Etiket: Eklem

  • Psöriatik artrit (sedef artriti)

    Psöriatik artrit, psöriazis (sedef) adı verilen bir cilt hastalığı bulunanların yaklaşık %15-20’sinde görülen, eklem iltihabına verilen addır. Birçok eklemi tutabilir ve yakınmalar da kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Psöriatik artrit, tuttuğu eklemde hasara neden olur. Bu nedenle erken tanıyla, ne kadar erken tedaviye başlanırsa, eklem hasarına bağlı sakatlığın da önüne geçmek o kadar mümkündür.

    Psöriatik artrit nedir?

    Psöriazis, halk arasında sedef hastalığı olarak da bilinen; deride kızarıklık ve soyulma, beyaz pullanmalarla seyreden döküntülü bir cilt hastalığıdır. Sedef hastalığı, vücudun bağışıklık sistemi tarafından deriyi hedef alarak saldırmasından kaynaklanır. Bazı sedef hastalarında bağışıklık sistemi, derinin yansıra eklemlere de saldırarak eklemde iltihap gelişmesine neden olur. Sedef gibi, psöriatik artrit semptomları da alevlenme ve yatışmalarla seyreder. Hastalık bulguları kişiden kişiye değişir; hatta aynı kişide bile zamanla tuttuğu eklem bölgeleri değişebilir.

    Psöriatik artrit vücudun herhangi bir eklemini tutabilir. Sadece tek eklemi, birkaç eklemi ya da birden çok eklemi etkileyebilir. Omurgayı tutabilir ; aşağı bel bölgesinde ağrı, sırt ve boyun ağrısı, göğüs kafesinde ağrıya neden olabilir. El-ayak parmakları gibi küçük eklemlerin yanı sıra diz, ayak bileği gibi büyük eklemleri de tutabilir. Bazen el veya ayak parmaklarının birinde, boylu boyunca şişlik ve kızarıklıkla sosis görünümde ‘daktilit’ denilen duruma neden olabilir. Tırnaklarda iğne ucu gibi çukurluklara (yüksük tırnak) veya tırnakta kabalaşma ve tırnağın yatağından ayrılması gibi değişiklikler görülebilir.

    Psöriatik artrit, omurgayı tuttuğunda, spondilit denilen sırt veya boyun ağrısına, eğilirken zorlanmaya neden olur. Psöriatik artrit, tendon ve bağların kemikler üzerine tutunduğu noktalarda hassasiyete neden olabilir. ‘Entezit’ diye adlandırılan bu durum, topuk, ayak tabanı, ayağın arka kısmında, dizin ön kısmı, dirsek etrafında veya diğer alanlarda ağrıya neden olabilir. Entezit, psöriatik artritin karakteristik özelliklerinden biridir.

    Psöriatik artrite ne sebep olur?

    Psöriatik artrite neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Psöriatik artriti olan kişilerin yüzde 40’ında, birinci derece (hatta bazen ikinci derece akrabalarda da olabilir) akrabalarında sedef veya sedefe bağlı artrit öyküsü vardır. Bu da hastalığın gelişiminde, kalıtımın önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir. Bu hastalar üzerinde yapılan genetik çalışmalar, birçok genin bu hastalık gelişiminde rolü olabileceğini göstermiştir. Yalnızca genetik faktörler değil, geçirilen enfeksiyonların da, bağışıklık sistemini aktive ederek, hastalığın ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde rolü olabileceğini düşündürmektedir. Yaygın cilt döküntüsü bulunan sedef hastalarına, etrafındaki kişiler bazen sanki bulaşacakmış gibi dokunmaktan kaçınırlar. Sedef hastalığı bulaşıcı değildir. Bu nedenle lütfen bu kişilere dokunmaktan çekinmeyiniz.

    Psöriatik artrit kimlerde gelişir?

    Psöriatik artrit, genellikle 30 ila 50 yaşları arasındaki kişilerde görülür, ancak çocukluk çağında da başlayabilir. Erkekler ve kadınlar eşit risk altındadır. Psöriatik artritli çocuklarda üveit (gözün orta tabakasının iltihabı) gelişme riski daha fazladır.

    Sedef hastalığı olan insanların yaklaşık yüzde 15-20’sinde psöriatik artrit gelişir. Genellikle önce cilt bulguları çıkıp, ardından yıllar sonra artrit gelişir. Bazen her ikisi bir arada çıkar. Nadiren de önce eklem bulguları gelişir sonra döküntü çıkabilir.

    Psöriatik artrit nasıl teşhis edilir?

    Psöriatik artrit tanısı için, romatoloji doktoru, şiş ve ağrılı eklem ile artrit belirtilerini ve sedefin tipik deri ve tırnak değişikliklerini araştırır. Eklem hasarını aramak için genellikle direkt röntgen filmleri alınır. Ekleme ve omurgalara daha detaylı bakmak için manyetik rezonans görüntüleme (MRI), ultrason veya tomografi taramaları yapılabilir.

    Kan testleri; gut, osteoartrit ve romatoid artrit gibi benzer belirti ve bulgularla seyreden diğer eklem hastalıklarını ayırt etmek için yapılabilir. Psöriatik artritli hastaların, kan testlerinde inflamasyon ve hafif anemi çıkarabilir. Bazen deri biyopsisi sedefi doğrulamak için gerekebilir.

    Psöriatik artrit nasıl tedavi edilir?

    Psöriatik artritin tedavisi, hastadan hastaya ve tutulan eklem bölgesine göre değişir.

    Eklemde ağrı ve iitihabı gidermek için steroid olmayan inflamasyon gideren ilaçlar (NSAİİ-naprosyn, diklofenak, indometazin gibi), mide korunarak tok olarak alınabilir. Tek eklem tutulumunda, eklem içine kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir. Ancak ağızdan (sistemik) kortikosteroid tedavisi, psöriatik artritte kullanılmaz; cilt döküntülerini arttırır.

    Hastalığı uzun süreli kontrol altına almak ve eklemde hasar gelişmesini önlemek için; hastalık seyrini değiştiren romatizma ilaçları kullanılır. Bunlar metotreksat, leflunomid, sulfasalazin, siklosporin’dir. Bazen bu ilaçlar, birbiriyle kombine edilerek kullanılabilir. Sıtma ilacı hidroksiklorokin (Plaquenil) tedavide yardımcı olabilir, ancak sedef alevlenmesine neden olacağından, genellikle kaçınılır. Azatioprin, şiddetli psöriatik artrit formlarında tek veya diğer tedavilerle kombine edilebilir. Yukarıda belirtilen ilaçlara dirençli hastalarda, anti-tümör nekroze edici faktör (anti-TNF) adlı biyolojik ilaçlar-adalimumab (Humira), etanercept (Enbrel), infliksimab (Remicade), golimumab (Simponi) tek başına veya metotreksatla beraber kullanılabilir.

    Ciddi hasar görmüş eklemlere; diz ve kalça eklemine protez ameliyatları gibi onarıcı cerrahi tedaviler yapılabilir.

    Psöriatik artritli hastalara öneriler:

    Özetle, psöriatik artrit alevlenme ve yatışma ile giden kronik bir artrittir. Tuttuğu eklemde hasara neden olur. Bu nedenle erken dönemde tedavi başlanması çok önemli. Hastalığa bağlı tutulum kişiden kişiye hatta aynı kişide bile zamanla farklılık gösterebilir.

    Hastalarda yorgunluk ve kansızlığa neden olabilir. Psikolojik olarak kişileri olumsuz etkileyebilir.

    Sedef hastalığı olanlarda, tansiyon yüksekliği, kolesterol yüksekliği, obezite (şişmanlık), gut ve diyabet biraz daha fazladır.

    Sağlıklı bir kiloda olmak, kan basıncı ve kolesterol seviyelerini düzenlemek gerekir.

    Artriti olan birçok kişide, eklemde sertlik ve onunla ilişkili kas grubunda güçsüzlük gelişir. Genel sağlığınızı iyileştirmek ve eklemleri esnek tutmak için uygun egzersiz çok önemlidir. Basitçe yürüyüş, egzersiz bisikleti, yoga, pilates, germe egzersizleri gibi, doktorunuzun önerileri ile yapabilir veya bir fizyoterapist eşliğinde bazı egzersizler öğrenilerek yapılabilir. Yüzme ve havuz içi egzersizler de eklemi zorlamadan yapılabilecek uygulamalardır.

    Psöriatik artrit tedavisinde romatoloji doktorunun rolü:

    Psöriatik artritli hastalara, bazen gut, romatoid artrit veya osteoartrit tanısı konulabilir.

    Kas-iskelet sistemi hastalıkları uzmanı olarak romatologlar, bu hastalara en uygun tanıyı ve en iyi tedavi seçeneğini sunabilirler.

  • Psödogut (yalancı gut)

    Eklemlerde, kalsiyum tuzu kristallerinin (kalsiyum pirofosfat olarak bilinen) birikmesine bağlı, iltihabi bulgulara neden olan bir hastalıktır. Genellikle gutla karıştırıldığı veya onu taklit eder özellikleri olduğundan; psödogut (yalancı gut) hastalığı adı verilir.

    Psödogut tedavi edilmediği takdirde, uzun vadede ciddi kronik (uzun dönem), ağrılı ve iltihabi hastalıklara yol açabilir.

    Psödogut nedir?

    Guta benzer belirtileri olan bir artrit (eklem iltihabı) türüdür. Ancak psödogutta, guttan farklı bir kristal; kalsiyum pirofosfat birikimi, inflamasyonu (iltihabı) başlatır. Psödogut, bir veya birden çok eklemde ağrılara ve şişmelere yol açabilir; bu ağrılar haftalarca hareketi engelleyebilir. Aynı zamanda osteoartrit veya romatoid artrit benzeri, daha uzun süren artritlere neden olur. Hastalık daha çok dizlerde ve el bileğinde görülür; bazen omuzlarda bileklerde ve diğer eklemlerde de görülebilir.

    Psödoguta ne yol açar?

    Psödogut, kalsiyum pirofosfatın, eklemlerde birikmesiyle oluşur. Kristal ilk kıkırdakta birikir ve bu dokuya zarar verir. Kristal aynı zamanda eklemde iltihaba; şişlik, sıcaklık ve şiddetli ağrılara neden olur. Çoğu zaman kristalin neden oluştuğu bilinmez, ancak kristaller yaş ile orantılı olarak artar. Ailedeki genetik yapı da hastalıkta önemli bir rol oynamaktadır.

    Psödogutu tetikleyen diğer faktörler şöyle sıralanabilir:

    Demir depo hastalığı

    Kandaki magnezyum düşüklüğü

    Fazla aktif paratiroid bezi

    Kanda aşırı kalsiyum

    Tiroid bezinin az çalışması

    Psödogut kimlerde görülür?

    Psödogut, 60’lı yaşlardaki kişilerin %3’ünü, 90’lı yaşlardakilerin ise neredeyse yarısını etkilemektedir. Kalsiyum fosfat kristallerinin eklem sıvısında birikmesi, beyaz kan hücrelerini bölgeye çekerek ağrılı bir atağa sebep olabilir. Akut artrit atakları eklemdeki yaralanma (çarpma gibi) sonra veya eklem ve diğer ameliyatlardan sonra gelişebilir. Bu tip ataklar belli bir nedeni olmadan da oluşabilir.

    Kalsiyum fosfat kristalleri kıkırdakta, hiç şikayeti bulunmayan yaşlı insanların eklem sıvılarında da bulunabilir. Bu kristallere sahip olan birçok insan hiçbir zaman akut gut benzeri ataklar veya kronik artrit geçirmeyebilir. Bu kristaller aynı zamanda osteoartrit, gut ve eklem enfeksiyonu gibi diğer artrit hastalarında da bulunabilir.

    Nasıl teşhis edilir?

    Tanı muayene bulguları ve medikal test sonuçlarının incelenmesiyle yapılır. Doktorunuz şişmiş ve ağrılı ekleminizden sıvı örneği (eklem sıvısı) alıp kalsiyum fosfat kristallerinin varlığını inceleyebilir. Eklemin direkt röntgen filminde, kalsiyum içeren birikimlerin kıkırdakta var olup olmadığı görülebilir. Direkt filmde bu görüntü ‘kondrokalsinozis’ olarak da adlandırılır. Doktorunuz tarafından, benzer bulgulara neden olan, gut, romotoid artrit ve eklem enfeksiyonu dışlanmalıdır.

    Nasıl tedavi edilir?

    Kristal birikimlerini çözmek için belirli bir tedavi bulunmamaktadır. Akut ataklar geçiren hastalara, doktorları steroid olmayan inflamasyon gideren ilaçları (NSAİİ; indometazin, naproksen, diklofenak gibi) verebilir. Ancak, karaciğer fonksiyonları bozuk, mide ülseri olan ve kan inceltici ilaçlar alan hastalar, genellikle NSAID kullanamamaktadır. Bu hastalar için en iyi yöntem, doktorun eklem sıvısını boşaltması ve o eklem içine kortikosteroid enjekte etmesidir. Gelecekteki atakları engellemek için düşük dozda kolşisin (genellikle gut için kullanılır) kullanılabilir.

    Daha ciddi vakalarda ise eklemi onaran veya değiştiren cerrahi yöntemler uygun görülmektedir.

  • Osteonekroz nedir? Neden gelişir?

    Osteonekroz nedir?

    Kemik, kan akımı desteğine ihtiyaç duyan canlı hücrelerden oluşmuştur. Herhangi bir nedenle kemiğe giden kan akımının kesilmesiyle, kemik hücrelerinin ölmesine, kemikte çökme/yıkılma durumuna osteonekroz denir. Osteonekroz, kemikte ağrı ve eklem hareketlerinde kısıtlanmaya neden olur. Kemiğin (epifiziyal) uç bölgesinde oluşur, o eklemde dejeneratif artrite neden olur. En sık kalça ve diz ekleminde gelişir; omuz, el ve ayaklar daha az etkilenen eklemlerdir. Osteonekroz nadiren çenede gelişir.

    Osteonekroz neden gelişir?

    En sık osteonekroz nedenleri:

    -Kemiğe kan akımını kesen ciddi travmalar

    -Kortikosteroid kullanımı (uzun süre ve yüksek dozda)

    -Aşırı alkol tüketimi

    -Sigara

    Daha az sıklıkta:

    -Lupusta, vurgun (ani basınç değişikliği ile dalgıçlarda olduğu gibi), bazı kan hastalıkları (sickle cell anemi gibi), HIV enfeksiyonu, radyasyon tedavisi, bifosfonatlar (çene nekrozu) osteonekroza neden olur.

    Kimlerde osteonekroz gelişir?

    Her yıl, 1/10 000-20 000 sıklıkta osteonekroz gelişir. Her yaşta görülse de 20-50 arası yaşlarda daha sıktır. Her iki cinsiyette de görülür. Travma, kortikosteroid kullanımı, aşırı alkol kullanımı gibi yukarıda sıralanan risk faktörlerini taşıyanlarda gelişme riski fazladır. Bifosfonat kullanımıyla bildirilen çene osteonekrozlu vakaların ortak özelliği; kanser nedeniyle zolendronat veya pamidronat kullanan olgulardır.

    Osteonekroz nasıl teşhis edilir?

    Erken evrede hastaların pek şikayeti yoktur. Hastaların giderek artan eklem ağrısı yakınmaları vardır. Eklem ağrısı, özellikle o ekleme ağırlık bindikçe artan özelliktedir. Erken evrelerde direkt grafiler normal olup; ancak manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile tanıya gidilebilir.

    Osteonekroz nasıl tedavi edilir?

    Osteonekrozun erken döneminde;

    Analjezikler

    Kilo verme

    Eklemin hareket açıklığını zorlayıcı egzersizden kaçınma ve ekleme stres getiren aktivitelerin azaltılması (zıplama, koşma gibi)

    Elektriksel uyarı (TENS)-kemik büyümesini uyarıcı etkisi vardır

    Lipid düşürücü ilaçlar

    Antikoagülanlar

    Hiperbarik oksijen tedavisi

    Elektromanyetik tedavi

    Alkol ve sigara kesilmeli. Steroid dozu en az miktara indirilmeli veya yerini alabilecek tedaviler tercih edilmeli.

    Cerrahi tedavi: İleri osteonekroz olgularında, cerrahi tedavi uygulanır.

    Core dekompresyon

    Osteotomi

    Non-vasülerize kemik greftleme

    Total artroplasti (protez ameliyatları)

    Çene osteonekrozunda genellikle konservatif (koruyucu) tedaviler uygulanır. Ağrı kesici tedaviler, debritman (ölü dokunun temizlenmesi), antibiyotikler ve antiseptik gargaralar gibi.

  • Osteoartrit nedir? Nasıl oluşur?

    Osteoartrit nedir? Nasıl oluşur?

    Osteoartrit Nedir?

    Osteoartrit, orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında ‘eklemlerin aşınması’ veya ‘kireçlenmesi’ olarak da bilinir. Yaşlılarda daha sık olmakla birlikte; bazı spor yaralanmalarında veya mesleki travmalar sonrası eklemlerde aşınmayla birlikte, daha erken yaşlarda da osteoartrit gelişebilir. Genellikle orta yaştan, yaşlıya doğru görülme sıklığı artar.

    Osteoartrit nasıl oluşur?

    Yavaş seyirlidir. Yaşlanmaya bağlı eklemin kıkırdak yapısı değişir. Fazla kilolu olmak, düşme veya diğer bazı mekanik travmalara bağlı kıkırdakta parçalanma, ardından menüsküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. Gut veya romatoid artrit gibi eklemi tutan ve aşındıran hastalıklarda, osteoartrit daha kolay gelişir. Osteoartrit en sık omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar; daha az oranlarda omuz ve ayak bileği tutulur. Osteoartrit, eklem ağrısı, tutukluk, eklem üzerinde sert şişlik (kemik yapısının büyümesine bağlı), eklemin hareketiyle kütleme veya takılma hissi, eklem hareket açıklığında azalma gibi yakınmalara neden olur.

    Osteoartrit kimleri tutar?

    Osteoartrit, yaşlılarda en sık görülen ve en fazla sakatlık nedeni olan bir eklem hastalığıdır. Direkt röntgen filmlerinde, 70 yaş üstündekilerin %70’inde osteoartrit bulgusu vardır. Yapılan bir çalışmaya göre, bir kişide tüm hayatı boyunca diz osteoartriti gelişme riski yaklaşık %46; kalça osteoartriti gelişme riski ise %25’tir.

    Osteoartrit yaşlılarda

    Ailesinde osteoartrit bulunanlarda (özellikle birinci derece akrabalarda-anne, baba ve kardeşlerde)

    Şişmanlarda

    Eklem yaralanması veya eklemlerin tekrarlayan aşırı kullanımına bağlı yaralanması

    Eklem deformitesi (bacak boyunun eşit olmaması, menisküsün erken yaşta çıkartılması, gibi)

    Osteoartrit tanısı nasıl konur?

    Hastanın öyküsünde; istirahatte değil hareketle oluşan eklem ağrısı, eklemde takılma hissi ve dinlenme sonrası harekete başlarken eklemde kısa süreli tutukluk hissi; muayene bulguları (eklemde iltihap bulguları olmaksızın hareketlerinde kısıtlılık, kemik yapıda büyüme gibi) ve görüntüleme yöntemleri ile tanı konur. Direkt grafiler (röntgen) veya bazen daha ileri görüntüleme için manyetik rezonans görüntüleme (MRI) kullanılır.

    Osteoartrit nasıl tedavi edilir?

    Osteoartrite bağlı eklem hasarı geliştikten sonra, bunu geriye çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı, ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi genellikle birlikte kullanılır; bazen cerrahi tedavi yapılır.

    Fiziksel Tedaviler:

    Eklemi yoracak hareketlerden kaçınmak en önemli adım olmalıdır. Örneğin dizlerinde eklem kireçlenmesi olan kişi; ayakta iken dizlerine yük vererek çömelip kalkmak, namaz kılmak (oturarak kılması önerilir), yokuş ve merdiven inip çıkmak (asansör kullanması önerilir), oturduğu sandalyeden kalkmak (kolları olan koltuk veya sandalye kullanması ve buradan destek alarak, dize fazla yük vermeden kalkması önerilir) gibi. El eklemlerinde kireçlenmesi olan hastalara; şişe kapağı, kavanoz kapağı açarak zorlamamaları, makas ve bıçak kullanırken zorlamamaları önerilir. Bu amaçlı geliştirilebilecek ergonomik aletler vardır ve siz de kendiniz için tasarlayabilirsiniz. Bıçak yerine pizza kesici rulo bıçaklar önerilebilir, uzun süreli kalem veya fırça tutuyorsanız bunlara yumuşak süngerler sararak eklemi rahatlatabilirsiniz.

    Kilo vermek ve egzersiz en önemli iki kelime. Fazla kilolardan kurtulmak; diz, kalça ve bele binen yükü azaltacağından, bazen tek başına da rahatlama sağlar. Vereceğiniz her 10 kg ile dizlerinize binecek 40 kiloyu azaltmış olacağınızı unutmayınız.

    Egzersiz, kas gücünü artırır, eklem ağrısı ve tutuklukta azalma sağlar.

    Ayrıca günlük aktiviteleri için yardımcı ‘wolker’ denilen bir yürüteç veya baston kullanmak, o ekleme binen yükü azaltacak ve dengeyi sağlamaya yardımcı olacaktır. Sıcak veya soğuk (sadece inflamasyon olduğunda) uygulama, kısa bir süre için osteoartrit belirtilerini hafifletebilir.

    Spa (sıcak küvet), masaj, akupunktur gibi bazı alternatif tedaviler, kısa bir süre için ağrıyı hafifletmeye yardımcıdır. Ancak, pahalı ve tekrarlayan tedaviler gerektirebilir. Ayrıca, alternatif tedavileri (bazen tamamlayıcı ya da bütünleyici olarak adlandırılır) uzun vadeli faydaları kanıtlanmamış ama hastalarda bazen geçici iyilik sağlayabilir.

    İlaç Tedavileri:

    İlaç tedavisinin topikal, oral (ağız yoluyla) ve enjeksiyon formları vardır. Doğrudan etkilenen eklemlerin üzerindeki deriye, topikal ilaçlar uygulanır. Bu ilaçlar kapsaisin krem​​, lidokain ve diklofenak jel gibi. Asetaminofen (parasetamol) gibi ağızdan alınan ağrı kesiciler, yaygın olarak kullanılan en çok önerilen ağrı gidercilerdir. Mideye dokunmaz, böbreklere zarar vermez. Günde 4 tableti (yani 2000mg) geçmedikçe karaciğere de dokunmaz. İnflamasyon (sıcaklık, su toplanması ve şişme varlığında) varlığında, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (genellikle NSAİİ denir: naprosyn, diklofenak, ibuprofen, indometazin gibi) kullanılır. Ancak bu ilaçlar parasetamolün aksine mideye dokunur, böbreklerden kan akımını azaltır su ve tuz tutulumuna neden olarak tansiyonda yükselmeye, inme ve felç gibi hastalıklarda risk artışına neden olur. Uzun süreli kullanımında yıne karaciğer ve böbrek testlerinde bozulmaya neden olur. Bu ilaçlar (nonsteroid anti-inflamatuar ilaçlar) yaşlı, altta yatan kalp, karaciğer ve böbrek hastalığı bulunanlarda kullanılmaz.

    Eklem içi enjeksiyonlar; kortikosteroidler (kortizon) yoğun inflamasyon bulguları olanlarda kullanılabilir. Hiyalüronik asit denilen yağlayıcı bir form ile yapılabilir. Bazı hastalarda birkaç yıl, diz protezinde gecikmeye yardımcı olabilir.

    Cerrahi:

    Cerrahi, şiddetli olgular için bir tedavi seçeneğidir. Eklemde ciddi hasar, ya da tıbbi tedavinin ağrıyı gideremediği durumlarda veya ciddi işlev kaybı varsa, tercih edilir. Cerrahi olarak, diz veya kalça eklem replasmanı (protez) veya daralan spinal kanalda sinir basısını gideren müdahaleler gerekebilir.

    Destekleyici Tedaviler:

    Birçok beslenme takviyeleri osteoartrit tedavisi için kullanılmaktadır. Bunların çoğu, etkinlik ve güvenirlikle ilgili verilerden yoksundur. En yaygın kullanılanlar arasında Glucosamine / Chondroitin sülfat’tır. Ağızdan kullanımının, osteoartritte etkinliği plasebodan (yalancı ilaç) farksızdır. Güvenle kullanmak ve ilaç etkileşimlerini önlemek için, bu takviyelerden herhangi birini kullanmadan önce, lütfen doktorunuza danışın. Bu ilaçların su ve tuz tutarak ödem, tansiyonunuzda yükselme gibi istenmeyen yan etkileri vardır. PRP veya ozon tedavileri gibi diğer uygulamaların, henüz ACR (Amerikan Romatoloji Cemiyeti) veya EULAR (Avrupa Romatoloji Cemiyeti) önerileri arasında yer almamaktadır.

    Osteoartritli Hastalara Öneriler:

    Osteoartritin tedavisi yoktur, ancak bunun sizin yaşamınızı nasıl etkileyeceğini yönetebilirsiniz. Bazı ipuçları şunlardır:

    Otururken veya uyurken boyun ve sırtı düzgün konumlandırmak ve desteklemek.

    Bir yere uzanırken sandalye kullanımı veya klozet kullanılması gibi günlük eklemleri zorlamayacak yaklaşımlar da bulunun.

    Bükme gibi eklemi zorlayan tekrarlayan hareketlerden kaçının.

    Aşırı kilolu iseniz kilo verin. Ağrıyı azaltabilir ve osteoartritin ilerlemesini yavaşlatır. Hatta vücut kitle indeksi 35 ve üzerindeki eklem kireçlenmesi (bel, kalça ve özellikle diz) olanlarda, ACR tarafından zayıflatma cerrahisi önerilmektedir.

    Her gün egzersiz yapın.

    Günlük aktivitelerinizde, destek cihazları kullanın.

    Size en uygun egzersizleri öğrenmek ve yardımcı cihazları seçmek için bir fizyoterapist veya mesleki terapist ile çalışabilirsiniz.

    Osteoartrit Tedavisinde Romatoloğun Rolü:

    Romatoloji doktoru, osteoartritin teşhis ve tedavisinde önemli rolü olmakla birlikte; genellikle multidisipliner (diğer bölümlerle ortak) çalışmayı gerektiren bir hastalıktır. Bu nedenle, fizik tedavi, ortopedi veya beyin cerrahisi doktorlarının da bu hastalığın tedavisinde önemli görevleri vardır.

  • Lupusun belirtileri nelerdir? Nasıl teşhis edilir?

    Lupusu teşhis etmek zor olabilir. Çoğu kez lupusa özgü olmayan ateş, halsizlik, kilo kaybı, saç dökülmesi, karın ağrısı, kansızlık, el ve ayak eklemlerinde ağrı, bazen gebelik kayıpları gibi çok geniş yelpazede ve farklı yakınmalar vardır.

    -Döküntüler-burundan yanaklara doğru yayılan kelebek tarzında cilt döküntüsünün olması (malar raş), güneş ışığı ile ciltte döküntü (fotosensitivite), diskoid döküntü, yaygın eritemli cilt döküntüleri,

    -Raynoud fenomeni (soğuk veya stres altında el ve ayak parmakları gibi vücudun uç noktalarında gelişen solukluk, morarma ve sonra kızarmayla giden bir damarsal bozukluk durumu),

    -Ağız içinde yaralar,

    -Artritler; özellikle küçük eklemlerde sabah tutukluğu ve eklemlerde ağrı, şişme veya artropati (Jacood artropatisi),

    -Akciğer ve kalp zarında inflamasyona bağlı sıvı artışı (plörezi, perikardit); nefes alıp vermekle veya devamlılık gösteren göğüs ağrısı.

    -Böbrek; idrarda kan veya protein bulunması veya böbrek fonksiyonunda bozukluk, ödem gelişmesi.

    -Nörolojik problemler; nöbet, inme (felç) veya psikoz gibi.

    -Anormal kan testleri: kan hücrelerinde azalma (eritrosit, trombosit, lökosit, lenfosit), anti-nükleer antikor (ANA) pozitifliği, anti-dsDNA, anti-Sm, anti-fosfolipid antikor veya yalancı sifiliz testi pozitifliği.

    Antifosfolipid antikorları; tekrarlayan gebelik kayıpları ve/veya damarlarda pıhtılaşmayla giden bir sendromda bulunan antikorlardır. Lupuslu hastalarda bu antikorların bulunması, hem lupus tanısına yardımcı hem de beraberinde antifosfolipid sendromunun da eşlik edip etmediğini göstermek açısından önemlidir.

    Laboratuvar testleri:

    Tam kan sayımı, retikülosit sayımı, laktat dehidrogenaz, direkt ve indirekt coombs testi, idrarda protein (24 saatlik idrarda 500mg ve üzerinde olması) ve idrarda aktif hücresel silendirler (eritrosit ve lökosit silendirleri), ANA, anti-dsDNA, anti-Sm, antifosfolipid antikorları, kompleman seviyeleri gibi ilk planda yapılacak testlere ilaveten gerekirse tutulan organ ve dokulara yönelik; böbrek biyopsisi, beyin görüntülemeleri gibi ileri incelemeler de yapılabilir.

    Lupusun tedavisi:

    Lupusu, tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yok. Fakat, tedaviyle büyük ölçüde iyileşme sağlanır. Lupus, her hastada benzer şekilde seyretmez. Hastaların bir kısmında hafif cilt ve eklem tutulumlarıyla seyrederken, bazısında şiddetli organ ve sistem tutulumlarıyla gidebilir. Bu nedenle hastaya özel, adete bir terzi titizliğinde tedavinin düzenlenmesi gerekir.

    -Steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (naproksen, diklofenak, ibuprofen, indometazin gibi); ağrı, ateş, ve eklem inflamasyonuna yönelik kullanılabilir. Mide kanaması, böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi yan etkilerine dikkat edilmeli; özellikle lupus hastası, doktor reçete etmedikçe bu ilaçları kullanmamalı.

    -Anti-malariyal (sıtma) ilaçlar; hidroksiklorakin (plaquanil), lupusa bağlı halsizlik, döküntü, eklem ağrıları ve ağız yaralarına iyi gelir. Anormal kan pıhtılaşmasını önleyebilir. Hemen her lupuslu hastanın engel bir durum olmadıkça kullanması önerilir.

    -Kortikosteroidler; şiddetli veya hayatı tehdit edici tutulumları olan lupuslu hastalarda (böbrek, akciğer, kalp, kan ve santral sinir sistemi gibi), daha güçlü tedaviler başlamak gerekir. Bu nedenle erken dönemde hızlı ve güçlü etkilerinden dolayı yüksek doz kortikosteroid tedavi, bu hastalarda tercih edilir. Hastalığın seyrine göre, daha düşük ve orta dozlarda da kullanılabilir.

    İmmünsüpresif ilaçlar; immün sistemi baskılayarak hastalığın kontrol altına alınmasını sağlarlar. Bunlar; azathioprin (imuran), siklofosfamid (endoksan), sikloporin ve mikofenolat mofetil’dir.

    -Biyolojik tedaviler; yalnızca belimumab (benlysta), FDA (Food and Drug Administration) tarafından bazı lupuslu hastalarda kullanım onayı vardır. FDA onayı olmamakla birlikte, dirençli lupus vakalarında rituximab, kullanılabilir.

    Her tedavinin risk ve faydaları vardır. Bu nedenle fayda zarar oranları düşünülerek, ilgili uzman hekim tarafından tedavi planı yapılır.

  • İnflamatuvar bağırsak hastalığı’na bağlı eklem tutulumu

    İnflamatuvar bağırsak hastalığı nedir? Bu hastalığa bağlı eklem tutulumu nedir?

    İnflamatuvar bağırsak hastalığı (IBH) denilince akla iki hastalık gelir; Crohn ve ülseratif kolit. Bu iki hastalık, immün sistemin, kendi sindirim sistemine karşı saldırıya geçerek bağırsak duvarında hasara ve ülserli yaralara neden olduğu iki ayrı otoimmün hastalıktır. Karın ağrısı, kilo kaybı, kronik (uzun süreli) ishal, kanlı ishal, iştahsızlık ve kansızlık (anemi) ile bulgu verir. Bu hastaların ortalama 1/3’inde eklem yakınmaları ortaya çıkar. Bunlar diz, ayak bileği, gibi eklemeler de iltihap (artrit) olabileceği gibi, omurganın tutulumuyla da (ankilozan spondilit) gidebilir. IBH’na bağlı eklem tutulumları, spondilartropatiler olarak adlandırılan bir grup hastalık içinde yer alır.

    İnflamatuvar Bağırsak hastalığı ve buna bağlı eklem yakınmaları kimlerde görülür?

    İnflamatuar bağırsak hastalığı (ülseratif kolit ve Crohn hastalığı), % 0.05-0.1 oranında görülür. İBH’lı hastaların genellikle %30’unda kas-iskelet sistemine ait tutulum gelişir. Spondilartropatilerin içinde yer alır. Eklem tutulumu genellikle periferik (el bileği, diz, ayak bileği, dirsek, omuz, el ve ayak parmakları eklemleri) artrit (eklem iltihabı) ve ankilozan spondilit (iltihaplı omurga romatizması) olmak üzere iki formda olur. Eklem yakınmaları, İBH tanısından hemen sonra ortaya çıkabileceği gibi yıllar sonra da gelişebilir. Hatta hastalık süresi arttıkça eklem yakınmalarının sıklığının da arttığına dair yayınlar vardır. Hastalarda artrit, bel ağrısı ve sabah tutukluğu, eritema nodozum, daktilit gibi bulgular olabilir. Periferik artrit, daktilit ve eritema nodozum, genellikle bağırsak bulgularının da aktif olduğu zamanlarda ortaya çıkar. Total kolektomi (tüm kalın bağırsağın çıkartıldığı) uygulananlarda, eklem tutulumunun da kaybolduğu görülmüştür. Ancak omurga tutulumu (ankliozan spondilit), farklıdır; bağırsak belirtilerinin olmadığı dönemlerde yoğun yakınmalara neden olur. Hatta tüm kalın bağırsağın çıkartıldığı hastalarda bile ; bel ağrısı ve tutukluk, gibi eklem yakınmaları devam eder.

    Hem ülseratif kolit, hem de Crohn hastalığına, ailesel olarak yatkınlık söz konusudur; Crohn’da bu biraz daha fazladır. HLA-B27 geni; ankilozan tipi tutulumda %70 olguda bulunurken, periferik artrit tipi tutulumda, ancak %15 olguda vardır. Crohn hastalarının yarısında, 16. kromozom üzerindeki NOD2/CARD15 gen mutasyonu vardır.

    Hastalığın bulguları nelerdir?

    İBH’na bağlı ankilozan tipi tutulum; tek başına gelişen ankilozan spondilitten farksızdır (Ankilozan spondilit’e bakınız). İstirahatte gelişen, aşağı bel bölgesinde, boyun-sırt ve belde ağrı ve tutukluk, değişici kalça ağrısı, topuk ağrısı yakınmaları vardır. Hareketle bel-boyun ve sırt ağrıları azalır. Ankilozandan farklı olarak 40 yaşından sonra da gelişebilir. Periferik eklem tutulumları; genellikle bağırsak yakınmaları ile eş zamanlıdır. Ani başlar; sıklıkla diz, ayak bileği, daha az oranda el bileği ve dirsekler tutulur. Genellikle 1-4 arasında eklem tutulur. Bazen kendi kendine sınırlayabileceği gibi kronik (6 haftayı geçen) sürece girebilir. Tutulan eklemde genellikle sekel (hasar) bırakmaz. Ancak ayak tarağı (metatarsofalengeal) veya kalça eklemi tutulduğunda, eklemde hasar gelişebilir. El veya ayak parmağından birinin boylu boyunca şişmesi (sosis gibi) ‘daktilit’ görülebilir. Bazen sıklıkla bacak ön yüzünde ağrılı ve kızarık fındık veya ceviz büyüklüğünde, ağrılı şişlikler ‘eritema nodozum’ gelişebilir. Ağız içinde aft veya yaralar, bu hastalarda sıktır. Üveit denilen gözün bir tabakasında iltihap gelişebilir.

    Nasıl teşhis edilir?

    İshal ve eklem yakınmalarının bir arada bulunduğu zaman, hastalık akla getirilmelidir. İnflamatuvar bağırsak hastalığı tanısı, genellikle gastroenteroloji uzmanı tarafından yapılan endoskopik olarak bağırsakların incelenmesi ve biyopsi sonucuna göre konur. Karışabilecek diğer ishal ve kanlı ishale neden olan hastalıklara yönelik dışkı incelenmesi (amip aranması gibi) yapılabilir. HLA-B27 gen testi istenebilir.

    İnflamatuvar bağırsak hastalığına bağlı artrit nasıl tedavi edilir?

    Ankilozan tipi tutulum geliştiğinde (Crohn’da sık), anti-tümör nekroze edici faktör (anti-TNF) adı verilen biyolojik tedavilerden adalimumab veya infliksimab kullanılabilir. Bu ilaçlar, hem eklem tutulumuna hem de bağırsak yakınmalarına etkili olacaktır. Periferik eklem tutulumu olan IBH’li hastalarda ise; sulfasalazin, sistemik steroidler kullanılabilir. Gerekirse metotreaksat ve azathioprin tedaviye eklenebilir.

    İBH’na bağlı eklem tutulumlarında, steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçların kullanımı (NSAİİ; naprosyn, diklofenak, indometazin gibi),

  • Hıv ve romatizmal hastalıklar

    Hıv ve romatizmal hastalıklar

    HIV (Human immunodeficiency virus=insan immün yetmezlik virüsü) taşıyan birçok hastada, kas-iskelet sistemine (eklemler, kaslar ve kemikler) ait çeşitli rahatsızlıklar oluşabilir. HIV, aynı zamanda eklem ve kas ağrısı, artrit (eklem iltihabı), güçsüzlük ve yorgunlukla belirtileri veren romotolojik hastalıklara neden olur. Bazen bu belirtiler, hastada HIV virüsü saptanmadan daha önce ortaya çıkabilir.

    HIV virüsüne bağlı romatizmal hastalıklar, tüm yaş gruplarını etkileyebilse de, genellikle 20-40 yaş arasında daha sık rastlanır.

    HIV’e bağlı gelişen çoğu romatizmal belirti, HIV virüsünün tedavisi ile iyileşir.

    AIDS tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, eklem ve kas ağrılarına neden olabilir, otoimmün hastalıkları tetikleyebilir.

    HIV taşıyan hastalarda en sık görünen rahatsızlık inflamasyon (iltihap, yangı), eklem ve kas ağrısıdır.

    Daha az sıklıkla septik artrit, psöriatik artrit, reaktif artrit, polimiyozit, fibromyalji ve vaskülit görülebilir.

    HIV’e bağlı romatizmal hastalıklar, direkt HIV yüzünden gelişebildiği gibi HIV’e bağlı diğer virüs ve bakteriler yüzünden de oluşabilir.

    HIV’e bağlı gelişen romatizmal hastalıklar kadınları, erkekleri ve tüm yaş gruplarını etkileyebilir. HIV bulaşmasına neden olan başlıca risk faktörleri korunmasız cinsel ilişki ve damar yoluyla alınan ilaç ve uyuşturucu kullanımında paylaşılan kirli iğnelerdir.

    Tedavi

    HIV’e bağlı romatizmal hastalıkların tedavisinde ayrıca bir romatizmal tedavi kullanılmaz. HIV tedavisinde kullanılan antiretroviral ilaçlar, romatizmal hastalık bulgularına da iyi gelir.

    Ağrı kesici ve enflamasyon giderici ilaçlar, standart AİDS tedavisine eklenmesi; kas ve eklem şikayetleri olan çoğu HIV’li hastada iyi sonuç vermektedir. Fizik tedavi önerilir.

  • Henoch-schönleın purpurası

    Henoch-schönlein purpurası (HSP) nedir?

    Genellikle geçirilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişen, küçük damarların tutulumuyla giden bir vaskülittir. Vaskülit damar duvarı iltihabi demektir. HSP’de, özellikle deri ve eklem bulguları ön plandadır. Vakaların küçük bir bölümünde HSP, şiddetli böbrek veya bağırsak hastalığına neden olabilir.

    HSP yetişkinlere oranla çocuklarda daha yaygındır, fakat yetişkinlerde ortaya çıktığında ise daha şiddetli seyir gösterebilir.

    Henoch-Schönlein Purpurası kimlerde olur?

    Genellikle, HSP bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişir. Çocuklarda vaskülitin en sık görülen şeklidir. Erkek/kadın=1,5’dur. Mevsim dönümlerinde, özellikle ilkbaharda daha fazla görülür. Çocuklarda 4-7 yaşları arasında sıktır. Sıklığı; 1,4 / 10 000’dür. Erişkinlerde ise genç-erişkinlerde (20’li yaşlarda) daha fazladır; ancak her yaşta gelişebileceği unutulmamalıdır.

    Henoch-Schönlein Purpurasının sebebi nedir?

    İmmün sistemdeki bu anormalliğin nedeni tam olarak bilinmiyor. Olguların üçte ikisinde, hastalığın bir üst solunum yolu enfeksiyonundan, ortalama on gün sonra başlaması, genetik olarak yatkın bireyde çevresel maruziyeti olarak, bir enfeksiyonun katkısı olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca yiyecekler, haşere ısırığı, aşılama gibi çevresel etkenlerin de sorumlu olabileceği sanılmaktadır.

    Henoch-Schönlein Purpurasının belirtileri nelerdir?

    Çocuk hastaların çoğunda, ele gelen purpura (cilt altında kırmızı kanama odakları) ile birlikte eklem ağrıları veya artrit (eklem iltihabı) vardır. Çocuk hastaların %70’inde mide-bağırsak sisteminin tutulmasıyla; karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal veya kabızlık vardır. Daha az oranda dışkıda kan ve mukus (sümüksü görünüm) bulunur. Daha nadiren bağırsakların iç içe geçmesi (intussepsiyon) görülebilir. Böbrek tutulumu, hastaların, %10-50’sinde hafif tutulum gösterir. Çok nadiren ilerleyici böbrek hastalığı gelişir. Olguların % 90’dan fazlası çocuklardır. Hastalık genellikle birkaç hafta içinde düzelir. Ancak, yetişkinde durum biraz farklıdır. Cilt bulguları, erişkinlerde daha değişkendir ve bazen erişkinlerde yakınmalar daha uzun sürer. Yetişkinlerde kalıcı böbrek hasarı, çocuklara göre daha fazladır. Ancak, HSP’li hastaların % 5’inden daha azında, ilerleyici böbrek yetersizliği gelişir. Bu nedenle yetişkindeki böbrek tutulumları, daha ciddiye alınmalı; erken dönemde tedavi verilmeli ve yakın takip edilmelidir.

    Yetişkinlerde HSP, sistemik vaskülitin diğer formlarıyla karışabilir. Wegener granülomatozisi ve mikroskobik polianjiitis de purpura, artrit ve böbrek iltihabı ile seyreder. Bu hastalıkların seyrinde, hem daha ciddi diğer organlarda tutulum (örneğin, akciğerler, göz ve sinir tutulumu gibi) ve daha ciddi böbrek tutulumu söz konusudur. Bu nedenle kan tahlilleri, idrar analizi, akciğer görüntüleme ve biyopsi ile dikkatli bir değerlendirmeyle ayırt edilebilir. HSP vasküliti, deri biyopsisi üzerinde direkt immünofloresan (DIF) testi ve IgA tespit edilemediğinde (eski döküntüden örnek alınması, hatalı örnek alma gibi); yanlışlıkla hipersensitivite vasküliti olarak teşhis edilebilir.

    Henoch-Schönlein Purpura nasıl teşhis edilir?

    Cildin kan damarlarının iltihabı nedeniyle ele gelen purpura (trombosit sayısı normaldir) ile birlikte diğer belirtilerden eklem bulguları, karın ağrısı ve böbrek tutulum bulgularının olması HSP düşündürür. Cilt döküntüsü dışında diğer tüm belirtiler aynı anda bulunmayabilir. HSP tanısı, (mikroskopik olarak damgasını vuran) alınan cilt biyopsisinde; küçük kan damarlarının duvarlarında IgA ve C3 (kompleman 3) birikiminin gösterilmesi ile doğrulanabilir. Ancak döküntünün ilk 48 saati içinde alınan cilt biyopsilerinde bu gösterilebilir. Daha geç alındığında kaybolabilir.

    Henoch-Schönlein Purpurası nasıl tedavi edilir?

    Cilt döküntüsü genellikle yer çekiminin fazla olduğu; kalçalar, ayak bileği ve bacaklarda gelişir. Bu nedenle hastalara, fazla ayakta kalmamaları; mümkün oldukça ayaklarını uzatmaları önerilir. Steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçlar (NSAİİ; naprosin, diklofenak, indometazin gibi) ile eklem bulguları geriler; ancak gastrointestinal (mide-bağırsak) belirtileri kötüleştirebilir ve böbrek hastalığı olan hastalarda kaçınılmalıdır. Steroidler, HSP tedavisinde; hastanın klinik bulgularına göre kullanılır. Sadece cilt döküntüsü olan olgularda, erken dönemde kullanılmaz; çünkü genellikle kendiliğinden geçer. Cilt bulguları gerilemez veya artarak devam ederse; düşük-orta dozlarda steroid kısa süre kullanılabilir. Hastaların çoğunda, eklem ve gastrointestinal bulgular olduğundan, bunları hafifletmek için de steroid kullanılır. Ciddi mide-bağırsak kanaması veya böbrek tutulumu olanlarda ise, daha yüksek dozlarda steroid kullanılır. İlerleyici böbrek tutulumu olanlarda; steroide ilaveten immünsüpresif (immün sistemi baskılayıcı) ilaçlar tedaviye eklenebilir. Hastaların üçte birinde bulgular, ilk 6 ay içinde tekrarlayabilir.

  • Romatizma nedir?

    Genel bir terim olarak romatizma kemik, kas, eklem ve bunların çevresindeki destekleyici yapıların ağrısına verilen isimdir. Romatizmal hastalıklar iltihabi olan ve olmayanlar olarak sınıflandırılabilirler. İltihabi romatizmal hastalıkların pek çoğu basit bir ifadeyle bağışıklık sisteminin uygunsuz çalışması sonucu kişinin kendi dokularına zarar verecek hastalıklar oluşturması sonucu ortaya çıkar. Bağışıklık sistemimiz normalde bize zarar verebilecek mikroplar, yabancı cisimler gibi vücudumuza yabancı etkenleri yok etmek, zararsız hale getirmek suretiyle bizi koruyan bir sistemdir. İltihabi romatizmal hastalıkların da içinde bulunduğu “Otoimün Hastalıklar” denen hastalıklar grubunda bağışıklık sistemi vücuda ait bazı dokuları da tanıyamaz hale gelir ve bu dokuları yok etmek üzere harekete geçer. Romatizmal hastalıklarda zarar gören dokular genelde eklem ve çevresindeki destek dokular olmakla beraber her organ ve dokuda bu olumsuz etki görülebilir. Örneğin “Bağ Doku Hastalıkları” ve “Vaskülit (damar iltihabı)” gibi romatizmal hastalıklarda iç organlar, dokular ve damarlarda iltihabi hastalık olmasına rağmen kas-iskelet sistemine ait şikayetler hiç olmayabilir.

    Romatoloji Uzmanı Kimdir?

    Romatoloji Uzmanı iltihabi eklem hastalıkları ve diğer romatizmal hastalıların tanı ve tedavisinde uzmanlaşmış olan hekimdir. İç Hastalıkları uzmanlık eğitimi (5 yıl) sonrası romatoloji uzmanlık eğitimi (3 yıl) alan hekimler Romatoloji Uzmanı olarak görev yapmaya hak kazanırlar. Eklemlerin ve vücudun herhangi bir sistemindeki iltihabi hastalıklar, metabolik ve bazı durumlarda mekanik kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları Romatoloji Uzmanlık alanına girmektedir. Romatoloji uzmanı, iç hastalıkları uzmanı olması nedeni ile romatizma hastalarında hastalığın kendisine veya tedavilere bağlı olarak sıkça görülebilen iç organ (kalp, böbrek, akciğer, karaciğer, mide-barsaklar vb.) sorunlarını da çözme alt yapısına sahip bulunmaktadır.

    Romatoloji Uzmanının Tanı ve Tedavisini Yaptığı Hastalıklar

    Romatoid artrit

    Spondilartropatiler ve ankilozan spondilit

    Psöriyatik artrit

    Behçet hastalığı

    Bağ dokusu hastalıkları: sistemik lupus eritematozus, skleroderma, mikst bağ dokusu hastalığı, Sjögren sendromu ve dermatomiyozit, polimiyozit

    Antifosfolipid antikor sendromu

    Damar İltihapları (Vaskülitler): Poliarteritis nodoza, Takayasu arteriti, dev hücreli arterit v.b.

    Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF)

    Akut eklem romatizması

    Reaktif artritler

    Kristal artritleri (Gut, Yalancı Gut)

    İnfeksiyöz artritler

    Amiloidoz

    Metabolik ve dejeneratif hastalıklar: osteoartrit, osteoporoz, osteomalazi ve Paget hastalığı

    Diğer sistemik hastalıkların romatizmal bulguları

  • Gut tanısı nasıl konur?

    Tanı sıklıkla bulgulara, etkilenen eklemin muayenesine göre konur. Bazen doktorunuzun bazı ek testler istemesi gerekebilir.

    Kan Testleri: Kandaki ürik asit düzeyi ölçülebilir. Kanda ürik asitin yüksek olması Gut tanısını destekler ancak kesin olarak teyit etmez. Ürik asit düzeyi yüksek olan herkeste Gut Hastalığı gelişmez. Ayrıca kan ürik asit düzeyinin akut atak sırasında normal olması da Gut olmadığı anlamına gelmez, bazı hastalarda atak sırasında ürk asit düzeyleri normal saptanabilir.

    Eklem Röntgenleri: Eğer uzun süreli ve tedavisiz kalmış Gut Hastalığınız varsa eklem hasarlarını görmekte faydalı olur. Ancak röntgen filmleri Gut tanısının teyidi için nadiren yarar sağlar, çünkü Gut Hastalığının ilk yıllarında röntgen filmleri genelde normaldir.

    Eklem Sıvısı Analizi: Şişen eklemden iğneyle sıvı örneği alıp mikroskopta ürik asit kristali aranması işlemidir. Bu işlem tanıyı teyit etmede faydalı olsa da her zaman uygulanması pratik olmayabilir. Özellikle ayak başparmağı gibi küçük eklemlerde bulunan az miktarda sıvının alınması zor ve hasta için rahatsızlık verici olabilir. Diğer büyük eklemlerde gut atağı olduğunda ise (örneğin diz) bu yöntem daha kolaylıkla kullanılabilir. Cilt altı ürik asit birikimi olan Tofüslerden de iğne ile örnek alıp incelemek mümkündür.