Etiket: Erkek

  • Erken Boşalma Nedir?

    Erken Boşalma Nedir?

    Erkeklerin cinsel yaşamlarında karşılaştıkları en önemli sorunlardan birisi de erken boşalma ya da “prematür ejakülasyon”dur. Hatta bu sorun, erkeklerin hekimlere ya da psikoterapistlere başvurma nedenleri arasında başlarda gelmektedir. Bu sorunu yaşayan erkeklerin yaşam kaliteleri de olumsuz etkilenmekte, evlilikleri ya da ilişkileri de sıkıntıya girmektedir. Ancak, birçok erkek bu sorunun varlığını kabul etmek istemez ve yardım almayı reddeder. Halbuki doğru yardımla rahatlıkla çözümlenebilecek bir sorundur bu.

    Önce erkekteki boşalma mekanizmasını incelemekte yarar var. Bir kere erkekte orgazm ve boşalma (ejakülasyon) ayrı birer olgudur ancak nadir birkaç istisna dışında bu iki olgu aynı anda gerçekleştiğinden genellikle bu iki kavram birbirlerinin yerine kullanılırlar. Orgazm, cinsel gerilim ve uyarımın yoğun bir şekilde devam etmesinden sonra kısa süreli ve yoğun bir zevk duygusuyla belirli bir yaşantıdır. Boşalma ise meni ya da semen adı verilen, içinde sperm hücrelerini barındıran beyazımsı renkteki sıvının, penisin içerisinden geçen ve üretra adı verilen kanal aracılığıyla dışarı atılmasıdır. Dediğim gibi sıklıkla bu iki durum aynı anda gerçekleşir ancak kimi zaman (ki bu oldukça nadir görülür) orgazm olmadan boşalma ya da boşalma olmadan orgazm gerçekleşebilir. 

    Erkek cinsel olarak uyarılmaya başladığında erkeğin cinsel organlarında bir takım mekanizmalar çalışmaya başlar. Testislerde (halk arasındaki adıyla hayalar. Ama yumurtalık değil. Yumurtalık kadınlarda yer alır. Erkekte yumurtalık yoktur) üretilen sperm hücreleri bir keseciğe gelirler. Burada, meni ile birleşir ve orgazm anında üretra aracılığıyla dışarı atılırlar. Bunu da sağlayan penisin dip kısmında ve anüs çevresinde bulunan kaslardır. Bu kaslar ritmik bir şekilde kasılarak meninin ve spermin dışarı atılmasını sağlarlar. 

    Peki erken boşalma nedir? Öncelikle bunun belirli bir süresini tanımlamak güçtür. Şu kadar sürenin altında olursa erken boşalma söz konusudur demeyi pek tercih etmiyoruz. Genel olarak kabul gören görüşlere göre erkeğin boşalmasını kontrol edememesi, cinsel ilişkinin her iki kişinin de doyuma ulaşmasına kadar sürmemesi ya da erkeğin bunu sürdürememesi durumu erken boşalma olarak adlandırılır. 

    Yani buradaki iki anahtar nokta erkeğin kendisini kontrol edememesi ve kadının orgazma ulaşmasını bekleyememesidir. Yani burada “süre” göreli bir değişkendir. Yukarıda mekanizmadan bahsederken belirttiğim gibi erkeğin boşalmasını sağlayan kas grupları bulunmaktadır. Bu kaslar üzerinde erkek kontrol sahibi olabilir. Bu şekilde boşalmasını da kontrol edebilir.

    Erken boşalmanın nedenleri genellikle psikolojik kaynaklıdır. Özellikle erkeğin geçmiş cinsel deneyimleri bu durumu ortaya çıkarabilir. Geçmişte yaşanan olumsuz ve travmatik cinsel deneyimler, erkeğin kendisini çeşitli nedenlerle çabuk boşalmaya şartlaması (örneğin yakalanma tehlikesinin olduğu ortamlarda sık yapılan mastürbasyonlar) bu durumun nedenleri arasında sayılabilir. 

    Bu sorunun çözümü için profesyonel yardım almaktan çekinmeyiniz. Sorununuzu ne kadar erken çözerseniz, cinsel yaşamınız da o kadar doyurucu olacaktır. 

  • Homoseksüel Kimliklerin Psikanalitik Anlamları

    Homoseksüel Kimliklerin Psikanalitik Anlamları

    Homoseksüel, homo ve seksüel kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş Latince kökenli kelimedir. Homo kelimesi “eş” anlamı taşımakla birlikte “insan” anlamına da gelmektedir. Seksüel kelimesi “cinsiyet” anlamını taşımaktadır. Türkçe karşılığı eşcinsel olan homoseksüel içerisinde Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transeksüel, İnterseksüel cinsel kimlikleri barındırmaktadır. Farklı kültürlerde uzun zaman anormal cinsel kimlik olarak tanımlanmış, farklı bilim otoriteleri hastalık olarak tanımlamakta, toplumlarda ise anormal cinsellik olarak karşılık bulmaktaydı. Son yıllarda bilim otoritelerinin hastalık tanımlamasını reddetmesi üzerine kültürlerdeki karşılıkları değişime başlamış, hatta bazı toplumlarda yasal haklar elde etmesiyle yasal olarak da kabul görmeye başlamıştır.

    1973 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği (APA), 1992 yılında ise Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) homoseksüel yönelimleri hastalık sınıflandırmasından çıkarmıştır. Bu düzenlemeler ile toplumlarda homoseksüelliğe bakış pozitif anlamda değişim göstermeye başlamıştır. Bu değişimler, yasalara da yansıması ile Hollanda, Belçika, Hırvatistan, Danimarka, Finlandiya gibi Avrupa ülkeleri homoseksüel evlilikleri yasal olarak kabul ederek, çiftlerin haklarını koruma altına almıştır.

    Toplum nazarında anormal ilişki olarak görülmesi, önyargı, kalıplaşmış düşünce ve homofobinin uzantısı ile ortaya çıkmış bir düşüncedir. Kaplan Sadock’un editörlüğünü yaptığı Comprehensive Textbook of Psychiatry kitabında anormal ilişki, kişinin kendisine ya da diğerlerine zararlı olan, oldukça kısıtlı olan, bir partnere yönlendirilemeyen, birincil cinsel organların uyarılmasını dışlayan, suçluluk ve anksiyetenin uygunsuz olarak eşlik ettiği cinsel davranış olarak tanımlanmıştır.

    Homoseksüel kimliği anlayabilmek için lezbiyen, gay, biseksüel, homofobi gibi kavramların tanımlanması önemli olacaktır. Bu tanımlamaların ardından psikanalizin homoseksüel yönelimlere bakışı kavranabilir bir boyuta gelecektir.

    Cinsiyet ve Cinsellik

    Cinsiyet ile cinsellik arasındaki farkı kavramak homoseksüeliteyi kavramakta önemlidir. Cinsiyet TDK sözlüğünde “Bireye, üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaradılış özelliği” şeklinde tanımlanmaktadır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere cinsiyet bireyin tercihi olmaksızın getirdiği biyolojik bir terimdir. Kişinin fiziksel ve biyolojisinde yer alan eril ile dişil üreme organlarının var olması ile belirlenmektedir.

    Cinsellik TDK sözlüğünde ” sevişme duygusu” olarak tanımlanmaktadır. Cinsellik kişinin duygusal ve cinsel anlamda yatırım yaptığı nesneye aittir. Kişinin biyolojisi ve fizyolojisinden bağımsız olarak gelişen bu yatırımın toplum ve kültürün genelinin yönelimi ile uyumlu olmak zorunluluğu yoktur. Bir erkek cinselliği için kadın şart olmadığı gibi bir kadın cinselliği için erkek gerekmemektedir. Duygusal ve cinsel yatırım bireyin hem cinsine yatırılabilir. Bu duygusal bir etmen olmakla birlikte, biyolojisi ile bir bağlantı taşımamaktadır.

    Kişinin doğuştan getirdiği biyolojik kimlik Türkçe’de biyolojik cinsiyet olarak kabul görmekte, kişinin duygusal ve cinsel yatırımları sonucunda ortaya çıkan kimliği ise cinsel kimliğidir.

    Homoseksüelite

    Homoseksüellik 19. yüzyılda tıbbi bir terim olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu terimin kullanımından önce heteroseksüellik normalliği ifade etmekteydi. Ancak homoseksüelitenin tıbbi olarak tanınmasından sonra normal ve anormal tanımları ortadan kalkmıştır. Homoseksüellik, kişinin biyolojik olarak kendi cinsiyeti ile aynı cinsiyette olan kişiye yönelik erotik istek duyması anlamında kullanılmakdır.

    Homoseksüel tanımı ile birlikte 19. yüzyılda biseksüellik kavramı da hipotetik olarak bir organizmanın fizyolojik olarak bir kadın ya da bir erkek olarak gelişebilmesi anlamına gelmekteydi. Yapılan çalışmalar sonucunda bazı organizmaların erkek veya kadın olarak çoğalabildiğini gösterdi. İnsan embriyosunun gestasyonun 12. haftasına kadar dış genitallerin kadın veya erkek olarak farklılaşmasının bulunması ile insanlardaki biseksüel potansiyeli kabul görmeye başladı. Sigmund Freud, kadın ile erkek arasında farklılıklar olmasına rağmen insanların biseksüel olduklarını savunduğu teorisi bilim tarafından onaylandı. Sigmund Freud’un klitorisin işlevini yitirmiş bir penis olduğunu savunması da bu teorinin devamı niteliği taşımaktadır.

    Günümüzde biseksüellik zaman zaman kendi cinsiyete karşı duygusal ve cinsel yatırımın yapılıp, zaman zaman karşı cinsiyete karşı duygusal ve cinsel yatırım yapılması olarak tanımlanmaktadır.

    Lezbiyen

    Kadın biyolojisine ve fizyolojisine sahip bireylerin kendisi gibi biyolojik ve fizyolojik olarak kadın bireylere karşı duygusal ve cinsel yatırım yaptığı cinsel yönelimdir. 1994 yılında Chicago Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre 18-59 yaş aralığındaki kadınların %1.4’ü lezbiyen olduklarını bildirmektedir. Ayrıca araştırmaya katılan kadınların %5’i ergenlik dönemi sonrasında en az bir defa homoseksüel ilişki yaşadıklarını bildirmişlerdir.

    Gay

    Erkek biyolojisine ve fizyolojisine sahip bireylerin kendisi gibi erkek biyoloji ve fizyolojisine sahip bireylere karşı duygusal ve cinsel yatırım yaptığı cinsel yönelimdir.1994 yılında Chicago Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre 18-59 yaş aralığındaki erkeklerin %2.8’i gay olduklarını bildirmişlerdir. Aynı araştırmada yer alan verilere göre araştırmaya katılan erkeklerin %9’u ergenlik dönemi sonrasında en az bir defa homoseksüel ilişki yaşadıklarını bildirmişlerdir.

    Biseksüel

    Yazının içerisinde belirtildiği üzere, 19.yüzyıla kadar tıbbi olarak tanımı olmayan biseksüellik, yapılan araştırmalar sonucunda kabul görmeye başlamıştır. Sigmund Freud gibi birçok bilim insanı insanların tamamında biseksüel eğilimlerin olduğunu savunmaktadır. Biseksüellik, hem kendi cinsiyetinden hem karşı cinsiyetten bireylere karşı duygusal ve cinsel yatırım yapıldığı cinsel yönelimdir.

    Transeksüel

    Biyolojik ve fizyolojik olarak bulunduğu bedene ait hissetmeyen bireylerin duygusal ve cinsel yatırımlarının hangi cinsiyete yöneldiğinden bağımsız olarak hissettikleri cinsiyetin bedenini cerrahi müdehale ile sahip olmasıdır. Transeksüel erkekler kadınlarla birlikte olmak için ya da transeksüel kadınlar erkeklerle birlikte olmak amacıyla cinsiyet değiştirmemektedir. Kendi bedenleri ile hissettikleri beden algısının uyumsuzluğunu gidermek amacıyla cinsiyet değiştirmektedir. Transeksüel bir kadın duygusal ve cinsel olarak bir kadına yatırım yapabilir ve lezbiyen bir ilişki yaşayabilir. Transeksüel bir erkek duygusal ve cinsel olarak bir erkeğe yatırım yapabilir ve gay ilişkisi yaşayabilir.

    İnterseksüel

    LGBT çatısına kabul edilen son yönelimdir. İnterseksüel birey hem dişil hem eril olarak hissedebilir. Fizyolojik olarak da kadın ve erkek fizyolojisine ait belirtiler gözlenebilir. Diğer LGBT yönelimleri ile ilgili yapılmış çalışmalar kadar yaygın ve bilinen bir yönelim değildir.

    Homofobi

    Etimolojik olarak “Homo” “aynı, eş” anlamına gelmekte, “fobi” ise “doğal olmayan, mantıksız ve güçlü bir korku veya nefret” anlamına gelmektedir. Homofobi kelimesinin karşılığı olarak eşcinselliğe duyulan korku, nefret olarak tanımlanabilmektedir. Homofobi insanlar eşcinselliği kabul etmemek bir tarafa eşcinsellere karşı yıkıcı duygular beslemekte, eşcinsel kimseler ile sağlıklı iletişim kuramamaktadır.

    Homofobinin kelime anlamını kavramak için yapılan kelimeyi oluşturan sözcüklerin ayrılması, homofobinin psikolojik çıkarımı için de gereklidir. Fobi, bilindiği üzere bastırılan arzuların sonucunda ortaya çıkan bir korku durumudur. Homofobi, kişinin eşcinsel arzularından duyduğu rahatsızlık sonucunda bu arzularını baskılayıp, baskıladığı arzuları çağrıştıran kimselere karşı öfkesinin yönelmesidir.

    Psikanaliz ve Homoseksüelite

    Psikanalizin kurucusu olan Sigmund Freud, homoseksüeliteyi normal gelişimin doğal bir sonucu olarak görmektedir. Homoseksüelite ya da inversiyonu bir patoloji olarak görmek bir tarafa, doğal bir dürtünün çözümlenmiş bir dışavurumu olarak nitelendirmektedir. Yazının içerisinde konu edinildiği üzere Freud, insanları biseksüel olarak tanımlamakta, her bireyde Feminen ve Maskülen bir yön olduğunu savunmaktadır. Bu biseksüellik içerisinde, gelişim döneminde toplumsal, çevresel ve biyolojik etmenlerin etkisi ile ortaya çıkan doğal bir yönelimdir. Bu durumun tersine heteroseksüelliğin çoğu zaman yüceltilmiş bir algı içerisinde olduğunu belirtmiştir.

  • Erkekte meme büyümesi (jinekomasti) tanı ve tedavisi :

    JİNEKOMASTİ (MEME BÜYÜMESİ) :

    Tanım: Erkeklerde duktal meme dokusunun aşırı büyümesine jinekomasti denilir. Meme dokusunda artış olmadan sadece kilo artışına bağlı yağ depolanmasına sonucunda ortaya çıkan meme büyümesine ise Psödojinekomasti (Yalancı) denilmektedir. Gerçek ve yalancı jinekomasti ayırımı meme ultrasonu ile yapılabilmektedir.

    Nedenleri: Estrojen (Kadınlık hormonu) meme büyümesini uyarırken, Androjenler (Erkeklik Hormonu) meme büyümesini durdurur. Buradan da anlaşılacağı üzere bir erkekte Estrojen hormonunun artması veya Androjen hormonunun azalması sonucunda jinekomasti gelişebilir. Sağlıklı erkeklerde Estrojenin ana kaynağı Androjen hormonlarının yağ dokuda Aromataz enzimi ile estrojene çevrilmesidir. Bu sebeple yağ kitlesi artan (Kilo artışı) erkeklerde yağ dokuda estrojen üretimi artacağından jinekomasti gelişme ihtimalide artmaktadır. Hormon dengesini bozarak jinekomastiye yol açan nedenleri basitçe sıralamak gerekirse

    Estrojen içeren ilaçların kullanılması

    Estrojen üreten Testis tümörleri

    Estrojen üreten Adrenal bez tümörleri

    Yaşlanma

    Obezite

    Hipertiroidi

    Androjen (Testesteron) eksikliğne yol açan hastalıklar (Hipogonadizm nedenleri)

    Böbrek Hastalıkları

    Karaciğer hastalıkları

    Ergenlik Dönemi

    HCG üreten tümörler.

    Jinekomasti gelişen bir erkek yukarıda kısaca sıralanan tüm nedenlere yönelik olarak tetkik edilmelidir. Tedavi hastalığa yol açan nedene yönelik olarak değişkenlik göstermektedir. Primer nedenin tedavisi yanında kozmetik olarak rahatsızlık veren vakalarda Jinekomastiye yönelik olarak Cerrahi tedavide önerilmektedir.

    Jinekomastinin medikal tedavisinde uygun olan vakalarda SERM (selektif östrojen modilatörü) , Aromatoz inhibitörleri ve Androjen hormon replasmanı kullanılmaktadır.

  • Evlilikte Karşılaşılan Sorunlar

    Evlilikte Karşılaşılan Sorunlar

    İnsanlar duygularıyla ne kadar temas halindeyse, başkalarını anlama ve onlarla daha iyi geçinme yeteneği de o denli artar ve akademik zekası ne olursa olsun, duygusal zekası yüksek ise geleceği parlak olur. Aynı şey,eşler arasındaki ilişkiler için de geçerlidir.

    Boşanmaların yarısı ilk 7 yıl içinde oluyor,ikinci evliliklerde oran %10 daha yüksek.

    Uzun süreli ilişkiler cesaret, kararlılık ve sabırgerektiriyor, kadınlar marstan erkekler venüsten deseler de yapılan araştırmalar her iki cinsiyetin de evliliklerinde tatmin olmalarını belirleyen şeyin karı-koca arasındaki dostluğun niteliği olduğunu göstermektedir.

    Bu çiftler, genelde birbirlerini yakından tanır, birbirlerinin hoşlanıp hoşlanmadığı şeylere, kişilik kusurlarına, umutlarına ve hayallerine aşinadırlar. Birbirlerini her zaman düşünür ve bunu her fırsatta dile getirirler.

    Birbirinizin tuhaf yanlarına uyum sağlayıp; ilgi, sevgi ve saygıyla evliliğiniz çok iyi gidebilir.

    Çözüm, aranızdaki farklılığı anlamanız ve birbirinize değer verip saygı göstererek o farklılıkla birlikte yaşamayı öğrenmenizdir.

    EVLİLİKTE KARŞILAŞILAN TEMEL SORUNLAR

    SERT BAŞLANGIÇ

    Eğer tartışmanın ilk 3 dakikasına sert başlamışsanız, başarısızlık ihtimali yüksek.

        Eğer tartışmaya sert başladığınızı fark ettiyseniz fişi çekip bir ara verdikten sonra yeniden deneyebilirsiniz.

    DÖRT ATLI

    Eleştiri

    Hor görme

    Kendini savunma

    Araya duvar örme

    ELEŞTİRİ

    Karşıdakine,onunla ilgili olumsuz özellikler dile getirmek, söylenilen özellikler eş de olabilir veya eşi öyle algılıyor olabilir.

    HOR GÖRME

      İğneleme ve kuşkuculuk, hor görme biçimleridir. Sıfat takma, göz devirme, küçümseme, alay etme ya da kara mizah da  hor görme biçimleridir. Hor görme tiksinmeyi ima ettiği için ilişkiyi zehirler.

        KENDİNİ SAVUNMA

    Bir çeşit karşı tarafı suçlamadır. Söylenen asıl şey “sorun bende değil, sende”dir.

    ARAYA DUVAR ÖRME

        Erkekler arasında daha yaygındır. Hiç sesini çıkarmadan başka yöne ya da aşağı bakar, söylediklerinizi duysa bile umursamıyormuş gibi davranır. Diğer üç atlıya göre daha sonraki aşamalarda ortaya çıkar

    Teknoloji çağındayız ama bedenimiz ilkel korku tepkilerini koruyor. Evrim için yeterince süre geçmedi, ilkel toplumda erkek avcı kadın toplayıcı. Erkek ava gittiğinde diğer tüm uyaranlara kendini kapatıp, ava odaklanırken , arkadan gelecek saldırgan bir hayvan için tetiktedir. Bu tehlikeyi da yüksek sesle algılar, yani ister kaplan olsun ister klozet kapağını neden kaldırmadın diye soran küçümser tavırlı bir eşle yüz yüze olun, bedeni aynı tepkiyi verir. Yani genlerde erkek de yüksek ses hayati tehlike algısı oluşturduğundan, nabzı kısa sürede çok yükselir. Bu da onun ormandaki vahşi hayvandan daha hızlı kaçabilmesini sağlar. Dolayısıyla yüksek sesle başlayan bir tartışmadan erkeğin kaçması ihtimali yüksektir.

    Evlilikteki çatışmalar, erkekleri kadınlardan daha çok bunaltır. Tartışmalardan sonra, erkekler gerginliği sürdüren olumsuz düşünceler beslemeye devam ederken, kadınlar sakinleşme ve uzlaşmaya yöneliktirler. Kadın yapısal olarak stresle daha iyi baş edebilir iken, erkek savunma ve duvar örmeyi tercih eder. Hatta karısını susturma çabası içinde kavgacı ya da aşağılayıcı bir tavra bürünebilir.

    Dört atlı kalıcı olduğunda ve iki eş de dolup taştığını hissettiğinde ciddi sorun var demektir. Sık tartışma, uzaklaşma ve yalnızlık arka arkaya gelir. Ya da aynı evde paralel yaşamlar sürdürürler.

    Onarma girişimleri, duygusal gerilimi azalttığı gibi, stres düzeyini düşürerek kalp atışının hızlanmasını ve taşma hissini engellediği için de evlilikleri kurtarır. Duygusal zekalı evliliklerde, çeşit çeşit başarılı onarma girişimleri vardır. Gülme, dil çıkarma,özür dileme vb. Onarma girişiminin başarısı inceliği ile değil, evliliğin durumu ile ilgilidir. 

    Sorunlu çiftlerde daha fazla onarma girişimi oluyor, başarısız oldukça daha fazla deniyorlar. Eğer karı-koca arasında dostluk varsa ve olumlu düşünceler ağır basıyorsa onarma girişimleri başarılı oluyor.

    Uyarı işaretleri ortaya çıktıktan çok sonra, çiftler yardım aramaya yönelirler.

    1-ÇİFTLERİN BİRBİRLERİNE SÖYLEDİĞİ SÖZLERDE; SERT BAŞLANGIÇ, DÖRT ATLI VE ETKİLENMEYİ KABULLENME İSTEKSİZLİĞİ

    2-ONARMA GİRİŞİMLERİNİN BAŞARISIZLIĞI

    3-FİZYOLOJİK TEPKİLER (DOLUP TAŞMA)

    4-EVLİLİĞİ İLE İLGİLİ YAYGIN OLUMSUZ DÜŞÜNCELER

        Duygusal ayrılığın ya da boşanmanın belirtisidir.

         Ancak;Her şey bitene kadar hiçbir şey bitmiş sayılmaz.

  • Prostat kanseri için hormon tedavisi – 2

    Prostat kanserinde hormon tedavisi yazımızın ikinci bölümünde anti-androjen denilen ilaçlardan bahsedeceğiz. Prostat hücrelerinin büyüme ve çoğalmasında kilit role sahip androjen hormonları, prostat hücrelerinin yüzeyindeki androjen reseptörü (algaç) denilen proteinlere bağlanarak çalışır. Anti-androjenler, androjenlerin bu reseptörlere bağlanmasını engeller.

    Bu grupta yer alan ve en yaygın olarak kullanılan ilaçlar Flutamide (Eulexin) ve Bicalutamide’dir (Casodex).

    Her gün alınan hap şeklinde kullanılırlar.

    Anti-androjenler çoğunlukla tek başlarına kullanılmazlar. Sıklıkla LHRH agonistlerinin etkinliği azaldığında ek olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, LHRH agonisleri ile kez kullanıldığında tümör flare etkisinden korunmak için birkaç haftalığına kullanılırlar.

    Buna ek olarak anti-androjenler, orşiektomi veya LHRH agonistlerine ek olarak birinci basamak hormon tedavisi olarak da kullanılabilmektedir. Bu yönteme kombine androjen blokajı denilmektdir.

    Eğer prostat kanserli bir hastada anti-androjen etki etmemeye başlarsa, anti-androjen tedaviye ara vermek, kısa bir süre için kanserin büyümesinde durmaya yol açabilir. Biz buna anti-androjen çekilme etkisi demekteyiz. Bunun nedeni ise henüz netlik kazanmamıştır.

    Enzalutamide (Xtandi)

    Yeni nesil bir anti-androjen tedavi yöntemidir. Normalde androjenler kendi reseptörlerine bağlandığında, reseptör hücre kontrol merkezine büyüme ve bölünme sinyali gönderir. İşte Enzalutamide bu sinyali bloke eder. Her gün alınan hap şeklinde kullanılır.

    Enzalutamide, cerrahi dirençli prostat kanserli erkeklerde yararlı olabilir. Birçok ilaç çalışmasında, erkek hastalar LHRH agonist ile tedavi edildi. Ancak, cerrahi müdahale yapılmamış testosterone düzeyine sahip erkeklerde nasıl etki ettiği hakkında net bir bilgi yoktur.

    Hormon tedavilerinin olası yan etkileri

    Orşiektomi ve LHRH agonistleri ve antagonistleri, testosteron düzeylerinin düşmesi sebebiyle benzer yan etkilere sahiptir. Bu yan etkiler;

    – Azalmış veya kaybolmuş cinsel istek

    – İktidarsızlık

    – Penis ve testislerde küçülme

    – Zamanla iyileşen veya yok olan ateş basmaları

    – Meme hassasiyeti ve meme dokusunda büyüme

    – Kırıklara neden olabilen osteoporoz (kemik incelmesi)

    – Anemi (düşük kırmızı kan hücre sayısı)

    – Mental güçsüzlük

    – Kas kütlesi kaybı

    – Kilo alımı

    – Yorgunluk

    – Yüksek kolesterol

    – Depresyon

    Bazı araştırmalar göstermiştir ki, yüksek tansiyon, diyabet, inme, kalp krizi ve kalp hastalıklarına bağlı ölüm riskinin hormon tedavisi uygulanan erkek hastalarda yüksektir. Ancak bu konuda yapılan tüm araştırmalar bunu doğrulayamamıştır.

    Antiandrojenler benzer yan etkilere sahiptir. LHRH agonistleri, antagonistleri ve orşiektomi arasındaki temel fark ise anti-androjenlerin cinsel açıdan düşük yan etkilere sahip olmasıdır. Bu ilaçlar tek başına kullanıldıklarında, cinsel istek ve ereksiyon genellikle devam etmektedir. Ancak, bu ilaçlar LHRH agonistleri ile tedavi edimiş erkek hastaya verildiğinde, ishal temel yan etkidir.

    Abiraterone eklem ya da kas ağrılarına, yüksek tansiyona, vücutta sıvı birikimi, ateş basmaları, mide problemlerine ve ishale neden olabilir.

    Enzalutamide ishale, yorgunluğa ve ateş basmalarının kötüleşmesine neden olabilir. Bu ilaç ayrıca sinir sisteminde de bazı yan etkilere neden olmaktadır. Bunlar, baş dönmesi ve nadiren felçtir. Bu ilacı alan erkekler düşmeye bağlı sakatlanmalara meyillidir.

    Hormon tedavilerinden kaynaklanan yan etkilerin çoğu önlenebilir veya tedavi edilebilir

    Örneğin,

    – Ateş basması şikayetine antidepressanlar ve diğer ilaçlar çoğunlukla yardımcı olabilir.

    – Osteoporozu engellemede birçok ilaç önleyici ve tedavi edici etki yapabilir.

    – Depresyon antidepresanlar veya psikolojik danışma ile tedavi edilebilir.

    – Egzersiz yorgunluk, kilo alımı, kemik kaybı, kas kaybı gibi yan etkileri düşürmede yardımcı olabilmektedir.

  • Erkeklerde kanserden korunma yolları

    2015 yılı verilerimize göre ülkemizde her yıl 97 bin erkek ve 62 bin kadın ve toplamda 159 bin kişi kansere yakalanmaktadır.

    Ülkemizde erkeklerde en sık görülen akciğer kanseri, her 100,000 kişiden yaklaşık 61’ini etkilemektedir. Akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen kanserler sırasıyla; prostat, kalın bağırsak, mesane, mide, larinks, lenfoma, beyin, pankreas ve böbrek kanserleridir.

    Kansere dair sayısal veriler her ne kadar bizi ürkütse de, kanserin biyolojisini eskisine nazaran çok daha iyi bilmemiz sayesinde kanserin tanı ve tedavisine yönelik artık elimizde güçlü silahlarımız var. Gelecekte çok daha güçlü yöntemler bulunup kullanıma sunulana kadar, kendimizi korumak şu an için bile çok şey yapabiliriz.

    Bazı çevresel ve genetik faktörler kansere yakalanma ihtimalinizi arttırır. Bunlara kanser risk faktörleri diyoruz. Kanser risk faktörleri bilirseniz, bu hastalıktan korunabilir veya çok erken evrede tanı koyulma şansı elde edilebilirsiniz. Kanser riskinizi birçok yolla azaltabilirsiniz:

    – Sigara içmeyin, ve pasif içicilikten sakının. Artık çok iyi biliniyor ki, dünya genelinde kansere bağlı yaşam kayıplarının ana nedeni olan akciğer kanseri, çoğunlukla tütün ve tütün ürünlerinin kullanımına bağlı oluşmaktadır.

    – 50 yaşından itibaren, kolon ve rektum (kalın bağırsak) kanserleri için tarama yaptırın. Kolonoskopi ve rektoskopi olarak adlandırılan, kalın bağırsağın kamera ile görüntülenmesi yöntemlerinin, bu bölge kanserlerini çok erken bir dönemde tespit etmede başarısı artık iyi bilinmektedir. Kalın bağırsak kanserleri ülkemizde, hem erkek hem kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser türüdür. Bu nedenle, bu kanser türü için etkili bir erken tarama yönteminin mevcut olması bir şans olarak nitelenebilir.

    – Cildinizi güneşten ve solaryumdan koruyun. Cilt kanserleri sık görülür ve cilt kanserlerinin birçoğununu sebebi güneşin ultraviyole ışınlarına maruziyettir. Erkeklerin bayanlara göre daha az güneş kremi kullanıkları çeşitli araştırmaların konusu olmuştur. Güneş kremi ve uygun kıyafetler gibi birkaç basit önlemle güneşin zararlı ışınlarından korunabilirsiniz.

    – Aktif bir yaşam tarzı benimseyin ve kilonuza dikkat edin. Sağlıklı beslenmenin ve düzenli fiziksel aktivitenin birçok kanser türü için riski azalttığı kanıtlanmıştır. Web sitemizin beslenme ve egzersiz bölümünde konuyla ilgili faydalanabileceğiniz birçok yazı mevcuttur.

  • Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Eyvah! Erken Boşalıyorum:

    Öncelikle “erken boşalma” kelimesinin yerine “denetimsiz boşalma” ya da “kontrolsüz boşalma” demeyi daha doğru buluyorum.

    Çünkü ”erken” sözcüğü çok görecelidir. Kime göre, neye göre erken? Denetimsiz boşalmayı tanımlayacak olursak; en az 6 ay düzenli bir cinsel birliktelik ( Cinsel penatrasyon ) yaşayan ve bu birlikteliklerin % 50 sinden fazlasında erkeğin boşalmayı geciktirememesi durumudur. Başka bir deyişle; denetimsiz boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol edemeyip isteğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini yaşar (Plato) ve ardından da boşalır. Denetimsiz boşalanlarda bu plato fazı ya çok azdır ya da hiç yoktur.

    Ülkemizde denetimsiz boşalma sorunu on erkekten yedisinde görülmektedir. Bu çok ciddi bir oranken bu problem ile kliniklere başvurma sayısı oldukça düşüktür. Bunun nedeni erkekliğe yüklenen anlamın erkeğin cinsel performansındaki başarısı ile özdeşleşmiş olması, utanç duyulması, genelde diğer erkeklerin kendisinden daha iyi performans gösterdiği yanılgısı ( bu problemi yaşayan tek erkeğin kendisi olduğu inancı ) veya kadınların çoğunun cinsel ilişkiyi görev gibi algılayıp, bu sorunun onlar için bir avantaja dönüşmesidir.( Yani ne kadar hızlı olursa kadın görevini daha çabuk yerine getirmiş olur.)

    Denetimsiz boşalmanın sebeplerine gelecek olursak, cinselliğin ayıp, yasak, günah olduğu düşünülen ülkemizde çocuklarımıza gerekli cinsel eğitimin verilmiyor olması, mahrem alana saygı duyulmadığı için, ilk cinsel keşiflerin ( Mastürbasyon ) yakalanma korkusu ve aceleyle yapılmış olması, ilk cinsel deneyimlerin genel ev gibi performans odaklı ve erkekte inanılmaz kaygı yaratan yerlerde gerçekleşmiş olması, çocuk- ebeveyn ilişkileri, suçluluk, günahkarlık duyguları, erkekler arsında çok yaygın olan mitler, hurafeler… Eş ile ilişkisel sorunlar, performans kaygısı ( Denetimsiz boşalmayı hızlandırıcı ve sürdürücü bir rol oynar, cinsel mitlerle ve yüksek beklentilerle doldurulmuş bir erkek cinsellikte sıkıntı yaşar. Çünkü seks haz alınması gereken bir durum olmaktan çıkar, bir sınav haline gelir.) Seyirci rolü ( Erkek eşi ve onun memnuniyetiyle çok fazla meşgul olursa sürekli eşini izler ve onu memnun edememe endişesine kapılarak erken boşalabilir.) Aslında tüm mesele erkeğin bedensel hislerini fark edememesi ile ilgilidir. Nasıl ki mesanenin olduğunu fark edemeyen bir çocuk gece altına idrar kaçırırsa; yükselen heyecanını fark edemeyen erkek de isteğinden önce boşalır.

    Tedavi 2- 6 hafta arasında değişen 45 dakikalık seanslardan ve seans da öğrenilen tekniklerin evde uygulanması şeklinde uygulamalardan oluşmaktadır.

    Cinsel problemeler diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi tedavi edilmezler ise kişilerin ilişkilerini ve yaşam kalitelerini bozabilmektedir. Bu yüzden denetimsiz boşalan erkekler zaman geçirmeden hayatlarını büyük ölçüde sıkıntıya sokan ve çözümü de bir o kadar basit olan bu sorundan kurtulmak için bir cinsel terapiste başvurmaları gerekir. Aklen, bedenen ve ruhen sağlıklı bir yaşantı için hayatımızdaki bütün sorunlardan kurtulmanız dileğiyle… Mutlu yıllar…

  • Erkekte meme büyümesi (jinekomasti ) tedavi edilmelimidir?

    Jinekomasti erkekte meme bezlerinin büyümesine olarak tarif edilir. Jinekomasti, genellikle çift taraflı , ancak tek yanlı da olabilir. Yenidoğanda, ergenlik döneminde ve yaşlılarda sıklıkla izlenebilir. Erkek cocuklarının %70 kadarında ergenliğe gecişte, geçici meme büyümeleri görülebilir. Bir calışmada, 60 yaşın uzerindeki erkeklerin yaklaşık %20’sinde, 80 yaş ustu erkeklerin %50’sinde saptanmıştır. Östrojenler meme dokusunun gelişimini sağlarken, androjenler aksi yonde görev yapar. Jinekomasti, genellikle ostrojen ve androjen hormonlarının ya oransal, ya etkinlik, ya da hem oransal, hem de etkinlik olarak ostrojen lehine olan dengesizliğinden kaynaklanır. Kural olarak, yaşlanma ve kilo artışına paralel olarak, yağ dokusu artar ve jinekomasti daha sık görülür. Jinekomasti ile kliniğe başvuran her hastanın detaylı irdelenmesi gerekmez. Asemptomatik sağlıklı bir erkekte, uzun zamandır bulunduğu ifade edilen durağan jinekomastinin, detaylı öykü ve fizik muayene sonrası, bulgular doğal ise, incelenmesi gerekmez.. Her dort erişkin jinekomasti olgusunun birinde sorumlu faktor kullanılan ilaclardır, bu nedenle detaylı bir öykü alınmalıdır. Öyküde ayrıca; jinekomastinin suresi, hassasiyetin varlığı, eşlik eden hastalık varlığı (hipertiroidi, kronik karaciğer veya bobrek hastalığı, hipogonadizm, prostat kanseri, gibi), olası kimyasal maruziyeti mutlaka sorgulanmalıdır. Sistemik fizik muayene, ozellikle meme, testis ve sekonder seks karakterlerinin muayenesi mutlaka yapılmalıdır. Akut başlangıclı, hızlı ve aşırı buyuyen, hassasiyeti olan ve zayıf erkeklerde izlenen jinekomasti incelenmelidir. Ozellikle sert, asimetrik, cildi, cilt altı yapıları veya meme başını fi kse eden kitleler, eşlik eden ulserasyon ve/veya meme başı akıntısı, koltuk altı lenf bezi varlığı maligniteyi işaret edebilir, değerlendirilmelidir. Pubertal ve ilac ilintili jinekomasti dışlandıktan sonra incelemeye başlanmalıdır. Bobrek, karaciğer ve tiroid fonksiyon testleri yapılmalıdır. Serum testosteron, ostradiol, androstenedion, luteinizan hormon (LH) ve HCG duzeyleri ölcülmelidir. Eğer testisler kucuk ise, Kleinefelter sendromu’nu ekarte etmek icin mutlaka karyotip analizi yapılmalıdır. Kleinefelter sendromu’na eşlik eden jinekomastide meme kanseri riski normal erkeklere göre 20 kat artmıştır. Bu sendrom dışında, jinekomasti varlığı meme kanseri riskini artırmaz. Erkekte obezite yine meme kanseri icin onemli bir risk faktorudur. Asemptomatik sağlıklı erkekte uzun suredir var olan jinekomastiyi tedavi etmek gerekli değildir. Pubertal jinekomasti, ağrılı ise, ergende endişe ve sosyal strese neden oluyor ise, danazol ile tedavi edilmesi düşünülebilir. Cerrahi adayı olmayan ağrılı jinekomasti olgularında tamoksifenveya raloksifen gibi antiostrojen tedavi olguların ücte ikisinde ağrıyı gerilettiği ve meme doku boyutunu azalttığı izlenmiştir. Jinekomasti altta yatan bir sebep varsa tedavisi ile düzelir.

  • Denetimsiz (Erken Boşalmanın) Tedavisi Mümkün Mü?

    Denetimsiz (Erken Boşalmanın) Tedavisi Mümkün Mü?

    Tekrarlayıcı bir biçimde, penis vajina birlikteliğinden hemen önce ya da hemen sonrasında kişinin boşalma refleksini kontrol edemeyip oluşan boşalmaya denetimsiz boşalma adı verilir.

    Günümüzde erkeklerin hayatlarının bir döneminde ya da sürekli olarak yaşamakta olduğu bir problemdir. Topluma baktığımızda, bu problemin adı erken boşalma olarak adlandırılır bu yanlış bir ifadedir. Bu noktada önemli olan süre değil, boşalma refleksi üzerinde istemli denetimin olmasıdır. Erkek, kısa bir sürede bilinçli şekilde boşalmayı gerçekleştiriyorsa, bu denetimsiz boşalma değildir ama kontrolünü sağlayamayıp, boşalmak istememesine rağmen boşalmayı gerçekleştiriyorsa buna denetimsiz boşalma diyebiliriz.

    Denetimsiz Boşalmanın Başlıca Nedenleri

    Denetimsiz Boşalma, birçok nedene bağlı olarak karşımıza çıkabilir. Bu yüzden herhangi bir psikoterapi desteği almadan önce problemin kaynağının organik(tıbbi) bir nedene bağlı olup olmadığını öğrenmek için öncelikle Üroloğa başvurmak gerekir. Eğer problemin nedeni organik değil, psikolojik kaynaklıysa bu konuda size yardımcı olacak uzman kişi Cinsel Terapisttir.

    En sık görülen nedenler

    1. Mastürbasyon:İlk olarak ergenlik döneminde tecrübe edilir. Mastürbasyon yapan erkek genellikle yakalanma korkusu yaşar, bu yüzden tüm dikkatini dışarıdaki uyaranlara verir. Böylelikle kişi hazza odaklanma konusunda problem yaşarken diğer yandan endişesini yatıştırmakta zorlanır. Bu da denetimsiz boşalmaya zemin oluşturabilecek nedenler arasındadır.

    2. Performans Kaygısı: “Ya partnerimi tatmin edemezsem” bu kaygıyı oldukça sık yaşarlar. Kişi partnerini tatmin etmeye o kadar odaklanmıştır ki, bu tüm cinsel hazzının önüne geçer. Cinsel birleşme sırasında bu kaygıyı sürdüremeyip denetimsiz olarak boşalma yaşarlar.

    3.Kaygı ve gerginlik: Kaslarda gerginlik oluşumu orgazm sürecini arttırır. Eğer kişi gerginse, daha az uyarana ihtiyaç vardır. Bu durum stres olarak karşımıza çıkar. Vajinal girişe odaklanmak yerine, hazza odaklanılırsa erkek enerjisini doğru yere aktarmış olur.

    4. Ödipal Çatışma: Çocukluk döneminde kişi eğer ebeveyni ve cinsel kimliği arasında özdeşim konusunda problem yaşamışsa, suçluluk ve korku duygularına sahiptir. Erkek, partnerini annesinin yerine koyarsa bu durum  cinsel ilişki yaşarken rahatsızlık yaratır. Bu rahatsızlık yaratan durumun hemen bitmesi içinde hızlı bir şekilde boşalır.

    Denetimsiz Boşalmanın Tedavisi Mümkün mü?

    Denetimsiz Boşalmanın nedeni organik(tıbbi) kaynaklı değilse, cinsel terapiye başvurulması gerekir.

    Ülkemizde cinsellik bir tabu olarak görüldüğü için, bu problemi yaşayan kişi ya da çiftler genellikle bu sorunlarıyla ilgili tedaviyi tercih etmeyebiliyorlar. Bu problemin kendiliğinden çözüleceğine dair inançları olabiliyor. Fakat ne zaman bu durum hayatlarını ve romantik ilişkilerini etkilemeye başlarsa o zaman bir problem olduğunu kabul etmeye başlarlar. İlişkisel ya da evlilik problemleriyle ilgili terapiye başlayan kişi ya da çiftlerin probleminin asıl nedeni çoğu zaman cinsellikte yaşanan problemler olarak karşımıza çıkar.

    Cinsel terapi, kişinin cinsellikle ilgili önceden oluşmuş doğru bilinen yanlış düşüncelerin farkındalığının oluşmasına katkıda bulunur. Cinselliğin sadece vajina- penis birlikteliği olmadığını, dokunmanın ve duyguların karşı tarafa aktarılmasının ilişki de önemli bir etmen olduğu anlatılır. Ayrıca, kişinin kendisine ve partnerine uygulayabileceği teknikler ödev verilerek desteklenir.

  • Kadın Beyni

    Kadın Beyni

    Kadın ve erkek olmak ile ilgili günümüzde birçok alanda; edebiyatta, sinemada, tiyatroda aynı içerik birbirinden farklı araçlarla karşımıza çıkmaktadır. “Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten”, “Kadın Aklı Erkek Aklı”, “Erkekler Ne Söyler, Kadınlar Ne Anlar” ve benzer başlıklar bunlardan bazılarıdır. Uzun yıllardır sıkça filmlere konu olmuş, gazete veya dergilerdeki köşe yazarlarının dikkatini çekmiş ya da okuduğumuz kitapların içeriklerini oluşturmuştur. Gündelik hayatta sıklıkla karşımıza çıkan bu olgu uzun yıllardır psikoloji, psikiyatri, nöroloji, nöropsikoloji, nöropsikiyatri gibi bilim alanlarındaki uzmanların da araştırmalarına konu olmuştur. Bugün gelinen noktada, kadın ve erkek beyni üzerine yapılan çalışmalar kadın ve erkek beyinlerindeki kimyasal, genetik, hormonal ve beynin işlevselliğinin örtüşmesini %99 oranında doğrularken, %1’lik bir farklılık beyin yapısının dil gelişiminde, sosyal becerilerde, hafızanın gelişmişliğinde, problem çözme ve duygu kontrolü gibi birçok farklılığa yol açtığını da doğrulmaktadır. Peki, nedir bu sadece %1 farklılığın yarattığı sonuçlar ve bizi nasıl etkiler?

    Doğduğumuz andan itibaren kadın ve erkek beyni birbirinden farklıdır. Bu farklılıktan dolayı da, anatomik yapı; dürtülerimizi, değer yargılarımızı ve gerçekliklerimizi kontrol eder. Nasıl ki beyin hasarları, inmeler, kafa travmaları kişilerin hayatında önemli fizyolojik bir takım değişikliklere yol açabiliyorsa, bunların yaratabileceği psikolojik değişiklikler de göz ardı edilmemelidir. Örneğin; bir beyin hasarı ya da kafa travması bir kişinin karakterini saldırgandan uysala çevirebilir. Peki, aynı beyin dışarıdan bir tepkiye maruz kaldığında bu kadar aksi yönde değişiklikler gösterirken, doğuştan farklı biyolojik yapılara sahip olan kadın ve erkek beyinleri arasındaki farkı hiç düşündünüz mü? Eğer doğuştan beyindeki iletişim ile ilgili alan daha fazla yer kaplıyorsa bunun gündelik hayattaki yansıması karşımıza nasıl çıkar, böyle bir beyin yapısına sahip olmak bize dünyayı nasıl algılattırır?

    Bu sorunun temel cevapları kadın ve erkek beyin yapısı ve hormonlarına dayandırılabilir. Kadın ve erkek olmaktan kaynaklı olarak cinsiyetlerimize hâkim bazı hormonlar vardır. Bunlar östrojen ve testosterondur. Gelişimin farklı dönemlerine ya da hayat koşullarına göre (ergenlik, menapoz, doğum öncesi ve sonrası) kadınlarda salgılanan östrojen hormonu kadınları insan ilişkilerinde, iletişimde ve karşısındakinin duygusunu anlamada daha duyarlı olmasına katkıda bulunurken; erkeklerde hakim olan testosteron hormonu erkekleri daha rekabetçi, rasyonel düşünme odaklı bir yapıya sahip olmasındaki temeli oluşturur. Bu bağlamda, hormonlar ve beyin yapısı, insanların isteklerini, arzularını, davranışlarını, hayata bakışlarını belirleyebilir. Beslenmenin, sosyal, cinsel ve saldırgan davranışların yönlendirilmesinde rol oynarlar. Baştan çıkarıcı davranmayı veya konuşkan olmayı etkileyebilir, sosyal olmanıza katkıda bulunabilir, çocuklarınıza özverili davranmanızı sağlayabilir ya da gerilmenize, sıkılmanıza, başkalarını incitmenize veya başkalarını incitmekten korkmanıza yol açabilirler. Aynı zamanda sizi hırslı ve rekabetçi yapabilir, iş hayatınızdaki verimliliğinizi etkileyebilir, cinsel istekliliğinizi arttırabilir ya da azaltabilirler.

    Kadın ve erkek beyinleri beyin görüntüleme cihazları ile incelendiğinde birbirinden çok farklı görünür. Örneğin, kadın beyninin işitme ve dil merkezindeki sinir hücresi sayısı erkeklere oranla daha fazladır. Kadının kendi duygularını yönettiği, başkalarının duygularını anlamlandırdığı ve anıların depolandığı beyin bölgeleri kadınlarda erkeklere kıyasla daha fazla yer kaplamaktadır. Bu da, genel olarak kadınların neden duygularını daha rahat ifade edebildiklerini duygusal olayların detaylarını neden daha iyi hatırladıklarını göstermektedir.

    Gerek baskın hormonların, gerek beyin yapısının farklılığı nedeniyle aynı olayı yaşayan bir kadının ve erkeğin düşünme süreçleri ile bu sürecin beyindeki yolculuğu ve yarattığı algı farklı olacaktır. Yani kadın ve erkek beynindeki problem çözme mekanizmasının işlevi farklı olduğu için; herhangi bir baskı veya çelişki durumunda kadın ve erkek beyni birbirinden tamamen farklı tepkiler verirler. Bu yüzden kadınlar ilk randevularındaki, ilk kavgalarındaki en ince ayrıntıları dahi unutmazken, erkekler bu olayların gerçekleştiğini bile zar zor hatırlar. Bunun böyle olması, beynin yapısı ve kimyasıyla ilgilidir. Çünkü duyular erkek ve kadın beyinlerinde farklı veriler olarak işlenmektedir. Dolaylı olarak, kadınlar ve erkeklerin işitme, görme, hissetme ve başkalarının hissettiklerini değerlendirme biçimleri birbirinden farklıdır. Birbirinden farklı işleyen beyin mekanizması kadını da erkeği de aynı görev ve sorumlulukları farklı beyin devrelerini kullanarak yerine getiren canlılar yapmaktadır.

    Biyolojik dürtüler, bugün durumumuzu anlamanın anahtarlarıdır. Fakat bu yazının da konusu olan kadın beyninin yapısının nasıl oluştuğunu, evrim, biyoloji ve kültür tarafından nasıl şekillendirildiğini de anlamak gerekir. Bu bilgi olmadan biyoloji kader haline gelir ve karşısında çaresiz kalırız. Beyin her şeyden önce yetenekli bir öğrenme makinesidir. Hiçbir şey sabit değildir. Özellikle beynimiz esnek bir yapıya sahiptir. Yeni öğrenilen her bilgiyle kendini değiştirip, dönüştürebilir. Beynimizin bu özelliğinden kaynaklıdır ki, görme yetisini kaybeden insanların dokunma duyuları çok gelişmiştir. Çünkü beyin süreç içerisinde görme işlevinin gerçekleştiği alanı, dokunma duyusunun gerçekleşmesi için kullanmaya başlar ve böylece dokunma duyusuna ayrılan bölümdeki sinir hücrelerinin sayısının artması ile görme kaybı yaşayan kişilerin dokunma duyusu daha da gelişmiş olur. Kısacası, biyolojimiz, bizim üzerimizdeki güçlü etkenlerden sadece bir tanesidir. Hormonlar ve beyin yapımızın; zekamız, algılarımız, davranışlarımız ve genel olarak yaşantımız üzerindeki etkilerini yönetmek ve eğer gerekiyorsa değiştirmek için üzerinde çalışabiliriz.

    Kadın beyni inanılmaz yeteneklerle donatılmıştır: derin kişilerarası ilişkiler kurabilmek ve sürdürmek, yüzleri ve mimikleri okumak konusundaki kapasiteleri çok gelişmiştir ve bunlar kadın beyninin sahip olduğu birkaç sosyal yetenekten bazılarıdır. Kadınlar bütün bu yeteneklerle doğarken, çoğu erkek bunlardan mahrumdur. Erkekler de kendi hormonal dengelerinin ve beyin yapılarının şekillendirdiği başka yeteneklerle doğarlar. Hepimiz kadın ve erkeklerin astronot, sanatçı, CEO, doktor, mühendis, politikacı, anne-baba ve çocuk bakıcısı olabildiklerini biliyoruz. Eğer beyninizin biyolojisinden kaynaklı yol açtığı tepkilerin farkındaysanız harekete geçmemeyi tercih edebilir ya da doğru olduğunu hissettiğiniz daha farklı bir yol ile karşılık vermeyi seçebilirsiniz.