~~İnsanlarda el tercihi iki yaşından sonra gelişmektedir. İki yaşından küçük tüm bebeklerde her iki el ve kol aktif olarak kullanılmaktadır. Bebeklik döneminde gelişim ile parelel olarak yüksek beyin fonksiyonlarının gelişimi ile ya sağlak ya da solak olunmaktadır. Erken yaşlarda el tercihinin olması kesinlikle normal bir durum değildir. Böyle bir durumun erken aylarda gelişmiş olması bir beyin hastalığına işaret eder. Biz klinikte erken el tercihi gelişimini serebral palsili çocuklarda (beyin felci gelişmiş bebeklerde) sıklıkla görmekteyiz. Bilindiği üzere beynimiz bir cevizin iki parçası gibi iki ana parçadan gelişmiş olup arasında korpus kallosum dediğimiz bir yapı ile birbirlerine yapıştırılmıştır. Beynin sağ tarafı vücudumuzun sol tarafını, sol tarafı da sağ tarafının fonksiyonlarını düzenlemektedir. Bu nedenle, beynin bir tarafında gelişebilecek bir hadisede vücudun karşı tarafında fonksiyon bozukluğu olacaktır. Ülkemizde serebral palsi yani beyin felci hastalığı 1000 canlı doğumda 3 bebekte görülmektedir. Bu bebeklerin de çoğunda erken aylarda el tercihi gelişmektedir. El tercihi gelişiminde serebral palsi dışında başka hastalıklarda olabilmektedir. Özellikle bebeklik döneminde zor doğuma bağlı doğum travmaları, boyun ve kol sinirinin incinmesine bağlı felçler, beyin kanaması, beyin tümörü, kas ve bağ hastalıkları ve ortopedik sorunlar neden olabilmektedir.
Bir bebekte iki yaştan önce el tercihi gelişmiş ise mutlaka bir Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Böylelikle, altta yatabilecek ciddi problemlerin erken saptanması ile tedavi mümkün olacaktır.
Etiket: Erken
-

Erken Boşalmada Çare Sizsiniz
Toplum olarak genelde çok hızlı bireyleriz. Trafikte hızlı araba kullanırız ve hoşumuza gider, yemek yerken bazılarımız adeta koşturur gibi çabuk çabuk yer. Sanki kafamızın içinde bir ses geri planda sürekli “çabuk ol, haydi, acele et” diyor. Çocuklarımızdan okula başladıkları ilk günden itibaren bir an önce okuma yazmaya başlamasını hem öğretmenlerimiz hem velilerimiz bekliyor ve bu aceleciliği fark etmeden onların bilinç altına yerleşiyoruz. Sonra da yapılan araştırmalarda her 10 Türk erkeğinin 7’sinin erken boşalma problemi olduğu ortaya çıkınca şaşırıyoruz. Karşılaştığım vakalardan sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim; hayatı ne kadar hızlı yaşarsak o kadar yüksek oranda erken boşalma adayı oluyoruz.
Tabii erken boşalmayı sadece bir ya da bir kaç nedene bağlamak doğru bir yaklaşım olmaz. Erken boşalma çok boyutlu nedenleri olabilen, biyo-psiko-sosyal kaynaklı bir rahatsızlıktır. Bu nedenlerden bazıları şunlardır:
—Gençlik çağlarında uygunsuz ortamlarda yakalanma korkusuyla, ayıp, yasak ve günah düşünceleriyle yapılan mastürbasyonlar,
—“Mastürbasyon körlük yapar”, “kişi sağır olur” gibi cinsel mitler yani hurafeler,
—Cinsel ilişki konusunda tecrübesizlik,
—Cinsel fizyoloji hakkında yanlış anlamalar ve gerçek olmayan beklentiler,
—Zayıf cinsel beceriler ve tecrübesizlik,
—Anksiyete ve depresyon,
—Stres, sıkıntı ve gerginlik,
—Yorgunluk, sıkkınlık, kızgınlık ve tedirginlik,
—Cinsellikle ilgili gerçekçi olmayan beklentiler,
—Cinsel uyarım eksikliği,
—Gerekli koşulların sağlanamaması,
—Sertleşmiş penise verilen orantısız önem,
—Cinsel açıdan baskı altında yetişme,
—Aşırı cinsel isteğin verdiği gerginlik,
—Günah işleme veya suçluluk duygusu,
—Hastalık kapma korkusu,
—Partnerin anlaşılamayan korkusu veya reddetmesi,
—Gebe bırakma korkusu,
—Hadım edilme korkusu,
—Partnerin hayal kırıklığı korkusu,
—Vajinanın aşılamama korkusu,
—Kadına karşı isteksizlik,
—Partnerle çatışma,
—Başkaları tarafından mahrem yerlerinin keşfedilme korkusu,
—Partnere aşırı ilgi, bağlılık ve sevgi,
—Para karşılığı kurulan ilişkiler veya genelev alışkanlığı,
—Cinsel uyumsuzluk,
—Bilinçaltında yatan cinsel ilişki ile ilgili olumsuz düşünceler,
—Prostatit, üretrit vb. hastalıklar,
—Penis başının aşırı hassasiyeti (penil hipersensitivite),
—T12-L1 düzeyindeki nörolojik yaralanmalar,
—Narkotik veya antipsikotik tedavinin aniden kesilmesi vb.Erken boşalmanın tanısında boşalmanın gerçekten erken mi meydana geldiğine yoksa bayan partnerin yavaş reaksiyonuna bağlı olarak erkenmiş gibi mi algılandığına dikkat edilmelidir. Erken boşalma tanısı, yalnızca boşalma süreci erkek tarafından yeterli derecede kontrol edilemez bulunduğunda veya erkeğin boşalma sürecini yeterince kontrol edemediği için partnerde orgazm yaşanmadığında konulmalıdır. Cinsel terapist erken boşalma tanısını koymadan önce yaş, cinsel birleşme sıklığı, partner özellikleri, ön sevişme süresi ve ortamın uyarıcılığı gibi etkenleri göz önüne almalıdır. Çünkü ilk kez cinsel ilişkiye giren genç erkeklerde erken boşalma sık görülür. Çoğu genç erkek daha sonraları boşalma süresi üzerinde bir kontrol geliştirebilir. Normal koşullarda kadınların %75’i vajinal orgazm olmazlar. Çiftler genellikle vajinal orgazma odaklandıkları ve olmayacak zor bir işin peşinden koştukları için endişe, korku ve kaygıları artar. Erkek kendini giderek daha başarısız ve yetersiz hisseder. Başarısızlık duygusu daha da erken boşalma sonucunu doğurur. (Vajinal orgazm takıntısı) Erkek 1 dakika değil 10 dakika da gidip gelse klitorisi uyarmazsa genellikle eşini tatmin etmede zorlanacaktır. (Klitorisin dayanılmaz ağırlığı) Erken boşalan erkeklerin eşleri de genellikle orgazm taklidi yaparlar. (Cinsel birleşmenin dayanılmaz ağırlığı) Erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin partnerlerinde ikincil bir sorun olarak cinsel ilgi ve istek azalması ya da orgazm bozukluklarının ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Bunun nedeni erken boşalırım düşüncesi ile erkeklerin ön sevişmeden kaçınması ve vajinal orgazmı takıntı haline getirmeleridir.
Erken boşalma birçok şekilde tanımlanmaya çalışılmıştır. Genelde en sık duyduğumuz tanımı partneri tatmin edemeden boşalmaktır. Ancak bu şekilde ifade ettiğimizde partnerin özelliklerini yok saymış oluyoruz. Eğer kadın kısa sürede orgazma ulaşıyorsa erkek erken boşalmıyor sayılabilir ya da farklı partnerleri olan bir erkek bir partnerini çok rahat tatmin edebiliyorken diğerini edemiyor olabilir, o zaman bu erkek erken boşalma sorunu yaşıyor mudur yoksa yaşamıyor mudur? Bu nedenle partneri tatmin edemeden boşalmak ifadesi erken boşalmayı tanımlamakta yetersiz kalır. Yine erken boşalma dakika ile ya da penisin vajina içersinde kaç defa hareket ettiği ile de tanımlanmaya çalışılır. Bize göre bunların yerine, erkeğin boşalma refleksi üzerinde istemli kontrolü olup olmadığı ve ne zaman boşalacağına kendisinin karar verip veremediğine bakılmalıdır. Bu nedenle de aslında erken boşalma ifadesi yerine ‘’denetimsiz boşalma ya da istemsiz boşalma’’ denmelidir. Bu tıpkı sevdiğin bir yemeği yedikten sonra ‘’ben artık doydum, daha fazla yemeyeceğim’’ demek gibidir. Erken boşalan erkeğin yemeği yarım kalır, daha yemeği yiyorken bir el gelir ve tabağını önünden alır. Ancak boşalma kontrolüne sahip bir erkek ise dilediği kadar yer ve zamanı geldiğinde ‘’artık doydum, daha fazla yemeyeceğim’’ diyebilir. Bunun kararını kendisi verir. Verdiği kararda da pişmanlık duymaz. Erken boşalmada ise boşalma sonrası suçluluk, utanç, mutsuzluk, huzursuzluk, vb. duygular gelir. Kişi hazzı yarım kaldığı için tekrar ilişkiye girmek ister, ancak bu defa da sertleşme sorunu yaşayabilir ya da eşi bu durumdan hoşnut olmayabilir. Eşin de bu durumda aklı karışabilir, kendini suçlayabilir, erkeğe karşı öfke hissedebilir.
Erken boşalan erkekler genellikle kendilerini şu şekilde ifade ederler:
‘’ Vajinaya giremeden veya birkaç kez gidip geldikten sonra hemen boşalıyorum…’’
‘’ O an geldiğinde kendimi kontrol edemiyorum.’’
‘’Kendimi yetersiz ve değersiz hissediyorum.’’
‘’Cinsel ilişki sonrası eşimden utanmaktan ve özür dilemekten bıktım.’’
‘’Her seferinde korktuğum başıma geliyor.’’
‘’ Vajinaya hemen girsem, dışarıya boşalmasam.’’
‘’Her şey çok hızlı gelişiyor, kendimi kontrol edemiyorum.’’
‘’ Artık bu durumdan çok yoruldum.’’
‘’Erken boşama sorunum yüzünden karşı cinse yanaşmaya çekiniyorum.’’
‘’İleride evlenince ya eşimi tatmin edemezsem.’’Erken boşalan erkeklerin kafaları birçok konuda karışıktır, zaten erken boşalmalarına da kafalarındaki cinsellikle ilgili yanlış ve abartılı düşünceler, kıyaslamalar ve kişilik özellikleri neden olur. İlk cinsel deneyimde, farklı partnerlerle, arada sırada ortaya çıkan erken boşalma sorunu erkeklerin kafasını fazlaca karıştırmaktadır. Yine bize en çok gelen sorulardan biri de masturbasyonla erken boşalmanın olup olmayacağıdır. Yani henüz aktif bir cinsel yaşantısı olmayan ya da deneyimi olmayan, ancak masturbasyonla kısa sürede boşalan erkekler de bizlere erken boşalma sorunları olup olmadığını sormaktadırlar. Önce şunu açıklığa kavuşturmak gereklidir, erken boşalma cinsel ilişkide ortaya çıkan bir durumdur, masturbasyonla erken boşalma olmaz. Bir kişiye erken boşalma tanısını koyabilmemiz için bu sorunun en az 4-6 ay boyunca, her ilişkide, sürekli olarak, yineleyici ve tekrarlayıcı bir biçimde ortaya çıkıyor olması gereklidir. Yine erken boşalma tanısı koyabilmemiz için erkeğin düzenli bir partneri ya da eşi olmalıdır, çünkü farklı partnerler farklı heyecanlar yaşatır ve sürekli partner değiştiren bir erkeğin erken boşalma sorunu yaşaması da daha büyük bir olasılıktır.
Fakat bilinmesi gereken en önemli konulardan birisi nedeni ne olursa olsun erken boşalma hasta/danışan ve terapist/danışmanın karşılıklı iş birliği ile tedavisi olan, üstesinden gelinebilecek bir durumdur. Bunun için terapist/danışmanın yapmış olduğu tedavi planına uyumun önemi kadar özellikle partnerlerin ikisinin de tedaviye katılımı tedavinin süresini azalatırken başarı oranını da çok daha arttırıcı bir faktördür. Burada çiftlerin birbirine duygusal yakınlık ve desteği de tedaviyi pozitif yönde etkileyen bir başka faktördür. Yani aslında yazımızın başlığında dediğimiz gibiERKEN BOŞALMADA ÇARE SİZSİNİZ!
-

Erken müdahalede fizyoterapi uygulamaları

Erken müdahele sürecinde riskli olarak tanımlanan bebeklerin, kaba ve ince motor hareketleri, psikososyal gelişimleri değerlendirilir. Bu değerlendirmeler; gelişimdeki gerilikleri tanımlamak, çocuğa özgü terapi uygulamalarını belirlemek ve ilerlemelerini gözlemlemek için önemlidir. Erken müdahale programına karar verirken klinik tecrübelerden faydalanılır. Erken müdahale kapsamında, Bobath Nörogelişimsel Tedavi(NGT/Bobath) yöntemi geniş yer tutmaktadır.
NGT/Bobath; kişisel olarak çocuğun ihtiyaçlarına göre belirlenen her bebeğin özel problemlerine yönelik bir yaklaşımdır. Değerlendirmede gözlem ve anamnez bilgileri önem taşımaktadır.
Gözlem; bebeğin ilk geldiği anda,ebeveynin kucağında başlar.
-Anne ile bebeğin ilişkisi -Bebeğin taşınma ve tutuluş şekilleri
-Aile günlük yaşam aktivitelerini nasıl gerçekleştiriyor (giyinip soyunma,beslenme gibi) -Bebeğin spontan hareketleri kronolojik ayı ile uyumlu mu?
-Postürü nasıl? Asimetri var mı?
-Kas tonusu nasıl? Gevşek mi kasılı mı?
-Görsel ve işitsel problemleri var mı?
-Destek noktalarını kullanıyor mu?
-Kollar ve bacaklar arasında fark var mı? Gibi birçok alanlara bakılır.
Bu değerlendirmenin sonucunda bebeğe uygun tedavi programı belirlenir ve aileye kullanması gereken terapi yaklaşımı ve destekleyici aparatlar önerilir.
Erken Müdahale Kapsamında Neler Yapılır: -Pozisyonlamalar -Özel tutuş şekilleri -Duyusal girdiği artırmaya yönelik dokunmalar -Myofasiyal gevşetmeler -Günlük yaşam adaptasyonları -Fonksiyonal aktiviteler -Fasilitasyonlar -Stimülasyon -İletişim – Aile eğitimi
POZİSYONLAMA -Sırt üstü,yüz üstü ve yan yatışta yapılır. -Kas tonusunu düzenleyerek stabilizazyonu artırır. -Orta hat oryantasyonunu sağlar. -Postür organizasyonunu geliştirir. -Duyu girdisini artırır. -Solunum ve beslenme problemlerini en aza indirger.
ÖZEL TUTUŞ ŞEKİLLERİ : Bebeğin vücudunun yerçekimine göre adaptasyonunu sağlayarak hareketi kolaylaştırıcı, açığa çıkarıcı tutuş şekilleridir.Bir hareketten diğerine geçerken hareketin akıclığını sağlamaktadır.
DOKUNMA : Duyu girdisini artırmak için derin dokunmalar masaj ve sıvazlamalar önemlidir. Bebekler dokunmaya karşı aşırı hassas olabilirler.Özellikle ağız bölgesi,avuç içi ve ayak tabanında hassaslık görülebilir.Çabuk irite olan bebeklerde hafif ritmik sallama,yüz ve vücuda dokunma önerilebilinir.
GÜNLÜK YAŞAM ADAPTASYONU : Terapi esnasında verilen hareketler çocuğun günlük yaşamında kullandıklarını desteklemelidir. Giyinip soyunması altının değiştirilmesi,beslenmesi,uyuması gibi aktiviteleri içermektedir.
FONKSİYONEL AKTİVİTELER: Çocuk=Oyun demektir. Bebekler doğdukları andan itibaren görerek, duyarak dokunarak öğrenirler. Bebekle her oyun oynandığında beyindeki hücreler arasında bağlantılar oluşur, güçlenir ve bebeğin gelişimine büyük katkı sağlar. Bu bağlantıların ileriki yaşlarda oluşması daha zordur. Ayına uygun oyun ve oyuncaklar aileye önerilir.
FASİLİTASYON : Hareketin kolaylaştırılmasıdır. Kas ve eklemlerin fonksiyonel hareket içerisinde hareketi kolaylaştırmak hedeflenir.Çocuğun vücudunu algılaması sağlanır.
STİMÜLASYON : Taktil,vestibüler,vibrasyon,proproseptif uyarı,ses aracılığı ile bebeğin ihtiyacına göre uyarıların verilmesi sağlanır.
İLETİŞİM : Çocuk ve aile ile olan tüm iletişim yollarını kapsar. Terapi esnasında aileye model olunduğu unutulmamalıdır.Bebekle dialoğa geçerken ses ve mimikleri gerektiği kadar kullanmak gerekir.
AİLE EĞİTİMİ : Erken müdahele sürecinde ailenin katılımı ve işbirliği çok önemlidir. Erken müdahele sürecindeki tüm bebekler için ideal olarak bebeğin bakımını yürüten herkesin programa katılması istenir. İsteyen aileler seans sırasında evde uygulaması gerekenleri video kaydına alabilirler. Sürecin etkin şekilde faydalı olabilmesi için uygulamaların günlük yaşama doğru bir şekilde adapte edilmesi gerekir.Terapilerimiz aile ve çocuk merkezlidir. Terapi sırasında verilen hareketler günlük yaşamda kullanılmalıdır.Hareketler yumuşak ve yavaş yapılmalıdır.Hareketlerin ne amaçla yapıldığını açıklamak ailenin tedavi programına daha bilinçli katılmasını sağlamaktadır. Süreç içinde ailenin tüm sorularına cevap verilir. Düşünülen olası problemler var ise aile bilgilendirilir ve izlemeleri gereken yol anlatılır. Sorunlarla ya da kaygıları ile başa çıkabilmeleri için isteyen aileler en baştan itibaren aile terapistinden destek alabilir. Uygulanan terapi sıklığı, bebeğin gelişimine göre değişiklik göstermektedir. Problemin şiddetine göre aile bilgilendirilir,günlük yaşamda dikkat edilmesi ve evde yapılması gereken hususlar konusunda aile eğitimi verilerek riskli bebek takip programına alınır.
-

Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

Herhangi tıbbi bir hastalığa bağlı olmaksızın görülen motor koordinasyon bozukluğu problemidir. Motor koordinasyon problemi okul başarısına veya günlük yaşam aktivitelerine olumsuz etki eder. Bu problemin nedeni henüz tam anlaşılamamıştır. Toplumda görülme sıklığı %6-10 arasındadır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre 2-3 kat daha fazla görülür. Erken doğanlarda görülme sıklığı çok daha fazladır. Doğum haftası ve doğum kilosu azaldıkça görülme sıklığı daha da artmaktadır. 32 haftadan erken doğanlarda %50 oranında görülmektedir
Erken tanı ve erken müdahale sayesinde problemin etkisi azaltılabilmektedir. Bu problemi uzmanlar ancak gelişim takibiyle erken dönemde fark edebilirler. 0- 3 yaş aralığında hamilelik ve doğum sonrası risk faktörleri ile motor gelişim basamakları, 3-5 yaş aralığında motor koordinasyon testleri problemi tanımlamada yol gösterici olmaktadır.
Anne, Baba Çocuğunda GKB’ yi Nasıl Fark Edebilir?
Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğunun belirtileri çok tipiktir ve kolayca fark edilir. Genel olarak 3-5 yaş aralığında;
Sık düşme, hızlı koşamama, zıplayamama, el becerilerinde zayıflık, kötü el yazısı, ayakkabı bağcığını bağlayamama, atılan topu yakalayamama, belirli bir hedefe topu atmakta zorlanma, tek ayak üstünde duramama şeklinde belirtiler verir. Bu belirtilerin hepsi ya da bir kısmı görülebilir.
GKB Çocukların ve Yetişkinlerin Hayatını Nasıl Etkiler?
Gelişimsel koordinasyon problemi bulunan çocuklar spor aktivitelerinde başarısızdırlar. El becerilerinde ki zayıflığa bağlı kötü el yazısı ve günlük işlerde(ayakkabı bağcığı bağlama, elbise giyip-çıkarma, düğme ilikleme) ebeveyne daha fazla bağlılık görülmektedir. Özellikle spor aktivitelerinde başarısızlık öz güven problemlerine neden olmaktadır. Bu durum dolaylı olarak bütün gelişim alanlarını olumsuz etkilemektedir. Yeteneklerini yeni keşfetmekte olan çocukların motor hareketlerde arkadaşları kadar başarılı olamaması çocuklar ciddi bir hayal kırıklığı oluşturmaktadır.
Eğitim hayatında özellikle matematik ve geometri derslerinde başarı kaybına neden olmaktadır. Gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan çocuklar ileride gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan yetişkinler olacaklardır. Bu sebeple çocukların erken dönemde yetenekleri hakkında farkındalıklarını arttırıp yönlendirmek gerekmektedir.
GKB Tanısı Nasıl Koyulur?
Çocukta bahsedilen bulgular mevcut ise çocuk nörolojisi muayenesi yapılmalıdır. Bu problemlere neden olabilecek tıbbi bir durumun varlığı araştırılmalıdır. Eğer koordinasyon bozukluğuna neden olabilecek bir hastalık yok ise akla gelişimsel koordinasyon bozukluğu gelmelidir. Bu problemin tanısı motor koordinasyon testleri ile koyulur. En sık kullanılan test “Movement Assesment Batery”’ dir. Çocuğun gelişim basamakları dikkatle incelenmeli, hamilelik dönemi risk faktörleri araştırılmalı ve uygulanan testlerin sonucu bu verilerle beraber incelenmelidir. Bazı durumlarda motor koordinasyon testinin yanında görsel algı testleri, duyusal bütünleme testleri de uygulamak gerekir. Ancak bu sayede koordinasyon bozukluğuna neden olan problem ortaya konabilir.
GKB Erken Dönem Bulguları Nelerdir?
Oturma, emekleme, yürüme gibi kaba motor gelişim basamaklarının geriden gelmesi. Gevşek bebek olmak yani kas dokusu sertliğinin olması gerekenden az olması. Kısa emekleme süresi. Tüylü kumaşlara, meyvelere dokunamama gibi duysal hassasiyetlerin bulunması gelişimsel koordinasyon bozukluğunun bebeklik çağındaki alarm işaretleridir.
Bu bulgular özellikle erken doğanda veya erkek çocuğunda mevcut ise risk faktörü daha da yükselmektedir.
GKB’ ye Eşlik Eden Problemler Nelerdir?
Bu gruptaki çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite, duysal hassasiyet problemleri, problem çözme yeteneğinde azalma, öz güven eksikliği , genel ruh hali düşüklüğü (oyunlardan zevk alamama). Yön duygusu, beden algısı problemleri daha sık görülmektedir. Yine bu problemlerle bağlantılı olarak sayısal alanda başarı kaybı görülmektedir.
GKB Nasıl Tedavi Edilir?
Gelişimsel koordinasyon bozukluğunu bir hastalık olarak ele almamak gerekir. Çünkü genelde altta yatan tıbbi bir problem yoktur. Koordinasyon problemi o bireyin yaşantısında sürekli var olacaktır. Çocuğun başarılı olduğu ve yapmaktan hoşlandığı aktiviteleri belirleyerek genel koordinasyonu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak gerekir. Bu aktiviteler alanında uzman bir fizyoterapist tarafından belirlenmelidir. Çünkü aktivite çocuğun yeteneklerini geliştirecek kadar zor ancak, öz güveni düşürmeyecek kadar kolay olmalıdır. GKB’ ye eşlik eden diğer problemler de saptanmalı ve planlanan oyun aktivitelerinin içinde bu problemler de desteklenmelidir.
Spor aktiviteleri çok faydalı olmaktadır. Spor aktiviteleri içinde özellikle yüzme ön plana çıkmaktadır. Diğer spor alanlarını ve başlama zamanını belirlemede; çocuğun ilgi alanı ve mevcut yeteneği göz ününe alınarak çocuk, anne-baba ve fizyoterapist ortak karar vermelidir.
Bu çocuklarda yön duygusu gelişimi geciktiği için trafik eğitimi ve muhtemel kazalar üzerine özellikle yoğunlaşılmalıdır.
Tedavi bir takım işidir. Takibi sağlayan fizyoterapist, çekirdek aile, büyük aile, okul çevresi iş birliği içinde olmalıdır.
-

Erken ergenlik- çağımızın sorunu…..

Ergenlik döneminde çocuklarda hormonal ve fiziksel bazı değişiklikler olmakta, çocuk giderek doğurgan özelliklere sahip bir yetişkin hale gelmektedir. Bu dönemde oluşan en önemli değişiklikler ikincil cinsel özelliklerin belirginleşmesi, vücut yağ dağılımının değişimi, iskelet gelişiminde hızlanma ve boy uzamasında sıçrama şeklindedir.
Genetik ve etnik özellikler, coğrafi koşullar, sosyo-ekonomik durum, beslenme, kişinin sağlık durumu, ergenlik oluşma zamanını önemli ölçüde etkileyen faktörlerdir. Kronik sistemik hastalıklar, ağır beslenme bozukluğu, zorlayıcı ağır fiziksel aktivite ve ruhsal gerilimler ergenlikte gecikmeye neden olabilirler.
Normalde kızlarda pubertal değişiklikler meme tomurcuklanması ile başlar, bunu pubik ve koltuk altı kıllanma izler. Daha sonra ise adet kanaması yani menstrasyon meydana gelir. Nadir olarak ilk bulgu kıllanma olabilir. Toplam 5 evre olarak görülen ergenlik süreci yaklaşık 4 yılda tamamlanır. Erkeklerde ise ergenlik, testis yani yumurtalık boyutunun yaklaşık 2.5 cm den fazla büyümesi ile başlar. Kızlardaki gibi, bunu kıllanma ve koltuk altı kıllanması izler. Ergenlikte ayrıca vücut yağlarında artma da meydana gelir.
Erken ergenlik (puberte prekoz) kızlarda 8 yaşından, erkeklerde ise 9 yaşından önce ergenlik bulgularının ortaya çıkması şeklinde tariflenebilir. Ergenliğe girmek, daha önce kanda çok az miktarda olan kızlarda östrojen ve erkeklerde testesteron hormonlarının artmaya başlaması ile birlikte, vücutta daha önce gözlenmeyen bazı belirtilerin ortaya çıkmasıdır. Kızlarda meme tomurcuklanmasının başlaması yani göğüslerin yaklaşık ceviz büyüklüğüne gelmesi ile ergenlik başlarken erkeklerde ise yumurtalık yani testis boyutlarının yaklaşık 2.5 cm’in üzerine çıkması ile ergenlik başlamış demektir. Kızlarda normalde ergenlik 10-11, erkeklerde ise 11-12 yaşlarında başlar. Erkeklerde ergenliğin 13.5 yaşına kadar başlamaması, kızlarda ise ergenlik belirtilerinin 14 yaşa kadar görülmemesi de normal değildir. Nedenlerinin araştırılması gerekir. Erken ergenliğe neden olabilecek hastalıklar erkeklerde ve kızlarda ayrı ayrı değerlendirilir. Erkeklerde genellikle organik bir neden bulunabilirken kızlarda genellikle organik bir neden bulunamaz. Organik nedenler arasında; Beyin tümörleri, beyinde hamartom denen sinir yumağı, yapısal beyin anomalileri, travma sonrası, hipotiroidi, kafa ışınlanması, bazı sendromlar sayılabilir. Bu nedenler gerçek erken ergenlik sorumluları olup ayrıca yalancı ya da inkomplet erken ergenlik denen ve beyin-hipofiz-gonad ekseninden bağımsız bir durum da söz konusu olabilir. Kızlarda yumurtalık kistleri, östrojen hormonu salgılayan tümörler, böbrek üstü bezinin hormonal hastalıkları ve tümörleri yalancı erken ergenliğe yol açarken erkeklerde ise testis tümörleri, böbrek üstü bezi hastalıkları ve tümörleri gibi durumlar etkendir.
Erken ergenliğin en önemli bulgularından biri çocuğun akranlarına göre daha uzun boylu olmasıdır. Doğal olarak bu ebeveynleri sevindiren bir durum olup çocuklarının uzun boylu olmasından endişe etmezler ve doktora götürme ihtiyacı hissetmezler. Halbuki, o dönemlerde uzun boylu görünen çocuğun kemik hatları (epifizleri) hızlı büyüyüp erken kapanacağı için erişkin nihai boyu kısa kalacaktır. Boy kısalığını önlemek için bu çocuklar hemen çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeli, gerekli tetkikler yapılmalı ve uygun görüldüğü takdirde ergenliğin bir süre ilerlemesini durdurmak için ilaç tedavisi başlanmalıdır. Böylece hem çocuğun ileride kısa boylu kalması önlenecek hem de ufak yaşlarda ergenliği yaşamanın getireceği psikososyal örselenme engellenmiş olacaktır.
Tedavi gereken durumlarda yaklaşık ayda bir kez yapılan bir iğne ile ergenlik hormonları baskılanmakta ve bu tedavi kemik yaşı 12 olana dek sürdürülmektedir. Tedavinin kesilmesinden sonra yaklaşık 1yıl içinde eksen tekrar aktifleşmekte ve hasta normal ergenliğine devam etmektedir. Tedavi sırasında çocuklar günlük aktivitelerini yerine getirmeli ve günlük kalsiyum ihtiyaçlarını düzenli olarak almalıdırlar.
Doç.Dr.Ergun Çetinkaya
Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı
-

Çocukta Zeka
Çocuğum çok zeki diye sevinmeli miyim?
Zeka başka bir adıyla zihin güçü zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlama ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Başka bir deyişle zeka, zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler birleşimidir. Zeka öğrenme, algılama, yargılama, hafıza, düşünme, çözümleme, sosyal iletişim gibi bir çok işlemlerde belirleyici rol almaktadır. Kelime anlamı Arapçada pırıltı, ateşin parlamasıdır.
Zeka gelişimi bebeğin doğumu ile başlar ve hayatın ileriki dönemine kadar gelişir. Yaşamın ilk 4-5 yılı zeka gelişiminde önemli yere sahiptir. Zekanın belirleyicileri, genetik kalıtım (ırsiyet) ve çevresel faktörler olarak sıralanabilir. Çevresel faktörler içerisinde eğitim, arkadaş ortamı, yaşadığı yer vs. sayılabilir.
Zeka, çocuk gelişiminde ve çevresiyle uyum içinde yaşamasında önemli role sahiptir. Akademik başarının sağlanmasıyla beraber sağlıklı insan ilişkilerinin kurulmasında da zekanın payı büyüktür.
Zeka aynı zamanda insanın karşılaşacağı problemleri aşabilmesinde de başrol alır. Sağlıklı bir zekaya sahip insanların psikiyatrik hastalıklara yakalanma riski düşük, yakalanan insanlarda hastalıktan kurtulma oranı ise yüksek bulunmuştur.
Zeka değerlendirmesi klinik gözlem ve zeka testleriyle yapılmaktadır. Çocuklarda yaş ilerledikçe zeka testlerinin yanılma payı azalıyor ve objektifliği artıyor. Zeka testlerinin sonuçları IQ puanı olarak yansır. 90-120 normal sınırlarda zeka olarak kabul ediliyor ve toplum ortalamasını yansıtıyor.
Kabaca 90 altındaki IQ puanı zeka geriliğine, 120 üzerindeki puanlarsa üstün zekaya işaret eder. Genellikle bütün toplumlarda üstün zekalıların oranı aynıdır ve toplumun yaklaşık %3’ünü oluştururlar.
Çocuğun üstün zekalı olduğu nasıl anlaşılır?
Çocuğun üstün zekalı olduğu yaşamın ilk yıllarında belli olmaya başlar ve ilerleyen yaşlarda belirginleşir. Üstün zekalı çocukların ilk özellikleri gelişim basamaklarını erken geçmeleri ve öğrenme ve taklit becerilerinin iyi olmalarıdır. Örneğin bir çocuğun erken dönemde ismine yanıt vermesi, konuşmasının erken olması, yüzleri ayırt edebilmesi gibi özellikler o çocuğun üstün zekalı olabileceğine işarettir. Bu çocuklar etrafını keşfetmeye erken başlarlar ve keşfettikleri şeyleri amacına yönelik kullanabilirler. İleri yaşlarda çocuğun erken öğrenmesi, öğrenmeye ilgili olması, öğrendiklerini unutmamaları, öğrendikleri bilgileri diğer öğrendikleriyle ilişkilendirebilmeleri beklenilir. Yüksek zekaya sahip çocuğun neden sonuç ilişkisini daha kolay kavraması, ayrıntılara dikkat etmesi ve bu özelliği sebebiyle hayatlarında yenilikler keşfetmesi sıklıkla müşahede edilir. Sağlıklı sosyal ilişkiler kurması, yaşıtları içerisinde liderlik yapması, kendisinden yaşça büyük çocuklarla iletişim kurması gibi özellikler de çocuğun üstün zekalı olabileceğini düşündürür. Üstün zekalı çocuklar 3 yaşına kadar kavramları öğrenebilir, akıcı ve kapsamlı konuşabilir, gördüğü şeyleri ayrıntılı olarak anlatabilir ve hatta uzunca olan şiirleri ezberleyebilirler. Okuma yazma öğrenmeleri okul öncesinde olur ve ikinci bir dilde konuşmayı öğrenebilirler. Üstün zekalı çocukların yaşıtlarına göre sık soru sordukları ve sorularına ayrıntılı ve kapsamlı cevap almak istedikleri bilinmektedir. Ayrıca bu çocuklarda duyguları ayırt etme yeteneği, soyut düşünebilme ve empati kabiliyeti erken gelişebilir. Üstün zekalı çocuklar kardeşleri ve arkadaşlarından seçilirler ve bu onların aile ve toplum içindeki farklı muamele görmelerine yol açabilir.
Anne babalar üstün zekalı çocuklarına nasıl davranmalılar, nasıl bir yol izlemeliler?
Üstün zekalı çocuklar aileleri ve çevreleri tarafından fark edildiği zamandan itibaren farklı muamele görebilirler ve bu da onların duygusal olarak yıpratabilir. Ailelerin bu çocuklardan beklentileri de yüksek olmaktadır ve bu beklenti çocuklarda aşırı kaygıya ve endişeye yol açabilir. Şunu unutmamak lazım ki üstün zekalı çocuk üstün özelliklere sahip makine değildir. Onların üstün olabilecekleri özellikleri yanında zayıf olabilecekleri yönleri de olabilir. Ayrıca her çocuk gibi onların da çocukluklarını yaşamaya, eğlenmeye ve sevgiye ihtiyaçları var. Bu çocuklar üzerindeki aşırı baskı ve yüksek beklentiler çocukların sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirmelerini engeller. Özellikle mükemmeliyetçi ve memnuniyetsiz ebeveyn profili bu çocukların sağlıklı gelişimine engel teşkil eder. Bu sebeple çocuğun var olan başarıları alkışlanmalı daha fazla başarı için çocuk zorlanmamalıdır. Bunun yerine motive edici yöntemler kullanılması çocuğun kaygısını azaltır ve başarısını artırabilir. Aşırı iltifat, övgü bu çocukların egolarını aşırı kabarmasına ve bu sebeple kibirli, bencil ve narsistik (kendini beğenmiş) olmalarına yol açabilir. Çok yüksek tempoda ve uzun süren eğitim bu çocukların sosyal gelişimine mani olabilir. Bu sebeple çocukların sosyal faaliyetlerde bulunmasına, arkadaş ilişkisine ve etrafındaki kişilerle iletişim kurmasına imkan tanınmalı, hatta bunlar için teşvik edilmeliler.
Üstün zekalı çocuklar, öğrenim hayatları süresince, yeteneklerinden yararlanabilecekleri ve kendilerini gösterebilecekleri bir eğitim modeliyle karşılaşamazlar ve gerek ailesi gerekse çevresi tarafından desteklenmezlerse yeteneklerini geliştirme imkanı bulamadıkları gibi var olan kabiliyetlerinde körelme riski de bulunmaktadır. Bu riskle karşılaşmamak ve yeteneklerinin atıl duruma düşmemesi için çocukların erken keşfedilmeye ihtiyaçları vardır. Erken tanılama, çocuğun yeteneklerini geliştirebileceği bir eğitim modeliyle eğitim görme şansını arttıracak; böylece de yeteneklerinin atıl duruma düşmesinin önüne geçildiği gibi ileride ortaya koyacağı bilimsel ve sanatsal ürünlerin önü de açılacaktır.
Üstün zekalı çocukların tanılanmasında, ebeveyn-öğretmen ortak çalışmasının sağlanması gerekir; bu ortak çalışma, keşfedilmenin erken ve doğru yapılmasını sağlamanın yanında, bu çocukların zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açılardan gelişmelerinde de önemli katkılar sağlar.
Üstün zekalı çocukların yeteneklerini geliştirebilmelerine yönelik verilecek eğitimin yanı sıra, kendilerine uygun imkanların sağlanmasına da ihtiyaçları vardır. Örneğin okul öncesinde üstün zekalı bir çocuğun yeteneklerini geliştirebilmesine ortam ve imkan sağlamanın yollarından biri de onun anaokuluna gitmesini sağlamaktır. Çocuk, anaokulunda yeteneklerini gösterebileceği, zihinsel ve fiziksel gücünü ortaya koyabileceği çeşitli etkinlikler ve imkanlarla karşılaşır.
Üstün zekalı çocuklar, farklı yaş gruplarındanve farklı sınıflara devam eden, kendileriyle benzer özelliklere ve yeteneklere sahip çocuklarla iletişim kurmaya ihtiyaç duyarlar; bu nedenle onlara, okullarındaki sınıf ve kulüp çalışmalarına katılma imkanları sağlanmalıdır. Ayrıca bu çocuklar, daha fazla bilgiye ulaşabilmek için kaynak çeşitliliğine ihtiyaç duyarlar. Bu çeşitliği sağlayabilmek için bilgisayar, kütüphane ve çeşitli atölyelere ihtiyaç duyulmaktadır.
Üstün zekalı çocuklar, sürekli aynı faaliyetlerde bulunmaktan hoşlanmazlar ve bu konuda tepkilerini sık-sık dile getirirler. Bu nedenle onların yeteneklerini ortaya koyabilecekleri ve geliştirebilecekleri farklı etkinliklerle ilgilenmeye ihtiyaçları vardır. Ailelerin bu farklılıkları sağlamaları konusunda duyarlı davranmaları, ellerindeki bütün imkanları seferber etmeleri gerekir.
Üstün zekalı çocuklar, okuldaki derslerini fazla çaba harcamaksızın takip edebildikleri için, öğrenim hayatları boyunca uzun süreli, düzenli ve planlı ders çalışma alışkanlığı kazanamazlar. Bu nedenle, onların eğitim yaşantılarının başından itibaren düzenli ve planlı çalışma alışkanlığını kazanma konusunda rehberliğe ihtiyaçları vardır.
Bütün bunların yanında unutulmamıdır ki üstün zekalı çocuklarda da çeşitli psikiyatrik problemlerle karşılaşabilir. Tarihte de birçok örneği olduğu gibi nice dahi insanlar öğrenme güçlükleri, konuşma zorlukları, dikkat problemleri vs. gibi birçok psikiyatrik hastalıklara maruz kalmışlar. Bu sebeple üstün zekalı çocukların da iyi bir aile ve öğretmen gözleminde olmaları ve gerektiğinde uzman yardımı almaları gerekmektedir.
-

Siz de erken büyüyenlerden misiniz?
Bazı insanları görüyorum, o kadar erken o kadar çok sorumluluk almışlar ki. geçmişte o kadar çok yapmamaları gereken şeyler yapmışlar ki.
Bazı insanları görüyorum o kadar erken büyümüşler ki. o kadar erken büyümek zorunda kalmışlar ki.
Ünlü Psikanalist Donald Winnicott bakın ergenliğe ve olgunlaşmamışlığa dair neler diyor:
“Söylemeye çalıştığım şey kısaca ergenlerin olgun olmadığıdır. Olgunlaşmamak ergenin sağlığı için önemli bir öğedir. Olgunlaşmanın sadece bir çaresi vardır ve bu da zamandır.
Olgunlaşmamışlık ergenlik sahnesinin önemli bir bölümüdür. Bu en heyecanlandırıcı özellik olan yaratıcı düşünceyi içerir, yeni ve taze duygu, yeni yaşam için fikirleri içerir. Toplumun sorumluluğu olmayan bu insanlar tarafından gelecek dalgalanmalara ihtiyacı vardır. Eğer yetişkinler geri çekilirse ergenler yanlış bir süreç sonucunda ve vaktinden evvel yetişkin olurlar. Topluma verilecek öneri: Ergenlerin iyiliği için yanlış bir olgunluğa adım atmalarına izin vermeyin. Bunu onlara gerekenden fazla sorumluluk yüklemeyerek yapabilirsiniz, onlar bu sorumluluğu sizden isteseler bile.
.Zafer, gelişim sürecinde olgunluğa ulaşmaktır.çok erken zafere ulaşan ergen kendi tuzağına düşer, diktatöre dönüşür.”
Mehmet Zararsızoğlu erken olgunlaşan bu çocukları ebeveynleşen çocuklar olarak tanımlıyor. ebeveynleşerek aileiçinde ebeveynlerine ebeveynlik yapan çocuklar. ebeveynlerine ebeveynlik yaparken kendini unutan çocuklar. büyüdüm sanarken hep çocuk kalan “yetişkin çocuklar” .ve her şeyin en doğrusunu bildiğini düşünen bu yetişkin çocuklar Winnicott’un deyimiyle diktatör gibi davranıp ilk önce anne babalarını sonra da etrafındaki diğer insanları yönetmeye başlıyor.
Bilmem ki siz de erken büyüyenlerden misiniz? Bilmem ki siz de erken olgunlaşanlardan mısınız? Olgunlaştığını düşünüp aslında kendi hayatına bir türlü dönemeyenlerden misiniz? -
Erken boşalma ve tedavisi
Mutlu bir birlikteliğin en önemli gereklerinden birisi mutlu cinselliktir. Mutlu bir cinsellik için ise her iki tarafın da tatmin olması esastır. Bu nedenle cinsel ilişkinin en önemli unsurlarından biri uyumdur ve cinselliğin, partnerle yaşanan bir paylaşım olarak öğrenilmesi ve sürdürülmesi gerekir.
Erken boşalma tedavisi yani daha doğru bir ifade ile “boşalmanın kontrolünün öğrenilmesi teknikleri“, aslında en kolay ve en başarılı şekilde çözülebilen uyum sorunlarından birisidir. Herkesin içinde her problemi çözecek yetenek, bilgi ve güç vardır. İstemek, gerekli maddi ve manevi bedelleri ödemek, doğru yerde, doğru şekilde, doğru zamanda bunları yapmak ve kurallara uymakla her problem çözülebilir. Yaşamak için nefes almaktan sonra en önemli unsur olan yemek yemeyi bir süreliğine kontrol edebilmekte ya da geciktirebilmekteyiz. Yemek hazır olmadığında bekleyebilmekte, bazı özel anlarda çok aç olduğumuz halde yemek yemeyi erteleyebilmekte veya başlamış olunan yemeği yarım bırakabilmekteyiz. Demek ki daha zoru yapılabiliyorsa daha kolayı daha da basitçe yapılabilir. Kişi durması gerektiği yerde duramıyorsa yani erkenboşalıyorsa; ya durdurmayı bilmiyordur ya olumsuz alışkanlıkları ağır basıyordur ya da yaşadığı olaya farklı anlamlar yüklüyordur.
Erken boşalma tedavisinde amaç boşalma kontrolünün sağlanmasıdır. CİNSEL TERAPİ bu sorunun kesin çözüm yolu olacaktır. Gerçek şu ki, cinsel terapi programları ile yüzde yüz tedavi edilebilen erken boşalma için bir cinsel terapiste başvurmanız tedavinin yarısıdır. Diğer yarısını ise tecrübeli bir cinsel terapist halledecektir.Cinsel terapi, hatalı cinsel davranışların ve alışkanlıkların değiştirildiği, boşalma kontrolünün sağlanmasına yönelik bilgilendirmelerin yapıldığı, aşk oyunları adı altında kişiye veya çifte özel eğlenceli egzersizlerin planlandığı bir süreçtir. Cinsel terapide amaç, erkeğin aldığı hazza odaklanarak ve boşalma evrelerini fark ederek kontrolü sağlamayı öğrenmesidir. Aynı zamanda erkek, sevişmenin ve dokunmanın hazzına odaklandığı kadar partnerinin de ihtiyaçlarını kontrol etme yeteneğini geliştirecektir. Bu, zamanla araba sürmeyi ya da yüzmeyi öğrenmek gibi kalıcı hale gelir ve gerçek cinselliği yaşayabilirsiniz. Ayrıca sürekli bir partner ve düzenli bir cinsel yaşamın erken boşalma tedavisindeki önemi de mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
Bazı durumlarda seçici seratonin geri alım inhibitörü (SSRI) grubu ilaçların boşalmayı geciktirici yan etkileri tedavi amacıyla kullanılabilse de, bu etki yalnızca ilacın kullanıldığı süre için geçerlidir. Geciktirici spreyler uyarıcılığı da azalttığından genellikle danışanlar tarafından tercih edilmez. Kalıcı boşalma kontrolü ancak davranış tedavisi ile sağlanabilir.
Unutulmamalıdır ki her erkek uygun yöntemler ile boşalma kontrolünü % 100 öğrenebilir…