Etiket: Eklem

  • Omuz ağrısı (impingement sendromu)

    Omuz ağrısı (impingement sendromu)

    Omuz Ağrısının Nedenleri?

    Omuz eklemi, vücudumuzda en geniş hareket açıklığına sahip olan eklemdir. Skapula (kürek kemiği), klavikula (köprücük kemiği) ve humerus (omuz) başı kemiğinin bir araya gelmesinden oluşan bir eklemdir. Omuz ekleminin normal hareketlerini yapabilmesi için, bu üç eklemin uyum içinde çalışması gerekir.
    Omuz ağrısına neden olan en sık nedenlerde biri olan omuz sıkışması sendromu, eklem fonksiyonunda bozulma nedeniyle, kolu yukarı kaldırmayı sağlayan kasın tendonunun omuz kemikleri arasında sıkışması sonucu zedelenmesidir. Bu zedelenme sonucunda kol hareketleri ile omuz bölgesinde genellikle üst kola yayılan ağrı ortaya çıkar. Hatta bazen zedelenme ciddi boyutlarda olursa tendonun kopmasına yol açarak omuz eklem hareketlerinde ciddi kısıtlılığa neden olabilir.

    Omuzu 90 derece ve üzerine ağırlıkla birlikte kaldırmak, yukarılara uzanarak iş yapmak, omuz eklemi 90 derece ve yukarı pozisyonda uyumak, zorlayıcı travmalar gibi sebepler omuz kaslarının daha da çok sıkışmasına neden olur. Bunların sonucunda kişi ya zaman içinde yavaş yavaş artan ağrılar veya ani bir hareket sonrası ortaya çıkan omuz ağrılarından ve aynı zamanda hareket kısıtlanmasında da şikayet edebilir. Özellikle kolu geriye götürme, palto giyme hareketi veya yukarı uzanma sırasında omuz ağrısından yakınabilir ve giderek omuz hareketleri kısıtlanabilir. “Donuk omuz” dediğimiz oldukça ciddi omuz eklemi hareket kısıtlanmasıyla sonuçlanabilir.

    Omuz sıkışma hastalığının tanısı özel test hareketleri ile hastayı muayene ederek ve omuz MR tetkiki ile konur. MR tetkiki ile kasın tendonunun sıkışmasının sebebi, zedelenme derecesi ve yırtık olup olmadığı, varsa yırtığın derecesi tespit edilebilmektedir.

    Tedavi
    Tedavide öncelikle 2-4 hafta fiziksel tedavi ve egzersiz uygulanmalıdır.
    Fizik tedaviye yanıt vermeyen ağrılarda omuz kaslarına giden sinire enjeksiyon uygulanması hastanın ağrısında ciddi azalmalar sağlamaktadır. Genel uygulama sinire ısı verilerek (Radyofrekans termokoagülasyon, RFT) ağrıyı ileten liflerin hissizleştirilmesi şeklinde olmaktadır. İşlemin ultrasonografi altında uygulanması başarı şansını artıracaktır. Supraskapuler RFT uygulaması denilen bu işlemle hastaların %80-85 kadarında ağrıda azalma ve omuz eklem hareketlerinde iyileşme sağlanmaktadır.

    USG ile Supraskapuler Sinir Bloğu

    Omuz eklemi için yapılabilecek bir diğer uygulama ise görüntüleme altında omuz eklemini oluşturan 3 ekleme steroid + lokal anestezik uygulamasıdır (3in1 blok). Bu işlem özellikle eklem içinde enflamasyon olan hastalarda ağrının azaltılmasında yüksek oranda başarılı olmaktadır.

    Bu tedavi yöntemleriyle iyileşmeyen veya şikayetleri kısa sürede tekrarlayan ve omuz kası tendonunda ciddi yırtığı olan hastalara cerrahi yöntemler uygulanarak sıkışıklık giderilir.

  • Omurga kireçlenmesine bağlı bel ağrıları

    Omurga kireçlenmesine bağlı bel ağrıları

    Faset eklemler omurilik kanalını oluşturan omurga kemiklerinin arka kısmında yer alan ve omurganın hareketlerini sağlayan küçük eklemlerdir. Faset eklemlerde ortaya çıkabilen bozulmalar şiddetli boyun, sırt ve bel ağrılarına sebep olabilir.

    Bu tür ağrılar daha çok ileri yaşlarda faset eklemlerde kireçlenmeler sonucu ortaya çıkmaktadır. Ancak ağır işlerde çalışanlarda, kaza – düşme gibi bir nedenle omurga bölgesine darbe alanlarda, omurgalar arasındaki disk yüksekliği azalmış olanlarda ya da dengesiz şekilde yük taşınması durumlarında genç yaşlarda da ciddi sıkıntılara neden olabilmektedir.

    Faset eklemlerden kaynaklanan ağrılar, bel bölgesinden kalçaya, diz arkasına ve bacağın üst kısmına kadar yayılabilir. En çok karıştığı tablo bel fıtığı ağrısıdır. Bel fıtığı ağrısı etkilenen bacak boyunca parmak uçlarına kadar hissedilebilir ve genellikle öne eğilmekle artar.

    Faset eklemlerinden kaynaklanan ağrılar ise daha çok belin geriye doğru yaslanma hareketiyle veya belin sağa sola dönme hareketleriyle şiddetlenir. Aynı problem boyun bölgesinde de ortaya çıkabilir ve başın arka kısmı, ense bölgesi, omuzlar ve kollara yayılan ağrı şikayetine neden olur.

    Faset eklemlerden kaynaklanan ağrıların tedavisinde faset eklem içi enjeksiyonlar ve faset eklemlerin ağrı duyusunu taşıyan özelleşmiş sinirlerin ağrı iletiminin ortadan kaldırılması esasına dayanan RADYOFREKANS DENERVASYONU gibi girişimsel tedavi yöntemleri uygulanır. Tüm bu tedaviler, mikroptan arındırılmış ameliyathane koşullarında ve radyolojik görüntüleme eşliğinde yapılmaktadır. Hasta yüzüstü pozisyonda yatırılır. Girişim bölgesi mikroplardan arındırılmak için bir solüsyon ile silinir. Ağrıya neden olan eklemlerin bulunduğu bölgeler radyolojik görüntüleme ile işaretlenir. İşaretlenmiş olan bölgelere lokal anestezik ilaç yapılarak girişim sahası uyuşturulur. Hedeflenen eklem bölgelerine özel bir kanül yerleştirilerek, ağrıya neden olan eklemlerin sinirleri tespit edilir. Ardından bölgeye yüksek frekanslı radyo dalgaları gönderilerek sinir iletimi ortadan kaldırılır. Girişim sonrası hasta 1 – 2 saat gözlem altında tutulur. Ardından, yürüyerek evine gönderilir.

    Kapalı yöntemle yapılan bu tedavilerin en büyük avantajı, narkoza gerek kalmadan lokal anestezi ile uygulanmaları, girişim sonrası hastanede yatmaya gerek kalmadan hastaların yürüyerek evlerine gidebilmeleridir.

  • Diz kireçlenmesine ameliyatsız tedavi diz proloterapisi

    Gonartroz ( DİZ KİREÇLENMESİ ) orta ve ileri yaşlarda görülür. 50 yaşın üzerinde kadınlarda daha sık görülür. Hastalık daha erken yaşlarda da görülebilir. Hastalar genellikle kiloludurlar. Daha önce geçirilen eklem operasyonları, travmalar, spor yaralanmaları, iltihaplı romatizmalar, doğuştan gelen bazı bozukluklar en önemli sebepleridir.

    Kireçlenme ya da diğer adıyla osteoartrit, eklem kıkırdağının yapısının bozulmasına yol açan bir hastalıktır. Kıkırdakta ve kıkırdağının altındaki kemik dokuda değişiklikler sonucu kemikte büyümeler ve eklem kenarında çıkıntılar gelişir.

    Nasıl Seyreder?
    Kireçlenme yavaş seyirli bir hastalıktır. Hasta eklemlerde kısıtlılık ve ağrıya sebep olur.

    Kireçlenme kimlerde görülür?
    Kireçlenme ileri yaş hastalığıdır. Kırk yaşından önce görülmesi nadirdir. 60 yaş civarındaki insanların yaklaşık yarısında kireçlenme bulguları vardır. Hastalık kadınlarda yaklaşık 3 kat daha sık görülür.

    Kilonun kireçlenme üzerine etkisi var mıdır?
    Fazla kilo, ekleme binen yükü artırarak özellikle dizde kireçlenme gelişme olasılığını yükseltmektedir. Kilo artışı hastalarda şikâyetlerin ortaya çıkmasına veya artmasına neden olabilmektedir. Orta derecede bir kilo verilmesi bile kireçlenme riskinde azalmaya yol açar.

    Kireçlenme ailevi midir?
    Bazı ailelerde çok daha sık olarak ve daha erken yaşlarda ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu da ailevi yatkınlıktan kaynaklanmaktadır. Özellikle el parmak eklemlerinde şişlere neden olan türünde kalıtımın katkısı çok belirgindir.

    Başka sebeplerden dolayı da kireçlenme ortaya çıkabilir mi?
    Eklemlerde doğuştan görülen (örneğin kalça çıkığı, kalça eklemi ile yuvası arasındaki uyumsuzluklar) veya sonradan kaza, darbeler gibi eklemde bozukluğa sebep olan yapısal bozukluklar, eklemin işleyişini aksatarak hastalık gelişme riskini artırmaktadır.

    Kireçlenme en çok hangi eklemlerde görülür?
    En sık diz, kalça, el parmak eklemleri, ayak başparmağı ve omurgada görülür.

    Diz kireçlenmesi özellikle bayanlarda sıktır ve şişmanlık ile görülme olasılığı artar.

    Kalça kireçlenmesi erkeklerde de kadınlar kadar sık görülür.

    El parmaklarında kireçlenme, özellikle en uçta bulunan eklemlerde görülür. Başparmak kökünde görülen kireçlenme eklem şişliği ve hareket kısıtlılığı yapar. Ayak başparmağının kireçlenmesi parmağın dışarı doğru eğrilmesine ve/veya hareketlerinin tama yakın kaybına neden olabilir.

    Kireçlenme omurganın en hareketli bölgeleri olan boyun ve belde de görülebilir. Omurga eklemlerindeki hareketi bozarak ağrı ve acıya sebep olur. Ek olarak kemik çıkıntıların sinir kanallarını ya da omurilik boşluğunu daraltmasına bağlı bulgular da ortaya çıkabilir.

    Kireçlenmenin hastalarda ne gibi şikâyetlere sebep olur?
    Hastalar en sık olarak, kireçlenme gelişen eklemlerinde ağrı ve hareketlerde azalmadan yakınırlar. Ağrı genellikle hareket sırasında ya da günün ilerleyen saatlerinde görülür. Eklemlerde ağrı ve tutukluk hastalığın ilk belirtisidir. Şikâyetler genelde dinlenmeyle rahatlar. Hastalık bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bazen de hastalık belirtileri olduğu halde röntgen filmleri normal olabilir. Hastalık ilerledikçe eklem hareketleri kısıtlanır yürümek ve merdiven inmek-çıkmak zorlaşır. Bazen topallama olabilir. Eklem kıkırdağındaki bozukluklar ve aşınma ilerledikçe, istirahat sırasında da ağrı görülebilir ve eklem hareketleri günlük yaşam faaliyetlerini aksatacak düzeyde kısıtlanabilir. Hareket sırasında eklemde çıtırtı ve ses duyulabilir. Uzun süren dinlenme sonrası, sabahları veya oturur durumdan harekete geçince, hareketlerde kısa süren bir tutukluk olabilir. Genelde sabahları olan bu durum 30 dakikadan fazla sürmez. Kireçlenme olan ekleme komşu kaslarda zayıflama ve güçsüzlük dikkati çeker.

    Eklemin düzeni bozulur, bacaklarda eğilmeler olabilir. Eklem içinde, dizin arkasında ve eklemin ön tarafında bursalarda iltihaplı şişkinlikler olabilir. İlerlemiş ve rehabilite edilmemiş dizlerde dizi doğrultmak, ya da bükmek zor ve ağrılı olabilir.

    Kireçlenme tanısı nasıl konulur?
    Deneyimli bir doktor kireçlenme tanısını muayene ile koyabilir. Eklemlerde şişlik, açı değişikliği (örneğin dizlerdeki çarpık görüntüler), hareket kısıtlılığı tanıyı kolaylaştırır. Röntgen filmleri kireçlenmenin hem tanısı, hem evrelenmesi hem de tedavisinin planlanması açısından gereklidir.

    Kireçlenme nasıl tedavi edilir?
    Tedavinin temel amacı, ağrı, tutukluk ve şişliği gidermek, hareketteki kısıtlanmayı düzeltmek ve günlük yaşam faaliyetlerinin sorunsuz yapılmasını sağlamaktır. Vücut ağırlığının ideal kiloya inmesi eklem üzerindeki yükü azaltarak acıyı azaltabilir. Günlük işlerin ve önerilen egzersizlerin gün içerisine dengeli bir şekilde dağıtılması çok önemlidir. Hastanın yaşadığı ve çalıştığı ortamın hastanın şartlarına göre düzenlenmesi (örneğin oturup kalkmayı kolaylaştırmak için sandalye boyunun arttırılması) gerekir.

    Bize ağrı tedavisi için başvuran hastaların çoğunluğunu diz kireçlenmesi nedeniyle ağrı şikayeti olan hastalar oluşturmaktadır. Muayene ve enjeksiyon için gerekli kan tahlillerini müteakiben diz proloterapisine başlarız.

    Hastalarımızın çoğunluğu 2. Seanstan sonra ağrılarında azalma hissetmekte ve takip eden seanslar sonrası ise eski yürüyüş konforuna kavuşmaktadırlar. Tedavilerimizde hastalarımızın ilk 3 gün süresince enjeksiyon yapılan dize aşırı derecede yüklenmemesi gerekmektedir. Tedavinin 3. Ayından itibaren ise diz için verilen egzersizleri eksiksiz yerine getirmelidirler. Doktor-hasta iletişimin mükemmel oluşuyla tedavi son derece çok güzel neticeler vermektedir. Günlük faaliyetlerini yapmakta oldukça zorlanan hastalarımız proloterapi ile birlikte eski günlerine ameliyatsız olarak dönebilmektedirler. Tedavilerimize destek olarak uyguladığımız, MSM, kondroidin sülfat, kollajen hidrozilat ve glukozamin en çok bilinen ve kullanılan kıkırdak koruyucu maddelerin yaşlanma seyrinde ortaya çıkan özellikle diz, kalça, el ve ayak bilek eklemlerinde kıkırdağı koruyucu ve onarıcı etkisi olduğunu gösteren birçok çalışma vardır. Özellikle glukozamin-kondroidin-sülfat-MSM karışımını hastaların ağrılarını azaltmada ve eklem hareketini desteklemede faydalı olduğu düşünülmektedir. Biz de hastamıza bu destekleyici ilaçlardan vermekteyiz.

  • Cerrahiye alternatif tedavi proloterapi

    Proloterapi ; 1920 yılından günümüze, uygulanan bir tedavi yöntemidir. Eklemler, kıkırdak, ligamentler ve tendonlar için mükemmel bir tedavi yöntemi olduğu gösterilmiştir. Tedavi yönteminde esas hasarlı bölgeye verilecek proliferatif solüsyonlarla iritasyon oluşturmak. Bu şekilde hasarlı-zayıf bölgede kan akımını arttırmak suretiyle vücudun tamirci hücrelerini ilgili bölgeye çağırarak vücudun kendi kendine tedavi etmesini sağlamaktır.

    Örneğin ; omurgaya bakalım. Omurga tendon, ligament , diskler ve kıkırdaklardan oluşmaktadır. Diskler ve kıkırdak amortisör olarak hizmet veren ve kemiklerin birbirine sürtünmesini engelleyen yapılardır. Ligamentler ise eklemi birinci derecede sabitleyen stabilizatörler olarak işlev görürler. Kemiklerin hareket aralığını sınırladıkları gibi kemikleri birbirine bağlarlar. Tendonlar, kemiklerin hareketini sağlamak için kasları kemiklere bağlarlar. Akut yaralanmalarda, bağlar ve tendonlar yırtılır dolayısıyla eklemin hareket kabiliyeti bozulur. Ardından diskler ve/veya kıkırdak yapılar artan stres, basınç ve sürtünmeyle yıpranmaya başlarlar. Aşınan disk, kıkırdak bir süre sonra sürekli ağrı, daha az hareketlilik, daha az dayanıklılık ve kireçlenmeye başlar.

    Omurganın destek dokularını ( herhangi bir eklem de olabilir ) uyararak etki gösteren PROLOTERAPİ hasarlı dokuları uyararak aşınmayı azaltır, hareketlilik artar, kireçlenme olayı azalır ve hasarlı bölgeler tamir edilir. Her tedavi seansı, tedavi alanlarında daha fazla doku onarımı uyarılması ile sonuçlanır. Böylece, vücudun doğal fonksiyonları harekete geçer. Hemen hemen tüm durumlarda, ağrı önemli ölçüde azalır veya tamamen ortadan kalkar. Proloterapi ligament, tendon, kıkırdak ve / veya diskleri yırtık ve yıpranmış yerlere de uygulanabilir. Tüm eklem ağrıları için etkili değildir. Örneğin; romatoid artrit için proloterapi etkin olmayabilir fakat onun tedavisi için de NÖRALTERAPİ uygulamalarımız mevcuttur. Ancak OSTEOARTRİT VE DEJENERATİF ARTRİT(GONARTROZ-DİZ KİREÇLENMESİ)’DE hastaların proloterapiye cevapları oldukça yüz güldürücüdür.

    Hastalarımız telefonla bizlere ulaşıp uygun randevu gününü aldıktan sonra kendilerini PROLOTERAPİ VE AĞRI KLİNİĞİMİZDE ön muayeneye tabi tutarız. Bunun içinde hastamızın ayrıntılı bir hikayesi, fiziki muayenesi ve laboratuar tetkikleri ( rayoloji, kan tetkikleri vs… ) vardır. Ardından hastamızın durumuna göre NÖROPROLOTERAPİ VEYA PROLOTERAPİ YA DA HER İKİSİNİ BİRDEN UYGULAMAK ÜZERE tedavi seanslarımıza alırız. Öncelikle hastadan aldığımız cevaplar bizim tedavi seans sayımızı belirler bu da yaklaşık kişiden kişiye değişmekle birlikte 4-6 seanstır.

    Günümüzde kronik eklem rahatsızlığı ve ağrısı olan hastalar için mevcut tedaviler ; anti- inflamatuar ilaçlar(NSAIDs) , kortizon, ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, cerrahi vs… dir. NSAIDs (aspirin,ibuprofen,celebrex) veya kortizon proloterapi tedavisinin etkinliğini azaltır veya yok eder. Bu nedenle tedavi öncesi ve tedavi sürecinde bu ilaçları kullanmamak tedavinin etkinliği için önemlidir. Buna ek olarak,bu tür ilaçların uzun süre kullanımı organ sistemlerine ve bunun yanı sıra kas-iskelet sistemi üzerine anormal etkileri klinik olarak kanıtlanmıştır . Kortizonlu ilaçların ise pek çok ciddi yerel ve sistemik yan etkileri mevcuttur. Onların kronik kullanımı ya da ağrı tedavisi amacıyla kullanımı doğal savunma mekanizmalarını ortadan kaldırdığı gibi enjekte edilen eklemlerin daha fazla kötüleşmesine, ileride bir kalça ya da diz, eklem protezi ameliyatına neden olabilir. Kortizon ayrıca avasküler nekroz olarak adlandırılan femur başı kan beslenmesi azlığına neden olabildiği gibi şeker hastası olma riskini arttırır ve psikyatrik yönden de önemli yan etkilere sahiptirler. Tedavi esnasında kısa süreli vücuda herhangi bir zararı dokunmayan ağrı kesiciler reçete edebiliriz, gerçi hastalarımız genellikle 2-3. Seanstan sonra kullanmaya gerek duymuyorlar. Tedavimizin 1. Seansından itibaren kasları güçlendirmek, kan akımını arttırmak, hareketliliği korumak amacıyla belirli germe eksersizleri veriyoruz.

    Cerrahi operasyon olarak uygulanan PROTEZ TEDAVİSİ VEYA EKLEM İÇİNDEKİ HASARLI BÖLGELERİN ÇIKARILMASI bedenin kendi dışında müdahalesiyle olduğu için sonuçları da pek yüz güldürücü olmaz. PROLOTERAPİ ile vücut , tamamıyla doğal olarak kendi kendini tedavi eder. Bu şekilde KALICI VE KRONİK AĞRIDAN KURTARAN bir tedavi yapar.

    PROLOTERAPİ VE AĞRI KLİNİĞİMİZDE PROLOTERAPİ ENJEKSİYONLARI SEDO-ANALJEZİ ( NARKOZ OLMADAN DAMARDAN VERİLEN İLAÇLARLA AĞRI DUYMADAN SAKİNLEŞTİRİCİ ALTINDA YAPILAN İŞLEM )İLE YAPILMAKTADIR. Enjeksiyon aralıkları duruma göre 3-4 haftada bir olmaktadır. İlk birkaç gün enjeksiyon alanlarında kızarıklık-şişlik olabilir bunlar geçicidir. 7 -10 GÜN SÜRECİNDE KİŞİNİN AĞRILARI GİTTİKÇE AZALIR.

    Yukarıda bahsettiğimiz gibi PROLOTERAPİ vücudun kendi doğal iyileşme yeteneğini desteklemektedir. Vücudun doğal fonksiyonlarını kullanarak sizi tedavi eden enjeksiyon yöntemidir. Tedavide kişi ameliyat edilmez ya da kendisine ilaç niteliğinde bir solüsyon enjekte edilmez. Ağrı ile birlikte kişi rahatlamaya başlar. Yapılan çalışmalar ileriki yıllarda bile etkinliğini kaybetmeden kişinin AĞRISIZ- HAREKETLİ bir şekilde yaşam kalitesi yüksek olarak hayatına devam ettiğini göstermiştir.

  • Proloterapi ile ağrıya son

    Proloterapi ; zayıflamış eski işlevliğini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için kullanılan bir enjeksiyon şekli olup, hücrelerin ve dokuların proliferasyonuna (büyüme-iyileşme) neden olduğu gösterilmiştir. Enjekte edilen dokunun kasıtlı olarak tahriş edilmesi tedavinin esasıdır. Bu iritasyonla oluşan inflamatuar yanıt sonucunda zayıf ya da işlevliğini yitirmiş bölgede kan akımı artar, bu bölgeye ( kıkırdak-ligament-tendon gibi yapıları ) tamir eden hücreler gelir böylece yeni doku iyileşmesi başlar yeniden tamir uyarılır.

    Proloterapi, vücudun tamir sistemini uyararak ağrılı, zayıf ve işlevini kaybetmiş bölgenin tekrar eski haline dönmesini sağlayan basit ve doğal bir tekniktir.

    Proloterapinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Proloterapide normal hücre, doku veya organların büyümesini – tamiratını teşvik eden ‘büyüme faktörü’ gibi davranan solüsyon enjeksiyonu yapılır. Aslında enjekte edilen bu solüsyonlar birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Proloterapi ile fayda gören ve yüz güldürücü sonuçlar aldığımız hastalıklar şunlardır :

    Artritler ( el- diz –kalça vs… )

    Bel ağrıları – boyun ağrıları

    Karpal tünel sendromu ( el bileği sinir sıkışması )

    Baş ağrıları ( migren, gerilim tip baş ağrıları vs…)

    Dejeneratif artrit ve dejeneratif disk hasttalıkları

    Bel fıtığı – boyun fıtığı

    Fibromyalji ( yumuşak doku romatizması)

    Kalça diz kireçlenmesi ve yaralanmaları

    Osteoporoza bağlı kemik kırıkları ve bunla ilişkili ağrılar

    Omuz ekleminde ve diz eklemi içindeki yırtıklar, menisküs ve ön-arka çapraz bağların parsiyel yırtıkları

    Boyun travması sonrası baş – boyundaki ağrılar

    Sakroilyak eklem ile ilgili ağrılar, siyatalji

    Skolyoz ve spondilolistezis ( bel kayması )

    Tenisçi dirseği, çiğneme kasları ve çene eklemi ile ilgili ağrılar

    Bel fıtığı ameliyatı sonrası geçmeyen ağrılar

    Neden Proloterapi ?

    Proloterapi cerrahi olarak yapılmayan kronik ağrı için kalıcı bir tedavi yöntemidir.
    Proloterapi yeniden veya yeniden inşa etmek anlamına gelen Latince kelime
    “proli”den türetilmiştir. Bu tedavide zayıf alanlardaki dokular hücreden başlayarak yeniden tamir olur ve eski yeniliğine ve sağlamlığına kavuşur.

    Akut bir yaralanma sonrası bağlar ve tendonlar hasar görür. Ligamentlerin ve tendonların ortak görevi eklemleri sabitlemek, bir arada tutmak ve hareket kabiliyetini belirli alanlarda sınırlamaktır. Diskler ve kıkırdakların görevi ise hareket esnasında şoku emmek ve kemiklerin birbirine sürtünmelerini önlemektir. Sonuçta ligamentleri ve tendonları hasar gören bir kişinin bir süre sonra diskleri ve kıkırdakları aşınır, ardından ilgili eklemdeki ağrıyı oluşturmamak amacıyla hareketsizlik başlar. Sonuçta topallayarak yürümeye çalışan ya da baston kullanan kireçlenmiş dizlere veya bele sahip insanlar ortaya çıkar. Ağrılar
    nedeniyle yürüyemez hale gelen bu insanlara hayat çekilmez olur. Ameliyat
    pahalı olduğu gibi riskleri de beraberin de getirir ve tek çözüm değildir.

    Prolterapide hızla üretilen kollajen ve kıkırdaktır. Kollajen yeni bağ doku elemanlarını oluşturmak için vücutta doğal oluşan bir proteindir. Bu doku tendon, ligament,kas, fasya, kıkırdak ve eklem kapsülü dokularını içerir. Enjeksiyon yapılan bölgeye göre tamirat başlar.

    Proloterapinin yan etkileri diğer enjeksiyon yöntemlerinden pek farklı değildir. Oldukça basit ve güvenilir bir tedavi yöntemi olan proloterapinin bilinen tek ciddi yan etkisi AMELİYATA GEREK KALMADAN KRONİK AĞRILARI VE NEDENLERİNİ TEDAVİ ETMEKTİR.

    Prolterapide kas-iskelet sistemi ağrılarında başarı oranı %80-90’dır. Ameliyat gibi büyük anatomik bir travmaya maruz kalmaktansa bu tedaviyi denemeye değer diye düşünüyorum.

    Klasik ağrı tedavilerinde kullanılan birçok bağımlılık potansiyeli yüksek ve vücut için oldukça riskli ilaçlar mevcuttur ( anti-inflamtuar ilaçlar, antidepresanlar, anti- epileptik ilaçlar, kas gevşeticiler, codeine gibi morfin türü ilaçlar ). Bu tedavi yönteminde ise sorunlu bölgeye tedavi uygulandıktan sonra vücut kendi kendine ağrı oluşturan hasarlı bölgeyi kalıcı olarak tedavi eder. Düşünsenize diz ağrılarımızı kesmek amacıyla kullandığımız non-steroidal anti-inflamatuarlar kıkırdak hasarını daha da arttırmaktadır. Kortizon ise o düzelmek amacıyla çabalayan eklem ve kıkırdağa ne kadar çok zarar verdiğinin farkında mısınız ?

    Proloterapi ise vücuda yabancı olmayan ve zarar vermeyen solüsyon enjeksiyonlarıyla vücudun kendi iyileştirme mekanizmasını harekete geçirir. Vücudun kendi kendini tedavi etmesi hem kalıcı hem de ameliyat gibi travmaiçermez.

  • Dizin kireçlenmesi (gonartroz)

    Osteoartrit (kireçlenme) ağırlık taşıyan eklemlerin yaşlanmaya bağlı olarak yozlaşmasıdır. Kireçlenme kıkırdaktan başlar, kıkırdak altındaki kemiği, eklem kapsülünü ve eklem çevresindeki bağları etkiler. Hatta ağrıdan dolayı kullanılamayan kaslarda incelmeler ve sertleşmeler olur.

    Diz vücudun en fazla ağırlık taşıyan ve dolayısıyla kireçlenmeden en fazla etkilenen eklemlerinden biridir. Diz ekleminde üç adet kemiğin eklem yüzeyi vardır. Femur (baldır kemiği), tibia (kaval kemiği) ve patella (diz kapağı kemiği). Tibia femurla, femur patella ile eklem yapar. Tibia ve femur arasında iç ve dış eklemler vardır. Kireçlenme daha çok iç femorotibial eklemlerden başlar ve diğer eklemleri etkiler. Ancak genellikle dizdeki üç eklem birlikte etkilenir.

    Diz eklemlerinin içinde iki adet bağ vardır (ön ve arka çapraz bağlar ). Ayrıca eklemin iç yanında ve dış yanında kuvvetli bağlar vardır. Eklem yüzlerinin uyumunu sağlamak için iki adet menisküs vardır. Diz hareketlerini başlıca iki kas grubu sağlar, dizi doğrultan ekstansör kaslar ( quadriseps ) ve büken fleksör kaslar ( harmstringler).

    Gonartroz (diz kireçlenmesi ) kimlerde görülür?

    Gonartroz orta ve ileri yaşlarda görülür. 50 yaşın üzerinde kadınlarda daha sık görülür. Hastalık daha erken yaşlarda da görülebilir. Hastalar genellikle kiloludurlar. Daha önce geçirilen eklem operasyonları, travmalar, spor yaralanmaları, iltihaplı romatizmalar diz kireçlenmesine neden olabilir.

    Gonartozlu bir dizde neler olur?

    Gonartrozda en erken değişiklik eklem kıkırdağında olur. Kıkırdakta incelme sonucu eklem aralığı daralır. Kıkırdak altındaki kemiklerde de incelmeler ve yıpranmalar olur. Ayrıca eklem kenarlarında kemiksi çıkıntılar (osteofit ) oluşur. Eklem kalınlaşmış olarak görülür. Eklem çevresi kaslarında ağrı sebebiyle kullanılmamaya bağlı atrofiler (incelmeler) olur. Ayrıca eklemin iç yanında pannikülit adı verilen yağ lobülleri vardır. Bunlar çoğu zaman ağrılıdır. Ayrıca zaman zaman eklemlerde iltihaplanma olabilir (sıvı toplanması ).

    Hastanın şikayetleri nelerdir ?

    Eklemlerde ağrı ve tutukluk hastalığın ilk belirtisidir. Hastalık bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bazen de hastalık belirtileri olduğu halde röntgen filmleri normal olabilir. Hastalık ilerledikçe eklem hareketleri kısıtlanır yürümek ve merdiven inmek-çıkmak zorlaşır. Bazen topallama olabilir. Eklemin düzeni bozulur, bacaklarda eğilmeler olabilir. Eklem içinde, dizin arkasında ve eklemin ön tarafında bursalarda iltihaplı şişkinlikler olabilir. İlerlemiş ve rehabilite edilmemiş dizlerde dizi doğrultmak, ya da bükmek zor ve ağrılı olabilir.

    Diz kireçlenmemiz varsa ne yapmalıyız ?

    • Hareket etmeliyiz
    • Fazla kilolarımızı vermeliyiz.
    • Çömelirken ve doğrulurken, bir yere otururken ve kalkarken kollarımızı kullanmalı dizlerimizi fazla kırmamaya çalışmalıyız.
    • Ağır yük taşımamalıyız.
    • Uzun süre yürümek ve ayakta durmaktan kaçınmalıyız.
    • Yumuşak tabanlı ve düz topuklu ayakkabı giymeliyiz.
    • Bacak kaslarımızı düzenli olarak çalıştırmalıyız.
    • Diz egzersizlerini mutlaka yapmalıyız.
    • Dizlerimizi sert zeminler üzerine koymamalıyız.

    BİZ NE YAPIYORUZ ?!

    Bize gelen hastalar genellikle ya genç yaşta ( 45-50 ) ya da ileri yaşta ( 70-80 ) geliyorlar. Genç olanlar erken yaşta protezle tanışmak istemiyorlar. İleri yaşta olanlar ise operasyondan korkuyorlar ya da sağlık durumları el vermiyor. Bazı hastalar da aşırı kilolu. Kilolarından dolayı egzersiz yapması gereken bu insanlar diz ağrılarından dolayı egzersiz yapamıyorlar diğer yandan kilo vermedikleri için diz ağrılarından kurtulamıyorlar. Kısacası kısır bir döngü içinde kalıyorlar. Biz hastalarımızın şikayetlerine uygun olarakNÖROPROLOTERAPİ ya da PROLOTERAPİ uygulamaktayız. Bu tedavilerle hastalarımız operasyondan uzak ve ağrısız bir şekilde günlük yaşamlarına devam ediyorlar. Sağlıklı günler temennisiyle…

  • Ozon tedavisi

    OZON terapi bugün bir çok amaç ile ağrı tedavisinde kullanılmaktadır. Özellikle bel ve boyun fıtıklarında fıtığa neden olan diskin içersine ve sinirin çevresine direk OZON gazı verilerek güzel sonuçlar alınmaktadır. Hastalar sonuçta fıtık nörolojik bir hasar meydana getirmemişse ameliyat olmaktan kurtulmaktadırlar. Bu işlem ameliyathane ortamında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılmaktadır.

    Diğer ve en önemli uygulaması diz kireçlenmelerinde olmaktadır. Artroz denilen yaşlılığa bağlı eklemlerimizde yıpranma oluşması sonrası oluşan eklem sertliği, ağrılar, şişmeler, eklemlerden seslerin gelmesi artık eklemlerimizi hareket ettirmekten bile korkar hale geldiğimiz durumlarda, diz eklemine ve çevresine 3-5 seans OZON gazı verilmektedir. Özellikle diz ağrılı hastaların tama yakın çoğunda hastalar ağrılarından kurtulmaktadır.

    Bazen bu diz kireçlenmeleri o hale gelir ki artık hiçbir ilaç tesir etmez ve diz protezi tek çare gibi görülebilir. Eğer hastalar ameliyat olmak istemezler ya da ameliyat olmaları ileri yaşlarından dolayı sakıncalı ise bu sefer radyofrekans ile birlikte diz içersine OZONgazı verilerek hastalar ağrılarından kurtulmaktadırlar. Aynı koşullar ve durumlar omuz ve kalça eklemi kireçlenmelerinde de söz konusudur.

    OZONun kullandığı diğer bir ağrılı hastalık Fibromyalji dir. Her tarafı ağrıyan, ağrıdan uyuyamayan, sabah yorgun kalkan ve muayenesinde halk tabiri ile yumuşak doku romatizması tesbit ettiğimiz hastalıklarda Kanın OZONLANMASI, yani kan yıkatma ve de beraberin de OZON saunanın ağrıları giderici etkisi bugün kanıtlanmıştır.

    Gerek şeker hastalarında gerekse başka nedenler ile bir hastada Nöropatik ağrı gelişmiş ise OZON terapi fevkalade iyi sonuç vermekte hastalar yangısal ağrılarından büyük ölçüde kurtulmaktadırlar. Nöropatik ağrılı hastalar daha çok yanma batma elektrik çarpması gibi şikayetler ile doktora başvururlar. Karıncalanma ve uyuşmalar daima vardır. Bu rahatsızlıkta örneğin normalde ağrı oluşturmayan soğuk bunlarda ağrı oluşturur ya da hafif bir ağrılı uyaran bunlarda abartılı deşarjlara neden olarak, hastayı bunaltır yani olmadık şeyler bu hastalarda ağrı oluşturur. Bu hastalarda OZON terapi kanın OZONlanması şeklinde uygulanmaktadır.

    Yine çeşitli nedenlere bağlı olarak hastaların ayaklarında çıkan ve Kapanmayan YaralardaOZON terapi çok etkili bir yöntemdir. Kan OZONlanması, Torbalama, OZONlu yağ ve serumların kullanılması söz konusudur. Daha ziyade dolaşım yetmezliği, şeker hastalığı, çok sigara içenlerde görülen Burger hastalığı gibi dolaşımsal problemi olan hastalıklarda doku oksijenasyonunun bozulmasına bağlı olarak ağrı, kızarma ve morarmalar oluşmakta tedbir alınmaz ise uzuvlarda yaralar oluşmakta bazı hastaları parmaklarını kaybetme derecesine getirmektedir. Bu durumlarda hekimlerimiz bu gibi hastaları Hiperbarik oksijen tedavisine göndermektedirler fakat OZON terapinin daha etkili olduğu artık kanıtlanmıştır. Uzun süren bu tedavi OZONterapinin en başarılı olduğu alanlardan biridir.

    Yaşlılığa bağlı genel vucut ağrılarında OZONterapi revitalize edici, mutluluk ve zindelik verici, yaşam kalitemizi artırıcı, hareket kabiliyetimizi geliştirici, ağrılara bağlı canından bezmişlik ve depresyondan kurtarıcı, unutkanlığımızı giderici ve uykularımızı düzene sokucu, kolestrol ve kan şekerimizi düşürücü etkileri ile umut kaynağı olmuştur.

  • Diz ağrısı,

    Diz ağrısı,

    Diz ağrısının birçok nedeni vardır. Yaşımızın ilerlemesi ile vucudumuzun yükünü taşıyan bu eklemimizde bazı aşınmalar eskimeler ve ileride kireçlenme dediğimiz yaşam kalitemizi etkileyen kaçınılmaz süreçler söz konusudur.

    Bir diz ağrısı olgusunda ağrının yanı sıra dizden ses gelmesi, özellikle merdiven çıkarken yada yokuş aşağı inerken dizin boşalıyormuş gibi olması, dizin şişmesi yada dizin kilitlenmesi sık karşılaştığımız olaylar arasındadır. Bu şikayetlerin ayrı ayrı ele alınıp değerlendirilmesi yapılmalıdır. Bu şikayetler ayrı ayrı olabildiği gibi aynı hastanın aynı dizinde de olabilir.

    İnsanların çoğu hayatlarının bir evresinde diz ağrılarından yakınmıştır. En sık nedenlerinden biri osteoartritlerdir (dizde artroz-kireçlenme-). Yaşlı insanlarda daha sık karşımıza çıkmaktadır. Diz ağrısının nedenlerinden birisi de aşırı kilolar olup diz eklemi üzerine tekrarlayan zorlamalara neden olmakta sonuçta ağrı ve stres oluşmaktadır. Yıllar süren bu süreç diz ekleminde aşınma ve yırtılmalara neden olmaktadır. Klinik olarak dizimizde ağrı oluştuğunda genellikle ağrıdan kaçınmak için o dizimiz üzerine yük bindirmemeğe, hareketlerini kısıtlamayı tercih ederiz. Eklemin hareketsiz kalması, diz üzerine basmaktan kaçınma eklem çevresi kaslarda kullanmamaya bağlı boy kısalmaları yine buna bağlı ağrının ortaya çıkması gibi kısır döngüye yol açan süreçler başlar. Ağrıyı tedavi etmek için aldığımız ilaçlar artık fayda etmez hale gelebilir. Yani Ağrı dizdeki problemin bir belirtisi olmaktan ileri kronik bir hal alır ve ilaçların dışında tedavilere gerek duyulur.

    Diz kireçlenmelerinin tanısı; radyolojik olarak ve muayene ile konur. Kireçlenme başlangıcı, eklem yüzlerinin aşınması, diz kapağı altında bazı sorunların başlaması, eklemde kırdakların yumuşaması,erimeye başlaması, kemik deformasyonların gelişmesi, hep ileri aşama bulgulardır. Sorun ileri boyutlara vardığında sadece ayağa kalkınca oluşan ağrılar istirahatte de yakamızı bırakmaz hale gelir. Yani oturduk, yattık yerde dizlerimiz ağrımaya başlar. Diz protezi dahi gerektirecek kadar deformasyona neden olabilir.

    Dizdeki artrozik değişiklikler radyolojik olarak en hafifinden başlamak üzere 4 safhada mütalaa edilir. Siz Grade 4 dediğimiz safhaya gelmişseniz artık hekiminiz size protez önerebilir. Yeni teknoloji ürünü bazı ilaçlar yaşam kalitesini artırmakta. Diz protezi gereksimini oldukça geciktirmektedirler.

    Diz Kireçlenmelerinde belirtileri

    Ağrı: Sızı şeklinde, künt veya zonklayıcı tarzda olabilir. Ağrı karakteristik olarak merdiven inme-çıkma ve dizi bükünce ortaya çıkar. Dizde sürtünme sesi: Yalnızca hasta tarafından hissedilen sürtünme sesidir. Dizde boşalma hissi: PatellofemoDiz üstü büyük kasının zayıflığının neden olduğu bu bulgu yük altında dizi kırma-açma sırasında ortaya çıkar (merdiven inme,yokuş aşağı inme). Kilitlenme: Dize yük bindiğinde oluşabilir geçici bir durumdur. Şişlik: Muayenedeçok sık rastlanmayan, geçici bir durumdur.

    Tedavi

    İlk yaklaşım konservatif olmalıdır. Nonsteroidantiinflamatuvar (NSAİ) tedavi ağrının azalmasına yardımcı olur. Buz uygulamasının faydası vardır.Dize bilezik takma ve bandajlama ile ağrı azaltılabilir. Bu önlemler ile ağrılarda azalma olmaz ise hastalar FTR den yarar görebilirler.

    Biz, Kronik hale gelmiş kireçlenmelere bağlı “Geçmeyen Diz Ağrıları”nda şöyle bir yol takip ediyoruz.

    a-Hastanın ağrısı

    -sadece diz üzerine basmakla oluşuyor ve diğer tedavi yöntemlerinden yarar görmüyorsa

    -Diz eklemi içersine 3-5 seans olmak üzere OZON veriyoruz. Grade III’e kadar olan diz ağrılarında fevkalade fizyolojik ve yararlı etkileri vardır.

    -Ayrıca eklem çevresi özellikle de üst adalelere Ozon gazı vererek hastalar ağrılarından kurtuluyor.

    -Ağrısız dönemde germe egzersizleri ve bazı tavsiyelerde bulunuyoruz.

    b- Hastanın

    – istirahatte yani otururken ve yatarken ağrısı oluyorsa

    – protez ameliyatı olmuş ve de ağrıları geçmemiş ise

    – hastaya diz protezi gerekiyor fakat hasta ameliyat olmak istemiyorsa

    – yaşa bağlı diğer sorunlardan dolayı opere olamayacak konumda ise

    O zaman dizin duyusal yani ağrı algısının çoğunu taşıyan “safen” sinire pulse radyofrekans yöntemi

    Uyguluyoruz. Bazı inatçı vakalarda eklem içersine radyofrekans uygulamasının ağrıdan kurtulma açısından yararları vardır.

    Radyofrekans uygulaması ağrısız bir girişimdir. 8 dakika sürer. Sinirlere yada eklem içersine zarar vermez. Sadece sinir iletimini bozarak hastanın ağrı duymasını engeller. Eğer hasta FTR görmek isterse egzersizlerini ağrısız bir şekilde yaparak dizini güçlendirmesine katkıda bulunur.

    Ozon: Aktif oksijendir, antienflamatuar etkileri vardır. Eklem içi sıvısında ağrıya neden olan maddeleri ortamdan uzaklaştırır. Mikrosirkülasyonu düzelterek eklemin kanlanmasını ve yıkıcı süreçlerin ilerlemesini durdurur. Nöropatik ağrıyı düzeltir. Eklemi ağrısız hale getirir. Dizlerini kırmakta zorlanan hastalar rahatlar.

    Ağrı çekmek kaderiniz değildir. Bu yeni ve etkin yaklaşımları sizlerle paylaşmak istedim.

    Ağrısız, sağlıklı günler dilerim.

  • Genel arthroloji – genel eklem bilimi

    Eklemler Hakkında Genel Bilgiler

    Eklemler iskeletin çeşitli kemiklerini birbirine bağlayan fonksiyonel bağlantılardır. Embriyonun erken çağlarında komşu kemik taslakları, embryonal bağ dokusu aracılığı ile birbirine aralıksız olarak bağlanmış durumdadır. Embryonal hayatın üçüncü veya öldürücü ayında bazı kemik taslaklarını birbirine bağlayan mesenşim içerisinde boşluklar görülür. Bu boşluklar gittikçe büyür ve biri biriyle birleşir ve bu şekilde iki kemik taslağı arasında dar bir aralık meydana gelir. Bu sırada iki kemik taslağını birbirine bağlayan mesenşimin büyük bir kısmı kaybolur. Yalnız en dış kısımları ince bir tabaka halinde kalır ve sonra fibröz bağ dokusu karakterini alarak eklem kapsülünü meydana getirirler. Bazı kemik taslaklarını birbirine bağlayan mesenşimin bir kısmında bazı eklemlerde görülen meniscus veya discus adı verilen oluşumlar veyahut diz ve kalça eklemlerinde olduğu gibi, iki eklem yüzeyini birbirine bağlıyan iç bağlar meydana gelirler. Eklem yüzlerini örten kıkırdak tabakası da, kemik taslaklarını birbirine bağlayan ara mesenşimden meydana gelir.

    Şimdi anlattığımız şekilde, yani kemik taslakları arasında bir boşluğun oluşması ile meydana gelmiş eklemler, komşu kemiklerin hareket edebilmeleri için en uygun eklemlerdir. Bu gibi eklemlere diarthrosis veya junctura synovialis denir.

    Gövdenin bazı kısımlarında kemik taslakları arasında boşluklar meydana gelmez ve taslaklar sonradan da birbirine aralıksız olarak bağlanmış durumda kalırlar. Bu şekilde meydana gelen eklemlerde hareket az veya hiç olmaz. Bu gibi eklemlere synarkosis denir. Eklem boşluğu meydana gelmemekle beraber, bunlarda da kemik taslaklarını birbirine bağlayan mesenşim, embryonal bağ dokusu karakterini her zaman için muhafaza etmez. Bazı eklemlerde bu ara doku, fibröz bağ dokusu, bazen kıkırdak ve bazen de kemik dokusu şeklinde gelişir. Kemik taslakları arasındaki mesenşimin çeşitli yönlerde gelişerek çeşitli dokular meydana getirmesi, embryonal hayatta başlar ve ekstrauterin hayatta da devam eder. Ara mesenşim fibröz bağ dokusu şeklinde gelişirse, eklemler syndesmosis, kıkırdak karakterinde olursa synchondrosis ve kemik niteliklerini alırsa synostosis denir.

    Bütün organlarımızda olduğu gibi, gövdemizin çeşitli kısımlarında bulunan eklemlerin meydana gelmesi de, gelecekte bu eklemlerin yapacakları göreve göre seyreder. Oluşmuş eklemlerde de komşu kemiklerin durumu, eklem yüzeylerinin şekli ve eklemin yapısına katılan bütün dokuların özelliğinin, eklemin görevine göre ayarlanmış olduğunu görüyoruz. Vücudumuzda bulunan bütün eklemler fonksiyon bakımından birbiriyle az veya çok birbiriyle ilgilidir ve hepsi beraber, bütün gövdenin normal şekil, durum ve hareketlerini sağlayan bir sistem meydana getirirler. Bundan dolayı bir eklemin şekil, durum ve yapısında meydana gelen değişiklikler, başka eklemlerin şekil, durum ve yapısında da değişikliklerin meydana gelmesine sebep olur. Bu bakımdan ayrı ayrı eklemlerin rolü ve önemi aynı derecede değildir ve eklemin yeri, şekli, durumu, yapısı bu özelliklere bağlı olan görevine göre değişir. Bazen tek bir eklemin normal özelliğinin kaybolması, birçok organların ve hatta bütün gövdenin normal durumunun hem morfolojik, hem fizyolojik bakımdan değişmesine sebep olabilir.

    Eklemler, hareket sisteminin en önemli elemanlarından biridir. Hareket, sisteminin aktif organlarını kaslar yaparlar. Kas hücrelerinin sitoplazmasında geçen olaylar sırasında besin maddelerinde saklı olan potansiyel enerji, kinetik enerji haline çevrilir ve kas liflerinin kasılması anında kendini gösteren kuvvet, kasın yapıştığı iskelet parçalarını hareket ettirir. Fakat, iskelet parçalarının hareket edebilmesi için, bu parçaların muhakkak bir veya birkaç eklem aracılığı ile birbirine bağlı olması şarttır.

    Bazı eklemlerin yapı ve şekilleri komşu kemiklerin hareket edebilmeleri için çok az elverişlidir. Fakat böyle olmakla beraber, bu eklemler de vücudumuzun eşitli kısımlarında çok önemli görevler yaparlar. Bu gibi eklemler çoğunlukla küçük kemikler arasında bulunurlar. Az hareket eden fakat sağlam eklemler aracılığı ile birbirine bağlı olan küçük kemikler, bir araya gelerek eklemleriyle birlikte sağlam ve aynı zamanda yaylı, elastiki sütün ve kemerler meydana getirirler. Örneğin ayak iskeleti, burada bir çok küçük kemiklerin az hareket eden eklemler aracılığı ile birbirine bağlanmasından, çeşitli durumda bulunan kemerlerle desteklenmiş bir kubbe meydana gelmiştir. Bir taraftan kemiklerin sertliği ve sağlamlığı, diğer taraftan eklemlerin yapısına katılan dokuların elastikiyeti, bütün vücudumuzun ağırlığını taşıyan ve aynı zamanda bastığımız yüzeyin çeşitli durumlarına uymak zorunluluğunda olan ayak iskeleti için çok önemlidir.

    Eklemler, hareket sistemine ait organlar arasında çeşitli hastalıklara en çok maruz kalan unsurlardır ve hekimlikte çok önemli rol oynarlar. Eklemlerin hastalanmasını kolaylaştıran sebeplerin en önemlisi, görev anında daimi olarak ve çoğunlukla ağır mekanik etkiler altında kalmalarıdır. Bundan başka dışarıdan gelen etkiler bilhassa travmalar ve eklemlerin içyüzünü örten sinovial zarın enfeksiyonlara karşı olan duyarlılığıdır..

    Diarthrosis (juncturae synoviales-Tam hareketli eklem)

    Vücudumuzun yer değiştirme ve çeşitli parçalarının durum değiştirmelerine imkan veren eklemler, diarthros adı verilen oynayan eklemlerdir (oynaklar). Diartrozlarda eklem yapan komşu kemiklerin ekleme katılan parçaların dar bir aralık aracılığı ile birbirinden ayrılmış olmaları şarttır. Komşu kemiklerin bu aralığa bakan yüzlerine eklem yüzleri denir. Eklem yüzleri uzun kemiklerin uçlarında bulunurlar. Kısa ve yassı kemiklerde eklem yüzleri komşu kemiğin durumuna göre ayarlanmış olup, kemiğin çeşitli parça ve yüzlerinde bulunabilirler. Eklem aralığı ve eklem yüzlerinden başka, bütün diartroz1arda komşu kemikleri birbirine bağlayan ve bütün eklemi dıştan saran, bağ dokusundan yapılmış bir eklem kapsülü bulunur. Eklem kapsülü komşu kemiklere eklem yüzlerinin dışında yapışır ve bu şekilde bütün eklem yüzlerini ve eklem aralığını içine alır ve eksiksiz olarak her taraftan kapalı olan bir boşluk (cavum articulare-eklem boşluğu) meydana getirir. Bundan başka bütün eklemlerde komşu kemikler arasındaki bağlantıyı kuvvetlendiren ve eklem kapsülünün dış yüzüne yapışmış durumda ve yönleri eklemin fonksiyonuna göre ayarlanmış bağlar bulunur. Bazı eklemlerde dış bağlardan başka, eklem boşluğunun içerisinde eklem yüzlerine yapışmak suretiyle eklem yapan kemikleri birbirine bağlıyan iç bağlar da vardır. Şimdi bütün diartrozlarda görülen bu oluşumları, yani eklem yüzleri, eklem kapsülü, dış ve iç bağları, şekil, durum ve yapı bakımından ayrı ayrı gözden geçirelim.

    Eklem yüzleri: Bütün eklemlerde, hareketin çeşidi, yönü ve genişliği bakımından en önemli rol oynayan unsur eklem yüzleridir. Hareketlerin maksada uygun olması ve hareket sırasında gövdenin çeşitli durumlarına göre değişen ağırlığın etkisi ve dışarıdan gelebilecek herhangi bir kuvvetin etkisi ile hareketlerin normal yönünün bozulmaması bakımından da eklem yüzlerinin şekil, durum ve yapıları çok önemli rol oynarlar.

    Geniş hareketlere imkan veren oynaklarda eklem yüzeylerinin biri konveks, diğeri de konkav olur. Bu gibi eklemlerde kemikler belli bir eksen etrafında dönme hareketleri yaparlar. Her bir eksen etrafında, birbirine zıt iki yönde dönme hareketleri yapılabilir. Konkav olan yüz, konveks yüze nispeten çoğunlukla daha küçüktür. Bazı eklemlerde her iki yüz de aynı zamanda hem konvekslik hem konkavlık gösterir. Bu gibi hallerde yüzün konkav1ığının yönü, konveks1iğin yönüne dikey durumda olur. Örneğin, aynı zamanda hem konveks hem konkav olan bir eklem yüzünün konkavlığı önden arkaya ise, konveksliği içten dışa olur. Karşı taraftaki eklem yüzü de hem konkav hem konveks olması icab eder. Bazı eklemlerin her iki taraftaki yüzleri de düz veya düze yakın olurlar. Bu gibi eklemlerde kemikler bir eksen etrafında dönemezler ve eklem yüz1eri yalnız birbiri üzerinde yüzlerin durumuna göre değişik yönlerde kayabilirler. Kayma hareketleri her zaman çok sınırlıdır. Örneğin vertebraların eklem çıkıntıları arasındaki eklemler. Eklem yüzlerinin şekil ve durumları, aynı zamanda eklem eksenlerinin sayı ve yönlerini de tespit ederler.

    Hareketlerin düzenli ve maksada uygun bir şekilde seyredebilmesi için şekil bakımından eklem yüzlerinin birbirine uygun ve daima temas halinde olmaları lazımdır. Temas yüzeyinin büyüklüğü, fazla basınç altında kalan bazı eklemlerde ağırlığın fazla yüzey üzerinde dağılması bakımından da önemlidir. Fakat bir çok eklemlerde komşu kemiklerin ekleme katılan yüzlerinin büyüklük bakımından birbirinden farklı oldukları ve hatta bazen iki eklem yüzeyindeki konkavlık ve konvekslik derecelerinin de birbirinden az çok farklı oldukları görülmektedir. Fakat canlılarda ve kadavrada eklem yüzlerini inceleyecek olursak, kemik yüzlerinde görülen bu eksikliklerin, ekleme ait olan başka oluşumlar ile tamamlanmış olduğunu görürüz. Bu oluşumlar arasında ön planda bütün eklem yüzlerini örten eklem kıkırdağı gelir. Bundan başka bazı ek1emlerde meniscus, discus ve labrum articulare denilen kıkırdak veya fibröz bağdokusundan yapılmış oluşumlar da vardır.

    Eklem kıkırdağı, bütün oynaklarda birbirine temas eden eklem yüzleri, 2-5 mm. kalınlığında bir kıkırdak tabakası ile örtülmüştür. Bu tabaka çoğunlukla hiyalin kıkırdaktan yapılmıştır. Yalnız bir discus articularis ile eklem boşluğu ikiye ayrılmış olan eklemlerde, eklem yüzleri fibröz kıkırdakla örtülmüştür.

    Hiyalin kıkırdağın yapısı bu dokunun çeşitli durumlara göre şekil ve durumunun değişebilmesi bakımından çok uygundur. Bilhassa ara maddede bulunan ve bir taraftan kıkırdak hücrelerini her taraftan saran diğer taraftan hücreler arasında belli yönlerde uzanan liflerin durumunun değişebilmesi fonksiyon bakımından çok elverişlidir.

    Liflerin durum değiştirmesiyle, arada bulunan kıkırdak hücreleri de durumlarını değiştirmek zorunluluğunda kalırlar. Bu sırada hücrelerin harap olmamasını, hücrelerin etrafında sağlam ve elastiki bir kapsül meydana getiren lifler sağlarlar. Eklem kıkırdağının yapısını teşkil eden lifler ve hücrelerin bu şekilde durum değiştirebilmeleri sayesinde kıkırdak tabakası basıncın derecesine göre, çeşitli parçalarında, çeşitli derecede kalınlığını değiştirebilir ve eklem yüzlerinin birbirine daha fazla uymasını sağlar. Eklem üzerine yapılan basıncın artmasıyla, eklem kıkırdağı incelir, fakat aynı zamanda genişler ve bu şekilde birbiriyle temas eden eklem yüzleri büyümüş olurlar. Temas yüzlerinin artması ise, basıncın daha fazla dağılmasını ve etkisinin azalmasını sağlar. Eklem kıkırdaklarının durumunu değiştiren kuvvet ortadan kaybolursa, kıkırdak dokusu elastikiyeti sayesinde tekrar eski durumuna döner.

    Komşu eklem yüzleri arasında büyüklük ve şekil farkları fazla ise, yüzlerin birbirine daha fazla uymasını sağlayan ve iki eklem yüzünün arasına sokulmuş meniskııs veya discus denilen oluşumlar bulunurlar. Bunlar da kemik taslaklarını birbirine bağlayan mesenşimden meydana gelirler.

    Eklem meniscusları, çoğunlukla yarımay şeklinde, elastiki ve kollagen lifler bulunduran fibröz kıkırdağa benzer dokudan yapılmıştır ve konkav eklem yüzlerinin yan kısımlarında bulunurlar. Meniscuslar, bir taraftan eklem yüzünü büyütürler, diğer taraftan dokularının elastikiyeti sayesinde ve aynı zamanda yerlerini bir miktar değiştirebilecek durumda bağlanmış olduklarına göre, hareket sırasında basıncın etkisi ile şekil ve durumlanı değiştirir ve bu şekilde eklem yüzlerinin birbirine daha fazla uymasını sağlarlar. Diskuslar ise, eklem yüzünün kenarlarına ve aynı zamanda eklem boşluğunu saran kapsüle de tutunmak suretiyle, bir bölme şeklinde eklem boşluğunu tamamıyla iki kısma ayırırlar, Bu eklemlerde (örneğin çene ekleminde) kemik eklem yüzleri birbiriyle doğrudan doğruya temas etmezler, şekil ve durum değiştirme yetenekliği meniskus’lara nazaran daha fazla olduğuna göre diskuslar, eklem yüzleri arasındaki fazla şekil farklarını da giderebildikleri gibi, aynı eklemde yüzün şeklini değiştirmek suretiyle çeşitli hareketlerin meydana gelmesini de sağlarlar,

    Fibröz bağ dokusundan yapılmış labrum articulare denilen oluşumlar, bir halka şeklinde olup konkav eklem yüzlerinin kenarlarına yapışmış durumdadırlar. Bu oluşumlar eklem yüzünü genişletir ve çukuru derinleştirirler, fakat bu halkalar, çukurun derinleşmesine ve karşı taraftaki eklem yüzünün daha fazla sarılmış olmasına rağmen, dokularının elaskiyeti sayesinde kemik dokusu gibi, hareketlere fazla engel olmazlar,

    Capsula articularis: Eklem kapsülünün, embryonal hayatta kemik taslaklarını aralıksız olarak birbirine bağlayan mesenşim’ in en dış tabakasından meydana geldiğini yukarıda anlatmıştık, Sağlam bağ dokusundan yapılmış bu kapsül, eklem yüzleri ve eklem boşluğunu içine almak ve komşu kemiklerin ekleme katılan parçalarının her tarafına yapışmak suretiyle bu kemikleri birbirine bağlar. Bu şekilde eklem boşluğu, eklem kapsülü ile her taraftan eksiksiz olarak ve hava geçmez bir şekilde sarılmış olur. Bu durum eklem yüzleri arasındaki ilişki ve bütün eklem mekanizması için çok önemlidir.

    Eklem kapsülü yapı ve mekanizma bakımından birbirinden farklı iki tabakadan yapılmıştır. Membrana fibrosa; adı verilen dış tabaka sağlam fibröz bağ dokusundan yapılmıştır. Bu tabaka, komşu kemikleri birbirine bağlamak, dışarıdan gelebilecek etkilerden eklemi korumak, fazla ve lüzumsuz hareketlere engel olmak gibi görevler yapmaktadır. Fibröz tabakanın kalınlığı her yerde aynı değildir ve mekanik etkilerin yönüne göre ayarlanmıştır. Bazı yerlerde kapsül dokusu kalınlaşır, Lifler sıklaşır ve bu şekilde eklem bağları denilen fibröz bağ’ dokusundan yapılmış sağlam bantlar meydana getirirler. Bu bağlardan başka bazı eklemlerde kapsülden ayrı olarak ekleme katılan kemikler arasında uzanan müstakil eklem bağları da vardır. Eklem kapsülünün fibröz tabakası kemiğe yapıştığı yerde kemiği örten periostla uzarır ve kapsül dokusunda bulunan lifler, periost dokusundaki liflerle devam ederler eklem kapsülü çoğunlukla kemiği kıkırdakla örtülü olan eklem yüzlerine yakın olmak üzere, kıkırdak kenarının dışında yapışır. Fakat bazı eklemlerde, örneğin kalça ekleminde olduğu gibi, eklem kapsülü kıkırdak kenarından oldukça uzakta ve kemiğin periostla örtülü olan kısmının bir parçasını da içine alarak kemiğe yapışır.

    Eklemlerin yakınlarına yapışan kas kirişlerinin bir kısmı da eklem kapsülü üzerinde dağılır ve kirişlerden uzanan lifler kapsül dokusuna katılırlar. Bu şekilde meydana gelen hüzmeler de bazı eklemlerde, örneğin, diz ekleminin arka yüzünde olduğu gibi, kapsülü kuvvetlendiren bağları meydana getirirler.

    Membrana synovialis; Eklem kapsülünün sinovial tabakası, bağ dokusundan yapılmış, ince ve yumuşak bir zardır. Bu tabaka eklem kapsülünün iç yüzünü eksiksiz olarak örter ve her iki tarafta eklem yüzlerini örten kıkırdağın kenarında sonlanır. Sinovial tabaka, fibröz tabakaya çok gevşek bağ dokusu aracılığı ile yapışmış olduğuna göre yerinden oynatılabilir. Kapsülün bazı parçalarında bu tabaka bol miktarda yağ hücreleri bulunduran çeşitli şekilde uzantılar yaparlar. Bu uzantılar eklem aralığına sokularak eklem yüzlerinin birbirine tamimiyle uymamasından meydana gelen boşlukları doldururlar.

    Sinovial tabakanın eklem boşluğuna bakan iç yüzü düz ve parlaktır. Fakat burada, periton veya pleura da olduğu gibi, eksiksiz olarak yüzeyi örten bir epitel tabakası yoktur. Bu yüz yassı1aşmış bağ dokusu hücreleri ile örtülmüştür ve bu hücreler yüzeyin düzlüğünü sağlarlar. Damar ve sinir bakımından sinovial tabaka çok zengindir. Sinirler burada zengin ağlar meydana getirirler. Eklemlerin fazla duyarlılığı, sinovial tabaka ve bilhassa eklem boşluğuna sokulan sinovial uzantılarda sensitif sinir uçlarının çokluğundan ileri gelmektedir. Damarların çokluğu burada sinovial tabaka tarafından eklem sıvısının salgı yapması ile ilgilidir. Sinovial tabakanın aynı zamanda sıvıları çabuk resorbe etmek yeteneği de vardır. Eklem boşluğuna şırınga ile dokuları tahrip etmeyen bir sıvı verdiğimiz takdirde, bu sıvı derialtı dokusunda olduğu gibi çabuk resorbe olur. Sinovial tabakanın bu yetenekliği, travma veyahut çeşitli hastalıklar sırasında eklem boşluğunda toplanan sıvıların (eksudat) kaybolmasında çok önemli rol oynar.

    Sinovia adı verdiğimiz eklem sıvısı musin bulunduran, oldukça koyu ve yapışkan bir sıvıdır. Sinaviada tek tük hücre, yağ granülleri ve sinovial uzantılardan kopmuş küçük parçalar bulunur. Eklem aralığını dolduran sinovia, makine yağı gibi eklem yüzlerinin kayganlığını arttırır ve yüzlerin sürtünmesini duyulmayacak dereceye kadar indirir.

    Eklem yüzleri arasında ilişki; hareketlerin istenilen ve maksada uygun bir şekilde yapılabilmesi için, birbiri üzerinde kayan eklem yüzlerinin hareket sırasında sıkı bir temas halinde olmaları ve birbirinden uzaklaşmamaları şarttır. Bu durumu sağlayan etkenlerden biri atmosfer basıncı, diğeri de kasların gerginliğidir. Eklem boşluğundaki basınç, hareket sırasında değişmekle beraber, her zaman atmosfer basıncına nispeten düşüktür. Bundan dolayı dışarıdan gelen hava basıncı, ekleme katılan kemik parçalarını eklem boşluğuna doğru iterek, yüzleri birbirine yaklaştırır. Tabiatıyla aynı basınç her taraftan eklem kapsülü ile eklemi örten bütün yumuşak oluşumlar üzerinde de vardır. Büyük eklemler üzerine yapılan hava basıncı hiç de küçümsenmeyecek derecededir, Örneğin kalça eklemi üzerine her taraftan yapılan basınç 12 – 15 kg. kadardır ve kapsül yırtılmamış ise, femur başını asetabulum’dan çıkarmak zordur. Kapsülde bir delik açıldığı takdirde, eklem boşluğu ile atmosfer arasında basınç ayrımı kalmaz ve kemikleri birbirinden uzaklaştırmak çok daha kolay olur.

    Eklem yüzlerinin sıkı temasını sağlayan ikinci etken de kas kuvvetidir. İki ucu ile ekleme katılan komşu kemiklere yapışmış olan kasın kasılma sırasında meydana getirdiği kuvvet, bir taraftan kemiği oynatır, diğer taraftan da hareket eden kemiği destek noktasına doğru çekmek suretiyle eklem yüzlerini birbirine yaklaştırır.İstirahat sırasında da kasın normal tonusu, eklem yapan kemikleri çekmek suretiyle, yüzleri birbirine yaklaştırır.

    Bir de, hareket sırasında veyahut dışarıdan gelen bir kuvvetin etkisi ile eklem yüzlerinin herhangi bir tarafa kayarak birbirinden uzaklaşmamaları ve yüzlerin normal temaslarının muhafazası da çok önemlidir. Eklem yüzleri arasında bu normal durum bozulursa çıkık denilen durum hasıl olur. Bazen normal yönde yapılan hareket çok geniş ölçüde yapılırsa, eklem yüzlerinin birbirinden uzaklaşmasına sebep olabilir. Gereksiz ve hatta zararlı hareketlere ve çıkıntılara engel olabilmek için mevcut oluşum eklemlere göre değişiktir.

    Bazı eklemlerde eklem yüzlerini yapan kemik uçlarının şekilleri yalnız belirli hareketler için elverişlidir. Örneğin dirsek ekleminde (articulatio cubiti) olekranon, fossa olecrani’ye sokulduğu zaman, ulna’nın fazla arkaya gitmesine ve aynı zamanda her iki kemiğin yanlara kaymasına engel olur. İncisura. trochlearis’in ortasında bulunan crista, ve bu kristanın trochlea humeride bulunan oluğa sokulması da, her iki kemiğin yanlara kaymasına engel olur. Bu durum bize bu eklemde hareketin çeşit ve derecesinin başlıca eklem yüzlerinin şekilleri ile tespit edilmiş olduğunu göstermektedir. Fakat bu eklemde hareket üzerinde daha zayıf olmakla beraber, kas ve bağların da etkisi vardır. Ayak bilek ekleminde (articulatio talocruralis) de hareketin çeşit ve yönleri eklem yüzlerini yapan kemiklerin şekil ve durumu ile tespit. edilmiştir. Burada tibia ve fibula’nın eklem yüzleri, talusun eklem yüzlerini bir çatal gibi içine almış durumdadır. Bu durum talus’a yalnız bir eksen etrafında birbirine zıt iki yönde hareket imkanı vermektedir. Hareketin çeşit, yön ve derecesi eklem yüzlerini yapan kemiklerin şekli ile tespit edilmiş bu gibi eklemlerde. fazla kuvvet etkisi ile, fazla veyahut anormal yönde hareket yapmak zorunluğunda kalınırsa yani çıkık meydana gelirse, çoğunlukla aynı zamanda eklem yüzlerini yapan kemikler de kırılırlar.

    Bazı eklemlerde eklem yüzlerinin şekilleri hareketi frenleyecek veya belli bir yön verebilecek durumda değildir. Bu gibi eklem1erde hareketin maksada uygun olarak seyretmesini daha fazla bağ veya kaslar sağlarlar. Aynı zamanda bu oluşumlar fazla ve uygunsuz yönde hareketlerin meydana gelmesine ve bu şekilde eklem yüzlerinin birbirinden ayrılmasına engel olurlar. Örneğin diz ekleminde (articulatio genu) hareketlerin normal seyrini sağlayan ve çıkıklara engel olan en önemli etken, bu eklemin iç ve dış bağlarıdır, Bazı eklemlerde bu görev daha fazla kaslar tarafından görülür. Örneğin omuz ekleminde (articulatio humeri) olduğu gibi. Burada eklemi üç taraftan saran kuvvetli kaslar, normal durumda humerus başının yerinde kalmasını ve hareketlerinin muntazam seyretmesini sağlar ve aynı zamanda hareketleri frenlerler.

    Bundan başka, belli bir yönde yapılan hareket üzerinde, zıt yönde hareket yaptıran başka kaslar da frenleyici etki yaparlar. Örneğin bacak doğrulduktan sonra tibia’ nın daha fazla ekstensiyon hareketi yapmasına yani daha fazla öne gitmesine, femur’un arkasında bulunan ve bacağı arkaya çeken fleksor kaslar engel olurlar. Kasların bu frenleyici etkisi gövdenin normal durumunun ve dengenin sağlanması bakımından çok önemli olduğu gibi, birçok eklemlerde çıkıkların meydana gelmesine de engel olur.

    Anatomide çeşitli gövde parçalarının çeşitli hareketlerine, hareketlerin yönüne göre çeşitli isimler verilmiştir. Bundan sonra çeşitli eklemlerde cereyan eden hareketleri anlatırken bu isimleri kullanacağımıza göre, burada bu isimleri kısaca izah edelim.
    Ekstensiyon gerilme: Çekme hareketi (extendo – germek, çekmek, yaymak). Bu hareket çoğunlukla arkaya doğru yapılır. Yalnız diz ve ayak bilek ekleminde ekstensiyon hareketi öne doğru yapılır. Bu eklemlerde durumun değişmesi, insanın hayvanlardan farklı olarak iki ayak üzerinde durması ve yürümesinden ileri gelmektedir. Bununla birlikte ayağın öne ve yukarı hareket etmesine dorsal fleksiyon da derler

    Fleksiyon- eğmek: Bükmek maksadıyla yapılan harekettir (flecto – eğmek, bükmek). Fleksiyon hareketi, diz ve ayak bilek eklemlerinde yapılan hareket hariç, öne doğru yapılır.
    Abduksiyon-orta çizgiden uzaklaştırma hareketi (abduco¬-uzaklaştırma alıp götürmek, kaçırmak).
    Adduksiyon-orta çizgiye doğru yaklaştırmak (adduco- kendine doğru çekmek, yakınlaştırmak getirmek).

    Rotansiyon- dönme hareketi (roto – döndürmek) lateral rotasiyon – dışa döndürmek, medial rotansiyon – içe döndürme.
    Sirkumduksiyon – bir nokta etrafında yapılan dönme hareketi çeşitli yönlerde yapılan hareketlerin tedricen birleşmesinden meydana gelir. (Circumduco-bir şeyin etrafında döndürmek).

    Eklemlerin Sınıflandırılması

    Eklemlerde articulatio veya junctura oseum terimleri kullanılır. Eklemler yapı özelliklerine ve hareket yeteneklerine göre üç ana sınıfa ayrılırlar.

    I. Synarthrose (fibröz, oynamaz) eklemler: Bu tip eklemlerde kemik yüzleri doğrudan temastadır. Arada bağ dokusu veya hiyalin kıkırdak bulunur. Ancak bunlar ekleme kaynaşmıştır. Bu eklemler hareket edemezler. Çoğunlukla kafatası kemikleri arasında bulunurlar. Bu eklemin üç çeşidi vardır:
    A. Syndemosis: Bu tipte iki kemik ligamentum interosseus ile bağlanmışlardır. Örneğin: art. tibio fibularis inferior.
    B. Suturae: kemiklerin eklem yüzleri birbirleriyle devam eder. Arada ince bir tabaka bağ dokusu bulunur. Eğer kemiklerin yüzleri bir takım çıkıntılarla birbirine kilitlenmişlerse buna gerçek sutura (sutura vera) denir. Bu tipin de üç çeşidi vardır
    a.Sutura dentata: Kemikler birbirine düzensiz dişlerle kilitlenmişlerdir. Örneğin sutura sagitalis.
    b.Sutura serrata: Eklem iki tarağın birbirine girdiği gibi kilitlenmiştir.
    c.Sutura limbosa: Arada dişlilerle kilitlenme olduğu halde eklem yapan kemikler birbiri üstüne atlamışlardır. Eğer kemiklerin yüzleri düz sahalar halinde karşı karşıya gelerek eklem yapmışlarsa buna yalancı sutura (sutura notha) denir. Bununda iki çeşidi vardır:
    a. Sutura squamosa: Kemikler geniş bir atlama kenarı bırakarak birleşirler. Örneğin; sutura temporoparietalis.
    b. Sutura plana: Burada azçok düz eklem yüzleri birbirine temas etmiştir. Örneğin; sutura intermaksillaris. gibi.
    Eğer iki kemik lamina arasındaki bir yarığa, bir kemik lamina girmişse buna schindylesis denir. Örneğin; rostrum sphenoidale-ala vomer gibi.
    C. Gomphosis: Konik bir çıkıntı bir eklem yuvasına çivi gibi çakılmışsa bu isim verilir. Vücutta yalnızca diş kökleri ile alveoller arasında vardır. Fibröz eklemlerde hareket yeteneği kemikleri bağlayan fibröz liflerin uzunluğu ile orantılıdır. Çoğunlukla hiç hareket etmezler.

    II. Amphiartrose (kıkırdaksı yarı oynar) eklemler: Eklemi yapan kemikler bir kıkırdak aracılığıyla birleşmişlerdir. İki çeşidi vardır.

    1. Synchondroses: Eklemleşen kemiklerin arasını hiyalin kıkırdak doldurmuştur. Bu tip eklemler enkondral kemikleşmede diafiz ile epifiz arasında bulunurlar. Uzun kemiklerde kemiğin uzunluğunun artmasını sağlayan discus epifizialis buna tipik örnektir. Kemiğin büyümesi durduğunda kıkırdağın tamamı da kemikleşmiş olur (synostosis).
    Kaburgalarla sternum arasındaki kostal kıkırdaklar gibi kalıcı sinkondroz örnekleri de vardır.

    2. Symphyses: Eklemleşen kemik yüzleri hiyalin kıkırdakla kaplıdır. Ancak bu yüzler fibröz kıkırdaktan bir disk aracılığıyla birleşmişlerdir.
    Simfizis çok kuvvetli, az hareket eden bir eklemdir. Örneğin: art.intervertebralis anteriores ve symphysis pubis.

    III. Sinovayal (diarthroses) oynar eklemler: Vücuttaki eklemlerin çoğunluğu bu gruptandır. Synovial eklemde eklem yüzleri ayrı ayrı hiyalin kıkırdak ile kaplanmıştır. Eklem kapsülü eklemin çevresini sarar.
    Bu eklemin 4 ortak yapı özelliği vardır.
    1.Cavitas articularis (eklem boşluğu): kıkırdakla kaplı yüzeyler ve eklem kapsülünün iç yüzü arasındaki boşluktur. İçi sinovya sıvısı ile doludur.
    2.Cartilago articularis (eklem kıkırdağı): Eklemi oluşturan kemiklerin eklem yüzlerini kaplayan hiyalin kıkırdaktır. Yüzeyi cilalı ve kaygandır.
    Eklem kıkırdaklarının sinirleri ve kan damatları yoktur.
    3.Capsula articularis (eklem kapsülü): Eklemlerin çevresini zarf gibi saran fibröz kapsüldür. Dışta bir stratum fibrosum, içte ise stratum synoviale isimli iki tabakadan oluşmuştur. İkinci tabaka ayrıca ele alınabilir. Fibröz tabaka eklem yüzlerinin kenarlarına tutunmuştur. Bazen kıvrılarak eklem boşluğuna da girebilir.
    Eklem kapsülleri genellikle fibröz bantlarla kuvvetlendirilmiştir. Bunlar ya kapsülün bir parçasıdır (intrinsik ligamentler) veya kapsülden ayrı bantlar halindedir (ekstrinsik ligamentler) bu ligamentler hareketlerin istenmeyen yönlere kaçmasını engellerler.
    Ligamentler, kollajen lif demetlerinden meydana gelmiştir. Kollajen lifler paralel veya karışık sıralanmıştır. Beyaz gümüş rengindedirler. Bükülebilir, fakat boyları değişmez. Bazı ligamentlerde sarı elastik lifler vardır. Bunlara lig. flava ve lig. nuchae örnek gösterilebilir.
    4. Membrana synoviales: kapsülün iç tabakasını oluşturur. Zar, yumurta akına benzeyen ve synovia adı verilen sıvıyı devamlı olarak eklem boşluğuna salgılar. Bu sıvı eklem yüzlerinin sürtünme etkilerini, kayganlığı nedeniyle en az düzeye indirir. Membran fibröz tabakanın iç yüzüne tam yapışmış değildir. Bağ dokusu, yağ dokusu ve damarlardan oluşmuş katlantıları eklemdeki gereksiz boşlukları doldururlar. Eklem içinden geçen tendo varsa sinovyal zar bu tendonun etrafını da kılıf gibi sarar. Bazı sinovyal eklemler ortak dört özellik dışında ayrı özelliklere sahiptir. Bunları üç guruba ayırabiliriz
    1.Discus articularis; iki kemiği bir arada tutma veya eklem yüzlerini uygunlaştırma gibi görevleri olan fibröz kıkırdak disklerdir.
    2.Labrum articulare; eklem yüzlerini derinleştirmeye yarayan özel fibröz kıkırdak oluşumlardır. Örneğin; labrum glenoidale.
    3.İntraartiküler tendo; kapsülü delerek eklem içinden geçen kas tendolarıdır. Örneğin; m. biceps brachii uzun başı.

    Sinovyal Eklemlerin Çeşitleri
    Bu eklemler hareketlerine göre çeşitlendirilirler. Eklem tek eksen etrafında hareket edebilir. İki eksen veya çok eksen etrafında hareket edebilir.

    Tek eksenliler
    a. Trochlear (ginglymus); eklem yüzleri aşağı yukarı makara şeklindedir. Tek eksen etrafında harekete izin verirler. Bu hareket fleksiyon-ekstensiyon tarzındadır. Örneğin; art.interphalangea, art. humeroulnaris. Bu eklemlerin geniş olanları bir miktar kayma ve rotasyon hareketi de yapabilir. Örneğin; genu eklemi.
    b. Trochoid-pivot; hareket dik eksen üzerinde rotasyon şeklindedir. Bu tipte eklem yüzleri ve ligamentler daha çok bir yüzük şeklindedir. Örneğin; art. radioulnaris proksimalis, art. atlanto-axialis.

    Çift eksenliler
    a. Art. condyloid (elipsoid); burada condil şeklinde bir eklem çıkıntısı oval bir çukurun içine alınır. Bu eklem ekstensiyon-fleksiyon ve adduksiyon-abduksiyon hareketlerine izin verir. Cirkumdiksiyon hareketi de olabilir, ancak rotasyon olamaz. Örneğin; el bileği eklemi.
    b. Art. cellaris; eklem yüzleri eyer biçimindedir. Yukardaki eklemle aynı hareketlere izin verir. Örneğin; art.carpometacarpea pollicis gibi
    Çok eksenli eklemlere ise bir tek örnek vardır. Art. spheroidea-enarthrosis. Burada küre şeklinde bir yuvaya küre şeklinde bir eklem çıkıntısı girmiştir. Her türlü hareketi yapabilir. Örneğin; omuz ve kalça eklemleri.
    Art. plana; eklem yüzleri düzdür. Yalnızca kayma hareketleri yapabilir. Hareketleri ligamentlerle sınırlandırılmıştır. Örneğin; intervertebral eklemler.

    Eklemlerin Sinir ve Damarları

    Sinir uçarı eklem kapsülü ve sinovial zarda sonlanır. Sinirler eklemin yüzeyindeki deri ve eklemi hareket ettiren kasların sinirlerinin dallarıdır. Buna Hilton Kanunu denir. Bu sinir uçları eklemi hareket ettiren kasların reflekslerini düzenleyen, proprioception ve ağrı duyuları taşırlar.
    Kan ve lenf damarları eklemlerin etrafında anastomozlar yaparlar.

    Klinik Önemi

    1. Erişkin hayatın başlangıcından, yaşla birlikte gittikçe ve çok yavaş ilerleyerek eklem kıkırdaklarının yaşlanması olgusu ortaya çıkar. Bu olgu vertebral kolon, kalça, diz ve el eklemlerinde belirlidir. Bu geriye dönmez dejeneratif değişmeler kıkırdakların basıncı absorbe etme ve yağlama yeteneklerini azaltır. Bazı olgularda bu durum hiçbir önemli semptom vermediği halde, bazılarında devamlı ağrı yakınmalarına neden olur.

    2. Athiritis (artrit) terimi bize eklemin enfeksiyonunu tanımlar. Osteoartrit, osteoartroz ve dejeneratif artrit gibi eklem hastalıkları buna örnektir. Ağırlık taşıyan eklemlerde şişmanlık bu hastalıkların ilerlemesini kolaylaştırır.

    3. Snovyal sıvının akışkanlığı ısı ile değişir. Düşük ısılarda sıvı daha az akışkan duruma geçer. Bu olgu eklemlerin soğuk havalardan etkilenmesini kısmen açıklayabilir.

    4. Sinovyal zar içindeki zengin kapiller ve lenfatik pleksuslar eklem boşluğundan güçlü bir absorbsiyon sağlar. Bu nedenle eklemin travmatik enfeksiyonlerı septisemi (enfeksiyon etkeninin kana karışması) ile sonuçlanabilir. Bunun tersine kan içindeki normal ve patolojik maddeler kolaylıkla eklem içine girebilir
    .

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ – Veteriner Hekim – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr. (Ph.D.)

  • Özel artrologıa – özel eklem bilimi

    Junctura Extremitatum Thoracicarum (Üsttaraf Kavşağı Eklemleri)

    Art. acromioclavicularis ve art. sternoclavicularis olarak iki tanedir. Bu eklemlerin ikisi de plana tipi (sinoviyal) eklemler olup; art. sternoclavicularis’in kapsülü lig. sternoclaviculare anterius et posterius ile desteklenmiştir. Art. acromioclavicularis’in kapsülü ise lig. acromioclaviculare ile desteklenmiştir. Art. acromioclavicularis’in ekstrensek bir bağı olan lig. coracoclaviculare (lig. trapezoideum ve lig. conoideum olarak iki bölümü vardır) bu tendolar eklemin stabilizasyonunda rol oynar.

    Serbest Üsttaraf Eklemleri

    l. Omuz eklemi (art. humeri.glenohumeral eklem): Humerus başı ile scapula’daki glenoidal çukur arasında oluşmuş, sinoviyal, siferoid bir eklemdir. Sığ olan glenoidal çukurluk, labrum glenoidale ile arttırılmıştır.

    Omuz eklemi, gevşek ve yer yer incelmiş bir eklem kapsülüne sahiptir. Kapsülün en zayıf yeri alt bölümüdür. Kapsül arkadan dört kısa kasın (m. supraspinatus, m. infraspinatus, m. teres minor, .m. subscapularis) tendonları ile desteklenmiştir. Bu dört kas “rotator cuff’ (Sits kasları) olarak adlandırılır. M. biceps brachii’nin caput longum’unun kirişi eklem boşluğundan geçerek scapula’ya tutunur.

    Eklem kapsülü, glenohumeral ve coracohumeral) bağlarla da desteklenmiştir. Eklem etrafında birçok bursa (bursa subacromialis. bursa subdeltoidea vb.) bulunur.

    2. Dirsek eklemi (art.cubiti) : Humerus alt ucu ile radius ve ulna’nın üst uçları arasında oluşan, ortak kapsüllü üç eklemden ibaret, kompozit bir eklemdir. Eklem içeriğindeki üç eklem ayrı tiplerde olmasına karşın, dirsek eklemi fonksiyonel olarak gingliymus tiptedir.

    Dirsek eklemi kapsamındaki humero-radial eklem sferoid tipte, humero-ulnar eklem gingliymus tipte, üst radio-ulnar eklem ise trokoid tipte eklemlerdir. Eklemin, stabilizasyonunu sağlayan bağları (lig. anulare radii, lig quadrat ve lig obliqua ) dışında ulnar ve radial colloteral bağları (lig. collaterale ulnaıre et radiale) vardır.

    Atr. Cubiti Klinik Bilgi

    1. Dirsek eklemi yüzleri geniş ve dış etkilere açık bir eklem olduğu için çıkık ve kırıklar çok görülür. Eklemi oluşturan unsurların normal durumda olup olmadığını gösterej rongen filmleri dışında bazı foktöler vardır.

    a. Ön kol tam eksentesyondaiken olekranonun tepesi, iç ve dış epikondilleri birleştiren çizgiye teğettir.

    b. Ön kol 90° fleksiyonda iken iç epikondil, olekranon ve dış epikonilin en üçgen ortaya çıkar. Bu iki ölçüt dışındaki durumlarda, eklemde kırık veya çıkıklar söz konusudur.

    2. Olekranonun arka yüzü derinin altında çok yüzeyeldir. Bu yüzle derialtı dokusu arasında bursa subcutanea olecrani denilen bir sinovyal kesew yer alır. Bu bursa dirsek üstüne düşmelerde ve kesenin sert yüzeye devamlı sürtünmelerinde (öğrencilerde) iltihaplanabilir ve şişer.

    3. Proksimal radial epifiz kırığı gençlerde, dirsek eklemi fazla abduksiyona zorlayacak biçimde düşmelerde görülür. Bu epifiz diafiz ile 14-17 yaşlar arasında birleşir.

    4. İç epikondil ayrılması, çocuklarda dirsek eklemi ekstensiyonda iken fazla abduksiyona zorlayacak içimde düşmelede görülür. Çok gerilmiş olan unlar kolletral ligament iç epikondili epifizden söker ve aşağıya çeker. Çünkü iç epikondil epifizi 20 yaşına kadara humerus distal ucu ile birleşmez. Bu geç birleşmeye dikkat edinz. İçepikondil ayrılmasında hemen altından geçen n. ulnari zedelenebilir.

    5. Dirsek eklemin arkaya çıkması (posterior dislokasyon): Çocukların dirsek eklemi fleksiyonda iken elleri üstüne düşmelerinde görülür. Ulna ve radius prosimal uçları arka-yukarı doğru uzaklaşır.

    6. Taşıma açısı: Bu açıya ait bilgi kol ve ön kol kırıkları düzeltilirken önelidir. Buna ek olarak bu açının darması Turner Sendromu’nun klinik karakterlerinden biridir. Seks kromozomu XO olan kadınlarda görülür ön kolun radial tarafa fazla dönmesine cubitus valgus durumu denir.

    3. Radioulnar eklemler: Radius ile ulna arasında üç eklem mevcuttur. Bunlardan ikisi (art. radioulnaris proximalis ve art. radioulnaris distalis) diarthrosis (trokoid tipte) tarzında olduğu halde biri synarthrosis (syndesmosis radioulnaris) fonksiyonel olarak da amphiarthrosis tiptedir. Distal radio-ulnar eklemde, proc. styloideus ulnae’nin tabanından incisura ulnaris radii’ye uzanan güçlü bir bağlayıcı discus articularis bulunur. Bu disk, eklemi art. radio-carpea’dan ayırır.

    4. Radiocarpal (el bileği eklemi) eklem: Radius’un alt ucu ile el bilek kemiklerinin üst sırası kemikleri ( os pisiforme hariç) arasında oluşmuş elipsoid (iki eksenli) bir eklemdir. Radiocarpal eklem fleksiyon, ekstensiyon, abduksiyon ve adduksiyon hareketleri yapabilir.
    Radiokarpal eklemde, dorsal, palmar, radier ve collateral bağlar ile tespit edilir.

    5. Carpal eklemler : Aynı sıradaki carpal kemikler arasındaki eklemlere intercarpal, üst ve alt sıra carpal kemik grupları arasındaki ekleme de mediocarpai eklemi denir. Carpal kemiklerin tümü sinoviyal ve plana tipinde olup kayma hareketleri yapabilirler.
    Carpal eklemler interkarpal dorsal ve palmar bağlar ile radier ve interosseus bağlar tarafından güçlendirilmiştir.

    Art. Carpalia Klinik Bilgi

    1-Sinovial sıvının bakteriler için çok uygun bir ortam oluşturması nedeniyle kılıfın perforasyonlarında (delinmelerinde) ciddi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir (tenosinovit).
    Bursa radialis: M. flexor pollicis longus tendosunu saran sinovial kılıftır. Bu kılıf başparmağın ucundan lig. carpi transversum’un 2, 5cm. kadar proksimaline uzanır.
    Bursa ulnaris: M. flekxor digitorum superficialis (sublimis) ve m. flexor digitorum profundus tendolarını ortak olarak saran sinovyal bir kesedir. Unlar tarafta küçük parmağın digital kılıfı bu kılıf ile birleşir. İşaret orta ve yüzük parmakların tendonlarını saran kısımları ise avucun ortasında kapanarak sonlanırlar. Bu ortak sinovial kılıfın proksimal ucunda lig. carpi transversum’un 3-4 cm. üstüne kadar uzanır.

    2-Bilekte genellikle radial ve unlar bursalar arasında bir bağlantı olduğu için başparmağın enfeksiyonları küçük parmağın ucuna kadar yayılabilir ve elde horse-shoe (at nalı) abselere neden olabilirler.

    3-Dupuytren kontraktürü (Aponeurosis palmaris): longitudinal liflerinin patolojik olarak kalınlaşması ve kasılması (fibrozis) bir veya birkaç parmakta kalıcı fleksiyon oluşturur. Buna dupuytren kontraktürü denir. Bu başparmakta pek görülmez. Çünkü aponeuroz başparmağın serbest kısmına kadar uzanmaz. Yüzük ve küçük parmaklar önce tutulurlar. İşaret parmağı daha ender olarak tutulabilirler. Nedeni bilinmemektedir.

    6. El tarak ve el parmak iskeleti eklemleri: Metecarpal (el tarak) kemiklerinin tabanları ile alt sıra el bilek kemikleri arasındaki eklemlere carpometacarpal eklemler, el tarak kemiklerinin başları ile proksimal phalanksların tabanları arasındaki eklemlere metacarpophalengeal eklemler, falankslar arasındaki eklemlere de interfalengeal eklemler denir.

    Junctura Extremitatum Pelvinarum (Alt ekstremite eklemleri-Alt üyeler)

    l. Art. sacroiliaca: Os sacrum ve os ilium’daki auriculer yüzler arasında oluşmuş, sinoviyal-plana tipi bir eklemdir. Fonksiyonel yönden amphiarthrosis kabul edilir. Eklem çok güçlü bağlarla (dotsal sacroiliak ve interosseus bağlar) desteklenmiştir. Sacotuberal ve sakrospinal bağlar da eklemin stabilizasyonunda rol oynarlar.

    Symphysis pubica: Sağ ve sol os pubislerin önde, orta hatta birleşmesi ile oluşmuş kartilaginoz bir eklemdir. Eklemin üst ve alt tarafından bağlar uzarır. Simfizis pubica’nın bağları ve diski, kadınlarda hamileliğin son aylarında hormonların etkisi ile yumuşayarak, doğuma katkı yapar.

    Art. Sacroiliacus Klinik Bilgi

    1.Yüksekten, ayaküstü yere düşme durumunda sakroiliak eklemler vücut ağırlığını kalça kemiklerine iletirler. Alt ekstremitenin fleksiyonu omurgayı incinmekten korur. Sakrotuberal ve sakrospinal ligamentlerin elastikliği de omurgayı koruyan ögelerdir.

    2. Gebeliğin son evrelerinde hormanal etkilerle sakroiliak ve interosseal ligamentler yumuşayarak gevşerler. Bu durum eklemin rotasyon tarzında hareketlerine izin verir. Aynı durumun symphysis pubiste de olması ile doğum kanalından fetus başının geçmesi kolaylaştırılır.

    3. Crista iliaca’nın arkada son bulduğu spina iliaca posterior’ları palpe etmek çoğunlukla güçtür. Ancak bu spinaların hemen üstünde, onları işaretleyen küçük birer deri çöküntüsü vardır. Bunlar bir birinden 8 cm kadar uzaktadır. Bu deri çukurcukları ilium’dan kemik iliği almak isteyen bir doktora iyi bir işarettir. İğne çukurunun 1 cm alt-dış tarafından ilium’a sokularak kemik iliği alınır.

    2. Art. coxae: Femur başı ile os coxae’deki acetebulum arasında oluşmuş sferoid bir eklemdir. Kalça eklemi vücudumuzun en hareketli eklemlerinden biridir. Kalça eklemi sağlam ve sık örgülü bir kapsulaya sahiptir.

    Eklemin esas bağları lig. iliofemorale, lig. pubofemorale ve lig. ischiofemorale’dir.

    Bunlar dışında eklemin mekaniğinde etkili olmayan lig. transversum acetebuli ve lig. capitis femoris (lig teres femoris) bulunur. Lig. capitis femoris içinde femur başına giden damarlar bulunur.

    Kalça eklemi, ekstansiyon-fleksiyon. abduksiyon-adduksiyon ve rotasyon hareketlerine olanak sağlar.

    Art. Coxae Klinik Bilgi:

    1. Osteoartrit’e bağlı ağrı ve deformiteleri önlemek için kalça eklemi kısmen veya tamamen çıkarılıp, protezle değiştirilebilir. Yeni metal veya plastik eklem normal eklemin görevlerini mükemmel nyapar.

    2. Lig. Capitis femoris değişikliği bireylerde büyüklük ve uzunluk bakımından varyasyonlar gösterir. İçinden a. capitis femoris geçer.

    3. Femur başına çok yakın olan collum kırıkları çoğunlukla baş’ın kan dolaşımını bozarlar. Bazı bieylerde a. capitalis femoris’ten gelen kan, femur başının ucunu besleyen tek kaynak olabilir. Böyle durumlarda ligamentin kopması ile femur başının proksimal prçası aseptik nekroza uğrayabilir.

    4. Kalça eklemi duyularını algılayan femoral, siyatik ve obturator sinirler aynı zamanda diz eklemini de innerve ettikleri için kalça eklemi ağrıları diz bölgesine de aksedebilir.

    5. Kalça ekleminin konjenital kalça çıkığı her 1000 doğumda 1. 5 oranında görülür. Olguların yarısında çıkık iki taraflıdır.
    Konjentinal kalça aylarca fark edilmeyebilir. Eklem kapsülü gevşektir. Acetabulum ve femur başında hipoplazi vardır.
    Konjektinal kalça çıkıklığının tipik klinik işareti, eklemin abduksiyon yapmamasıdır. Ayrıca çıkık ekstremite daha kısadır.

    6. Kalça ekleminin sonradan çıkıkları ender görülür. Uyluk fleksiyon, adduksiyon ve iç rotasyon durumunda iken karsıya güçlüce çarpılırsa (otomobil kazalarında) femur başı acetabulum dışına çıkabilir. Bu durumda kapsül arkada yırtılır ve femur başı yırtığın içine girer.

    7. Acetabulum’un kenarlarında olan kırıklar, femur başının fraktür çıkıklarına neden olur. Femur başı kırık kemik parçaları ile birlikte labrum acetabulare’yi de sürükler.

    8. Siyatik sinir kalça eklemi ile yakın komşulukta olduğundan, bu eklemin kırık veya çıkıklarında zedelenebilir.

    9. Tuber ischiadicum’un yüzeyinde bulunan iscihiadica, aşırı baskı nedeniyle iltihaplanabilir (iskial bursit).

    10. Tuber ischiadicum otururken hemen bütün vücut ağırlığını yüklenir. Debil veya felçli hastalarda, iyi bakılmazsa bu bölge de basınç yaraları açılabilir.

    11. Bursa trochanterica’nın iltihabı kalçanın yan kısımları ve gluteal bölgede yaygın derin bir ağrıya neden olur. Büyük trokanter üstünde bir gerginlik duyusu şikâyeti vardır.

    12. N. gluteus superior’un zedelenmesine bağlı olarak m. gluteus medius ve minmus felce uğrarsa, yürürken pelvis’in tespit mekanizması bozulur. Normal tarafta ayak yerden kesilince pelvis bu tarafa eğilir. Hastanın yürüyüşü, ördeğin yürüyüşünü andırdığı için bu duruma “ördek yürüyüşü” denir. Gebeliğin sonuna doğru sakral pleksus baskı altında kaldığı için fizyolojik olarak ördek yürüyüşü görülür.

    13. Gluteal bölge ilaçların kas-içi enjeksiyonu için ilaç absorbsiyonunu için uygun bir yerdir. Kasları geniş yüzeyli ve kalın olduğu için ilaç absobsiyonuna uygun ortam yaratır. Bir hemşire yada ebenin bu bölgede emniyetli enjeksiyon alanını çok iyi bilmesi gerekir. Bir kalça kabarıntısını, birbirini tam ortada, dik kesen çizgilerle dört bölüme ayırırsak, emniyetli enjeksiyon alanı üst-dış bölümdür.

    14. Ancak küçük çocuklarda bu alanda tehlikeli olabileceği için enjeksiyonlar uyluğun ön-dış kısmının ortasına yapılır.

    3. Art. genus : Femur alt ucu ile tibia üst ucu ile patella arasında oluşmuş insan vücudunun en büyük ve en komplike eklemidir. Eklem yüzlerinin uyumu menisküslerle (içvan ve dışvan meniskus) sağlanmıştır.

    Art. genus bikondiler tip bir eklemdir. Eklem kapsülü, gevşek ve yer yer incelmiş, önde tümüyle kaybolmuş şekildedir. Art.genus capsül içi ve capsül dışı olmak üzere iki grup bağa sahiptir. Eklem içinde iki crusiat, iki meniskofemoral bağ bulunur. Eklem dışındaki bağlar ise lig. patellae. lig.collaterale fibulare et tibiale. Lig. popliteum obliquum ve lig. poptiteunı arcuatum’dur.
    Art. genus.ekstensiyon-fleksiyon ve rotasyon hareketlerine olanak sağlar.

    Art. Genu Klinik Bilgi:

    1. Dizin ekstentisiyon sırasında, quadriceps’in büyük bölümü patella’yı dışa-yukrıya doğru çeker. Bu güç patella’yı yana doğru çıkarma eğilimindedir. Bu eğik çekiş m. vastus medialis’in patella’yı yukarı-içe doğru çekişinin etkisiyle düzeltilir. Eğer vastus medialis zayıfsa veya felçli ise quadriceps’in güçle kasılması patella’yı dışa doğru çıkarabilir.

    2. Diz ekleminin zedelenmelerinde quadriceps femoris işe yaramaz hale gelir. Çalışmadığı zaman kas büyük bir hızla yıkıma uğrar. Bu yıkım eklem görevinin düzelmesini geciktirir. O bakımdan eklem tedavisi boyunca quadriceps’e düzenli olarak eksersiz yaptırılmalıdır.
    Sırt üstü yatan hastanın dizi ekstensiyonda iken kalçasına fleksiyon yaptırması yeterli bir eksersizdir.

    3. Quadriceps’in felç olması durumunda vücut ağrılı dizi ekstensiyona zorlayacağı için hasta ayakta durabilir. Eğer pelvis hafifçe öne eğilirse hasta kısa adımlarla yürüyebilir. Bu hastalar dizin fleksiyonunu engellemek için sık sık uyluğun alt kısmını elleriyle bastırırlar.

    4. Quadriceps femoris futbol’da çok zedelenen bir kastır. Direkt travmalarda kas lifleri kopabilir ve ezilebilir (Kontuzyon). Bu durumda lokal hematom oluşur (Charley horse).

    5. Diz eklenin zedelenmeleri daha çok eklem boşluğunda aşırı kan veya sinovyal sıvı birikmesi ile ilgilidir. Diz hafifçe fleksiyon durumunda iken eklem boşluğu en geniş haldedir. Şişme yukarıya ve patellanın yanlarına yayılır. Eklemden sıvı almak gerekirse patellanın üstüden veya yanlarından ekleme girilmelidir.

    6. Patella çıkabilir veya kırılabilir. Patella’nın kırıkları iki şekilde gerçekleşir. Patella’nın kırıkları iki şekilde gerçekleşir. Kemiğin önden gelen veya kemiğin üstüne düşme şeklindeki darbelerde kemik parçalara ayrılı. Ancak m. quardriceps’in tendosu parçaları dağılmadan yerinde tutar. Çoğunlukla dizin aktif eksensiyonu bozulmaz. Bazen genellikle orta yaşlarda bir birey düşmekten kendisini korumak amacıyla quardriceps kasını kuvvetle ve aniden kasar. Bu durumda patellea ortasından enine olarak kırılabilir. Yanlarda ki retinakular ligamentler yırtılır. Kemik üst ve alt iki parçaya ayrılır. Bu tür kırıkta dizin aktif ekstensiyonu kaybolur.

    7. Patella’nın cerrahi olarak çıkarılması hemen hemen hiçbir fonksiyon kaybı yapmaz.

    8. Quadriceps tendosu patella’yı yukarıya ve dışa doğru çeker. Genu valgus deformitesi kasın bu etkisini iyice artırı. Bazı bireylerde, normalde çok belirgin olan kemiğin dış dudağı zayıf olarak oluşur. Bu bireylerde quadriceps’in çekmesi ile patella dışa doğru çıkabilir.

    9. Dizin ligamentleri sık sık zedelenebilir. Bir yaya’ya otomobil tamponu yandan çarparsa dizi hiperekstensiyona zorlayarak lig. cruciatum anterior’u yırtar. Lig. cruciatum posterior’un yırtılması daha enderdir. Diz fleksiyonda iken tuberositas tibia üstüne düşülürse, bu ligament yırtılabilir. Bu durumda tibia aşırı olarak arkaya kaçar.

    10. Meniskus’ların yırtılması en çok görülen diz zedelenmelerinden biridir.
    Tibial kollateral ligament iç meniskus’a sıkıca yapışmıştır. O bakımdan bu ligamenti zedeleyen aşırı abdukiyon kazarlında veya doğrudan darbelerde iç meniskus’ de yırtılabilir. Bu olgu futbol maçlarında çok görülür. İç meniskus zedelenmesi tipik olarak diz eklemi yarı fleksiyonda ve femur tibia üstünde iç rotasyon durumunda iken ekleme yük binerse görülür.
    Meniskus parçaları tibia ile femur eklem yüzleri arasına sıkışarak, eklemi yarı fleksiyonda kilitler. Menisküs’ların yırtıldığınadair kanıtlar vardır. Yırtılmış bir meniskus çıkarıldığında eklem kapsülünün derin tabakalarından, fibröz yapıda bir meniskus yeniden oluşur.

    Dış meniskus daha küçük ve daha hareketlidir. Fibular kollateral ligamente tutunmadığı için kolay zedelenir. Dış meniskus ile fibular kollateral ligament arasında popliteus kasının tendosu ve bursa poplitea yer alır.

    Diz ekleminin boşluğu için hava veya konstras madde enjekte edilirse meniskus’lar röntgen filminde görünebilir. Pneumoartrogram ve çift konsantrast artogramlar diz ekleminin yumuşak doku lezyonlarını gözlemlemekte kullanılır.

    11. Diz eklem boşluğuna enjeksiyonda yapılabilir. Bir masanın kenarında oturarak bacaklarınızı fleksiyonda sarkınız; a. Apex patella, 2. Tibia dış kondili, 3. Femur dış kondili ön çıkıntısı noktalarını birleştirerek bir üçgen çiziniz. Bu üçgenin tam ortası enjeksiyon noktasıdır.

    12. Bursa suprapatellaris boşluğu diz eklemi boşluğu ile birleştiği için diz ekleminin bir kısmı olarak kabul edilir. Uyluğun altında, bu bursa’ya ulaşan delici yaralar sonucu diz eklemi iltihaplanır. Femur distal ucunun kırıklarında eklem boşluğunda kan birikebilir (hemartroz).

    13. Bursa prepatllaris devamlı baskı altında kalırsa, iltihaplanabilir (prepaellar bursitis). Kronik enfeksiyonda, dizin önünde yumuşak büyük bir şişlik görülür (hizmetçi dizi) denir.

    14. Derin popliteal fasiya güçlü ve genişlemeye olanak vermeyen bir fasiyadır. Bu nedenle fossa’daki bir apse veya tümörün ağrısı kolayca ayırt edilir. Ayrıca popliteal apseler yukarıya uyluğa ve aşağıya, bacağın arka bölgesine yayılma eğilimi gösterirler.

    15. Fossa’nın döşemesi diz ekleminin arka yüzüne dayalı olduğu için sinovyal boşluktan sıvı kaçması durumlarında fossa şişer ve içi sıvı dolu popliteal kist içerir. Popliteal kistler çoğunlukla bursa semimembransus ve bursa poplitea ile bağlantılı olarak gelişirler. Bu tip çocuklarda çok görülür.

    Erginlerde popliteal kistler zarı geçen dar bir yolla eklem boşluğuna birleşirler. Romatizma veya dejeneratif eklem hastalıklarında sinovyal sıvı efüzyonu olacağı için popliteal kist bir sinovya fıtığı halinde bacağın ortasına kadar büyüyebilir ve eklem fonksiyonunu bozabilir.

    16. N. Tibialis derinde seyrettiği için iyi korunmuştur ve kolayca zedelenmez. Ancak fossa poplitea laserasyonlarında ve diz ekleminin arkaya çıkıklarında zedelendiği olur. Bu durumda arka loj ve ayak tabanı kasları felce uğrarlar. Yürürken topuk yerden kesilemez. Hasta felçli ekstremiteyi onun yanına getirir ve tekrar destek olarak kullanır.

    Bu hastalarda ayrıca ayak tabanı derisinde duyu kaybı vardır. Ayak tabanında basınç yaraları oluşabilir.

    5. Tibia ve fibula arasındaki eklemler: Tibia ve fibula arasında art. tibiofibularis (üst tibiofibular eklem.sinoviyal ve plana tipi eklem), membrana interossea cruris. syndesmosis tibiofibularis (art tibiofibular eklem) olmak üzere üç eklem mevcuttur.

    6. Art.talocruralis : Tibia ve fibuia’nın distal uçları ile talus’un üst bölümü arasında oluşan ginglimus (trohlear) tip bir eklemdir. İnce olan eklem kapsülü, yanlarda kollateral seyirli bağlarla güçlendirilmiştir.
    Art. talocruralis’in içyan tarafındaki bağına lig. mediale (deltoideum), dışyan tarafındaki bağına lig. laterale (talofibuler ve kalkaneofibuler bağlar) denir.

    Art. genus dorsofleksiyon ve plantar fleksiyon hareketlerine olanak sağlar.

    Art. Tarsii Klinik Bilgi:

    1.Lig. tibiofibulare posterior ön ligamentten çok daha fazla güçlüdür. Bazı ayak bileği zedelenmelerinde arka tibiofibular ligament tibia’nın arka tibiofibular ligament tibia’nın arka-alt parçasını koparabilir. Bu durumlarda kırık ayak bileği ekleminin içinede girer. Buna ek olarak dış ve iç malleolus’lar da birlikte kırılabilir. Böyle bir kırığı trimalleolar kırık adı verilir.

    2.Devamlı olarak futbol topuna tekme vurmak zorunda kalan futbolcular da talus boynun üst yüzünde ve tibia alt ucunun ön yüzünde yeni kemik dokusu oluşur. Tekme atarken yapılan plantarfleksiyon nedeniyle tibotalar ligamentin tutunma yerlerindeki kemik kabarıntıları gösterir. Bu duruma futbolcu ayağı denir.

    3.Ayak bileği ekleminin içe doğru çıkıkları, deltoid liggamentin gücü nedeniyle ender görülür.
    Eklemin fraktür-çıkıklarında tibia ve fibula distal uçları da çoğunlukla kırılmıştır. En çok görülen Pott kırığı ayağın büyük bir güçle eversiyon yaptığı durumlarda olur. Deltoid ligament iç malleolus’ yapışma yerinden yırtılır. Talus yana yatar ve fibulayı alt ucundan kırar.

    4. Ayak ileği eklemi çok sık zedelene bilen bir eklemdir. Bu arada en çok da lig. laterale hasar görür. İnversiyon zedelenmeleri, ayağın güçle inversiyon yapması orunluluğunda ortaya çıkar. Olay çoğunlukla şöyle gelişir: a. birey alışılmadık engebeli bir yüzeye basarak düşer. b. Bu lateral ligamentin liflerini gererek bazılarını yırtar. c. Dış malleolus tepesinin ön-alt kısmında lokal bir şişme, ağrı ve gerginlik gelişir.

    Lateral ligamentin bazı liflrinin yırtılması ayak bileği ekleminin stabilitesini bozar. Ligament iyileşinceye kadar ayak, zorunlu olarak eversiyonda tutulur. Eğer iyileşme olmadan ayak inversiyona getirilirse fraktür-çıkığı olabilir.

    5.Ayak bileği ekleminin sinoviyal boşluğu bazen tendo calcaneus’un iki yanına kadar çıkabilir. Böyle bir eklemin artirit’i durumunda, tendonun iki yanında şişme görülür.
    Sabit bir şeyin altına sıkışmış olan ayak (örneğin; bir kayanın altına) inversiyona zorlanırsa fraktür-çıkığı oluşabilir. Bu durumda vücudun olanca ağırlığı lateral ligamente biner. Çoğunlukla lig. calcaneo-fibulare yırtılır. Bazen lig. talofibulare anterior’da buna katılır. Talofibular ligament eklem kapsülünün ön kısmına yapıştığı için, kapsül de birlikte yırtılabilir. Ayrıca dış malleolus’un ucu kopabilir.

    Lateral ligamenti destekleyen ve innervesiyon zedelenmelerine engel olan en önemli aktif etken m. peroneus brevis’tir.

    6.Ayağın ani ve aşırı eversiyonlarında m. peroneus brevis tendonu tuberositas ossis metatarsi quinti’yi koparabilir. Bu nedenle radiologlar ayak zedelenmelerinde bu tubersitas’ın kopup kopmadığına öncelikle bakarlar.

    7. Tarsal eklemler (Art. intertarseae): Ossa tarsi’ler arasındaki eklemler olup, önemlileri subtalar calkaneokuboidal, talokalkaneonauikuler ve transver-sal tarsal (chopart eklemi) eklemdir. Bu eklemler güçlü bağlarla desteklenmiştir.

    8. Ayak tarak ve ayak parmak iskeleti eklemleri (Art. metatarsi ve phalengeallis): Ayak bileği kemiklerinin distal sırası ile metatarsal kemiklerin tabanları arasındaki plana tipi eklemlere tarsometatarsal eklemler (topluca lisfranc eklemi olarak adlandırılır) denir. Diğer eklemler ele benzer şekilde adlandırılır. (metatarsofalengeal eklemler, interfalengeal eklemler) gibi.

    Art. Metatarsii Klinik Bilgi:

    1.II. tarsometatarsal eklemin şekli nedeniyle II. Metatarsal kemik çok az hareket edebilir. Eğer ayağın distal ucu alışılmadık şekilde ve ani olarak fazla çalışırsa, bu kemik kırılabilir. Örneğin, eğer alışkın olmayan bir birey zorlamalı yürüme egzersizleri, çok uzun yürüyüşler, bale egzesizleri gibi çalışmalara kalkarsa kemik yürüme kırığına uğrayabilir.

    2.Ayağın amputasyonlarında eğer olay çok ilerlememişse Lisfranc amputasyonu tecih edilir. Bu amputasyonun başlangıç noktası olarak tuberositas ossis metatarsi V arkasından tarsometatarsal ekleme girilir ve eklemin iç ucundan çıkılarak ayak kesilir.

    Eğer olay biraz daha arkya ilerledi ise amputasyon art. transversa tarsalis boyunca yapılır. Art talonvicularis ve art. calcaneocuboidea ayrı ayrı eklemler olmasına karşın aynı enine planda yer almışlardır. İkisine birlikte art. trasversa tarsalis adı verilir.

    3. I. metatarsopalangeal eklem deforme olup büyüyebilir. Bu durumda ayak başparmağının prosimal ucu dışa doğru dönerek taşabilir. Bu olguya hallux valgus adı verilir. Dar burunlu ayakkabı giyenlerde çok görülür. Bu bireyler, sesamoid kemiklerinin I. ve II. metatars başları arasında doğru yer değiştirmiş olmasından dolayı, başparmaklarını ikinci parmaktan uzaklaştıramazlar. Olay eğer gençlikte başladıysa gittikçe ilerler. Prognozu kötü olduğu için tedavi cerrahidir.

    4. Gut hastalığı; bağ dokusu kemik ve kıkırdaklarda ürat kristallerinin depolanmasıyla gelişen bir metabolik hastalıktır. Çoğunlukla I. metatorsofalangeal eklemde yerleşir. Şişme görülür ve eklemde ağrı vardır.

    5. Osteartrit’de ilk tutulan eklem çoğunlukla I. metatarsofalangeal eklemdir. Deformite olmaksızın, ağrıyla birlikte giden böyle bir durumdaki başparmağa hallux rigidus adı verilir.

    6. Proksimal falanksın kalıcı bir şekilde dorsifleksiyonu durumuna çekiç parmakdenir. Çoğunlukla ayağın II. Parmağında görülür. distal falanskflesiyon veya ekstensiyonda kalbilir. Bu olgu metatarsofalangeal eklemlere fleksiyon yaptıran lumbrikal ve interosseal kaslaın zayıflamalarıyla ortaya çıkar.

    7.Bebeklerde ayaktabanı, derialtı yağ yastığının çokluğu nedeniyle düz görülür. Ayak arkusları doğumda var olmasına karşın, çocuk birkaç ay yürümeden önce belirli olmazlar. Bu durum normal karşılanır.

    8.Ayak arkuslarının ve kubbesinin herheangi bir nedenle çökmesi ve ayaktabanın düz olarak basması durumuna düztabanlık (pes planus)denir.
    Ayakta duruşta plantar ligamentler ve plantar aponevroz, vücut ağırlığının baskısı altındaki ayak kubbesinin durumunu korumasında önemli rollere sahiptir. Eğer bu ligamentler, uzun süre ayakta durmak zorunda kalan bireylerde, aşırı şekilde gerginleşirse, lig. calcaneonaviculare plantere talus başını alttan yeterli biçimde destekleyemez. Arcus longitudinalis mediale çöker ve ayağın ucu dışa doğru deviasyon gösterir. Taban olduğu gibi yere yapışır.

    Çok görülen bir düz tabanlık tipinde, üstüne düşen ağırlık kalktığı zaman arkusların normal şekline geri dönerler.

    Düz tabanda transvers arkuslar da çökebilir. Dıştaki 4 metatarsal kemiğin başları yere dayanacağı için, bunlarda callus oluşabilir. Bu bölgelerde deri de, basınca karşı koruyucu bir mekanizma olarak kalınlaşır. Düz tabanlar çok çabuk yorulurlar.

    C. Baş-Boyun ve Gövde Eklemleri

    Baş-boyun eklemleri

    1. Art. temporomandibularis: Mandibula kolunun kondiler çıkıntısındaki başçık ile os temporale’deki fossa mandibularis arasında oluşmuş bikondiler bir eklemdir. İnce ve gevşek bir kapsüle sahiptir. Eklem boşluğu içinde discus articularis vardır. Eklem bağları lig. laterale, lig. mediale, lig. sphenomandibıılare ve lig. stylomandibulare’dir.

    2. Art. atlantooccipitaiis: Atlas’ın lateral kitlelerindeki conkav eklem yüzleri ile oksipital kemiğin condilleri arasında oluşmuş, condiler tipte bir eklemdir. Eklem bağları iki membran (membrana atlantooccipitalis anterior et posterior) ile sağ sol iki dışyan bağ (lig. atlantooccipitale laterale)’dan ibarettir. Eklem fleksiyon-ekstensiyon, hafif sağa sola eğilme hareketlerine olanak sağlar.

    3. Art. atlantoaxiale: Dens axis ile atlas’ın ön kemeri ve lig. transversum atlantis arasında trokoid tipte, median bir eklem (art. atlantoaxialis mediana-ligg. alaria başın rotasyonunu sınırlar.

    Diğer bağları lig. apicis dentis. Lig. cruciforme atlantis ve membrana tectoria’dır) atlasın lateral kitleleri ile axis’in üst eklem yüzleri arasında plana tipte iki lateral eklem (artt. atlantoaxiales laterales) oluşur.

    4. Boyundaki diğer eklemler: Boyun omurları arasındaki eklemler olup vertebral eklemler başlığı altında aşağıda anlatılmıştır.

    Juncturae columnae vertebralis (Omurga eklemleri)

    Omurgayı oluşturan omurlar arasında iki grup eklem vardır. Omur cisimleri arasındaki eklemler (omur kemerlerindeki eklem çıkıntıları arasındaki eklemler).

    l. Omur cisimleri arasındaki eklemler: Omur cisimleri birbirleriyle simfizis tarzında eklemleşmişlerdir. Omur cisimlerinin eklem yapacak alt ve üst yüzleri, ince bir hiyalin kıkırdak tabakası ile kaplanmıştır. C 2’den S l’e kadar corpus vertebralar arasında fibro-cartilaginöz bir oluşum olan discus intervertebralis’ler bulunur. Diskuslar, sert omur cisimleri arasında sınırlı ve kontrollü hareket olanakları sağlama yanında darbe emici olarakta görev yaparlar. Bu eklemlerin omurganın ön yüzü ile vertebral kanalın ön yüzü boyunca uzanan iki uzunlamasına bağı (lig. longitudinale anterius, lig. longitudinale posterius) vardır.

    2. Omur kemerlerindeki eklem çıkıntıları arasındaki eklemler: Omur kemerlerindeki eklem çıkıntıları (proc. articularis) arasındaki eklemler. Grekçe eklem çıkıntısı anlamına gelen zygapophysis teriminden türetilerek art. zygapophysialis olarak adlandırılır. Klinikte bu eklemler için “faset eklemleri “terimi kullanılır. Bütün faset eklemleri sinoviyal-plana tipindedir. İnce ve gevşek bir kapsülle sarılı olan eklemler ligamenta flava, ligg. interspinalia, ligg. supraspinalia, lig. nuchae ve ligg. intertransversaria’larla desteklenmiştir. Bu eklemler, üstteki omurun bir alttaki omur üzerinde öne doğru kaymasını engellerler.

    Juncturae thoracis (Göğüs eklemleri):

    İki grup göğüs eklemi vardır. Bunlardan birinci grup omurlarla kaburgalar arasındaki costovertebral eklemler, ikinci grup ise kaburgalar ile sternum arasındaki stenocostal eklemlerdir.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ – Veteriner Hekim – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.(Ph.D.)