar genellikle hatalıdır. Bu yoruma maruz kalan eş başlarda açıklama yapmaya çabalasa da bir yerden sonra niyet okumalarla baş çıkamayacağını ifade eder.  Zamanla iletişimin kopmasına neden olur.

    “Eşim yaptığım yemeği beğenmiyor o söylemese de benimle evlendiğine pişman olduğunu biliyorum.”

    Terapiye gelen 6 aylık evli bir danışanım yukarıdaki cümleyi söylerken ağlıyordu. Çünkü eşinin kendisiyle evlendiği için pişman olduğuna emindi. Oysa evliliğin başında uyum süreci yaşanabilir. Sağlıklı evlilik her şeyden aynı derecede keyif almak, aynı yorumu yapmak, aynı bakış açısına sahip olmak değildir. Sağlıklı evliliklerin, en önemli özelliklerinden biri, açık iletişimdir. Farklılıklara saygı duyup ve açık iletişime yönelmek iletişimin daha sağlıklı ve  güvenli olmasını sağlayacaktır.

    İletişimi bitiren üçüncü neden ise iletişimin sonundaki uzlaşma beklentisinin karşılanmamasıdır.

    Eşler iletişimleri sonunda uzlaşma beklentisi içindedirler. Uzlaşmanın sağlanmaması eşlerde, mutsuzluk, hayal kırıklığı ve tartışmaların büyümesine neden olur. Terapi esnasında sıkça şunu duyarım;

    “Onunla hiç konuşmak istemiyorum artık çünkü hiç uzlaşamıyoruz”

    “Olaylara hiç aynı açıdan bakamıyoruz” vb..

    Çiftler farklı düşünmeyi, farklı yorumlamayı sorun olarak gördükçe tartışmaları artar. “İletişimin temel amacı nedir” diye sorarım seanslarda. Bu sorunun cevabını ararken  ‘İletişimin konuşmak, anlamak, öğrenmek ve paylaşmak amacıyla yapıldığı’ konusunda hemfikir oluruz. Eşin anlaşma ihtiyacının fark edilmesi uzlaşmadan daha önemlidir. İyi bir iletişim becerisi kazanıldığında eşler sonuçtaki uzlaşmaya değil iletişim sürecinin kendisine odaklanıp birbirlerini gerçekten anlama şansına sahip olurlar.

    Ve son olarak dördüncü madde eşlerin birinin duvar örmesi.

    İlişkide genelde iki rol gözlenir. Eşlerden biri, sorunu çözmek için konuşmayı biri ise genelde susmayı tercih eder. Susan, problemin geçmesini bekleyen kişi farkında olmadan karşı tarafa şu mesajı verir “ben seninle ve bu sorunlarla ilgilenmiyorum”. Diğer taraf iletişimin devam etmesi gerektiğini düşündüğü için konuşmayı tercih eder. Terapi odasında gözlemlediğim kadarıyla iletişimin devam etmesi için çabalayan kişi mutlaka yorulur ve artık çaba gösteren olmak istemez. Eşler neden duvar örer, neden iletişimi keser?  Nasıl olsa işe yaramayacak, yine tartışacağız, hiçbir konuda uzlaşamayacağız düşüncesine sahip olduğu için duvar örebilir. Ya da iletişim becerisine güvenmediği için nasıl toparlaması gerektiğini bilmediği için susar. Sonuç olarak ilişkide biri iletişime ket vuracak tarzda davranıyorsa o ilişki de sağlıksız iletişim yoluna girilmiş demektir.

    Eşinizle konuşmalarınız gittikçe azaldıysa, her konuşmanın sonunda birbirinizi inciten tartışmalar yaşıyorsanız şöyle bir inceleyin derim. Birbirinizi suçlamadan sadece kendinizi ve davranışınızı inceleyin. Hangi yanlış davranışı uyguluyorsunuz?

  • Evliliklerde İletişimi Bitiren 4 Temel Neden

    Evliliklerde İletişimi Bitiren 4 Temel Neden

    Bu yazıda bahsedeceğim hatalardan en az bir tanesini yapıyorsanız muhtemelen sağlıklı ilişkiler yürütemiyorsunuzdur. Eşlerin gittikçe kopmasına, birbirlerine karşı sevgi ve saygıyı tüketmesine neden olan temel iletişim hataları şunlardır;

    İlk olarak sağlıksız evliliklerde sıkça yaşanan sert eleştirilerden ve aşağılamadan bahsedeceğim. Eşlerden birinin karşı tarafı sürekli eleştirdiği, kötü hissettirdiği eleştiri türü. Eleştirilen kişinin önceleri kendi davranışıyla ilgili olduğunu düşünmesini sağlar. Fakat zamanla yaptığı her hareketin, her davranışın küçük görüldüğü, takdir edilmediği, anlamsız bir tartışmanın içinde olduğunu gözlemlemesiyle devam eder. Eleştiren kişinin tahammülsüzlüğü ve mükemmeliyetçiliği karşısındaki kişinin yorulmasına, özgüven kaybına ve nihayet değersiz hissetmesine neden olur. Böyle bir evlilikte iletişimin zorunluluk dışında uzun süreli olması pek olası değildir.

    İkincisi akıl okuma; bir kişinin aklından geçen düşünceleri elde kanıt olmadan bildiğini düşünme. Zihnimizin bir olay hakkında yorumlar yapması, bizim ‘bireysel gerçeğimizi’ ortaya koyar. Başkasının gördüğü, şahit olduğu bildiği olay ise ‘gerçek olayı’ ortaya koyar. Akıl okuma yönteminde çiftler bireysel düşüncelerini ve algısını gerçek zanneder. Akıl okuma bir düşünce hatasıdır ve ikili ilişkilerde sıkça yaşanır.

    “Eşimin niyetini biliyorum. Eşim beni sevdiğini söylüyor ama aslında bana değer vermiyor. Ben onun ne düşündüğünü, o itiraf etmese de biliyorum.”

    Akıl okumalar genellikle yanlı yorumlardır. Sıklıkla bireysel inançlara göre yapılır.  Bu yorumlar genellikle hatalıdır. Bu yoruma maruz kalan eş başlarda açıklama yapmaya çabalasa da bir yerden sonra niyet okumalarla baş çıkamayacağını ifade eder. Zamanla iletişimin kopmasına neden olur.

    “Eşim yaptığım yemeği beğenmiyor o söylemese de benimle evlendiğine pişman olduğunu biliyorum.”

    Terapiye gelen 6 aylık evli bir danışanım yukarıda ki cümleyi söylerken ağlıyordu. Çünkü eşinin kendisiyle evlendiği için pişman olduğuna emindi. Oysa evliliğin başında uyum süreci yaşanabilir. Sağlıklı evlilik her şeyden aynı derecede keyif almak, aynı yorumu yapmak, aynı bakış açısına sahip olmak değildir. Sağlıklı evliliklerin, en önemli özeliklerinden biri, açık iletişimdir. Farklılıklara saygı duyup ve açık iletişime yönelmek iletişimin daha sağlıklı ve güvenli olmasını sağlayacaktır.

    İletişimi bitiren üçüncü neden ise iletişimin sonundaki uzlaşma beklentisinin karşılanmamasıdır. Eşler iletişimleri sonunda uzlaşma beklentisi içindedirler. Uzlaşmanın sağlanmaması eşlerde, mutsuzluk, hayal kırıklığı ve tartışmaların büyümesine neden olur. Terapi esnasında sıkça şunu duyarım;

    “Onunla hiç konuşmak istemiyorum artık çünkü hiç uzlaşamıyoruz”

    “Olaylara hiç aynı açıdan bakamıyoruz” vb..

    Çiftler farklı düşünmeyi, farklı yorumlamayı sorun olarak gördükçe tartışmaları artar. “İletişimin temel amacı nedir” diye sorarım seanslarda. Bu sorunun cevabını ararken ‘İletişimin konuşmak, anlamak, öğrenmek ve paylaşmak amacıyla yapıldığı’ konusunda hemfikir oluruz. Eşin anlaşma ihtiyacının fark edilmesi uzlaşmadan daha önemlidir. İyi bir iletişim becerisi kazanıldığında eşler sonuçtaki uzlaşmaya değil iletişim sürecinin kendisine odaklanıp birbirlerini gerçekten anlama şansına sahip olurlar.

    Ve son olarak dördüncü madde eşlerin birinin duvar örmesi. İlişkide genelde iki rol gözlenir. Eşlerden biri, sorunu çözmek için konuşmayı biri ise genelde susmayı tercih eder. Susan, problemin geçmesini bekleyen kişi farkında olmadan karşı tarafa şu mesajı verir “ben seninle ve bu sorunlarla ilgilenmiyorum”. Diğer taraf iletişimin devam etmesi gerektiğini düşündüğü için konuşmayı tercih eder. Terapi odasında gözlemlediğim kadarıyla iletişimin devam etmesi için çabalayan kişi mutlaka yorulur ve artık çaba gösteren olmak istemez. Eşler neden duvar örer, neden iletişimi keser? Nasıl olsa işe yaramayacak, yine tartışacağız, hiçbir konuda uzlaşamayacağız düşüncesine sahip olduğu için duvar örebilir. Yada iletişim becerisine güvenmediği için nasıl toparlaması gerektiğini bilmediği için susar. Sonuç olarak ilişkide biri iletişime ket vuracak tarzda davranıyorsa o ilişki de sağlıksız iletişim yoluna girilmiş demektir.

    Eşinizle konuşmalarınız gittikçe azaldıysa, her konuşmanın sonunda birbirinizi inciten tartışmalar yaşıyorsanız şöyle bir inceleyin derim. Birbirinizi suçlamadan sadece kendinizi ve davranışınızı inceleyin. Hangi yanlış davranışı uyguluyorsunuz?

  • İkinci Evliliklerde Araştırmaların Dili

    İkinci Evliliklerde Araştırmaların Dili

    İkinci kez evliliklere birçok insan kuşkulu gözlerle bakar; ancak boşanan birçok insan boşandıktan sonra hayatını tekrar tasarımlamak anlamında yepyeni bir ilişkiye başlama eğilimindedir.

    Bu dönemde insanlar birçok birliktelik yaşayabilirler ve sonrasında da bu birlikteliklerini yeni bir evlilikle sonuçlandırabilirler. İkinci evlilikler insanların yeni bir umutla girdikleri, olumlu yaşantıları yaşayabilecekleri, mutlu olacakları, aynı zamanda huzurlu bir aile ortamına ulaşabilecekleri hazzı giderme yoludur. İkinci evlilikler zaman zaman yalnızlıklarını gidermek amacıyla zaman zaman da hayatın sorumluluklarını bölüşebilmek anlamında ortaya çıkan bir durumdur.

    İKİNCİ EVLİLİKLERDE ARAŞTIRMALARIN DİLİ

    Bu konuyla ilgili o kadar çeşitli araştırmalar yapılmıştır ki bunlardan çıkan sonuçlarda oldukça açıklayıcıdır. Yapılan araştırmalar, boşanma suretiyle ayrılan kişilerin 3 ile 5 yıl sonra yeniden evlendiklerini ortaya koymaktadır. Erkeklerin yeniden evlenme oranı kadınlara göre daha fazla ve daha çabuktur. Birçok erkek ve kadın ilk evliliklerinde tecrübesiz olduklarından dolayı hatalar yaptıklarını ve bu hatalardan ders alarak artık gerçek sevgiye ve ortak güzel ilişkiye hazır olduklarını hissederler ve yeniden evlenirler ( Gestoff, 1975).

    İkinci evlilik ikinci bir hayata başlamak gibidir aslında; artık mantık ön plandadır ve birinci evliliklerden alınan derslerle daha sağlıklı bir evlilik yapma olasılığı yüksektir.

    Tabii ki ikinci evlilikler durup dururken olmamaktadır. Eşin ölümü ya da farklı nedenlerden dolayı boşanmadan dolayı aile birliği dağılmış olabilir. Bu aslında yukarıda da değindiğimiz gibi korkutucu bir süreç değildir ve eğer gerekiyorsa yaşanılması gereken bir süreçtir de. Yani bu doğal bir yaşam sürecidir.

    BOŞANDINIZ AMA HAYAT DEVAM EDİYOR

    Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır ki hayat devam etmektedir, yaşam devam eden hayatın içinde bir tercihtir. İnsanlar ne kadar kötü bir evlilik tecrübesi yaşarlarsa yaşasınlar boşandıktan bir süre sonra ikinci evlilik düşüncesi ortaya çıkmaktadır. İşte bütün mesele burada odaklanmaktadır. Yaşanan ilk evlilik tecrübesi kötü ama ikinci evlilik hala isteniyor, bu konuda insanların birçok çekinceleri olmakla birlikte yine de ikinci evlilikler vardır ve daha da mutlu olmak amacıyla yapılır. İnsanlar ikinci evlilikten psikolojik olarak olumsuz etkilenecekleri konusunda bir takım önyargılar içerisinde olabilirler. Bu önyargıların bir kısmı eksik bilgi bazıları da yanlış inanışlardan kaynaklanabilmektedir.

    NELERE DİKKAT ETMELİ?      

    Eşlerin ikinci evliliklerinde dikkat etmeleri gereken önemli noktalar vardır. Geçmişin üzerine kesinlikle bir çizgi çekilmeli geçmişte yaşanan olumsuzluklardan ders çıkarılmalı ama asla geçmiş hatırlanmamalı hele hele karşılaştırma yapmak gibi bir yanlışa kesinlikle düşülmemeli. Geçmişten çıkarılan dersler bir bir uygulamaya konulmalı. Eğer çiftlerden birinin başından bir evlilik geçmiş diğeri hiç evlenmemişse ilk evliliğini yapan kişi evlendiği kişinin eski hayatının onun üzerindeki olumsuz etkilerini bilmeli ve davranışlarını buna göre şekillendirmelidirler.

    Biten evliliklerden bir ile üç yıl içinde yetişkinlerin çoğu yeni hayatlarına alışırlar ve duygusal dengeleri düzelir. Boşanmış kadınların üçte ikisi, erkeklerin de dörtte üçü tekrar evlenmektedir. Görüldüğü gibi boşanma yetişkinlerin evlilik kurumuna verdiği değeri değiştirmemekte, ikinci evliliklerin başarısı da çoğu zaman üvey anne, üvey baba ve çocuk ilişkisinin başarısına bağlı olmaktadır.

    YA ÇOCUKLARA BU DURUM NASIL AÇIKLANMALI?

    İkinci evlilikler tabii ki tozpembe olamamaktadır her zaman. En dikkat çekici tarafı, karşılaşılan en büyük sorunlardan biri de çocuklardan gelen tepkilerdir. Yeni bir beraberlik kurma aşamasında ki bireyler doğru bir yaklaşımla evleneceği kişiyi çocuğa kabullendirebilir. Burada asıl önemli olan doğru yaklaşımdır. Çocuklar yeni bir beraberliğe çok iyi hazırlanabilirler ve hiçbir detay göz ardı edilmeyebilir ve çocuk bu evliliğe pozitif bakabilir ancak buna rağmen bazı sorunların yaşanması olasıdır. Ebeveyni ölmüş olan çocukların dışında ki çocukların hayalinde uzunca bir süre anne babasının tekrar bir araya gelmesi hayali yatar. Bu karar çocuğun bu hayalini suya düşürür ki bu durumda da çocuk bazı aşırı tepkilerde bulunabilir. Gerek evlenen kişiler gerekse  çocuk, önceleri bazı zorluklar yaşayacaklardır. Özellikle ilk zamanlarda  çocuklardan yeni gelen ebeveyne anne ya da baba diye hitap etmesi istenmemelidir.

    Bireylerin ikinci evliliklerinde eş seçimlerinde çocuklarının sevebileceği ve kabul edeceği birini mi tercih etmelidirler konusunda kesin bir doğru olmadığından dolayı bu konuda yorum yapmak çok gerçekçi olmayacaktır. Ancak bu konu hakkında söylenecek şey şu olabilir eşlerin kendi aralarında mutlu olmaları çocuklara yansıyacaktır bu nedenledir ki önce bireylerin birbirleriyle iyi anlaşabilecekleri daha önemlidir. Eş seçimi çok karmaşık bir olay olup kişilerin eş seçiminde birçok faktör rol oynar, çocuklarla uyumlu kişi olup olmaması birçok faktörden sadece biri olabilir. Bu kesinlikle atlanılmaması gereken bir gerçektir.

    Eş seçiminde dikkat edilmesi gereken faktörlerden biri de beklentilere cevap alınıp alınamadığıdır, anne-babanın kendine uyan bir eş seçmesi, onunla mutlu ve kendi ile barışık olması en azından mutlu bir ebeveyne sahip olma açısından çocuğa dolaylı olarak olumlu yansır. Kendi içsel problemlerini çözmüş, iç barışı sağlamış, psikolojik olgunluğa erişmiş, mutlu huzurlu bir anne babanın şüphesiz çocuklarına katacağı çok önemli katkıları olacaktır.

  • Evlilikte Arzu, İstek, İhtiyaç, Beklentiler ve Bunların Çatışması

    Evlilikte Arzu, İstek, İhtiyaç, Beklentiler ve Bunların Çatışması

    İki farklı birey evlendiklerinde eşlerden her ikisi de arzu, istek, ihtiyaç ve beklentileriyle bir sistem meydana getirmektedir. Bu sistem rollerin değişimini de beraberinde getirmektedir. Evlenmeden önce sevgili rolündeyken evlendikten sonra karı koca rolüne geçilmiş olması rol değişimine örnek olarak gösterilebilir. Evlilikle oluşan sistem ile yeni amaçlar ve işlevler belirirken, sevgiliyken sahip olunan amaç ve işlevler arka planda kalabilmektedir. Bu bağlamda, rollerin değişimi, kişilerin evlilikten beklentilerini de değiştirmektedir.

    Söze dökülmüş ya da dökülmemiş olabilmekle birlikte herkes evliliğe bazı beklenti, ihtiyaç, arzu ve isteklerle girmekte ve bunların karşılanmasını beklemektedir. Ancak evliliğin içerisinde beklentilerin arzuların ihtiyaçların değişebilir olması sebebiyle her zaman karşılanabilir olması mümkün değildir çünkü bu karşılanmasını beklediğimiz amaçlar bazı faktörlerden etkilenmektedir.

    Evliliğe dair beklentilere dayalı faktörler kimi zaman çiftler arasında probleme yol açabilmektedir. Evliliğe dair beklentilere sadakat, bağlılık, aile olma, diğerlerine karşı süregelen destek, çoğalma, sığınak, statü, maddi destek gibi durumları örnek olarak gösterebiliriz. Diğer yandan, evlilik sistemine genellikle farkında olmadığımız ama bazen de farkında olduğumuz beklentiler ile birlikte girmekteyiz. Farkında olduklarımız, eş tarafından kabul edilmiş olsun ya da olmasın beklentilerin, ihtiyaçların eşe ifade edilen yanının olmasının yanında öfke, utanç ve reddedilme korkularından dolayı ifade edilemeyen yanları da vardır. Farkında olmadıklarımız ise, genellikle zıtlıkla karakterize olan arzu, istek ve ihtiyaçlardan oluşmaktadır. Yakınlık-uzaklık, bağımlılık-bağımsızlık gibi.. Eşin uzak dururken yakınlık istiyor olması ile arzu ve isteklerin zıttını barındırıyor olmamız buna örnek olarak verilebilir.

    Diğer bir yandan, biyolojik kökenli olmasının yanında ailesel ve kültürel çevrelerin etkisiyle oluşan, bireyin içsel ihtiyaç ve arzularından da ortaya çıkan bazı faktörler vardır. Bunlar biyolojik belirlenmişliğimiz ve karşılıklı eylemselliğimize dayalı faktörlerdir. Eşlerden birinin beklentileri karşıladığı ancak diğerinin karşılamadığını hissetmesi ile oluşan ”gizli duygusal karşılık” evliliğin işlevselliğinin etkileyen bir hal alabilmektedir. Gizli duygusal karşılık bazı alanlardaki uyumsuzluklar ile ortaya çıkabilmektedir. Bunlar; bağımsızlık-bağımlılık, aktiflik-pasiflik, yakınlık-uzaklık, gücün kullanımı-suistimali, yalnızlık ya da terkedilme korkusu, hükmetme ve kontrol etme ihtiyacı, sevgi, eşlerin kendinin ve birbirinin kabulü gibi alanlardaki farklılıklar olarak örneklenebilir ve evlilik içerisinde problemlere yol açabilir. Örneğin; bağımsızlık-bağımlılık alanına baktığımızda, eşlerlerden birinin kararları alırken, harekete geçerken eşine ihtiyacı oluşu diğerinin ihtiyaç duymadan kendi kendine karar alabilir oluşu çiftler arasında uyumsuzluğa sebep olabilir.

    Evlilik problemlerinin diğer bir faktörü ise dışsal odaklardır. Bireyin karakterine sadece ebeveynler etki etmemektedir. Ebeveynlerimizin ebevenyleri, onların ebeveynleri olmak üzere geçmiş 7 kuşaktan karakterimiz etkilenebilmektedir. Bu belirlenmişliklerimiz ise bizim tekrarlayan ilişkisel davranışlarımızı oluşturmaktadır. Bu durumda biyolojik ve ebeveynlerimizle belirlenen davranışlarımız ilişkilerde çiftler arasında problemlere yol açabilmektedir. Bu problemlerin bazı dışsal odakları vardır. Bu dışsal odaklara örnek verecek olursak, çocuk yetiştirme, cinsel ilişki sıklığı, paranın yönetimi gibi tutumlardaki farklılıklar olduğu kadar siyasal ilişkiler, kıyafetler, okul, kültür, ilgi alanlarındaki farklılıklar gibi ilişkisel durumlar söylenebilir.

    Bireyin içsel ihtiyaçları, evliliğe dair beklentileri ve evlilik problemlerinin dışsal odakları bireylerin arzu, istek, ihtiyaç ve beklentilerini etkilemektedir. Arzu, istek, ihtiyaç ve beklentiler zaman zaman karşılanıp zaman zaman karşılanamamaktadır. Bu karşılanmama durumunda ilişkiler zora girmektedirler.

  • Gebelik Psikolojisi

    Gebelik Psikolojisi

    Hamilelik kavramı, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği o ilk an çok özel ve biricik bir dönemdir. Bu dönemde anne adaylarımız duygusal, psikolojik ve fiziksel değişim içerisine girebilirler. Bu dönemi rastgele yaşamamaları ve bilinçlenmeleri hem kendileri hem de bebek için oldukça önem taşımaktadır. Birtakım değişkenlikler yaşayacağının bilincinde olan anne adayı bu tür durumlarla nasıl baş edebileceğini bilirse gebelik dönemini oldukça rahat yaşayacaktır.

    Hamileliğin ilk aylarında anne adaylarının birtakım değişkenliklerle karşılaşmaları son derece olağan bir durumdur. Bunlar bulantı, kusma, yorgunluk, uykusuzluk gibi kavramlarken psikolojik anlamda ilk bir ay daha depresif bir tutum sergileyebilirler. (istenmeyen gebeliklerde bu süreç daha uzun olabilir.) Bunun yanı sıra sadece karı-koca olmaktan ziyade anne baba sıfatlarının eklenmesi, sosyal yaşantılarının eskiye oranla sınırlanması kişilere daha fazla sorumluluk yükleyecektir.

    Anne adayımız ilk hamile olduğunu öğrendikten, sevincini ve heyecanını çevresindekilerle paylaştıktan sonra normal yaşama döndüğünde birtakım kaygılar duymaya başlayabilir. Bunun ilk başında, bebeğime nasıl bakacağım, ona yeterli gelebilecek miyim, kilom artacak mı, doğumdan sonra kilo verebilecek miyim gibi düşünceler karşılaştığımız durumlardır. Bu düşüncelerden kaynaklı strese kapılma hem bebeği hem anne adayını hem de ilişkileri olumsuz anlamda etkileyebilmektedir. O yüzden hamilelik sürecine girdiğiniz andan itibaren eş desteği ve uzman desteği beraberinde ilerlemek duyduğunuz kaygı ve korkuları en aza indirgeyecektir.

    Bunun yanı sıra eşine karşı eskisi gibi çekici gelememekten endişe duyulduğu zaman diyet yapmak, rejime girmek onaylanan bir davranış çeşidi değildir. Burada hedef noktası bebektir ve bebeği düşünerek hareket etmek, ona göre beslenmek, dinlenmek son derece önemlidir.

    Anne adaylarının kendi anneleriyle olan ilişkisinin önemi bu dönemde oldukça büyüktür. Anneyle ilişkisi ve iletişimi çatışmalı olan bireylerin hamilelik sürecinde durumu kendisiyle bağdaştırması, şüphe ve kaygı duyması oldukça olağan bir durumdur.

    Eş desteği hamilelik sürecinde ve sonrasında oldukça önemli bir faktördür. Ruhsal değişim yaşayan anne adayı bir de eş desteğinden mahrum kaldığında ne yazık ki daha çok strese ve sıkıntıya maruz kalabiliyor. O yüzden bu noktada eş desteği oldukça önemli. Bunun başında ise eşlerin büyük bir sabır ve anlayış göstermeleri geliyor.

    Hamilelik sürecinde gergin ortamlardan olabildikçe uzak kalmak, iletişim düzeylerini sağlam ve iyi tutmak, katılım sağlanabilecek aktivitelere katılmak bu sürecin daha rahat geçmesinin koşulsuz bir parçasıdır.

    Doktorunuzla olan iletişiminiz, sizi her konuda bilgilendirmesi ve yönlendirmede bulunması bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Doktorunuzla oluşturduğunuz güven duygusu yaşadığınız kaygıların ve düşüncelerin ortadan kalkmasının başında yer alıyor. Eğer ki hamilelik sürecindeki psikolojik değişkenliklerin süresi uzunsa, kendinizi mutsuz ve düşünceli hissediyorsanız, depresif hal ve tutum hala ortadan kalkmadıysa bir uzmandan destek almak, ertelememeniz gereken bir durumdur.

    Son olarak gebelik sürecinde bebeği olumsuz anlamda etkileyen terotejen çeşitleri aşağıda sıralanmıştır.

    HAMİLELİKTE GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

    Teratojen: Hamilelik süresince annenin zarar verici etkilere maruz kalması.

    TERATOJEN ÇEŞİTLERİ

    1) Reçeteli, reçetesiz kullanılan ilaçlar. (Vitaminlerde dahil)

            – Zeka üzerinde tahribata yol açabilir. Çocuk sakat doğabilir.

           –  Antidepresanlar bebeğin nefes almasını olumsuz etkiler.

    2) Kafein (Günlük 100mg’den fazlası zarar)

    3) Kanuna aykırı haplar

            – Fiziksel görünüm, prematüre bebek, sakinleşemeyen bebek, uyku bozukluğu, ruhsal bozukluklar.

    4) Tütün

           – Düşük, prematüre doğum, doğan bebeğin zayıf olması, çocukluk kanserleri, astım, kalp ritm bozukluğu

    5) Alkol

            – Fiziksel yapı, yüz bozukluğu, zeka geriliği, genital organ bozuklukları

    6) Radyasyon

            – Radyasyon ışınları bebekte kanser riskini ciddi derecede artırır.

    7) Çevre Kirliliği

           Hava ve sudaki kirlilik, GDO’lu gıdalar

    8) Bulaşıcı Hastalıklar

          – Soğuk algınlığı hamilelikte risk taşıyabilir. (Sağırlığa, geç yürümeye, zeka geriliğine neden olabilir.)

    Özellikle ilaç kullanımında doktorunuza danışmadan hareket etmeyiniz.

  • Erkek Cinsel Sorunlarının Psikolojik Etkisi

    Erkek Cinsel Sorunlarının Psikolojik Etkisi

    1.Yetiştirilme koşulları ve geleneksel erkek cinsel rolü:
    Erkek çocuklarının yetiştirilirken erkek olmakla ilgili toplumsal olarak öğrendikleri şeylerin önemli bir kısmını her zaman seks isteyebilen ve sekse hazır olan bir seks makinesi olmak oluşturur. Erkekler kadınları ele geçirmek ve arzularını doyurmak üzere eğitilirler ve cinsellikle sevgiyi genellikle birbirinden ayırmak zorunda kalırlar. Erkekler cinsel ilişki kurdukları kadınlarla, saygı duyulup evlenilecek kadınları birbirinden ayırma eğilimindedirler. Bir kadını sevdiklerinde ve içselleştirdiklerinde ise onunla tutkulu bir cinsellik yaşama konusunda zorluk yaşarlar.

    2.Geleneksel cinsel rolünün dışına çıkamamak:
    Geleneksel erkek cinsel rolü, erkekleri eşleriyle genel ilişkilerinde olduğu gibi cinsel yaşamda da aktif ve belirleyici olmaya iter. Ayrıca erkeğin her zaman seks yapabileceğini ve kadını reddetmemesi gerektiğini düşündürür. Gerçekler böyle olmadığı için birçok erkek geleneksel erkek rolünü oynamak için kendisini zorlar ve ortaya çıkan sorunları “başarısızlık” olarak algılar. Hızla gelişen “başarısızlık korkusu” ise performans anksiyetesine neden olduğu için cinsel sorunlara neden olabilir. Cinsel ilişkide amaç, bir şeyi başarmak değil, cinsel eşiyle doyumlu bir cinsel yaşama ulaşmaktır.

    3.Negatif beden imajı ve düşük benlik saygısı:
    Cinsel işlev bozukluğu bir kez oturduğu zaman bunun bireyin kendilik algısı üzerine etkisi cinsel sorunun devamına veya kötüleşmesine yol açabilir. Bir erkeğin erkeklik duygusu sertleşme sorunuyla çökebilir ve böyle duygularla tetiklenen kaygı sertleşme zorluğunun devamına katkıda bulunabilir.

    4.Edilgenlik, çekingenlik:
    Bazı erken boşalma vakalarının, belirgin bir edilgenlik problemi vardır. Kızgınlıklarını, öfkelerini genellikle edilgen biçimlerde dışa vururlar. Herhangi bir şeyi reddetmek ve hayır demekte zorlukları olan bu kişiler bunun yerine görünüşte kabul ettikleri şeyleri karşı tarafı hayal kırıklığına uğratacak şeyler yaparlar. Bu kişiler genellikle baskın ve bazen de erkeksi özellikleri olan kadınları eş olarak seçerler. Bir yandan onların her dediğine evet der ve boyun eğmiş gibi görünürken bir yandan da pasif dirençler gösterirler. Erken boşalma da bu pasif direnişin ve karşı tarafı hayal kırıklığına uğratmanın bir çeşididir.

    5.Katı dini ve ahlaki inançlar:
    Erkeklerde dini inançlar ve katı ahlaki görüşler cinsel isteği çok etkilemezler çünkü en katı dini ve ahlaki inanışlarda bile erkeğin cinsel istek ve haz duyması olağan ve beklenen bir durum olarak karşılanır. Ancak katı dini inançlar kişide olabilecek farklı cinsel haz alma eğilimlerini engelleyerek uyarılma ve orgazm sorunlarına yol açabilmektedir. Uyarılma ve orgazm zorluklarının devam ettiği birçok durumda da zamanla erken boşalma ve cinsel istek bozukluğu da gelişebilmektedir

    6.Anne ile ilişkide sorunlar:
    Anneye yönelik bilinçdışı aşk kişinin cinsel eşiyle ilişkisinde çeşitli zorluklara yol açabilir. En basit ve en yaygın tipinde sertleşme bozukluğu anneye bilinçdışı bir cinsel bağlılığın devamına dayanır.

    7.Babayla ilişkide sorunlar:
    Katı ve cezalandırıcı babaları olan erkek çocuklarında cinsel haz almak bilinçdışında baba tarafından cezalandırılacağı korkularına yol açabilmektedir.

    8.Kişilik sorunları:
    Şizoid kişilik bozukluğu: Bebeklik dönemlerinde anneleriyle yakın bir duygusal ve fiziksel ilişki içinde olamamış erkeklerde bir kadınla cinsel yakınlık ve ilişki isteği az olabilir. Bu kişiler kendi başlarına cinsel etkinliklerde bulunabilmelerine karşın bir eşle cinsel ilişki isteği duymayabilirler.

    Annelerine düşkünlük gösteren bağımlı erkekler eşleriyle ya da sevgilileriyle cinsel olmayan duygusal ve fiziksel yakınlık kurabilmelerine ve bundan haz alabilmelerine karşın cinsel ilişkiye girmek istemeyebilirler. Annelerine de eşlerine de bağımlı ve aşırı düşkün olan bu erkekler ilişkide destek ve şefkat arayışı içinde olup erişkinliğin gerektirdiği cinsel yakınlıktan kaçınırlar.

    9.Cinsel kimlik ve yönelim sorunları:
    Bazı erkekler eşcinsel olmalarına karşın bunun farkında olarak evlenir ya da kadınlarla ilişki kurarlar. Çevreye karşı kamufle olma arzusuyla ya da aile üyelerinden gizleme amacıyla bu tarz bir yaşamı seçen bir erkek genç yaşlarda fiziksel uyaranların ya fantezilerin yardımıyla bir kadınla cinsel ilişki kurabilirler. Eşleriyle sevişirken bir erkeği düşünerek orgazm olabilirler. Ancak bir süre sonra, bir kadınla cinsel ilişki sürdürme istekleri azalır ve ortadan kalkar. Bazen de eşcinsel bir erkek eşcinselliği kabul edilemez bulduğundan eşcinsel arzularını bastırır ve bunların farkında olmaz ve eşcinsellik karşıtı tutumlar göstermek yanında sık sevgili değiştiren çapkın bir erkek gibi davranabilir. Ancak evlendiğinde bir süre sonra ya da bir ilişkisi uzun sürdüğünde cinsel isteğini yitirir. Bazen eşcinsel arzularını kısmen doyuran durumlarda eşleriyle birlikte olabilirken, eşcinsel arzularını uyarmayan durumlarda isteksizlik gösterebilirler. Eşinin başkasıyla birlikte olduğu fantezileri kurmak, eşinin eski cinsel ilişkilerini anlattırmak, eşini başka erkeklerle birlikte olduğu fantezileri kurmaya zorlamak bazen de eşini başka bir erkekle birlikte olmaya zorlamak gibi eylemler eşcinsel arzuları uyarabilen ve kısmen doyuran durumlardır.

    Bazı erkeklerde ise eşcinsel yönelimler heteroseksüel bir ilişkiyi engelleyebilecek ölçüde güçlü değildir ama mesela erkeksi, güçlü, baskın kadınlarla olmak gibi zorunluluklar yaratabilir ya da bir kadınla sadece anal yoldan ilişki kurabilmeye olanak tanıyabilir. Eşcinsel yönelimi net olan bir kişiyi heteroseksüel bir ilişkide işlev görmesini sağlamaya çalışmak uzun vadede yararsız olacağı gibi uygun bir yaklaşım da değildir.

    10.Yetersiz, yanlış cinsel bilgiler, tabular, mitler, yanlış inanışlar:
    Bir önceki kuşak ve akranlardan elde edilen cinsel bilgiler çoğunlukla eksik, yetersiz ve hatta çoğunlukla yanlıştır. Birçok vakada cinsel bilgilendirme ergenlikte işitilmiş kötü şakalar veya cinsel eğitimi zaten yetersiz olan diğer çocuklardan edinilmiştir. Eksik ve yetersiz cinsel bilgilenme aynı zamanda cinsel mitlere ve yanlış inanışlara inanmayı da kolaylaştırır.

    11.Cinsel taciz ve travmalar:
    Cinsel taciz ve travmalara maruz kalmış erkeklerde en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğu sertleşme bozukluğu ve istek bozukluğudur

    12.Cinsel fobiler ve kaçınmalar:
    Kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de cinsel ilişkinin kimi yönlerinden rahatsızlık duyma söz konusu olabilir. Bazı erkekler eşlerinin kıllarından, cinsel organının kokusundan ya da bir hastalığı varsa akıntılardan rahatsızlık duyabilir ve bunlarla karşılaşmamak için cinsel yakınlıktan kaçınabilir.

    13.Psikoseksüel gelişimin erken basamaklarında takılmalar:
    Cinsel dürtünün çocukluk boyunca gelişimi cinsel organların egemenliğindeki olgun cinsel aşamaya gelinceye kadar birçok basamaktan geçer. Bu basamakların birindeki şiddetli bir takılma cinsel birleşmenin olmadığı cinsel eylemlerle tatmin arayışı yaratır ya da cinsel birleşme isteksizliğine, uyarılma ve orgazm sorunlarına yol açabilir.

    14.Maskelenmiş parafililer (Cinsel sapkınlıklar):
    Hiçbir insanın cinsellikte arzuladığı şeyler başka birinin aynısı değildir. Ancak günümüzde başkalarının cinsel deneyimleri sinema, kitaplar gibi çeşitli yollardan öğrenildiğinden giderek insanların cinsel deneyimleri birbirine daha çok benzemeye başlamaktadır. Bazı insanlar kendi cinsel arzuları başka olsa da gördüğü ve işittiği şeylerin ortalamasını normal olarak kabul edip kendilerini buna uymaya zorlamaktadır. Oysa cinsel sapkınlık olarak kabul edilen teşhircilik, röntgencilik, fetişizm, cinsel sadizm, cinsel mazohizm vb. gibi birçok eğilim bir çok kişide vardır. Kişinin kendi özel arzularından kaçıp, normal sandığı tarzlara yönelmeleri cinsel hazlarını azaltır. Bu şekilde tekrarlanan ve doyum vermeyen cinsel deneyimler bir süre sonra cinsel isteği de azaltabilirler. Eşleriyle sevişmek yerine mastürbasyon yapan ya da pornografi izlemeyi tercih eden erkeklerin bazıları, kendi özel cinsel arzularını eşlerine söyleyemeyen, onun yerine bu arzularını fanteziler yoluyla ya da filmlerde izleyerek doyurmaya çalışan kimselerdir. Bazı erkekler de kendi arzularını sapıkça buldukları için, eşlerini buna ortak etmek istemezler ve arzularını mastürbasyonla, film izleyerek ya da paralı ilişkiler yoluyla doyurmaya çalışırlar.

    Ancak bazı insanlarda cinsel arzu cinsel ilişkinin tek bir bileşenine takılmıştır ve bir partnerle cinsel ilişkiye izin vermez. Kişi bu arzularını bastırdığı için de ne parafilik yoldan ne de başka yoldan bir cinsel ilişki kurma arzusu duymaz. Eğer bu tür eğilimler cinsel ilişkiye izin vermeyecek kadar güçlü değillerse, kişinin cinsel arzularını fark etmesini ve cinsel yaşamına dahil etmesini sağlayacak tedavi yaklaşımları yararlı olacaktır.

    15.Evlilik çatışmaları:
    Kadınlarda olduğu gibi erkekler de evlilik çatışmaları ve ilişki sorunlarına cinsel isteksizlikle yanıt verebilirler. Özellikle kızgınlık, kırgınlık duyguları eşle haz paylaşma isteğini azaltır. Bazen de evlilik sorunları depresyona veya kaygı bozukluklarına yol açtığı için cinsel isteği de bozarlar.

    Eşler arasında belirgin bir geçimsizlik, öfke ve kızgınlık varsa ve bu sorunlar çözümlenemiyorsa çiftin herhangi bir üyesinde veya ikisinde de cinsel işlev bozukluğu ortaya çıkabilir ya da başka bir nedenle ortaya çıkan bir işlev bozukluğunun devam etmesine yol açabilir.Birçok çift için cinsellik ile sevgi ve genel uyum çok sıkı bir ilişki içindedir ve bunların herhangi birindeki sorun diğerlerine de yansır. Eğer partnerlerden biri diğerine karşı ilgisini kaybetmişse veya gücenmişse tatminkar bir cinsel ilişki genellikle sürdürülemez.

    16.Eşe ilgi kaybı:
    Partnerler arasındaki çekicilik kaybı genellikle cinsel işlevlere yansır. Değişim kendiliğinden olabileceği gibi yaşlanma veya fiziksel değişikliklerle de (şişmanlık, sakatlayıcı ameliyat, kötü hijyen) ortaya çıkabilir.Erkeklerin ilişkinin ilerleyen dönemlerinde eşlerini anne gibi görmeye başlamaları ya da fiziksel görünümü değiştiği için eskisi kadar uyarıcı bulmamaları nedeniyle eşlerine yönelik cinsel istekleri azalabilmektedir. Özellikle çocuk sahibi olduktan, yani eşleri genç bir kadın olmaktan çıkıp anne rolüne girdikten sonra eşlerine cinsel isteği azalan erkekler bazen genç bir delikanlı gibi yaşam sürmeye başlarlar. Artık “anne” figürü olarak gördükleri eşlerine cinsel ilgileri azalır.

    17.Yakınlık sorunları:
    Ciddi şizoid, narsisistik ve obsesif kişilik patolojisi olan bireylerde ilişkinin başlangıç dönemlerine cinsel isteksizlik olmasa bile yakınlık ve bağlılık gelişmeye başladığı zaman ilişkiden uzaklaşma arzularının bir yansıması olarak cinsel istekte de azalma ortaya çıkabilmektedir. Yakınlık sorunları istek bozukluğuna yol açabildiği gibi erkeklerdeki orgazm sorunları ve geç boşalmanın da en önemli nedenlerindendir.

    18.Eşin cinsel deneyim eksikliği:
    Erkekler kültürün etkisiyle cinsel deneyimi olmayan kızları eş olarak seçmek eğilimindedirler. Bu tecrübesizlik cinsel yakınlık sırasında nasıl davranılacağını bilememekten, yanıtsızlığa kadar çeşitli sıkıntılar yaratabilir. Erkekler bir yandan tecrübesiz kadınları seçerler ama bir yandan da özellikle kendi cinsel aktivitesinin iyi olduğunu görmek için eşinin etkileniyor olduğunu görmek isterler. Kendi erkekliğine duyduğu güven eşine verebildiği cinsel hazla artıp azalabildiğinden, yanıt vermeyen, cinsel ilişkiye katılmayan bir kadın, kocasının alacağı doyumu azaltabilir. Her ne nedenden olursa olsun uzamış doyumsuzluklar sonunda cinsel isteğin de azalmasına yol açabilir.

    19.Pasif, bağımlı eş:
    Kadınların önemli bir bölümü cinsel ilişki sırasında pasif ve hareketsiz kalırlar ya da sevişmeye çok az katılırlar. Erkeklerin önemli bir bölümü eşlerinin cinsel olarak çok aktif olmasından rahatsız olabilirlerse de gene de eşlerini etkileyebildiklerini, uyarabildiklerini ve tatmin edebildiklerini görmek isterler. Eşin yanıtsızlığı erkeğin uyarılmasını ve isteğini aksatarak, sertleşme zorluklarına, erken boşalmaya ve isteksizliğe neden olabilir.

    20.Partnerde cinsel işlev bozukluğu:
    Kadının orgazm olamaması veya ilişki isteksizliği erkeğin erken boşalmasına veya sertleşme sorunlarına neden olabilir. Cinsel terapiyi kabul eden çiftlerin üçte birinde cinsel işlev bozukluğu her iki partnerde birden görülür. Bazen vajinismusu olan kadınların eşlerinde cinsel birleşmeyi gerçekleştiremedikleri kaygısıyla sertleşme bozukluğu gelişmektedir. Bu durumlarda bazen kadındaki sorun fark edilmediğinden sadece erkek tedavi edilmeye çalışılır ve kadın tedavi edilmediği için başarılı olunamaz.

    21.Duygu ve davranışlar üzerindeki kontrolünü yitirme korkusu:
    Erkeklerdeki boşalma güçlüklerindeki en önemli nedenlerden biridir. Obsesif karakterler duygular üzerindeki denetimini yitirme endişesi ve kontrollü olma çabaları dolayısıyla orgazm olmakta zorlanabilirler. Narsistik karakterlerde ise özellikle bir başkasının yanında kontrolsüz olmanın yaratacağı “saygınlık” kaybı endişesi, eşin yanında orgazmı engelleyebilir.

    22.Bağımsızlığını ortaya koyma korkusu:
    Özellikle erken boşalma vakalarının bir kısmında eşini memnun etme kaygıları o denli ön planda olur ki kendi hazları ve istekleri için bir şey yapamaz ve talep edemezler. Eşlerini memnun etme kaygısında yaşadıkları başarısızlık ise başarısızlık ve yetersizlik duygularına sürüklenmelerine ve giderek sertleşmede zorluklar yaşamaya başlarlar.

    23.Çocuk sahibi olmak istememek:
    Seyrek görünse de özellikle bağımlı ve sorumluluk almaktan kaçınan erkekler, çocuk sahibi olmanın getireceği yükümlülüklerden kaçınmak için cinsel ilişkiye girmekten kaçınabilirler.

    24.Psikiyatrik rahatsızlıklar:
    Kadınlarda olduğu gibi, depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlık cinsel isteği azaltır ya da geçici bir süre ortadan kaldırır. Cinsel isteği olumsuz etkileyebilecek diğer psikiyatrik rahatsızlıklar şunlardır: yaygın anksiyete bozukluğu, özellikle cinsellikle ilgili olmak üzere obsesif-kompülsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, özellikle kaygının yoğun olduğu dönemlerde şizofreni gibi psikotik bozukluklar.

    Cinsel istek azlığı psikiyatrik bir hastalığa ya da onun tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlı ise, öncelikle hastalığın cinsel isteği etkilemeyen bir ilaçla tedavisi gerekir. Psikiyatrik rahatsızlık düzelme gösterdiği halde cinsel isteksizlik devam ediyorsa, cinsel terapi ya da soruna yönelik özel yaklaşımlar gerekebilir.

    Bazen de tam tersine cinsel işlev bozukluğuna bağlı olarak kaygı bozuklukları ve depresyon gelişebilmektedir. Sertleşme sorunu olan birçok erkek durumunu şöyle ifade ederler: “insanların yüzüne bakamıyorum”, “sorunum belli olur diye çok korkuyorum”, “kanser olsam bundan daha iyi hiç değilse onurumla ölürüm”, “eğer sorunum düzelmezse intihar edeceğim”.

    25.Stres ve üzüntü kaynağı olan yaşam olayları:
    Yas, ekonomik güçlükler, bir yakının hastalığı gibi kişide sıkıntı ve üzüntü yaratan olaylar ya da hayati önemi olan sorunlar cinsel isteği azaltabilirler. Bu durumda kişinin sorunlarına yardımcı olacak, destekleyici tutumlar işe yarayabilir.

    26.Yaşla veya çekicilikle ilgili endişeler:
    Erkekler cinsel çekiciliklerini yitirme endişesi daha az duyarlar. Gene de bazı erkeklerde yaşlanmayla performanslarının azalmasıyla yüzleşmemek için cinsel ilişkiden kaçınma ve isteksizlik ortaya çıkabilmektedir. Orta yaşlı bir erkeğin sertleşme ve boşalma için daha fazla uyarıya gereksinim duymasından gururu incinmesi cinsel isteği, ardından da sertleşme sorununa yol açabilir. Öte yandan eklem hastalıkları, kalp damar hastalıkları, kanser ve diğer ciddi hastalıklar cinsel işlevleri bozabilir. Depresyon, kaygı ve bunama (demans) gibi psikiyatrik bozukluklar daha sık görülebilir ve bunları tedavide kullanılan ilaçlar cinsel işlevi bozabilir. Yaşlılıkla ilgili cinsel mitler ve yanlış inanışlar da cinsel işlevleri bozabilir.

    27.Kadına yönelik agresyon/saldırganlık/öfke:
    Erken boşalması olan bazı erkeklerin bir kadını mutlu etmek veya onu hayal kırıklığına uğratmak biçiminde çelişkileri vardır. Bir yandan eşlerine bağımlıdırlar bir yandan da eşlerine karşı öfkeleri vardır. Sevişme sırasında da bilinçdışı olarak erken boşalarak kadına haz vermek istemezler.

    28.Gerçekdışı beklentiler:
    Erkekler birbirlerinden ve pornografik malzemelerden gerçek dışı birçok şey öğrenir. Kendi gerçeği ile doğru zannettiği arasındaki uyumsuzluk yetersizlik duygularına ve performans anksiyetesine yol açarak sertleşmeyi engelleyebilir.

    29.Performans anksiyetesi:
    Bu hastalar performans kaygıları dolayısıyla kendilerini cinsel deneyime bırakma zorluğu çekerler. Birçok alanda kendilerini aşırı eleştiren ve davranışlarını performans açısından yargılayan kimselerdir. Öte yandan performans anksiyetesi cinsel işlev bozukluklarının sürmesinde en önemli etkenlerden biridir. Birkaç kez sertleşme zorluğu yaşayan bir erkek artık her sevişmesinde sertleşme olup olmayacağını merak etmeye başlar ve bu kaygı sertleşmeyi daha da bozar ya da doğrudan engeller. Keza erken boşalması olan erkeklerde de “gene erken boşalacak mıyım?” endişesi boşalmayı çabuklaştırır.

    30.Hamilelik ve doğum:
    Eşin hamile kalması ya da doğum yapması çözümlenmemiş odipal sorunu olan bir erkekte eşin anneyi sembolize etmesini tetikler ya da arttırabilir ve ortaya çıkan çatışma sertleşme sorunlarına yol açabilir.

    31.Aldatılma veya eşin sadakatinden kuşkulanma:
    Aldatılma, öfke, kızgınlık yanında yetersizlik kaygılarını da harekete geçirerek sertleşme sorununa neden olabilir. Bazen gerçek olmadığı halde eşinin başkalarıyla ilgilendiğini ya da ilişkisi olduğunu düşünmek kişide yetersizlik duygularına, öfkeye ya da cinsel hazzın paylaşılmasını istememeye neden olarak sertleşme sorununa yol açabilir.

    32.Cinsel organlardan iğrenme veya hoşlanmama:
    Kadınlarda daha sık görülmesine karşın bazı erkekler kendi cinsel organlarından veya eşlerinin cinsel organından tiksinti duyabilirler. Bazı erkekler eşlerinin vücut salgılarından veya bunların kokularından rahatsızlık duyarlar.

    33.Bedensel (organik) hastalıklara reaksiyon:
    Birçok hastalık ya da hastalığın yarattığı durum veya tedavi biçimlerine karşı gelişen psikolojik reaksiyonlar cinsel işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. Bunların başında kanserler, üreme sistemi ve idrar yolları hastalıkları ve ameliyatlarla diğer ciddi hastalıklar gelir. Kanser; işlev kaybı, çaresizlik, ümitsizlik, suçluluk, ölüm korkusu, ağrı endişesi ve bağımlılık korkuları uyandırır. AIDS’le ilgili inanışlar HIV pozitif kişilerde suçluluk duygularının daha da fazla olmasına ve cinsel yaşamdan daha fazla kaçınmaya neden olur. Yaşamı tehdit eden krizlerde tüm zihinsel enerji ve bu arada cinsel enerji de yaşamı sürdürme enerjisinin emrine verilir.

    34.Eşler arasındaki zayıf iletişim:
    Cinsel işlev bozukluğu gelişen birçok çift cinsel ilişkilerini konuşamamaktadır. Böylelikle partnerler hem cinsel ihtiyaçlarını ve kaygılarını ifade edemezler hem de her biri karşısındakinin düşünce ve duygusunu tahmin etmeye çalışır. Bu tür tahminler ciddi yanlış anlamalara yol açabilir ve cinsel zorlukları daha da arttırabilir.

    35.Suçluluk duyguları:
    Çeşitli nedenlerden kaynaklanan suçluluk duyguları cinsel işlevleri etkileyebilir. Aile içi üyelere duyulmuş arzularla ilgili suçluluk duyguları olabileceği gibi, başka biriyle gizli bir ilişkiden, başka birine ilgi duymaktan kaynaklanan veya eşe karşı ilgisizlik ihmal gibi nedenlerle de olabilir. Erotik hazzı yaşamak bu nedenle imkansız olabilir. Suçluluk cinsel işlev bozukluğunun partner üzerinde algılanan etkileri nedeniyle de hissedilebilir.

    36.Kısıtlı ön sevişme:
    Sertleşmeyi sürdürememe veya erken boşalma endişesi olan erkeklerde hızlı cinsel ilişki sık görülür. Ancak hızlı ve telaşla yapılan ilişkinin gerisinde yatan korku devam eder ve bu zorunlu bir hale gelebilir.

    37.Tecrübesizlik:
    Erken boşalma vakalarında en önemli neden boşalma kontrolünün öğrenilmemiş olmasıdır. Erkekler cinsel yaşamlarının başında boşalmayı kontrol etmeyi bilmezler. Üstelik aşırı heyecan, telaş gibi faktörler yanında acelecilik, yakalanma endişesi, uygunsuz ortamlar (asansör , park , bahçe yahut genelev gibi) boşalma kontrolünün öğrenilmesini zorlaştırır. Kişinin cinsel deneyimi arttıkça ve rahatladıkça boşalmayı kontrol etmeyi öğrenebilir ancak cinsel tecrübesi artan her erkek boşalmayı kontrol etmeyi öğrenemez ve bu kişiler ileride erken boşalma sorunu yaşarlar.

    38.Eşini memnun edememe endişesi:
    Çocukluklarında anneleri, erişkinliklerinde eşlerini tatmin edemedikleri endişeleri olan bazı kişilerde sürekli kadının memnuniyetini takip etme, tepkilerini izleme tutumu gözlenir. Cinsel ilişki sırasında da eşlerinin tatmini ile aşırı meşguliyet dolayısıyla uyguladıkları boşalma yasağı haz almayı ve orgazmı engelleyebilir.

  • Görünmez Tutku

    Görünmez Tutku

    On yıllık bir evlilik. İki çocuk, çok yoğun çalışan bir eş ve evde boş oturmaktan başka hiçbir şey yapmadığını düşünen bir anne…

    Yoğun çalışma saatleri içerisinde hiçbir şeye vakit bulamayan elinden geldiğince eşini ve çocuklarının yanında olmaya çalışan bir baba…

    Eşinin can sıkıntısına son verebilmek adına hayatlarını değiştirecek interneti bağlattığında olacakları tahin edemezdi.

    Annemiz bilgisayar konusunda çok tecrübeli değildi. Bir chat sayfasına girip telefon numarasını kişi bilgilerinin arasında verince işler karıştı. Telefonuna, onunla tanışmak isteyen bir sürü insandan mesaj geliyordu. Önceleri çok tedirgin oldu. Gelen mesajlara cevap vermedi. Mesajların kendiliğinden sona ermesini bekledi ama nafile. Mesajlar artarak devam ediyordu. Çok komik bulduğu bir mesaja 20 yaşındaki bir kız gibi cevap verdi. Kendince oyun oynuyor ve eğleniyordu. Birkaç gün sonra sahte bir profille arkadaşlık sitelerinden birine üye oldu. Genç bir kız fotoğrafıyla erkeklerle tanışıyor. Mesaj atanlarla dalga geçiyordu.

    Bir gün çok yakışıklı ve olgun bir beyden mesaj geldi. İlk defa bir fotoğraftan bu kadar etkilenmişti. Bu beyin diğerlerinden farklı bir çekim gücü vardı sanki. Tanıştılar. Muhabbetleri gitgide ilerliyor adeta bilgisayara yapışık yaşıyorlardı. Eğlence değil artık tutkuydu bu beyle muhabbet. Hatta onunla daha rahat sohbet edebilmek için yeni bir telefon numarası aldı kahramanımız. Sürekli sanal aşkını düşünüyor, yeni bir heyecan yaşıyordu ama fotoğraftaki kızla kendi görüntüsü arasında dağlar kadar fark vardı. Her şey bir yana evli ve iki çocuk annesiydi o.

    Gerçek kimliğini açıklayıp açıklamama arasında gidip gelirken internet aşkı, evli olduğunu ama bu ilişkinin bitmesini istemediğini söyledi. Hanımefendi şaşkın ama mutluydu.

    -Ben de evliyim ve o fotoğraf da bana ait değil deyiverdi bir çırpıda. 

    -Aşık olduğum kadını görmek isterim ? 

    -……….

    Artık gizli hiçbir şey kalmadı nasıl olsa diye düşünerek günlerdir aklındaki adama gitti hanımefendi. Düzenli aralıklarla buluşup beraber olmaya başladılar. Her buluşmada ona daha çok bağlanıyor, eşine ve çocuklarına karşı suçluluk duygusu bir o kadar artıyordu. Babamız hala yoğundu. Eşine olan sonsuz güveni bu olanlarını sezmesine engel olmuştu.

    ta ki eşi evde yokken bilgisayarın başına oturana kadar. Her şey ortaya çıktı. O sonsuz güven bir anda kayboldu. Eşi aylardır bir adamla birlikteydi. Düzenli aralıklarla buluşup ilişkiye giriyorlardı. Yıkıldı. 

    Hanımefendi için sadece bir tutkuydu yaşadıkları. Bir hataydı. Günlerce af diledi… 

    Yapılması gereken neydi? Affetmek mi gitmek mi?

    Ülkemizde internet kullanımının yaygınlaşmasıyla bu ve buna benzer vakalarla çok sık karşılaşır olduk. 

    Sanal adatma olarak isimlendirilen bu durum hikayemizde de anlatıldığı üzere oyun gibi başlar. Vakit geçirip eğlenirsin ama asla aşık olmasın . Görmesin çünkü . Ne kendini tam olarak anlatır ne de karşındakini can kulağıyla dinlersin. dinlemenin hayati bir önemi yoktur zaten. Kendini olmasını istediğin gibi anlatmak bir huzur verir ve bu huzuru hiç kaybetmek istemezsin. İşte budur chatteki tutku. Beğenilme ve sevilme duygularının yeterince tatmin edilmemesi sonucu görmediğin birine bağlanır sevdiğini sanırsın. Eşini çocuklarını hiçe sayarak o insanın uğruna her türlü tehlikeyi göze alacak kadar çok. 

    Size yukarıda anlattığım hanım kendini şu sözlerle savunuyor;

    ‘Benimle daha çok vakit geçirmeyi deneyip internet alarak sorunun üstünü kapatmaya çalışmasaydı bu durumda olmazdık’ .

    Bu bir savunma ama yanlış bir tespit olduğunu söylemekte çok güç. 

    Bu çift evliliklerini kurtarabilmek adına çaba göstermeyi tercih etti. Bir aile terapistinden yardım alıyorlar ve terapi sonlanmak üzere. Yanlış olanı doğruya çevirmek için gösterilen çabadır değerli olan.

  • Eş Seçme Kuramları

    Eş Seçme Kuramları

    Psikanalitik kuramın kurucusu Freud, eş seçmeyi çocukların ana-babadan karşı cins ebeveyne karşı hissettikleri yakınlık ve hayranlığa bağlamakta, bilinçdışı karmaşık süreçler yoluyla kızların baba ve erkeklerin anne özelliklerini taşıyan eşleri seçtiklerini belirtmektedir. (Myers 1988). Eşlerde bulunan özelliklerin birbirlerine göre “benzer” özellikler ya da “farklı” özellikler olması gerektiği konusunda birbirinin karşıtı iki görüş bulunmaktadır. Bilen (1994) bu iki görüşü, “ortak Özellikler” (homogami) ve “zıt özellikler” (heterogami) görüşleri olarak nitelendirmektedir.

    Eş Seçmede Ortak Özellikler Kuramı

    Eş seçmede “Ortak özellikler” görüşüne göre, evlenecek kişilerin benzer yönlerinin çok olmasının, evlilikte başarı şansını arttıracağına inanılmaktadır. Buna göre, eş seçerken tarafların özellikleri kendisine benzeyen kişileri seçmesi gerekmektedir. Bu tür evlilikte, ekonomik durum, dini inanç, ırk, eğitim, yaş, sosyal değerler açısından eşlerin önemli ölçüde birbirlerine yakın ve benzer olmaları istenmektedir.

    Nitelikler yönünden homojen bir yapı gösteren böyle bir ailede, anlaşılmazlık ve çatışma konularının az olacağı, mutlu olma olasılıklarının yüksek olacağı belirtilmektedir. Ayrıca bu tür evliliklerde çıkabilecek sorunlar etkileşimin kolay olması nedeniyle, gerçekçi ve objektif yaklaşımlarla çözülebilecektir. Çünkü eşlerin birbirlerini anlamaları daha kolay olmaktadır.

    Eş Seçmede Zıt Özellikler Kuramı

    Eş seçiminde “Zıt özellikler kuramına” göre (Winch, 1958), eş seçiminde bireylerin kendilerinde olmayan niteliklere sahip olan kişileri seçmelerinin evlilik başarısını artıracağına inanılmaktadır. Zıtların birbirinden hoşlanacağı, yönlendirici bir erkeğe, itaatkâr bir kadının cazip gelebileceği ifade edilmektedir.

    Eş seçiminde tarafların birbirine zıt özelliklere sahip olmalarının yararlı ve geçerli olacağı, nitelikleri zıt olan çiftlerin bir araya gelmesi durumunda konuşulan konu ve yaşantılar da çeşitlilik ve zenginlik kazanacağı belirtilmektedir.

    Zıt nitelikte olanların birbirini çekmesi, eş seçiminde tarafların bireysel niteliklerinin ötesinde başka şeylerin de bulunduğunu ve eş seçimi ve evliliğin karmaşık bir süreç olduğunu düşündürmektedir.

    Birbirini Tamamlayan Gereksinimler Görüşü

    Birbirlerini tamamlayan gereksinimler kuramı, eş seçiminde, bireysel “gereksinimlerin doyumu”nun önemli olduğunu, benzeyen ve birbirlerini tamamlayan özellikleri olan eşleri başarıya götüreceğini belirtmektedir (Centers,1975). Bireylerin temel gereksinimlerinin birbirinden farklı ve bazı gereksinimlerinde diğerlerinden daha Önemli olduğunu belirtmekte, cinsiyete göre de bazı gereksinimlerin erkekler, diğer bazılarının ise kadınlar için daha önemli olduğuna işaret etmekte, kişilerin birbirlerine “benzeyen” ve birbirlerini “tamamlayan” gereksinimler nedeniyle karşılıklı olarak birbirlerinden hoşlandıklarını vurgulamaktadır.

    Uyaran-Değer-Rol Kuramı

    Kuramın adındaki, “Uyaran”, “Değer”, “Rol” sözcükleri, çiftlerin birbirlerini tanımaya yönelik “Kur yapma ve arkadaşlık” döneminin üç aşamasını vurgulamaktadır. “Uyaran-değer-rol kuramını” geliştiren Murstein (1982) göre, eşler, kendilerine en iyi davranmaya çalışan, bireyleri seçerler. Eşler, birbirlerinin “yarar” ve “sadakatini”, aralarındaki ilişkilerin farklı noktalarında test ederler ve denerler. Bu, eşi sınama ve gözden geçirme süreci, tarafların birbirlerine “kur yapma” döneminin yukarıda belirtilen üç aşaması içinde gerçekleştirilir.

    “Uyaran” dönemi kadın ve erkeğin ilk tanıştığı ve birbirini gördüğü ve ilk izlenimlerin alındığı dönemdir.” Başlangıç değerlendirmeleri tarafların dış görünümü, sosyal ve zihinsel özelliklerine göre yapılır. Eğer ilk izlenim iyi ise ikinci dönem, “değerlerin karşılaştırılması” dönemine geçilir. Bu dönem kişilerin ilgi, tutum, inanç ve gereksinimlerinin birbirine uygunluğunun belirlendiği ve “sözel” olarak ifade edildiği bir dönemdir. Son dönem veya “rol dönemi” esnasında eşler, evlilikte ve birliktelikte “birbirini tamamlayıcı” veya “birbirine uyan rollerinin” olup olmadığım test edip denerler ve bir sonuca ulaşırlar.

    Kuramlara İlişkin Değerlendirme

    Eş seçmeye ilişkin farklı kuram ve görüşleri birlikte değerlendirip eleştirenler daha çok “ortak özellikler” görüşünü desteklemekte, eş seçiminde aralarındaki benzerlikleri çok olan kişilerin kuracağı evliliklerin başarılı olma şansının daha yüksek olabileceğini belirtmektedirler. Bu görüşte olanlar, belirli yaşa kadar çevreleri, ihtiyaçları, duygu ve düşünceleri farklı iki kişi, kadın ve erkek, bir araya geldiğinde, “benzer” yönlerin çok olmasının birlikte yaşamayı kolaylaştıracağını, ortak Özellikler çoğaldıkça evlilikte uyum şansının da artacağını ifade etmektedirler.

    Ülkemizdeki Eş Seçimi Yaklaşımları

    Ülkemizde “eş seçimi” konusunda iki temel yaklaşım izlenmektedir. Bunlardan, birinci yaklaşımda, gençler kendi aralarında anlaşıp müstakbel eşlerini belirledikten sonra ailelerinin onayına sunmakta, ikinci yaklaşım da ise, aileler çocukları adına, eşleri seçmektedirler.

    Geleneksel Eş Seçme Yaklaşımı

    Özellikle kırsal kesimde oğullarını evlendirmek isteyen aileler; yakın akraba ve komşulardan başlayarak, tanıdıkların da yardımıyla kız aramaya çıkmaktadırlar. “Görücü” usulü diyede bilinen bu yöntemde, görücü grubu, kızları bulunan uygun evleri ziyaret ederek bir “gözlem” grubu gibi çalışarak, kızlarla ilgili bilgi toplarlar. Görücülükte kızın hamaratlığına, temizliğine, saygısına, sadakat ve saflığına, ailenin geçmişine ve sosyo-ekonomik özelliklerine dikkat edilerek, gelin adayı ya da adayları belirlenmektedir.
    Daha sonra bu aday veya adaylar yakın takibe alınarak izlenmekte, bazen baskın niteliğinde habersiz ziyaretler de yapılarak hamaratlığı, temizliği yerinde görülmektedir. Bu gözlem ve ziyaretlerle kız; hem “kadınlık statüsü” bakımından hem de kız ziyaretlerin davranışlarını anlamını ve nedenini bildiği için “evlenmeye rızası olup olmadığı” açısından test edilmekte, bir tür nabız yoklaması yapılmaktadır. Böylece gelin adayları işbirlikleri, becerileri, namuslu, terbiyeli ve saygılı oluşları, evlerine ve törelerine bağlılıkları, evlenmeye olan istekleri gibi özellikleri bakımından belirlenerek bir çeşit sıraya konmaktadır.

    Kız İsteme

    Aile, oğulları için eş seçimini yapıp karara vardıktan sonra, erkek evi evlenme isteğini açıkça kız evine iletmek üzere, “dünürcü” adı verilen kadın ve erkeklerden oluşan bir grup önceden kararlaştırılan bir gün ve saatta, kız evine gider, “Allah’ın emri, Peygamber’in kavli” üzere oğullarına kızı isterler. “Kız evi naz evi” olduğu için, çoğunluk, ilk ziyarette kız evinin büyükleri “evet” cevabı vermezler ve ziyaretler birkaç kez yapılır. “Düşünme” sürecinin sonunda taraflar anlaşmaya varırlarsa, “Hayırlı olsun, Allah mesut etsin”, dilekleri ile dua edilir, kahve, şeker, lokum vb. ikramlar yapılır. Böylece, “kız bitirilmiş” olur. Görücü usûlü ile kız istemelerde, kız ve oğlan ortada görünmez. Kentlerde ise damat ve gelin adayları da bu toplantılarda yer alabilmektedirler.

    Söz Kesimi

    Söz kesimi; geleneklere göre evliliğin ilk adımı, iki aile arasında evililik, ilişkisini başlatan “sözlü bir anlaşma” ve bu ilişkinin topluma ilan edilmesi geleneğidir. “Söz kesimi” dünürcülük ya da kız bitirmeden sonra kız ve erkek ailesinden akraba grubunun davet edildiği bir toplantıda, “karar” herkese ilan edilerek gerçekleştirilir. Bu merasimde gençlere yüzükleri takılır, çeşitli hediyeler verilir hem de çocuklara alınacak eşyalar, çeyiz, düğün tarihi, vb. konular karşılıklı konuşulur ve karara bağlanır. Söz kesimi, Türk Medeni Yasasındaki “Nişanlılık” yerine geçen bir işlem gibi düşünülebilir. Ama istenirse daha kalabalık bir grup ile nişan da yapılmaktadır.

    Nikah

    Söz kesiminde ya da sözel ve yasal bir evlenme sözü olan Nişandan sonra, eş seçme ve evlenme süreci, yasal bir evlilik sözleşmesi olan “Nikah” yapılarak gerçekleştirilir.

    “Tanışıp Anlaşarak Evlenme” Yaklaşımı

    Toplumdaki hızlı değişim ile birlikte geleneksel evlenme yöntemi olan görücü usulü, yerini “tanışarak evlenmeye” bırakmaktadır. Tanışarak evlenme, görücü usulünün birçok sakıncasını giderse de, yeni başka sakıncaları beraberinde getirmiştir. Aslında, eş seçme problemi evrensel bir sorun olup, her toplumda söz konusudur. Karşıt cinsten farklı, hayal ve beklentiler içinde olan iki kişinin evlilik öncesinde tanışıp birbirlerini yeterince tanımaları kolay olmamaktadır. Diğer bir husus, çiftlerin ilişkileri ve seçim sürecinde romantik çekicilik faktörün eğir basması olasılığıdır. Taraflar birbirlerini akıl ve mantık ölü-çeleriyle değil, daha ziyade duygusal tutumlar altında incelemekte, kafalarının gerisindeki evlenme isteği birbirlerine ancak en iyi taraflarım göstermeye, karşı tarafın hoşuna gitmeyeceği sanılan zaaf ve eksikliklerini gizlemeye gayret etmektedirler.

    Böyle bir seçimde, evlilikten sonra arkadaşlık döneminin romantik duyguları yatışıp da birbirlerini akıllarının gözleriyle görmeye ve özentisiz, oldukları gibi gözükmeye başladıkları zaman, anlaşmazlıkların da ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Gerçekleşmesi güç hayaller evliliğin doğal olması gereken gerçek ve gerekleri karşısında eşlerin hayalleri karar, kararmakta bekleyişleri gerçekleşmemiş, mutsuz insanlara dönüşmekte, anlaşmazlıklar, birbirlerini tenkit, suçu diğerinin üstüne yükleme girişimleri başlamaktadır. Tanışıp anlaşarak eş seçme ve evlenme durumda olan çiftler, birbirlerini görmeli, konuşmalı, tavır ve konuşmalardan birbirleri hakkında fikir edinmeli akılcı ve gerçekçi bir tutum izleyerek kararlarını vermelidirler.