Etiket: Erken

  • Gebelik ve Sigara

    Gebelik ve Sigara

    Erişkin insan kendi isteği ile sigara içebilir ve biz sigara içmenin zararlarını ona anlatsak da o kendi iradesiyle içip içmemeye karar verir. Ancak anne karnında ki bebek kendi iradesi dışında kendi istemeden annesi sigara içtiği için sigaranın zararlı etkilerine maruz kalmaktadır. Pek çok yan etkileri olduğu bilinen sigaraya bebeğimizin daha anne karnındayken maruz kalmasını hiçbir annenin istemeyeceğini düşünüyorum. Ama bazı anneler bağımlı olduklarından biz ne kadar çok söylesekde sigara içmeye devam etmektedirler.
    Bu annelerin bebeklerinde ve kendilerinde
    1. Erken doğum eylemi olasılığı artar
    2. Düşük doğum ağırlıklı dediğimiz intrauterin gelişme geriliğine sebep olabilir.
    3. Gebelik zehirlenmesine daha çok rastlanır. (preeklampsi)
    4. Erken membran yırtılması dediğimiz suyunun erken gelmesi olayı daha sık rastlanır.
    5. Erken doğuma bağlı olarak respiratuar distress sendromu dediğimiz solunum sıkıntısına daha sık rastlanır.
    6. Ani rahim içi bebek ölümlerine daha sık rastlanır.
    7. Bu bebeklerin ileri yaşlarında kansere yakalanma olasılıkları daha fazladır.
    Yukarda saydığımız pek çok olumsuz sonuçlarını düşünerek annelerimizin sigara içmemesini hatta sigara içilen ortamda dahi bulunmamalarını bebekleri adına istiyoruz.
    ***
    Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir. Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:

    Kısa vadeli etkiler

    Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar.
    Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.

    Uzun vadeli etkilker

    Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.
    Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.
    Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normaldışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir. Bu anne adaylarında:
    * Düşük riski artar…
    * Erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar…
    * Erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar…
    * İntrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar…
    * Gebelikte kanama riski (özellikle ablatio placenta ve placenta previa adlı iki duruma bağlı) artar…
    * İnutero mort fetal (bebeğin karında ölmesi) riski artar…
    * Bebeğin yenidoğan döneminde ölme riski artar…
    * Solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezaryan ile doğum riski artar…
    * Lohusalıkta süt miktarı azalır…
    * Sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır…
    * Bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır…
    Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler:
    * Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. “Nasıl olsa olan olmuştur” düşüncesi hatalıdır. Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı mümkün olduğunca azaltın.
    * Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın… Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)
    Unutmayın! Bebeğinize karşı sorumlusunuz…

    Doctors profile: https://www.doktortakvimi.com/mine-sidika-kermalli/kadin-hastaliklari-ve-dogum-ureme-endokrinolojisi-ve-infertilite/ankara

  • Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Eyvah! Erken Boşalıyorum:

    Öncelikle “erken boşalma” kelimesinin yerine “denetimsiz boşalma” ya da “kontrolsüz boşalma” demeyi daha doğru buluyorum.

    Çünkü ”erken” sözcüğü çok görecelidir. Kime göre, neye göre erken? Denetimsiz boşalmayı tanımlayacak olursak; en az 6 ay düzenli bir cinsel birliktelik ( Cinsel penatrasyon ) yaşayan ve bu birlikteliklerin % 50 sinden fazlasında erkeğin boşalmayı geciktirememesi durumudur. Başka bir deyişle; denetimsiz boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol edemeyip isteğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini yaşar (Plato) ve ardından da boşalır. Denetimsiz boşalanlarda bu plato fazı ya çok azdır ya da hiç yoktur.

    Ülkemizde denetimsiz boşalma sorunu on erkekten yedisinde görülmektedir. Bu çok ciddi bir oranken bu problem ile kliniklere başvurma sayısı oldukça düşüktür. Bunun nedeni erkekliğe yüklenen anlamın erkeğin cinsel performansındaki başarısı ile özdeşleşmiş olması, utanç duyulması, genelde diğer erkeklerin kendisinden daha iyi performans gösterdiği yanılgısı ( bu problemi yaşayan tek erkeğin kendisi olduğu inancı ) veya kadınların çoğunun cinsel ilişkiyi görev gibi algılayıp, bu sorunun onlar için bir avantaja dönüşmesidir.( Yani ne kadar hızlı olursa kadın görevini daha çabuk yerine getirmiş olur.)

    Denetimsiz boşalmanın sebeplerine gelecek olursak, cinselliğin ayıp, yasak, günah olduğu düşünülen ülkemizde çocuklarımıza gerekli cinsel eğitimin verilmiyor olması, mahrem alana saygı duyulmadığı için, ilk cinsel keşiflerin ( Mastürbasyon ) yakalanma korkusu ve aceleyle yapılmış olması, ilk cinsel deneyimlerin genel ev gibi performans odaklı ve erkekte inanılmaz kaygı yaratan yerlerde gerçekleşmiş olması, çocuk- ebeveyn ilişkileri, suçluluk, günahkarlık duyguları, erkekler arsında çok yaygın olan mitler, hurafeler… Eş ile ilişkisel sorunlar, performans kaygısı ( Denetimsiz boşalmayı hızlandırıcı ve sürdürücü bir rol oynar, cinsel mitlerle ve yüksek beklentilerle doldurulmuş bir erkek cinsellikte sıkıntı yaşar. Çünkü seks haz alınması gereken bir durum olmaktan çıkar, bir sınav haline gelir.) Seyirci rolü ( Erkek eşi ve onun memnuniyetiyle çok fazla meşgul olursa sürekli eşini izler ve onu memnun edememe endişesine kapılarak erken boşalabilir.) Aslında tüm mesele erkeğin bedensel hislerini fark edememesi ile ilgilidir. Nasıl ki mesanenin olduğunu fark edemeyen bir çocuk gece altına idrar kaçırırsa; yükselen heyecanını fark edemeyen erkek de isteğinden önce boşalır.

    Tedavi 2- 6 hafta arasında değişen 45 dakikalık seanslardan ve seans da öğrenilen tekniklerin evde uygulanması şeklinde uygulamalardan oluşmaktadır.

    Cinsel problemeler diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi tedavi edilmezler ise kişilerin ilişkilerini ve yaşam kalitelerini bozabilmektedir. Bu yüzden denetimsiz boşalan erkekler zaman geçirmeden hayatlarını büyük ölçüde sıkıntıya sokan ve çözümü de bir o kadar basit olan bu sorundan kurtulmak için bir cinsel terapiste başvurmaları gerekir. Aklen, bedenen ve ruhen sağlıklı bir yaşantı için hayatımızdaki bütün sorunlardan kurtulmanız dileğiyle… Mutlu yıllar…

  • Kanser belirtileri ve erken tanı!

    Erken tanı, en başarılı tedavinin ilk adımıdır..

    Erken teşhis, kanserin erken evrede tespit edilmesidir. Erken evrede tespit edilen kanserin tedavisi daha kolay olur. Kanserin belirtilerini bilmek hastalığın erken teşhisi açısından önemlidir, ancak bu belirtilerin birine veya daha fazlasına sahip olmak kişinin mutlaka kanser olduğu anlamına da gelmez. Vücudunuzda oluşan değişikliklere karşı duyarsız kalmayın ve göz ardı etmeyin. Unutmayın! Doktora ne kadar hızlı ulaşırsanız, çözüm arayışları da o kadar hızlı sonuçlanacaktır.

    Memede kitle, olağandışı kanama, ciltteki benlerde değişiklik gibi kanser teşhisine götürebilecek sık rastlanan belirtileri zaman zaman işitiyor veya şahit oluyoruz. Vücudumuzda oluşan değişiklikleri erken fark ederek, olası kanserin erken teşhis edilmesini sağlamamız mümkün. Öyleyse gelin, göze çarpan ne tür belirtileri dikkate almalıyız? Birlikte inceleyelim.

    Ne yazık ki, duyduğunuz veya şahit olduğunuz sık rastlanan belirtileri fark ettiğinizde, kanser çoğunlukla ilerlemiş oluyor, bu da tedaviyi güçleştiriyor. Belli belirsiz olması veya daha önemsiz sağlık problemlerinin belirtileri ile benzerlik göstermesi, çoğu zaman bu belirtilerin gözden kaçırılmasına veya göz ardı edilmesine sebep olmaktadır. Yine de, dikkat ederek en tedavi edilebilir evredeyken kanseri fark edebilmeniz mümkün.

    Kansere işaret edebilecek bazı hastalık belirtileri vardır ki bunlara kanser alarm belirtileri denilir. Bu belirtiler özellikle yeni ortaya çıkmış veya 2 haftada fazla sürüyorsa ileri araştırmaya gerek vardır.

    Kanser alarm belirtleri

    -Ağrı olmadan idrarda kan görülmesi, idrar yollarında kötü huylu bir tümörün habercisi olabilir.
    -Yeni ortaya çıkan veya ilerleyici yutkunma güçlüğü, yemek borusu kanseri ile ilişkili olabilir.
    -Balgamda kan görülmesi (hemoptizi), özellikle solunum sıkıntısı, kilo kaybı ve iştahsızlıkla birlikte görüldüğünde akciğer kanserini ciddi şekilde düşündürmelidir.
    -Makatta kanama batı toplumlarında sık görülen bir şikayettir ve çoğunlukla basur (hemoroid) ve inflamatuvar barsak hastalıkları gibi kötü huylu olmayan durumlarla ilişkilidir. Fakat özellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan makattan kanama şikayeti mevcut ise ileri inceleme için uzman görüşü almakta fayda vardır.
    -Deride yeni bir leke veya eskiden olan bir lekenin büyüklük, şekli veya rengindeki değişik olması. Olağandışı ve iyileşmeyen yaralar, şişlikler, lekeler, çizikler veya derinin görünüşünde değişiklik, benin yüzeyinin değişmesi (tümsekleşme, kanama ya da nodül veya yumru şeklinde görünüm), kaşıntı, hassasiyet ve ağrı melanom ya da diğer bir cilt kanseri türünün işareti veya kanserin oluşabileceğine dair bir uyarı olabilir.
    -Testiste kitle veya şişlik, testis kanseri vakalarının çoğunda meydana gelir. Bazen oluşan bu kitle ağrıya neden olur ancak, çoğu zaman ağrı yapmaz. Testis kanseri nadir görülmekle birlikte, 15-35 yaş grubu erkeklerde en sık görülen kanser türlerindendir. Testiste kitle tespit edilmesi hızlıca ileri tetkik gerektiren bir durumdur.

    Bu tür belirtilerle karşılaşıldığında vakit kaybetmeden uzman bir doktora başvurmanız, erken tespit edilen sağlık sorununa hızlıca çözüm bulunmasını sağlayacaktır.

    Kanser alarm belirtilerin dışında, aşağıda sayılan durumlar da kanserle ilişkili belirtilerdir.

  • Meme kanseri ve tedavisi

    Meme kanseri ve tedavisi

    Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Erkeklerde de görülebilir, ancak çok az orandadır. Kadınlarda görülme sıklığı 100 kat daha fazladır. Meme kanseri gelişiminde bazı risk faktörleri vardır. Bu risk faktörlerinin bazıları birey tarafından önlenebilir Örneğin, fazla kilo almama veya alkol kullanmama gibi, bazıları ise isteğimiz dışın olan risklerdir örneğin ailesel yatkınlık veya yaş gibi. Bu risk faktörleri:

    Cinsiyet: Meme kanserleri kadınlarda yaygındır, erkeklerde sıklığı azdır.

    Yaş: Yaş ilerledikçe meme kanseri sıklığı artar. Ancak erken yaşlarda da meme kanseri gelişebileceği unutulmamalıdır.

    Genetik ve Ailesel Yatkınlık: Birinci derece yakınlarında meme kanserinin ortaya çıkmış olması önemli bir risk faktörüdür.

    Hormonal Faktörler: Meme kanserinin gelişmesi ve ilerlemesi hormonal faktörlerle direk ilişkilidir. Uzun süreli östrojen içeren ilaçların kullanımı meme kanseri gelişimine yol açabilir, ya da var olan kanserin hızla büyümesini kolaylaştırabilir.

    Diyet: Dengeli beslenme çok önemlidir. Hayvansal yağların kullanımı, fazla kilolu olmak, alkol kullanmak meme kanseri gelişiminde risk faktörleridir.

    Çevresel Faktörler: Radyasyona maruz kalmak, bazı kimyasal maddelerin ortamda bulunması, çevre kirliliği meme kanseri gelişiminde etkili olur.

    Sigara: Pekçok kanserin ortaya çıkmasında etkendir bu nedenle içilmemelidir.

    TEDAVİ:
    Meme kanseri tedavisi mutlaka uzman bir ekip tarafından yürütülmelidir. Meme kanseri tedavisinde her gün yeni bir adım atılmakta ve hastalara daha modern ve etkili tedaviler sunulmaktadır. Bu tedavilerin en doğru ve etkili olarak kullanılması ancak bir ekip çalışmasıyla mümkündür.

    Bu açıdan yetkili doktorlardan oluşmuş ekibe tümör konseyi denir.

    • Tümör Konseyi:

    – Meme Cerrahı

    – Medikal (Tıbbi) Onkoloji Uzmanı

    – Radyasyon Onkolojisi Uzmanı

    – Radyoloji Uzmanı

    – Patoloji Uzmanı

    – Nükleer Tıp Uzmanı

    – Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

    – Psikiyatri Uzmanı

    – Algoloji (Ağrı tedavisi) Uzmanı

    Doktorlarından oluşur.

    TEDAVİ SEÇENEKLERİ
    Meme kanseri tedavisi hastalığın tipi ve evresine göre yönlendirilir. . Bu tedavi pekçok aşamayı kapsar. Tedavi yöntemleri tümör konseyi tarafından belli bir planda ve sırada uygulanır. Örneğin hasta önce ameliyat edilir, arkasından kemoterapi uygulanır , takiben ışın tedavisi uygulanarak teda programı tamamlanır. Uygulanan tedavi yöntemleri:

    1. Cerrahi,

    2. Radyoterapi

    3. Medikal tedavi

    – Hormon tedavisi

    – Kemoterapi

    – Biyolojik tedavi olarak sıralanır.

    RADYOTERAPİ

    • Radyasyon Onkolojisi Uzmanlarınca yapılır.

    • Meme kanserinin lokal yinelemesini engellemek ya da ileri evrelerde şikayetleri gidermek amacıyla uygulanır

    Medikal Tedavi

    • Medikal (Tıbbi) Onkoloji Uzmanlarınca yapılır

    Kemoterapi

    Hormonal Tedavi

    Biyolojik Tedavi

    Kemoterapi

    • Tümör hücrelerini öldüren ilaçlarla yapılan tedavi

    • Erken evrelerde hastalığın tekrarlamasını engellemek

    ileri evrelerde tedavi amaçlı

    Hormonal Tedavi

    • Östrojene duyarlı olduğu tespit edilen meme kanserlerinde östrojen etkisini yok etmek amacıyla yapılan tedavi

    • Erken evrelerde hastalığın tekrarlamasını engellemek

    • ileri evrelerde tedavi amaçlı

    Biyolojik Tedavi

    • Meme kanseri hücrelerine karşı özel olarak geliştirilmiş ilaçlarla yapılan tedavi

    • Erken evrelerde hastalığın tekrarlamasını engellemek

    • ileri evrelerde tedavi amaçlı

    Meme Ca Tedavisi Sonrası Takip

    Tedavi programı tamamlanan hasta tedavisonrası dönemde belli aralıklarla muayene ve tetkik edilmelidir. Bu lokal yineleme ve sistemik yayılımı tespit edebilmek için gerekjlidir.

    Uygulama:

    • 5 yıl süreyle her 4-6 ayda bir klinikte muayene.

    • 5 yıldan sonra yılada bir muayene

    • Yılda bir meme mamografi

    • Hormonal tedavi olarak tamoksifen alanlar yılda bir jinekolojik muayene

    • Kemik erimesi açısından takip

    SONUÇ:
    Meme kanserinin kadınlarda sık görülen bir kanser olması nedeniyle kendi kendini muayene yöntemleri, düzenli aralarla doktor muayenesi ve mamografi ile tarama programlarının uygulanması gerekir. Risk faktörlerine mutlaka dikkat edilmeli ve olabildiğince risk faktörleri azaltılmalıdır. Erken tanı tedavide temel kuraldır. Erken evrede hastalığın tedavi edilebilir bir hastalık olduğu unutulmamalıdır. Hastalık görüldüğünde tedavisi mutlaka uzman bir merkez tarafından yapılmalı ve tedavi, izlem programına harfiyen uyulmalıdır.

  • Çocuk ruh sağlığında erken tespitin önemi

    Hekim olmanın temel sorumluluklarından bir tanesi hastalığı tedavi etmekten çok insanları hastalıktan korumaktır. Hele bir de çocukların hastalıkları ile ilgili bir uzmanlık alanınız varsa koruyucu hekimlik adına çok şey yapmak zorundasınızdır. Bu düşünceden yola çıkarak yaklaşık 8 aylık bir dönem boyunca bu köşede anne babalara rehber olabilecek bazı bilgileri sizlerle paylaşmaya çalışmaktayım.

    Peki çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar önlenebilir mi?

    Hastalıkların tamamen önüne geçilmesi mümkün olmasa bile erken tespitle, önleyici tedbirler alınabilmektedir. Örneğin Down sendromu, Fenilketanüri, Tiroid Bozuklukları gibi bazı organik hastalıkları, anne karnında veya erken bebeklik döneminde yapılan tarama testleri sayesinde teşhis edebilmekteyiz. Fakat ruhsal bozukluklar için elimizde bulunan tarama yöntemleri ve değerlendirme araçları buna olanak tanımamaktadır. Otizm gibi çok sık rastlanan bir ruhsal bozukluğu anne karnında tespit edememekteyiz. Çocuğun, 24-36 aylarda gösterdiği bazı davranışlar bize bunu düşündürmektedir.

    Koruyucu hekimlik adına, risk gruplarını ve kalıtsal olduğunu bildiğimiz ruhsal bozuklukları erken tespit edip önlemler almak, kaçınılmazmış gibi görünen sonuçları kontrol altına alabilmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu noktada anne babaya danışmanlık verilmesi, seminerler, televizyon programları, el kitapçıkları gibi bilgi paylaşımları da sosyal sorumluluğun bir parçası olarak düşünülebilir.

    Örneğin, okul öncesi gruplarlarda erken tespit edilebilen öğrenme bozuklukları uygun tedavi ve destekle çocuğun bütün okul hayatında dramatik değişikliklere yol açabilmektedir. Düşünün ki 5 yaşında anaokuluna giden bir çocuğunuz var. Sınıfta verilen boyama etkinliklerine katılmak istemiyor, çok basit çizimleri kopyalamakta zorluk yaşıyor, kalem tutuşu ile ilgili belirgin bir sorunu var. Bu çocuğun altta yatan yetersizliğinden dolayı etkinliklere katılmaktaki isteksizliği, belli bir süre sonra okulda uyum sorunları yaratabilir. Eğer bu çocuğun risk grubunda olabileceği düşünülür ve birinci sınıf düzeyine gelmeden buna yönelik önlemler alınırsa, çocuğun ilköğretim hayatı travmalardan uzak başlayacaktır. Eğer sorun tespit edilmezse; anasınıfında çok basit bir çizimi bile yapamayan bir çocuk, birinci sınıf düzeyinde karmaşık el yazısı çalışmalarında zorlanacak, okulu nefretle anmaya başlayıp birçok sorun çıkartacaktır.

    Dört yaşında bir çocuk eline çakmak alıp evdeki eşyaları yakma girişiminde bulunuyorsa, elindeki bıçakla etrafındakilere oyun amaçlı bile olsa saldırıyor ve yaptığı eylemin ne anlama geldiğini bilmiyorsa, kendimi öldürmek istiyorum gibi tehditkâr sözler sarf ediyorsa, sorun bağıra bağıra “geliyorum” diyordur aslında. Dürtüsel (yani aklına estiğince davranma biçimi) davranışları ön planda olan çocuklar, sonradan davranım bozukluğu, karşıt olma karşıt gelme, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi ruhsal hastalıklara aday olan çocuklardır ki bu çocukların erken tespiti ve tedavisi çocuğun bütün hayatının gidişatını değiştirebilir.

    Çocuğunu veya öğrencisini iyi gözleyebilen, herhangi bir problem davranış karşısında bunun nedenlerini araştırırken; neler olabilir? ne yapabilirim? gibi sorgulayıcı bir tutum sergileyen birçok duyarlı ebeveyn ve öğretmenler, risk grubu çocukları tespit etme ve yönlendirme konusunda kritik önem taşımaktadır.

    Eğer çocuğunuzun, kendi yaşıtları ile karşılaştırdığınızda bazı davranışlarında ve tutumlarında farklılık gözlemliyorsanız, bu bir ruhsal bozukluğun ön belirtisi olabilir. Duyarlı bir yaklaşım, sorunu basite almama, doğru bir değerlendirme ve önleyici yaklaşımlar, sorun olabilecek bir durumu sorunsuz bir hale getirebilir.

  • Otizm (yaygın gelişimsel bozukluk)

    Otizm nedir?

    Otizm erken yaşlarda belirtiler vermeye başlayan ve çocuğun gelişimini etkileyen bir hastalık şeklinde tanımlanabilir. Otistik özellikler gösteren çocukların sosyal etkileşimi ve iletişim becerileri yaşıtlarından geridedir. Bazı tipik tekrar eden (dönme hareketleri gibi) davranışları gösterebilirler.

    Otizmin erken belirtilerinden Sosyal beceri sorunları nelerdir?

    İnsanların sosyal yönü aslında çok erken yaştan itibaren gözlenebilir. Bir çocuk insan yüzleri, çevresindeki canlı nesneler ile cansız nesnelere oranla daha çok ilgilenme eğilimindedir. Normal gelişim gösteren çocuklar annesinin yüzüne bakar, ona sık sık gülümser, onun ilgisini çekmeye çalışır, insanlara etkileşimden keyif aldığı her halinden bellidir. Otistik çocuklar ise cansız çevreye karşı daha çok ilgilidirler, göz teması pek kurmazlar, daha içe kapanıktırlar, insanların dikkatini çekmek yerine basit davranışları tekrar ederler, sarılmak kucaklanmak gibi temaslardan kaçınabilirler. Taklit yetenekleri kötüdür.

    Otizmde iletişim(konuşma ve mimik?) becerileri nasıldır?

    Otistik özellikler gösteren çocukların bazı iletişim becerilerindeki farklılıklar dikkati çok erken dönemde fark edilebilir. Yaşıtlarına kıyasla geç konuşurlar, söylenileni tekrar etme şeklinde tekrarlayıcı konuşma olabilir. Konuşulanı anlamakta güçlükler görülür, kelimeleri ters kullanabilirler. ‘Ben yaptım’ yerinde ‘o yaptım’ gibi. Konuşmanın hızı, tonlaması ve ritminde bozukluk olabilir. Yeni öğrendikleri kelimeleri unutabilirler.

    Davranışlarında belirgin faklılıkları var mıdır?

    Bazı hareketleri tekrar tekrar yapma eğilimler vardır. Kendi etrafında dönme, sallanma, saatlerce aynı sesleri çıkarma, yüzüne ya da çeşitli yerlerine dokuma gibi davranışlar sergileyebilirler. Bu davranışların özellikle iletişim kuramadıklarından kendilerini uyarma amaçlı yaptıkları düşünülmektedir.

    Otizmin diğer belirtileri nelerdir?

    Sesten aşırı irkilme, bazı uyarılara aşırı tepki verme ya da hiç vermeme, dönen cisimlere aşırı ilgilenme ve onlarla zaman geçirme. Oyunlar açısından tekrar eden ve basit oyunları seçme gibi özellikleri vardır. Bazı çocukların ise üstün yetenekleri mevcuttur. Ezberlenemesi çok zor şeyleri çok hızlı öğrenme ve hafızada tutma gibi.

    Tüm otistik çocuklar aynı belirtileri gösterir mi?

    Otizm de en kafa karıştırıcı noktalardan birisi belirti şiddetidir. Otistik belirtiler birbirlerinden çok farklı şiddette ve sayıda olabilir. Otistik bozukluk bir spektrum bozukluğudur. Her vakanın bulunduğu nokta ve şiddet çok farklıdır.

    Otizm nedenleri nelerdir?

    Günümüzde birçok nedenin otizm ile ilişkili olduğu söyleniyor. Beslenme şekli, hastalıklar, geçirilen travmalar, bağışıklık sistemi sorunları, hormonal sorunlar ve en önemlisi genetiğin bu süreçte etkisi olduğu düşünülüyor

    Otistik çocuk sayıları giderek artıyor mu?

    Maalesef otizm sıklığı giderek artıyor hatta bazı kaynaklar bu durumu bir salgın olarak değerlendiriyor. Geçmişe kıyasla otistik belirtiler gösteren çocukların sayıları giderek artıyor. Özellikle erkeklerde bu hastalık daha sık rastlanıyor. Bunun günümüzde yaşınılan çevrenin ve toksinlerin rolü olduğu düşünülüyor.

    Otizm belirtileri nasıl erken anlaşılabilir? Aileler neye dikkat etmeli?

    Aileler özellikle konuşmayan ya da az önce bahsettiğim belirtileri gösteren çocukları fark ettiklerinde mutlaka bir uzman yardımına başvurmalılar. Çünkü erken tanı ve erken eğitim programlarına yönlendirme otistik belirtileri çok azaltabilir. Özellikle konuşmayan çocukları nasıl olsa zamanı gelince konuşur diyerek vakit kaybedilmemelidir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Otizm,

    Otizm iletişim, sosyal etkileşim ve davranış alanlarını etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Otizm tanısı son tanı sınıflama sisteminde Otistik Spektrum Bozuklukları (OSB) olarak adlandırılmaktadır. Bu spektrumun bir ucunda zeka sorunu ve nörolojik hastalıkların da eşlik ettiği ağır olgular varken diğer ucunda dil ve etkileşim becerileri ve farklı davranış özellikleri hafif düzeyde etkilenmiş olgular bulunmaktadır. Otistik spektrum bozukluğunun sıklığına ilişkin çalışmalar giderek artan oranlara işaret etmektedir. Bozukluğu erken tanınması ve ele alınması için farkındalık artırılmasına çalışılmaktadır.

    Otizm tanısının erken konulması gerek bu konu ile çalışan uzmanların artan ilgi ve deneyimleri gerekse ailelerin bilinçlenmesi ile yakından ilgilidir. Erken tanı erken müdahaleyi de sağladığından tedavi sürecini olumlu etkilemektedir. Bu süreç içinde aileye verilen destek ve eğitim de oldukça önemlidir. Küçük çocuklara otizm tanısı koymak çoğu kez zor olmakta ve güvenilir tanı koymak için çocuğun birçok defa değerlendirilmesi gerekmektedir. Erken dönem belirtilerin daha iyi tanınması, bebeğin iletişim düzeyinin ve duygusal bağlılığının gelişimsel olarak yakından izlenmesi prognozu olumlu etkilemektedir. Klinik değerlendirmelerde üç yaş öncesi çocuklarda dil gelişimi, sosyal etkileşim ve davranış alanlarında görülen belirtilerin değerlendirilmesi için bu dönemin gelişimsel özelliklerinin ve bozukluğun erken belirtilenin bilinmesi gerekir. Bu değerlendirme için detaylı öykü alınması ve klinik muayene yanısıra tarama testlerinden de yararlanılmaktadır.

    36. aydan küçük olan çocuklarda otistik özellikleri belirleme listesi

    *Karşılıklı konuşma sesleriyle ritmik etkileşimin olmaması

    *Daha az ses çıkartma

    *Sesli materyalden çok görsel materyalle ilgilenme

    *Akranlarının oynadığı ve/veya ilgi gösterdiği uyaranlardan çok farklı ilgi alanları bulma

    *Sosyal ilişki için gerekli karşılıklı gülümsemenin olmaması

    *Göz göze gelememe ya da yüze bakmaktan kaçınma

    *Uyku ve yeme bozukluğunun olması

    * Selamlaşmanın olmaması

    * Ciddi bir yüz ifadesi

    * Bağlanma örüntüsünün açık olmaması

    * Nesne devamlılığı ya da yabancılama korkusunu akranlarından daha geç edinme

    * Hayali oyun kuramama

    *Ortak dikkatin yokluğu

    *İnce motor becerilerin geri olması

    *Kaba motor gelişimin göreli olarak akranlarıyla eş seyri; ancak, parmak ucunda yürüme, akıcı bir hareketin olmaması, hipotoninin görülmesi en sık görülen erken belirtiler arasında yer almaktadır.

  • Besinler erken ergenlik yapar mı

    Normalde ergenlik bulguları kızlarda 8-13, erkeklerde 9-14 yaş arasında başlar. Erken ergenlik kızlarda daha sık görülür. Şişmanlık başlı başına erken ergenlik sebeplerinden biridir.

    Bugün için erken ergenliğin “endokrin bozucular” olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozan bazı maddeler nedeniyle gelişebildiğini biliyoruz. Örneğin, doğal yollarla üretilmediği için endokrin bozucular içeren domates, çilek, fındık, salatalık, elma, portakal ve benzeri birçok sebze-meyve, hormonla büyütülen hayvanların etleri , sütleri ve yumurtalarının tüketilmesi ve endüstride kullanılan kimyasallarla temas edilmesi erken ergenlik nedenleri arasındadır.

    İçerisinde ZEA ( mısır ) ve lesitin ( emülgatör ) bulunan endüstriyel gıdalar çocuklarda erken ergenliğe neden olur. Hormonlu gıdalardaki hormon oranı çok düşüktür. Onbeş-yirmi kere yemek ile sorun çıkmaz fakat bu gıdaların yıllar boyu tüketilmesi ile düşük düzeydeki hormon zamanla vücutta yağ dokusunda birikir. Bu yüzden fazla kilolu çocuklar hormonlu gıdalardan daha fazla etkilenirler. Çok düşük doğum ağırlıklı bebekler erken ergenlik açısından risk altındadır. Bir bebek doğuştan kilolu ise ve erken çocukluk çağını kilolu geçiriyorsa ileride bir ergenlik sorunu çıkma ihtimali düşük iken zayıf bir çocuğun hızlı ve kısa sürede kilo alması erken ergenliği başlatabilir. Mümkün olduğunca tavuk eti, kırmızı et, süt, süt ürünleri, çilek, domates, salatalık gibi ürünler güvenilir yerlerden alınmalı, şekerli gazlı içecek, abur cubur tüketimi azaltılmalı, spor yapmak özendirilmeli.

  • Çocuk Gelinler Sorunu

    Çocuk Gelinler Sorunu

    Erken ve zorla evlilikler birçok ülkenin en önemli sosyal sorunlarından biri olan ve Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmeleri gibi önemli uluslararası çok sayıda sözleşmede yer alan konulardan biridir.

    Bu evlilikler çocuk istismarının, kadına yönelik şiddetin ve kadın erkek arasındaki güç eşitsizliğinin en tahrip edici şekilde görüldüğü anlardan biri olarak kabul edilen ve açıkça bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilen ve tartışın bir konudur.

    Uluslararası anlaşmalarla belirtilen standartlara baktığımızda on sekiz yaşında altında yapılan her evlilik, evlendirilen kız çocukları da çocuk gelin olarak belirtmektedir. Bireyin ruhsal ve fiziksel gelişimini tamamlamadan yaptığı evlilikler bir çok araştırmada çocuk gelinler üzerine odaklanılmasına neden olmuştur.

    Çocuk yaşta evlilik ya da bir diğer ifade ile erken evlilik, en az biri on sekiz yaşından küçük olan iki kişinin, yasal ya da resmi olmayan bir şekilde, evlilik bağıyla birleşmesi anlamına gelmektedir. Bu konu ile ilgili adlandırma sorunu bulunmaktadır. Çocukların erken yaşta evlendirilmeleri sorununa yönelik “ çocuk gelin, çocuk evlilikleri, zorla evlendirme, erken yaşta evlilik, pedofili gibi kavramlar kullanılmaktadır. Çocuk ve kadın hakları konusunda çalışan uzmanlar genellikle çocuk gelin kavramını kullanmaktadır ve pedofili kavramının kullanılmamasını gerektiğini düşünmektedir. Bunun nedeni ise çocukların erken yaşta evlendirilmesini meşrulaştırmak olarak tanımlamaktadırlar. Pedofili kavramı, çocuk yaşta yapılan evlilikler sorununu tek başına açıklayabilecek bir kavram değildir. Çocuk evlilikleri son zamanlarda hala normal sayılabilen bir durumdur. Özellikle kırsal kesimde devam etmektedir.

    Erken Yaşta Yapılan Evliliklerin Sakıncaları

    Kız çocuğun erken yaşta evlendirilmesi çocuğa yönelik cinsel istismarı içermektedir. Küçük yaşta maruz kalınan cinsel istismarın bireyin yaşamının sonraki gelişim dönemlerinde olumsuz etkilerinin olabileceği bilinmektedir ( Taner ve Gökler, 2004). Çocuk haklarına daire sözleşmeye göre çocukların aileleri tarafından istismar ve ihmalden korunma, eğitime erişim ve kendileri ile ilgili konularda görüşlerini dile getirme gibi hakları vardır. Kız çocuklarının evlendirilmesi ise onların sahip olduğu hakların ihlal edilmesidir. Örneğin çocuk yaşta evlenen kızlar eğitimini bırakmak zorunda kalır.

    Çocuk yaşta evlenmenin çocuklar için gelişimsel açıdan da sakıncaları vardır. Evlilikle çocuklar okulu bırakmakta ve ev içi sorumlulukları artmakta ve doğumla birlikte yapmaları gereken sorumluluklar fazlalaşmaktadır. Bu durum aynı zaman toplum tarafından kısıtlanmasına neden olabilir. Örneğin, evli kadınlar sokakta gezmez vb.

    Toplum ve eşleri tarafından çeşitli kısıtlara maruz kalma; sosyal becerileri tam olarak edinememiş ve kimlik gelişimi tamamlanamamış kız çocuklarının ise evliliklerinde ne derece mutlu olacağı tartışmalıdır. Literatüre bakıldığında erken yaşta evlenmenin olumsuz sonuçlarla ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Erken yaşta evliliklerin bir başka sakıncası da gebelikten korunma yöntemleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan kız çocuklarının istenmeyen gebelik yaşama riskinin yüksek olmasıdır. 18 yaş öncesi kız çocuklarının üreme sistemi henüz olgunlaşmadığı için gebelik bu yaşta ki kız çocuklarında çeşitli sağlık sorunları ve hatta ölümlere neden olabilmektedir. Hipertansiyon, kansızlık ve kanamalar ve bel çukurunda düzleşmeler olarak sıralanabilir. Ayrıca erken yaşta gebeliklerde erken ve zor doğum riski ve bebek ölüm ihtimalleri artmaktadır. Bunun yanı sıra kendisi çocuk olan bireylerin anne olması bebeklerine gerekli bakımı sağlayamamalarına ve çocuğun bakımsızlıktan ölme ihtimalini de arttırmaktadır ( Başer,2000).

    Çocuk Evliliklerinin Nedenleri

    Çocuk evliliklerinin birçok sakıncası olmasına rağmen Türkiye’de devam etmesinin birçok nedeni vardır. İlk olarak kanunların çocuk evlilikleri konusunda düzenleyici olması gerekir. Çocuk koruma kanununda 18 yaş altındaki bireylerin korunması gereken çocuk olarak tanımlamaktadır. Ancak var olan düzenlemeler 15 yaşın üzerindeki bir çocukla yasadışı olarak evlenen birey ancak şikayet edildiği takdirce cezalandırılmaktadır. Bu durum işleyişte de problemlere neden olmaktadır. Çocuk koruma kanunda 18 yaş altındaki bireylerin korunması gerektiğini belirtmesine rağmen bir yandan da 15 yaş üzeri bireyle evlenen kişi hakkında sadece şikayetle işlem yapıldığı görülmesi 16 yaş ve üzerindeki çocukların evlenmesine resmi olarak izin verebilmektedir. Bu durum 15-18 yaş arasındaki çocuk evliliklerin en büyük nedenlerinden biridir.

    Ailelerin eğitim ve gelir düzeyi de çocuklarının erken yaşta evlendirme riskinin yüksek olduğunu bildirmektedir ( Çakmak, 2009; Özcebe ve Biçer, 2013). Maddi sıkıntıların yaşandığı ailelerde kız çocuklarının evlendirilmesi ailenin yükünü azaltabilmektedir. Özellikle karşılığında başlık parası alınıyorsa aile ekonomisine katkı dahi sağlayabilmektedir.

    Bir diğer nedeni ise; geleneksel uygulamalardır. Toplumun bazı kesimlerinde hala sürdürülmekte olan başlık parası, beşik kertmesi ve kan bedeli evliliği gibi geleneksel uygulamalar kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesine neden olmaktadır. Ayrıca toplumda evlilikle ilgili olan kalıp yargılar da bu uygulamanın sürdürülmesine neden olmaktadır. Geç evlenen kızlar evde kalır ve kızların erken evlenmesi eşlerine itaatini arttırır gibi cümleler kalıp yargılara örnek olabilir. Ailelerin sahip olduğu inançlar kızların erken yaşta evlendirilmelerine neden olabilir. Bununla bağlantılı olarak ailelerin korumacı cinsiyetçilik düzeylerinin onların çocuklarını erkenden evlendirilmelerine neden olduğu söylenebilir. Korumacı cinsiyetçilik bir yandan kız çocukların erken yaşta evlendirilmeleri onları evlilik öncesi ilişki yaşamasını engelleme ve cinselliğin yalnızca evlilik için yaşaması gibi bir işlev görebilir. Erken evliliklerin korumacı cinsiyetle yakından ilişki olduğu düşünülmektedir ( Sakallı ve Glick,2003).

    Çocuk Evliliklerinin Önlenmesine Yönelik Çözüm Önerileri

    Ülkemizde çocuk gelinler diğer ülkelere oranla daha fazladır. Birey ve toplum düzeylerini de oldukça etkilemektedir. Öncelikle bu sorunla mücadele ederken gelişmiş ülkelerin uyguladıkları modellere bakılması fayda sağlayacaktır. Bu evliliklerin fazla olmasının en büyük nedenlerinden birisi toplumda normal olarak kabul edilmesidir. Bu evlilikler bir suç, hastalık veya insan hakları ihlali olarak görülmediğinde bu tür evlilikler engellenememektedir. Bu toplumsal yargıya düzeltmek için toplumun bilinçlendirilmesi bu konuda eğitim verilmesi ve sosyal medya üzerinde bilgilendirme yapılması yararlı olacaktır. Bu bağlamda eğitim, sağlık ve adalet çalışanları ile birlikte ailelere ve çocuklara yönelik bilinçlendirme eğitimleri düzenlenebilir. Ayrıca MEB müfredatına Çocuk Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği derslerinin eklenmesi çocukların farkındalığını sağlamakta etkili olabilecektir.

    Çocukların Eğitimi
    Eğitim seviyesi arttıkça erken evliliklerin sayısı düşmektedir. Eğitim ayrıca dolaylı olarak da bireyin hayatına ilişkin temel karar mekanizmalarında daha etkin olmasını sağlamakta ve bir bilinç geliştirmektedir. Çocukların zorunlu eğitim ve öğretimlerini tamamlamayan veliler tespit edilmeli ve haklarında caydırıcı önlemler alınmalıdır (Aydemir, 2009).

    Örgün eğitim içinde yer alan çocuklar için erken yaşta evlenmenin sakıncalarının anlatıldığı kazanımlar müfredata eklenmelidir. Anne-çocuk sağlığı, üreme sağlığı gibi konular müfredatta yeterince yer almalıdır (Aydemir, 2009). Geleneksel değerlerin hâkim olduğu ekonomik yönden geri bölgelerdeki bölge okulları ve pansiyonlarının sayıları artırılmalıdır. 1997 yılında 8 yıla çıkarılmış olan zorunlu eğitim, okul öncesi eğitimle birlikte 13 yıla çıkarılmalıdır (Aydemir, 2009). “Haydi Kızlar Okula Kampanyası” gibi kızların okullaşma oranının artırılmasına yönelik kampanyalar düzenlenmelidir. Küçük yaşta evliliklerin önlenmesi bakımından meslek edindirme kurslarına önem verilerek kadınların iş kurabilmeleri için imkanlar sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).

    Halkın Eğitimi
    Okuma-yazma bilmeyen kadın oranının fazlalığı dolayısıyla kadınlarda okuma yazma oranını artırmak için kadın okulları açılmalıdır. Aileler erken yaşta evliliklerin tıbbi, psikolojik ve sosyolojik sakıncaları konusunda ikna edilmelidir. Bu konuda hem annenin hem de babanın eğitimi çok önemlidir ve bu eğitim sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).

    Erken yaşta evliliklerin sağlık açısından zararları ile erken evliliğin sebep olduğu erken gebeliklerin meydana getireceği tehlikeler ve aile planlaması hakkında toplumun geneline yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması gerekmektedir (Aydemir, 2009). Yine farkındalığı arttırmak adına toplumsal hayatı etkileyen yazılı ve görsel basından yararlanılmalıdır. Broşürler hazırlanarak yaygın dağıtımı sağlanmalıdır. Spot filmler hazırlanmalı, TV kanallarında yayınlanması sağlanmalıdır. Özellikle Devlet büyüklerinin erken yaşta evliliğin sakıncalarına değinecekleri konuşmalarını halka duyurmaları etkili olabilir (Aydemir, 2009). Sorunlarla karşı karşıya kalındığında şikâyet başvurusu yapılacak birim ile SHÇEK’in telefon numaraları ve oluşturulacak bir şikâyet hattının irtibat numaraları kamuoyuyla paylaşılmalıdır (Aydemir, 2009).

  • Oksipital lob epilepsisi

    Oksipital lob epilepsi (OLE) tüm epilepsilerin yaklaşık olarak % 5- 10’ unu oluşturmaktadır (1). Genel olarak nörolojik defisit varlığında gelişen ve yapısal lezyonlarla yakından ilişkili olan tipi semptomatik OLE olarak kabul edilirken, nörolojik muayenesi ve beyin görüntülemesi normal olan OLE’li hastalar idiopatik OLE olarak sınıflandırılır (2-4). İdiopatik OLE, benign OLE (BOLE) olarak da bilinmektedir. İdiopatik OLE genellikle çocukluk çağında başlamasına rağmen semptomatik oksipital nöbetler her hangi bir yaşta başlayabilir (2).
    İdiopatik oksipital lob epilepsileri klinik özelliklerine göre erken (Panayiotopoulos tipi) ve geç başlangıçlı (Gastaut tipi) tiplere ayrılır. Erken başlangıçlı tip genellikle gözlerde kayma ve başlıca iktal bulgusu kusma ile 1- 12 yaşlarında başlar. Bu tipte hemi- veya jeneralize nöbetler veya parsiyel status epileptikus nadirdir (5,6). Diğer taraftan geç başlangıçlı tip erken başlangıçlı tipten tamamen farklıdır. Sıklıkla 3- 16 yaşlarında başlar ve başlıca iktal bulgusu görsel nöbetlerdir (7,8).
    Oksipital lob epilepsisi, epilepsi türleri arasında çok sık rastlanmamaktadır. Bu nedenle literatürde klinik özellikleri ve takip konusunda veriler de kısıtlıdır. Ayrıca, farklı beyin alanlarına hızlı iktal yayılım sonucunda vakaların %50’sinde görülen temporal veya frontal motor nöbetler nedeniyle OLE tanısı zordur (9-11). OLE’de vizüel ve okülomotor iktal semptomlar en sık görülen semptomlardır. Görsel auralar ve/veya basit görsel hallüssinasyonlar, iktal amarozis, kontralateral göz veya baş deviasyonu, göz hareket salınımları, göz kırpma, göz kapağı seyirmesi, görme bulanıklığı ve diplopi OLE hastalarında bildirilmiştir ancak hiçbiri patognomonik değildir (3). Yapılan bir çalışmada lezyonal parsiyel epilepsili 276 hastanın auraları incelenmiş ve parsiyel lob veya oksipital lob epilepsilerinde görsel auraların daha sık görüldüğü bildirilmiştir (12).
    OLE hastalarında interiktal diken ve keskin deşarjlar sık görülür. Diğer taraftan OLE hastalarının %50 gibi yüksek bir kısmının iktal EEG’lerinde fokalden ziyade bölgesel tutulum görülebilir (11). EEG değerlendirmesinde, göz kapama sırasında diken dalga paroksizmleri erken başlangıçlı idiopatik formun bir özelliğidir ancak oksipital lob epilepsilerinde multifokal deşarjlar, jeneralize diken dalgalar da sıktır (13).
    Literatüre göre, idiopatik OLE çocukluk çağı benign parsiyel epilepsilerinin %20-25’ini oluşturmaktadır (2,14). İdiopatik OLE tanısı için nörolojik muayene ve beyin görüntülemesi normal olmalıdır. İktal semptomlarına göre ayrılan iki ana tipi vardır; erken başlangıçlı Panayiotopoulos ve geç başlangıçlı gastaut tipleri. Kusma ve gözlerin tonik deviasyonları erken başlangıçlı tipin ana özelliğiyken; görsel nöbetler daha çok geç başlangıçlı tipin özelliğidir. İdiopatik formun, özellikle de Gastaut alt tipinin hastaların klinik sonuçları ve hızlı tedavi açısından migrenden ayrılması önemlidir. Özellikle erken başlangıçlı tip olmak üzere her iki tipde benign bir sürece sahiptir (14,15). Alves-Leon ve ark. (16) benign oksipital epilepsisi olan 12 çocuğu incelemiş ve 4’ünün erken başlangıçlı (%33.3), 6’sının geç başlangıçlı, ikisinde ise (%16.7) erken ve geç başlangıçlı formun iç içe olduğunu bildirmiştir (16). Bu çalışmada en sık iktal semptomlar kusma, baş ağrısı ve görsel halüsinasyonlardı ayrıca tek anti-epileptik ilaç kullanan tüm hastalarda prognoz iyiydi (16). Bu sendromlar çocukluk çağının erken dönemlerinde görüldüğü için olgunlaşma sürecinin bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Aslında aile çalışmalarında hem fokal hem jeneralize özellikler gösterilmiştir. Bu bulgular bu epilepsi türlerinin idiopatik epilepsilerden çok farklı türler olmadığını desteklemektedir. Muhtemelen genetik benzerlik vardır. Özellikle bu alt grup epilepsi çeşitlerinin sınıflandırılması ve etiyolojilerinin aydınlatılması için genetik çalışmalara ihtiyaç vardır (17).
    Aksoy ve ark’ın, idiopatik OLE tanısı almış 35 hastayı inceledikleri çalışmalarında bu hastaların 15 tanesi Panayiotopoulos, 11 tanesi Gastaut alt-grubunda kabul edilmiş ve hastaların 9 de atipik bulguları nedeniyle karışık (mixed) grup olarak tanesi sınıflandırılmıştır. Bu çalışmada, Panayiotopoulos alt-tipi daha sık ve daha iyi huylu olarak tespit edilmiştir (18). Benzer şekilde son dönemde yapılan çalışmalarda, sadece Panayiotopoulos ve Gastautalt tiplerinin değil, hastaların her iki grubun da bazı özelliklerini taşıdığı karma bir alt grubun da yapılması gerekliliği üzerinde durulmaktadır (19).
    İncecik ve ark’nın ülkemizde yaptıkları bir çalışmada, idiopatik oksipital lob epilepsisi olan 42 hastanın %81’i tek ilaçla başarılı bir şekilde tedavi edilmiş, geri kalan %19 hastada iki ya da daha çok sayıda ilaca ihtiyaç duyulmuştur. AEİ sayısı ile cinsiyet, aile öyküsü, ya da EEG bulguları arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, Gastaut alt-tipi, Panayiotopoulos ile karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı şekilde daha çok hastada 2 ve üzeri AEİ ihtiyacı olduğu bildirilmiştir (20). Değerliyurt ve ark, ülkemizde yaptıkları bir çalışmada, Panayiotopoulos sendromu tanısı alan ve ortalama nöbet başlangıç yaşı 4.6 yıl olan 38 hasta değerlendirilmiş ve bu hasta grubunda da en sık semptomlar iktal kusma, baş-göz deviasyonu ve bilinç bulanıklığı olarak bildirilmiştir. Göz bulguları hastaların % 5’ inde rapor edilirken, iki ya da daha çok AEİ ihtiyacı olan hasta oranı %13 olarak bildirilmiştir. İlginç olarak bu çalışmada, hastaların büyük bir oranında kendisinde ya da ailesinde migren, febril konvülzyon gibi bir öykü mevcuttur (21).

    KAYNAKLAR
    1. Kuzniecky R, Gilliam F, Morawetz R, Faught E, Palmer C, Black L. Occipital lobe developmental malformations and epilepsy: Clinical spectrum, treatment, and outcome. Epilepsia. 1997;38:175–81. Adcock JE1, Panayiotopoulos CP Occipital lobe seizures and epilepsies. J Clin Neurophysiol. 2012 Oct;29(5):397-407.
    2. Adcock JE, Panayiotopoulos CP. Occipital lobe seizures and epilepsies. J Clin Neurophysiol 2012; 29: 397-407.
    3. Kuzniecky R.Symptomatic Occipital Lobe Epilepsy. Epilepsia, 1998; 39(Suppl. 4):S24-S3 I.
    4. Proposal for revised classification of epilepsies and epileptic syndromes. Commission on Classification and Terminology of the International League Against Epilepsy. Epilepsia. 1989;30:389–99.
    5. Panayiotopoulos CP. Benign childhood epilepsy with occipital paroxysms: a 15-year prospective study. Ann Neurol 1989;26:51-56.
    6. Ohtsu M, Oguni H, Hayashi K, Funatsuka M, Imai K, Osawa M. EEG in children with early-onset benign occipital seizure susceptibility syndrome: Panayiotopoulos syndrome. Epilepsia 2003;44:435-442.
    7. Gastaut H. A new type of epilepsy: benign partial epilepsy of childhood with occipital spike-waves. Clin Electroencephalogr 1982;13:13-22.
    8. Di Bonaventura C, Giallonardo AT, Fattouch J, Manfredi M. Symptoms in focal sensory seizures. Clinical and electroencephalographic features. Seizure 2005;14:1-9.
    9. Wieser HG, Blume WT, Fish D, Goldensohn E, Hufnagel A, King D, Sperling MR, Lüders H, Pedley TA; Commission on Neurosurgery of the International League Against Epilepsy (ILAE). ILAE Commission Report. Proposal for a new classification of outcome with respect to epileptic seizures following epilepsy surgery.Epilepsia. 2001 Feb;42(2):282-6.
    10. Engel J Jr. Classification of epileptic disorders. Epilepsia. 2001 Mar;42(3):316.
    11. Salanova V, Andermann F, Olivier A, Rasmussen T, Quesney LF: Occipital lobe epilepsy: electroclinical manifestations, electrocorticography, cortical stimulation and outcome in 42 patients treated between 1930 and 1991. Surgery of occipital lobe epilepsy. Brain 1992; 115:1655–1680.
    12. Ye BS, Cho YJ, Jang SH, Lee MK, Lee BI, Heo K. The localizing and lateralizing value of auras in lesional partial epilepsy patient. Yonsei Med J. 2012 May;53(3):477-85.
    13. Smith S J M . EEG in the diagnosis, classification, and management of patients with epilepsy. J Neurol Neurosurg Psychiatry 2005;76:ii2-ii7.
    14. Panayiotopoulos CP, Michael M, Sanders S, Valeta T, Koutroumanidis M. Benign childhood focal epilepsies: assesment of established and newly recognized syndromes. Brain 2008;131:2264-2286.
    15. Caraballo RH, Cersosimo RO, Fejerman N. Benign focal seizures of adolescence:a prospective study. Epilepsia 2004;45:1600-1603.
    16. Alves-Leon SV, Nunes RG, Andraus ME, Junior JC, Hemb M, Genofre MA. Clinical and electroencephalographic characteristics of benign occipital epilepsy of childhood in two tertiary Brazilian hospitals. Arq Neuropsiquiatr. 2011 Aug;69(4):648-53.
    17. Taylor I, Berkovic SF, Kivity S, Scheffer IE. Benign occipital epilepsies of childhood: clinical features and genetics. Brain 2008;131:2287-2294.
    18. Aksoy A, Haliloğlu G, Yalnızoğlu D, Turanlı G. Childhood Epilepsy with Occipital Paroxysm: Classification, Atypical Evolution and Long-Term Prognosis in 35 Patients. Turk J Pediatr. 2015 Sep-Oct;57(5):439-52.
    19. Yilmaz K, Karatoprak EY. Epilepsy classification and additional definitions in occipital lobe epilepsy. Epileptic Disord. 2015 Sep;17(3):299-307.
    20. Incecik F, Herguner OM, Altunbasak S. First-drug treatment failures in 42 Turkish children with idiopathic childhood occipital epilepsies. J Neurosci Rural Pract. 2015 Jul-Sep;6(3):300-3.
    21. Değerliyurt A, Teber S, Bektaş O, Senkon G. Panayiotopoulos syndrome: a case series from Turkey. Epilepsy Behav. 2014 Jul;36:24-32.