Etiket: Eklem

  • Ozon terapi nedir ve hangi tedavilerde kullanılır

    Ozon, 3 oksijen atomundan oluşan doğal bir gazdır, kimyasal bir bileşen değildir. Tedavi sürecinde görevini tamamladıktan sonra hammaddesi olan oksijene dönüştüğü için doğaldır ve yan etkisi yoktur.

    Mikrop kırıcı, bakteri öldürücü, virüs çoğalmasını önleyici, mantar öldürücü etkisi yüksek bir gaz olan ozon, enfekte olmuş yaraların tedavisinde ve de bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır. Kan dolaşımını arttırma özelliğinden dolayı dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde de kullanılır. Bağışıklık sistemini güçlendirir, yani vücudun direncini arttırır.

    Ozonterapi 4 temel alanda kullanılmaktadır:

    Dolaşım bozukluklarının tedavisi

    Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde; örneğin karaciğer hastalıklarından hepatitler, uçuklar.

    Zor iyileşen enfekte yaralarda ve enflamatuar hastalıklarda örneğin; Bacaklardaki açık yaralar, Enflamatuar barsak hastalıkları, yanıklar, haşlanma ve enfekte yaralar, mantar enfeksiyonları.

    Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak kullanılır.

    Ayrıca, Ozonterapi lipoliz etkisi ve oksijenasyon etkisinden dolayı bölgesel zayıflama ve genel zayıflama (ozon sauna) tedavilerinde de kullanılır.

    Uygulama yöntemleri

    Majör ozonterapi [Major Otohemoterapi] (Hastadan kan alınarak tedavinin yapılması) geriatride (yaşlanmaya bağlı hastalıklar), dolaşım bozukluklarında yeniden canlanmayı sağlamak için, viral kökenli hastalıklarda ve genel bağışıklık sistemi aktivasyonu için kullanılır.

    Bu metotla, 50 ila 100 ml hastanın kanı alınır, tam olarak tespit edilmiş ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya geri verilir. (Ozon kırmızı ve beyaz kan hücrelerini oluşturan spesifik maddelerle tamamen reaksiyona girer ve böylece vital aktivitelerini = metabolizmayı arttırır. İşte bu aktive edilmiş kan (ozon ya da oksijen değil!) hastaya aynı damar yoluyla tekrar geri verilir.

    Minör ozonterapi [Minor Otohemoterapi], hastanın 3-5 ml kanı, ozonlandıktan sonra hastaya kalçadan geri verilir. Bu yöntemle spesifik olmayan bağışıklık sistem aktivasyonu yapılır: alerjik hastalıklarda, sedef, romatizmal hastalıklar, fibromyalji ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.

    Eksternal tedavi, ozon gazını kapalı bir sistemde özel bir plastik bot (ayaklar ve bacaklar için) içinde dolaştırarak ya da vücudun farklı bölgelerine uygun torbalar, folyolar ile gerçekleştirilir. Vücudun tedavi edilecek kısmı önceden su ile nemlendirilir, çünkü ozon kuru bölgelere etki etmez. Bu metot cilt ülserlerini, yaraları, açık yaraları, ameliyat sonrası oluşan lezyonları, shingles (herpes) ve enfekte olmuş alanları tedavi etmekte çok etkilidir. Diğer yöntemler ozonlu saf su (dental tedavilerde) ve ozonlu saf medikal zeytin yağı (cilt erupsiyonları örneğin egzema, mantar, liken gibi) kullanımıdır.

    Ozon gazının rektal yolla uygulanması yönteminde ozon gazı direkt olarak hassas barsak cidarı tarafından emilir. Bu metot genelde barsakların enflamatuar hastalıklarında kullanılır ancak son zamanlarda iğnesiz olmasından dolayı genel sağlık desteği ve yeniden canlanma için de tercih edilmektedir. Bu yöntemin en önemli avantajı majör ozonterapi ile aynı etkiye sahip olmasıdır.

    Ozonun eklem içi enjeksiyonunda ozon gazı, yavaşça eklem içine enjekte edilir. Bu metot ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır, artrit (diz eklem hastalığı gibi), tekrarlayan eklem-kıkırdak hasarı, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir.

    Akupunktur

    Ozon Terapi

    Fitoterapi

    Kupa-Hacamat

    Kök hücre-PRP-CGF

  • Akupunktur tedavisi ve akupunktur ile zayıflama

    Akupunktur, vücudun belli noktalarına özel iğneler batırılarak yapılan doğal ve etkili bir tedavi yöntemidir. Akupunktur noktalarının özel iğnelerle uyarılması, otonom sinir sistemi üzerinden vücudun iç dinamiklerini harakete geçirerek ilaç etkisi oluşturur.Otonom sinir sistemi; vücuttaki organ ve sistemlerin belli bir uyum içinde çalışmasını sağlayan bır çeşit haberleşme sistemidir. Akupunktur tedavisinde amaç, hastalığın belirtilerini tedavi etmenin yanı sıra hastalığın nedenini ortadan kaldırmaktır.Akupunktur noktaları telefon tuşlarına benzetilebilir.Nasıl ki belli numaraları tuşladığımızda belli kişilere ulaşabiliyorsak, akupunktur iğneleri de belli noktalara batırıldığında belli etkiler ortaya çıkarmaktadır.Bu durumda otonom sinir sistemini de telefon santraline benzetmek doğru olacaktır.

    Akupunktur Tedavisinin Kullanıldığı Durumlar;

    Bağımlılık Tedavisi: Sigara, Alkol, Madde bağımlılığın yanı sıra yiyecek bağımlılığı

    Romatizmal Hastalıklar: Romatizmal hastalıklar )ankilozan spondilit, romatoid artrit v.b), vücut bağışıklık sistemindeki düzenin bozulmasıyla ortaya çıkan uzun süreli hastalıklar. Vücudu dış etkenlere karşı korumakla görevli bağışıklık sistemi hücreleri vücudun kendi dukarına karşı savaş açar ve onları tahrip eder. Bunu; bir ülkenin başı bozuk ordusunun kendi insanlarına zarar vermesine benzetebiliriz.Bu durumda mevcut romatizmal hastalığı tetikleyen faktörleri tespit etmek ve düzeni bozulmuş bağışıklık sistemini akupunktur ve ozon tedavisi ile dengelemek gerekir.

    Eklem Kireçlenmeleri: Dejenaratif eklem hastalıkları olarak da adlandırılan eklem kireçlenmelerinde ağrının nedeni eklemlerdeki kayganlığı sağlayan eklem sıvısının azalması ve eklem kıkırdağının incelmesidir. Akupunktur tedavisinde amaç, eklemdeki ağrıyı kesmekten çok azalmış eklem sıvısını arttırmakve hasara uğramış eklem kıkırdağını tamir etmektir. Tüm bu etkiler hasarlı ekleme tamirden sorumlu bağışıklık sistemi hücrelerini yönlendirmekla olur. Akupunktur ile beraber hasarlı eklem içine ozon gazı enjeksiyonu hastalarda yüz güldürücü sonuçlar alınmasına neden olmaktadır.
    Diyabet (tip2): Akunktur ıle pankreastan salgılanan insülin kalitesinde ve miktarında artma olmakla beraber kandaki glikozun dokulara girişini sağlayan insülin resöptörleinde sıvıca artma olmaktadır.

    Alerjik Hastalıklar: Alerji; vücudun bağışıklık sistemi hücrelerinin dıştan gelen yabancı maddelerle savaşıdır. Alerjik reaksiyonun olduğu organ olumsuz yönde etkilenir ve hasar görür. Bu durumda alerjik reaksiyonu tetikleyen faktörleri tespit etmek ve bağışıklık sistemini akupunktur ve ozon tedavisiyle dengelemek gerekir.

    Hormonal Bozukluklar: Adet düzensizliği, tiroid fonksiyon bozuklukları, menepozda ve hormonal bozukluklarda eksik veya fazla salgılanan hormonların normal düzeye getirilmesi akupunktur ile mümkün olmaktadır.

    Kronik Sinüzit

    Cilt Hastalıkları: Egzama, ürtiker, atopik dermatit, sedef hastalığı ve vitaligo gibi cilt hastalıklarında akupunktur tedavisiyle yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır.
    Sindirim Sistemi Hastalıkları: Mide ülseri, Gastrit, Spastik kolon, Gastroözefagaial reflü, Hemeroid

    Kalp ve Damar Sistemi Hastalıkları: Hipertansiyon, Hipotansiyon, Kalp ritim bozuklukları, Kalp yetmezliği

    Psikolojik Kökenli Hastalıklar: Depresyon, Panik bozukluk, Uyku bozuklukları

    Akupunktur tedavisi sırasında vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar kişiye huzur verir ve yatıştırıcı etki yapar. İlaçlarla sağlanmaya çalışılan etki akupunktur tedavisi ile vücudun kendisine yaptırılmış olur. Böylece daha kısa sürede daha sağlam ve etkili sonuç elde edilir.

    Baş Ağrıları: Migren, Gerilim tipi baş ağrıları

    Baş ağrıları, akupunktur tedavisinin en kısa sürede sonuç verdiği rahatsızlıklardan biridir. Burada amaç baş ağrısını baskılamak değil, baş ağrısına neden olan organ fonksiyon bozukluğunu düzelterek hastalığı kalıcı olarak tedavi etmektir.

    Kas Ağrıları
    Yüz Felci
    Baş Dönmesi ( vertigo )
    Kulak Çınlaması ( tinnitus )
    Cinsel Fonksiyon Bozuklukları İktidarsızlık, Erken Boşalma, Frijidite ( cinsel soğukluk )
    Felç Sonrası Durumlar (Serebrovasküler hastalıklar)
    Nörodejeneratif Hastalıklar: Multipl skleroz (MS) gibi
    Epilepsi
    Trigeminal Nevralji
    Polinöropatiler

    Akupunktur ve Zayıflama

    Obezite ( şişmanlık ), sadece estetik bir problem olmayıp ciddi bir sağlık sorunudur. Obezite tedavisinde öncelikle hastadaki fazla kiloların sabebi araştırmalı ve sebebe yönelik tedavi paketi uygulanmalıdır.

    Ülkemizde akupunktur uygulayan hekimlerin obezite tedavisine ağırlık vermesi halkımızın akupunktur tedavisini sadece zayıflama tedavisi olarak algılamasına sebep olmuştur. Ancak 5000 yıllık köklü bir geçmişe olan bir tedavinin, sadace zayıflamaya yönelik bir tedaviymiş gibi algılanması akupunktur tedavisinin ülkemizde hak ettiği yerde olmadığının en büyük göstergesidir.

    Akupunktur Nasıl Zayıflatır?

    Pankreastan salgılanan insülinin kalitesini ve sayısını arttırır. Dokulardaki insülin resöptörlerinin sayısını ve duyarlılığını arttırarak yiyeceklerin daha kolay yakılmasını sağlar.

    Mide asit düzeyi kontrol altına alınarak sürekli atıştırma hissi uyandıran mide kazınmas�� ve yanması gibi durumlar önlenir.

    Metabolizma hızını düzenler.

    İştahı düzenler, çabuk doymayı sağlar.

    Kişiye huzur veren etkisimden insan iradesi üzerindeki olumlu etkilerden dolayı diyet yapmayı kolaylaştıtrır, yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.

  • Obezite ve kronik hastalıklar

    Obesite artan yağ depolanmasıyla giden sağlık üzerine olumsuz etkileri olan ve yaşam süresini kısaltan bir metabolik hastalıktır. Vücut kitle indeksi %30’un üstünde olanlar obez, %25 ‘in üstünde olanlar ise fazla kilolu olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örğütü (WHO) 2015 ‘de 2.3 bilyon erişkinin fazla kilolu ve 700 milyonun ise obez olacağını açıklamıştır. 2012 de yayınlanan dünyanın obesite haritasında Türkiye de obezite %10-15 olarak gösterilmektedir.

    Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır. Karın çevresinde biriken yağlar vücudun diğer yerlerinde biriken yağlara göre hastalık riskini daha fazla artırmaktadır. Çünkü buradaki yağ hücreleri daha büyüktür ve iç organlara daha yakındır. O nedenle bel çevresi kalın olanlar basen çevresi kalın olanlara göre metabolik açıdan daha risklidir.

    Günlük alınan enejjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vucutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır.

    Artmış vücut kitle indeksi (VKİ), metabolik sendrom, insulin direnci , bozulmuş glukoz toleransı, ateroskleroz (damar sertliği), hipertansiyon, dislipidemi (kan yağlarında bozukluk) gibi hastalıklarla ilişkilidir

    Obezite ve Tip II Diyabet

    Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla artış gösteren Tip II Diabet, obezlerde, normal kilolulara göre yüzde 80 daha çok rastlanır.İnsülin direnci ve eksikliğiyle ortaya çıkan Tip II Diyabet’in görülme riski, bel/kalça oranı yüksek kişilerde ve abdominal yani organ etrafında fazla yağı olan kişilerde daha çok artar. Kas, kara- ciğer ve pankreas dokusunda aşırı yağ depolanması, bu hücrelerin fonksiyonlarını bozar. Bu duruma lipotoksisite denir. Bu olay, obezitede tip 2 diyabetin gelişimine neden olur.

    Obezite ve hipertansiyon

    Vücut ağırlığı ve yağ oranı yüksek olan obezlerdeki insülin direnci, kandaki insülinin aşırı derece artmasına neden olur. Bu durumda böbreklerden sodyumun geri emilimi artar. Aynı zamanda serbest radikallerle birlikte, hücre içindeki kalsiyum birikimini de artıran bu durum, obezlerdeki yüksek tansiyon, kalp hastalıklarını daha da artırır. Vücut ağırlığındaki 1 kilogramlık düşüş, tansiyonda da 1,2-1,6 gibi bir düşüşe neden olur.

    Obezite ve safra kesesi hastalıkları

    20-30 yaşlarındaki obez kadınların safra keselerinde, normal kilolu kadınlardan 6 kez daha fazla taş oluşumu görülür. 60 yaşın üzerindeki beyaz obez kadınların üçte birinde safra hastalıkları ortaya çıkar.

    Obezite ve iskelet sistemi hastalıkları

    Kilo ve yağ fazlalığına bağlı olarak obezlerde; kas, bel, kalça, diz ve eklem ağrıları oldukça sık görülür. Obezitede eklemlere aşırı yük binmesine bağlı eklemlerin kıkırdak yüzeylerinde aşınma ve bozulmalar olur Genellikle pasif bir yaşam tarzları olan obezlerin, hareketsizlikten dolayı iskelet sistemleri hasar görür. Enerji harcamaları da az olan obezlerin, iskelet sistemi hastalıklarından korunmak için bir yandan zayıflarken, diğer yandan fiziksel aktivitelerini artırmaları gerekir. Osteoartriti olan hastaların %80 den fazlası ya kilolu ya da obezdir. Obezlerde özellikle diz, kalça eklemlerinde ve belde kireçlenmeye (osteoartroz ve osteoartrit) ve topuk dikenine sık rastlanır. Gut hastalığı da obezite ve metabolik sendromla sıklıkla beraber görülen ve kilo almayla kötüleşen bir diğer eklem hastalığıdır. Kilo alma ve obezite ile birlikte normal kilodaki bir kişiye göre eklem sorununa rastlanma oranı 130 kat kadar artabilmektedir. Genç yaşlarda başlayan ve özellikle uzun süreden beri kilolu ve obez kişilerde eklemlerde kireçlenme görülme oranı normale göre 40 kat kadar artabilmektedir. Obez hastalarda artan insülin direnci, serum ürik asit seviyesini de artırır ve gut hastalığı oluşur.

    Obezite ve uyku bozuklukları

    Obezlerin sık yaşadığı sorunlarından birisi de uykudayken yaşadıkları solunum bozukluklarıdır. Bunlardan birisi olan uyku apnesinde kişi, nefesini 10 saniyeden fazla tutar. Uyku apnesi ertesi gün, yorgun uyanmaya, performans düşüklüğüne, baş ağrısına ve ses kısıklığına yol açar.

    Obezite ve infertilite

    Obezitede doğurganlık negatif şekilde etkilenebilir. Kadınlarda obezitenin erken dönemde ortaya çıkması adet düzensizliklerine, kronik yumurtlama problemlerine ve erişkin yaşta infertiliteye yol açar. Kadınlarda obezite düşük riskini arttırabilir ve vücut kütle indeksi 30 kg/m2’yi aştığında yardımcı üreme teknolojileri ile elde edilen gebeliğin sonuçlarını çok olumsuz etkiler. Bu birliktelikte bahsedilen temel faktörler insülin fazlalığı ve insülin direnci olabilir. Obezitenin bu istenmeyen etkileri polikistik over sendromunda özgün olarak belirgindir. Erkeklerde ise obeziteye düşük testosteron düzeyleri eşlik eder, sperm kalitesi bozulur.

  • Nöroproloterapi

    Nöroproloterapi kas-iskelet sistemindeki hasarlanmalarla oluşan nöropatik ağrı ve diğer ağrılı durumları tedavi etmek için kullanılan regeneratif tıbbın en yeni adımıdır. Neurofasial proloterapi, subcutanoz proloterapi veya lyfgot teknik olarak da isimlendirilmektedir.

    Neural proloterapi hasarlı-inflame sinirlerin düzelmesi ve doku fonksiyon restorasyonu için cilt altına medikal şeker veya mannitol enjeksiyonudur.

    Neural proloterapinin temeli Hilton kanununa dayanmaktadır. Hilton kanununda eklemi inerve eden sinirler, üzerindeki deriyi ve eklemi hareket ettiren kaslarıda inerve eder.

    Eklem üzerindeki cildin duyusu alan sinirlerin irritasyonu eklem çevresindeki doku ve kaslarda ağrı ve disfonksiyona sebep olur.

    Bilinmektedir ki klasik proloterapide hipertonik dextroz ligament ve tendonlardaki bağ dokusunda düzelmeyi sağlamaktadır. Neuroproloterapide de dokudaki şişliği azalttığı ,ağrıyı giderdiği ve fonksiyonda düzelme sağladığı görülmüştür.

    Doku yaralanmalarında proinflamatuar maddeler ( bradikinin,prostaglandin) salınır ve bunlar sinir üzerindeki geçici reseptör potansiyel V1(TRPV1) katyon kanalını (capsaicin) aktive eder.Bu kanallar açılınca inflamasyon ( substans P ve CGRP) kan damarlarında sızıntıya yol açar ( şişlik- ödem), aşırı duyarlılık ve ağrılı duyuya yol açar. Dextroz veya mannitol capsaicin reseptorlerini bloke eder, kaskadı önler ve normal sinir fonksyonunu restore eder.

    Neural proloterapi eklem, kas , tendon ve ligament zedelenmeleriyle ilgili ağrıların ( Akut ve kronik olsun) tedavisinde etkilidir. Tedavi boyun ,bel,diz, omuz, kalça, dirsek, el bileği, el,ayak bileği eklemini içerir. Total diz replasmanı sonrası ve failed back surgery sonrası ağrılar da da etkilidir.

    Tedavi Haftada 2-3 olarak düzenlenir. Seans 10 – 15 dk. arası gerekebilir.

  • Proloterapi ve proloterapi kullanılan hastalıklar

    Zayıflamış eski işlevselliğini kaybetmiş eklemleri , kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için proliferant solusyonların enjeksiyonu ile karakterize bir tedavi şeklidir.Proloterapi cerrahi gerektirmeyen ligament ve tendon rekonstruksiyonu veya regeneratif enjeksiyon terapisi adı da verilmektedir. Proloterapide vücut doğal iyileşme mekanizmalarını kullanarak hasarlı veya ağrılı eklemi onarır.

    Proloterapi kullanılan hastalıklar

    Eklem gevşeklikleri ve güç kaybı (laksite)

    Tendinit (tendon ve ligamentlerde iyileşmeyen kronik rahatsızlıklar)

    Bursit (eklem ve tendonların kayganlığını sağlayan sıvı üreten organlarda inflamasyon)

    Artroz ( eklem kireçlenmeleri,aşınma ve eskimeler )

    Avaskuler nekrozlar (kemik dokunun yetersiz kan akımı nedeniyle nekroze olması)

    Kas ve tendonların tekrarlayan şişmeler ağrılar sonucu işlev yapamadıkları rahatsızlıklar

    Tekrarlayan baş ağrıları

    Tekrarlayan boyun ağrıları

    Tekrarlayan sırt ağrıları

    Tekrarlayan bel ağrıları

    Omurgalarda,göğüs kafesinde ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament ağrıları

    Migren

    Topuk dikeni

    Ayak bilek, el bilek burkulmaları sonrası geçmeyen ağrılar

    Koksidinia(kuyruk sokumu ağrısı)

    Skolyoz

    Kifoz

    Osteitis pubis

    Kondromalazi

    Meniskopati

    Planlar fasitis

    Tenisçi dirseği

    Morfin nörinoması

    Amaliyat sonrası iyileşmeyen bel fıtıkları

    Amaliyat sonrası geçmeyen kas, eklem ağrıları.

    Tetik noktalar

    Fibromiyalji

    Tempoda mandibuler eklem hipermobilitesi

    Karpal tünel sendromu

    Spor yaralanmaları

    Siyasik ağrılar

    Perthes hastalığı

    Metatarsalji

    Lumbalji