Etiket: Endişe

  • Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Belirtileri ve Tedavisi

    Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Belirtileri ve Tedavisi

    Kaygı nedir?

    Kaygı, bedenin stresli durumlarda verdiği normal fiziksel tepkidir. Bazı durumlarda bu tepki normal ve yararlıdır. Tehlikelere karşı bizi uyarabilir, dikkatimizi hazırlamamıza ve düzenlememize yardımcı olabilir. Bu gibi durumlarda da vücudunuz kendisini tehlike esnasında koruma altına alır. Örneğin savaşmaya veya kaçmaya hazırlanırken kalp atışlarınız ve solunumunuz artar, oksijenli kan kaslarınıza pompalanır. Sağlıklı bir endişe dolgusu sizi zorlanacağınız sınavlara zamanında ve daha çok çalışmaya başlamanıza zorlar veya sizi karanlık sokaklarda dolaşmaktan caydırabilir.

    ANKSİYETE BOZUKLUĞU NEDİR?

    Anksiyete bozuklukları, normal gerginlik veya endişe duygularından farklıdır ve aşırı korku veya aşırı endişe içerir. Anksiyete gelecekteki bir endişenin öngörülmesi anlamına gelir ve daha çok kas gerginliği ve kaçınma davranışı ile ilişkilidir. Anksiyete bozukluğu, bireyin yaşamını ciddi şekilde etkilemeye başladığında ortaya çıkar.  Ulusal araştırmalar , 18 yaşın üzerindeki her beş Amerikalıdan birinin ve 13-18 yaş arasındaki üç gençten birinin son bir yıl içinde anksiyete bozukluğu yaşadığını belirtiyor. Endişelenme aynı zamanda şiddetli ve bireye karşı mücadelecidir , birey günlük işlerinde konsantre olmakta zorlanır ve tamamlamakta güçlük çeker. 

    NE TÜR BİR ENDİŞE BOZUKLUĞUNUZ VAR ?

    Yaygın anksiyete bozukluğu: Hızlı bir kalp atışı, terleme ve ağız kuruluğu sık görülen anksiyete belirtileridir.Yaygın anksiyete bozukluğu olan kişiler, uzun süre bu tür bir uyarılma yaşayabilir. Huzursuzluk, özellikle çocuklarda ve gençlerde sık görülen bir diğer endişe belirtisidir. Kolayca yorulmak, genelleşmiş anksiyete bozukluğunun bir başka belirtisidir.  Bu belirti bazılarına şaşırtıcı gelebilir, çünkü endişe genellikle hiperaktivite veya uyarılma ile ilişkilendirilir. Bazıları için yorgunluk, endişe krizini izleyebilir ya da kronik olabilir.

    Sosyal anksiyete bozukluğu: Sosyal durumlarda veya toplum içinde konuşma gibi başkalarının önünde performans göstermeye çağrıldığında kaygı duyarlar.

    Fobiler: Genellikle zararlı olmayan belirli bir nesne, durum veya faaliyetten aşırı ve sürekli bir şekilde korku hissetmektir.Hastalar korkularının aşırı olduğunu bilirler fakat üstesinden gelemezler.Bu korkular, bazı kişilerin korktukları şeylerden kaçınmak için aşırı uzunluklara gittikleri sıkıntılara neden oluyor. Örnekler uçak korkusu veya örümcek korkusu olabilir.

    Panik atak Bir diğer anksiyete bozukluğunu çağıran etken panik atakları çağrıştıran panik rahatsızlıklarıdır. Panik atak aşırı yoğun korkuların hissedilmesiyle rahatsızlık duyulan fiziksel semptomdur. Bunun yanı sıra tekrarlanan panik ataklar, panik bozukluğunun bir işareti de olabilir.

    Teşhis ve Tedavi

    Anksiyete bozukluğunun teşhisi günlük yaşama müdahale edebilecek kadar şiddetliyse ve en az altı ay boyunca her gün devam ederse konulur. Her anksiyete bozukluğu kendine has özelliklere sahip olsa da, çoğu iki tedaviye iyi yanıt verir: psikoterapi veya “konuşma terapisi” ve ilaçlar. Bu tedaviler tek başlarına veya kombinasyon halinde verilebilir. Bilişsel davranış terapisi, bir tür konuşma terapisidir, kişinin daha az endişeli hissetmesine yardımcı olmak için farklı düşünme, tepki ve davranış biçimlerini öğrenmesine yardımcı olabilir.İlaçlar anksiyete bozukluklarını tamamen tedavi etmez, ancak semptomlardan belirgin bir rahatlama sağlayabilir. Derin nefes, meditasyon, farkındalık ve kas gerginliğini hafifletmek ve sakinleşmek için kullanılan teknikler yani zihin-beden yaklaşımları etkili yöntemlerdendir.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması Gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması Gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkında ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazense birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehditine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilemek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Bir Kaygı Hikayesi

    Bir Kaygı Hikayesi

    “Suzan ve eşi her iş günü olduğu gibi bugün de erken uyandılar.

    Suzan uyanır uyanmaz 16 aylık olan kızının yanına gitti. Kızının nefes alıp almadığını kontrol etti. Suzan bu kontrolü geceleri de ara ara devam ettiriyordu. Sonra kızının üstünü daha sıkı örterek eşi ile birlikte mutfağa geçti.

    Suzan’la eşi kahvaltıyı hazırlarken bir yandan da Suzan, eşine bakarak “bugün evden çıkıp döneceği süreçte başına bir şey gelecek mi?” endişesini yaşıyordu. Bu sorular aklından sürekli geçiyor ve bunları düşünürken gözleri dolarak göğsünde bir ağrı oluştuğunu hissediyordu.

    Eşi işe gittikten sonra sevdiği programları izlemek üzere televizyonun başına geçti biraz televizyon izledikten sonra ev işlerini yapmak üzere harekete geçti.

    Mutfaktaki işleri ile uğraşırken telefon çaldı ve birden bire kalbi hızla atmaya başladı. Telefonu eline alınca babasının aradığını gördü. O an aklına gelen tek şey annesinin başına kötü birşey gelmiş olacağıydı. Bu düşünce kendisini çok kötü hissetmesine sebep oldu. Korku içinde telefonu açtı. Hemen annesini sordu. Bu sırada kalbi yine hızla çarpıyor ve nefesi kesiliyordu. Annesi ile konuşup sesinin iyi olduğunu duyana kadar bu durum devam etti.

    Telefon konuşmasından sonra annesinin iyi olduğundan emin olsa bile bir gün ona birşey olacağı ve hayatından gideceği düşüncesi aklından geçmeye devam ediyordu. Aynen annesi gibi diğer sevdiklerini ve yakınlarını da düşünmeye başladı. Eşi, çocuğu ya da kardeşleri de aynı şekilde hayatından gidebilirdi.

    Bu sebeple gözyaşlarına hakim olamayıp yaptığı işleri de verimli bir şekilde devam ettiremiyordu. Sık sık gelen ağlama krizleri yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyordu.

    Akşam olup eşi eve gelince birlikte yemek yedikten sonra salona geçip televizyon izlemeye başladılar.

    Haberlerin olduğu kanallara gelince haber içeriklerinden rahatsızlık duyduğunu bildiği için bu kanalları bu kanalları hızlıca geçiyordu. Haberlerdeki olumsuz olayların kendisinin ya da ailesinden birisinin başına geleceği endişesi ile gece uykuya dalmakta zorluk çekiyordu.

    Suzan son 1 aydır bu problemle yaşamaya çalışıyordu…”

    Yukarıdaki kısa hikaye bir kısmınıza tanıdık gelmiş olabilir.

    Öncelikle ülkemizde ve dünya genelinde en yaygın şekilde görünen psikolojik rahatsızlıklardan birinin anksiyete(kaygı) bozukluğu olduğunu ve bu problemin erkeklere nazaran kadınlarda daha sık görüldüğünü söylemekte fayda var.

    Peki bu anksiyete(kaygı) bozukluğu tam olarak nedir? Ne gibi belirtileri vardır? şimdi kısaca ondan bahsedelim…

    Anksiyete; Bireylerin yaşantılarında muhtemel bir durum/olaya karşı tedbirli olma durumudur.

    Bu tedbirli olma hali bireyin kendisine veya çevresine karşı tehlikeli bir durum ile karşılaşma ihtimali konusundaki tepkisidir.

    Bir durum veya olayın tehdit olarak algılanması bireyde; davranışsal, bilişsel ve bedensel uyarılma hali görülmektedir. Uyarılan bireyde tehdit olarak algılanan duruma karşı korku ve endişe oluşur.

    Ayrıca sıklıkla korku ve endişe bir takım bedensel belirtilere eşlik eder. Hızlı kalp atışları, vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ağrı ve  nefes alamıyor hissi bu rahatsızlığın tipik belirtilerindendir.

    Bunlara ek olarak bilişsel olarak hissedilen tehdit algısı oluşabilecek en kötü senaryo ile güçlü bir endişe hissi uyandırır.

    Bu endişeli düşünceler zihinsel meşguliyet ile birlikte bireyin günlük yaşantısında işlevselliğini ve duygu durumunu negatif bir şekilde etkiler.

    Bu tür bireylerde; isteksizlik, keyif alamama, kalabalık ortamdan kaçınma, halsizlik, uyku problemleri, kilo verme/alma durumları hayat kalitesinin düşmesine sebep olur.

    Yukarıdaki hikayede görüldüğü gibi; bu tür problemler yaşayan bireylerde, kendisinin veya çevresindeki bireylerin hasta olabileceği, zarar göreceği, kaza geçireceği, başına/başlarına en kötü şeylerin gelebileceğine dair düşünceler zihnini kurcalar ve birey bu düşüncelerinin varlığından sürekli endişe ve korku hisseder.

    Kaygılarınızı kontrol altına almanız hem sizin hem de çevrenizin daha rahat bir nefes almasına yardımcı olacak; onlarla geçireceğiniz zamanları daha kaliteli hale getirecektir.

    Hepinize sağlıklı, mutlu bir yaşam dilerim.

  • Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Halk arasında aşırı kuruntu ve evham hastalığı olarak da bilinir. Genellikle kişi ya olursa.. tarzı düşünerek olumsuz sonuçların olasılığını olduğundan daha yüksek görür ve bunun sonucunda devamlı bir endişe hali yaşar. Kaygı, herhangi bir tehdit unsuru karşısında doğal olarak hissedilen ve kişinin kendini korumasında olması gereken olağan bir duygu durumu olsa da, bu kaygı oldukça yoğun ve aşırı olarak yaşandığında kişinin işlevselliğini bozar.

    Yaygın Anksiyete (kaygı) bozukluğunu yaşamın çeşitli alanlarında (Örneğin; Finansal meseleler, mesleki performans, aile/arkadaşlık ilişkileri, günlük hayatla ilgili konular) duyulan endişeye bağlı olarak ortaya çıkan ısrarcı kaygı ve gerginlik belirtileri ve buna fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği bir hastalık olarak tanımlayabiliriz.

    Psikiyatristler ve Psikologların Tanı kitabı olan DSM-5 ‘te “Yaygın Kaygı Bozukluğu” söyle tanımlanır :

    1. En az 6 ay süreyle hemen her gün ortaya çıkan, birçok olay ve etkinlik hakkında aşırı kaygı ve endişe (evhamlı beklenti ) duyma

    2. Kişi, endişesini kontrol etmeyi zor bulur

    3. Anksiyete ve endişe aşağıdaki semptomdan üçüne ( ya da daha fazlasına) eşlik eder ( son 6 ay boyunca hemen her zaman en azından bazı semptomlar bulunur):

    • Huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe

    • Kolay yorulma

    • Düşünceleri yoğunlaştırmada zorluk ya da zihnin durmuş gibi olması

    • İrritabilite

    • Kas gerginliği

    • Uyku bozukluğu

    1. Anksiyete, endişe ve fiziksel yakınmalar klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevselliğin önemli diğer alanlarında bozulmaya neden olur.

    2. Bu bozukluk bir maddenin (uyuşturucu, ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun (örn. Hipertiroidizm) doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

    3. Anksiyete ve endişe bir başka mental bozukluk ile açıklanamaz.

    Kişiler endişeyi daha sık, aşırı ve kontrol edilemez şekilde yaşasalar da; endişelendikleri konular aslında diğer insanlarınkilerden farklı değildir. Kişilerde devamlı olarak yoğun bir endişe ve evham söz konusudur. Günlük hayatın içinde hepimizin karşılaşabileceği ufak tefek olumsuzlukları dahi kafalarına takma ve bunları abartma eğilimindedirler. Örneğin, kişi eşinin veya çocuğunun her evden çıkışında bir trafik kazası geçireceğini düşünür ve evhamlanır ya da her mesai saati sonunda işten çıkarılacağını düşünerek gereksiz bir endişeye kapılır. Bu tür olumsuz düşünceler kişinin iş ve özel hayatını olumsuz etkileyerek işlevselliğini bozar. Örneğin, üzüntünüzü ve kaygınızı kontrol etmekte güçlük yaşadığınızda, işyerindeki performansınızda, ilişkilerinizde veya günlük hayatınızı sürdürmede ciddi problemler yaşarsınız. Sürekli kaygı ve endişe hali, huzursuzluk, kolay yorulma, konsantre olamama, gerginlik, uykuya dalamama gibi şikayetleri de beraberinde getirir.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan kişiler sahip oldukları endişe sayesinde felaketleri önlediklerini veya kendilerini gelecekte olabilecek bir felakete hazırladıklarını düşünürler ama bu durum kaygının daha da artmasına sebep olmaktadır. Çünkü; endişe etmek bir kaçınma davranışıdır ve gerçek bir olay sırasında kişinin durumla etkili olarak başa çıkmasına engel olur. Kaygı yaratan şeylerden kaçınma başlar. Örneğin uçağa binmekten korkuyorsanız, uçakla seyahat edemezsiniz. Çocuğunuzun başına bir şey geleceğinden korkuyorsanız, onu dışarı çıkaramazsınız. Sonuç olarak hayatınız ve işlevselliğiniz ciddi boyutta engellenir.

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu genellikle erken gençlik döneminde başlar ve tedavi edilmezse kronikleşebilen bir hastalıktır. Kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha sık görülmektedir. Araştırmalara göre tanı koyulanların  %75’inde eşlik eden bir başka anksiyete hastalığı ve depresyon olduğu bildirilmiştir. Hastalığın nedeni henüz tam olarak netleşmese de, sebep olarak bir çok faktörün rol oynayabileceğini söyleyebiliriz. Beynimizdeki kimyasal ve hormonal denge, stres yaşadığımızda veya yaşanan bir travma sonrası değişebilmektedir. Dolayısıyla kaygı bozukluğuna sebep olabilmektedir.  Araştırmalar kaygı bozukluğunun genetik olup aileden de geçebileceğini, bununla beraber kişinin çocukluk dönemindeki aile tutumunun bu hastalığın gelişmesinde önemli roller oynadığını göstermektedir.

    ANKSİYETE BOZUKLUĞUNUN TEDAVİSİ

    Öncelikle kişinin fizyolojik belirtilerinin psikiyatrik olmayan başka tıbbi bir durumdan kaynaklanmadığı kesinleşmelidir. Hipertiroidizm veya diğer endokrin kaynaklı rahatsızlıklar, kalsiyum eksikliği, düşük kan şekeri, bazı kalp rahatsızlıkları ve kullanılan ilaçların yan etkileri bir uzman tarafından kapsamlı olarak değerlendirilmelidir. Bu tıbbi rahatsızlıklar ekarte edildikten sonra yaygın anksiyete bozukluğundan söz edilebilir.

    Yaygın Anksiyete bozukluğunun tedavisinde ilaçlı tedavi, psikoterapi veya her ikisi kullanılabilir. Araştırmalar ilaç ve psikoterapi birlikte kullanıldığında daha etkili sonuçlar alındığını göstermektedir.

    En etkili psikoterapi tekniği olarak bilişsel davranışçı terapi kullanılmakta olup, aynı zamanda diyalektik davranışçı terapi ve gevşeme teknikleri gibi psikoterapi yöntemleri de kullanılmaktadır. Bilişsel davranışçı terapide hastaların terapist ile işbirliği yaparak kendilerini daha iyi fark etmeleri sağlanır. Karşılıklı hedefler belirlenir ve buna uygun alıştırmalar yapılır. Hastaya kaygı ile etkili bir şekilde mücadele etmesini sağlayacak bireysel karşı koyma teknikleri öğretilir. Psikoterapideki hedef, hastanın kaygılarını iyi tanıması ve onları kendi kendine kontrol edebilmesi olmalıdır.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne Yapılması Gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne Yapılması Gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkınca ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazen birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz  duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehdidine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilmek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkınca ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazen birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehdidine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilmek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Anksiyete Nedir? Anksiyete Nasıl Geçer? Anksiyete ile Baş Etme Yolları?

    Anksiyete Nedir? Anksiyete Nasıl Geçer? Anksiyete ile Baş Etme Yolları?

    Hepimizin endişeli, kaygılı, gergin ya da stresli hissettiği zamanlar vardır. Genellikle bunun bir nedeni olur:

    Okulun spor takımı için seçmelere katılmak ya da iş görüşmesine gitmek gibi yeni ve zor bir şey yapmak, birine “Artık seninle arkadaş olmak istemiyorum” gibi hoşlanmayacağı bir şey söylemek, sınav gibi önemli bir şey için hazırlanmak.

    Genellikle kaygıyla bir kere yüzleştiğinde kendini daha iyi hissedersin ancak bazı zamanlarda bu rahatsızlık verici duygu çok güçlü, sık sık ortaya çıkan veya uzun süre devam edecek gibi görünebilir. Açık ve net bir neden bulmak mümkün olmadığında, seni kaygılı hissettiren şeyin ne olduğunu bilmek zor olabilir. Bu zamanlarda anksiyeteyi nasıl yeneceğini öğrenmen iyi olabilir.

    Kaygılı duygularınızı anlayın.İnsanlar kaygılı/endişeli olduğunda ya da korktuğunda genellikle vücutlarında pek çok değişiklik olduğunu fark ederler. Buna savaş ya da kaç reaksiyonu/tepkisi denir. Vücudumuz kaçmak için ya da korkutucu/endişe verici şeyle karşılaşmak ve savaşmak için kendini hazırlar.

    Temel belirtiler şunlardır: Yüzde kızarma, ateş basması, ağız kuruluğu, boğazda düğümlenme, ellerin titremesi, baş ağrısı, bulanık görme, seste titreme, kalp atışında hızlanma, nefes almada güçlük gibi..

    Rahatlamayı öğrenin.Kaygı duygularını, rahatlamayı öğrenerek kontrol edebilirsin. Bunu farklı şekillerde yapabilirsin ama şunu unutma; kontrol etmenin tek bir yolu yoktur. Farklı yöntemler farklı zamanlarda faydalı olabilir. Senin için hangisinin işe yaradığını bulmak önemlidir.

    Fiziksel egzersiz.Bazen günün büyük kısmında kaygılı olduğunun farkına varabilirsin. Bir çok kaygılı duyguların olmuş olabilir ve bu olduğu zaman fiziksel egzersiz rahatlamak için iyi bir yol olabilir. İyi bir koşu, hızlı bir yürüyüş, bisiklete binme ya da yüzme kaygılı duygulardan kurtulmana yardımcı olabilir ve daha iyi hissetmeni sağlayabilir.

    Sürükleyici faaliyetler.Rahatlamanın ikinci yolu, düşünmek için başka bir şey bulmak ve yapmaktır. Negatif düşünceleri dinlemek veya kaygılı duygulara odaklanmaktansa, başka bir şey yapmaya çalışın. Bazı insanlar bu düşünceleri ve duyguları başka bir aktivite ile uğraşarak değiştirebilirler. Yaptığın işe daha çok odaklandıkça negatif düşünceler veya duyguları daha çok bastıracaksın. Negatif düşüncelerini dinlediğinin farkına vardığın zamanlarda, yardımcı olabilecek aktivitelerden birini dene.

    Yatağına uzanıp negatif düşüncelerini dinlemek yerine, müzik dinleyebilirsin.

    Arkadaşının arayıp aramayacağını ile ilgili endişelenmek yerine, bir dergi açıp okuyabilirsin.

    Daha çok alıştırma yaptıkça, negatif düşüncelerini engellemenin daha kolay olacağını ve daha iyi hissedeceğini göreceksin.

    Kontrollü nefes alma. Aniden endişelendiğini fark ettiğin ve kontrolü yeniden eline alıp hızlı bir şekilde rahatlama ihtiyacı duyduğun zamanlar olabilir. Kontrollü nefes alma yardımcı olabilecek hızlı bir yöntemdir. Nefes alış verişin üzerine odaklanabilirsen rahatlamana yardımcı olacaktır.

    “Yavaşça derin bir nefes al, nefesini beş saniye tut ve sonra çok yavaş bir şekilde dışarı ver. Nefesini verirken kendine “rahatla” diyebilirsin.” Bunu birkaç kez yapman vücudunun kontrolünü yeniden sağlamana ve sakin hissetmene yardımcı olacaktır.

    Rahatladığım yer. Bu yöntemle seni huzurlu hissettiren özel bir yeri düşünerek rahatlamayı dene. Rüyalarını ya da hayallerini düşün.Bu yer senin daha önceden bulunduğun bir yer olabileceği gibi hayali bir yer de olabilir. Onun resmini düşün ve mümkün olduğunca şunları düşün:

    Sahile vuran dalgaların sesi veya ağaçlara esen rüzgarın çıkardığı ses.

    Deniz kokusu veya çam ormanlarının kokusu.

    Yüzünde parlayan sıcak güneş veya saçlarının arasından hafifçe esen rüzgar.

    Endişe verici düşüncelerini tespit et. Negatif, eleştirel veya endişe verici düşüncelerinin belirlenmesi önemlidir. Kaygılı hisseden insanlar genellikle;

    Olumsuz düşüncelere sahiptir.

    Kendileriyle ilgili iyi bir şey düşünmek, duymak veya görmekte zorlanırlar.

    Olumlu becerilerini fark etmezler.

    Kötü şeylerin olacağını beklemeleri daha olasıdır.

    Başarılı olabileceklerini düşünmeleri daha az olasıdır.

    Gelecekle ilgili kasvetli veya olumsuz bir görüşleri vardır.

    Bazıları bu düşünce şeklini benimser. Düşünceleri temel olarak negatif olur ve sıklıkla kaygılı hissederler.

    Düşüncelerini kontrol et ve onları sına.Düşüncelerini sınayarak olumsuz bir düşünce tuzağına sıkışıp kalmayacağına emin olabilirsin. Bu daha önce görmezden geldiğin veya gözünden kaçırdığın şeylerin pozitif bir yolunu bulmana ve başka bir şekilde düşünmeyi öğrenmene yardımcı olabilir. Düşüncelerini sınamak için şunları yapmayı dene:

    En sık duyduğun olumsuz düşünceyi bir yere yaz.

    Bu düşünceyi destekleyen tüm kanıtları yaz.

    Bu düşünceyi sorgulamak için gerekli tüm kanıtları yaz.

    En iyi arkadaşın, öğretmenin, ailen bunları duysa sana ne söylerlerdi, kendine bunu sor.

    Yardımcı olmayan düşünceleri yardımcı olan düşüncelerle değiştirmek. Bazen daha olumlu bir şekilde düşünmek yararlı olabilir ve kaygılı hissetmemeni sağlayabilir.

    “Farklılık olsun diye saçlarımı kısacık kestirdim ama galiba beni bu şekilde gören herkes bana gülecek.”

    “Bence bu saç modeli bana çok yakıştı. Hem değişiklik iyidir.”

    Korkularınla yüzleş.İnsanlar sıklıkla endişeleri ve kaygılı duygularıyla, onları endişelendiren şeylerden kaçınarak başa çıkmayı öğrenir. Bu daha iyi hissetmeni sağlayabilir ancak endişeni yenmene faydası olmaz. Bu tip durumlarda korkularınla yüzleşmek bu sorunları aşmak için faydalı olabilir. Bunu şu şekilde yapmayı deneyebilirsin:

    Meydan okuyacağın bir şey belirle ya da yüzleşmek istediğin bir korku.

    Meydan okumanı küçük adımlara böl, bu başarılı olmanı daha kolay hale getirecek.

    Başarılı olman için sana yardımcı olabilecek yardımcı düşüncelerin nedir?

    Rahatla, yardımcı düşüncelerini kullan ve korkunun aşılmasına yönelik ilk adımla yüzleş.

    Ne kadar iyi yatığını kendine söylemeyi unutma!

    Eğer bir kez başarılı olmuşsan, diğer adımı dene, yüzleş ve korkularını yenene kadar devam et.

    Kendini övmeyi unutma.Çoğu zaman kendimizi övmek ve aferin demek konusunda çok iyi değilizdir. Bu nedenle kaygıyı yenmeyi ve korkularınla yüzleşmeyi denediğinde kendini övmeyi unutma. Her ne olursa olsun, denediğin için bunu hak ediyorsun.

  • Sosyal Fobi Nedir?

    Sosyal Fobi Nedir?

    Dsm tanı kriterlerinde “Sosyal Anksiyete Bozukluğu” olarak anılan, halk arasında yaygın olarak “Sosyal Fobi” olarak bilinen rahatsızlık, genel anlamıyla kişilerin başkaları tarafından değerlendirilme kaygıları yaşadıkları, rezil olmaktan korktukları ve hata yapmak ile ilgili tedirginlikleri içinde barındıran bir durumdur. Bir diğer kişinin işin içine girdiği her ortama sosyal durum denebilir. Sosyal kaygı, sosyal durumlara maruz kalındığında diğerlerinin gözündeki yerimizle ilgili yaşanılan endişedir. Bu tür bir kaygı belli bir doza kadar normal sayılabilir. Birçok kişi, yeni bir ortama girdiğinde, yeni insanlar ile tanışmak zorunda kaldığında, kendisi için önemli olan kişiler ile bir araya geldiğinde veya bir topluluk içinde konuşacağı gibi durumda belli bir düzeyde endişe yaşayabilir. Ancak bu endişe, her türlü sosyal ortamda yaşanacak kadar yayılmaya başlandığında, endişenin dozunun artması ile performansımız ve ilişkilerimiz olumsuz olarak etkilendiğinde, sosyal durumlardan keyif alamamaya ve hatta bu nedenle kaçınmaya ve uzak durmaya başladığımızda artık olağan olan sosyal fobi normal düzeyini aşmış ve sosyal kaygı bozukluğu safhasına geçmiş demektir. Bu kapsamda normal düzeyde bir sosyal kaygının bozukluk düzeyine evrimle kriterleri, yaygınlık, endişenin şiddeti, işlevselliğin ne kadar bozulduğu ve kaçınmaların olup olmadığı şeklindedir.

    Sosyal fobi sahibi olan insanın başlıca korkuları arasında, diğerlerinin gözünde küçük düşmek, rezil olmak hata yapmak, dışlanmak, yargılanmak veya utanacağı şeyler yapmak vardır. Bu kişiler sıklıkla utanç duygusu duyma eğiliminde olurlar ve aslında temelde kendilerini eksik, yetersiz, hatalı veya sevilmez görme eğilimi gösterirler. Başkalarının gözünden gördükleri kendileri, kusurlu ve sevilmesi zordur. Genel olarak sosyal kaygı bozukluğu ile eşlik eden bir diğer özellik mükemmeliyetçiliktir. Her şeyin tam ve kusursuz olması gerektiğin düşünen ve hata toleransı olmayan kişiler, her yaptıklarını eksik ve yetersiz olduklarına yönelik değerlendirerek kendilerini çok fazla eleştirirler. Bu durum, diğerlerinin gözünden de böyle görüleceklerini düşünmek ile sonuçlanabilir.

    Kendini aşırı eleştirme, hatalara odaklanma, olası olumsuz ihtimalleri abartma, başkalarının zihinleri hakkında tahminlerde bulunma ve bu tahminleri olumsuz yönde yapma sosyal fobi rahatsızlığı olan kaygılı kişilerin zihinsel yapılarının belirgin özellikleridir. Sosyal anksiyete bozukluğu olan kişiler, asık bir suratı üzerlerine alınabilir, kendileri ile ilgili olmayan bir gülmeyi dalga geçilmek olarak yaşantılayabilir, ufak bir hatayı abartılı bir rezil olmuşluk şeklinde deneyimleyebilirler. Zihinleri kendilerine aşırı derecede odaklıdır ve kaygıları dışarıdan belli oluyor, tuhaf gözüküyorlar ya da yaşadıkları zorluklar anlaşıyor gibi düşüncelere kapılabilirler.

    Sosyal fobi problemi olanlar, özellikle yüz kızarması, terleme gibi bazı vücut belirtilerine çok duyarlıdırlar. Yüzlerinin kızaracağı, bunun dışarıdan fark edileceği, dolayısıyla ne kadar kaygılı olduklarının görülerek rezil olacakları şeklinde inançları vardır. Bedensel belirtilere aşırı odaklanma ve olmaması için uğraş verme çabası çoğu zaman ters teperek kişilerin daha fazla kaygı hissetmesine ve korktukları belirtilerin gerçekleşmesine neden olabilir.

    “Herkes bana bakıyor”, “insanlar ne kadar utangaç olduğumu görecek”, “hakkımda kötü düşünecekler” gibi başkaları ile ilgili yapılan tahminler sosyal fobik kişinin davranışlarını ve iletişim stratejilerini uygun bir biçimde ilişkiler içerisinde kullanamamasıyla sonuç bulabilir. Bu durumda sosyal anksiyete problemi olanların inançları bir süre sonra iletişim becerilerini de baskılayarak ilişkilerini gerçek anlamda bozmaya başlar. Bu da kişilerin sosyal kaygı sorununu bir kez daha perçinleyerek, sosyal ortamlardan uzak durma isteğini arttırır.

    Sosyal kaygı bozukluğunda, diğer psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi kısır ve kendini besleyen bir döngü içine hapsolma durumu söz konusudur. Düşünceler, sosyal ortamlarda olumsuz bir şey olacağı yönünde olur ve bu bakış açısı kişinin duygularını e davranışlarını olumsuz yönde etkiler. Ki bu üçlü etkileşim ilişkilerde uygun iletişim becerilerini ketleyeceğinden kendini besleyen ve sürdüren bir döngü içerisinde sosyal fobi kalıcı hale gelir.

    Korkulan durumlar, telefonda biri ile konuşmaktan bir topluluk içinde konuşma yapmaya kadar geniş bir yelpaze içinde dağılabilir. Sosyal anksiyetenin şiddetine göre kimi sadece yeni insanlar ile bu tür kaygıları yaşarken kimisi görece daha tanıdık kişilerle, as üst ilişkisi fark etmeden, bir kasada işlem yaptırırken ya da bir tezgahtar ile konuşurken dahi iletişim kurmakta, bir şey istemek ya da kendini ifade etmekte endişe duyabilir.

    Sosyal kaygı bozukluğu olan kişiler, kişilik yapısı anlamında kendini daha çok eleştiren daha yargılayıcı, kendisine karşı beklentileri yüksek ya da mükemmeliyetçi kişiler olabilirler. Bu kişilerin çocukluk yaşantılarında genel olarak cezalandırıcı bir ebeveyn ya da mükemmeliyetçi büyükler görülebilir. Geçmişlerinde eleştirilmiş, yetersiz hissettirilmiş ya da cezalandırılmış olabilirler. Sosyal ortamlarda yaşanmış olan travma ve istismar gibi olaylar da kişinin sosyal alanlarda endişe duymasında önemli bir etken niteliği taşıyabilir.

  • ÇOCUKLUK DÖNEMİ KORKU VE KAYGILARI (ENDİŞELERİ)

    ÇOCUKLUK DÖNEMİ KORKU VE KAYGILARI (ENDİŞELERİ)

    Korku, tehlike karşısında oluşan, yaşamsal ve canlıyı korumaya yönelik bir tepkidir. Normal gelişimin bir parçası olduğu gibi, kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Ayrıca, bebeklikten ergenliğe kadar sıkça rastlanılan bir durumdur. Araştırmalar gösteriyor ki, çocuklar gelişimlerinin bir döneminde, farklı derecelerde, yoğunluk ve sürelerde herhangi bir şeyden korkmaktadırlar. Çocuğun gelişimi devam ettikçe korktuğu durum ve nesneler de, bulunduğu yaşa göre değişkenlik gösterir. Önemli olan nokta, bu korkunun süresi ve yaş dönemine uygun olup olmadığıdır.

    ÇOCUKLAR NELERDEN KORKARLAR?

    Çocukluk yılları insan hayatında fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimin temellerinin atıldığı yıllardır. Çocuk çevresini tanımaya, çevresindeki ilişkileri kendince anlamaya, olaylara karşı bakış açısı kazanmaya ve olayları yorumlamaya çalışır. Bu gelişim süreci içinde çocuğun içinde bulunduğu çevresel koşullara göre korku ve endişe duyguları da şekillenmeye başlar.

    Korku ve endişe, hepimizin hayatının belirli zamanlarında yaşadığı duygulardır. Çocuklar da tıpkı biz yetişkinler gibi zaman zaman bu duyguları yaşayabilirler.

    Doğumdan sonraki ilk bir yılda bebekler, yüksek ve ani seslere duyarlıdır. Anne babadan ayrılma, yabancı kişiler ve yeni ortamlar birer korku kaynağıdır.

    2-4 yaşlarında ayrılık ve kayıplara karşı çok duyarlıdırlar. Bu yaş çocuklarında yalnız kalma, karanlık, yılan ve köpek gibi hayvanlara karşı duyulan korkular belirgindir.

    Okul öncesi çocuklar da, karanlıktan ve hayali yaratıklardan, hırsızlardan, kendilerini kaçıracak kişilerden korkarlar.

    6 yaşından sonra, okul korkuları, performans korkuları gibi daha gerçekçi korkular baş gösterir. Okulla ilgili korkular ileriki dönemlerde de devam edebilir. Sosyal korkular ve vücuda gelebilecek zararla ilgili korkular ön plana çıkar. Bu sırada hayali yaratıklarla ilgili korkular gittikçe azalır.

    Korku bir korunma mekanizması ve gelişimin normal bir parçasıdır. Çocuklar bu duygu sayesinde çevrelerine uyum sağlamayı, kendilerini tehlikeli durumlardan uzak tutmayı öğrenirler. Korku kimi zaman hayatımızın akışını olumlu yönde etkilese de bu duygunun çok yoğun ve sık yaşanması kişi için zorlayıcı ve sıkıntılı bir hal alabilir. Bu durumun ne zaman kabul edilebilir sınırlar içinde olduğunu, ne zaman üzerinde durulması gereken bir durum olduğunu ayırt edebilmek aileler için önemli bir konudur.

    Endişe ise bir olayın sonucunu tahmin edemediğimizde ya da sonucun istediğimiz gibi olacağından emin olamadığımızda ortaya çıkan ve gerginliğe yol açan duygu durumudur. Çocuklar en iyi koşullarda bile biraz endişe taşırlar. Bir çocuk riskleri abartmaya ve belli durumlarla başa çıkma yeteneğini küçümsemeye başladığında, endişe seviyesi kendisi ve çevresi için rahatsız edici hale dönüşür. Endişe kimi zaman çocuklarda bazı fiziksel şikâyetlere yol açabilir. Kimi zaman akademik başarıyı, okula devamı düşürür, kimi zaman ise aile ve arkadaş ilişkilerini zayıflatabilir.

    Korku ve endişenin birçok yüzü vardır. Bazı çocuklar açıkça stresli görünür, bazıları kaygılarını bir örtü altına saklar ve sessizce evhamlanır. Kimileriyse bu kaygıyı öfke şeklinde dışa yansıtır.

    Endişeli çocukların gösterdikleri endişe belirtileriyle sınıf ve aile ortamlarında kargaşaya ya da rahatsızlığa yol açmadıkları durumlarda, teşhis edilmeleri güç olur. Çoğu zaman kaygılı çocukların biraz rahatlamaya ihtiyacı olduğu düşünülür ve durumları göz ardı edilir.

    Korku ve endişelerin nedenlerine bakacak olursak aslında çocukların tüm halleri gibi endişe halinin de birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını görürüz. Genetik yapı, mizaç gibi çocukta doğuştan itibaren bulunan özelliklerin yanı sıra, ebeveynlerin yaklaşımları ve travmatik olaylar gibi çevresel durumlar da endişeye yol açan faktörlerin içinde sayılabilir.

    Anne baba olarak, çocuğumuzla ilgili birçok şeyi kontrol etme ihtiyacı içinde olsak da, aslında hayatın akışı içinde, bizim kontrolümüz dışında gelişen faktörler de çocuğumuzu etkilemektedir. Genetik yapısı, mizacı ve yaşadığı iyi ve kötü olaylar gibi…

    Anne- Baba Tutumlarının Çocukların Korku ve Endişelerine Etkisi:

    Araştırmalar, endişeli çocukların ailelerinin çoğunlukla; zorlayıcı, konuşmalarda bağımsızlığı ve özgürlüğü sınırlayan, sebepsiz yere aşırı tedbirli ya da koruyucu davranışlar sergileyen, çocuğun sakınma davranışını daha fazla yüreklendiren ve bu tür davranışlara tolerans gösteren aileler olduğunu göstermektedir. Bunun yanında, çocuğun bağımsızlığını ve özgüvenini destekleyen; sadece sonuçlara değil, çocuğun çabasına ve kısmi başarılarına da önem veren; kendi endişelerini kontrol edebilen ailelerde çocukların endişe düzeyinin daha düşük olduğu gözlenmektedir.

    Anne babalar bilerek ya da bilmeyerek çocukların bazı korkular edinmesine sebep olabilirler. Caddeye fırlamamalarını, vidayı elektrik prizine sokmamalarını ya da gök gürlerken dışarı çıkmamalarını söylerler. Bu tür uyarılar bir yandan çocuğun kendi kendini korumasını sağlarken, bir yandan da içleri daha rahat olan anne babalarının çocuklarını daha özgür bırakabilmelerine yardımcı olmaktadır. Her anne babanın doğal olarak yapması beklenen bu davranışlar, çocuğun mizacındaki yatkınlık ya da yaşadığı travmatik olaylarla birleştiğinde ortaya endişe düzeyi yüksek bir çocuk çıkartabilir.

    Bu durumu bir örnekle daha somut hale getirebiliriz. Çocuğunu dişçiye götüren bir anne düşünelim. Gözümüzün önünde çocuk koltuğa oturduğu andan itibaren çocuğun etrafında dönüp dolaşarak iyi olduğundan emin olmak için, durmadan “Şimdi canın acıdı mı?, İyi misin?, Korkmuyorsun değil mi?, Bak ben buradayım…” diyen, bazı uzmanlarca “Helikopter Aile” olarak tanımlanan bir örnek canlandıralım. Çocuğa bu tür bir yaklaşımda bulunulduğunda, normal şartlarda korkmayacağı bir durumda “Galiba şu anda endişelenmem gereken bir durum var” algısına sahip olabilir ve gerçekten endişeli tepkiler göstermeye başlayabilir.

    Ebeveynin sorularının ve tutumunun çocuğun kaygı düzeyinin tek başına sebebi olamayacağını bilmemize rağmen, yapılan çalışmalar aile etkileşiminin kaygılı bir çocuğun bir durumla ilgili algılarını çoğaltabileceğini gösteriyor. Anne babalar çocuklarını olası tehlikelerden korumaya çalışırlarken, çocuğun dikkatini istemeyerek de olsa o tehlikelerin üzerine çekebilirler. Bir süre sonra bu bakış açısını içselleştiren çocuk da genellikle güvenliğini tehdit edecek olayları algılamaya ve dikkatini bu yöne daha çok yöneltir hale gelir.

    Çocuğunuz bir konu ile ilgili kaygılandığında ya da var olan korkuları su üstüne çıkartacak bir olay yaşadığında kendini rahatlatmak için size birçok soru sorabilir; fakat genellikle yaşadığınız şey, ne kadar çok cevap verirseniz onu tatmin etmenizin o kadar zor olduğudur. Sorular giderek daha detaylı olacaktır.

    Bu durumlarda aşağıda vereceğimiz önerilerin sizlere yardımcı olacağını düşünüyoruz.

    – Ana babalar endişelerin, “kimsenin kabahati olmadığını” görmeye başladıklarında, çocuklar duygularının sorgulandığını ya da yargılandığını değil, kabul edildiğini hissederler. Çocuğunuzun kaygısını anlamak, onu olduğu gibi kabul etmektir. Çocuğunuzu kabul etmek kapıyı değişime kapatmak değil, aslında ardına kadar açmanın anahtarıdır.

    – Sorulara olabildiğince somut yanıtlar verin. Önemli olan cevapların bir yetişkine verilebilecek kadar tam ve ayrıntılı olması değil, çocuğunuzun anlayabileceği kadar net ve basit olmasıdır. Doğruyu söyleyin; ama bir dereceye kadar… Onu bilgilendirirken yaş düzeyini ve duygusal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurun.

    – Daima çocuğunuzdan gelen sorularla başlayın. Ona durumla ilgili ne bildiğini, ne düşündüğünü ya da ne duyduğunu sorun. Bu, onun bildikleri üzerine gerektiği kadarını eklemenize imkan verir.

    – Bize çok klişe gelen bir bilgi, çocuk için daha önce tekrar tekrar söylenmiş bile olsa, çok rahatlatıcı olabilir. “ Büyükannen biraz hasta ama doktorlar ona çok iyi bakıyorlar.” , “Güvendesin, ben seni daima koruyacağım.”

    – Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun hissettiği korkuya karşı saygı gösterin. Bağırmak, alay etmek veya korkusunu yok farz etmek korku sürecinin uzamasına sebep olacaktır.

    – Gevşeme tekniklerini öğrenip ona uygulatabilir ve sonra da kendisinin de yaparak gerilimini azaltmasını sağlayabilirsiniz.

    – Korkusunun ana kaynağını anlamaya çalışın. Ağlama veya kriz anları geçtikten sonra sakinleştiğinde bu konuyla ilgili sohbet edin ya da ondan duygularını anlatan bir resim yapmasını isteyin.

    – Beraberce deneyimleyebileceğiniz korkuları varsa yanında durarak ona destek olun ve bu süreci atlatmasını sağlayın. Örneğin, karanlıktan korkuyorsa el ele tutuşup beraberce karanlıkta durabilir ve ona bir şey olmadığının garantisini verebilirsiniz.

    Çocuk anne ve babasının endişesini rahatlıkla anlar. Bu sebeple korktuğu olay veya nesneler hakkında konuşurken sakin bir şekilde dinleyin, onun korkusunu tetikleyecek aşırı tepkiler vermekten kaçının.

    – Korktuğu nesnelerin mizahi yönlerini bulup onlarla dalga geçmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin korktuğu canavarın resmini çizdirip süsleyerek komik bir hale sokabilirsiniz.

    – Değişik ortamlara girmesine, kişilerle olmasına ve çevreyi tanımasına izin verebilir, çocuk bu yeni deneyimleri yaşarken çok fazla koruyucu olmadan onun bireyselleşmesine yardımcı olabilirsiniz.

    – Çocuklara korkulu masallar anlatılması, korku filmleri izlemesine ve şiddet öğelerinin çokça yer aldığı bilgisayar oyunlarının oynamasına izin verilmesi de korkularının artmasına neden olabilmektedir.

    Sonuç olarak, korkuların çocuklarda görülme şekilleri yaşla ve cinsiyetle değişir. Fakat her korku da “problem” olmayabilir ve zamanla azalır. Anne babalar, çocuğun duygusal doğallığını kısıtlayan yoğun korku ve kaygılarının farkına vardıkça onu azaltmak için adım atabilirler. Çocuğun yaşam kalitesini bozacak şekilde yoğun kaygı ve korkular gözlemlerseniz bir uzmana başvurmanız faydalı olacaktır.

  • Çocuklar neden tırnaklarını yer, ne yapmalı?

    Çocuklar neden tırnaklarını yer?

    Çocuğunuz birçok nedenle tırnaklarını yiyor olabilir – merak, can sıkıntısı, stres, alışkanlık veya taklit bunlardan bazılarıdır. Tırnak yemek ”gerginlikten gelen alışkanlıklar” arasında en yaygın olanıdır. Bu alışkanlıkların diğer örnekleri başparmağı emmek, burun karıştırmak, saçla oynamak veya saçı çekmek ve diş gıcırdatmak olarak sayılabilir. Aynı zamanda, tırnak yemek yetişkinlikte de devam etmesi en muhtemel alışkanlıktır.

    Büyüme süreci çocuklarda endişeye neden olabilir ve ebeveynler bu gerginlik ve baskınların büyük bir kısmını göremez.

    Çocuğunuz tırnaklarını orta derecede (kendisine zarar vermiyorsa) ve bilinçsizce (örneğin televizyon izlerken) yiyorsa veya tırnaklarını belirli durumlara (örneğin performans değerlendirmeleri ya da sınavlar) tepki olarak yiyorsa, bu alışkanlık stresle başa çıkmak için kullandığı bir yoldur ve endişelenmeye gerek yoktur.

    Çocuğunuz tırnak yemeyi büyük olasılıkla kendi başına bırakacaktır ama tırnak yeme alışkanlığı sizi rahatsız edecek kadar uzun sürerse veya tahammül edemediğini bir alışkanlıksa, çocuğunuza bu alışkanlığı bırakırken basit bazı yöntemlerle yardımcı olabilirsiniz.

    Tırnak yeme konusunda ne yapmalı?

    Çocuğunuzun endişelerine kulak verin. Becoming the Parent You Want to Be adlı kitabın yardımcı yazarı Janis Keyser, “Çocuklar bizi endişelendiren bir şey yaptığında, ilk tepkimiz bu davranışı durdurmaya çalışmak olur ve aslında uzun vadeli amaç da budur,” diyor ve ekliyor: “Ama bu noktaya geçmeden önce, bu davranışın altında yatan nedenlerle başa çıkmanız ve çocuğunuzun hayatında kulak vermeniz gereken bir stres etkeni olup olmadığını düşünmeniz çok önemlidir.”

    Çocuğunuzun endişelenmesine neyin sebep olduğunu az çok tahmin ediyorsanız – yakın zamanda gerçekleşen bir taşınma, ailede boşanma, yeni bir okul veya yaklaşan bir sınav – bu endişeleri çocuğunuzla konuşmak için özel çaba gösterin. Tabii ki çoğu çocukta bunu söylemek kolay, yapmak zordur. Ancak, tırnak yeme alışkanlığı için tamamıyla saçma bir neden ortaya atarsanız (“Ben biliyorum neden tırnaklarını yediğini, dişlerini bilemeye çalışıyorsun!”) çocuğunuz canını aslında neyin sıktığını size bir anda söyleyebilir.

    Çocuğunuzu azarlamayın ve cezalandırmayın. Çocuğunuz tırnak yemeyi gerçekten bırakmak istemiyorsa, büyük olasılıkla bu konuda yapabileceğiniz çok bir şey yoktur. Gerginlikten gelen diğer alışkanlıklarda olduğu gibi, tırnak yeme de genellikle bilinçsizce devam ettirilir.

    Çocuğunuz tırnaklarını yediğinin farkında bile değilse, onu azarlamak ve cezalandırmak hiçbir şekilde işe yaramayacaktır. Yetişkinler dahi alışkanlıklarından kurtulmakta çok zorlanır.

    Alışkanlık sizi gerçekten rahatsız ediyorsa, sınır koyun. “Yemek masasında tırnak yenmeyecek” kuralı, “tabaktan köpeğe yemek vermek yok” kadar mantıklı bir kuraldır.

    Burada en önemli nokta, sadece rahatsızlık veren bir davranışın, kötüleşerek sıkıntılı bir soruna veya duygu yüklü bir duruma dönüşmesini engellemektir. Duyduğunuz rahatsızlığı elinizden geldiğince saklamak ve sonra bir anda patlayıp, “Tırnaklarını yeme artık! Dayanamıyorum!” demek, uzun ve yorucu bir güç savaşının ilk kurşunu olabilir.

    Genel olarak, çocuğunuz kendisine zarar vermiyorsa ve çok da gergin görünmüyorsa, yapabileceğiniz en iyi şey tırnaklarının düzenli olarak kesilmesini sağlamak, ona ellerini sık sık yıkamasını hatırlatmak ve dikkatinizi başka bir yere vermeye çalışmaktır. Çocuğunuza bu alışkanlığı bırakması yapacağınız baskı, gerginliğini arttırmak ve davranışının yoğunlaşmasına neden olmaktan başka bir işe yaramaz.

    Ayrıca, siz ne kadar iyi niyetle hareket ederseniz edin, sizin doğrudan yapacağınız herhangi bir müdahale – tırnaklarına acı oje sürmek gibi – ona bir ceza gibi gelecektir. Alışkanlığını ne kadar az sıkıntıyla bağdaştırırsa, alışkanlığı kendi başına ve hazır olduğunda bırakma ve sizden yardım istemek konusunda kendini rahat hissetme olasılığı o kadar artacaktır.

    Çocuğunuz alışkanlığı bırakmak istediğinde ona yardımcı olun. Çocuğunuzun arkadaşları onunla dalga geçiyorsa, bu alışkanlığı bırakmaya hazır hissedebilir – ve sizin yardımınıza ihtiyaç duyar.

    Öncelikle, onunla arkadaşlarının neden olduğu sıkıntıyı konuşun ve bu durumun ona kendisini nasıl hissettirdiğini anlatmaya teşvik edin. Tırnakları nasıl görünürse görünsün, onu hep seveceğinizi anlatın. Sonra da olası çözümleri tartışın.

    Alışkanlıkları bırakma sürecini anlatın. Konuşmaya başlarken, gerginlikten gelen alışkanlıkların neler olduğunu ve bunların aslında bırakılabileceğini anlatın.

    Sonrasında, çocuğunuzun alışkanlığı bırakma planına ne kadar dâhil olmanız gerektiğine karar verin. Alışkanlığa geri döndüğü anlarda sizden uyarı bekleyecek mi yoksa bu onu rahatsız mı edecek? Çocuklar büyüdükçe, genellikle ebeveynlerin kendilerine daha az müdahale etmesini tercih eder.

    Alışkanlığın farkına varmasına yardımcı olun. Çocuğunuzu tırnaklarını ne zaman ve nerede yediğinin daha çok farkında olmaya teşvik edin. Tırnaklarını tekrar yediği zaman ona bunu hatırlatacak sessiz, gizli bir işarete karar verin – koluna hafifçe dokunabilir veya aranızda belirlediğiniz bir kelimeyi söyleyebilirsiniz.

    Bazı çocuklar, dikkatlerini o anda gerçekleşen alışkanlık davranışına çeken fiziksel işaretleri daha yararlı bulur. Bu seçenek, çocuğunuz tarafından seçildiği sürece işe yarar. Eğer bunu seçen o değilse, ona bir ceza gibi gelir.

    Tırnak yemeyi zorlaştırmak için, parmak uçlarına yara bandı takmayı veya tırnaklarına birkaç kat oje sürmeyi yararlı bulabilir.

    Tırnaklarına acı oje sürmek istiyorsa, bu da tercih edilebilir. Ama ojenin etiketini kontrol etmeyi unutmayın. Bazı ojelerde gözle teması halinde yakıcı etkisi olan Arnavut biberi gibi maddeler kullanılmaktadır.

    Kız çocuklarında, kuaföre gidip manikür yaptırmak da tırnak yeme alışkanlığını bırakmaya yardımcı olabilir.

    Bir alternatif sunun. Tırnak yemek yerine geçecek bir veya daha fazla aktivite önerin. (Örneğin uzun araba yolculuklarında oyun hamuru veya kitap okurken tutabileceği pürüzsüz bir taş verin.) Çocuğunuzun bu alternatif alışkanlığı okula gitmeden veya yatağa yatmadan önce birkaç dakika denemesini sağlayın.

    Buna ek olarak, tırnak yeme isteği geldiğinde kullanabileceği bazı rahatlama teknikleri belirleyin – örneğin, derin nefes alma veya yumrukları sıkıp bırakma.

    Çocuğunuzun yaşı uygunsa, ona tırnak törpüsü kullanmayı öğretin ve komodininin üzerinde veya banyoda bir törpü bulundurun.

    Gerilimini ve enerjisini atması için, ona – mümkünse dışarıda – koşup oynama imkânı sağlayın. Bazı çocuklar, el sanatları ve resim gibi projeleri hem ellerini meşgul tutmak hem de rahatlamak için iyi bir yol olarak görebilir. Başkaları için ise bir müzik enstrümanı çalmak yararlı olabilir.

    Denemekten yılmayın. Farklı kişilerin farklı tekniklerle sonuç aldığını çocuğunuza açıklayın ve ilk tekniğin işe yaramaması halinde, onu çeşitli başka çözümleri denemeye teşvik edin. Genel olarak, çocuğunuz yaş aldıkça, bu süreçte daha çok sorumluluk alabilir.

    Son olarak, alışkanlıkları kırmanın zor olduğunu ve ikinizin aynı tarafa olduğunu ona – ve kendinize – hatırlatmayı unutmayın. İhtiyaç duyuyorsanız sürece ara verin ve alışkanlığı kırmakta ne kadar başarılı veya başarısız olursa olsun çocuğunuzun her zaman şefkat ve ilgi gördüğünden emin olun. Gösterdiğiniz sabır ve kararlılık en sonunda meyvesini verecektir.

    Tırnak yeme konusunda ne zaman endişelenmeli?

    Bazı ender durumlarda, şiddetli tırnak yeme alışkanlığı aşırı endişenin işareti olabilir. Tırnak yeme sonucunda tırnak uçları bereleniyor veya kanıyorsa, endişe verici başka davranışları varsa (örneğin derisiyle oynama veya kirpiklerini veya saçını çekme) veya uyku bozukluğu yaşıyorsa, çocuk doktorunuza danışın.

    Ayrıca, çocuğunuzun tırnak yeme alışkanlığı bir anda ortaya çıkıp, hızlı bir kötüleşme gösteriyorsa da doktorunuza danışın. Bu tür durumlarda, bir uzmana danışmakta yarar vardır.