Etiket: Enfeksiyon

  • Çocuklarda kış hastalıklarından korunma yolları

    Soğuk havalarda artış gösteren hastalıklar en çok çocukları etkiliyor. Kış aylarında nezle,grip,soğuk algınlığı, orta kulak iltihabı, sinüzit, bademcik iltihabı, bronşit, zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonları ve kızamık, suçiçeği, kabakulak, menenjit gibi solunum yolu ile bulaşan hastalıkların sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların sıklığının artması sanıldığı gibi havaların soğuması sonucu üşütme ile ilgili değil, insanların bu mevsimde kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunması sonucu mikropları birbirine bulaştırmasıdır. Özellikle kreş ve okullarda geçirilen zaman da enfeksiyonların yayılması için zemin oluşturmaktadır. Kış aylarında çocuklarda en fazla virüsler ve bakteriler yoluyla bulaşan hastalıklar görülüyor. Virüsler enfekte damlacıkların havada asılı kalması ve bunların solunum yoluyla alınması sonucu, bir çocuktan diğerine ya da erişkinden çocuğa kolayca bulaşırlar. Bir metre ve daha yakım mesafeden konuşmakla,hapşırıkla veya öksürükle, sarılıp öpüşmekle de virüsler insandan insana kolaylıkla geçmektedir. En önemli bulaşma yollarından biri de ellerdir.Virüs bulunduran damlacıkların çevredeki cisimlere tutunması sonucunda çocuğun veya çocuğa bakım veren kişilerin elleriyle mikropların vücuda girmesi ve hastalık yaratması kaçınılmazdır.

    DAHA ÇOK HANGİ HASTALIKLAR GÖRÜLÜYOR?

    SOĞUK ALGINLIĞI: Kış aylarında en sık rastlanan çocuk hastalıklarından biridir.Hafif bir burun akıntısı ve hapşırıkla başlar.Bu şikayetlere boğazda yanma,hafif halsizlik ve öksürük de eşlik edebilir.Küçük çocuklarda sıklıkla 2-3 gün süren ateş de buna eklenir.Viral bir enfeksiyon olduğu için destek tedavisi verilmesi yeterlidir.Ağrı kesici-ateş düşürücü şuruplar, serum fizyolojik burun damlaları, odanın nemlendirilmesi ve bol sıvı verilmesi tedavinin temelini oluşturur.

    BADEMCİK İLTİHABI: Halk arasında beta mikrobu olarak bilinen A grubu beta hemolitik streptokokların yol açtığı bademcik enfeksiyonları 2 yaş ve üzerinde çok sık görülmektedir.Yüksek ateş,boğaz ağrısı,boyunda ağrılı bezeler en sık görülen şikayetler olup buna kol-bacak ağrıları,baş ağrısı karın ağrısı da eşlik edebilir.Bademcik iltihabı olan çocukta mutlaka boğaz kültürü alınmalı, sonuca göre uygun antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.Basit üst solunum yolu enfeksiyonlarında gereksiz yere antibiyotik kullanarak, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına zemin hazırlamamak gerekir.Beta mikrobunun yol açtığı enfeksiyonlarda uygun antibiyotik tedavisi verilmezse de çocukta akut eklem romatizması denilen eklemleri ve kalbi tutan rahatsızlık oluşabilir.

    ORTA KULAK İLTİHABI: Soğul algınlığından sonra orta kulak iltihabı çocuklarda en sık görülen hastalıktır.Boğaz ve orta kulak arasında bulunan östaki borusunun tıkanması sonucunda oluşmaktadır.Akut otitis media da adı verilen bu hastalığın belirtileri kulak ağrısı,ateş,bebeklerde beslenme bozukluğu ve kimi zamanda işitme kaybıdır.Sigara dumanına maruz kalan , geniz eti bulunan, yatarak biberon verilen çocuklarda daha sık görülmektedir.

    ZATÜRRE: Daha çok kış mevsiminde görülen zatürre akciğerin bir veya birkaç lobunun iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan ateşli bir hastalıktır. Çeşitli bakteri ve virüslerin neden olduğu zatürre, özellikle risk grubu hastalarda ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir akciğer hastalığıdır.Bebeklerde ateş,solunum sıkıntısı, beslenme bozukluğu gözlenirken daha büyük çocuklarda göğüs ve/veya karın ağrısı da bu tabloya eşlik edebilir.

    BRONŞİOLİT VE BRONŞİT: Bronşiolit, 3 yaş altı çocuklarda bronşioller adı verilen en küçük hava yollarının iltihaplanması sonucu ortaya çıkan viral bir enfeksiyondur.Bronşit ise daha büyük çocuklar ve yetişkinlerde görülür.Bebeklerde görülen akut bronşiolit burun akıntısı ve öksürükle başlayıp bir iki gün içinde solunum sıkıntısı,hızlı soluma ve hışıltı tabloya eklenir.Özellikle prematüre bebeklerde daha sık görülür ve daha ağrı seyreder.

    BOĞMACA: Damlacık yoluyla bulaşan bu hastalıkta ,1 yaşın altındaki ve özellikle aşıları yapılmamış çocuklar risk altındadır.Kuru öksürükle başlayıp 1-2 hafta içinde öksürük nöbetleri başlar.Öksürük nöbetleri sırasında çocuk kızarır, morarır,gözlerinde kanlanma,yüzünde basınç artışına bağlı kanamalar ve hatta ağır vakalarda solunumun gitmesi olabilir.Bebeklere boğmaca aşısı 2 aylıkken başlanmasına rağmen koruyuculuğu 6 aydan önce başlanmamaktadır..Özellikle bu hastalığın yakınlarından (anne-baba-büyükanne ve dede ) bulaştığı bilindiğinden , bebek doğmadan önce veya doğar doğmaz yakınlarına erişkin boğmaca aşısı yapılması bebeği bu hastalığa karşı koruyacaktır.Boğmaca hastalığı aşının koruyuculuğunun azaldığı ergenlik döneminde de sık görülmesi nedeniyle ergenlere de boğmaca aşısı yapılması uygundur

    GRİP (İNFLUENZA VİRÜS ENFEKSİYONLARI): Her yıl yaklaşık dünya nüfusunun %20’si grip virüsüne yakalanmaktadır. Bir grip salgınında en yüksek atak okul çocuklarında görülmektedir.Soğuk algınlığının aksine hızlı bir başlangıcı vardır. Yüksek ateş, titreme, baş ağrısı, kas ağrısı, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik belirtileri görülmektedir .İshal ve kusma da görülebilir.Grip virüsü çok yaygın görülen bulaşıcı bir hastalıktır.Grip aşısı altı aydan büyük çocuklara uygulanabilmektedir.Bu aşının Eylül-Ekim aylarında uygulanması önerilmektedir, koruyuculuğu %85 civarındadır.

    ROTAVİRÜS ENFEKSİYONU: Kış ve bahar aylarında sık görülür ve salgınlar yapar.Dünyada her yıl milyonlarca çocuk bu hastalığa yakalanmaktadır.3-4 gün süren yüksek ateş,şiddetli kusma ve ishalle seyreder.Ortalama ishal 10 gün sürebilir.Özellikle 2 yaş altında çok ağır seyreder ve hastanede tedavisi gerekebilir.Çok bulaşıcıdır ve hızla yayılır.Kirli su-gıdalar, ellerle bulaşmakla birlikte son yıllarda bezin açılmasıyla havaya saçılan virüs partiküllerinin solunum yoluyla da bulaştığı bilinmektedir.Bu hastalıkta en önemli koruyucu yöntem aşı yaptırmaktır.Ayrıca hijyen koşullarına dikkat etmek de çocuğun bu hastalığa yakalanmasına engel olabilir.

    KIŞIN BULAŞAN DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR NELERDİR?

    KIZAMIK: Kızamık virüsünün neden olduğu bu hastalıkta aşı ile korunmak mümkündür.Ülkemizde son 2 yıldır kızamık salgını görülmesi nedeniyle Sağlık Bakanlığının da önerisiyle kızamık aşısı 9 ve 12 aylık olmak üzere 2 kez yapılmaktadır.Hastalık yüksek ateş,, burun akıntısı, gözlerde sulanma ve kuru öksürükle başlayıp buna yüz,ve gövdeye yayılan pembe kırmızı döküntüler eşlik eder.Hastalığın bronşiolit, zatürre, orta kulak iltihabı,ensefalit adı verilen beyin iltihabı gibi ciddi komplikasyonları bulunmaktadır.

    SU ÇİÇEĞİ: Varisella Zoster virüsünün neden olduğu hastalık ateş, halsizlik, içi sulu ve kaşıntılı döküntüler ile başlar.Bu döküntüler 1 hafta içinde kabuklanarak düzelir.Su çiçeği 10 metre mesafeden bile kolaylıkla bulaşan bir hastalıktır.Ülkemizde 1 yaşında yapılan suçiçeği aşısının koruyuculuğu yüksektir ve genellikle aşı sonrası hastalık geçirilmez veya hafif geçirilir.

    ALTINCI HASTALIK (EGZANTEMA SUBİTUM): 3 yal altı çocuklarda sık görülen viral bir enfeksiyondur.Ani başlayan ve 39-40 dereceye kadar yükselen dirençli ateş hastalığın en önemli belirtisidir.Ateşin yanında genelde eşlik eden şikayet yoktur ve fizik muayenesinde boğazında hafif kızarıklık dışında bulgu da gözlenmez.Ateş 3-4 gün içinde düştükten hemen sonra vücutta ve yüzde kırmızı renkli kaşıntısı deri döküntüsü olur ve 3-4 gün içinde düzelir.

    HANGİ ÇOCUKLAR DAHA ÇOK RİSK ALTINDA?

    Hem viral hem de bakteriyal hastalıklar açısından kalabalık ortama giren çocuklar daha çok risk altındadır. Özellikle kreşe ve okula giden çocuklar, kreşe-okula giden kardeşi olan bebekler, kalabalık ailelerdeki çocuklar daha çok risk altındadır. Prematüre doğan, anne sütü almayan, evde sigaraya maruz kalan, belenme bozukluğu kalp hastalığı, astım, şeker hastalığı, kronik akciğer hastalığı olan,kanser tedavisi gören çocuklar risk altındadır

    KORUNMA YOLLARI

    1-NORMAL VAJİNAL DOĞUM: Bebeğin enfeksiyonlara karşı korunması daha doğumla birlikte başlamaktadır. Özellikle normal vajinal doğumla doğan bebekler anneden faydalı bakterileri alarak hayata 1-0 önde başlamaktadır.

    2-ANNE SÜTÜ: Çocukları enfeksiyonlara karşı koruma anne sütü vermekle devam eder. .Anne sütü alan bebeklerin orta kulak enfeksiyonu, zatürre,ishal gibi pek çok hastalığı geçirmediği veya daha hafif geçirdiği kanıtlanmıştır.Doğumdan itibaren ilk 6 ay tek başına ,daha sonra tamamlayıcı gıdalarla beraber 2 yaşına kadar anne sütü verilmesi bebeğin hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlayacaktır.

    3-BESLENME: Anne sütü yanında bebek ve çocuk beslenmesi vücut direncinin sağlanması ve enfeksiyonlara yakalanmanın azaltılması açısından çok önemlidir. Bebek ve çocuk beslenmesinde yağ, protein, karbonhidrat ve vitamin-mineral ve eser elementler yönünden her yaşa uygun dengeli bir beslenme çok önemlidir. Her yaş grubu çocuk için mutlaka her gün süt –süt ürünleri, yumurta, et, meyve-sebze, tahıllar ve baklagillerin tüketilmesi önem taşır. Özellikle yumurta en değerli protein kaynağı olup çocuk beslenmesinde çok önemlidir ve günlük tüketilmelidir. Et ürünlerinden kırmızı et ve balık vazgeçilmezdir. Özellikle soğuk su balıkları (somon,hamsi,mezgit,uskumru) bol miktarda omega 3 balık yağı içerdiklerinden haftada 2 kez tüketilmesi uygun olacaktır. Omega 3 balık yağları çocuklarda vücut direncini artırmanın yanı sıra beyin ve göz gelişimi içinde çok önemlidir. Yeterli balık tüketmeyen çocuklarda omega 3 balık yağı içeren preparatlar verilebilir.

    Son yıllarda probiyotik ve prebiyotikli gıdalar çok gündemdedir. Nedir bu probiyotik ve prebiyotik? Probiyotik, yeterli miktarda alındıklarında sağlıklı yaşayabilmemizi , hastalıklardan korunmamızı sağlayan ve tedavide bize yardımcı olan bakterilerdir.Barsaklarımızdaki faydalı probiyotik bakteri sayısı vücudumuzdaki toplam hücrelerin 10-100 katı kadardır. Prebiyotik gıdalar ise barsakdaki faydalı bakterilerin kullandığı ve sayılarının artmasını sağlayan gıdalardır. Barsakdaki faydalı bakteriler özellikle yaşamın ilk 2 yılı içinde şekillenmektedir.İlk 2 yaşta 5 ve üzerinde antibiyotik kullanmanın bu bakteri yapısını bozduğu, vücut direncini düşürdüğü,erişkin dönemde obezite ve kronik barsak hastalıklarının arttığı bilinmektedir. Bu yüzden çocuklarda antibiyotiklerin indikasyonları dışında gereksiz kullanılmaması, çocukların vücut dirençleri ve gelecekleri açısından çok ama ve çok önemlidir. Antibiyotik kullanmanın gerekli olduğu durumlarda ise probiyotik ilaçların antibiyotik kullandığı sürece (antibiyotik ile aynı saatte olmamak koşuluyla) verilmesi yararlı olacaktır. Çocuklarımıza probiyotik içeren kefir ve yoğurt, prebiyotik içeren muz, soğan, sarımsak,kereviz,pırasa vermeye gayret edelim.

    4-EL YIKAMA: Solunum yolu hastalıklarının özellikle kreşe ve okula giden çocuklarda kış döneminde sık gözlenmesi nedeniyle hijyen kurallarına dikkat etmek ve özellikle çocuklara el yıkama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir.Virüsleri ve bakterilerin vücuda en kolay geçiş yolu ellerdir.Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığı çocuklara kazandırılmalıdır.

    5-SİGARADAN KORUMA: Evde sigara içilmemeli ve çocuklar sigara içilen ortamlarda bulundurulmamalıdır.

    6-AŞILAR: Aşılama çocukları enfeksiyonlardan koruyan en önemli silahtır.Rutin aşılar dışında Rotavirüs (ishal aşısı ) aşısı, grip aşısı ,meningokok aşısı (bir menenjit etkeni) ve ergenlerde boğmaca ve rahim kanseri aşılarının yapılması çok önemlidir.

    7-D VİTAMİNİ: Özellikle kışın gözden kaçan bir durum da Dvitamini eksikliğidir.Ülkemizde 1 yaşa kadar olan çocuklar düzenli Dvitamini almasına karşın daha sonra Dvitamini kullanılmamaktadır.Son yıllarda D vitamininin sadece kemik ve diş yapısını güçlendirmediği aynı zamanda eksikliğinde üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının arttığı saptanmıştır.D vitaminin en önemli kaynağı güneştir.Günde en az 15 dakika kolların ve yüzün direk güneş alması (cam yada perde arkasından alınması faydalı değildir) yeterlidir.Ancak kışın bu mümkün olmadığından D vitamini eksiklikleri ortaya çıkmaktadır.Günlük 400-800 ünite Dvitamininin damla olarak alınması çocuğunuzu D vitamini eksikliğine karşı koruyacaktır.Çocuğunuz sık üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa kanda D vitamini düzeyine bakılarak uygun tedavi verilebilir.

  • Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu ve tedavisi

    Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen ikinci enfeksiyondur. Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, uygun şartlarda alınan idrar kültüründe bakteri üremesine denir.

    İdrar yolu enfeksiyonu çeşitleri ve nedenleri:
    İdrar yolu enfeksiyonları alt ve üst diye ikiye ayrılır. Üst üriner sistem enfeksiyonları daha tehlikelidir. Böbreklerde meydana gelen enfeksiyonlarda ilerde böbrekte hasara neden olup hipertensiyon veye böbrek yetmezliği gibi hastalıklara neden olabilmektedir. Alt üriner sistem enfeksiyonları ise idrar torbası ve sonrası kısımdaki enfeksiyonlardır. Üst üriner sistem enfeksiyonları hızlı tedavi edilir ise bu hasarların önüne geçilebilir. İdrar yolu enfeksiyonları kız çocuklarında daha sık görülmektedir. Barsak bakterileri en sık etkenler arasında bulunur. Yaş, cinsiyet, anatomik bozukluklar, immün sistem, hijyenik faktörler, genetik yatkınlık gibi nedenler risk faktörüdür.
    Kızlarda üretranın kısa olmasının idrar yolu enfeksiyonu gelişiminde rolü vardır. yine, temizlik şeklinin, perine hijyeninin, yüzmenin ve banyo yapmanın idrar yolu enfeksiyonu ile direk ilgisinin olmadığı gösterilmiştir. İdrar yolu enfeksiyonlarında asıl neden bakterinin idrar yollarına bulaşmasıdır Ailelere hijyen ile ilgili önerilerde bulunurken, denize girmenin yasaklanması sadece çocuk üzerindeki baskıyı arttıracaktır ve enfeksiyon sıklığını etkilemeyecektir. Bununla birlikte, sabun gibi irritan maddeler ile yapılan banyoların, yanmalı idrar yapma, idrar bekletme ve kötü işeme şekline yol açarak idrar yolu enfeksiyonuna zemin hazırlayabildiği bilinmektedir. İdrar yolu enfeksiyonu gelişiminde en önemli risk faktörlerinden birisi de işeme bozukluğudur.
    Özellikle, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ile işeme bozuklukları arasında belirgin bir ilişki bulunmaktadır. Yine kabızlık ile idrar yolu enfeksiyonları arasında da ilişki bulunmaktadır. Kabızlığın tedavisinin idrar yolu enfeksiyonunun sıklığını azaltığı bilinmektedir. Altta yatan işeme bozukluğunun tedavisinin enfeksiyonların tedavisinde ve varsa reflünün kendiliğinden düzelmesinde çok önemli rol oynadığı bilinmektedir.

    İdrar yolu enfeksiyonlarının belirtileri ve tanı yöntemleri:
    Bebeklerde sadece huzursuzluk, iştahsızlık, beslenmeyi reddetme ya da kilo alamama ve kilo kaybı olabilir. Ateş her zaman olamayabilir. Daha büyük çocuklarda sık ve ağrılı idrar yapma, kesik kesik idrar yapma görülebilir. Ani idrar yapma isteği ve idrarını tam boşaltamama, damla damla idrar kaçırma ve tam boşaltamama gibi bulgular olabilir. İdrar yolu enfeksiyonu için en güvenilir tanı yöntemi idrar kütürüdür. Sünnetli erkek çocuklarda orta akım örneğinde 100 bin ve üzerinde üreme olması enfeksiyonu düşündürmelidir. İdrar kontrolünü kazanmış kızlarda ise tek bir orta akım örneğine güvenmek yerine 2 ya da 3 kez tekrarlamak yoluna gidilmelidir.
    Görüntüleme yöntemlerinden ultrason normal anatomik yapıyı ve bir darlık olmadığını görmek için en uygun inceleme yöntemidir. Reflü şüphesi varsa voiding sistoüretrografi (VSUG, VCUG) ile reflü araştırması yapılmalıdır. Eğer böbreklerde hasardan şüphe ediliyorsa sintigrafi çekilebilir.

    İdrar yolu enfeksiyonları tedavisi

    İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi genellikle antibiyotiklerle yapılmaktadır. Fakat her antibiyotik her bakteri türü için etkili olmadığından uygun antibiyotik kültür sonucuna göre belirlenmektedir. Antibiyotik tedavisi başladıktan bir kaç gün sonra belirtiler ortadan kalkar, fakat doktorunuz enfeksiyonun tamamen temizlenmesi için ilacı 1 hafta kullanmanızı isteyebilir. Enfeksiyonun neden olduğu yanma ve ağrılar çok şiddetliyse ağrı kesici ilaçlar tedaviye eklenebilir.

  • Ateş ve ateşli havale

    Normalin üstündeki vücut ısısı olarak tanımlayabileceğimiz ateş, anne babaları korkutsa da aslında çocuk için zararlı değil hatta yararlıdır. Çocuk hastalıklarında, özellikle enfeksiyonlarda görülen bir bulgudur, kendi başına bir hastalık değildir. Ateş, vücudun enfeksiyon etkeniyle savaşmasını, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar.

    Kaç Dereceye Ateş Demeliyiz?

    Bu, ateşin ölçüldüğü yere göre değişir. Makattan yapılan ölçümlerde 38 derece üzeri, ağızdan 37.5 , koltuk altından 37.2, kulaktan 38 derecenin üstündeki değerler ateş olarak kabul edilmelidir.

    Ateş Ne Kadar Yükselirse Tehlikeli Olur?

    Ateşli bir çocuğu değerlendirirken, ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu yol gösterici olmalıdır. Ateşin ne kadar yüksek olduğu, hastalığın ağırlığının bir göstergesi değildir. Çocuklarda ateşin en sık nedeni olan basit viral enfeksiyonlar, 39-40 derece ateşe neden olabilir. Tam tersine, bazı ciddi hastalıklar da çok yüksek ateşe yol açmayabilir. Ancak 0-3 ay arası bebeklerde, normalin üstünde ölçülen bir vücut ısısı- değer kaç olursa olsun- hemen doktora ulaşmayı gerektirir. Daha büyük çocuklarda, çocuğun genel durumuna dikkat etmek gerekir. Eğer çocuk uyanık, aktifse, oynuyorsa, yiyip içebiliyorsa, uykusu iyiyse, solunumu normalse çok korkmaya gerek yoktur.

    Ancak eğer; uyku hali, huzursuzluk, solunum zorluğu varsa, yeme içmeyi reddediyorsa, şiddetli başağrısı varsa, ateşi düşse de genel durumu düzelmiyorsa veya ateş 24- 48 saatten uzun sürerse yine doktora ulaşmak gerekir.

    Çoğu anne babanın ateşle birlikte aklına gelen havale geçirme olasılığı ise, ancak bazı ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülmektedir.

    Ateşin Nedenleri Nelerdir?

    Virüs veya bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar: Soğuk algınlığı, grip gibi enfeksiyonlar ateşin sık görülen nedenleridir. Soğuk algınlığında ilk 24 saat tek bulgu ateş olabilir, diğer belirtiler arkadan gelir. Anjin, orta kulak iltihabı, ishal, idrar yolu enfeksiyonu da ateşe yol açar. Nadiren zatürre, menenjit, tüberküloz gibi ciddi enfeksiyonlar da ateşin nedeni olarak saptanabilir.

    Aşılar: Bazı aşılardan sonra ateş görülebilir, aşıyı yaparken doktorunuz sizi uyaracaktır.

    Fazla kalın giydirme: Küçük bebekler, özellikle yenidoğanlar sıcak ortamlarda fazla giyimli olurlarsa, vücut ısılarını dengeleyemediklerinden ateşleri çıkacaktır.

    Romatizmal hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları,lösemi, lenfoma gibi hastalıklar ise uzun süren ateşlerde araştırılması gereken nedenlerdir.

    Ateşli Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?

    Öncelikle, ateşin düşmanımız değil dostumuz olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Ateşin yükselmesiyle, vücut enfeksiyon etkeniyle daha iyi savaşabilmektedir. O halde, ateşli çocukta hemen ateşi düşürmeye çalışmak gereksizdir. Eğer bir enfeksiyon söz konusuysa, ateşi düşürmek enfeksiyonu daha çabuk iyileştirmeyecek, nedeni ortadan kaldırmayacaktır. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa, halsizse ateş düşürücü ilaçların yardımıyla kendini daha iyi hissedecektir.

    Ateşli çocuğun, normalden fazla sıvı almasına, susuz kalmamasına dikkat etmek gerekir.

    Eğer ateş çok yüksek değilse ve çocuk kendini kötü hissetmiyorsa, ilaç vermeden önce üzeri soyulup ılık bir duş aldırılabilir. Bulunduğu oda serin tutulmalı, giysileri mümkün olduğunca ince ve pamuklu olmalıdır.

    Ateşli Havale Nedir?

    Ateşli havale, 6 ay- 5 yaş arası ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülen bir havale ( nöbet ) türüdür. Görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3 ‘tür. Ateşli havaleye ailesel bir yatkınlık söz konusudur. Ateşli havale geçiren çocukların anne, baba veya yakınlarında çocuklukta ateşli havale geçirme öyküsü saptanabilir.

    Ateşli Havalede Ne Görülür?

    Çocuk aniden bilincini kaybeder, vücudu, kol ve bacakları kilitlenir. Ardından kasılmalar başlar, gözleri kayabilir.Altını ıslatabilir. Rengi solar. Genelde birkaç saniyeden 1-2 dakikaya dek sürer ve kendiliğinden geçer. Kasılmaların ardından çocuk derin bir uykuya dalmış gibi görünür.

    Ateşli Havale Sırasında Ne Yapmak Gerekir?

    Çocuğunun havale geçirdiğine tanık olmak, anne babalar için korkunç bir deneyimdir. Özellikle ilk defa böyle bir olay yaşanıyorsa, soğukkanlılığını korumak, paniğe kapılmamak pek kolay değildir. Ancak elden geldiğince sakin olmak, çocuğun da yararına olacaktır. Nöbet sırasında boğulma, tıkanmayı önlemek için çocuğun başı yana çevrilir. Ağzını açmaya çalışmak doğru değildir. Üzerinde sıkı giysiler varsa, açılıp gevşetilmesi uygun olur. Nöbet sonrası, ateşi düşürmek için ilaç verilebilir. İlk ateşli havale mutlaka doktor tarafından değerlendirilmeli, ateşe neden olan etken saptanıp buna uygun tedavi başlanmalıdır. Tekrarlayan ateşli havaleler geçiren çocuklarda, aileye nöbet sırasında makattan verilecek, nöbeti durduracak bir ilaç önerilebilir.

    Ateşli Havalenin Tehlikesi Nedir?

    Korkutucu görünümüne rağmen, ateşli havale geçirmek çocuklarda kalıcı bir hasara, nörolojik bir bozukluğa neden olmaz. Bir kez ateşli havale geçiren çocuk, ateşli olduğu dönemlerde tekrar havale geçirebilir. Yaşı büyüdükçe bu risk azalacak, 5-6 yaştan sonra ateşli havale görülmeyecektir.

  • Akut romatizmal ateş

    Akut romatizmal ateş halk arasında kısaca “kalp romatizması” veya sadece “romatizma” olarak bilinir. Romatizmaya çocuklarda farenjit ve tonsillite (bademcik iltihabı) neden olan A grubu beta hemolitik streptokoklar (kısaca beta) yol açar. Boğaz enfeksiyonu geçiren çocuk uygun dozda ve sürede antibiyotik almazsa romatizmaya yakalanma riski ortaya çıkar. Tedavi olan hastalarda risk çok azdır. En sık 5-15 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Boğaz enfeksiyonundan yaklaşık olarak 2-3 hafta sonra bulgular ortaya çıkar. Başlıca etkilerini kalp, eklem, cilt ve beyinde gösterir. Genellikle göze çarpan ilk bulgu eklemlerde (diz, ayak ve el bileği) şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve hafif kızarıklıktır. En önemli etkisini ise kalpte gösterir. Kalp kapaklarında hasara ve işlev bozukluğuna yol açar. Bazı çocuklarda ise beyin tutulumuna bağlı yüz, el, kol ve bacaklarda istemsiz, anormal hareketler (Kore), davranış bozuklukları ve huy değişiklikleri görülebilir. Cilt bulguları nadirdir. Hastalar tanı aldıkları anda tedaviye başlanılarak izleme alınmalıdır.

    Romatizmal kalp hastalığı düzelir mi?
    Hafif olan kalp kapak hastalıkları erken dönemde zamanla düzelebilir, fakat çoğu zaman hasar kalıcıdır.

    Her boğaz enfeksiyonu romatizmaya yol açar mı?
    Yalnızca A grubu beta hemolitik streptokokların yol açtığı boğaz enfeksiyonları romatizmaya yol açar. Diğer viral ve bakteriyal boğaz enfeksiyonlarından sonra romatizma gelişmez. Ayırım için boğaz kültürü alınmalı veya diğer ayırıcı tetkikler yapılmalıdır. Streptokoklara bağlı boğaz hastalıklarında tipik olarak boğaz ağrısı, ateş ve boyunda ağrılı şişlikler göze çarpar. Bazen bulgular daha hafif olabilir, bu durumda hastanın tanı alması güçleşir.

    Romatizmal Ateş Geçiren Çocuk Nelere Dikkat Etmelidir?
    Bir kez romatizmal ateş geçiren çocuğun tekrar beta enfeksiyonu geçirmesi halinde hastalığının tekrar etme riski çok yüksektir. Bu nedenle romatizmal ateş geçiren çocukların tekrar aynı enfeksiyona yakalanmalarını önlemek amacıyla korunmaya alınması şarttır. Bu korunma düzenli verilen antibiyotiklerle hastanın uzun süreli korunması esasına dayanır. 3 Haftada bir enjeksiyon şeklinde penisilin veya her gün ağızdan antibiyotik verilerek çocuk hastalığın tekrarından korunur. Koruma süresi, kalp tutulumu varsa hayat boyu, kalp tutulumu yoksa 21 yaşına kadardır.

    Doğuştan kalp hastalıklarında olduğu gibi romatizmal kalp hastalıklarında da kalpteki hasarlı kapağın enfeksiyon riski vardır. Bu nedenle hastalar ağız hijyenine, diş temizliğine ve sağlığına dikkat etmelidirler (bkz. İnfektif Endokardit).
    Kalp kapak hastalığının ağırlığına göre egzersiz kısıtlaması ve diyet uygulamak gerekebilir.

  • Çocuklarda viral pnömoni (zatürre)

    Çocukluk yaş grubunda pnömoni önemli bir sağlık sorunudur. Dünya sağlık örgütü verilerine göre 5 yaşındaki küçük çocukların %16’sı pnömoniden kaybedilmektedir. Ülkemizde 5 yaştan küçük çocukların %29 ‘u pnömoni geçirmekte ve vakaların küçümsenmeyecek kısmı maalesef pnömoniden kaybedilmektedir.Son yıllarda viral pnömonilerin çocuklarda sık görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Uzun yıllardan beri pnömonide esas nedenin bakteri olduğu kabul edilmiştir. Günümüzde bu bakış açısı değişmiştir.Virüsler eskiden pnömonilerin ancak %10 da neden olduğu kabul edilirken bugün bu oranın %50 civarında olduğu vurgulanmaktadır.

    Viral pnömoniler çocuklarda neden artmaktadır.

    Yeni tanı yöntemlerinin uygulamaya girmesi ile birlikte önceden tanı konulmayan vakalar tanımlanabilir hale mi gelmiştir.

    Yoksa gerçekte viral pnömonilerde artış mı söz konusudur? Bu sorunun yanıtını vermek zordur.

    Yeni tanı yönetmelerinin uygulamaya getirdiği kolaylık inkar edilemez.

    Diğer taraftan günümüzde bakteriyel enfeksiyonların önemini kaybettiği viral enfeksiyonların daha sık görüldüğü aşikardır.

    Çocukluk döneminde aşı uygulamaları ile birlikte bir çok bakteriyel enfeksiyona karşı korunma mümkün olmaktadır. Pnömokok ,boğmaca ,hemofiluz influenza aşılarının rutin aşılama programına girmesi ile birlikte bakteriyel pnömoni vakaları azalmıştır. Buna karşın viral pnömonilerin çocuklarda ciddi tablolara yol açtığı görülmektedir.

    Çocukluk dönemi bakteriyel pnömonilerindeki bu tablonun aksine erişkin pnömonisinde bakteriler halen önemini korumaktadır.

    Vakalarının 1/3 ünde ise viral ve bakteriyel pnömoniler birlikte seyreder.

    Viral pnömoniye sık olarak yol açan etkenler:

    İnfluenza (grip) A ve B

    Respiratuvar sinsityal virüs

    Parainfluenza virüsleridir.

    2

    Diğer bazı virüslerde pnömoniye yol açmaktadır.

    Adenovirüs

    Metapnömovirüs

    SARS korovirüs

    MERS koronovirüs ciddi tablolara neden olmaktadır.

    Bir çok viral enfeksiyonun seyri esnasında da pnömoni görülebilir. Kızamık ,su çiçeği, çiçek hastalıklarının seyrinde pnömoni gelişebilir.

    Virüsler vücuda damlacık yoluyla girerler. Solunum yolları ve akciğerdeki hücrelerde harabiyete yol açarak oksijenin akciğerden kan dolaşımına karışmasına engel olurlar. İlave olarak virüsler bağışıklık sistemini bozarak bakteriyel enfeksiyona karşı hastaları duyarlı hale getirirler

    Viral pnömonilerde esas belirtiler:

    Ateş

    Burun akıntısı

    Öksürük

    Baş ağrısı

    Kas ağrısıdır.

    Çocuklarda solunum zorluğu , apne nöbetleri, hırıltılı solunum görülebilir.

    Belirtiler pnömoniye neden olan etkene göre değişmektedir.

    Viral pnömonileri bakteriyel pnömoniden ayırt etmek zordur. Salgınlarla seyreden vakalarda viral pnömoni düşünülmelidir. Viral pnömoniler bakteriyel pnömonilere kısayla daha hafif bir seyir gösterirler. Bu vakalarda hırıltılı nefes alma ve üst solunum yolları belirtileri tabloya hakim olup ,ateşte hafif yükseklik saptanır. Beş yaşından küçük çocuklarda belirtiler şiddetli seyreder. Yaş küçüldükçe klinik tablo ciddi bir hal alır.

    Viral pnömoni tanısında :

    Hızlı antijen testi

    Kültür

    Kan testleri

    Radyolojik inceleme yardımcıdır.

    Özellikle son yıllarda uygulamaya giren hızlı antijen testleri erken tedavisinin planlanması açısından önemlidir.

    3

    Pnömonide radyolojik inceleme konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Bakteriyel ve viral pnömoni ayırımında radyolojinin yeri tartışmalıdır. Alveolar pnömoni ve lober tutulum bakteriyel pnömonide görülürken intertisiyel infiltrasyon hem bakteriyel hemde viral pnömonide saptanır. Radyoloji her zaman pnömoni tanısında yardımcı olmayabilir. Pnömonilerde başlangıçla akciğer grafisi normal görülürken hastalık düzeldikten sonra akciğer bulgularında değişiklik saptanabilir ki bu durum aktif enfeksiyondan ziyade geçirilmiş enfeksiyonu gösterir.

    Virüsler toplumda şahıstan şahısa bulaşır. Öksürmek , hapşırmak yoluyla virüs hızla yayılır. Enfeksiyondan korunmada damlacık yoluyla bulaşım olduğu göz önüne alınırsa kapalı alan ve kalabalık yaşam koşullarından kaçınmak önemlidir. Sık el yıkama ihmal edilmemelidir.

    Kişisel korunma kadar kitlesel korunmada önemlidir.

    Grip

    Su çiçeği

    Kızamık

    Kızamıkçık aşılarını rutin olarak uygulanmalıdır.

    Antiviral tedavi en kısa zaman da başlanmalıdır.

    İnfluenza da Oseltamivir veya Zanamivir

    Respiratuvar sinsityal virüs Ribavirin

    Varicella zoster virüs Asiklovir tedavisi önerilmektedir.

    Diğer virüs enfeksiyonlarında ise destekleyici tedavi uygulanır.

    Viral pnömonilerde antibiotik uygulanmasının yeri yoktur.

    Her yıl 200 milyon insanın viral pnömoni geçirdiği ve vakaların yarısının çocuklar olduğu unutulmamalıdır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Hepatit b antijeni (hbsag) pozitif aile bireyleriyle yaşamak

    Hepatit B aynı adı taşıyan virüsün (HBV) karaciğerde iltihap yapması sonucu ortaya çıkan ciddi bir tablodur.

    Hepatit B virüsü AIDS virüsünden 100 kat daha bulaşıcı olup, tüm dünyada en yaygın kronik enfeksiyon hastalığına neden olmaktadır.

    Hepatit B virüsü ile karşılaşıldığında;

    Akut hepatit B enfeksiyonu gelişir. Genellikle sarılıkla seyreder ve 6 ay sürebilen bu tablonun sonunda virüs vücuttan atılır.

    Eğer virüs vücuttan atılamamışsa bu durumda kronik hepatit gelişir. Zaman içinde kronik hepatitli vakaların bir kısmı siroz ve karaciğer kanserine dönüşebilir.

    Hepatit B geçiren vakaların %5’i taşıyıcı olmaktadır. Taşıyıcılar enfeksiyonun yayılmasında önemli rol oynarlar. Hepatit B taşıyıcılarında virüs vücutlarında aylar yıllar ve hatta yaşam boyu kalabilmektedir.

    Taşıyıcılarda hiçbir şikayet ve belirti olmayabilir. Bu vakalar çoğu kez rutin olarak yapılan incelemelerde tanımlanır. Taşıyıcıların bulaştırıcılık özelliği yüksektir.

    Hepatit B virüsü esas olarak kan ve vücut salgıları ile bulaşmaktadır.

    Kan

    Vajina salgısı

    Semen

    Vücut salgıları

    Tükürük esas bulaşım kaynaklarıdır.

    Kan ve vücut salgıları ile bulaşan her türlü kullanım materyali bulaşmada önemlidir. Müşterek kullanılan;

    Diş fırçası

    Cerrahi aletler

    Traş bıçağı

    Manikür, pedikür aletleri

    Dövme yapılması enfeksiyonun yayılmasında rol oynar.

    2

    Hepatit B virüs taşıyıcıları da ( HBs Antijeni pozitif ) uyarıcı bir belirti olmadığından dolayı tablonun kendileri ve aile fertleri için ne denli önemli olduğunu tanımlayamazlar.

    Taşıyıcı ailelerde enfeksiyonun kardeşten kardeşe, babadan oğula daha yüksek oranda geçtiği görülmüştür. Annelere geçişin daha az olduğu saptanmıştır.

    Çocuk bakıcılarının hepatit B pozitif olduğu durumlarda ise bu durum daha vahim bir hal almaktadır. Ülkemizde çalışan bakıcıların bir grubu hepatit B enfeksiyonun yaygın olduğu Uzakdoğu ülkelerinden gelmektedir. Bu ülkelerde gelen bakıcılarda taşıyıcılığında aynı oranda yüksek olması beklenmektedir.

    Özellikle çocuk bakıcılarının işe başlatılmadan önce hepatit yönünden incelenmesi önemlidir. Tanı konulan vakalarda enfeksiyonun taşıyıcılar kadar yakınları içinde önemli olduğu vurgulanmalıdır.

    Koruyucu yöntemler konusunda bilgilendirme yapılmalı

    Aile bireylerine hepatit B incelenmesi yapılmalı

    Antijen pozitif vakalar takibe alınmalı

    Antijen ve antikor negatif vakalar ivedilikle aşılanmalı

    Gereken vakalarda hepatit B immunoglobulin(HBIG) uygulanmalıdır.

    Aile bireyi veya bakıcıda HBs antijeni pozitif ise;

    Çocuk bir yaşından küçük ise bu durumda koruyucu tedavi gerekir. Eğer çocuğun HB aşıları 3 veya 2 doz olarak yapılmış ise HBIG uygulamasına gerek yoktur.

    Çocuğa 1 doz hepatit B aşısı uygulanmışsa bu durumda 2 doz aşı süratle uygulanır ve/ veya HBIG uygulanması da söz konusudur.

    Çocuk aşılı değilse HBIG uygulanır ve aşı 3 doz olarak planlanır.

    3

    Hangi aileler hepatit B antijeni yönünden taranmalıdır.

    Hepatit B taşıyıcı olan şahısların aileleri

    Kronik HBV enfeksiyonu olanlar

    HB antijeni pozitif karaciğer kanseri ( hepatoselüler karsinom) aile fertleri hepatit serolojisi(kan tahlili) yönünden incelenmelidir.

    Taşıyıcıların aile fertlerine yapılan aşı ve gereken vakalarda uygulanan hepatit B immunoglobulini korunmada etkili olmakta mıdır?

    Bu vakaların takiplerinde antikor (koruyucu ) düzeyin yeterli olduğu gösterilmiştir.

    Yaşam boyu koruyucu antikor düzeyi yeterli midir? Sorusunun yanıtı henüz cevaplanamamıştır. Hepatit B aşısının en az 10 – 15 yıl koruduğu bilinmektedir.

    Hepatit B antijeni pozitif aile fertlerin takipleri düzenli olarak yapılmalıdır.

    Takip edilen grupta antikor düzeyi yetersiz ise bu durumda pekiştirme dozu diye tanımlanan aşı dozu yapılmalıdır.

    Hepatit B aşısının etkisi tartışılmaz. Hepatit B aşının yetersiz ve yan etkisi olduğu konusundaki bilgiler gerçek dışıdır.

    Hepatit B virüs enfeksiyonu halen ülkemizdeki önemli sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Aşılamanın yaygınlaştırılması ile birlikte bu sorunun çözümleneceği aşikardır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Konjenital sitomegalovirüs (cmv) enfeksiyonu

    En sık görülen konjenital (doğumsal) enfeksiyon olup A.B.D verilerine göre yılda 20.000 – 30.000 bebek konjenital CMV enfeksiyonu ile doğmaktadır. Bu enfeksiyonun yaygınlığı toplumdan topluma değişmektedir. Türkiye de ise konjenital CMV enfeksiyonlu bebeklerle ilgili yayınları çokluğuna karşın hastalığın sıklığı hakkındaki bilgilerimiz yetersizdir.

    Sitomegalovirüs enfeksiyonun her yaş grubunda görülmektedir. Enfekte gebelerin bu enfeksiyonu bebeklerine bulaştırmaları sonucu konjenital CMV enfeksiyonlu bebekler doğmaktadır. Gebe kadının CMV ile enfekte olma zamanı enfeksiyonun ortaya çıkışını etkilemektedir. Enfeksiyon doğuma yakın zamanda geçirilmiş ise bebeğin CMV ile enfekte olma şansı o ölçüde artış göstermektedir.

    Sitomegalovirüs enfeksiyonu yenidoğan dönemin en önemli enfeksiyonudur. Enfeksiyonlu doğan bebeklerin %10 unda etken CMV ‘dir. Enfekte bebeklerin %85-90 ise doğumda gayet sağlıklı görülmektedir. Bu bebeklere asemptomatik (belirtisi olmayan) bebekler olarak tanımlamaktayız. Yeni doğan bebeklerin %10-15 inde ise birçok organ tutulumuna ait belirtiler mevcuttur. Bu bebekler konjenital CMV ‘li hastalar olarak tanımlanmaktadır.

    Bu bebeklerde ;

    Sarlık

    Karaciğer, dalakta büyüme

    Başın ufak oluşu (mikrosefali)

    Epileptik nöbetlerin yanısıra

    Düşük doğum ağırlıklı bebek

    Prematüre doğum görülebilir.

    Enfekte bebeklerin büyük bir kısmında ise başlangıçta hiçbir belirti yoktur. Sağlıklı bebek olarak değerlendirilir. Maalesef ilerleyen aylarda ciddi belirtiler ortaya çıkabilir.

    Bu belirtiler;

    İşitme kaybı

    Görme kaybı

    Başın ufak oluşu

    Gelişme geriliği

    Epileptik nöbetler

    Zeka geriliği

    Kas zayıflığı

    Koordinasyon bozukluğu olarak özetlenebilir.

    Her yaşta görülen bu hastalığın bulaşımı bir çok yolla olmaktadır.CMV enfeksiyonu olan şahıs virüsü vücut sıvıları ile bulaştırır.

    İdrar

    Tükrük

    Kan

    Gözyaşı

    Semen

    Anne sütünde virüs bulunmaktadır.

    Hastalık gebelikte anneden bebeğe geçebilir. Bu bebekler konjenital CMV’li bebekler olarak tanımlanmaktadır.

    Bebek enfeksiyonu anne karnında almamış olabilir.Bu durumda enfekte annenin vücut sıvıları veya bebeğin bakımıyla ilgilenen şahısların vücut sıvıları ile bebeğe bulaşma olabilir.Diğer bir bulaş yolu enfekte annenin sütü ile enfeksiyonun bebeğe geçişidir.

    Enfeksiyonun laboratuvar tanısı;

    İdrar

    Kan

    Tükürükten alınan numuneler değerlendirilmektedir. Genellikle 2-3 haftada laboratuvar sonuçları alınabilir.

    Tanı konulan vakalarda süratle tedaviye başlanmalıdır. Konjenital CMV ‘li bebeklerde erken tanı ve tedavi son derecede olabilir. Tanı konulan vakalarda süratle antiviral tedavi uygulanır. Bugün en yaygın olarak kullanılan 2 antiviral ajan mevcuttur.

    Ganciclovir

    Valganciclovir

    Gancilovir 6 mg/kg/ gün , damar yoluyla günde 2 kez 6 hafta süre ile uygulanır.

    Valganciclovir 16 mg/kg/gün olacak şekilde ağızdan uygulanır.Kullanım süresi 6 hafta 6 ay olarak planlanır.

    Antiviral tedavi ile birlikte bebeklerin;

    Nörolojik gelişmesi

    İşitme testleri

    Göz takipleri ve gelişimleri yakından takip edilmelidir.

    CMV enfeksiyonunda esas sorunun enfekte annelerin izlemlerinin gerektiği şekilde yapılmamasıdır.

    Diğer bir sorun konjenital CMV enfeksiyonu ile doğan bebeğin tanısındaki gecikme ve bunun sonucunda tedavide yaşanan sıkıntılar.Çalışmalar göstermiştir ki erken tanı konan ve tedaviye başlanan vakalarda işitme hasarı önlenebilmektedir.

    Ülkemizde yenidoğan döneminde işitme testlerinin rutin olarak uygulanması sevindiricidir.Bebeklerin işitsel gelişimi takipleri bu testlerin yardımı ile yapılacaktır. Konjenital CMV enfeksiyonu tanısı konan bebeklerde antiviral tedavisinin erken başlanması ile birlikte işitme kaybı

    önlenebilmekte ise de asemptomik bebeklerde tanı ve tedavideki gecikmeler işitme kaybını önleyememektedir.

    Sonuç olarak konjenital CMV enfeksiyonu ülkemizde de ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir.Erken tanı ve etkili antiviral tedavinin başarılı olacağı şüphesizdir.

    Anahtar kelimeler;

    Konjenital CMV enfeksiyonu

    Doğumsal CMV enfeksiyonu

    İşitme kaybı

    Görme kaybı

    Mikrosefali

    Epileptik nöbetler

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Pandas / çocuklarda streptokokların neden olduğu nöropsikiyatrik hastalıklar

    Enfeksiyon hastalıkları ve nörolojik bozukluklar arasındaki ilişki uzun yıllardan beri bilinmektedir. Virüsler, bakteriler ve diğer etmenler ciddi nörolojik bozukluklara yol açmaktadır. Çoğu zaman hastalık tablosunun tanımlanmaması veya gerekli tedavinin zamanında uygulanmaması sonucu yaşam boyu etkilenebilecek tablolar ortaya çıkmaktadır.

    Bu yazımızda Grup A Beta hemolitik streptokokların (halk diliyle beta mikrobu) neden olduğu nöropsikiyatrik bozukluk olan PANDAS klinik tablosuna ait bilgiler özetlenecektir.

    PANDAS ; Grup A hemolitik streptokok (GABS) enfeksiyonundan sonra gelişen obsessif kompülsif bozukluk (OKB) ve/ veya tik gelişen çocukları tanımlamak için kullanılmıştır.

    Obsessif kompulsif bozukluk (OKB) Mantıksız düşünce ve takıntıların insanı sürekli tekrar eden davranışlar sergilemesine zorlayan psikolojik bir hastalıktır. Takıntı hastalığı olarak tanımlanmaktır.

    Tik istem dışı gerçekleşen kas kasılmalarının tümüdür.

    PANDAS İngilizcede çocuklarda streptokok enfeksiyonu ile birlikte gelişen otoimmun nöropsikiyatrik hastalık kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuştur.

    Özetle söylenecek olursa çocuk boğaz enfeksiyonu geçiriyor (GABS) ve bu enfeksiyonla ilintili olarak nöropsikiyatrik bulgular ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan bu tablo PANDAS olarak yorumlanmaktadır.

    PANDAS ‘ın klinik bulguları nelerdir?

    Belirtilerin 3 yaş ile ergenlik dönemi arasında ortaya çıkması

    Ani başlangıç göstermesi ve bulguların zaman zaman alevlenme göstererek oluşması

    Takıntı (OKB) veya tiklerin bulunuşu

    GABS enfeksiyonu ile ilişkinin saptanması

    Alevlenmeler sırasında nörolojik bulguların görülmesi.

    Hastalığın ani başlaması ve alevlenmeler göstermesi özellik taşımaktadır.

    PANDAS ‘ın yaygın bir hastalık olup olamadığı bilinmemektedir. Tanımı 20 yıl önce yapılmış olup bu konudaki bilgi yetersizliği tanının gözden kaçmasına neden olmaktadır.Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülmekte ve ailesinde akut eklem romatizma bulunan çocuklarda hastalık daha fazla tanımlanmaktadır.Bazı vakalarda ise streptokok enfeksiyonu takip eden 4 ile 6 haftada belirtiler ortaya çıkar. Bu hastalarda antibiotik tedavinin yetersiz olduğu veya uygulanmadığı düşünülmektedir. Son verilere göre 200 çocuktan bir tanesi PANDAS tablosunu göstermektedir. Diğer bir deyişle OKB ve tikli çocukların %25 de PANDAS tanımlanmaktadır.

    Grup A streptokok enfeksiyonu geçiren her çocuk PANDAS tablosu gösterebilir mi sorusunun yanıtı net olarak hayırdır.Ancak GABS enfeksiyonunu sık geçiren çocuklarda bu tablo oluşmaktadır. PANDAS ‘ın otoimmun bir mekanizma sonucunda oluştuğu ve beyinde bazal ganglionları tuttuğu ve fonksiyonlarda bozukluk olduğu düşülmektedir.

    PANDAS ‘lı hastalarda

    Boğaz kültürü

    ASO ve Anti-DNase B titrasyonu periodik olarak incelenmelidir.

    Bu hastalarda boğaz enfeksiyonu öyküsü dikkatle izlenmelidir.

    Radyolojik olarak gereken vakalarda Kraniyel Manyetik Rezonans incelenmesi yapılabilir.

    Hastalığın tanısı klinik olarak konulmaktadır. Ancak bazı laboratuvar incelemelerinin de önemi vardır.

    Bugün PANDAS’lı çocukların tanısı kadar tedavisinde sorun teşkil etmektedir.

    Hasta çocuk psikiyatrisi ve çocuk enfeksiyon uzmanı birlikte takip ederek tedavi planlanmalıdır.

    Tedavi ;

    – Antibiotik tedavisi

    – İmmunolojik tedavi

    – Nöropsikiyatrik tedavi başlıkları altında planlanır.

    – Antibiotik tedavisinde 2-4 hafta süre ile uygun antibiotik başlanır, hastanın kliniği izlenir. Klinik bulgular da değişiklik olmazsa antibiotik tedavisi değiştirilir.2.’inci bir antibiotik 10-14 gün süre ile verilir. Bu hastalara uzun süreli koruyucu antibiotik tedavisi önerilmektedir.

    İmmunolojik tedavi

    Plazmaferez

    IVIG

    Steroid
    tedavisi yapılabilir.

    Hastalarda aynı zamanda çocuk psikiyatri tarafından gereken nöropsikiyatrik tedavi uygulanır. PANDAS tanısı olan çocuklarda obsessif kompülsif bozuk ve /veya tiklerin yanı sıra

    Anksiyete

    Kişilik değişiklikleri

    Dikkat eksikliği

    Uyku bozuklukları

    Gece işemeleri

    Matematik ve yazma becerisinde azalma görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Tanı alamayan veya tedavi edilmemiş vakalarda ise nöropsikiyatrik bulgular bir ömür boyu devam edebilmektedir.

    Sonuç olarak nöropsikiyatrik bulguları olan çocukların mutlaka enfeksiyon açısından değerlendirilmesi önemli olduğu unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    – Pandas

    -Grup A beta hemolitik streptok

    -Beta mikrobu(GABS)

    -Obsessif kompulsif bozukluk

    -Çocuklarda tik

    -Antibiotik tedavisi

    -İmmünolojik tedavisi

    -Nöropsikiyatrik tedavi

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklarda tekrarlayan boğaz enfeksiyonu

    Günümüzde kabul edilen kriterlere göre son bir yılda 7 veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirilmesi tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olarak kabul edilmektedir.Eğer bir çocuk son iki yılda her yıl en az 5 kez veya son 3 yılda en az 3 kez boğaz enfeksiyonu geçiriyorsa aynı tanımı almaktadır.

    Boğaz enfeksiyonu ne şekilde seyreder ? Eğer enfeksiyon bademciklerde ise tonsillit, boğazda ise farenjit olarak tanımlanmaktadır.Bu iki klinik tabloyu ayırt etmek güç olduğu için pratikte tonsillofarenjit olarak değerlendirilmektedir.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonuna esas olarak bakteriler neden olmaktadır. Bakterilerden A grubu beta hemolitik streptokoklar (GABHS) önemlidir.Adenovirüs ,koronovirüs ve influenza virüsleri de boğaz enfeksiyonlarına yol açmaktadır.

    Tekrarlayan boğaz boğaz enfeksiyonu olan bir çocukta nedeni saptamak güç olmaktadır. Bazen ayrı bakteriyel etkenle tablo oluşabildiği gibi bazen de virüsler boğaz enfeksiyonuna yol açarlar.

    Aile ve hekimin tekrarlayan boğaz enfeksiyonlarını titizlikle değerlendirmesi gerekir. En sık etkenin GABSH olduğu bilinmektedir.

    Grup A beta hemolitik streptokok klinik tanısı için aşağıdaki kriterlerin bulunması gerekmektedir.

    Ateş 38 C veya daha yüksek

    Boyun lenf bezlerinde büyüme

    Bademcik ve boğazda eksuda

    Yutkunma güçlüğü ile birlikte boğaz ağrısı

    Kırgınlık , yorgunluk gibi hastalık şikayetleri.

    Yukarıda belirttiğim beş klinik bulgu veya şikayetten en az üçü bulunan hastalar streptokoksik farenjit ve tonsillit olarak düşünülebilir. Klinik tablo ile beraber boğaz kültüründe GABHS üremesi, hızlı antijen testinin pozitif olması tanı kesinleşir.

    Eğer neden viral ise gereken durumlarda laboratuvar incelemeleri yapılarak tanıya gitmek gerekir.

    Bakteriyel boğaz enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi uygulanırken , virüslerin neden olduğu hastalarda bazı durumlarda antiviral tedavi gündeme gelmektedir.

    Sık boğaz enfeksiyonundan korunmada el yıkamanın önemi unutulmamalıdır. Ağız bakımı ihmal edilmemelidir.

    Sık boğaz enfeksiyonu geçiren çocuk ve erişkinlerde D vitamini yetersizliği dikkat çekilmektedir. Erişkinlerde çinko eksikliği ile solunum yolu enfeksiyonları arasındaki ilişki ise çocuklarda tanımlanmamıştır. Sonuç olarak sık boğaz enfeksiyonu geçiren çocuklarda D vitamini düzeyi takip edilmeli gereken vakalarda D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    Diğer önemli bir husus çocuğun geçirdiği enfeksiyon tekrarlayan boğaz enfeksiyonumu yoksa GABHS taşıyıcılığımı söz konusudur. Bu durumun açıklığa kavuşması gerekir. Bilindiği gibi A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonunda taşıyıcılık olabilmektedir.Bu durumu ayırt etmek zordur.Mutlaka hastadan boğaz kültürü yapılmalıdır.GABHS ürerse antibiotik tedavisi başlanmalı ve takip edilmelidir.İki kür tedaviden sonra kültür pozitifliği devam ediyorsa hasta taşıyıcı olarak kabul edilir. Taşıyıcı olarak kabul edilen çocuklar yakın takibi gerekir.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan çocukların KBB hekimi tarafından değerlendirilmesi önemlidir.Bademciklerin alınması karar verilen çocukların takibide önemlidir.Bilindiği gibi bademcikler boğazda enfeksiyon etkenini durdurmaya çalışır ve enfeksiyonun alt solunum yollarına inmesini engeller.Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan ve bademciklerin alındığı hastalarda sık enfeksiyon olma şansınında yüksek olduğu hatırda tutulmalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonları

    A grubu Beta hemolitik streptokoklar

    Beta taşıyıcılığı

    Adenovirüs .koronovirüs,Influenza virüs

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklarda streptokok enfeksiyonları

    (GRUP A BETA HEMOLİTİK STREPTOK ENFEKSİYONLARI)

    Streptokoklar doğada oldukça yaygındır. İnsan ve hayvanlarda çeşitli enfeksiyonlara yol açarlar.

    Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyon streptokok enfeksiyonlarıdır. Grup A beta hemolitik streptokok (GABHS) streptokokların neden olduğu hastalık tablosu değişkenlik gösterir. Klinik tablo boğaz enfeksiyonundan menenjite, kızıldan kemik iltihabına kadar değişebilmektedir. Klinik tablonun farklılığı birçok faktöre bağlıdır.

    Bu faktörlerin başlıcaları:

    Hastanın yaşı

    Enfeksiyona neden olan streptokokun cinsi

    Vücuda giriş yolu

    Hastanın bağışıklık durumudur.

    Klinik tablonun değişken oluşu gerek hasta ve gerekse hekimi tanısal açıdan zorlamakta ve tedavide gecikmeye neden olmaktadır.

    Streptokok enfeksiyonlarının çocukluk yaş grubundaki klinik görünümleri çocuğun yaşına göre değişir.

    Altı aylıktan küçük çocuklarda streptokok enfeksiyonu : bu yaş grubunda klinik bulgular belirgin değildir.

    -Düzensiz ateş yükselmesi

    -Burun akıntısı (mukopürulan)

    -Nazofarenjit bulguları görülür.

    Sıklıkla bu bebeklerde burun deliklerinin kenarında soyulmalar vardır.Akut belirtiler yaklaşık bir hafta sürer.Bazı bebeklerde ise burun akıntısı 6 haftaya kadar devam eder ve bu bebekler husursuzdur.Burun kültürü ile tanıya gidilir.Sık görülen bir tablo değildir.Çoğu kez tanı konulamaz.

    Altı ay – üç yaş arasında çocuklarda streptokok enfeksiyonu ise ;

    -Hafif derecede ateş

    -Burun akıntısı

    -Halsizlik ve yutma güçlüğü ile başlar.

    Burun akıntısı şeffaf değildir ve belirtiler 4 ile 8 hafta sürebilir.Tablo üst solunum yolu belirtileri gösterir.Tanı boğaz kültürü ile konulabilir.

    Sinüzit ve orta kulak iltihabı sık gelişen komplikasyonlardır.Çoğunlukla gelişen komplikasyonlarla hekime başvurulur.

    Üç yaştan büyük çocukların streptokok enfeksiyonu ;

    Ateş, Titreme

    Kusma

    Baş ağrısı

    Boğaz ağrısı

    Bulguları ile aniden ortaya çıkar.Karın ağrısı çoğu kez vardır.Kusma ile birlikte akut batın tablosu gösterebilir.Ateş 39,4 C veya daha yüksektir.2-3 gün süre ateş , daha sonra düşme eğitimine girer .Bademcikler büyük, kızarık ve üzerinde iltihap odakları vardır.Boyun lenf bezlerinde büyüme görülür.

    Bu yaş grubunda streptokok enfeksiyonları ;

    -Tonsillit

    -Farenjit

    – Kızıl şeklinde seyreder. Streptokok enfeksiyonlarının kuluçka süresi 1-7 gün arasında değişmekte olup ortalama 2-4 gündür.

    Akut enfeksiyon sırasında streptokokların bulaşıcılığı yüksektir. Tedavi edilen vakalarda bulaşıcılık 24-48 saat sonra kaybolmaktadır. Tedavi edilmeyen hastalarda ise birinci haftalardan sonra bulaşıcılık azalmaktadır.

    Klinik bulgularla GABHS düşünülen vakalarda kesin tanı boğaz kültürü ile konulmaktadır.Boğaz kültürünün tanısal duyarlılığı %96’dır.Test sonucunun 24-48 saat sonra çıkması hekimleri erken tanı yöntemlerine yönlendirmektedir.Hızlı streptokok antijen testleri (Strep-A test) kullanılmaktadır ve tanısal duyarlılığı %80 düzeyindedir.Tanı konulduktan sonra antibiyotik tedavisi süratle başlanmalıdır.

    – Streptokok enfeksiyonları bakteriyel enfeksiyonlardır.(Streptokok virüsu veya Beta virüsu tanımı yanlıştır.)

    -Antibiotik tedavisi ivedilikle başlanmalıdır.

    -Antibiotik tedavi süresi 10 gündür.

    -Bağışıklık sistemi bozuk hastalarda ise tablo ağır seyretmektedir.

    Streptokok enfeksiyonu ciddi bakteriyel bir enfeksiyon olduğu ve Antibiotik tedavisi başlanmadığı takdirde ciddi komplikasyonlara yol açacağı unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    Streptokok enfeksiyonu

    Grup A beta hemolitik streptokok

    Nazofarenjit(Burun ve yutak borusunun iltihaplanması)

    Tonsillit (Bademciklerin iltihaplanması)

    Kızıl

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı