Etiket: Eklem

  • Lazer (nükleoplasti) ile bel fıtığı ameliyatı

    Lazer (nükleoplasti) ile bel fıtığı ameliyatı

    Lazer ile ameliyatsız bel fıtığı tedavisi hastaya hiçbir zarar vermeden, cildi kesmeden, sinirlere, kemiklere, damarlara dokunmadan yapılır. Omurga kemikleri arasında bulunan yıpranmış disk ekleminin içine özel iğneler yardımı ile ulaştırılan lazer enerjisi eklemin bir kısmını buharlaştırmaktır.

    Bel fıtığı ameliyatında olduğu gibi eklemin önemli bir kısmı çıkartılmaz. Lazer ile eklem içinde yaratılan çok küçük bir hacim azalması bile, önemli bir basınç azalmasına neden olarak bel ağrısı ve siyatik ağrısının kaybolmasını sağlar.

    Lazer tedavisi için yıpranmış ve fıtıklaşmış haldeki disk eklemi içine lazer enerjisini çevredeki önemli sinir dokuları ve diğer dokuları zedelemeden ulaştırmak amacıyla bir yandan işlemi çok ince mikro fiber optik bir kateter ile yapmak, diğer yandan da işlem sırasında sürekli olarak, aletlerimizin yerini tam olarak bilmek için radyolojik kontroller yapmak zorundayız.

    Lazer enerjisini disk eklemi içine ulaştırmak amacı ile kullandığımız özel fiber çubuklar, yarım milimetreden daha ince, 400 mikrometre çapındadırlar. Doğal olarak bu işlemi uygularken, çıplak gözle yapılan ameliyatlarda olduğu gibi 4-5 cm. ya da mikrocerrahi yönteminde olduğu gibi 1,5-2 cm. ölçüsündeki cilt kesilerine ihtiyaç duymuyoruz.

    Milimetrenin yarı çapındaki lazer kateterini çok ince bir iğne yardımı ile ve cildi hiç kesmeden yerine ulaştırıyoruz.Lazer ile bel fıtıklarının tedavileri hastanede yatış gerektirmez, işlemden yarım saat ile bir saat sonra hasta evine döner.

    İşlemden birkaç saat sonra normal işine dönmesinde sakınca görmediğimiz hastalarımızın, birkaç hafta süreyle ağır kaldırmak, öne eğilmek gibi hareketlerde bulunmamalarını ve spor yapmamalarını önermekteyiz. İşlemin hemen ertesinde genellikle ağrılarda hafifleme saptansa da, tam ve kalıcı sonuçları ortaya çıkartacak fıtık büzüşmesi birkaç haftayı bulabilir.

  • Bel ağrısı nedenleri ve tedavisi hakkında

    Bel ağrısı nedenleri ve tedavisi hakkında

    Bel bölgesindeki ve kuyruk sokumundaki, kemik, kas ve eklem yapılarının bozulması ile, belde hissedilen ama en çok bacaklardan birisine yansıyan ağrıdır. Sabahları yataktan kalkamama, belde tutukluk, gün içinde açılma ya da sabah rahat uyanıp akşama doğru bacaklardan birinde, künt, elektrik çarpması, kaslarda gerilme, parmaklarda uyuşma ya da karıncalanma niteliğinde ağrı olabilir.

    Bu bölgedeki ağrı nedeni mutlaka ” disk hernisi” denilen bel fıtığı olmayabilir. Uzman doktorlarca ayrıntılı bel-bacak muayenesi yapılıp sonrasında “görüntüleme tetkikleri” istenmelidir. Hastaların tedavilerine film bulgularına göre değil, klinik durumlarına göre karar verilir.

    Nedenleri:

    1. Disk hernisi (Bel fıtığı)

    2. Kemik yapılarda dejenerasyon (bozulma)

    3. Dar kanal (omiriliğin kemik yapılarının, diskin, geçmesi gereken kanalın içinde sıkışması)

    4. Faset eklem sendromu (omur kemiklerinin arasındaki eklemlerin kireçlenmesi, yapısının bozulması)

    5. Travma ya da kemik yapının erimesi ile oluşan kırıklar

    6. Bel cerrahisi ameliyatlarından sonra ortaya çıkan özel ağrılar

    7. Beli çevreleyen ve omurgayı destekleyen kaslardan kaynaklanan ağrılar

    8. Kalça ekleminin kendi içindeki eklem bozukluklarından kaynaklanan ağrılar (sakroiliak eklem hastalıkları)

    9. Siyatalji (siyatik sinirin kas içinde sıkışması ya da omurların arasından köken aldığı sinirin sıkışması)

    Tedavi

    Kronik ağrı tedavisinde temel amaç “nedene yönelik” olmaktadır. Bu neden ile bel ağrısının nedeni araştırılıp diğer branş hekimleri ile de görüşülüp tedavi planlanır. Beyin Cerrahisi, Ortopedi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Psikiatri, Dahiliye branş hekimlerince gerekli hastalar için görüş alınmalıdır.

    Öncelikle “ilaç tedavisi” ile tedaviye başlanır.

    Kullanılan ilaçların üzerinde “ağrı kesici” yazmayabilir. Farklı tedavi amacı ile kullanılan ilaçların, beraber kullanılması ile “ağrı tedavisi” yapılabilmektedir. Belirli aralıklarla hastalar takip edilerek, ilaç tedavisine yanıt değerlendirilir. Hastların “ağrı derecesi” ve “yaşam kalitesi” bir sonraki tedavi aşamasını belirler. Bu tedavi “girişimsel ağrı tedavisi” olarak isimlendirilir.

    Girişimsel Tedaviler

    Radyofrekans termokoagülasyon (RFTC)

    Özel bir cihaz ve çok yüksek frekanslı bir akım ile ağrıyı beyine ileten sinirlerin durdurulmasını sağlar. Bu ileti bloğunda; hareket ile ilgili sinirler korunur ve sadece ağrı ileten sinirler yakılır. Halk arasında “Lazer ile Ağrı Tedavisi” olarak adlandırılır. Uygulamalar bu konuda eğitim almış Algoloji uzmanlarınca yapılmaktadır. Ağrısızlık süresi, kişiye, ağrının şiddeti ve bölgesine göre değişmektedir.

  • Boyun kaynaklı baş ağrısında tedavi yöntemleri

    Boyun kaynaklı baş ağrıları, bulantı ve kusma gibi belirtileri nedeniyle çoğu zaman migrenle karşılaştırılır. Bu rahatsızlık için uygulanan en etkili tedavi, ağrıyı ileten sinirlerin bloke edilmesidir.

    Boyun kaynaklı baş ağrısı nedir?

    Sanılanın aksine baş ağrıları her zaman beyinden ya da baştaki diğer yapıların rahatsızlıklarından kaynaklanmaz. Baş ağrısının boyundan da kaynaklanabileceği uzun süre düşünülmüş ve 1983 yılında Uluslararası Baş Ağrısı Derneği tarafından “Boyun kaynaklı baş ağrısı” tanımı yapılmıştır. Bu ağrı tipinde, boyunda yer alan çeşitli yapılardaki bozukluklar baş ağrısına neden olurlar.

    Nedir bu yapılar ?

    Boyun bölgesindeki kaslar, boyun omurları, omurlar arasında yer alan disk adlı yastıkçıklar, boynun hareketinde önemli rolü olan faset eklemler; kısacası boyunda yer alan tüm yapılar, boyun kaynaklı baş ağrısının kökeninde yer alabiliyor. Kasların aşırı kasılması, omurlarda ve disklerde oluşan bozulmalar, disklerde oluşan fıtıklaşmalar, yani boyun fıtıkları ve eklem kireçlenmeleri bu ağrılara yol açar.

    Boyun kaynaklı baş ağrısı genellikle kimlerde görülür ?

    Vücudumuzun boyun bölümü, başın ağırlığını taşıyan ve aynı zamanda vücudumuzun en çok hareket eden bölümüdür. Bu nedenle dış etkenlerin zararlı etkilerine çok açık olduğundan boyun kaynaklı baş ağrısı, her yaşta ve her iki cinste de görülebilir. Özellikle daha önce trafik kazası geçirmiş olan hastaları, bu açıdan çok dikkatli bir şekilde değerlendirmek gerekir.

    Trafik kazasından yıllar sonra bile baş ağrısı ortaya çıkabilmektedir. Bu kaza çok büyük boyutta bir trafik kazası olmasa da başın öne ve arkaya doğru kamçı hareketi yapması boyunda mikro travmalar yaratıp zaman içinde ağrı ortaya çıkabilir.

    Ayrıca yaşlanmayla birlikte boyunda yer alan kemik ve eklemlerde ortaya çıkan kireçlenmeler, boyun kaynaklı baş ağrısına davetiye çıkarır. Bunların yanında çeşitli romatolojik hastalıklara bağlı olarak da boyun eklemlerinde sorunlar ortaya çıkıp baş ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Ayrıca bu hastalarımızın bir kısmında geçmişte sert spor yapma öyküsüne de rastlanabilir.

    Boyun kaynaklı baş ağrısının belirtileri nelerdir ?

    Ağrı başın arka tarafından ve enseden başlar, yukarı doğru yayılır. Bazen göz çevresine dek yayıldığı olsa da bu durum nadiren görülür. Genellikle tek taraflıdır. Ancak bazen sağ bazen de solda olmak üzere taraf değiştirebilir. Ağrı sıkıştırma veya zonklama karakterinde olmayıp, genellikle enseden başlayıp yukarı çıkan bir kasılma şeklinde tarif edilir.

    Işığa ve sese hassasiyet genellikle yoktur. Beraberinde bulantı ya da kusma görülebilir. Bulantı veya kusmayla birlikte olduğunda kolaylıkla migrenle karıştırılabilir. Ne yazık ki pek çok baş ağrısı tipinde olduğu gibi, boyun kaynaklı baş ağrısı hastaları da yanlışlıkla migrenli muamelesi görmüş ve kendilerine migren tedavisi uygulanmıştır.

    Tanı nasıl konulur ?

    Boyun kaynaklı baş ağrısının tanısı için tüm baş ağrılarında olduğu gibi, öncelikle hastanın şikayetlerini ayrıntılı bir şekilde dinlemek gerekir. Ağrının yeri, sıklığı, yayılımı, şiddeti ve diğer özellikleri sorgulanır. Fiziki muayene önemli ipuçları verir. Ayrıca boynun radyolojik görüntüleme yöntemleri ile incelenmesi altta yatan rahatsızlığı ortaya çıkarabilir. Boyun MR incelemesi ile boyun fıtığı, boyun omurlarının tomografik incelemesi ile de faset eklemlerdeki bozulmalar, kireçlenmeler görülebilir.

    Tedavi yöntemleri nelerdir ?

    Boyun kaynaklı baş ağrısı hastaları, ağrı polikliniğine başvurduktan sonra genellikle pek çok ağrı kesici ilacı denerler. Ancak bu ağrılar, ağrı kesici ilaçlara iyi yanıt vermediğinden sona ermez. Fizyoterapinin boyun hareketlerinin rahatlamasını sağlayarak ve boyundaki kas kasılmalarını gidererek fayda sağladığı bilinmektedir. En etkili tedavi yöntemi ise boyunda yer alan ve ağrıyı ileten sinirlerin radyofrekans termokoagülasyon yöntemiyle bloke edilmesidir. Bunların içinde en belirgin olanı da boyun hareketlerini sağlayan ve omurganın arka bölümünde her iki yanda üst üste dizilmiş halde, boyun omurları arasında yer alan faset eklemler dediğimiz eklemlerin sinirleridir.

    Bu işlem genellikle kaç seans olarak uygulanıyor ?

    Blokaj işlemi seanslar boyunca uygulanmayıp bir kez yapılan bir işlemdir. İşlem, özel bir bilgisayar destekli görüntüleme yöntemi eşliğinde yapılır. Hasta işlem sırasında herhangi bir ağrı veya rahatsızlık duymaması için hafif uyutulur. Ancak genel anestezi (narkoz) uygulanmasına gerek yoktur. İşlemden sonra hasta birkaç günlük istirahatın ardından normal günlük yaşamına devam edebilir. Ardından verilecek düzenli egzersiz programıyla faset eklemlerdeki kireçlenmeler açılarak ağrıların tekrarlanması önlenir.

    Başka ne gibi yöntemler mevcut ?

    Neden ortaya konulduktan sonra sebebe yönelik çeşitli başka yöntemler de vardır. Örneğin boyun kaslarındaki aşırı kasılmalara bağlı olarak baş ağrısı ortaya çıkıyorsa kasılan bu noktalara tetik nokta enjeksiyonlar yapılarak ağrı ortadan kaldırılabilir. Boyun fıtığına bağlı olarak başa yayılan bir ağrının ortaya çıkması halinde, bu fıtık cerrahi sınırlarda değilse fıtıklaşan disk bölgesine ilaç enjeksiyonları uygulanır.

  • Gonartroz ağrısında girişimsel blokların yeri

    Olgu: 57 yaşında erkek hasta. Hastamızın sağ dizde ağrı, karıncalanma, yanma hareket kısıtlılığı vardı. VAS 9-10’du. Bunun için çeşitli kliniklere başvurmuş, sağ diz MR’ı çekilmiş. MR’da femur lateral kondil anteriorun da yaklaşık 1 cm çapında osteokondral lezyon, diz eklemi içersinde 6 mm çapında eklem faresi ve volüm kaybı, patella femoral eklem mesafelerinde daralma tespit edilmiş. Bu nedenle bu hastamıza direk operasyon önerilmiş ama hastamız operasyon istemediği için kliniğimize başvurdu. Hastamıza ilk başvurduğunda pregabalin 75mgX2 başlandı. 15 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 8-9’du. Hastamızın ağrısı çoktu ama yanma ve karıncalanma şikayeti azalmıştı, eklem hareket kısıtlığı devam ediyordu. Bunun üzerine hastamıza diz içi eklem enjeksiyonu yapıldı. Pregabalin 75mgX2 yazılarak 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 5-6’idi. Yanma karıncalanma yok denecek kadar azdı, hareket kısıtlılığı azalmaya başlamıştı. Hastamıza bunun üzerine diz eklem içi enjeksiyonu yanında girişimsel blok olarak popliteal blok eklendi.

    İlaç tedavisine aynen devamı önerildi ve 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Yanma karıncalanma kalmamıştı, eklem hareket kısıtlılığı yarı yarıya azalmıştı. Kontrolde tekrar eklem içi enjeksiyon+ popileteal blok uygulandı. Tedavi ilacına aynen devam etmesi ve 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 0-1’idi. Yanma karıncalanma yoktu, eklem hareket kısıtlılığı da yok denecek kadar azdı. Bunun üzerine hastamıza girişimsel işlemler aynen tekrarı yapıldı. İlaç tedavisine aynı şekilde devam etmesi önerildi ve sağ diz MR’ı istenerek 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde hastamızın VAS’ı 0’dı. Yanma karıncalanma ve eklem hareket kısıtlılığı yoktu.

    Çekilen MR’da osteokondral lezyon düzelmiş, eklem faresi küçülmüş, diz eklem içi sıvısı minimal artmış, patello femoral eklem mesafesinde düzelme tespit edilmiştir. Bunun üzerine hastamıza girişimsel işlem yapmadan 6 ay sonra kontrole gelmek üzere taburcu ettik.

    Sonuç: Burada diz ağrısı tedavisinde de girişimsel blokların önemli bir yerinin olduğunu gördük. Bu girişimsel blokların medikal tedaviye cevap vermeyen cerrahiye giden hastalarda cerrahiden önce bu blokların yapılması ve bu bloklara cevap vermeyen durumlarda cerrahi kararı verilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz. Burada ilginç olarak diz eklem içindeki patolojinin de bu girişimsel bloklar sayesinde iyileştiğini görmekteyiz. Bu gibi vakaları çoğaltmak için çalışmamız devam etmektedir.

  • Diz osteartriti tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Osteartrit: Orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında eklemlerin aşınması veya kireçlenmesi olarakta bilinir. Genellikle orta yaştan yaşlıya doğru görülme sıklığı artar. Yavaş seyirlidir. Kıkırdakta parçalanma, ardından menisküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. En sık omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar.

    Hastalarda istirahatle değil, hareketle oluşan eklem ağrısı, eklemde takılma hissi olur. Burada eklem hasarı geliştikten sonra bunu geriye
    çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi birlikte kullanılır. Bazen cerrahi tedavi yapılır.

    Olgu: 55 yaşında bayan hasta. 5 yıldır diz osteartiriti tanısıyla takip edilen hastanın özellikle dizlerinde hareketle artan ağrı ve hareket kısıtlılığı var. (VAS 9-10) Çekilen direkt grafide eklem aralığında daralma ve eklemlerin birbirine teması var. Bu şikayetler için çeşitli polikliniklere başvurmuş, fakat cevap alamamıştır. Bunun üzerine algoloji polikliniğine başvurmuş. Burada ilk önce ağrısı için diz içi eklem enjeksiyonu ve popliteal blok uygulandı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 4-5’di. Bunun üzerine önceki iki blokla beraber kaudal epidural blok yapıldı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 2-3’dü. Ağrısı azalmış, hareketleri rahatlamıştı. Bunun üzerine önceki üç blok tekrar edilerek 3 ay sonra kontrole gelmek üzere tedavi sonlandırıldı.

    Sonuç: Osteartritteki ağrıların azalması, hareketlerin rahatlaması ve eklemlerdeki oluşan patolojilerin düzelmesinde girişimsel blokların önemli bir rolü vardır. Bu etkisini girişimsel blokların sayesinde oluşan sempatik bloklar sonucu gelişen parasempatik aktivite, vazodiletasyon ve revaskülarizasyon sonucu olduğunu düşünmekteyiz.

  • Diz ağrılarının tedavisinde ameliyatsız yöntem: proloterapi

    Diz eklemi; kemikler, eklem kıkırdakları, menisküsler, eklemi birarada tutan ligamentler ve kasların kemiklere tutunma bölgeleri olan tendonlardan oluşur. Diz eklemi küçük yaşlardan itibaren yaşanan irili-ufaklı travmalar ve tekrarlayan basit hareketlerle hasarlanır. Eklem kıkırdakları aşınır, menisküsler dejenere olur, ligamentler gevşer ve tendonlar hasarlanır. Bütün bu süreçler giderek artan ağrılarla kendini gösterir. Sonuçta eklem kireçlenmesi, menisküs yırtığı, ön çapraz bağ hasarı, kondromalazi(kıkırdakta incelme) ..vb tablolar oluşur. Hastaya radyolojik tetkiklerle tanı koyan hekimin düşeceği iki büyük yanılgı ağrı kesici yazmak ve hastayı ameliyata yönlendirmektir. Kronik ağrısı olan hasta ne yazılacak ağrı kesicilerden ne de ameliyattan uzun süreli fayda göremeyecektir.

    Ağrı kesiciler günümüzde en sık reçete edilen ilaç grubudur. Kemik iliğinden böbreklere, karaciğerden eklem kıkırdağına kadar pekçok organ üzerinde yan etkileri tanımlanmış bu ilaçlar kronik ağrı tedavisinde pek başarılı değildir.

    MR’da veya röntgende görülen ”resmin” düzeltilmesi her zaman hastanın şikayetlerinin geçeceği anlamına gelmez. Yırtık ya da dejenere olmuş menisküsü kesip çıkarmak, kısa vadede ağrıyı geçirirken uzun vadede dizin kireçlenmesini artırarak proteze giden süreci kısaltır. Kireçlenen eklemin yerine protez takılması ağrı tedavisi sağlasa bile protezli eklem hareket kısıtlılığına yol açar; protezli eklemi katlamak veya üstüne çökmek mümkün değildir.

    Seçilecek tedavinin kolay uygulanabilir, etkinliği yüksek ve kalıcı, yan etki riski düşük olması gerekir. Hastanın günlük aktivitelerini etkilemeyecek, istirahat gerektirmeyecek, kalıcı bir düzelme sağlayabilecek ”ideal tedavi” mümkün müdür?..

    PROLOTERAPİ İLE AĞRILARDAN KALICI OLARAK KURTULMAK MÜMKÜN..

    Diz ekleminin ağrı ve hareket kısıtlılığı ile seyreden rahatsızlıklarında muayene ile hasarlı dokuları tespit etmek mümkündür. Röntgen veya MR’da görülsün/görülmesin; İç yan bağ, dış yan bağ, İliotibial bant, menisküsler, ön çapraz bağ, eklem kıkırdakları, tendonlar muayene edilerek rahatsızlığa sebep olan hassas olan dokular tespit edilebilir. Bu noktada ”Deneyimli El Konsepti” söz konusudur.

    Diz ekleminin dayanıklılığından sorumlu olan ancak çeşitli sebeplerle zayıflamış olan kıkırdak ve bağlar eski gücüne kavuşursa hastanın şikayetleri de ortadan kalkacaktır. Ameliyata gerek kalmadan; Yırtık veya dejenere olmuş menisküsü iyileştirmek, gevşemiş veya kısmi yırtık oluşmuş ön çapraz bağı tekrar güçlendirmek, diz kapağının altındaki incelmiş kıkırdak dokusunu kalınlaştırmak, azalmış olan diz eklem mesafesini genişletmek PROLOTERAPİ yöntemi ile mümkündür.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Proloterapide amaç yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması ile hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin doğal yoldan yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

  • Rejeneratif enjeksiyon teknikleri ile ağrı tedavisi

    Yenilenme(Rejenerasyon), Bazı doku ve hücrelerin yenilenmesi ya da verilen kayıpların tekrar yerine konması olarak tanımlanabilir. İlk olarak ilkel deniz ve kara canlılarında tanımlanan rejenerasyon yeteneği sınırlı olarak insanlar için de söz konusudur. Uygun şartlar oluşturulduğunda insan vücudunda kas-iskelet sistemi için rejenerasyon yeteneğinden bahsedilebilir.

    Rejeneratif Enjeksiyon; Enjeksiyon yapılan kemik, kıkırdak, tendon ve ligament bölgesinde hasarlı ve zayıf bağ dokusunda hücre çoğalması, yeni kollajen sentezi, stabilite(sağlamlık) sağlanması ve sonuçta doku yenilenmesine imkan veren enjeksiyon yöntemlerinin genel adıdır.

    Rejeneratif Enjeksiyon Hangi Uygulamaları İçerir?

    Rejeneratif enjeksiyon, zayıflamış eski işlevselliğini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için kök hücre, prp veya proliferan solüsyonların enjeksiyonu ile karakterize bir grup tedavi şeklidir; iyileşme mekanizmalarını uyararak, güçsüz ve hasarlanmış dokularda hücre oluşumu ve rejenerasyon sağlar. Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının, yetersiz doku tamiri nedeniyle iyileşemeyip ağrıya neden olduğu vakalar bu enjeksiyondan en fazla fayda gören vakalardır.

    Yenileyici enjeksiyon yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine enjeksiyon yapılan eklem, omurga veya adale grubuna yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler yenileyici enjeksiyon tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Rejeneratif enjeksiyon tedavileri; kendine özgü protokolleri olan farklı solüsyonlar kullanarak kıkırdak, tendon ve bağların güçlenmesini sağlayan bir grup tedavi yönteminden oluşur. Günümüzde en çok bilineni, kişinin kendi kanının özel bir işlemden geçirilmesiyle elde edilen ”Plateletten Zengin Plazma” (PRP) ‘dir. Bir diğer yöntem yine özel teknik ve cihazlar kullanarak kandaki kök hücrelerin ayrıştırılarak enjekte edilmesi esasına dayanan ”Kök hücre” yöntemidir.

    Teknik olarak en kompleks olan, tüm yöntemlerin temelinde yatan ve el becerisi gerektiren yöntem ise ”Proloterapi”dir. Yöntemin temelleri Hipokrat’a (M.Ö. 400) dayanır. Günümüzde özellikle A.B.D.’de oldukça yaygın olarak uygulanan bu yöntem eklem ve omurga bölgesinde stabilite(sağlamlık) sağlamak için kullanılır.

    Rejeneratif Tedavilerin Alışılagelmiş Yöntemlerden Farkları Nelerdir?

    Yenileyici enjeksiyon tedavisini anlamak için önce -ilk insandan beri var olan- doku iyileşme mekanizmasını bilmek gerekir. Sakatlık yaşanan bölgede doku iyileşmesi 3 aşamada gerçekleşir:

    . Yaralanmadan sonra 48-72 saat süren: Enflamasyon dönemi,

    . 2-4 hafta süresince: Tamir ve yenilenme dönemi,

    . 6 ay-2 yıllık sürede: Remodeling (Yeniden şekillenme) dönemi.

    Buna göre Yenileyici Enjeksiyon ile tedavi˟:

    . Ön tedavi: Enflamasyon cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması. (Koruma, istirahat – 48 saat)

    . Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillenme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar enjeksiyon tedavisi, sıcak uygulama ve germe-güçlendirme egzersiz programının kombine edilerek uygulanması şeklinde olmalıdır.

    (˟ : Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yükseğe kaldırma, kompres uygulama ve non-steroid ağrı kesici kullanmanın yeri yoktur.)

    Rejeneratif Enjeksiyon Tedavisi Hangi Durumlarda Etkilidir?

    Yenileyici enjeksiyon uygulamasından fayda görebilecek durumlar:

    . Omuz eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), tendinit, tendonların kısmi rüptürü, impingement, bankart lezyonu, rotator cuff sendromu, tekrarlayan omuz çıkıkları, donuk omuz,

    . Diz eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), Ön çapraz bağın kısmi rüptürü, menisküslerde dejenerasyon veya kısmi rüptür, iliotibial bant sendromu, kondromalazi patella, os-good schlatter hastalığı, baker kisti, tendinit,

    . Kalça eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), Femur başı avasküler nekrozu, pubis hastalığı, tendinit, huzursuz bacak sendromu,

    . Küçük eklemlerde meydana gelen bağ harabiyetleri/yırtıkları, kıkırdak problemleri,

    . Omurga problemleri: Servikal ve lomber lordozda düzleşme, spondilolistezis (bel kayması), disk hernileri (fıtık), faset eklem dejenerasyonu (kireçlenme).

    . Bunların dışında migren ve gerilim tipi başağrıları, Temporomandibular (çene) eklem problemleri, ayak bileği burkulmaları, plantar fasciitis(topuk dikeni), ameliyat sonrası geçmeyen ağrılar, ..vb durumlar.

  • Kas ve iskelet sistem ağrılarının tedavisinde proloterapi

    Modern tıp uygulamaları ve ileri görüntüleme teknikleri sayesinde günümüzde çok daha hızlı ve isabetli tanı koymak, hastaya erken müdahale etmek mümkündür. Akut gelişen ve hayatı tehdit eden durumlarda yüksek sağkalım oranları sağlayan bu durum kronik süreçlerde hekimi yanıltabilir ve hastanın iyileşmesini geciktirebilir.

    Kas – iskelet sistemi; kemikler, kemikler arasındaki eklemler ve diskler, eklemleri birarada tutan ligamentler ve kasların kemiklere tutunma bölgeleri olan tendonlardan oluşur. Bu bağ dokusu elemanları küçük yaşlardan itibaren yaşanan irili-ufaklı travmalar ve tekrarlayan basit hareketlerle hasarlanır. Eklem kıkırdakları aşınır, diskler dejenere olur, ligamentler gevşer ve tendonlar hasarlanır. Bütün bu süreçler giderek artan ağrılarla kendini gösterir. Sonuçta eklem kireçlenmesi, menisküs yırtığı, bel ve boyun fıtığı, kronik baş ağrısı ..vb tablolar oluşur. Hastaya radyolojik tetkiklerle tanı koyan hekimin düşeceği iki büyük yanılgı ağrı kesici yazmak ve hastayı ameliyata yönlendirmektir. Kronik ağrısı olan hasta ne yazılacak ağrı kesicilerden ne de ameliyattan uzun süreli fayda göremeyecektir.

    Ağrı kesiciler günümüzde en sık reçete edilen ilaç grubudur. Kemik iliğinden böbreklere, karaciğerden eklem kıkırdağına kadar pekçok organ üzerinde yan etkileri tanımlanmış bu ilaçlar kronik ağrı tedavisinde pek başarılı değildir.

    MR’da veya röntgende görülen ”resmin” düzeltilmesi her zaman hastanın şikayetlerinin geçeceği anlamına gelmez. Omurgadaki fıtığın ameliyatla alınması ağrıyı kesmeyebilir ya da kısa süreli bir düzelme sağlayabilir. Kireçlenen eklemin yerine protez takılması ağrı tedavisi sağlasa bile protezli eklem hareket kısıtlılığına yol açar; protezli eklemi katlamak veya üstüne çökmek mümkün değildir.

    Seçilecek tedavinin kolay uygulanabilir, etkinliği yüksek ve kalıcı, yan etki riski düşük olması gerekir. Hastanın günlük aktivitelerini etkilemeyecek, istirahat gerektirmeyecek, kalıcı bir düzelme sağlayabilecek ”ideal tedavi” mümkün müdür?..

    PROLOTERAPİ İLE AĞRILARDAN KALICI OLARAK KURTULMAK MÜMKÜN..

    Ligament, tendon ve eklem gibi bağ dokusu elemanlarının hasarlandığı durumlarda proliferan solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesi işlemi proloterapi olarak adlandırılır.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olduğu durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapide amaç bu hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin proliferan solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

  • Eklem kireçlenmesi tedavisinde proloterapi

    Eklemleri oluşturan her bir kemiğin ucunda kemiğin üzerini örten kıkırdak doku mevcuttur. Kıkırdak eklemin hareketini rahat yapması için yumuşak, kaygan bir yüzey oluşturur ve kemikler arası yastık gibi hareket eder. Kemiklerin birbirine sürtmesine engel olur.

    Kireçlenme (osteoartrit); eklemlerde, kıkırdak kaybının ve hasarının bir sonucudur ve dejenerasyonla ilerleyici ve işlev bozukluğuna yol açan bir hastalıktır. Eklemlerde ağrıya neden olur.

    Kıkırdak yapısı yaş ilerledikçe değişmeye başlar. Yaşla birlikte kıkırdak ta yaşlanır. Fazla ve kötü kullanılan ya da hastalıklı eklemde kıkırdak daha kolay zarar görür. Bu kıkırdak hasarının oluşma süresi kişiden kişiye değişiklik gösterir.

    Kıkırdak hasarının yanında, eklemdeki eklem zarlarının salgıladığı sıvı normal özelliğini yitirir ve bunun sonucunda eklem hasarı ilerler. Kireçlenmede eklem sıvısı yeteri miktarda bulunmayabilir ve özelliği bozulmuş olabilir. Bu değişiklikler eklemdeki kıkırdak yıkımının ve belirtilerinin sebeplerinden biri olabilir.

    Kireçlenmenin en sık görüldüğü eklemler, diz ve kalça eklemleridir.

    Diz eklemi kireçlenmesi (Gonartroz)

    Genetik faktörler kireçlenme üzerinde rol oynar, ancak ileri yaş, kilo, ağır iş, menisküs yırtıkları, eklemlerde tekrarlayan zorlanmalar ve travmalar gibi etkenler kireçlenmeyi hızlandırıp ortaya çıkmasına neden olabilir. Kireçlenme yaş ilerledikçe daha sık görülür ve hem kadınları hem de erkekleri etkiler.

    Bulgular ve belirtiler Hareket ettiğinizde eklemlerinizde sürtünme veya çekme hissini duyabilirsiniz. Ayrıca diz eklemi bölgesinde hassasiyet ve ağrı hissedebilirsiniz. Herhangi bir merdivenden inip çıkmak, bir sandalyeden kalkmak veya bir yere oturup kalkmak ağrı verici olabilir. Ağrı başlangıçta daha hafifken yürüdükçe artış gösterip yürümenizi engelleyecek şekilde olabilir. Ağrı ve hareketsizlik nedeniyle diz çevresindeki kaslarda zayıflama ve erime olabilir.

    Kalça eklemi kireçlenmesi (Koksartroz)

    Kalça kireçlenmesi en sık rastlanan kalça ağrısı sebebidir. Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan ek bir hastalık (doğumsal kalça hastalıkları, geçirilmiş kalça eklemi enfeksiyonu, kalça ekleminde büyüme kıkırdağının kayması, romatizmal hastalıklar), geçirilmiş bir travma ya da steroid kullanımı olabileceği gibi hiçbir ek hastalık olmaksızın kendiliğinden de ortaya çıkabilmektedir. Ailede eğer artroz varsa, ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Kalça eklemindeki artroz daha çok orta ve ileri yaşlarda ve erkeklerde görülmektedir.

    Bulgular ve belirtiler Kalça artrozunun ilk belirtisi kalça ekleminde bir rahatsızlık ve tutukluk olmasıdır. Bu rahatsızlık başlangıçta sabahları uyanma ve yataktan kalkma ile ortaya çıkar. Ağrı hareket ve eklem üzerine yük bindirilmesi ile artar, istirahatte biraz rahatlar. Hastalık ilerledikçe ağrı ve diğer şikayetler dinlenmekle de geçmez. Hasta ağrıdan dolayı aktivitelerini azaltır. Eklem aralığı iyice daralır. Kalça hareketleri kısıtlanır ve topallama olur. Ağrı bazen dize de vurabilir. Bu nedenle diz ağrısı ile gelen hastalar mutlaka kalça eklemi yönünden de değerlendirilmelidir.

    Eklem kireçlenmesi nasıl tedavi edilir ?

    İyi bir tedavi programı eklem ağrısını ve tutulmasını azaltıp, eklem hareketlerini arttırmaya ve yaşamınızı kolaylaştırmaya yardımcı olur. Fizik tedavi, kilo kontrolü, hasta eğitimi ve proloterapi hep birlikte planlanmalıdır. Bunlar faydalı olmadığında ancak ameliyat düşünülebilir. Tedavi programı, hastalığın ciddiyetine, şikayetlerinizin şiddetine, yaşınıza ve diğer sağlık problemlerinize bağlı düzenlenmektedir.

    Eklem Kireçlenmelerinde ‘Proloterapi’ nasıl iş görür?

    Proloterapi uygulaması kronik hasarlı dokular üzerinde en etkin iş gören uygulamadır. Eklem dejenerasyonu ile birlikte görülen eklem aralığında daralma eklem instabilitesinden kaynaklanır. Kireçlenme nedeniyle ağrı ve fonksiyon kaybı ile başvuran bir kişide eklemin muayenesi yapılarak instabiliteye neden olan bağ dokusu elemanları tespit edilir. Proloterapinin hedefi tam da zayıflamış olan bu bağlardır. Proloterapi uygulaması bu süreçte eklemi destekleme görevini yapamaz hale gelmiş ligamentleri ve tendonları güçlendirerek ekleminizdeki laksiteyi (gevşekliği) düzeltir. Böylece eklem zarı yeniden eklem sıvısı üretmeye başlar ve sanılanın aksine eklem kıkırdağı kendini yenileyebilir.

  • Ağrı tedavilerinde proloterapi ve prp kullanımı

    Ağrı, “Vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, gerçek ya da olası bir doku hasarı ile birlikte bulunan, insanın geçmişteki deneyimleriyle ilgili, duysal, hoş olmayan bir duyudur.” Ağrı her zaman kişiye özneldir.

    Kas-iskelet sistemindeki ağrılar her zaman bağ dokusu hasarı ile birliktedir. Ağrının oluşması için tek ve büyük bir travma olması şart değildir. Günlük aktiviteler, tekrarlayan basit hareketler, sportif aktivitelerden uzak bir hayat sürmek gibi durumlar da bağ dokusunda hasar oluşturabilir. Bağ dokusunu oluşturan kıkırdak, tendon ve ligamentler hasarlandıkça yük taşıma kapasiteleri azalır ve kritik sınır aşıldığında ağrı ve fonksiyon kaybı oluşur. Oluşan hasar vücut tarafından onarılmazsa ağrı kronikleşir. Bağ dokusundaki hasarın yerine göre, Bel fıtığı, diz kireçlenmesi, topuk dikeni vs… gibi hastalık tabloları oluşur ve oluşan tabloların hepsi birer sonuçtur. Problemin kaynağına değil de sonuçlarına odaklanmak sorunu çözmez. Ne ağrı kesici kullanmak ne de ameliyat olmak bu bağ dokusu hasarını iyileştirmez. Fizyoterapi ya da manuel terapi ise kas dokusunu hedef aldığından spazmı çözüp geçici bir rahatlama sağlar. Proloterapi tam bu noktada hasarlı bağ dokusunu kalıcı ve doğal yoldan iyileştirdiği için kalıcı iyilik sağlar.

    Proloterapi, proliferan solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesini sağlar.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Proloterapide amaç bu hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin proliferan solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir.

    ”Platelet rich plasma” platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulamasının kısaltılmış adıdır. Bir kişiden alınan az miktardaki kanın bileşenlerine ayrıştırılması ile elde edilen “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın” yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesi işlemidir.

    PRP sistemi; vücuda enjekte edildiği bölgede dokuların yenilenmesine yardımcı olan bir yöntemdir. PRP enjeksiyonu ile bağ doku yapısında bulunan kollajen üretimi uyarılır. PRP laboratuvar ortamında bir dizi solüsyonlar kullanılarak elde edilebildiği gibi bu işe özel hazır kitler kullanılarak ta elde edilebilir. Her 10 ml kandan ortalama 3-5 ml PRP elde edilir. Zahmetli ve masraflı olduğu kadar sınırlı hacimlerde üretilebilir. Bu yüzden enjeksiyon hacmi de sınırlıdır.

    Günümüzde yapılan yanlış uygulamalardan biri eklem ağrılarında eklem içine PRP enjekte ederek ağrının geçmesini beklemektir. Ancak kronik hasarlı bir eklemde eklemin destek dokularını iyileştirmeden sadece eklem içine verilecek PRP ağrı kontrolünde yetersiz kalacaktır. Böyle bir durumda yapılması gereken şey önce 3-4 seans Proloterapi uygulayarak eklemin stabilitesini (sağlamlığını) sağlamak ve ardından 2 ya da 3 seans Proloterapi ve PRP’yi birarada uygulayarak eklemi kalıcı olarak tedavi etmektir. Bu durum gereksiz maliyetlerin önüne geçeceği gibi, iyi bir ağrı kontrolü sağlayarak hasta memnuniyetini de artırır.