Etiket: Ergen

  • Evdeki Ergen

    Evdeki Ergen

    Hayatımızın her dönemi farklı değişimlere ve geçişlere sahiptir. Bebeklikten çocukluğa geçmek, ilkokuldan liseye geçmek, yeni bir eve-işe geçmek, farklı birlikteliklere geçmek, yeni bir eşyaya geçmek… Değişimlere uyum sağlamak, alışmak genellikle sancılı ve zor bir süreç olabilir. Ergenlik dönemi de hormonal, duygusal ve düşüncesel yani psikolojik ve fizyolojik bir çok değişimin gerçekleştiği bir süreçtir. Bu sürecin getirilerini ergenler sadece kendileri yaşamazlar, aynı zamanda çevrelerindeki bireyler de bu süreçten etkilenmektedirler. . Dolayısıyla ergen bu kadar çok değişimden geçerken aslında ergen anne-babası da değişimden geçer, geçmek zorunda kalır. Bu dönem çocukluk ve erişkinlik arasında yer alan, gelecekteki yaşantımıza yön verecek olan kimlik ve kişilik özelliklerimizin oluşmasında büyük rol oynayan, yaşamın en zor ve karmaşık denebilecek bir kesitidir.

    Anlaşmazlıklar, farklı fikirler ve düşünceler hayatın her anında yaşanan bir durumdur. Önemli olan böyle kriz dönemlerini yönetebilmektir. Ergenlik döneminde hızlı büyüme ve değişim ergenin duygularını, davranışlarını kontrol etmesini zorlaştırabilir. Çocukluk ve yetişkinlik arasında kalmışlık hem anne-babanın hem de ergenin tepkilerini, sorunlar ile baş etme becerilerini farklılaştırır. Anne-baba bir taraftan büyüyen çocuklarının daha olgun, daha sorumluluk sahibi davranmasını beklerken, bir taraftan da eskiden olduğu gibi, alıştıkları gibi çocuklarının sözlerinden çıkmamasını isterler. Ergen ise bir yandan daha çok özgürlük ve bağımsızlık isterken bir yandan da davranışlarının sorumluluğunu almayı erteleyebilir ya da reddeder. Anne-baba ve ergen arasındaki çatışmalar temelde bu ikilemlerden kaynaklanır. Ergenlik döneminin tipik tutumları vardır. Bu tutumlar da tüm aileler tarafından benzer şekilde dile getirilerek ifade edilir. Otoriteye karşı gelme, söz dinlememe, eleştirilmeye karşı hassaslık, beğenmeme ve eleştirme gibi… Ergen bu tutumlar ile anne-babasından farklı bir birey olduğunu kanıtlamaya, kendi yeterliliğini kendisine çevresine göstermeye çalışır. Bir yandan da yalnız kalmaktan, hata yapmaktan korkar, anne-babanın ona rehberlik etmesine içten içe ihtiyaç duyar. Ancak zaman zaman bundan hoşlanmıyormuş gibi ifadelerde ve davranışlarda bulunabilirler. Ebeveynler de bu değişimler doğrultusunda çocuklarının bambaşka bir kimliğe sahip olmaya başladığını gözlemleyip kaygılanarak farkında olmadan bu durumlara karşı olumsuz tutum ve davranışlarda bulunabilirler. Eskiden daha uyumlu, söz dinleyen, sorumluluklarında daha dikkat eden bir çocuk kısa bir zamanda bunları yapmamaya ve reddetmeye başlamıştır. İşte tam da bu durumlarda ebeveynler geçmiş yıllarda kullandıkları yöntemleri kullanarak evdeki ergene yaklaşmaya çalıştıklarında ilişkilerindeki sarsıntının şiddeti artmaya başlar. Çünkü ergenin tam da kurtulmak istediği, kanıtlamak istediği şey artık çocuk olmadığıdır. Ancak ebeveynler bunu gözardı ederek çocukmuş gibi davranmaya devam etmek istemektedirler.

    Peki ebeveynlerin ne yapmaları gerekir? Doğru tutumlar ve yöntemler nelerdir? Ergenlerle nasıl daha sağlıklı iletişim kurulur?

    Tüm ailelerin öncelikle hiçbir zaman göz ardı etmemeleri gereken durumlar; aile bireylerinin değerli ve önemli olduklarını bilmeleri, kendilerini güvende hissetmeleri, yakınlık ve dayanışma duygusunu geliştirmeleri, sorumluluk bilincinin artırılması ve karşılaşılan zorluklarla mücadele edebilme becerisinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bilinçle yaklaşılan tutumlar ve davranışlar sağlıklı iletişim becerisini bunun sayesinde de daha az çatışmayı beraberinde getirecektir. Sağlıklı iletişimde dikkat etmemiz gereken temel unsurlar;

    • Emir verici, gözdağı vererek ya da otorite mercii gibi cümleler kurmadan neyi istiyorsak gerekçesini açıklamalıyız.

    • Ergenin düşünceleri çocukça ya da basit düzeyde gelse dahi ad takma, alay etme, aşağılama ve kıyaslamalardan uzak durulmalıdır.

    • Sürekli kendi yaşantılarınızdan ya da sizin döneminizdeki zorluklardan bahsederek öğütler verilmemelidir.

    • Yaşanan problemler karşısında getirmiş olduğu çözüm önerileri dikkate alınmalıdır, geliştirilmesi gereken noktalar varsa geliştirilebilinir. Ancak ebeveynler kendisini tek çözüm kaynağı olarak görmemelidir.

    • Ergenlerin hayatları ısrarcı ve sürekli sorularla sorgulanıp sınanmamalıdır.

    • Yaptığı olumlu her davranışı doğaüstü bir beceri yapmış gibi abartarak ve sürekli övülmemelidir.

    Ancak her şeye rağmen bazı problemlerle mücadele etmekte güçlük çektiğinizi ya da sorunlarla başa çıkamadığınızı düşünüyor veya gözlemliyorsanız, lütfen sağlıklı ruh sağlığına sahip olabilmek için profesyonel bir destek almayı ihmal etmeyiniz.

  • Nasıl Bir Anne Babasınız?

    Nasıl Bir Anne Babasınız?

    Toplumsal alışkanlıklarımız gereği, çocuklarımız genelde koruyucu aile yapıları içinde büyütülür. Anneler çocukları için her şeyi yapar, her hatalarını telafi eder, her başı sıkıştığında bir çözüm yolu bulur. Yeter ki çocukları ders çalışsın, başka hiçbir şeyle ilgilenerek yorulmasın. Koruyucu aile yapısı, çocuğuna herhangi bir sorumluluk yüklemeye kıyamayacaktır. Zaten ebeveynlerde çocuklarının her türlü ihtiyacı ile ilgilenerek çözüm olmayı kendilerine görev atfetmişlerdir.

    Çocukların görevi ya da sorumluluğu ise ders çalışmaktır. Ama onu da çocuk bütün bunlardan sonra ya sahiplenir ya da sahiplenmez. Çünkü onda da zaten anneler çocukların yerine ödevleri varsa telaşlanır, sınavları varsa kaygılanırlar. Eh çocuğa da yapacak çok fazla bir şey kalmaz. Birisi varken bir diğer kişinin daha çabalamasına gerek yoktur. Bir kişi yetiyordur da artıyordur bile ve böylelikle çocuklar tam olarak hiçbir sorumluluk almadan büyümüş olurlar.

    Hatta sorumluluk almadıkları gibi birde yaptıkları hataların suçunu da üstlerine almamak gibi bir alışkanlıkları vardır. Bu da yine çocukluktan beri verilen bir şeydir ve sonra çocuk büyür. Böylece suçu kendinde aramayan, suça sebep olan etkenleri dışarıda arayan, hep karşı tarafa yüklemeler yapan, düşünmeden hareket eden, yaptığı davranışların sonucunu görmeyen, her zaman payına düşen sorumluluktan kaçan, sanki olanlar onun problemi ya da sorumluluğunda değilmiş gibi davranan kişiler çıkar ortaya.

    Bu durum ergenlik dönemi ile beraber daha da netleşir ve bir problem olarak artık karşımıza çıkmaya başlar. Ergenlik döneminde ben merkezcilik ön plandadır. Ergen kendini tüm olayların merkezinde görür. Ergenlikte hep “BEN” vardır. Düşünmeden hareket eder. Zaten kafası karışık olan ergen olayların sonuçlarını önceden kestiremeyebilir. Tabii işte bu noktada nasıl yetiştirildiği de önem kazanır. Evde sürekli pohpohlanarak, el üstünde tutularak, hiçbir sorumluluk verilmeden, her istediği yapılarak büyüyen çocuk ergenlik döneminin de doğal özellikleri ile tüm dış dünyayı kendine karşıymış gibi görmeye başlar. Arkadaşları ile sürekli sorun yaşar. Öğretmenleri ile sürekli arası açıktır. Kendi hatalarını asla görmez, sürekli karşı tarafı suçlar. Kural tanımaz. Hep onun istediği yapılsın ister. Hep kendi söylediklerinin doğruluğuna inanır.

    Tabii bu durumda aile de objektif olamıyorsa ve hala koruyucu aile tutumunda ise çocuklarının her söylediklerini kesinkes doğru olarak kabul eder, o da göremez aynı aile tutumuyla yetişmiştir ve çoğu zaman kendine eleştirel bakmayı beceremez. Olayları araştırma gereği duymaz.

    Çoğu zaman oluyor bunlara benzer olaylar. Çocuk evde o kadar şımartılmış her istediği yapılmıştır ki; dışarıda çok kolay hayal kırıklığına uğrar. Çünkü evdeki gibi dışarıda herkes onu mutlu etmek için çabalamaz ve hatalarını hoş görmez. Ama çocuk evde buna o kadar alışmıştır ki normalin bu olduğunu sanır, ya hayal kırıklığı ile içine kapanır ya da oda karşı tarafa zıt gitmeye başlar.

    Böyle davranarak çocuklarımız yerine onların problemlerini çözmüş onlara kendilerini geliştirme fırsatı vermemiş oluyoruz. Biz onların yerine problemlerini hem çözeriz ve hem de şikâyet ederiz. Hiçbir problemini çözemiyor, sonuçları göremiyor diye. Fırsat vermeyiz ki çocukluktan beri. Okulda ister arkadaşları ile ister öğretmenleri ile olsun karşılaştıkları problemde hemen okula koşarız. Onun yerine problemi halletmeye uğraşırız. Sonra da niye bu çocuk karşılaştığı problemleri çözemiyor kendi başına karar veremiyor deriz.

    Sonuç olarak birilerini suçlamak, eleştirmek çok kolaydır. Zor olan ise kendimizi eleştirebilmektir. Hatalarımızı görebilmektir. Her olayda üstümüze düşen payı kabullenebilmemizdir. İşte budur insanı olgunlaştıran. Eğer bunu yapabilirsek sağlıklı bir kişi oluruz ve çevremizle uyum içinde yaşarız. İşte budur bize çok şey kazandıran; bizi geliştiren.Çocuklarımızın da böyle olmasını istiyorsak değişime kendimizden başlamalıyız.Eğer biz olgun davranırsak onlara iyi birer model olabiliriz.

  • Ergenlik Dönemindeki Çocuğuma Nasıl Sınır Koyabilirim?

    Ergenlik Dönemindeki Çocuğuma Nasıl Sınır Koyabilirim?

    Çocuklar küçük yaşlardan itibaren ebeveynlerinin rehberliğine ihtiyaç duyarlar çünkü kendileri için neyin yararlı ve önemli olduğunu bilemezler. Bu yüzden, ebeveynler çocuklarına hem erken çocukluk dönemlerinde hem de ergenlik döneminde rehberlik etmeli ve yaşadıkları ortamı sağlıklı bir kişilik gelişimi için güvenli hale getirmelidir. Bu yüzden, ebeveynler, bazı kural ve sınırlar koyarak ergenlik dönemindeki çocuklarını korumalı ve onları toplumun kurallarına uyumlu yetiştirmelidir.

    Eğer bir evde etkili bir disiplin sağlanamıyorsa bu aile üyeleri arasındaki ilişkilerden kaynaklanıyor olabilir. Anne ve babanın disiplin yöntemindeki tutarsız davranışları, ailenin ergen üzülmesin diye otorite figürü olmaktan çıkmaları gibi birçok faktör disiplin yöntemlerinin etkisinin azalmasına sebep olabilir. Fakat etkili bir disiplin yönteminden önce çocuğa koşulsuz sevgi ve kabul gösterilmesi gerekmektedir.

    Günümüzde yaygın olarak, ergenler serbest bırakıldığında ya da risk alıcı bazı davranışlar sergilediğinde, bu durum aile ve toplum tarafından“özgüveni yüksek birey” olarak tanımlanmalarına neden olabilir. Aynı zamanda, kural ve sınır koyan anne babaların da ergenlere daha az ilgi ve sevgi gösterdikleri düşünülür. Fakat düşünülenin aksine kural ve sınırlara sahip olan aileler ergenlik dönemindeki çocuklarının hayatını düzene koyarak çocuklarının kendilerini güvende hissettiği bir ortam yaratmış olurlar. Bu hususta dikkat edilmesi gereken nokta, sınırlar ve kurallar oluşturulurken ergenin de sürece dahil edilmesi gerektiğidir. Örneğin; akşam eve gelme saati kararlaştırılırken mutlaka ergenin de fikri alınmalı ve talepleri göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece, sürece dahil olan ergen kurallara uyma konusunda daha istekli ve hassas davranacak ve bunun sonucunda herhangi bir aksilik ile karşılaşıldığında davranışının sorumluluğunu alacaktır.

    Ergenler, yetişkin olmaya çalıştıkları bu süreçte yaşamlarını sürdürdükleri çevrenin kurallarını bilmeye ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden, ne yapıp ne yapamayacaklarını, neyi ne dereceye kadar yapıp yapamayacaklarını bilmek isterler. Çünkü sınırları belirlenmiş bir dünya özünde kendilerini daha da güvende hissettirir. Ebeveynleri tarafından ergenlere sınırlar konulması, anne ve babalarının gerektiğinde kendilerini koruyabilecek yetkinlikte olduğuna dair onlara mesajlar verir. Ergenler, içinde bulundukları dönem gereği bazen sınırları zorlayabilirler fakat kendilerini güvende hissetmek ve dünyayı anlamlandırabilmek için hayatlarında sınırlara da ihtiyaç duyarlar.

    Sınırlar konulurken anne ve babaların konulan kurallar ve sınırlar konusunda anlaşması ve tutarlı olması, sınır koymanın yanı sıra sınırların nasıl uygulanacağı konusunda dikkat edilmesi gereken diğer bir noktadır. Anne ve babalar istikrarsız davrandıklarında ergenler de istedikleri zaman ebeveynlerine ısrarcı davranarak istediklerinin olması konusunda zorlama yapabilirler. Evdeki kurallara uymakta zorluk çeken ergenler aynı davranışları ev dışındaki sosyal ortamlarda da devam ettirebilirler. Aynı zamanda çocuğa rehberlik eden anne ve baba figürleri istikrarsızlık sebebiyle güvenilirliklerini kaybedebilirler.

    Ergenlik döneminde en işlevsel sınır koyma yöntemlerinden biri ergenin yaptığı davranışın bedelini ödemesidir. Bedel ödeme, ergenlerin yaptıkları seçimlerin ya da davranışlarının sorumluluğunu almaları; bu davranış ve sorumlulukların iyi ya da kötü sonuçları ile yüzleşmelerine olanak tanınmış olmasıdır. Örneğin; ergen çocuğu olan bir aile düşünelim. Ergen birey eve en geç gelme saati 18.00’i erken buluyor ve bunun 19.00’a çıkarılmasını talep ediyor. Böyle bir dönemde ebeveynler ile bir aylık deneme süreci yapılabilir. Bu bir aylık süreçte ergen bireye akşam 19.00’da evde olabileceği, bunun bir deneme süreci olduğu ve saate uygun hareket edip etmemesine göre durumun tekrar değerlendirileceği bildirilir ve bu bir aylık süreçte ergenin eve gidiş geliş saatleri, bu durumun ergeni nasıl etkilediği gözlemlenir. Bir ayın sonunda da uygun koşullar tekrar değerlendirilebilir. Bu süreci değerlendirecek olursak; çocuk önce ailesine talebini bildirmiş, ailesi çocuğun talebinde ona bir seçim hakkı tanımıştır. Bu seçimin içeriği ergene iki şey sunmaktadır. Eğer ergen yeni belirlenen saate uygun hareket ederse, eve geliş saatini esnetme fırsatı olacaktır. Fakat bir aylık süreçte aksaklıklar yaşanırsa ve yeni belirlenen saatten daha geç bir saatte eve gelirse eve geliş saati aynı kalacaktır. Bu durumda ergen birey kendi seçimlerinin ve sorumluluğunun iyi ya da kötü bir şekilde bedelini ödemiş olacaktır.

    Diğer bir yöntem ise, ayrıcalıkların kaldırılmasıdır. Ayrıcalıkların kaldırılması, sınır koymanın daha zor olduğu ve uyarı ve bedel ödeme gibi yöntemlerin işe yaramadığı ailelerde kullanılabilir. Ayrıcalıkların kaldırılması yöntemi ergenin herhangi bir ayrıcalığından televizyon programı izleme, cep telefonu kullanma, bilgisayar oyunu, sinemaya gitme ve benzeri ayrıcalıklı bir aktivitesinden mahrum bırakılmasıdır. Ayrıcalıkların kaldırılmasındaki diğer önemli bir etken ise sürenin uzunluğudur. Sürenin çok uzun olması ergene bu yaptırıma neden maruz kaldığını unuttururken, sürenin çok kısa tutulması yaptırımı işe yaramaz bir hale getirebilir. Örneğin; ergene 1 gün boyunca cep telefonunu kullanmaması gibi bir sınırlama konabilir ya da bir akşam televizyon izlemesi sınırlanabilir. Fakat dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki senede bir gün ya da uzun aralıklı olan aktiviteler için (örn.: doğum günü kutlaması) sınırlama getirilmemelidir.

  • Tam da Benim İstediğim Gibi Bir Çocuk

    Tam da Benim İstediğim Gibi Bir Çocuk

    Çocuğunuzun tam da sizin istediğiniz gibi biri olma fikri kulağa ne kadarda güzel geliyor değil mi? Sizin sevdiğiniz her şeyden istisnasız hoşlanan, sevmediklerinize ise yüz metre dahi yaklaşmayan, sizin istediğiniz mesleği seçen, istediğiniz kişiyle arkadaş olan istemediğinizle konuşmayan, sizin istediğiniz biriyle evlenen bir çocuğa sahip olmayı mı hayal ediyorsunuz? O zaman bu yazı da işinize yarayacak çok şey bulacaksınız demektir.

    Çocuğunuzu kucağınıza aldığınız ilk anı hatırlıyor musunuz? Doğduğu ilk andan itibaren size ne kadar da muhtaç ve bağımlı olduğunu. Acıktığında karnını doyurmanıza, korumanıza, üşüdüğünde giydirmenize, hatta gazı geldiğinde çıkarması için yardımcı olmanıza ne kadar da muhtaçtı. Sonra biraz büyüdü ve ona güldüğünüzde agucuklar yapmaya, sesiniz biraz yükseldiğinde ise huzursuzlanmaya başladı. Yürümeye başladığında ise sizin peşinizden gelmek istedi. Yabancı birini gördüğünde size koştu çünkü size güveniyordu. Daha küçücükken siz onu istediğiniz yere kucağınızda taşırken, yürümeyi öğrendiğinde o istediği yeri keşfetmeye çalıştı ve siz onun peşinden koşturmak zorunda kaldınız. Biraz daha zaman geçtikten sonra artık istemediği zaman yemek yememeye başladı. Bir şeyleri kendi yapmak istedi ve çocuğunuzun bir şeyleri başardığını gördüğünüzde onu “Aferin” diyerek, alkışlayarak ya da başını okşayarak takdir ettiniz. Neden mi? Çünkü çocuğunuz büyümeye başlamıştı, kendi başına başardığı birçok şey vardı. Yemeğini kendisi yiyor, tuvalet ihtiyacını karşılıyor, kendisi giyinip soyunabiliyordu. Bunlar küçükken bağımsızlaşmaya başladığının küçük emareleri idi. Bu süreç aynı zamanda kendi gibi olmayı da içinde barındırarak gelişiyordu ve bu bağımsızlaşma savaşı kendi kişiliğini bulana dek devam edecekti. Bu zamana kadar ve bu zamandan sonra ihtiyacı olan tek şey sizin koşulsuz sevginiz ve size duyduğu güven olacaktır. Geçmişe dönüp baktığınızda sizin de ailenizden beklediğiniz en yegane şey bu olmaz mıydı? Ailenizin sizi artı ve eksi yönlerinizle koşulsuz sevdiğini, kabul ettiğini ve desteklediğini düşünün. Bu yüzden tam da sizin istediğiniz gibi bir çocuk yetiştirmek yerine çocuğunuzun kendi gibi biri olmasında ona destek olmaya ne dersiniz?

    Ergenlik dönemi deyince genelde aklımıza asi, söz dinlemeyen, kendini ispatlamaya çalışan, zaman zaman içine kapanık, genelde yalnız kalmak isteyen, daha çok hem cinsleri ile vakit geçiren, kadın-erkek arkadaşlığının romantik boyutlara dönebildiği örnekler gelir. Peki ergendeki tüm bu fiziksel, hormonal, ruhsal, zihinsel ve sosyal gelişim ve değişim boyunca ebeveynlere veya bakım verenlere düşen rol nedir? Bu süreçte çocuğunuz kendisindeki zihinsel ve fiziksel farklılıkları, ruh halindeki iniş ve çıkışları anlamlandırmaya çalışırken sizin anlayışınıza, onu tüm yeterlilikleri ve eksiklikleriyle kabul etmenize ihtiyaç duyar. Çocuğunuz bu dönem boyunca kolları ve bacakları daha hızlı büyüme gösterdiği için sakarlıklar yapabilir. Hormonal değişimlerden kaynaklı olarak duygusallaşabilir ya da sosyal olarak sizinle değil de arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmek isteyebilir. Çünkü bu süreçte ergenler yetişkin gibi davranmaya çalışırken içlerinden gelen çocuksu dürtüler ile de baş etmeye çalışırlar. Bu noktada da ailelere düşen en önemli rol ergenleri koşulsuz kabul ile kucaklamak olacaktır. Peki çocuğumun yanlışlarını da mı kabul etmeliyim, ona doğruyu yanlışı nasıl öğreteceğim? diye soruyor olabilirsiniz. Bu noktada aile tutum ve davranışlarına ihtiyaç duyulan kabul ve sınır boyutları olarak ele alınabilir. Kabul boyutu, ergeni merkeze alan çocuğunuzu kabul etmekten tutun da reddetmeye kadar farklılık gösteren bir cetvelin iki ucuna benzetilebilir. Aynı şekilde, sınır boyutu da kısıtlayıcı tutumdan hoşgörülü tutuma kadar uzanan geniş bir yelpaze olarak düşünülebilir.

    Anneler, babalar ya da bakım verenler olarak siz ergenlik dönemindeki çocuklarınıza onları oldukları gibi kabul ettiğinizi gösterirseniz, onların önem verdikleri sorunları ya da hobileri ile ilgilenirseniz, duygularına aracılık eder ve çocuklarınızı anladığınızı onlara hissettirebilirseniz ergenler kendilerinin kabul gördüğünü düşünürler. Böylece, ergenlik dönemindeki çocuklarınız kendi davranışlarının sorumluluklarını alan, kendi kendini denetleyebilen, eksikliklerinin ve yeterliliklerinin kendisinin de bilincinde olduğu kişilikler geliştirirler. Tam tersi olarak ergenin küçük görüldüğü, sevilmediği, şiddet gördüğü düşmanca bir ebeveyn ve ergen ilişkisi ise ergende saldırgan davranışların ortaya çıkmasına, evden kaçmaya, kötü arkadaşlıklar edinmesine, uyuşturucu kullanımına neden olabilir.

    Bunlara ek olarak pek çok ebeveyn farkında olarak ya da olmayarak zaman zaman çocuklarına kabul edilmediğini hissettirebilmektedir. Nasıl mı? Örneğin; çocuğunuz düşüncesini dile getirdiğinde “Sen daha küçüksün anlamazsın?”, “Büyüklerine karşılık verme!”, “Bunlarda sorun mu oğlum/kızım” gibi cümleler sizin de ağzınızdan çıkıyorsa çocuğunuz büyük ihtimalle kendi duygu ve düşüncelerine saygı duyulmadığını ve sizin onu anlamadığınızı düşünüyor olabilir ve bunun sonucunda; ya kendi gibi ailesi tarafından kabul görmeyen arkadaşlıklar kurabilir ya agresif tavırlar sergileyip sürekli size kendinizi ispatlamaya çalışır ya da içine kapanık kimseye kendini açmayan bir ergen haline gelebilir.

    Sevgili ebeveynler, öncelikle ergenlik dönemindeki çocuklarınızın ne söylediklerini duymak istemelisiniz. Neden sizle değil de arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmek istiyor, neden kendisi ile daha çok ilgilenmeye başladı, neden sizinle oturma odasında oturmaktan değil de kendi odasında oturmaktan keyif alıyor, neden ufak tefek sakarlıklar yapıyor? Bunların sebebini hem gerçekten duymak istemeli hem de çocuklarınızı artı ve eksi yönleri ile kabul etmelisiniz. Ergen çocuğunuza vakit ayırmalı, o an vakit ayıramıyorsanız bunu çocuğunuza açık ve net bir dil kullanarak anlatmalı ve daha sonrasında çocuğunuz için uygun zaman yaratmalısınız.

    Sonuç olarak, anneler, babalar veya bakım veren diğer kişiler çocuklarına koşulsuz sevgi ve şefkat göstermeli, onlara güven ile yaşayacakları bir ortam yaratmalı ve çocuklarınızın sizlerden farklı kişilik özelliklerine sahip olabileceğini unutmamalısınız.

  • Öfke, doğal bir duygu mudur?

    Öfke insanın doğasında yer alan temel duygulardan biridir. Kontrol edilebildiği sürece sağlıklıdır. Öfke kontrolden çıkıp yıkıcı hale dönüşürse, kişinin yaşamında önemli sorunlara yol açabilir.

    Öfke durumunda insanda ne gibi fiziksel ve psikolojik değişimler meydana gelir?

    Öfke durumunda kişide baş ağrısı, mide rahatsızlığı, solunum problemi, sinir sistemi rahatsızlıkları gibi fiziksel değişiklikler; kaygı ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar görülebilir.

    Öfkenin dışa vurulmasında tek yol şiddet midir?

    Öfke ve kızgınlık aslında içsel bir duyguyken, saldırganlık gibi yıkıcı davranışlar haline dönüşebilmektedir. Saldırganlık davranışını göstermemek için öfkenin nedenin farkına varmak ideal olandır. Neden öfkelendiğimizi bilmek aslında öfkemizi kontrol edebileceğimiz anlamına gelir.

    Öfke patlaması yaşamadan önce ortadaki sorunlarla nasıl başa çıkılabilir?

    Haksızlığa uğrama, engellenme, duygusal incinme, hayal kırıklığı, tehditler, saldırıya uğrama hayatın içinde olan ve öfkeye yol açan nedenler arasındadır. Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar yaşanabilen bir duygudur. İnsan, temelde var olan bu duyguyu sosyal etmenler ve öğrenme süreci ile kontrol etmeyi öğrenir. Düşüncelerinizi ve bakış açınızı değiştirme duygularınızı da değiştirecektir. Öfke kontrolünde sonunu düşünerek hareket etme, kendinize düşünme zamanı verme, kontrollü davranma, ortamdan uzaklaşma, kafanızı başka bir şey düşünerek dağıtma, öfkenizi daha az sorun yaratacak bir yöntemle boşaltma ve gevşeme egzersizleri yararlı olabilir.

    Öfkenin bastırılması olumsuz sonuçlar doğurur mu?

    Evet, öfkenin bastırılması sonucu çeşitli fiziksel rahatsızlıklar, kaygı ve depresyon görülebilir.

    Öfke patlamaları yaşandığında olaya müdehale edip ortamı yatıştırmayı amaçlaya kişi nasıl davranmalıdır?

    İlk başta sakin olmalı, ortamı güvenli hale getirmeye çalışmalı, öfke patlaması yaşayan kişiyi ortamdan uzaklaştırmalıdır.

    Çocukların iki yaş civarı öfke nöbetlerinin yoğun yaşandığı dönemlerdir. Bu dönemde anne babalar çocuğa nasıl yaklaşmalıdır?

    İki yaş dönemi özerklik dönemidir, çocuk bütün dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanır, kural tanımaz, paylaşmayı bilemez ve inatlaşır. Etrafı bu şekilde algılayan iki yaş çocuğu ile inatlaşmamak, çocuğun dikkatini farklı yöne çekmek ve olayları çocuğa başka birinin üzerinden hikaye şeklinde anlatmak yaşanan öfke nöbetlerini azaltacaktır.

    Öfke patlamalarının sık yaşandığı bir diğer dönem de ergenlik dönemidir. Kendisiyle ve çevresiyle çatışma yaşayan ergene anne ve babaların yaklaşımı nasıl olmalıdır?

    Çocuğun iki yaşındaki öfke nöbetleri bilinçsizken ergende bu dönem farklı bir şekilde kendini gösterir. Ergen; büyüdüğünü çevresine ispat etmek amacıyla arkadaşlarıyla kendisini karşılaştırıp özgürlüğü için inatlaşır. Ergen ile ilişkiyi koparmamak, ona anlayışlı yaklaşmak ve yaptıklarından haberdar olmak çok önemlidir. Onun yanında olduğunuzu hissettirmeniz gerekir. Ergen zaman zaman yalnız kalmak bazen de birileriyle konuşmak ihtiyacı duyabilir. Anne babanın çocukluk dönemindeki yatırımları ve çocukla olan kaliteli ilişkisi, ergenlik döneminde meyvesini verir.

    Okullarda öfke kontrolünü sağlayamadığı için birbiriyle sözlü veya fiziksel düzeyde kavga eden gençleri çok görüyoruz. Anlaşmazlıkların bu boyuta tırmanmaması için gençlere önerileriniz nelerdir?

    Öfke kontrolünde nefes egzersizi önerilen yöntemler arasındadır. Derin derin nefes alıp sakinleştirici durum ve manzaraları zihninizde hayal ederek canlandırmaya çalışabilirsiniz. Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alabilirsiniz, göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir.Derin nefes alırken kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunabilirsiniz.Sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünerek gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin olduğunuz bir yeri hatırlayın. Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.

    Son olarak öfke kontrolüne yönelik ne gibi önerilerde bulunursunuz?

    – Kendi öfkenizi tetikleyen durumları ve öfkenizin biçimini tanımlayın

    – Kendi kendinizi sakinleştirmeye yönelik egzersizleri düzenli olarak yapın

    – Derin nefes alın, nabız atışlarınızı ve nefesinizi kontrol edin

    – Kendinize sizi sakinleştirecek cümleler söyleyin

    – Kendinizi kontrol etme konusunda kararlı olun

    – Şiddete yönelik davranışları asla kabul edilebilir çözümler olarak değerlendirmeyin

    – Öfke duygusuna ‘Evet!’ ancak bu duyguyla davranmaya ‘Hayır!’ deyin. Bağırmayın, vurmayın

    – Çevrenizdekileri niye öfkeli olduğunuz konusunda bilgilendirin

    – Kendinize zaman tanıyın

    – Kendinizi öfkeli olduğunuz ortamdan hemen uzaklaştırın, ancak kontrolü kazandığınızda geri dönün

    – Problemi açıklığa kavuşturmaya çalışın ve çözümü aramaya odaklanın

    – Bol bol gülün ve espri yeteneğinizi kullanın. Olaya yeni bir bakış açısı ve yeni bir çerçeve kazandırın

    – Kişisel saldırılara cevap vermeyin, kişiselleştirmekten kaçının

  • Ergen Danışmanlığı

    Ergen Danışmanlığı

    Ergenliğin psikolojik özelliklerini anlamak için fiziksel gelişime şöyle bir göz atmak gerekir. Çocuğun erinlik dönemine girdiğini belli eden geleneksel ölçütlerin başında, kızlarda ilk reglin, erkeklerde ilk boşalmanın görülmesi gelir.

    Beden şeması ya da imgesi kavramı bedenimize ilişkin kişisel tasarımımızı belirtir. Bu imge çözülmüş parçalardan bütüne doğru giderek zaman içinde oluşur. Ergenlik döneminde hızlı organik gelişme ve değişimler eski beden şemasını bozar ve yeniden kurulmasını gerektirir. Görünümü değişen beden çocuğun ve çevresinin gözünde yeni bir anlam kazanır. Hızlı bedensel değişimler bir hastalık gibi, bir anormallik gibi kaygı ve korkuyla izlenir çoğu zaman. Bu dönemdeki asıl sorunun ergenin kendi “ kimliğini bulması” yolunda hazırlanması olduğu çeşitli kaynaklarca vurgulanmaktadır.

    Ergenlikteki bedensel değişimler bireyin hem kendisiyle hem başkalarıyla olan ilişkilerini etkiler. Boyuna, yapısına, yüzüne, siluetine, tenine ilişkin aşırı ilgileri bu yeni beden imgesine uyum sağlama güçlüklerini yansıtır. Bedenin bugünkü durumunu ve yarın ne olacağını kuşkuyla izleyen ergen, bu yüzden çevrenin yargılarına karşı çok duyarlıdır. Başkalarının bakışı ergeni sıkar ve utandırır, ama aynı zamanda kendi varlığının bilincini kazanmasını da sağlar.

    Ergenliğin ortalarında bedendeki büyüme yavaşlayarak devam eder. Kişinin kendi bedenindeki değişikliklere uyumu daha çok artmış ve dolayısıyla cinsiyet rollerinden kaynak alan gerilimleri azalmaya başlamıştır. Bu süreçte artık anne babadan bağımsız olma çabaları görülmektedir. Ergen yeni kimliği ile toplumdaki yerini aramaya başlamış, arkadaş gruplarının önemi artmıştır. Arkadaş grupları kabul görme ve bireyin kimliği açısından son derece önem taşımaktadır.

    Ergenliğin son dönemi, fiziksel gelişimin tamamlandığı, ilişkilerde çatışmaların azaldığı, karar vermede zorlukların azaldığı ve kişisel olgunluğun arttığı bir dönemdir. Ancak bu dönem bazı ergenlerde, sürekli hırçınlık, sinirlilik, geçimsizlik, kavgacılık, okuldan kaçma, çalma, sürekli başkaldırma, kuralları çiğneme gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Ergenlik döneminde ebeveynlere düşen en önemli görev çocuklarıyla sürekli iletişim halinde olup, anlayış göstermeleridir. Karşılıklı kişilik çatışmalarına girmek, yargılamak, eleştirmek, öğüt yada gözdağı vermek çocuğu aileden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Dolayısıyla ileriki yaşamda da sürekli hale gelebilecek bir kopukluğun başlangıcı sayılır.

    Bu dönemin sağlıklı geçirilebilmesi için anne babaların adil, objektif ve en önemlisi sabırlı davranışlar sergilemesi çok yararlı olur. Çocukların mükemmel olmasını beklemek daha çok yanlışa neden olacağından bazı kusurları görmezden gelip daha sonra uygun dilde anlatmak çözüme yönelik davranışlardandır.

    Sorunların üst üste geldiğini düşünüyor, başa çıkmakta zorlanıyor ve günlük yaşamın yolunda gitmediğini düşünüyorsanız psikolojik destek alınız.

    ERGENLE İLETİŞİM BOZUKLUKLARI

    Ergenler ve ebeveynleri arasındaki bazı ortak rahatsızlık ve anlaşmazlık kaynakları arasında ana babanın denetim ve disiplin tekniklerinin türü ve sınırları, cinsellikle ilgili değerler, arkadaş ve sosyal etkinliklerin seçimi, para ile ilgili konular, eleştiri ve söylenmeler sayılabilir. Ergenin ve anababanın birbirlerine inanmama eğilimi ve belki de karşılıklı duyguların açık seçik olmamasından kaynaklanan iletişim kopuklukları, sorunları iyice büyütebilir.

    Sosyalleşme ve ait olma duygularının ağır bastığı bu dönemde, ana babalar olabildiğince sakin ve sabırlı davranmalı, zorlandıkları yerde bir uzmandan destek almalıdırlar. Ergenlik uzun bir dönemi içine aldığından anlık çözümler değil, davranış ve yaklaşım biçimi konusunda yardım alınmalıdır.

    BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞI

    Gelişen teknolojiyle birlikte yaşamımıza hızla giren bilgisayar ve internet yaşamı oldukça kolaylaştıran, eğlenceli bir unsur olmakla birlikte amacının dışında kullanıldığında bağımlılık ve sosyal yaşamdan kopuşa neden olan bir sorundur.

    Günlük yaşam düzeyini bozacak şekilde zamanının çok önemli bir kısmını bilgisayar başında geçiren, sorumluluklarını aksatan bireyleri bağımlı olarak nitelendiriyoruz. Bu durum özellikle okul çağındaki çocuklarda psikolojik ve fizyolojik gelişimleri ile sosyal etkileşimlerini ve okul başarısını olumsuz yönde etkilemektedir.

    Araştırmalara göre erkeklerde internet bağımlılığının kızlara göre 2-3 kat daha fazla olduğu görülmektedir. Özellikle 14 ve 21 yaşlar arasında bağımlılık sık görülmekte kaygı ve stres durumlarında bir kaçış yolu olarak kullanımın arttığı görülmektedir. Özellikle ; fiziksel görünüşünden hoşnut olmayan, sosyal becerileri yeterince gelişmemiş olan, kişiler arası ilişkilerde güvensizlik yaşayan bireyler, sanal iletişimlerde kendilerini daha rahat hissettiklerinden, bu eksikliklerini giderme ihtiyaçlarıyla bağımlı hale gelmektedirler.  Zamanla okul başarıları düşüyor ve aile bireyleri ile geçirilen zaman azalıyor.

    Bu durumda ebeveynler, çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmeye çalışmalı, her konuda olduğu gibi sabırla ve anlayışla yaklaşmalı ve anne baba birlikte hareket ederek kararlı davranmalıdır. Sorunla başa çıkılamayan durumlarda da mutlaka uzmandan yardım alınmalıdır.

    ERGENLİKTE CİNSELLİK

    Ergen bedeninin izlediği gelişim onun kişilik gelişimi üzerinde de önemli etkiler yaratır. Cilt güzelliği ergenler için ortak bir ilgi ve kaygı kaynağıdır. Ergenlerde ortak görülen diğer sorunlar arasında düzensiz dişlere, gözlük takmaya, yüz ve burun biçimine ilişkin kaygılar sayılabilir.

    Cinsel çekicilik kısmen biyolojik olgunluğa yaklaşmasıyla ilgili olsa da kısmen de toplumsal baskılarla ilgilidir. Cinsel açıdan erkekler kızlardan daha aktiftir. Ancak cinsel etkinlik biçimleri karşı cinsle ilişkiden çok mastürbasyondan oluşur. Ergenliğin başındaki fiziksel arzulamalar, bir süre sonra duygusal gereksinmelere dönüşür, ergenliğin sonunda ise cinsellik ile derin bir sevginin bağdaştırıldığı olgun bir ilişkiye geçilir.

     Bu dönemdeki olgunlaşma, yalnızca karşı cinsten olanlara uyum sağlanmasını değil, cinsellikle ilgili sağlıklı tutumların kazanılmasını, bireyin kendi cinsinden olanlarla uygun ilişkiler kurmasını ve kendi cinsel kimliği ile sağlıklı bir biçimde özdeşleşmesini içerir. Dolayısıyla ebeveynler bu dönemdeki gelişim ve değişimlere karşı açık olmalı, suçlayıcı değil,  anlayışlı ve yol gösterici olmalıdır. 

  • Ergenlerde kişilik bozuklukları

    Kişilik; kişinin kendini nasıl algıladığı ve çevresiyle kurduğu ilişki yumağının bütünüdür. Kişiyi başkalarından ayıran kendine özgü özelliklerdir. Kişilik tutarlılık gösterir ve zaman içinde aynı özellikleri gösterir.

    Kişilik bozuklukları ise kendi kültürü içinde sapma gösteren, diğer şahıslardan ilişki kurma biçimleri olarak sapma gösteren, diğerlerine göre algılama, düşünme , hissetme özellikleri olarak farklılıklar gösteren bir durumdur. Kişilik bozuklukları da süreklilik gösterir.

    Ergenlikte kişilik bozuklukları son zamanlarda araştırılan bir konu olmuştur. Genelde ergende kişilik bozukluğuyla ilgili belirtiler ergenliğin doğal gidişiyle karıştırılabilir. Ayrıca psikiyatrist daha çok başka tanıların üzerine giderek kişilik bozukluklarını göz ardı edebilir. Daha uzun vadeye yayarak bu tanıyı kesinleştirmek ister. Tabi buda tedaviyi geciktirir.

    Bu gençlerin sosyal uyumunda sorunlar olduğu, aile ilişkileri bozulduğu, kanunla sorunlar yaşadığı, alkol madde kullanımı olduğu görülebilmektedir. Ayrıca kişilik bozukluğuyla birlikte diğer psikiyatrik hastalıklar eşlik edebilir. Özellikle dirençli depresyon ve kaygı durumları , intihar girişimlerinde kişilik bozuklukları düşünülmelidir.

    Kişilik bozukluğu gencin işlevselliğini bozar ve tedavisini zorlaştırır. Saplantılar şeklinde davranışlar, kendinde ki sorunu görmeyip çevresini suçlama sık görülmektedir.

    GENEL OLARAK ERGENLİKTE KİŞİLİK ÖZELLİKLER BELİRGİNLEŞMEYE BAŞLAR.

    Genel olarak ergenlikte kişilik özellikleri belirginleşmeye başlar. Bu özellikleri bir kısmı erişkin çağa kalacağı gibi bir kısmı yaşla değişebilmektedir. Bu nedenle kişilik bozukluklarının müdahale edilebilir ve düzelebilir olduğunu söyleyebiliriz.

    Kişilik bozukluklarında bu özelliklerin daha öncede görülmesi ve bir süreğenlik göstermesi gerekir. Buna göre tanı konulur. Bellik bir hayatına zarar verici etkisi olmalı ve dönemsel olmayıp süreğen olmalıdır. Çocuklukta yaşanan aile ortamı, anne baba davranışları, örselenmeler kişilik bozuklukları için önemlidir.

    Çocukluk döneminde davranış şekilleri de ergenlik dönemindeki kişilik bozukluklarını ön belirtileri olabilir. Arkadaşlar arasında sorunlar, fazla mükemmeliyetçilik, alınganlık, gruplara girememe uzak durma, devamlı onay bekleme gibi. Tabi zaman içinde bunlar daha yerleşip kompleks hale gelebilir.

    Bütün bunların ışığında erişkin psikiyatride olduğu gibi ergen psikiyatristleri de gelen danışanında diğer problemler gibi kişilik bozukluğu yönünden de değerlendirmesi tedavi konusunda çok önemlidir.

  • Genç ve aile

    Ergenlik dönemi ve onu takip eden yıllarda çocukluktan gençliğe geçerken insan davranışları büyük bir değişime uğramaktadır. Bu ara dönemde aile olan ilişkiler de değişmeye başlamaktadır. Çocuk ve ergen psikiyatrisine başvurularda bu ailelerdeki uyum sorunları sıkça görülen bir durumdur.

    Aileler özelikle daha önceden gençlerle ilgili bir deneyimi yoksa bu duruma nasıl adapte olacağını bilememektedir. Kendine daha fazla özgürlük alanı açmak isteyen genç aileyle çatışmaya girebilmektedir.

    Ergen psikiyatrisine gelen aileler bu durumu davranış bozukluğu, ergenin sinirliliği ve kural tanımazlığı şeklinde anlatabilir. Aslında bu gencin çevresini tanıması ve daha fazla özgürlük alanı açma çabalarıdır. Aileler koruma amaçlı baskıyı arttırabilmektedir. Genç ise buna karşı koyar, yeni şeyler denemek ister fakat ailesi izin vermez ve bu noktada gizleyerek, yalanlar söyleyerek yapmak istediklerini gerçekleştirebilir. Bir taraftan da ergen bundan suçluluk duymaktadır. Psikiyatriye gelen aileler özellikle bu yalanlardan çok şikâyetçidirler.

    Gençler hata yaparak öğrenirler fakat bu hataların onlara zarar vermemesi için iyi bir bilinçlendirme gerekir. Bu yüzden aileler gençlere yakın olmalı, onları her konuda eleştirmek yerine konuşabilmelidirler. Kendi deneyimlerini aktarabilmeleri, çocuk ve gençlere kendilerini dinletebilmelidirler.

    Çocuk ve ergen psikiyatrisine gelen ailelerin çoğunun gençlerle ders konusunda tartışmaktan başka konuları konuşmaya fırsatları olmamaktadır. Bu da genci dışarda arayışlara itnektedir. Ev artık onun sıkıldığı ve devamlı eleştirildiği bir yerdir. Bu nedenle ergen evde çok kalmak istemez, vaktini dışarda daha rahat olduğu ortamlarda geçirmek istemektedir. Arkadaşlarını eleştiren ailesine karşı arkadaşlarını korur, ailesini hiçbir şeyden anlamayan, geri kafalı insanlar olarak görebilir ve bu da aileden daha fazla uzaklaşmasına neden olabilir.

    Ergenlikte özellikle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü, depresyon ve anksiyete gibi hastalıklar görülen gençler bu dönemi daha zor atlatırlar. Çocuk ve ergen psikiyatrisine gelen gençlerde ergenlikte davranış sorunları yaşayanlar da hastalık çıkma oranı daha yüksektir. Bu çocuk ve ergenlerde kötü alışkanlıklara eğilim artabilir.

    Özellikle gençlerde ani davranış değişiklikleri, arkadaş çevresinin değişmesi, içe kapanma ya da tam tersi ani dışa açılmalar, ders başarısında ani düşmeler üzerinde durulması gereken durumlardır.

    Özellikle madde kullanan gençlerde yaşam tarzında ani değişmeler olabilir, evdeki hal ve hareketleri değişebilir, okula ilgi azalabilir, eve geç gelmeye başlayabilir.

    Dikkat eksikliği olan gençlerde ise dikkat sorunları artar, onlar için okul daha sıkıcı hale gelebilir ve okuldan kaytarma eğilimleri artabilir. Ders çalışmakta çok zorlanırlar.

    Bütün bu konularda ailelerin uyanık olması ve zamanında müdahalesi önemlidir. Sakin davranıp sert önlemlerle genci düzeltmeye çalışmamalıdırlar. İlk önce sorunu çözmek için nedenini anlamaya çalışmalı, sonra müdahale etmelidirler. Gerekirse yardım almalıdırlar.

  • Ergenlik döneminde gelişim (12-19 yaş)

    Ergenlik döneminde her alanda çok hızlı bir değişim ve gelişim söz konusudur. Fiziksel, duygusal, davranışsal, toplumsal ve cinsel alanlarda belirgin farklılıklar oluşur. Artık artan yaş ve gelişen fiziksel yapı çerçevesinde aileler ve toplum, ergenden daha fazla sorumluluk almasını ve daha az hata yapmasını bekler. Özellikle ergenliğin sonlarına doğru meslek seçimi gibi stresli bir dönemden geçerler. Özetle çok hızlı değişimin ve beklentilerin olduğu bir dönemdir ergenlik dönemi… Çok hızlı değişim, stabil olmayan ve kırılgan bir yapı oluşturur. Bir şey ne kadar hızlı değişiyorsa onu tanımlamak o kadar güçtür. Bu nedenle birçok ergen kendisini tanımlamakta güçlük çeker. “Ben kimim”, “neyim”, “bu dünyadaki amacım ne”, “ben ne olacağım” gibi soruların cevabını arar. Severken ya da nefret ederken aşırıya kaçabilirler. İstekleri genellikle geçicidir. Hızla parlarken aynı hızda da sakinleşebilir. Onura ve başarıya daha çok değer verirler. Aynı zamanda eli açık ve iyilikseverdir. Yüksek amaçlar ve hayaller taşımaktadır. Yenilik arayışı ve merak etme belirgindir. Yeterli deneyimleri olmadığı için yargılaması çok gelişmiş değildir. Her şeyi bildiğini düşünür, yanlışlarında da sonuna kadar direnebilir. Diğer yandan hızlı güven duyma ve çabuk bağlanma özellikleri gösterir. Karşı cinse ilgi artmıştır. Karşı cinse yakınlaşma ve kendisini beğendirme çabası vardır. Karşı cinsten aldığı iltifatlar büyük önem taşır.

    Ergenlik döneminde bedenin hızlı büyümesine bağlı yaşla orantısız bir fiziksel görünüm ve sakarlık görülebilir. Erkekte ereksiyon (penis sertleşmesi) ve ejakulasyon (meninin boşaltılması) başlar, kızlarda menarş (ilk adet) olur. İlk adetten sonra, düzensiz olarak oluşan adet dönemleri zaman içinde düzenli bir şekilde olmaya başlar. Bazen bu değişiklikler özellikle kız çocuklarında kaygı nedenidir. O nedenle anneler, kız çocuklarında beklenen bu değişiklikler hakkında kızlarına bilgi vermelidirler. Bunun normal bir süreç olduğunu ve korkulmaması gerektiğini anlatmalıdırlar. Ergenlik döneminde erkeklerin sesinde kalınlaşma meydana gelir; vücutlarındaki kas oranı artar. Kızlarda göğüsler belirginleşir. Bazı erkeklerde de göğüste geçici büyümeler olabilir. Kız ve erkeklerde vücutta koltuk altlarında, bacaklarda ve genital bölgelerde tüylenmeler başlar. Erkeklerde yüzde de tüylenme oluşur. Yüzde akneler oluşabilir. Bazen bu değişiklikler bir kaygı nedenidir. Erken dönemde ergen bu değişikliklere uyum sağlamaya çalışmaktadır. Birçok ergen kendi vücutlarını diğerleri ile karşılaştırır. Daha fazla ayna karşısında zaman harcarlar. Vücudun bir bölümündeki küçük bir sorunu abartılı bir sorun olarak algılayabilirler. Ergenlik döneminin sağlıklı geçebilmesi için gerçekliğe uygun bir vücut imajının oluşturulması ve ergenin bu imajı kabullenmesi gerekir. Bunun olmadığı durumlarda kendilik algısı düşer ve beden ile uğraşılarda artma ve toplumdan kaçma meydana gelebilir.

    Ergenlik döneminde olan gençler daha fazla bilgiyi daha hızlı bir şekilde işleyebilirler; olasılıkları ve sonuçları daha iyi değerlendirmeye başlarlar ve soyutlama kapasiteleri artar. Bununla birlikte, ahlaki gelişimde, sosyal bilişte ve başkalarını anlayabilme becerilerinde gelişimler kaydedilir. İdeolojik, politik ve dini ilgilerde artma oluşabilir. Çeşitli düşünce biçimlerine sıkı sıkıya inanma görülebilir ya da acımasızca çeşitli ideoloji, politik, toplumsal veya dini kurallar eleştirilebilinir. Ölümün yaşamdaki son nokta olduğuyla ilgili algı kesinleşir. Aile dışında yeni sevgi objeleri aramaya başlar. Karşı cinse eğilim ve yaklaşma isteğindedir. Aileyle kendi anne basıyla sağlıklı ayrışan ergen ailesinden (kendi annesinden babasından) gerçek anlamda kopmaz ancak bağımsızlığını da elde etmiştir. Hem aileye bağlı hem de kendi alanında bağımsız olan bir birey yetişmiştir. Artık anne baba verdikleri eğitimin verimini almaya başlamışlardır.

  • Panik bozukluk nedir? Tanısı nasıldır?

    Panik bozuklukta görülen panik ataklar; bazen agorafobi ile birlikte bazen de agorafobisiz meydana gelebilir. Agorafobi bazen panik atak olmaksızın da meydana gelebilir.

    DSM IV Panik atak tanı ölçütü:

    Aşağıdaki semptomlardan dördünün birden başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma olmasıdır ve 13 fizyolojik ya da bilişsel belirtinin 4’ü olmalıdır:

    1.Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

    2.Terleme

    3.Titreme ya da sarsılma

    4.Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

    5.Soluğun kesilmesi

    6.Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi

    7.Bulantı ya da karın ağrısı

    8.Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

    9.Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)

    10.Kontrolünü kaybetme ya da çıldıracağı korkusu

    11.Ölüm korkusu

    12.Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)

    13.Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

    Agorafobi: Beklenmedik bir biçimde ortaya çıkabilecek ya da durumsal olarak yatkınlık gösteren bir panik atağın ya da panik benzeri semptomların çıkması durumunda yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği ( ya da sıkıntı doğurabileceği) yerlerde ya da durumlarda bulunmaktan anksiyete duyma. Agorafobik korkular arasında özel birtakım belirli durumlar vardır ki bunlar arasında tek başına evin dışında olma, kalabalık bir ortamda bulunma ya da sırada bekleme, köprü üzerinde olma ve otobüs, tren ya da otomobille geziye çıkma sayılabilir.

    Panik bozukluğun temel belirtisi panik ataklardır ve diğer anksiyete bozukluklarına göre çocuk ve ergende daha nadir olarak görülür. Aslında panik ataklar öncesinde herhangi bir gerçek tehdit ya da tehlike yoktur. Panik atak sırasındaki bulgular bireylerde kalp krizi geçiriyor olma, bayılabileceği, boğulabileceği, boğazının tıkanabileceği ya da yutkunamayabileceği gibi duygu ve düşünceler oluşturduğundan birey ölüm korkusu, çıldırma ya da kontrolünü kaybetme, delireceği gibi korkular yaşayabilir. Panik ataklar beklenmedik şekilde ani oalrak ortaya çıkar, 10 dakika içinde en üst düzeye ulaşır, daha sonra yavaşça azalarak yok olur. Çocuklar bazen belirtilerini dıştan gelen olaylara bağlayabilirler (arkadaşımla kavga ettiğim için kalbim hızlı çarpıyor gibi). Çocuk ve ergenlerde bilişsel belirtiler daha az olarak bildirilir. En sık kalabalık yerlerden kaçınma davranışları bildirilir (sinema, doğum günü kutlamaları gibi).

    Panik atak özellikle geç ergenlik dönemi ve 30’lu yaşlarda ortaya çıkar. Genel olarak yaygınlığı %1.5-3 arasındadır. Panik bozukluğu olan ergen ve erişkinlerin çocukluk döneminde de çeşitli kaygı bozuklukları yaşaması muhtemeldir (ayrılık kaygısı, sosyal kaygı,…). Panik bozukluk kızlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha sık olarak ortaya çıkar.

    Panik bozukluğu olan bireylerin ailelerinde de panik bozukluk daha sık olarak görülmektedir. Panik bozukluğu her ne kadar ani olarak ortaya çıksa da araştırmalar başlangıç öncesinde stresli yaşam olaylarının olduğunu göstermiştir. Aile içi stresler, ana-baba ayrılığı, cinsel istismar gibi travmatik yaşantılar öncesinde daha sıktır.

    Panik bozukluğu olan çocuk ergenlerin %90’ında ayrılma anksiyetesi bozukluğu, sosyal fobi, yaygın anksiyete, depresyon gibi ruhsal bozukluklar birlikte bulunmaktadır.

    Tedaviye iyi yanıt vermekle birlikte nüksler ve kronik seyirler çok sık olarak görülür.