Etiket: Ergen

  • Çocuklarda obsesif kompulsif bozukluk (okb)

    OKB, bireyin sosyal, mesleki işlevselliği ve toplumsal etkinlikleri üzerinde önemli ölçüde bozulmaya neden olan, obsesyon (saplantı) ve kompulsiyonlarla (zorlantı) karakterize, süregen bir hastalıktır. Obsesyonlar, kişinin iradesi dışında oluşan, bastırılamayan iç sıkıntısına yol açan, yineleyici bir biçimde kendini gösteren düşünceler, dürtüler ya da düşlemler olarak tanımlanır.

    Kompulsiyonlar ise, rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu kaygıyı azaltmak ya da korkulan sonuçlardan korunmak veya kaçınmak için yapılan tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Kişi bu düşünceleri, dürtüleri ve eylemleri normal yaşantısıyla örtüştürmez, mantığına, inançlarına, ahlak anlayışına ters bir durum olarak algılar.

    OKB’nin yaygınlığı çocuk ve ergenlerde %0.2-4 arasında değişmektedir. OKB’nin başlangıç yaşı, en sık 7, ortalama 10’dur. Ancak yaşamın ilk yıllarında dahi klinik olarak tedavi gerektirebilen OKB olguları bulunmaktadır. OKB ne kadar erken yaşta başlarsa gidişatı o kadar kötü olmaktadır. Bilimsel araştırmalar OKB olan erişkinlerin %80’inin belirtilerinin 18 yaşından önce başladığını göstermiştir.

    OKB’nin başlangıcı genellikle çocukluk ya da ergenlik çağında ve sinsi olmaktadır. Erkek çocuklarda OKB daha ağır seyretmekte, kızlara göre birlikte ek ruhsal bozukluk daha sık bulunmaktadır.

    OKB’nin genellikle başlaması ile tanı konulması arasında geçen süre 2-3 yıl olmaktadır. Hastalığın bu kadar geç tanı almasının sebepleri arasında, çocukların kaygısının, tekrar tekrar sormalarının azalacağı düşüncesiyle ailelerin de obsesyon ve kompulsiyonlara eşlik etmesi, ailelerin ve çocukların belirtileri gizlemeleri, subklinik obsesyon ve kompulsiyonları olan ebeveynlerin çocuklarının semptomlarını fark etmemeleri, çocukların kendi obsesyonlarını ve kompulsiyonlarını iç görülerinin zayıf olması nedeniyle normal algılamaları, özellikle ergenlerin düşünce ve davranışlarındaki anormallikleri başkalarının öğrenmesi sonucunda damgalanacaklarını düşünmeleri, OKB’nin çocuk ve ergen sağlığı ile ilgilenen tıbbi personel ve doktorlarca iyi bilinmemesi, sayılabilir.

    OKB olan çocuklarda zeka düzeyi normal toplum normlarındadır.

    Tüm yaş gruplarında en sık görülen obsesyon bulaşma ile ilgili yineleyen düşüncelerdir. Kompulsiyonlar yineleyici davranışlar (ör.el yıkama, sıraya koyma, kontrol etme) ya da zihinsel eylemlerdir (dua etme, sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme). Kompulsiyonların amacı anksiyeteden korunmak ya da bunları azaltmaktır. En sık görülen kompulsiyonlar yıkanma ve temizlenmedir.

    Olguların %95’inde obsesyonlar ve kompulsiyonlar bir aradadır.

    NORMAL ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLEN RİTÜELLER

    Ritüel

    Yaş

    Yatma ve yeme ritüelleri

    Küçük çocuklarda (6 yaşına dek sürebilir)

    Günlük eylemlerde değişime direnç

    Küçük çocuklarda (2-4 yaş)

    Çizgilere basmama

    Küçük çocuklarda

    Kontrol etme/denetleme

    Küçük ve büyük çocuklarda

    Sayma ve şans numaraları

    Büyük çocuklarda

    Dokunma

    Büyük çocuklarda (oyun oynarken)

    Yıkanma

    Okul öncesi çocuklarda (hafif şekilde), bazen ergenlerde

    Kirlenme/mikrop kapma korkusu

    Küçük ve büyük çocuklarda (hafif şekilde)

    ÇOCUKLARDA OKB’YE EŞLİK EDEN RUHSAL BOZUKLUKLAR

    OKB’de eştanı yaygınlığı %40-50’dir. Majör depresif bozukluğun OKB’si olan çocuk ve ergenlerde yaşam boyu görülme oranı %65-80 gibi oldukça yüksek oranlarda bildirilmektedir. Anksiyete bozukluklarının (yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, …) biri ya da birkaçının OKB ile birlikte görülme oranı da %50’lerdedir. Bunun yanı sıra tik bozuklukları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu gibi diğer ruhsal bozukluklar da sıklıkla çocuk ve ergendeki OKB’ye eşlik edebilir.

  • Çocuk ve ergende konversiyon bozukluğu

    Organik nedenlerle açıklanamayan, psikososyal ya da duygusal nedenlere bağlı olduğu düşünülen, bedensel yakınmalarla seyreden ruhsal hastalıklara somatoform hastalıklar denir. Konversiyon bozukluğu; somatoform bozukluklarından birisidir. Konversiyonun kelime anlamı ‘döndürme’ dir.

    Konversiyon Bozukluğu;

    Motor

    Duyusal

    Epileptik olmayan nöbetler

    Karma tip

    Olarak 4 alttipe ayrılır. Motor bulgular arasında parelizi, parezi, pleji, nörolojik bulgular arasında anestezi, parestezi, körlük, epileptik olmayan nöbetler arasında da bayılmayı örnek verilebilir.

    Konversiyon bozukluğunda; bir ya da birden fazla bedensel belirti ve belirtilerin ortaya çıkışı ile zamansal ilişki bulunan aile içi çatışmalar, kayıp ya da travma gibi psikolojik stresörlerin varlığı önemli bileşenlerdir. Belirtiler genellikle ruhsal stresör etkeninden hemen sonra ya da saatler, günler, haftalar sonra ortaya çıkabilir.

    Konversiyon bozukluğu nedenleri neler olabilir?

    Yapılan araştırmalarda genetik geçiş ile ilgili veriler sınırlıdır.

    Ailesel faktörler üzerinde daha çok durulmaktadır. Bu bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde genellikle ailesel işlevler zayıftır.

    3 tür aile yapısı daha çok dikkati çekmektedir:

    1.Kaygılı aileler: Hastalıkla aşırı uğraş halinde olan ailelerdir.

    2.Kaotik aileler: Bu tür ailelerde genellikle ilgi çekmenin yolu bedensel yakınmalardır.

    3.Dengeleyen aileler: Ailede hasta çocuk, aile sorunlarının dile getirilmesinde, yansıtılmasında yer almaktadır, yani çocuk aile içinde bir sorun olduğu sinyalini konversif semptomlarla vermektedir.

    Çocuk ve ergende konversiyon bozukluğunun psikojenik etkisi nedir?

    1.Çocuk ve/veya ergen bilinçaltı çatışmadan kurtulur.

    2.Üzerindeki sorumluluk ve beklenti kalkar yani ikincil kazanç sağlamış olur.

    Yaygınlık

    Konversiyon bozukluğu doğu kültüründe daha çoktur. Genel olarak çocuk ve ergenlerdeki yaygınlığı %2-3.’dür. Bu konversiyonların %10-15’i yani en yaygın olanı epileptik olmayan yalancı bayılma nöbetleridir.

    Konversiyon bozukluğunda bilinmesi gereken en önemli şey; bulguların bilinçli ve planlı yapılmadığıdır. Ancak bulgular sonundaki ikincil kazançlar ve/veya ailenin yanlış tutumları sürekliliğini veya şiddetini arttırabilir.

    Çocuk ve ergenlerdeki konversiyon bozukluğunun gidişi genellikle iyidir. Yapılan çalışmalarda %80-85’inin 4 yıl sonra düzeldiğini göstermektedir.

  • Ergenlikte Teknoloji, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığı

    Ergenlikte Teknoloji, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığı

    Ergen yaşadığı kimlik krizi döneminde, kendini sorgular ve bu dönemde arkadaşlıklar önem kazanır bu da anti sosyal davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir. Ergenlikte ortaya çıkan sosyal onay ve kabul gereksinimi teknolojinin sunduğu imkanlarla(sanal chat odaları, sosyal medya uygulamaları, elektronik posta, anlık mesaj vb.) doyurulmaya çalışılır.(Tsai ve Lin,2003)Elde edilen bu doyum rutin kullanımı ve beraberinde bağımlılığı getirmektedir. Teknolojiyi sık kullanan yaş grubu çoğunlukla ergenlerdir bu pek çok araştırma ile resmi olarak kanıtlanmıştır. Yapılan araştırma sonuçlarında, ergenlerin genelde eğlenme ve iletişim amacı ile internet kullanması da bu söyleneni destekler niteliktedir. Zaten ergenlikte yaşanılan kriz hali ergenleri teknoloji ve madde kullanımı bağımlılığına vb. pek çok duruma açık/meyilli hale getirir. Bunun yanı sıra mevcut davranış örüntüleri, iletişim kurma isteği, gruplara katılma istegi, kişisel yardım alma amacı, ”şimdi ve burada” olmaya verilen önem, gündemden haberdar olma ihtiyacı vb. nedenler de bağımlılığı tetikleyen nedenlerdendir. Yaşanılan bu kimlik krizi sırasında teknoloji sayesinde oluşturulan “sanal kimlik” adeta kurtarıcı bir rol oynamaktadır. Çünkü ergenleri gerçek yaşam ve gerçek sorumluluklarından alıkoyar. Ergenler bu fırsatı kullanır ve sanal ortamda “ideal kimliklerini” ortaya koyarlar. Bu durum ergenlerin kendi özelliklerini tanıma fırsatı sağlar. Fakat teknolojik alemde yaşanılan deneyimleri gerçek hayata aktarmak hiç kolay değildir bu durum da ergenleri psikolojik olarak alıngan hale getirir.(Ceyhan,2008)

    Aşırı internet kullanımı sosyal ve psikolojik açıdan iyi hissetmeyi olumsuz etkiler aynı zamanda depresiflik halini de artırır. Yapılan bir araştırmada görülmüş ki yalnız ve depresif olmayan bireylerde de aşırı internet kullanımı depresifliği tetiklemiştir (kraut-ark,1998). Bu araştırma sonucu insanlarda aşırı internet kullanımının olumsuz etkileri hakkında yazılanları doğrular. Aşırı internet kullanımının getirdiği bu kötü hissetme ve depresiflik hali dışında da olumsuz etkiler vardır;

    Zaman algısı bozulur, yaşamsal işlevleri, sorumlulukları ikinci planda kalır, tolerans ve yoksunluk belirtileri ortaya çıkar, bazı sağlık problemlerinin (fiziksel) de ortaya çıktığı görülmüştür. Yine başka bir araştırma sonucunda saptanan veriler ortaya koyuyor ki ergenlerde de aşırı internet kullanımı olduğunda depresif düşünceler ve yalnızlık artış gösteriyor çünkü sosyal medya da edinilen deneyimler gerçek hayata aktarılamıyor. İnternet bağımlılığı olan vakalarda intihar eğilimi oldukça yoğun görülen bir tanıdır. Elbette ki bu sonuçlar ve öne sürülen nedenler olduğu gibi mutlak sebepler değildir. İnternet bağımlılığı sonucu depresyon ve kötü hale düşen vakalar olduğu kadar depresif ve kötü hal sahibi olduğu için internet kullanımını tercih eden vakalar da vardır. (Lin ve Tsai,2002)

    Literatüre baktığımız zaman dünya genelinde ergenlerin internet kullanımı ile ilgi pek çok araştırma yapılmıştır bunların kabaca ortalaması alınacak olursa %1.1 ve %8.2 aralığında denilebilir. (Aradaki bu fark örneklem seçimi vb. metodolojilerden kaynaklanıyor.) (Thatcher ve Goolam,2005;Park, Kim ve Cho,2008). Ülkemizde doğrudan ergenlerin internet bağımlılığı üzerine bir araştırma yapılmamış fakat ergenlerin internet kullanım örüntülerine bakıldığı zaman %7,6’sının problemli internet kullandığı (haftada 12 saatten fazla) belirlenmiştir. (Tahiroğlu ve ark,2008)

  • Ergen Terapisi

    Ergen Terapisi

    Ergenlik insan yaşamının en önemli gelişimsel geçiş dönemlerinden biridir. Bu dönem, bireylerin iç dünyalarında, dış görünümlerinde, duygu durumlarında önemli değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir. Bu hızlı değişime bağlı olarak bu dönem, ergenin anlaşılmaz tutum ve davranışlarının çoğalabildiği, depresif duygu durum bozukluklarının yaşandığı, akademik alanda güçlüklerin olabildiğince arttığı bir dönemdir.

    Ergenlik Döneminde Bazı Duygusal Özellikleri
     

    Ergenler duygu durumlarını iki uçlu olarak yaşarlar. Bir an çok mutlu, bir an odasında depresif bir müzik eşliğinde ağlıyor olabilirler.

    Aşkı, öfkeyi, umutsuzluğu, hayal kırıklığını yoğun yaşar ve uygulanması imkansız ani  kararlar alırlar.

    Arkadaşlık ilişkilerinde beklenti düzeyleri karşılanmayacak kadar yüksektir, bundan dolayı arkadaşlık ilişkilerinde güven problemi yaşarlar.

    Ulaşılması ve gerçekleşmesi zor hayallerin kolaylıkla gerçekleşme potansiyeli olduğunu düşünür ve yoğun hayaller kurarlar. Bu hayaller bazen gerçeği görmelerini engeller.

    Ergen zaman zaman kendi konforlu alanına sığınır ve orda yalnız kalmayı tercih eder. Ama çoğunlukla arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi, bütün eğlencelerine arkadaşlarını dahil etmeyi sever. Aile ve arkadaş arasındaki dengede aileden uzaklaşıp, arkadaşlarına yakınlaşır.

    Fiziksel görünüm, ergen için çok önemlidir. Zayıf ve fit görünme, sivilcesiz olma, bakımlı olma, güzel görünme ve beğenilme sosyal medyanın da etkisiyle ergenlerin meşgul olduğu alandır.

    Fiziksel, duyusal ve akademik anlamda beğenilme, takdir görme, onaylanma ihtiyaçları vardır. Aile ve yakın çevresi onaylanma, takdir edilme ihtiyacını gidermezse aile ile bağı yavaş yavaş kopar. Onaylanma ihtiyacını giderecek çevre arayışında olur.
     

    Ergenlikte Sık Yaşanan Problemler

    Ergenlik dönemi bireyselleşmenin, toplum içinde birey olarak yaşamanın, sorumluluk yüklenmenin, kaygıyla baş etmenin, yetişkin döneminde karşılaşılacak sorunlarla baş etmeyi bilmenin hazırlık aşamasıdır. Bu dönem iyi yönetilmezse muhtemelen yetişkin döneminde uyum problemi yaşayacak yanlış tutum ve davranışların olumsuz etkisini yaşayacaktır.

    Ergenlik döneminde sıkça yaşanan ve ergen terapisine ihtiyaç duyulan bazı sorunlar şunlardır.

    Özgüven eksikliği,

    Öfke patlamaları

    Aile içi iletişim problemleri

    Yeme Bozuklukları,

    Duygusal ilişki problemleri

    Motivasyon eksikliği

    Akademik problemler

    Sınav kaygısı

    Stresle baş etme

    Duygu durum problemleri, depresyon

    Kaygı bozuklukları

    Uyku problemleri

    Sosyal fobi, arkadaş ilişkilerinde problemler,

    Bağımlılık

  • Şemalarımızın Oluşumunda Temel İhtiyaçlarımızın Rolü

    Şemalarımızın Oluşumunda Temel İhtiyaçlarımızın Rolü

    Daha önceki yazımda, şemalarımızdan, şemaların bizim zihinsel yapılarımız olduğundan, aslında hayatımızı kolaylaştırmak için olduklarından ama zamanla katı ve değiştirilmesi zor yapılarından dolayı bizi engelleyebildiklerinden bahsetmiş ve bununla ilgili birkaç örnek vermiştim. Bu hafta şemaların nasıl ortaya çıkabildiğine bir bakalım isterseniz. Şemaların çocukluk ve ergenlik döneminde temel ihtiyaçların yeterli bir şekilde giderilmesi ya da yeterli bir şekilde giderilmemesiyle ortaya çıktığını ve yetişkinlik döneminde de kişinin temel ihtiyaçlarını yeterli bir düzeyde karşılayabilmesini ya da karşılayamamasını, seçimlerini, ilişkilerini, başarılarını ya da başarısızlıklarını, amaçlarını etkilediğini söyleyebiliriz. Şemaların oluşumuna etki eden temel ihtiyaçlardan bazıları şunlardır:

    1. Bağlanma: İlk başta bebek ile anne ya da bakım veren kişi arasında bebeğin ihtiyaçlarının yeterli bir şeklide karşılanmasıyla gelişen ilişkidir. Bebeğin ihtiyaçları yeterli düzeyde karşılanmıyorsa  anne veya bakım verenle arasında güvenli bağlanma gelişemez. Eğer yeterli karşılanıyorsa ancak o zaman güvenli bağlanma gelişebilir. İlk başta bebeğin dünya algısı annesinden veya bakım verenden ibaretken gittikçe genişler ve anne ile arasında geliştirdiği bağlanma modelini dış dünyadaki ilişkilerine de geneller. “Evet ben güvenilir bir yerdeyim” ya da “Hayır ben güvenilir bir yerde değilim” der. İşte bu noktada bir şema oluşmuştur. Bu şema yetişkinlik yaşamını ilişkilerini, evliliğini vs. etkiler.

    2. Ait Olma: Bu yine çocukluk ve ergenlik dönemindeki ihtiyaçlardan biridir. Bir aileye ait olma, bir gruba ait olma, sahiplenilme ve sahiplenme ihtiyacıdır. Bunun için benzer ilgi alanları, benzer düşünceler, benzer davranış veya duygular, anlama ve anlaşılabilme gibi özelliklerin olması gerekir ki çocuk ya da ergen kendisini oraya ait hissedebilsin.

    3. Benlik Algısı: Yine bebeklik yıllarında temelleri atılan bu algı aslında annenin bebeği ile göz teması kurması, ona dokunması, ona gülümsemesi gibi davranışlarla gelişmeye başlar. Bebek “Evet ben sevilen bir şeyim” ya da “ Hayır ben yeteri kadar sevilmiyorum” algısını geliştirebilir. Bu dönemlerde diğer kardeşlerin varlığı da önem taşır. Ya da çocuğa veya ergene söylenen sözler, Başarısızssın, Şişmansın, Akılsız mısın, Sakar mısın, Ne kadar salaksın, Gerizekalı gibi olumsuzluk içeren ifadeler ya da, sana güveniyorum, bu konuda senin azimli olduğunu düşünüyorum gibi olumlu ifadeler de çok önemlidir.  Nitekim sonuçta olumlu benlik algısı ya da olumsuz benlik algısı oluşur.

    4. Özgürlük: Hareket özgürlüğü ve ihtiyaç ve duyguların ifade edilebilmesinin özgürlüğüdür. Kişi kendisini ifade edebildikçe özgür olduğunu hisseder ve bunun sorumluluğunu alabilir. Bu da çocukluk ve ergenlik döneminde sınırları doğru belirlemek ve aile içerisinde demokratik bir yapının oluşması ile mümkün olabilir. Yoksa çocuk veya ergen kendisini engellenmiş hissedecektir .

    5. Yeterlilik: Yapılan şeylerde veya bir şey yapılması düşünüldüğünde kendisini yeterli hissedebilme duygusu da çocukluk ve ergenlik döneminden itibaren gelişir ve olgunlaşır. Yapılması ve aşılması gereken durumlar olduğunda çocuğu ve ergeni yeterli düzeyde desteklemek, yeterli düzeyde geri planda durmak da yeterlilik hissini güçlendirecektir. Kavanozu açmak isteyen bir çocuğa “Sen onu yapamazsın bırak elinden kırılacak şimdi göreceksin” demek yerine “İstersen deneyebilirsin” demek ama kontrol altında tutmak gibi basit şeylerle yeterlilik duygusu oluşur.

    6. Kendiliğindenlik ve Oyun: Yine çocukluk döneminde oyun çocuk için hayatın bir parçası ve anlamıdır. Yapay olmayan kendiliğinden içinden geleni ifade edebileceği yerdir. Bu kendiliğinden kendisini ifade edebileceği oyun alanı onun kendisini ve dünyayı anlamlı kılmasını sağlar. Oyunun içinde  bir nevi hayatın anlamı vardır ve bu da önemli bir ihtiyaçtır.

    7. Sınırlar ve Öz Denetim: Yeteri kadar sınırın olması gerekir, Hiç sınırın olmaması, çocuğun gencin dünyayı algılamasını zorlaştırır ve kendini güvende hissetmesini engelleyebilir. Bunun yanı sıra kendi kendisi yönetebilme becerisi de öğrenmeli yaşına uygun olarak ihtiyaçlarını kontrol edebilmeyi öğrenmelidir. Ne zaman acıktığını, ne zaman tuvaletinin geldiğini doğru yaşta kendisi karar vermelidir ki hayatının diğer aşamalarında da diğer dürtülerini kontrol edebilsin. Ne yapacağına nasıl yapması gerektiğine sağlıklı bir şekilde karar verip bununla ilgili sorumluluğu alabilsin.

    Bu temel ihtiyaçların insanın kendisini gerçekleştirebilmesini yani içindeki özü ortaya koyabilmesi açısından sağlıklı bir şekilde karşılanması gereklidir.  Giderilemeyen her temel ihtiyaç kendine has problem alanları yani şema alanları oluşturur. Bu durumda bizim yaşantımızı olumsuz etkiler ve bazen biz bunun farkında bile olamayız.

  • Çocuk ve Ergenlerde Depresif Belirtiler ve Aile İlişkisi

    Çocuk ve Ergenlerde Depresif Belirtiler ve Aile İlişkisi

    Çocukluk çağında depresyon belirtilerinin varlığı, yakın bir zaman öncesine kadar kabul edilmemekteydi; çocuğun gelişimini tamamlamamış bir birey olması ve kendini bir yetişkin kadar ifade edemiyor oluşu bunun başlıca sebebiydi. Günümüzde, yapılan araştırmalar göstermektedir ki çocuklukta da depresif belirtilerin varlığı sıklıkla gözlemlenebilir. Erkek ve kız çocuklarında depresyon tanı oranları açısından herhangi bir fark yoktur fakat depresif bozukluğun görülme oranı kızlarda 12 yaşından sonra yükselirken. başlarken, erkeklerde 9 yaşından sonra düşmeye başlar.

    Ergen ve çocuklarda depresyon varlığı incelendiğinde, ailede en az bir kişinin de depresyon belirtilerine sahip olduğu görülür. Özellikle  çocuk ve ergenlerin 1. Dereceden yakın olan anne ve babalarda gözlenen, tedavi edilmemiş depresyon; çocuklardaki depresif belirtileri %50 oranında arttırmaktadır. Annenin veya babanın depresif tutumları, model alarak davranışsal ve duygusal gelişimini sağlayan çocuk ve ergenlerin de olumsuz duygu, düşünce ve davranışları benimsemesine sebep olur.

    Çocuklarda depresyon; uyku ve yeme bozuklukları, tepkisizlik, konsantrasyon bozuklukları ile kendini gösterir. Anne ve babaların depresif tutumları eşliğinde psikolojik tedavi sürecine başlayan çocukların, ailelerinin de psikoterapiden geçmesi önemlidir. En azından terapi sürecinde iş birliği içerisinde olmaları gerekir. Her iki ebeveynde de depresyon varlığının oluşu, çocukluk çağı depresyonuna yakalanma riskini büyük oranda arttırır.

    Aile ortamının olumsuz olması, ergenlikte intihar düşüncelerini de arttırmaktadır. Cezalandırıcı, iletişim kurma becerisinden uzak ve sürekli ergenle çatışan anne babalar, olumsuz duygu durumu arttırırlar. Aile çatışması, anne ve babaların ergen çocuklarının davranışlarını kontrol etmek istemelerinden de kaynaklanır. Ergenlik döneminde intihar düşüncesi oldukça önemli ve dikkate alınması gereken bir depresyon belirtisidir. Risk altındaki gençler ve çocuklar büyük bir dikkatle takip edilmelidir. Mutlaka psikolojik destek almalıdır. Psikolojik desteğin yanı sıra aile tutumunun olumlu hale getirilmesi için aile terapileri de önemlidir.

    Depresyonla başa çıkmada sosyal destek önemlidir, sosyal desteğin işe yaraması için aile ve arkadaşların destekleyici ve olumlu yaklaşımlar içerisinde bulunması gerekir. Burada kast edilen depresif bireyin her dediğini yapmak ve onu gerekli gereksiz durumlarda sürekli onaylamak değildir. Sadece anlaşıldıklarını, sevildiklerini ve korunduklarını bilmeleri bile depresyonla başa çıkmaları için onlara iyi gelecektir. Ergenlik dönemi, erkek ve kızlarda hormonların etkisinin yoğun olduğu ve kimlik arayışlarının yaşandığı bir dönemdir. Anne babaların önce kendilerindeki sorunların, sonra da çocuklarındaki sorunların farkına varabilmeleri önemlidir.

  • Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlik dönemi birçok açıdan stres ve kaygı uyandıracak durumlar içerir. Her şey yolunda giderken bir anda günlük hayatın içinden birçok durum ergen için büyük bir stres kaynağına dönüşür. Kısa bir sürede bir çok duyguyu yaşıyor olmak ve bunlarla nasıl başa çıkacağını kestirememek ergende gerginlik yaratır.

    Ebeveynlerin bu dönemle ilgili çocuklarının neler yaşayabileceğini bilmesi karşılıklı daha anlayışlı ve etkili bir iletişim için önemli olacaktır. Ergen bireyde neyin stres kaynağı oluşturabileceğini bilmek ebeveynler için de bu dönemi daha kolay atlatılabilir kılmaktadır.

    Okul Yaşamı

    Okul hayatında akranlarla yaşanan problemler,bu dönemde başlayan karşı cinsle ilişkilere bağlı olarak yaşanan hayal kırıklıkları,gelecek kaygısı – ne yapmak istiyorum,nerede olacağım,istediğim okulu kazanabilecek miyim? – , verilen ödev ve sorumluluklar bireyde stres yaratabilmektedir.

    Bu dönemde ebeveyn olarak destekleyici olmak gerekir. Okulda yaşadığı problemlerle ilgili üzerine gitmeden istediğinde sizinle konuşabileceğini bilmesi,ödev ve sorumlulukları için belirli bir saatin olması,zaman yönetiminin ayarlanması,geleceğiyle ilgili netleşmesinin sağlanması bireye yardımcı olacaktır.

    Ev Yaşamı

    Aile bireyleri arasında anlaşmazlıklar,ebeveyn kavgaları,kardeş kavgaları,evde sürekli devam eden huzursuzluk hali,kalabalık ev ortamı,ergenin özel alanının olmaması,kontrolcü ebeveynler ergenlik yaşamını daha da zorlaştıran durumlardır.

    Çatışmalara ortaklaşa çözüm bulunmaya çalışılması,duyguların açıkça konuşulması,bireye mümkünse özel bir oda verilmesi,özel alanına saygı duyulması yatıştırıcı faktörler olacaktır.

    Vücutta Yaşanan Değişiklikler

    Ergenlik döneminde vücutta birçok değişiklik meydana gelir. Sivilcelenme,ses kalınlaşması,kilo alımı,tüylenme gibi birçok belirgin değişiklik ergen bireyin olumsuz bir algıya kapılarak kendini beğenmemesine yol açabilir. Bu durum içine kapanma,depresyon,öfke gibi duyguları açığa çıkartarak huzursuz bir dönem geçirmesine sebebiyet verir.

    Sağlıklı beslenme ve spora teşvik etmek bireyin kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olur.

    Kimlik Bocalaması

    “Ben kimin,nereye ve neden bağlıyım,ne için yaşıyorum,ne istiyorum..” gibi birçok çeşitlendirilebilecek sorularla boğuşulan bir dönemde ergen birey,kendine bu gibi sorunların cevaplarını arayarak kimlik oluşturmaya çalışır. Yanıtları bulma aşamasında fazlaca sorgulamak kişide depresyona neden olabilir.

    Bu dönemde ergen birey zaman zaman ebeveyni ile iyi geçinirken bazen de bir şey paylaşmayı reddeder,olumsuz bir tutum sergileyebilir. O yüzden rahatça her şeyi konuşabileceği, paylaşmaktan zevk aldığı belki bir aile dostuyla,okuldaki hocasıyla yahut ailenin güvendiği bir kimse yoksa psikoloğa gitmeye teşvik etmek bu süreci daha rahat atlatmaya yardımcı olur.

  • Terapi Çeşitleri Nelerdir?

    Terapi Çeşitleri Nelerdir?

    Bireysel Terapi

    – Bireysel terapi; danışan ve psikologun birebir çalışmasıdır. Kişinin kendini geliştirebileceği, günlük yaşamdaki zorluklarla nasıl baş edebileceği hakkında farkındalığını arttırabileceği bir süreçtir.

    Bireysel Terapi’de çalışılabilecek konular; depresyon, panik bozukluk, özgül fobiler, kaygı bozuklukları, travma ve yas, öfke kontrolü, sosyal fobi, özgüven eksikliği, obsesif kompulsif bozukluk, kişilik bozuklukları…

    Aile/Çift Terapisi

    – Evlilik veya ilişki terapisi de denebilir. Aile içindeki problemlerin üstesinden gelmek ve ilişkilerinin kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

    Aile/Çift Terapisi’nde çalışılabilecek konular; boşanma, aldatma/aldatılma, kıskançlık, evlilik öncesi danışmanlık, aile içi iletişim…

    Cinsel Terapi

    – Bu alanda özel olarak eğitim almış psikologlar tarafından uygulanmaktadır. Cinsel terapide, çiftlerin cinsel yaşamlarındaki problemleri çözmek veya cinsel yaşamlarının kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

    Cinsel Terapi’de çalışılabilecek konular; vajinismus, cinsel isteksizlik, erken veya geç boşalma, ereksiyon bozukluğu…

    Çocuk Terapisi

    – Çocuk Terapisi uygulayan kişiler bu alanda özel eğitim almışlardır. Çocuk ile anne-baba arasındaki iletişim, çocuğun ileriki yaşamında karşılaşacağı zorlukların üstesinden gelmede önemli rol oynar. Çocuk Terapisi ile erken yaşlarda fark edilen ve çözümlenen problemler, ileride karşılaşılacak olan daha büyük problemlerin aşılmasında kolaylık sağlar.

    Çocuk Terapisi’nde çalışılabilecek konular; okul fobisi, konuşma bozukluğu, tuvalet eğitimi zorlukları, çocuk istismarı…

    Ergen Terapisi

    – Ergenlik döneminde, ergen ile ailesi arasındaki iletişim her zamankinden daha zorludur. Ergen Terapisi’yle bu zorluğun kolaylaştırılması, aile ile iletişimin kuvvetlendirilmesi ve ergenin problemlerinin çözülmesinde destek sağlanmaktadır.

    Ergen Terapisi’nde çalışılabilecek konular; sınav kaygısı, okul başarısızlıkları, duygusal dengesizlikler…

    Grup Terapisi

    – Grup Terapisi sayesinde, kişiler kendileriyle aynı sorunlarla karşı karşıya kalmış diğer insanlarla bir araya gelip yalnız olmadıklarını fark ederler. Daha önce aynı problemleri yaşayıp üstesinden gelmiş kişilerle karşılaştıklarında kendi problemlerinin de çözülebileceği hakkındaki umutları artar.

    Grup Terapisi’nde çalışılabilecek konular; alkol, sigara, madde bağımlılığı, yas, ayrılık ve travmalar, kumar bağımlılığı…

  • Ergenle başetmenin yolları- kirpiye sarılmak

    Çocukluk ile yetişkinlik arasındaki denem olan ergenlik çoğunlukla hem anne-babalar hem de çocuklar için oldukça zor bir dönemdir. Ergenlik, çocukların kendi kimliklerini oluşturdukları, kendilerini anne-babalarından ayırdıkları ve aile dışında önemli ilişkiler kurdukları bir dönemdir.

    Ergenlik bir yas sürecidir ve mutlu ergen yoktur. Ergenler çocukluktan ayrılmanın yasını yaşarlar. Hüzün, yas,mutluluk iç içedir. Ergenlik değişim demektir, büyümek demektir, başkalaşım ve dönüşüm demektir. Ergenlik bazılarına göre ‘’ikinci doğum ‘’ demektir. Eğer bu dönemde ergenler yaralanırlarsa, bu yaranın izlerini ömür boyu taşırlar. Doğal olan bu süreci anlayarak ve önemseyerek geçirmenin, ergenin kimlik oluşumunda önemli etkisi olur. Anne- babalar için bir ergeni anlamak ve sevmek kirpiye sarılmaktan farksızdır. Kirpiye sarılırken nasıl yaklaşalım, nasıl davranalım?

    DİNLEYİN

    Tamamen farklı görüşte olsanız bile, çocuğunuzu her zaman dinleyin. Anne ve babasının dinlemeye hazır olduğunu hisseden ergen düşünce, duygu ve problemlerini anlatacaktır. Anne ve baba ergenin ilgi alanı ve hobilerinin neler olduğunu merak edip bu konuda ergeni yargılamadan bilgi almaya çalışmak , onun hobileri ile ilgilendiklerini göstermek ergenle iletişimde yarar sağlayacaktır.

    DAVRANIŞ İLE ÇOCUĞU BİRBİRİNDEN AYIRIN

    Sizi rahatsız eden şey ile onu yapan kişiyi birbirine karıştırmayın. Öfkenizi çocuğunuzun tüm kişi olarak varlığına değil davranışları üzerinde odaklamaya gayret edin.

    ÖNEMSİZ KONULARI GÖRMEZDEN GELİN

    Ergen çocuğunuzun görünümü veya davranışları sizi ne kadar rahatsız ederse etsin, sürekli eleştirmekten kaçının. Daha önemli konularda düşüncelerinizi, neyi ve neden tasvip etmediğinizi belirtin ancak onun da sizden farklı görüşte olma hakkına saygı duyduğunuzu gösterin.

    TAKDİR EDİN

    Ergen çocuğunuzun yaptıklarına ilgi gösterin. Onu gerçekten takdir edebileceğiniz fırsatları da görmeye çalışın.

    UZLAŞMA SAĞLAYIN

    Fikir ayrılıkları çıktığında, her iki tarafın da kabul edebileceği bir uzlaşma zemini bulmaya çalışın.En kötü olasılıkla, uzlaşamadığınız konusunda uzlaşın.

    SÜREKLİ SÖYLENMEYİN VE ÖĞÜT VERMEYİN

    Sürekli nutuk çekip söylenmeyin,’’Ben senin yaşındayken …..’’ ile başlayan akıl vermelerden kaçının. Büyük olasılıkla onun yaşındayken onunla ortak yönünüz düşündüğünüzden çok daha fazlaydı. Sürekli öğüt vermek yerine önerilerde bulunmak daha etkili bir iletişim sağlayacaktır.

    ELEŞTİRİLMEYE HAZIR OLUN

    Eleştirilerin hedefi olmaya, yani yaşadığı tüm sorunların, zorlukların nedeni olduğunuz, büyümesine ve eğlenmesine izin vermediğiniz gibi eleştiriler yöneltmesine hazırlıklı olun.

    ÇOCUĞUNUZDAN VAZGEÇMEYİN

    Bu eleştirilerin çoğu yüreğinize işlemesin.Ve çocuğunuzda vazgeçmeyin.Çocuğunuz ‘’evet’’ diyorsa ‘’hayır’’, ‘’hayır’’ diyorsa ‘’evet’’ demek istiyordur unutmayın.Ona sevgiyle sarılırken kirpiye sarılmak gibi acı çekseniz de vazgeçmeyin.

    RUH DURUMU SÜREKLİ DEĞİŞEBİLİR

    Bu yaşlarda, kısmen hormonal değişikliklerden dolayı, kısmen de bu dönemde çok sık yaşanan kaygılara bir tepki olarak ruh durumunda hızlı ve bazen aşırı değişimler olması son derece normaldir. Bunları anlayışla karşılamaya çalışın.

    MUTLU SON

    Ergenliğin son dönemlerinde ergenlerin çoğu anne-babaları ile birlikteliklerinde daha rahat olurlar. Tüm bu dönem boyunca onlara adil ve tutarlı bir şekilde davrandıysanız, büyüme ve olgunlaşmaları için fırsat ve olanak verdiyseniz aile bağları etkilenmeden çıkacak ve yetişkinliğe adım atacaklardır.

  • ERGENLİK DÖNEMİ KİŞİLİK GELİŞİMİ

    ERGENLİK DÖNEMİ KİŞİLİK GELİŞİMİ

    Ergenlik dönemi insan hayatının dönüm noktalarından biridir. 12-13 yaşlarında başlayıp 19-20 yaşlarına kadar devam eden fiziksel ve ruhsal olarak çok büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Fiziksel değişime nispeten daha kolay uyum sağlayan ergenler, ruhsal gelişimlerinde bocalamaktadırlar. Ergenlerden bazıları bu dönemi rahat atlatırken, birçoğu derinden etkilenmekte, yoğun bir bunalım ve karmaşa yaşamaktadırlar. Freud´a göre ergenlik yılları, içgüdüsel enerjinin yeniden genital bölgede harekete geçtiği bir dönemdir. Freud, çocukluk süresince kurulmuş olan id, ego ve süperego arasındaki dengenin, yeniden bozulduğunu söyler. Cinsel dürtüler gencin, çocukluk döneminde yaşadığı fallik dönemdeki çatışmaları yeniden yaşamasına yol açar; ancak romantik ilişkiler bu kez aile dışında aranır.

    Ergenlik dönemi kimlik oluşumunun gerçekleştiği, netleştiği bir safhadır. Erik Erikson´a göre yetişkinliğe sağlıklı geçişin en önemli koşulu kimlik kazanmadır. Kimlik, bireyin kendine özgü davranış ve düşünce bütünü, başkalarından ayıran farklılıklarıdır. Kimliğin oluşması süreci ergenlikten çok önce başlar ve önceki dönemlerde başarılı sonuçlar alınması yetişkin kimliğine geçişi de kolaylaştırır. Bedeni, çok kısa bir süre içinde yetişkin görünümü alan ergen, artık çocuk gibi davranmayacağını anlar ve “Ben kimim?” “Yaşamdaki amaçlarım neler olmalı?” gibi sorularla kendini sorgular; geleceğe dönük kararlar almaya ve benliğini oluşturmaya başlar. Toplum içinde kendi seçtiği ideolojiye uygun bir rol bulursa kimlik kazanır. Bunu başaramayan ergenlerdeyse kimlik krizi devam eder. Pek çok denemeyle bu kriz çözülmezse, ergen kimlik kargaşasına düşebilir ya da olumsuz bir kimlik geliştirebilir.

    Ergenlerde farklı kimlik statüleri vardır. Bunlar, erken bağlanmış, kargaşalı, kararsız ve başarılı kimlik statüleri.Erken bağlanmış kimlik statüsündeki ergenler, bir karar alma sürecinden geçmemiş, kimlikle ilgili tüm kararları genellikle ebeveynleri tarafından belirlenmiştir. Yetişkinliğe geçiş pürüzsüz ve çatışmasız yaşanır. Kargaşalı kimlik statüsündeki ergenlerse bir kriz yaşamaz ve mesleki rol seçimiyle ilgili olarak da bir güdüleri bulunmaz. Bunlar bir kimliğe bağlanmaktan tamamen kaçınma eğilimindedirler. Karasızlarsa bir kimlik krizi yaşarlar; kaygıları yüksek ve karar alma süreci uzun süre devam eder; bu nedenle ergenlerin, kendileriyle en ilgili oldukları statüdür. Başarılı kimlik statüsündekiler ise kimlik krizini atlatmış ve kimliğe bağlanmayı gerçekleştirmiş ergenlerdir.

    Ergen kimliğini oluştururken belirli aşamalardan geçmektedir. Birincisi bağımsız olduğunu hissetmesidir. Ergen farklılığını kendine kabul ettirmek ve başkalarına onaylatmak ihtiyacı hisseder. Ebeveynlerle çatışma başlar. Bu döneme kadar anne ve babanın etkisi altında olan onlara itaat eden ergen, başkaldırmaya, kendi istek ve eylemlerini gerçekleştirmeye çalışır. Bağımsızlığa gereksinim duyan gençler için ev, çoğu zaman anlaşılmazlığın ve çatışmaların ortaya çıktığı bir yer olarak görülmeye başlanır. Anne babanın çocuğun gözünde ideal olma niteliklerini kaybettiği dönem yine bu dönemdir. “Her şeyi en iyi annem ve babam bilir” düşüncesinin yerini yavaş yavaş “annem babam nereden bilecek, onların dönemi geçmişte kalmış, ben onlardan daha iyi bilirim” gibi düşünceler alır. Ergenin isyanında mantık yoktur, başkaldırı içgüdüseldir. Ergenin başkaldırısını ebeveynler anlayışla karşılar, onun düşüncelerine saygı duyarlarsa, onun bağımsızlığını kabul ederlerse problem çözülür. Davranış ve düşüncelerine saygı duyulmayan, alay edilen, aşağılanan ergen silik bir kişilik yapısı geliştirir ve başkalarının peşinden gider. Evde yaşanan çatışmalar çok sık ve şiddetli olmaya başlamışsa, gençlerin, kendilerinin istenmedikleri düşüncesine kapılmaları da mümkündür.

    Ergenler bu döneme kadar çevrelerinden etkilenmişlerdir. Ancak bu dönemde hedef belirleme ve bu hedefleri gerçekleştirme yönünde adımlar atmaya başlayacaktır. Bu dönemdeki amaçlar sürekli değişkenlik arz eder, kısa sürelidir, tutarsızdır. Ebeveynler ergeni anlamaz dayatmada bulunursa çatışma yaşarlar. Örneğin bu yaşlarda müzisyen olmak, sporcu olmak gibi istekleri ailece gereksiz görülüp farklı meslekler tercih etmesi istenir. Ergen engellendiğinde bağımsız bir birey olma girişimi sonuçsuz kalır. Kendi içindeki yetenekleri açığa çıkarma ve başarılı olma, ilgi çekme eğilimindedirler. Başarısız oldukları konularda çok çabuk vazgeçerler.

    Bu dönemde arkadaşlık ilişkileri önem kazanır. Sırlarına rahatlıkla paylaşabileceği sağlam dostluklar arar. Bulduğunda da çok gizli bilgileri onunla paylaşır, otoriteye başkaldırı için destek arar, birlikte kendilerine özgü mekanlar belirlerler, paylaşımlarda bulunurlar. Ergenden dostuna ihanet ederse, bu sırdaşını satmak demektir ve güvenilmez kişi etiketi vurulur. Ailenin bu konudaki tutumu; ergenin ilerde toplum tarafından kabul gören, güvenilen, saygı duyulan bir kimlik kazanması için çok önemlidir. Karşı cinsle ilişkilerde ergen, hazzın yönelimi açısından kimliğini netleştirir. Karşı cinsle iletişim kurduğunda ve beğenildiğinde bu gerçekleşir. Ancak engellendiğinde, suçlandığında, teşebbüslerinde başarısız olduğunda kendini değersiz hisseder ve ileriki yaşlarda evliliğinde sorunlar ortaya çıkar. Dış görünüşlerine çok önem verirler. Kendilerini fazla uzun, fazla kısa, şişman, çirkin bulabilirler. Bu da bazı gençleri dikkat çekmek ya da farklı görünmek isteğiyle giyimiyle, makyajıyla, saç rengi ya da biçimiyle öne çıkma çabası göstermeye iter.

    Ergenlik döneminde duygularda farklılaşmalar, iniş çıkışlar yaşanabilmektedir. Gençler bir gün çok mutluyken, ertesi gün çok üzgün olabilirler. Zaman zaman duygularını ve heyecanlarını denetleyememeleri de sık görülen bir durumdur. Ergenlik ilk cinsel deneyimlerin de yaşandığı dönemdir. Kızların kendilerini beğendirmeye çalıştığı, erkeklerinse pek tanımadıkları yeni bedenlerini kontrol etmeye çalıştıkları bu dönemde, utangaçlık ya da sıkı geleneklere bağlılık, bu konunun aile içinde ya da gençler arasında konuşulmasına engel olur. Bu da gençlerin dürtülerinden utanç duymasına ve hayallere sığınmasına neden olabilir. Çevreye olan ilgilerini kesip, kendilerini hayallere veren gençler, böylece mastürbasyon yapmayı keşfederler. Mastürbasyon ya da kişinin kendi kendini tatmin etmesine dünyanın her yerinde yaygın olarak rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalar erkeklerde ki oranın kızlara göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Rahatlama, rüya görmek şeklinde de olabilir. Gençler bu konuda cezalandırıldıklarında suçluluk, cinsel doyumsuzluk yaşayabilirler. Ailelerin bunu normal bir davranış olduğunu kabul edip çocuklarıyla cinsel konularda daha rahat ve bilgilendirici konuşmalar yapmaları gerekir.

    Ergen belli konularda lider olma, söz sahibi olma sorunluluk alma eğilimindedir. Bulunduğu sosyal çevrede yeteneklerini göstererek hayranlık uyandırmak, liderlik etmek, yönlendirmek, organize etmek ister. Bu konudaki başarısı özgüvenini artıracak, başkalarının sorumluluklarını alabilme, bir grubu yönetebilme, yönlendirebilme nitelikleri kazanacaktır. İleriki hayatında da bu aile reisi olabilme, işyerinde yönetici olabilme, organizasyon yapabilme özelliği kazandıracaktır.

    Dünya görüşünün, ideolojik yaklaşımının oluşması da bu devrede gerçekleşir. Benimsediği görüşlerde çok katıdır, fanatiktir. Buradaki amacı boşluktan kurtulmak, bir gruba ait olmak, bir destek ihtiyacı hissetmektir.

    Ergen kimlik oluşturma sürecinde cesaretlendirilir, desteklenirse kendine özgü bir kimlik oluşturur ve ruhsal açıdan sağlıklı olur. Bu dönemde kimliğini netleştiremezse sürekli kimlik karmaşası yaşayacak, bocalayacak ve kimlik bunalımı ortaya çıkacaktır. Ters kimlik geliştirebilir, otoritenin kendisinden istediği her şeyin tersini yapmak onun için tek ölçüt olabilir. Sürekli herkesle kavgalı, aksi ve inattır. Devam eden yaşamı süresince mutsuz olacak, sorunlar yaşayacak, anksiyete, depresyon, kişilik bozuklukları, obsesyonlar v.b. gibi hastalıklı kimlik örüntüsüne sahip olacaktır.