Etiket: Erkek

  • DAR KIYAFETLER ERKEKLERDE KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİYOR

    DAR KIYAFETLER ERKEKLERDE KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİYOR

    • “SELÜLİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİYOR”
    • “HAMİLELER İLK ÜÇ AYDAN SONRA GENİŞ KIYAFETLER GİYMELİ”
    • “KIYAFETLER CİLDE 1-2 SANTİM UZAK OLMALI”

    Son zamanların modası dar kıyafetlerin sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirtildi. Dar kıyafet giyen kişilerde kısırlık, genital bölgede enfeksiyon, reflü, sinir sıkışmaları, dolaşım bozukluğu, varis ve selülit gibi birçok rahatsızlık görülebileceğine dikkat çekildi.

    • “ERKEKLERDE KISIRLIĞA YOL AÇABİLİYOR”

    Son zamanlarda estetik amaçla vücudu saran dar kıyafetlerin tercih edildiğini ve bunun genel vücut sağlığı ile ilgili olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ümit Özdemir, “Erkek üreme sağlığıyla ilgili dar çamaşırların etkileri nedir diye düşünürsek, erkek üreme organları olan yumurtalıkların daha yukarı kaymasına, bu da testislerin ısısının artmasına neden olmakta. Bunun sonucunda da testislerde olan üreme hücrelerinin kalitesi, hareketi, şekil bozukluğu ve sayıca azalması söz konusu olmakta. Bu da erkek kısırlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde erkek kısırlığının giderek artmasını düşünürsek, dar çamaşır giymeye bağlı olarak da ciddi anlamda üreme hücrelerinin kalitesinin bozulması kısırlıkta ciddi anlamda artışa neden olmaktadır” dedi.

    • “SELÜLİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİYOR”

    Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Jule Esen ise, konuyla ilgili şunları söyledi: “Kadınlarda damarların baskı altında kalmasına bağlı olarak damar duvarının zarar görmesi ve varis gelişimi, genital bölgedeki havalanmanın azalması, buna bağlı olarak da kokulu vajinal enfeksiyonların ortaya çıkması, bir takım Sistit (idrar kesesi iltihabı) gibi enfeksiyonların ortaya çıkması olasıdır. Gastrit, reflü gibi hastalıklara neden olabiliyor. Bağırsak problemlerine yol açabiliyor. Bağırsaklarda az çalışmaya, kabızlık problemlerine neden olabiliyor. Ani baygınlıklar ortaya çıkabiliyor dar pantolon giymekle birlikte. Yanlış nefes alma, diyaframdan nefes alamama gibi problemlere neden olabiliyor. Selülit oluşumuna neden olabiliyor. Yani güzelliklerinin bozulmasına neden olabiliyor.”

    • “HAMİLELER İLK ÜÇ AYDAN SONRA GENİŞ KIYAFETLER GİYMELİ”

    Gebelerde, dar giyinmenin birtakım zararları olduğunu vurgulayan Op.Dr. Jule Esen, “Dar giyinmek gebelikte bebeğin gelişim bozukluklarına bebeğin hareketlerinin kısıtlanmasına, anne adayının yetersiz oksijen alımına da neden olabiliyor. İlk 3 aya kadar gebelik döneminde eski kıyafetlerin giyilebileceğini fakat 3 aydan sonra bebeğin gelişimine de uygun yer hazırlayacak olan geniş kıyafetlerin giyilmesini tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    • “KIYAFETLER CİLDE 1-2 SANTİM UZAK OLMALI”

    Kan dolaşımının sağlanması, sinir fonksiyonlarının normal şekilde devam edebilmesi için kıyafetlerin cilde 1-2 santim uzak olması gerektiğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Mehmet Portakal, “Çok dar olduğu zaman o bölgede kan dolaşımı da sinirlerin normal çalışması da etkilenebiliyor. Böyle olduğunda diyelim dar bir kıyafet giydiniz, damarda dolaşım zorlandığı için özellikle aşağıdan yukarıya doğru kan dolaşımı zorlandığı için dolaşım bozuklukları, varis daha sık karşılaştığımız problemlerdir. Kemeriniz çok sık olur ya da bel basen bölgesinde çok dar bir kıyafet giydiğiniz zaman bu bölgeden geçen özellikle sinir sıkışmalarından sonra bacağımızda ağrı, uyuşmayla seyreden bazı sinir sıkışmalarına bağlı problemlerle çok sık karşılaşıyoruz. Bunda özellikle kemerin çok sık olmaması, arka cebimize özellikle çok büyük miktarda ağırlık taşıyacak cüzdan gibi cisimlerin konmamasını öneriyoruz. Bacağınızda ağrı varsa uyuşma varsa, dolaşım bozukluğu varsa özellikle sıkı kemerler yerine pantolonunuzun daha rahat giyilmesi için askı kullanabilirsiniz” şeklinde konuştu.

    Portakal, ortaya çıkan rahatsızlıkların tedavileri hakkında şunları söyledi: “Bacaklarında dolaşım bozukluğu olanların, bacaklarında uyuşma yaşayanların, yürürken kısa mesafelerde dinlenme ihtiyacı hissedenlerin ‘belde bir sinir sıkışması mı var, yoksa dolaşım bozukluğuna sebep olan başka bir durum mu var’ bunlarla ilgili muhakkak bir kontrol edilmelerinde fayda var. Bunların tedavisinde, fizik tedavi yöntemleri, dolaşımı düzenleyen oksijen, ozon tedavisi gibi veya ödemi azaltan hacamat, sülük tedavileri, çok değişik fizik tedavi yöntemleri uygulanabilir. Çünkü lenfatik drenaj ‘vücudumuzda biriken ödemlerin atılmasını sağlayan hücre ve dokulara besin taşıyan beyaz kan dolaşımı’ bizim için çok önemli. Yine bölgesel enjeksiyonlar, özellikle nöralterapi, proloterapi, akupunktur tedavisi çok sık başvurduğumuz ve başarılı sonuçlar aldığımız tedavi yöntemleridir.”

  • VAJİNUSMUS ERKEĞİ  NASIL ETKİLER

    VAJİNUSMUS ERKEĞİ NASIL ETKİLER

    Vajinismus dar anlamda bir kadın cinsel işlev bozukluğudur. Hastalığının etyolojisinde temel faktör kadının toplumsal yaşantı içerisinde psiko seksüel gelişim süreci ile ilişkisidir.

    Ülkemizde yapılan bir çalışmada vajinismuslu kadınların eşlerine yeterli derecede güvenmediğidir. Gene tedaviye başvurmayan ama bu sürede vajinismus olan kadınların zamanla kendiliğinden düzeliyor olması, eşlerine duydukları güvenin artması ile de açıklanabilir.

    Cinsel yaşamlarını vajinismuslu bir kadınla sürdüren, vajinismus kocalarının bu kadınların cinsel davranışları ile kendi psikoseksüel gelişimleri sonucu oluşan cinsel davranış örüntülerinin birbirleri ile örtüştüğü gözlenir.

    Friedman ‘Bakire Eşler ‘ kitabında vajinismuslu kadınları üç gruba ayırmaktadır.

    Kocaları ile ilişkileri baba-kız ilişkisi gibi olan çocuksu kadınlar.

    · İkinci grupta cinsel ilişkiyi cinsiyetler arasında bir mücadele olarak hisseden ve yaşayan erkek düşmanı kadınlar

    · Üçüncü olarak da cinselliği kirli ve aşağılayıcı olarak gören ve sadece üremek için cinselliği yaşayan kadınlar.

    İşte bu kadınların cinselliğe karşı aldıkları tutumlar kocalarının cinsel davranışını etkiler. Dinamik açıdan bakıldığında; İlk gruptakilerin kocalarına babalık misyonu biçtiğini ve onlarla sanal bir ensest ilişkisi ile suçluluk hissettiğini söyleyebiliriz. İkinci grup kadınlar kocaları ile erkeksi bir mücadele içine girerler. Üçüncü grup olanlar kocalarının cinsel ilişkiyi hazla ilişkilendirmesine izin vermeyerek onları empotansa sürükleyerek kastre ediyor olabilirler.

    Vajinusmuslu kadınların eşlerinin, cinsel deneyimleri azdır. Evlilik öncesi başka kadınlarla cinsel deneyimi oldukça sınırlı, pasif, bağımlı, aşırı düşünceli, korumacı, cinsel anlamda girişken olmayan, kolay vazgeçen ve eşleriyle bilinç dışı bir anlaşma içinde olan cinsel birleşmeden kaçınan ve cinsellikten çekinen korkan kişilerdir. Vajinismus kadınları babalarından farklı olarak güvenli, nazik ve saygılı oldukları için bu erkekleri seçmişlerdir. Daha agresif erkekleri seçen kadınların daha az vajinusmus tedavisine ihtiyaç duyar.

    Vajinismus erkeklerinin deneyimlediği temel ortak duygu, önce empati duyup eşini hissetmek ve anlamaktır. Sonrasında bu empati yerini kızgınlığa, umutsuzluğa ve öfkeye bırakır. Yoğun bir öfke krizine girerler ardından sorgulamalar başlar. Reddedilme duygusu ağır gelir. Ve süreç içerisinde eşlerinden uzaklaşmaya başlarlar.

    Bu erkekler cinsel ilişki sırasında ankisiete, yoğun tedirginlik ve performans kaygısı yaşayabilirler. Takip edilen vakalarda cinsel terapinin ilişki aşamasında bu erkeklerde erken boşalma sorunu ya da sertleşme sorunu görülebilir. Vajinismusun salt bir cinsel işlev bozukluğu olmayıp eşlerinde ortak cinsel sorunudur. Tedavi sürecinin her aşamasında eşlerin de tedaviye dahil edilmesi gerektiğidir. Kadın tedavi gördüğü dönemde erkek sorun yaşamaz. Ancak kadın karşısına sorununu halletmiş olarak geldiğinde erkeğin telaşı ve tedirginliği artar. Olaydan haberi olan yakın çevrenin beklenti içerisinde olması erkekte özgüven kaybına yol açar. Kastrasyon korkusu başlar. Performans ankisietesi, beraberinde sertleşme sorununu da getirir.

    Eşlerinin hayat örüntüleri nasıl onları karşı karşıya getiriyorsa, cinsellikte de kadın istediği zaman erkek, erkek istediği zamanda kadın cinselliğe hiçbir zaman hazır olmaz. Sürekli kaçınılan ve ertelenen bir ilişki vardır. Bu sürecin maddi ve manevi birbirlerini yorması ve uzayan süreçlerde de eşlerin birbirinden soğuması ve erkeklerin cinsellikten uzak durmasına yol açıyor. Yatağa girmek birbirine dokunmak cinsellik kavramının belki de en can acıtan dönemi olabilir.

  • Neden Çocuğumuz Olmuyor?

    Neden Çocuğumuz Olmuyor?

    İnfertiliteya da yaygın deyişle kısırlık daha önce hiç gebelik oluşmaması ya da önce gebelik oluşmasına rağmen sonradan bir başka gebeliğin oluşmaması şeklinde ortaya çıkabilir. Tüm kadınların yaklaşık %25’i yaşamlarının herhangi bir döneminde infertilite ile karşılaşacaklardır.
    Kadınların doğurganlık açısından en verimli oldukları yaş 25 yaş civarıdır ve özellikle 35 yaşından itibaren bu doğurganlıkta belirgin bir azalma gözlenir. Bir çiftin 3 aylık bir dönemde gebeliğe ulaşma şansı ortalama olarak %57, 6 aylık sürede bu oran %72, 1 yıl sonunda %85, 2 yıl sonunda ise %93’dür. Bir başka deyişle, özellikle genç çiftlerde çok da aceleci olmamak gerekir.
    Yaşları 25’den genç olan çiftlerde infertilite tetkiklerine başlamak için 2 yıl kadar beklenebilir. Yaşları 30’dan fazla olan çiftlerde ise kısırlık tetkiklerine başlamak için duruma göre 6 ile 12 aylık bir sürede gebelik oluşmaması yeterli kabul edilebilir.
    Öte yandan kısırlık tedavisinde bir tedavi protokolünü en az 6 ay sürdürmek gerekir. Ayrıca çiftlerin her şeyden önce bilmeleri gereken şey bu tedavi sürecinin sabır gerektirdiğidir.
    Erkekte yaşın fertiliteye (üretkenliğe) olan etkisi tartışmalıdır. Erkek üretkenliği 35 yaş dolayında en yüksek değerlere ulaşmakta ve 45 yaşından sonra belirgin bir düşüş göstermekle birlikte 80’li yaşlarda bile baba olabilen erkekler bilinmektedir ve bu konu kadın yaşı kadar önem taşımamaktadır.
    Erkeğe bağlı sebepler % 25-40, kadına bağlı olan % 40-55, her ikisine de bağlı % 10-15, açıklanamayan sebepler ise % 10-15 oranındadır. Bir başka deyişle infertiliteden hemen hemen çiftlerin her ikisi de aynı derecede sorumludur.
    Çift ile yapılacak detaylı bir görüşme ve muayene ile bazı sebeplerin daha baştan ortaya konması mümkündür. Bu görüşmenin ardından temel tetkiklere geçilir:
    Öncelikle kolay bir tetkik olan erkeğin değerlendirilmesi amacıyla sperm tahlili spermiogram yapılır. Yaklaşık 2-5 günlük bir cinsel perhizden sonra erkek mastürbasyon ile sperm örneği verir ve laboratuvarda bunun Dünya Sağlık Örgütü kriterlerinde değerlendirilmesi yapılır. Spermlerin sayısı, hareketliliği, canlılık oranı ve şekilleri incelenir. İltahap hücreleri olup olmadığı, tıbbi tedavi ile yapılabilecek birşey olup olmadığı araştırılır.
    Normal kabul edilebilecek bir sperm tahlilinde Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine göre mililitrede 20 milyon sperm olması, bunların en az yarısının hareketli (canlı) olması veya ileri doğru hareket eden sperm oranının tüm spermlerin en az % 25’i olması ve normal şekilli spermlerin de boyanarak detaylı değerlendirme (Kruger Kriterleri) ile en az % 14 ve üzerinde olması gereklidir.
    Unutulmamalıdır ki anormal çıkan tek bir spermiyogram ile erkek kısırlığı tanısı koymak uygun değildir.
    Erkeklerin sperm sonuçları dalgalanmalar gösterdiğinden dolayı anormallik durumunda tetkikin 4-6 hafta ara ile en az 2 kez tekrarlanması gerekir.

  • Erkek İnfertilitesi ve Tanı ile Tedavide Yeni Bir Seçenek

    Erkek İnfertilitesi ve Tanı ile Tedavide Yeni Bir Seçenek

    Yapılan çalışmalara göre erkeklerde sperm sayısı dünya genelinde her sene azalmakta olup, 50 sene öncesine göre sperm sayısı yaklaşık olarak %50 azalmıştır. Bu azalma neticesi Dünya Sağlık Teşkilatı 2010 yılında normal kabul edilen sperm değerlerini düşürmek zorunda kalmıştır. Normal sperm değerlerinde kötüleşmede cep telefonları, hormonlu gıdalar, artmış yağlı beslenme ve artmış çevresel toksinlerin(ağır metaller ve haşare zehirleri) önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Dünya üzerindeki ülkeler karşılaştırıldığında, sanayileşme oranı artıkça sperm değerlerinde bozulmanın da arttığı görülmektedir.
    İstatistiksel olarak düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olamayan (infertilite) çiftlerin %30-40’ında erkek faktörü olup, her 5 infertil çiftin birinde tek infertilite nedeni olarak erkek faktörü bulunmuştur. Her 20 erkekten birinde değişik oranlarda sperm sayı ve/veya fonksiyon problemi olduğu tahmin edilmekte olup, erkeklerde yüzde bir oranında azospermi(Menide hiç sperm bulunmaması durumu) görülmektedir.
    Sperm üretiminde yetersizliğe sebep olan nedenlerin başında koromozomal ve genetik problemler, doğuştan inmemiş testis ve infeksiyöz nedenler bulunmaktadır. Genital bölgede ağrıya da neden olabilen ve halk arasında sıklıkla bilinen bir hastalık olan varikosel de sperm üretiminde düşüklüğe neden olabilmektedir. Varikosel normal erkeklerin %15’inde, infertil erkeklerin %40’ında görülür. Sperm üretimini azaltan diğer nedenler ise hormonal nedenler, ilaçlar, kimyasal madeler, radyasyon zararı, alkol ve sigaradır. Sigara içimi ile vücuda kadmiyum girer ve testislere zarar verir.
    Çocuğu olmayan bir çiftin araştırılmasında kadına ait tüm bulgular normal olduğunda erkeğin sperm değerlerine göre tedavinin şekline karar verilmektedir. Tedavide en yaygın kullanılan iki yöntem intrauterin inseminasyon(aşılama) ve tüp bebektir. Hafif erkek faktöründe aşılama ile %10-15 oranında gebelik elde edilebilir. Sperm parametrelerinin belli eşik değerlerin altında olduğu durumlarda ise tek şeçilecek yöntem tüp bebek ve mikroinjeksiyondur.
    Erkek infertilitesi için bilinen sebeplere son zamanlarda yeni bir tanesi eklenmiştir.Oksidatif stres olarak bilinen bu bozukluk spermde DNA hasarı yaratarak infertiliteye neden olabilir.Sperm kalitesi düşük olan hastalarda oksidatif strese neden olan serbest oksitatif radikallerin fazla olduğu gösterilmiştir. Yaş artıkça spermde DNA hasarı artar ve artmış DNA hasarının erkek infertilitesinde önemli rol oynadığı gösterilmiştir.
    Serbest oksidatif radikaller döllenme için gerekli oldukları halde, fazla üretimi spermde hareket kaybı ve DNA hasarı yoluyla sperm fonksiyonuna zarar vermektedir. Böylelikle erkek üreme sisteminde birçok patolojik süreci başlatabilmektedir. Sperm DNA hasarının, infertil erkeklerin %30-80’inde önemli katkısı olduğu gösterilmiştir.Vitamin C, vitamin E, beta-karoten gibi besin takviyeleri kullanılarak bu zararlı etkinin azaltılabileceği düşünülmektedir.
    Mevcut oksidatif stres tespit modelleri tam bir ölçüm sistemi içermez ve klinik uygulamalar açısından kullanışlı değildir. Spermlerdeki DNA hasarını ölçmek için klinik kullanımı uygun cihazlar geliştirilmiştir. MİOXSYS cihazı Oksidasyon-Redüksiyon Potansiyel prensibine dayanır ve elektron alış verişini ölçer. Yaklaşık 4 dakikalık bir sürede sperm DNA hasarını öngörme olanağı bize tedavide uygun yaklaşımı seçme olanağı vermektedir. Özellikle tüp bebek tedavisinde mikroenjeksiyon yönteminde DNA hasarı olmayan spermin kullanılması ile daha yüksek gebelik oranları elde edilebilmektedir.

  • Erkeğe Ait Kısırlık Nedenleri

    Erkeğe Ait Kısırlık Nedenleri

    Erkek infertilitesine sebep olan nedenlerin ortaya konması ve

    intrasitoplazmik sperm enjeksiyonunun (ICSI) yardımla üreme

    tekniklerinde başarı ile uygulanması erkek infertilitesinde

    devrim yaratmıştır.

    Klinik araştırma sırasında erkek sistematik bir şekilde

    incelenmelidir.  Değerlendirme; anamnez, fizik muayene ve

    ejakülatın laboratuarda incelenmesini kapsar. Dünya çapında

    yapılan ve 32 kliniği içeren çok merkezli bir çalışmada, infertil

    çiftlerinin % 30-40’ında sadece erkek faktörü infertilite nedeni

    olarak karşımıza çıkmaktadır.  İnfertil olarak tanımlanan erkeklerin % 12’si 4 yıl içinde

    gebelik oluşturabilmektedir.

    Erkek infertilitesinde, ilk ve temel tetkik spermiogramdır.  Semen parametrelerinin

    değerlendirilmesinde ise normal değerler konusunda bir karışıklık bulunmaktadır.

    Hormonal Nedenler: Beyin kısmındaki hipofiz bezinden salgılanan sperm üretim ve

    olgulaşmasını etkileyen FSH ve LH hormonundaki problemler

    Testislere Ait Sebepler: Sperm yapım bozukluğuna bağlı sebepler (Nonobstrüktif) ve sperm

    atım bozukluğuna bağlı sebepler (obstrüktif)

    Sperm Taşıyıcı Kanallara ve Organlara Ait Sebepler: Üretilen spermin bu yollardaki bir

    tıkanıklık sonucunda ejekulata (meni) ulaşamaması ile sonuçlanır.

    Bu sistemin doğuştan tıkalı olduğu durumlarda eşler kistik fibroz geni açısından taranmalıdır. 

    Çünkü testislerden elde edilen sperm sonucu oluşan gebeliklerden oluşan çocuklar böyle bir

    risk taşırlar.  Diğer cerrahi yada tıbbi sebeplerden oluşan hastalıklar sebebe yönelik tedavi

    seçeneklerinden faydalanabilirler.

    LABORATUAR İNCELEMELERİ

    Semen Analizi: Sperm örneği vermek için bir cinsel ilişki veya boşalmadan en az 3 gün, en

    fazla 5 gün sonra (cinsel perhiz) başvurmanız istenir.  Meni verme işleminde sabun v.b. kayganlaştırıcı maddeler

    kullanılmamalıdır.  Penis ve parmaklar verilen kabın iç yüzüne dokundurulmamalıdır. 

    Verilen örneğin tamamının kabın içine girmesi gerekmektedir.  Laboratuar ortamında örnek

    veremeyen hastaların doktorlarına yada Laboratuar görevlisine durumu bildirmeleri gerekir. 

    Laboratuar dışında örnek verecek şahısların örneği 20 dk. içinde vücut ısısında ( örneğin

    koltuk altı) ve güneş görmeden laboratuara ulaştırması gerekir.

  • Çiftler Ne Zaman Hekime Başvurmalı  ?

    Çiftler Ne Zaman Hekime Başvurmalı ?

    Doktora daha önce başvurması gerekenler var mı?

    Kısırlık bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen

    hamile kalamama olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda eğer

    bir yıl veya daha uzun süredir hamilelik elde edilememişse

    kısırlık yönünden bir değerlendirilmeye gereksinim vardır.

    Ancak eğer kadının yaşı 30 veya üzerinde ise 6 aylık bir

    korunmasız ilişki sonrasında hala gebelik olmamışsa doktora

    baş vurmalıdır.  Ayrıca eğer adet düzensizliği varsa ki bu

    yumurtlama ile ilgili bir sorun olduğunu gösterebilir ya da erkekte bilinen bir problem varsa

    yine bir yıl beklenmeksizin doktora başvurulmalıdır.  Gebelik elde edilmeye çalışılan bu bir

    yıllık süre içinde hiçbir zaman endi şeye kapılmamalıdır.  Çünkü toplumda yaklaşık 7 çiftten

    birinde bu durum görülmektedir ve günümüzde kısırlığın tedavisinde oldukça ileri teknoloji

    kullanılmakta ve olguların önemli bir kısmında da gebelik elde edilmektedir.

    Erkekler hangi durumda bir yıldan önce doktora gitmelidir?

    Erkekte kısırlık nadiren belirti verir. Erkek İnfertilitesinin tam değerlendirmesini yapmak için

    akıntı ve idrar yapma güçlüğü ve yanma olup olmadı ğı sorulmalı ve tam idrar tahlili ile en az

    2 sperm analizi yapmak gerekir. Ürolog (bevliyeci) tarafından yapılan bir fizik muayene ile

    cinsel organlara ait patolojiler ortaya çıkarılır. Risk faktörleri varsa; örn, bilateral

    kriptorşitizm (iki taraflı inmemiş testis), kadın yaşı 35’den büyük ise, eğer çift erkek partnerin

    fertilite potansiyelini sorguluyorsa erkekler de bir an önce doktora gitmelidir. Ayrıca

    kemoterapi ya da radyoterapi tedavisi görecek ya da görmüş olan, ergenlik döneminde

    kabakulak geçirmiş olan,şeker hastası olan veya varikosel tanısı konmuş ya da bu nedenle

    operasyon geçirmiş olan erkekler evlendikten hemen sonra doktora gitmelidir.

    Önce erkek mi kadın mı doktora gitmeli?

    Öncelikle erkek doktora gitmelidir. Çünkü erkeğe yapılacak testler hem kolay hem sayıca

    daha az hem de maliyeti düşüktür.

    Size çocuğumuz olmuyor şikâyeti ile başvuran çifte nasıl sorular soruyorsunuz?

    Öncelikle yaş, adet düzeni, kasık ağrısı olup olmadığı, anormal vajinal kanama veya akıntı,

    daha önce geçirilen iltihabi hastalıklar ve başka sistemlere ait hastalığı olup olmadığı sorulur. 

    Daha önce hiç gebe kalıp kalmadığı, kalmışsa nasıl sonuçlandığı, düşük yapıp yapmadığı,

    ameliyat olup olmadığı ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulayıp uygulamadığı

    sorulur. Hastanın eşine daha önce cinsel bölgede hasar yapabilecek bir travma ya da hastalık

    veya ameliyat geçirip geçirmediği, enfeksiyonlar, herhangi bir ilaç kullanımı, tıbbi bir

    rahatsızlığı ve eğer varsa daha önce başka bir kadından gebelik elde edilip edilmediği sorulur.

    Ayrıca ne zamandan beri korunmadıkları ve ne kadar sıklıkla ilişkide bulundukları ve ilişki

    sırasında kayganlaştırıcı kremler kullanılıp kullanılmadığı yine sorular arasındadır. Ailede

    doğumsal anormallikler olup olmadığı sorulmalıdır. Kısırlık süresi, halen herhangi bir tedavi

    görüp görmediği, alerjik bir hastalık, meslek, sigara-alkol kullanımı, göğüslerden süt gelip

    gelmediği, tüylenme ve cinsel ilişki sırasında ağrı yine sorulan sorular arasındadır. Hastanın

    kilosu da mutlaka kaydedilmelidir.

    Meslek seçiminin kısırlık üzerine etkisi var mı?

    Bazı mesleklerin kısırlığa zemin hazırladığı bilinmektedir. Hamam ve saunalarda çalışanlarda,

    döner ustalarında, fırın ve maden işçileri ile uzun yol şoförlerinde, seramik, cam işinde

    çalışanlarda, tinerin kullanıldığı boya işinde çalışarak yüksek oranda bunun gibi kimyasal

    madde soluyanlarda sperm miktarında ve kalitesinde azalmalar tespit edilmektedir.  Ayrıca

    yorucu ve stres katsayısı yüksek olan polislik gibi mesleklerde de kısırlık oranları

    yükselmektedir.

    Çocuk sahibi olmayan çiftlerin hangi uzmana başvurması gerekir?

    Genel kadın-doğum uzmanları ilk değerlendirmeyi yapabilirler veya kısırlık konusunda

    uzmanlaşmış bir kadın-doğum uzmanına gidilebilir. Burada önemli olan güven duyulan ve

    hastanın kendini rahat hissettiği bir hekimi seçmesidir.  Ancak hasta gitmek istediği hekimin

    özgeçmişine bugün artık hemen her yerden bağlanması mümkün olan internet yoluyla

    ulaşarak onun ilgi alanlarını ve bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları inceleyerek karar

    vermelidir.

    Doktora başvuran çiftlere ilk yapılan tetkikler nelerdir?

    Tanısal amaçlı yapılan ilk tetkikler kısırlığın sebebini bulmaya yönelik, pahalı olmayan ve

    hastaya zarar vermeyen tetkiklerdir. Burada hastanın istekleri, yaşı, kısırlık süresi, tıbbi

    hikâyesi ve fizik ve jinekolojik muayenesi göz önünde bulundurulur ve ultrasonografi ile

    kadın iç cinsel organları değerlendirilir. Öncelikle erkekten üç ila beş günlük bir cinsel perhizi

    takiben bir sperm analizi istenir. Daha sonra kadının yumurtlama fonksiyonu hakkında bilgi

    edinmek için âdetin üçüncü günü kan alınarak hormon analizi yapılır. Adet bittikten 2 gün

    sonra ise yumurtanın ve spermin bir araya gelmesini sağlayan tüplerin açık olup olmadığını

    gösteren bir film çekilir. Bu işlem rahim ağzından boyalı bir madde verilerek yapılır.

    Başlangıçta yapılan bu tetkiklerden sonra hasta hakkında bir ön değerlendirme yapılır ve ileri

    tetkiklere gerek olup olmadığına karar verilir. Bunlar beyinde bulunan hipofiz bezinin, boyun

    bölgesinde bulunan troid bezinin, böbrek üstü bezlerinin incelenmesi ya da laparoskopi ve

    histeroskopi ile karın içi ve rahim içinin gözlenmesi gibi tetkiklerdir.

  • Kısırlık ( infertilite) Nedir?

    Kısırlık ( infertilite) Nedir?

    Genellikle kısırlık yani (infertilite) kadın da hiç gebeliğin oluşmaması ya da daha önceden gebelik oluşmasına rağmen başka bir gebeliğin oluşmaması şeklin de ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla bütün kadınların yaklaşık olarak %25’i hayatlarının herhangi bir dönemlerin de kısırlık vakası ile karşı karşıya gelmektedir. Ayrıca her kadının doğurganlık açısından da en verimli olarak görüldükleriyaş ise 25 civarı olmaktadır. Genel olarak 35 yaşından sonra ise kadındaki doğurganlık özelliği belirgin ölçüler de azalmalar göstermektedir.

    Evli bir çiftin 3 aylık bir dönem de ise gebelik şansına ulaşması ortalama %57 olmaktadır,aynı zaman da 6 aylık bir süreçte ise bu oranlar %72’dir. Ancak bir senenin sonrasın da %85 oranın da iken 2 sene sonrasın da ise bu oran oldukça düşerek %93 olarak söylenebilir.

    Kısırlık teşhisi için genç çiftler acele etmemeli!

    Genellikle genç çiftler de ise çok aceleci davranmamak daha da faydalı olmaktadır. Eğer çiftin yaşı 25 civarın da ise kısırlık (infertilite) tetkiklerine başlamak için aceleci davranmadan bir iki yıl kadar beklenebilir. Ancak yaşları 30 civarın da olan hastalar için kısırlık tetkiklerinin başlanması durumların farklılığına göre 6 ya da 12 ay içersin de gebeliğin oluşmaması yeterli olarak da görülebilmektedir.

    Kısırlık tedavileri ne kadar sürer?

    Diğer yandan kısırlık (infertilite) tedavileri için bir tedavi protokolü en azından 6 ay sürdürülmesi gerekmektedir. Kısırlık tedavisine başlayan çiftlerin özellikle bilmesi gereken ise sabırlı olmalarıdır. Erkekte ise üretkenliğin yani (fertiliteye) olan etkileri de mutlaka tartışılması gerekmektedir. Çoğunlukla erkeklerdeki üretkenliğin 35 yaşında iken en yüksek değerler de olması,45 yaşının sonrasın da belirgin olarak bir düşüş görülmesi, hatta 80’li yaşlar da bile baba olabilen erkekler de görülmektedir. Bu sebeple kadının yaşı kadar erkeğin yaş durumu çok fazla da önem taşımamaktadır.

    Kısırlık sebepleri nelerdir?

    Genel olarak erkekteki kısırlık sebepleri takriben %25 ile 45 oranın da, kadına bağlı olan sebepler ise %40 ile 55 oranındadır. Ayrıca her iki birey için kısırlığa bağlı olan sebep ise %10 ile 15 oranın da iken hiçbir şekil de kısırlık sebebinin bilinmemesi %10 ile 15 oranın da olarak bilinmektedir. Diğer bir deyişle ise kısırlık sebebinin çift için her iki bireyde de aynı derece de sorumluluk var olmaktadır.

    Erkek adaylarda kısırlık nedenleri genelde aşağıdaki sıralanabilir:

    • Aşırı sıcakta çalışmak veya bulunmak
    • Sürekli oturarak çalışmak
    • Kimyasal maddeye maruz kalmak
    • Aşırı alkol ve sigara tüketimi

    Çocukları olmayan çiftlere nasıl yaklaşmak gerekmektedir?

    Genellikle çift ile yapılan bir detaylı görüşme ile bazı nedenler daha önceden ortaya çıkarılması mümkün olmaktadır. çift ile yapılan görüşme sonrasın da ise temel tetkikler geçilmektedir. Genel olarak kısırlık (infertilite) tanısında en kolay tetkik olan erkeğin değerlendirilmesin de kullanılan sperm tahlili yani “spermiogram” yapılmaktadır.

  • Kadın ve erkeklerde erkek tipi saç dökülmesi

    KADIN VE ERKEKLERDE ERKEK TİPİ DÖKÜLME (ANDROGENETİK ALOPESİ)

    Halk arasında kellik olarak adlandırılan androgenetik alopesi, hem erkek hem de kadınlarda görülen genetik bir saç dökülmesidir. Erkeklerde görülen tipine erkek tipi dökülme, kadınlarda görülen tipine ise kadın tipi dökülme adı verilir. Ancak günlük konuşmada kadın veya erkek ayırt edilmeksizin erkek tipi dökülme olarak adlandırılmaktadır. Genetik bir dökülme şeklidir ve kalın koyu renkli saçların zamanla ince, ayva tüylerine dönüşmesi ile kendini gösterir. Bu şekilde olan dökülmenin tipik bir görünümü vardır:

    Erkek tipi (Hamilton-Norvood)

    Erkek hastalarda saçlı derinin ön çizgisinin yan kısımlarındaki saçlarda incelme şeklinde başlar. Buna bağlı olarak ön saç çizgisi yanlardan geriye doğru çekilir. Saçın ön kısmı, tepesi alına yerleşmiş üçgen şeklini alır.Daha sonra tepe kısmında dökülmeyle devam eder.

    Kadın tipi (Ludwig)

    Bu tipte saçın ön çizgisi normal halinde kalırken tepenin orta kısmı açılır.

    Kadınlarda ayrıca yılbaşı ağacı tipinde bir dökülme de görülebilir. Yılbaşı ağacı tipi dökülmede yine saçın tepe kısmı açılır fakat ön saç çizgisi kaybolmuştur.

    Androgenetik alopesi erkeklerin kabaca %50' sinde görülür. Erkeklerde ergenlik döneminde belirtiler görülmeye başlar.Kadınlarda görülen androgenetik alopesinin 2 farklı başlangıç yaşı vardır: Biri ergenlik dönemi, diğeri ise menapoz sonrasıdır. Menapoz öncesi kadınların yaklaşık %13' ünü etkilerken menapoz sonrası görülme sıklığı belirgin olarak artar. 70 yaşından sonra erkeklerin %80' i, kadınların % 42' sinde görülür.

    Androgenetik alopesinin nedeni nedir?

    Erkeklerde androjene bağlı bir özellik gösterir. Kıl kökü testesterondan daha güçlü olan dihidrotestesterona duyarlı hale gelir. Dihidrotestesteron, kılın büyüme evresi süresini kısaltır ve terminal kıl denilen kalın saçların ayva tüyü haline gelmesine yol açar. Erkeklerde görülen androgenetik alopesi çoğunlukla genetiktir. Erkeklerdeki androgenetik alopesi ile ilgili yapılan analizlerde, babada kellik olması halinde erkek çocuklardaandrogenetik alopesi görülme riski yüksek bulunmuştur.

    Kadınlarda sebebine dair daha az bilgi mevcuttur. Androjenlerle (testesteron) ilişkisi belirsizdir. Muhtemelen başka faktörler de yer almaktadır. Ancak androgentik alopesili bir grup hastada androgenetik alopesi ile hormonal bozukluk bir aradadır. Bu nedenle gerekli hastalarda hormonal testler de yapılmalıdır.

    Androgenetik alopesi temelde kozmetik bir problemdir. Psikolojik etkisinden başka saçın seyrelmesi nedeniyle güneş ışınları kafa derisine ulaşır ve güneşe bağlı hasara yol açar. Erkeklerde görülen androgenetik alopeside kalp krizi riski artmış olabilir. Bu tip dökülme, ayrıca prostat büyümesiile de ilişkilendirilmiştir.

    Androgenetik alopesi, teşhisi klinik muayene ile konulur. Bazen farklı saç dökülmesi tipleri ile karışabilir. Bu durumda saçlı deri biyopsisi ile teşhis doğrulanır.

    Androgenetik alopesi nasıl tedavi edilir?

    Androgenetik alopeside tedavinin 2 hedefi vardır: İlerlemeyi durdurmak ve yeni saçların çıkmasını sağlamak.

    Minoksidil: Minoksidil bir tansiyon ilacı olarak piyasaya çıkmıştır. Yan etki olarak saç çıkardığı görülmüştür. Kadın ve erkeklerdeki androgentik alopesi tedavisinde FDA tarafından onay almış ilk üründür. Sürme ilaç şeklinde kullanılır. Sprey ve köpük formu bulunmaktadır.

    Finasterid: Erkeklerde kullanım onayı olan, tablet şeklinde bir ilaçtır. Etkisi 6 aydan sonra değerlendirilebilir.

    Hormonal tedaviler: Bunların faydasına dair bilimsel veriler yetersizdir.

    Mezoterapi: bu tedavi şeklinde vitamin, mineral, minoksidil gibi damar genişletici ajanlar saç derisine enjekte edilir. Saçın dökülmesi durur ve var olan saçlar kalınlaşır. Mezoterapi ile ilgili yeterince çalışma bulunmamaktadır.

    Saç ekimi: Etkinliği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Uygun hasta seçimi ile sonuçları oldukça başarılı bulunmuştur.

    Diğer seçenekler:

    1. Aminoasitler: Özellikle sisteinin, büyüme faktörlerinin artmasına neden olduğu düşünülmektedir.

    2. Eser elementler: Çinko ve bakırın saçın beslenmesini arttırdığı ileri sürülmüştür.Androjenik alopesili hastalarda demir depolarının azalmasıyla ilgili çelişkili sonuçlar bulunmuştur. Demir eksikliği olmadan demir takviyesi yapılması ile ilgili yeterince kanıt yoktur.

    3. Vitaminler: Özellikle biotin ve niasinin saçın büyümesiyle ilgili etkileri ileri sürülmüştür ve saçın beslenmesi üzerine pozitif etkileri vardır.

    4. Proantosiyanidinler: Bu grupta prosiyanidin B de yer alır. Prosiyanidin B, antioksidan özelliklere sahip flavonoidlerdendir. Prosiyanidin B' nin, 6 aylık kullanımdan sonra erkeklerde saç sayısında önemli artışa yol açtığı gösterilmiştir.

    5. Millet seed (Darı tohumları): Darı tohumları silisik asit, aminoasitler, mineral ve vitaminleri içeren doğal bir üründür. Darı tohumu ekstresi, sistein ve kalsiyum pantotenat içeren ağız yoluyla alınan bir ilacın büyüme evresi oranlarını arttırdığı gösterilmiştir.

    6. Ginko bloba, aloa vera, ginseng, bergamot, hibiscus veya sorphora ile ilgili yapılmış bir çalışma yoktur.

    7. kafein: Bazı saç bakım ürünlerinde bulunur veandrogenetik alopeside ilerlemeyi durdurduğu ve saç çıkardığı ileri sürülmüştür. Ancak bunu kanıtlayan bir çalışma yoktur.

    8. Melatonin: Yapılan bir çalışmada kadın hastalarda androjenik alopesi veya yaygın dökülmede 6 ay boyunca sürme ilaç şeklinde uygulanan melatoninin faydalı olduğu gösterilmiştir.

    9. Düşük seviyelilazer tarağı: Çok az sayıda çalışma yapılmıştır. Faydalı olabileceği ileri sürülmüştür.

    10. Siyah yılan kökü: Östrojen seviyeleri üzerinde pozitif etkilere sahiptir. Kadın hastalarda menapoz sonrası şikayetler için kullanılır. Androjenik alopeside faydalı olabilir ancak bu konuda çalışma yapılmamıştır.

    11. Dihidrotestesteronu bloke ederek etki eden diğer ajanlar saw palmetto, beta sitosterol, yeşil çay veya polisorbat 60' tır.Androgenetik alopeside saw palmetto ile ilgili yapılan bir çalışmada saç sayısında anlamlı bir değişiklik gözlenmiştir.

    12. Amineksil. Minoksidile benzer bir mekanizmaya sahiptir ancak etkili olduğuna dair çalışma yoktur.

    13. Prostaglandin analogları: Damarlarda genişleme yoluyla etkili olabileceği düşünülmüştür.

  • Sağlıklı saçlar ve saç hastalıkları

    Saçlarımız, hatta cildimizin tüm hücreleri belirli frekanslarla dökülmektedir. Cildimizin hücreleri ortalama 28-45 günde bir dökülürken saçlarımızın döngüsü 4-6 yıldır. Ancak saçların döküldüğüne hemen her gün şahit olmaktayız. Çünkü dökülme evresine giren mutlaka 50-100 saç teli bulunmaktadır. Bu demektir ki günlük saç dökülme miktarı 50-100 saç teli için normal olarak kabul edilebilmektedir. Dökülen saçın yerini saç kökünün yeni ürettiği bir saç teli almaktadır.

    Her gün kaç saç telinin döküleceği, kişinin toplam terminal saç sayısı, saçlarının yaşam döngüsünün ortalama süresi, genetik özelliklerimiz, metabolik özelliklerimiz ve yanı sıra, saçlarının maruz kaldığı fiziksel etkiler (şampuanlama, fırçalama) gibi faktörlere bağlıdır. Kopan ve kırılan saç telleri de dikkate alınmalıdır, çünkü bunlar görünürde dökülen saç sayısını arttırmaktadırlar. Aslında, döküldüğü sanılan saçların çoğu bazı sebeplerden ötürü kırılmış olan saç telleri olabilmektedir.

    Bazen özellikle vücudun stres altındayken gösterdiği tepkiler dışında, saçlarda aşırı dökülme tariflenir. Bu durum kadınlarda erkeklere göre daha sık görülebilir veya kadınların saçlarına olan ilgisi yüzünden daha fazla göze çarpabilir.

    Kadınlarda saç dökülmesi aylık periodları ile ilişkili olarak, adetten hemen önceki günlerde, menapoz dönemlerinde, hamilelik bitiminden 4-6 ay sonrasında görülebilir. Bu tip hormonlara bağlı dökülmeler de fizyolojik sınırlar içindedir. Mevsim döngülerinde, ateşli hastalıklar sırasında, psikolojik stres durumlarında, tiroid (guatr) hastalıklarında, çeşitli ilaçların kullanımına bağlı olarak, demir eksikliğine veya vitamin ya da folik asit eksikliğine bağlı olan kansızlık durumlarında da saç dökülmesi görülebilir.

    Özel bir dökülme tipi olan erkek tipi saç dökülmesi kadınlarda da görülebilir. Saçların genelinde bir dökülme olmadan sadece tepesinde görülen saçlarda seyrelme durumudur. Bu durumda kadın hastalıkları açısından tarama yapılır. Bazen “polikistik over” denilen kistik yumurtalık sorunu ile birliktelik gözlenebilir. Bazen de prolaktin (süt hormonu) ile ilişkilendirilir. Neticede hormonal bir hastalık söz konusu olması halinde bu tip saç dökülmesinden söz edilmektedir.

    İnsanoğlu tarih boyunca saç dökülmesinin nedenlerini araştırmıştır. Saç dökülmesi hem erkeklerde, hem de kadınlarda görülebilir; ancak erkeklerde erkek tipi saç dökülmesi oranının yüksekliği saç dökülme problemi açısından daha fazla göze çarpmaktadır. 25 yaşındaki erkeklerin %25’inin saçı biraz da olsa dökülmeye başlamıştır. Bu oran 50 yaşındaki erkekler arasında %50’ye çıkar.

    Fizyolojik saç dökülmesi

    Bu tip saç dökülmesi genellikle geri dönüşümlüdür. Yeni doğan bebeklerin ilk birkaç gününde görülen ani saç dökülmesi veya hamile bir kadında doğumun sonrasındaki 4.aylarda görülen yaygın saç dökülmesi fizyolojiktir. Erişkinliğe doğru düz ön saç çizgisinin kaybolması da fizyolojik saç dökülmesi olarak kabul edilir, fakat bu saç dökülmesi geri dönüşümlü değildir.

    Androgenetik saç dökülmesi (Erkek tipi saç dökülmesi)

    Androgenetik saç dökülmesi tüm dünyada erkek ve kadınlarda en sık görülen saç dökülmesi tipidir. Androjenik saç dökülmesi veya kellik, ya da erkek tipi saç dökülmesi olarak da adlandırılır.

    Çok eski tarihi belgelerden de anlaşıldığı üzere, androgenetik saç dökülmesi tarih boyunca insanoğlu için bir sorun olagelmiştir. Üstelik evrimsel kanıtlar androgenetik saç dökülmesinin insan ırkının tarihinden de eski bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.

    Uzun yıllar boyunca androgenetik saç dökülmesinin cinsel gelişimle bağlantılı, ırsi bir sistemik hastalık olduğu düşünülmüştür. Nihayet günümüzde, genetik bilimindeki gelişmeler ve erkeklik hormonlarının kimyası hakkındaki bilgilerin artması sayesinde androgenetik saç dökülmesinin temelinde erkeklik hormonlarının genetik olarak hassas kişiler üzerinde yaptığı etkilerin olduğu çok net olarak bilinmektedir.

    “Erkek tipi saç dökülmesi” olarak adlandırılsa da, androgenetik saç dökülmesi kadınları da etkileyebilir ve bu, kadınlarda da en sık görülen saç dökülmesi tipidir. Sebepleri ve mekanizmaları aynı olsa da, kadınlardaki androgenetik saç dökülmesi bazı yönleriyle erkeklerdeki androgenetik saç dökülmesinden farklıdır.

    Kadınlarda saç dökülmesi erkeklerdekinden daha geç başlar. Erkeklerde yaş ilerledikçe androgenetik saç dökülmesinin görülme sıklığı artarken, kadınlarda böyle bir artış gözlenmez.
    Kadınlardaki saç dökülmesi geniş alanları etkiler ve saçlı derinin hemen hemen bütünündeki saç yoğunluğu azalır. Erkeklerde ise çoğunlukla arka ve yanlardaki saçlar korunur, buna karşılık önleri ve tepe bölgeleri açılır.

    Kadınlarda çoğunlukla ön saç çizgisi korunur. Erkeklerde ise ergenliğin başlamasıyla birlikte ön saç çizgisinin gerilemesi karakteristiktir. Bu, kadınlarda erkeklerdekinin yarısı kadar 5-alfa redüktaz enziminin bulunmasıyla açıklanabilir. Aynı zamanda kadınların ön saç çizgisi bölgesinde aromataz adlı enzim daha yüksek miktarda bulunmaktadır. Aromataz dihidrotestosteronu başlıca kadınlık hormonu olan östrojene çevirir ve böylece o bölgede güçlü dihidrotestosteron hormonu azalmış olur. Öte yandan östrojenler androjenlerle rekabet ederek, onların saç kökleri üzerindeki etkilerini azaltabilmektedirler.

    Kadınlardaki saç sökülmesinin tedavisi

    Daha sık şekilde “modelli” bir tipe (arka kısım ve yanların kaldığı saç dökülmesi) sahip olan erkeklerin aksine kadınlarda genellikle daha yaygın bir seyrelme (genel olarak daha az saç bulunması) görülür. Tablo erkeklerdekinden çok farklıdır ve saç dökülmesi yaşayan kadınlar için yapılması gerekenler hem tanıda hem de tedavide önemli düzeyde uzmanlık gerektirir.

    Kadınların ön saç çizgisi genellikle olduğu gibi kalırken erkekler karakteristik olarak kafa derilerinin ön kısmından, başlangıçtan itibaren önemli miktarda saç kaybederler. Kadınlarda saç kaybı çoğunlukla oldukça yavaştır ve gebelik sırasında ve menopozda hızı artar.

    Erkeklerdekine kıyasla daha büyük bir sıklıkla periyodiktir, kendilerini geri çeviren mevsimsel değişiklikler gösterir ve hormonal değişikliklerden, tıbbi koşullardan ve dış faktörlerden daha kolay şekilde etkilenir. Bu nedenle tiroid fonksiyon testleri ve hormon tetkikleri ile bu durum incelenmelidir.

    Hastanın saç ve kafa derisi karakteristiklerinin nakil için uygun olması durumunda kadınlardaki androgenetik saç dökülmesinde saç nakli sıklıkla tercih edilecek tedavidir ve zaman zaman androgenetik saç dökülmesinin cerrahi olmayan tedavisi için Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmış olan minoksidille kombine edilebilir.
    Saç dökülmesinin tıbbi tedavileri büyük ölçüde erkeklerde görülen androgenetik saç dökülmesine yöneliktir.

    Alopesi Areata (Saçkıran) nedir?

    Saç kıran olarak da bilinen alopesi areata en çok her iki cinsten genç ve orta yaşlı erişkinlerde görülür. Çoğu vaka kendiliğinden iyileşir; yani gelip geçicidir ve özel bir tedavi gerektirmez. Bu hastalığın nedeni tam olarak bilinmese de, bu saç dökülmesinden, yalnızca saçları etkileyen bir otoimmün süreç sorumlu tutulmaktadır. Bu süreçte stres de önemli bir rol üstlenmiştir. Hastalarda genellikle madeni para büyüklüğünde, yani 2.5 santimetre çapında bir veya daha fazla dairesel alanda saç dökülmesi görülür. İlerlemeye meyilli veya uzun süreli olgularda kortizon tedavisi önerilmektedir. Bu tedavi saçsız olan alan sulandırılmış kortizonun lokal enjeksiyonu veya mezoterapi tekniği ile prokain enjeksiyonları, ya da kalçadan enjeksiyonlar şeklinde olabilmektedir.

    Kişiye bağlı saç dökülmesi

    Bilinçli veya bilinçsiz olarak, kişinin kendi saçına verdiği zarar bazen saç dökülmesine neden olabilir.

    Bu saç dökülmesi iki şekilde gerçekleşebilir:

    Trikotillomani: Bu tip saç dökülmesi daha çok çocukluk çağında görülür. Kız çocuklarda, erkek çocuklara göre daha yaygındır. Trikotillomani sürekli saçlarıyla oynayan veya saçlarını çekiştiren kişilerde görülür. Bu da bu rahatsızlığın psikolojik bir temeli olduğunu düşündürmektedir.

    Traksiyon kelliği: Bu tip saç dökülmesine, bazı saç modellerinin veya saça tespit edilen saç sistemlerinin saç tellerine uyguladığı sürekli çekme ve germe kuvvetleri neden olmaktadır.

  • Aile İçi Şiddet Neden Olur ve Nasıl Durdurulur?

    Aile İçi Şiddet Neden Olur ve Nasıl Durdurulur?

    Bu yazıyı ekim ayında yazmayı planlıyordum. Çünkü 2 Ekim Şiddete Hayır Günü olarak anılır. Fakat ne yazık ki son zamanlarda gelişen akıl almaz şiddet olayları bu yazıyı öne çekmeme sebep oldu. Bilinçlenmek, neden ve hangi durumlarda şiddet uyguladığımızı bilmek şiddet olaylarının önüne geçmede tek başına yeterli olmayacaktır elbette. Fakat az da olsa farkındalık yaratabilirsek, kendi hayatlarımızda bir nebze değişikliğe sebep olabilirsek su dalgaları gibi git gide büyüyen halkalar şeklinde bu olumlu etki cereyan edecektir.
    Aile içi şiddete sebep olan etkenlerden en etkilisinin ekonomik sıkıntılar olduğu tespit edilse de psikolojik bir dinamiğin olduğu gerçeği yadsınamaz. Şiddete sebep olan iki tür duygusal dinamik tespit edilmiştir. Bunlardan ilki yıkıcı düşünce sistemi ya da daha önceki yazılarımda da belirttiğim olumsuz iç sesimiz. Yani daha yalın anlatmak gerekirse kişinin içinde konuşan iç sesin sürekli “eğer eşini kontrol edemezsen erkek değilsin”, “bak seni herkesin önünde rezil ediyor”, “seni kontrol etmeye çalışıyor, zayıf görünmeni sağlamasına asla izin verme” tarzında konuşmasıdır. Bir diğer düşünce dinamiği ise “ya hep ya hiç” düşünce yapısıdır. Kişilerin gerçekdışı inançları eşlerine karşı inanılmaz roller biçmelerine sebep olmaktadır. Kişiler eşleri olmadan bir hiç olduklarını ya da onlar olmadan eksik oldukları düşüncesine kapılırlar. Bu sağlıksız bir düşüncedir. Dolayısıyla kişi patolojik bir bağ ile eşine bağlanır ve onu ne pahasına olursa olsun kaybetmek istemez.
    Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile hala erkeklerin kadınlardan daha güçlü ve baskın oldukları fikri yerleşiktir. Bu ataerkil düşünce erkeklerin hiçbir koşulda güçsüz ve zayıf görünmelerine izin vermez. Erkek eğer hem başkalarının hem de hayatındaki söz konusu bayanın gözünde zayıf duruma düşerse bu utançla güçlü olduğunu karşı tarafa kanıtlamak adına şiddet eylemleri sergiler. Erkek gücünü yitirdiği anda onu erkek yapan tüm özellikleri de kaybetmiş olmakla sınanır. Bu erkekte yüksek seviyelerde öfkeye ve hiddete sebep olur. Bu patolojik duygular geçmiş travmalar ve yanlış model alma (kişinin şiddet gördüğü ya da şiddete şahit olduğu bir ortamda yetişmesi) gibi tehlikeli etkenlerle de birleşince ortaya akıl almaz şiddet olayları ve senaryoları çıkmaktadır.

    Ne Yapmalı?
    Öncelikle kişinin özgüvenindeki yarıklar doldurulmalı, yanlış düşünce sistemleri düzeltilmelidir. Kişi eşi olmadan bir hiç olduğu ya da eşinin üzerinde her hakka sahip olduğu düşüncesinden sıyrılmalıdır. Kurban durumunda olan şiddet gören taraf ise kurban psikolojisinden çıkıp şiddet görmeyi hakkettiği ya da erkeğin kadında daha güçlü olduğu ve her türlü şiddeti uygulamaya hakkı olduğu düşüncesinden kurtulmalıdır. Kişiler sözel ya da fiziksel şiddete maruz kaldıklarında mutlaka bir uzmandan ya da güvenlik birimlerinden destek almalıdırlar. Şiddete eğilimi olan kişinin her türlü tehdidi ciddiye alınmalı, “o zaten yapmaz” diyerek durumu görmezden gelip hafifletmek sadece son suratla gelen bir kamyonun önünde “zaten duracak” diyerek dikilmekten farksızdır. 

    Şiddet Mağduru Nasıl Korunur?
    6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun şiddeti derhal önlemeye ve gerekli desteği sağlamaya yöneliktir. Bu kanun gereğince şiddete maruz kalan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan herkes, ilgili makam ve kurumlara başvurabilir. Bu kurum ve makalmalr şiddete uğrayan ve şiddete uğrama tehlikesi içinde bulunan kişilerin bizzat başvurması zorunlu değildir. Şiddeti öğrenen veya tanıklık eden kişiler de başvurabilir.

    ALO 183 ve Diğer ACİL Telefon Hatları
    Aile ve Sosyal Polştikalar Bakanlığını’na bağlı olarak çalışan ALO 183 hattır, şiddete uğrayan ya da uğrama tehlikesi bulunan desteğe gereksinimi olan kişilere psikolojik, hukuki ve ekonomik alanda danışmanlık sunmakta ve yararlanabilecekleri hizmet kuruluşları konusunda bilgi vermektedir. ALO 183 ücretsizdir ve Türkiye’nin her yerinden 7 gün 24 saat ulaşılır.
    ALO 155 Polis İmdat, ALO 156 Jandarma İmdat, 112 ACİL, 0212 656 96 96/ 0549 656 96 96 Ale İçi Şiddet Acil Yardım Hattı